İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fevzi İlhan Başvurusu (B. No: 2017/31442)

1. Başvuru, sosyal güvenlik kapsamında ödenen emekli

Başvuru No2017/31442Tarih8 Eylül 2020Okuma24 dk · 4.833 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fevzi İlhan Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/31442
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.833 kelime·24 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, sosyal güvenlik kapsamında ödenen emekli

aylığının eksik ödeme yapılan ve idarenin hatanın farkına vardığı tarihten

geriye doğru beş yıldan daha önceki döneme ilişkin kısmına yönelik ödeme

talebinin zamanaşımı süresi geçtiğinden reddine karar verilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 10/8/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

bünyesinde müşavir olarak görev yapmakta iken kendi isteğiyle emekliye

sevk edilerek toplam 20 yıl 5 ay 4 gün hizmeti karşılığı üçüncü derece dördüncü

kademe üzerinden müşavir görev unvanı ile 26/2/1982 tarihinden itibaren

emekliye ayrılmıştır.

9. Başvurucunun intibakı 15/12/1984 tarihinde ikinci

derecenin birinci kademesi ve 600 ek gösterge olarak düzeltilmiştir.

10. Başvurucu, aylık miktarının hesaplanmasında

bakanlık müşavirliği kadrosu yerine akredite ve tren şefi kadrosunun

esas alınması sonucu emsallerine göre daha az emekli aylığı aldığını iddia

ederek maaşının düzeltilmesi ve emekli olduğu 1982 tarihinden bu yana oluşan

maaş farkının tarafına ödenmesi istemiyle 23/10/2015 tarihinde Sosyal Güvenlik

Kurumuna (SGK/Kurum) müracaatta bulunmuştur.

11. Kurum, mezkûr başvuru üzerine 20/11/2015 tarihli

işlemiyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun

olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi hükmü uyarınca

başvurucunun emekli aylığında hata olduğunun idarece fark edildiği 8/9/2015

tarihinden geriye doğru beş yıl gidilerek başvurucunun aylıklarının 1/10/2010

tarihinden itibaren hesaplanacağını ve buna göre fark ödemesi yapılacağını

bildirmiştir. Sonuç olarak SGK 1/10/2010 ile 1/9/2015 tarihleri arasında hak

edilen toplam 71.283,08 TL'yi hak sahibi başvurucuya öderken 1/10/2010

tarihinden önce hak edilen aylıkları zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle

ödemekten kaçınmıştır.

12. Başvurucu; emekli maaşının eksik ödendiğinin uzun

süre sonra anlaşıldığını, emekli olduğu tarihte verilen emekli kimlik kartında

unvanının müşavir, maaşının ikinci derece birinci kademe yazdığını, bu

bilgilere göre maaşının doğru hesaplanarak bağlandığına itimat ettiğini ve

emsallerinin yüksek maaş aldığını tesadüfen öğrendiğini belirterek 22/12/2015

tarihli dilekçeyle işlemin iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesinde dava

açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde ayrıca söz konusu işlem nedeniyle yoksun

kaldığı parasal haklarının tazmini ile idarece kabul edilen beş yıllık süreden

önceki yirmi sekiz yıllık emekli aylığının da hesaplanarak tarafına ödenmesini

talep etmiştir.

13. Mahkeme 17/11/2016 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Mahkeme kararının gerekçesinde, SGK tarafından 5434 sayılı Kanun'un

olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi hükmü uyarınca

başvurucunun 23/10/2015 tarihli dilekçesinden önce emekli aylığındaki

yanlışlığın fark edildiği 8/9/2015 tarihinden beş yıl geriye gidilerek

1/10/2010 tarihinden itibaren 2.000 makam ve 8.000 görev tazminatı

göstergesinden yararlandırıldığına, ek göstergesinin ise 1/10/2008 tarihinden

itibaren +3.000, 1/7/2013 tarihinden itibaren +3.600 olarak uygulanıp

düzeltildiğine, buna göre de 1/10/2010 ile 1/9/2015 dönemindeki maaş farkı

tutarı 71.283,08 TL'nin başvurucu adına tahakkuk edilerek 12/10/2015 tarihinde

başvurucuya ödendiğine işaret edilmiştir. Mahkemeye göre bu durumda 5434 sayılı

Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi hükmü uyarınca

idarece hatanın fark edildiği 8/9/2015 tarihinden geriye doğru beş yıllık

süreyi kapsayan 1/10/2010-1/9/2015 dönemi için maaş farklarının tazmini mümkün

olup anılan hüküm gereği SGK'nın 1/10/2010 tarihinden öncesine yönelik olarak

başvurucuya ödeme yapması mümkün değildir.

14. Başvurucu bu karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesinde

istinaf yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava

Dairesi 12/5/2017 tarihli kararla başvurucunun istinaf talebini kesin olarak

reddetmiştir.

15. Nihai karar 12/7/2017 tarihinde tebliğ edilmiş,

başvurucu 10/8/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat

Hükümleri

16. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte olan

mülga 117. maddesi şöyledir:

"Bu kanun gereğince çeşitli adlarla

ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihten itibaren 5 yıl sonuna kadar

alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanlar Sandık lehine

zamanaşımına uğrar."

17. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte

bulunan 118. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Sandığa müracaat etmemenin makbul

veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler hakkında

yukarıdaki maddeler hükümleri uygulanmaz. Ölümü duymamış olmak, ispat edilmek

şartıyla, mücbir sebep sayılır."

2. Danıştay

İçtihadı

18. Danıştay Onbirinci Dairesinin 8/12/2014 tarihli ve

E.2011/8192, K.2014/7829 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Davacı, emekli aylığının eksik

ödendiğini uzun süre sonra tesadüfen öğrendiğini ve davalı İdareye başvurusunun

gecikmesinin makbul bir sebebe dayandığını ileri sürerek Mahkeme kararının

temyizen incelenerek bozulmasını istemektedir.

İşlem tesis edildiği tarihte yürürlükte

olan 5434 sayılı Kanun'un 117. Maddesinde; 'Bu Kanun gereğince çeşitli adlarla

ödenecek paralardan; istihkak kesbedildiği tarihlerden itibaren beş yıl sonuna

kadar alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanlar Sandık lehine

zaman aşımına uğrar.' hükmüne yer verilmiş; 118. maddesinde de Sandığa müracaat

etmemenin makbul veya mücbir bir sebebe dayandığını genel hükümlere göre ispat edenler

hakkında 117. madde hükmünün uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

Görüleceği üzere, 5434 sayılı Kanun'un

118. maddesinde; 5434 sayılı Kanun gereği hak sahiplerine ödenecek paraların

belli bir sürede istenilmemesi durumunda Sandık lehine zaman aşımına

uğrayacağını düzenleyen 117. maddedeki kurala bir istisna getirilerek, Sandığa

başvurmamanın makbul veya mücbir bir sebebe dayandığının genel hükümlere göre

ispatlanması halinde, zaman aşımının uygulanmayacağı hüküm altına alınmıştır.

5434 sayılı Kanun'un 118. maddesinin

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 194 No'lu Komisyon Raporunda yer alan

gerekçesinde de '..... 116. ve 117'nci maddelerde yazılı müddetlerin makbul ve

mücbir bir sebep tahtında geçtiği usulen ispat olunan hallerde zaman aşımının

nazara alınmayacağı' belirtilmiştir.

Dosyanın incelenmesinden; davacının Hava

Kuvvetleri Komutanlığı emrinde 38 yıl 3 ay görev yaptıktan sonra, 17.3.1992

tarihinde 'pilot kurmay yarbay' rütbesinden emekli olduğu, kendisinden daha alt

rütbelerden emekli olan meslektaşlarına daha fazla emekli aylığı ödendiğini

tesadüfen fark ettiği, yaptığı araştırma neticesinde eksik ödemenin davalı

idare nezdinde 'yüzbaşı' rütbesi ile kayıtlı olmasından kaynaklandığını

öğrendiği ve bunun üzerine 11.9.2009 tarihli dilekçe ile eksik ödenen emekli

aylığının düzeltilmesini ve emekli olduğu 1992 yılından beri oluşan aylık

farklarının yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesini talep ettiği; davalı

idarece davalının emeklilik sicil dosyasının incelenerek yanlışlığın

düzeltildiği, buna karşılık 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun 117. maddesi

uyarınca, davacının davalı idareye başvurduğu 11.9.2009 tarihinden beş yıl

geriye gidilerek 1.10.2004 tarihinden itibaren aylık farklarının ödendiğini,

bakılmakta olan davanın ise davacının emekli olduğu 15.4.1992 tarihi ile

1.10.2004 tarihi arasındaki döneme ilişkin ödenmeyen aylık farklarının yasal

faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebinin reddine dair işlemin iptali ve bu

işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların yasal faizi ile tazmini

istemiyle açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu durumda, 23.3.1992 tarihli ve 25701

sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığınca Bağlanan Emekli Aylığı İçin

Verilen Özel Belgede, davacının emekli olmadan önceki son rütbesinin 'pilot

kurmay yarbay' olarak belirtildiği; buna karşın davalı İdare tarafından

davacıya 'yüzbaşı' rütbesi esas alınarak emekli aylığı ödendiği, yukarıda

belirtilen belgede rütbesi 'pilot kurmay yarbay' olduğu ifade edildiğinden

davacının, bu rütbe üzerinden kendisine emekli aylığı ödendiğini düşünmesinin

hayatın olağan akışına uygun olduğu; belirtilen yanlışlığı tesadüfen öğrenerek

5434 sayılı Kanun'un 117. maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin

geçmesinden sonra Sandığa başvurmasının makbul bir sebebe dayandığı

görüldüğünden; davanın reddi yolunda verilen Mahkeme kararında hukuka uygunluk

bulunmamaktadır.

..."

B. Uluslararası

Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve

mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse,

ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası

hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin,

mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin

ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'ye ek

1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi anlamında ancak mülk teşkil eden şeylere

müdahale edilmesi koşuluyla anılan hükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini

vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger

ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti [BD], (k.k.)B. No: 39794/98, 10/7/2002, §

69). 1 No.lu Protokol bağlamında mülk kavramı, iç hukuktaki formel

sınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya,

B. No:33202/96, 5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı ve

diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). Mülk

kavramının özerk yorumlanması, maddi varlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması

anlamına da gelmektedir. Bu bağlamda mal varlığını oluşturan hak ve menfaatler

de bu hüküm çerçevesinde mülkiyet hakkı kapsamında, diğer bir deyişle mülk

olarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96,

22/6/2004, § 129).

21. AİHM’e göre ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi mevcut

mülkleri veya varlıkları kapsamakta olup mülk edinmeyi garanti altına almaz (Kopecky/Slovakya,

§ 35; Gratzinger ve Gratzingerova, § 69). Bununla birlikte AİHM mevcut

mülk veya mal varlığının yanında mülkiyet hakkından etkili yararlanmanın

teminine yönelik en azından meşru bir beklentinin bulunduğunun iddia

edilebilmesine imkân tanıyan taleplerin de mülk kapsamına girdiğini kabul

etmektedir. Buna karşılık mülkiyet hakkının tanınacağı umudunun ek 1 No.lu

Protokol’ün 1. maddesi anlamında mülk olarak görülmesinin mümkün

olmadığını ifade etmektedir (Kopecky/Slovakya, § 35; Gratzinger ve

Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti, § 69; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam

II/Almanya, B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; Stretch/Birleşik Krallık,

B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 32).

22. AİHM, ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi kapsamındaki

davalara genel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk

edinme hakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve

sosyal yardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmün

Sözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıp

uygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerin

sağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesi

hususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM'e

göre Sözleşmeci devletlerin -ister önceden kişilerin katkı yapma şartına bağlı

olsun ister olmasın- sosyal yardım ödemesi yapılmasını öngören yasal bir

düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest)

doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B. No: 10373/05, 15/9/2009,

§ 38).

23. AİHM modern demokratik devletlerde birçok bireyin

yaşamlarını sürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal

güvenlik ve sosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM,

birçok hukuk sisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve

güvenliğe ihtiyaç duyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar

sağladığını ve bu çerçevede öngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi

şartıyla bu bireylere çeşitli ödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer

verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM'e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım

alma hakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi kapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39). Öte

yandan tartışma konusu ekonomik menfaate hak kazanmanın şarta bağlandığı

durumlarda koşulun yerine getirilmemesi sonucu kaybedilen şarta bağlı hakkın ek

1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi anlamında mülk olarak değerlendirilmesi mümkün

değildir (Moskal/Polonya, § 40).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, SGK'ca tarafına eksik ödenmiş olan

yaklaşık yirmi sekiz yıllık emekli aylığının yeniden hesaplanarak ödenmemiş

tutarların ödenmesi istemiyle SGK'ya yaptığı müracaatın sonuçsuz kaldığını

ileri sürmektedir. Başvurucu, SGK'nın 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde

yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi uyarınca idareye yapılan başvurudan

itibaren geriye doğru beş yıllık süreyi kapsayan dönem için maddi kayıplarının

telafi edilebileceği gerekçesiyle otuz üç yıl eksik ödenmiş emekli aylığının

sadece beş yıllık kısmını doğru tutarda ödemesinden yakınmaktadır.

26. Başvurucu, SGK'ya daha önceden istihkak için müracaat

etmemesinin makbul ve mücbir sebebe dayanıyor olmasına rağmen hakkında haksız

yere zamanaşımı hükümleri uygulandığını ifade etmektedir. Başvurucu ayrıca

Danıştayın emsal kararlarının derece mahkemeleri tarafından dikkate

alınmamasından da şikâyet etmektedir. Başvurucu sonuç olarak emekli

aylıklarının idarenin hatalı işlemiyle farklı bir unvan esas alınmak suretiyle

düşük ödenmesi üzerine açılan davada 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde

yürürlükte bulunan mülga 118. maddesindeki hüküm ile bu hükme dayalı Danıştay

kararları dikkate alınmadan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

27. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar

başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras

haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum

yararına aykırı olamaz."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü aylık miktarının hesaplanmasında bakanlık

müşavirliği kadrosu yerine akredite ve tren şefi kadrosunun esas

alınması sonucu emekli aylığının emsallerine göre eksik ödenmesi ve daha sonra

yapılan düzeltme işleminde, eksik ödenmiş olan yirmi sekiz yıllık aylıktan sadece

beş yıllık emekli aylığının doğru tutarda ödenmesine karar verildiği olduğundan

şikâyetlerin bir bütün olarak mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Mülkün

Varlığı

30. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir

kimse, önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa

Ateşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle

öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren

mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındaki hukuki

durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382,

16/4/2013, § 26; İhsan Vurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

31. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan

mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her

türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §

20).

32. Başvurucunun talep ettiği makam ve görev tazminatı

emekli aylığının unsurlarından olup emekli aylığı alacağının ise Anayasa'nın

35. maddesi anlamında mülkiyet hakkı kapsamında mülk teşkil ettiği

kuşkusuzdur (benzer değerlendirmeler için bkz. Naci Altınbulduk, B. No:

2017/38608, 11/12/2019, § 19; Muzaffer Peker, B. No: 2016/7192,

7/11/2019, § 31; AYM, E.2009/19, K.2011/4, 6/1/2011).

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar

vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi

dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma

olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma

ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin sınırlanması

mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B.

No: 2014/1546, 2/2/2017, § 53).

34. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas

eden diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş;

ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun

bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son

fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol

etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep

Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

35. Somut olayda 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde

yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi hükmü uyarınca idarece hatanın fark

edildiği 8/9/2015 tarihinden geriye doğru beş yıllık süreyi kapsayan 1/10/2010

ile 1/9/2015 dönemi için maaş farklarının tazmininin mümkün olup anılan hüküm

gereği SGK'ca 1/10/2010 tarihinden öncesine yönelik olarak başvurucuya ödeme

yapılmasının mümkün olmadığı hususu derece mahkemelerince kabul edilmiştir.

Buna göre başvuru konusu olayda idarece aylık miktarının hesaplanmasında yanlış

kadronun esas alınması nedeniyle başvurucunun emekli olduğu 1982 yılından bu

yana emekli maaşını emsallerine göre eksik almasının mülkiyet hakkına müdahale

teşkil ettiği açıktır. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin sosyal

güvenlik alanının düzenlenmesine yönelik olduğu anlaşıldığından başvurunun

mülkiyet hakkının kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde

incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

36. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

37. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız

bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan

ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

38. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk

incelenmesi gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı

tespit edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı

olması, müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir

kanun hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK],

B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No:

2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:

2013/1301, 30/12/2014, § 55).

39. Başvurucunun emekli aylığının eksik ödendiği SGK ve

derece mahkemelerince de kabul edilmiştir. Ancak 5434 sayılı Kanun'un mülga

117. maddesi uyarınca beş yıllık zamanaşımı süresi gerekçe gösterilerek beş

yıldan önceki eksik ödenen aylık unsurlarının ödenemeyeceği sonucuna

varılmıştır. Bununla birlikte başvurucu aynı Kanun'un mülga 118. maddesi

uyarınca söz konusu kurala bir istisna getirilerek Emekli Sandığına

başvurmamanın makbul veya mücbir bir sebebe dayandığının genel hükümlere göre

ispatlanması hâlinde zamanaşımının uygulanmayacağını öne sürmüştür. Başvurucu

bu hususu yargılama sırasında da dile getirmiş ancak derece mahkemelerince bu

iddia yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadığı görülmüştür (bkz. §§ 13,

14). Bu bağlamda başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni

dayanağı yönünden de sorun olduğu kabul edilmekle birlikte somut olayın

koşullarında derece mahkemelerinin yaklaşımı dikkate alındığında müdahalenin

ölçülülüğü bağlamında usule ilişkin güvencelerin yerine getirilip getirilmediği

değerlendirilerek sonuca varılması uygun görülmüştür.

ii. Meşru Amaç

40. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılması

imkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B.

No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239,

20/3/2014, §§ 28, 29).

41. Anayasa'nın sosyal güvenlik hakkının yer aldığı 60.

maddesinde "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu

güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denilmektedir.

Sosyal güvenlik bireylerin istek ve iradeleri dışında oluşan sosyal risklerin

kendilerinin ve geçindirmekle yükümlü oldukları kişilerin üzerindeki gelir

azaltıcı ve harcama artırıcı etkilerini en aza indirmek, ayrıca sağlıklı ve

asgari hayat standardını güvence altına alabilmektir. Bu güvencenin

gerçekleştirilebilmesi için sosyal güvenlik kuruluşları oluşturularak kişilerin

yaşlılık, hastalık, malullük, kaza ve ölüm gibi sosyal risklere karşı asgari yaşam

düzeylerinin korunması amaçlanmaktadır (AYM, E.2006/111, K.2006/112,

15/12/2006).

42. Emekli aylığının ödenmesinin beş yıl içinde başvuru

koşuluna bağlanmasının temelinde yatan amaç hukuki güvenlik ve istikrarın

sağlanması, yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmiş

uyuşmazlıklarla uğraşmasının önlenmesidir. Bu amacın kamu yararına dönük olduğu

açıktır. Dolayısıyla başvurucunun geriye dönük olarak kendisine yaşlılık aylığı

ödenmesi isteğinin beş yılla sınırlandırılmış olmasının kamu yararı amacına

dayandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu

sonucuna ulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yeşim

Bullock, B. No: 2014/13223, 20/9/2017, § 50).

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

43. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı

gerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük

ilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.

44. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik

ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin

zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının

mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve

diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

45. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; bir

taraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahalenin

niteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde

bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven,

B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501,

6/7/2017, § 71).

46. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir

güvenceden söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde -Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere- mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması

güvencesini kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe

bakılarak yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

47. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel

kişiler arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu

gücü olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının

söz konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk tarafların bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup

End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

48. 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte

bulunan mülga 117. maddesi ile anılan Kanun gereğince çeşitli adlarla ödenecek

paralardan istihkak kesbedildiği tarihten itibaren beş yıl sonuna kadar

alınmayan veya yazı ile müracaat edilerek aranmayanların Emekli Sandığı lehine

zamanaşımına uğrayacağı yönünde bir hüküm getirilmiştir. Nitekim SGK, bu hüküm

doğrultusunda başvurucunun 23/10/2015 tarihli dilekçesinden önce emekli aylığındaki

yanlışlığın fark edildiği 8/9/2015 tarihinden beş yıl geriye giderek 1/10/2010

tarihinden itibaren başvurucuyu 2.000 makam ve 8.000 görev tazminatı

göstergesinden yararlandırmıştır. SGK ayrıca başvurucunun ek göstergesini

1/10/2008 tarihinden itibaren +3.000, 1/7/2013 tarihinden itibaren ise +3.600

olarak uygulayıp düzeltmiştir. Kurum nihai olarak 1/10/2010 ile 1/9/2015

dönemindeki maaş farkı tutarı 71.283,08 TL'yi başvurucuya 12/10/2015 tarihinde

ödemiştir.

49. Bununla birlikte başvurucu ayrıca 1/10/2010

tarihinden öncesine yönelik olarak yoksun kaldığı parasal haklarının SGK'ca

ödenmemesinden de yakınmaktadır.Başvurucuya göre bu sebeple emekli olduğu 1982

tarihinden bu yana oluşan tüm maaş farkının tarafına ödenmesi gerekmektedir.

SGK ise bu ödemelerin yapılmasına 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde

yürürlükte bulunan mülga 117. maddesi uyarınca zamanaşımı gerekçesiyle imkân

bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu aynı Kanun'un mülga 118. maddesi uyarınca

makul bir sebebe dayandığını belirterek söz konusu zamanaşımı hükmünün

uygulanamayacağını öne sürmüştür. Başvurucu esas itibarıyla kendisine verilen

emekli kartında müşavir olduğu açıkça belirtilmiş olmasının emsal Danıştay

içtihadına göre haklı bir sebep oluşturduğunu belirtmiştir.

50. Bu bağlamda bireysel başvurunun ikincil doğası gereği

Anayasa Mahkemesinin görevi, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin olguları

değerlendirmek ve bununla ilgili hukuk kurallarını yorumlamak değildir. Bu

görev, esas itibarıyla derece mahkemelerine ait olup bu kapsamda delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması açık bir keyfîliğe veya

bariz bir takdir hatasına yol açılmadığı sürece derece mahkemelerinin

takdirindedir (Ayten Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018, § 49). Bu

kapsamda somut olayda 5434 sayılı Kanun'un olay tarihinde yürürlükte bulunan

mülga 118. maddesinin uygulama alanı bulup bulmayacağının takdiri de derece

mahkemelerine aittir. Ayrıca sosyal güvenlik gibi teknik ve karmaşık bir alanda

kanunların nasıl yorumlanarak uygulanacağını belirlemek ilgili uzman

mahkemelerin, itiraz ve temyiz ile görevli mahkemelerin yetki ve

sorumluluğundadır. Bununla birlikte mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri

çerçevesinde başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecek nitelikteki

iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanıp

karşılanmadığının belirlenmesi gerekir. Buna göre somut olayda başvurucunun

anılan maddenin uygulanması gerektiği yönündeki iddiasının uyuşmazlığın

sonucuna etkili olabilecek ciddi bir nitelik taşıyıp taşımadığı ve bu iddianın

derece mahkemelerince karşılanıp karşılanmadığı önem taşımaktadır.

51. Öncelikle başvurucunun söz konusu talebi 5434 sayılı

Kanun'un mülga 117. maddesi uyarınca reddedilmiş olup başvurucu ise aynı

Kanun'un mülga 118. maddesinin bu kapsamda bir istisna getirdiğini öne

sürmektedir. Öte yandan başvurucu bu iddiasını destekleyen nitelikte emsal

Danıştay kararları bulunduğunu da dile getirmiştir. Nitekim Danıştay Onbirinci

Dairesinin 8/12/2014 tarihli kararıyla, emekli olmadan önceki son rütbesi pilot

kurmay yarbay olan davacıya davalı idare tarafından yüzbaşı rütbesi

esas alınarak emekli aylığı ödendiği olayda 5434 sayılı Kanun'un mülga 117.

maddesinde düzenlenen zamanaşımı süresinin geçmesinden sonra davacının Emekli

Sandığına başvurmasının makbul bir sebebe dayandığı kabul edilerek mülga 118.

maddenin uygulandığı görülmektedir (bkz. § 18). Bu durumda başvurucunun iddiası

uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etkili olabilecek ciddi bir nitelik

taşımaktadır.

52. Başvurucunun bu iddiasını yargılama sırasında açık

bir biçimde dile getirdiği görülmektedir. Ancak ilk derece mahkemesince konu

hakkında bir değerlendirme yapılmadığı gibi Bölge İdare Mahkemesi de 12/5/2017

tarihli kararıyla ilk derece mahkemesince verilen kararın usul ve kanun

hükümleri ile hukuka uygun olup kaldırılmasını gerektiren bir neden

bulunmadığından istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir. Dolayısıyla Bölge

İdare Mahkemesi de başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna etkili olabilecek

nitelikteki bu iddiasını karşılamamıştır.

53. Sonuç olarak başvurucunun emekli aylığının eksik

ödendiğinin idare ve derece mahkemelerince de kabul edildiği olayda eksik

ödenen aylık unsurları 5434 sayılı Kanun'un mülga 117. maddesindeki zamanaşımı

süresi uygulanarak yalnızca beş yılık süre için ödenmiştir. Başvurucu ise aynı

Kanun'un mülga 118. maddesini gerekçe göstererek beş yıldan önceki geriye dönük

aylık unsurlarının da ödenebileceğini öne sürmüştür. Başvurucu ayrıca kendisine

verilen emekli kimlik kartında unvanının müşavir, maaşının 2. derece 1. kademe

olarak yazması nedeniyle yanlışlığı öğrenme imkanını bulunmadığını da

aşamalarda dile getirmiştir. Bununla birlikte başvurucunun uyuşmazlığın

sonucuna etkili olabilecek ciddi mahiyetteki iddia ve itirazları derece

mahkemelerince yukarıda değinildiği üzere karşılanmamıştır. Dolayısıyla somut

olay bağlamında mülkiyet hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine

getirilmediği kanaatine varılmıştır. Buna göre başvurucunun mülkiyet hakkının

korunması ile müdahalenin kamu yararı amacı arasındaki olması gereken adil

denge başvurucu aleyhine bozulmuş olup müdahale ölçüsüzdür.

54. Açıklanan gerekçeyle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvurucu, yeniden yargılama yapılması ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

57. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararında

ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel

ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir

kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

58. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

59. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki

benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla

yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim

yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına

bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§

58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).

60. Anayasa Mahkemesi başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna

etkili olabilecek ciddi mahiyetteki iddia ve itirazının derece mahkemelerince

karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

61. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise usul hukukunda yer alan benzer kurumlardan

farklı ve bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50.

maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, öncelikle hak

ihlaline yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılmasından ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 5. İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

62. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi yeterli

bir giderim sağladığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar

verilmesi gerekir.

63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harçtan

oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara

5. İdare Mahkemesine (E.2015/3414, K.2016/4502) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Burhan ÜSTÜN

Muammer TOPAL

Selahaddin MENTEŞ

Raportör

:

M. Emin ŞAHİNER

Başvurucu : Fevzi İLHAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/31442, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. IV. İlgili
  9. Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası
  12. V. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun
  15. B. Değerlendirme
  16. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  17. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan
  18. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  19. E. 257,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin
  20. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  21. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. M. Emin ŞAHİNER
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/31442
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Şemsettin Köseoğlu ve Zafer Köseoğlu Başvurusu (B. No: 2016/73175)
  • Hatice Çalış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/40500)
  • S.s. Başvurusu (B. No: 2017/4839)
  • Ertuğrul Şahin Başvurusu (B. No: 2017/31126)
  • Hamdi Uluçay Başvurusu (B. No: 2017/36300)
  • Levent Tütüncü Başvurusu (B. No: 2015/7108)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.