İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Levent Tütüncü Başvurusu (B. No: 2015/7108)

1. Başvuru; psikolojik taciz sebebiyle açılan tam yargı davasında

Başvuru No2015/7108Tarih8 Eylül 2020Okuma22 dk · 4.362 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Levent Tütüncü Başvurusu (2)

Karar tarihi
8 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2015/7108
R.G. Tarih ve Sayı
23/10/2020-31283
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.362 kelime·22 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; psikolojik taciz sebebiyle açılan tam yargı davasında

dilekçenin reddine karar verilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, karar

düzeltme talebinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin aynı dairesi tarafından

karara bağlanması nedeniyle iki dereceli yargılama hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 21/4/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde tespit edilen eksikliklerin verilen sürede tamamlanmadığı

gerekçesiyle başvuru hakkında idari ret kararı verilmiştir.

4. Komisyonca başvurucunun idari ret kararına yönelik

itirazının kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Eğitim Hastanesinde Kadın

Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde askerî tabip kıdemli albay olarak görev

yaparken isteği üzerine 16/9/2013 tarihinde emekli olmuştur.

9. Başvurucu; meslek hayatının son yıllarında çalıştığı

birimlerde çeşitli haksızlıklara, yıldırmalara ve ruhsal tacize maruz kaldığı,

kendisine mobbing uygulandığı ve söz konusu haksız eylem ve işlemler

nedeniyle erken emekli olmak zorunda bırakıldığı, ruh sağlığının bozulduğu ve

mesleki itibarının zedelendiğinden bahisle uğradığını ileri sürdüğü maddi ve

manevi zararlarının tazmin edilmesi istemiyle 12/9/2014 tarihinde Millî Savunma

Bakanlığına başvuruda bulunmuştur.

10. Başvurucunun talebi cevap verilmemek suretiyle zımnen

reddedilmiştir.

11. Başvurucu, zımnen ret kararının ardından 12/1/2015

tarihinde şimdilik 1.000 TL maddi ve 9.000 TL manevi zararlarının tazmini

istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde tam yargı davası

açmıştır. Başvurucu, maruz kaldığını iddia ettiği işlem ve eylemleri dava

dilekçesinde şöyle sıralamıştır:

- Çalıştığı klinikte bulunan ve ihtisası gereği ihtiyaç

duyduğu bazı tıbbi cihazları kullanma imkânından mahrum bırakıldığını, öğretim

üyesi olarak görev yaptığı birimde asistanlara vermek istediği eğitimin

engellendiğini, sebepsiz olarak tez danışmanlığı görevine son verilip bu

görevin kendisinden daha az tecrübeli olan başka bir öğretim üyesine

verildiğini, yaptığı ameliyatlara uygun şartlarda girmesinin ve hasta

vizitelerinin engellendiğini, bilimsel kongre ve sempozyumlara konuşmacı olarak

katılmasına izin verilmediğini belirtmiştir.

- Ayrıca yıllık izindeyken kendisi hakkında olumsuz

kanaat oluşturulması amacıyla sorumlusu olduğu birimdeki bazı belgelerde

tahrifat yapıldığını ve anılan hususla ilgili yetkili makamlarca araştırma

yapılmadığını, çalışma odasının değiştirilmesi sonucunda henüz taşınma

aşamasındayken eski odasının kilidinin değiştirilmesi üzerine eşyalarının bir

kısmını almasının engellendiğini ve yaşananlar nedeniyle haksız olarak disiplin

cezası ile tecziye edildiğini, astı olan hemşirenin saygısız tutumu üzerine

yaptığı şikâyetin dikkate alınmadığını, sorumlusu olduğu birimde görev yapan

hemşirelere nöbet yazılması üzerine nöbet tutan personelin nöbet istirahatine

ayrılması nedeniyle hizmette aksamalar yaşandığını vurgulamıştır.

- Akademik nitelikteki makalesinin yayımlandığı

uluslararası bir derginin editörlerine amiri konumunda bulunan kişi tarafından

asılsız beyanlarda bulunulduğunu ve anılan makalenin yayından kaldırıldığını,

akademik başvuru dosyasının gizlilik çerçevesinde incelenmesi gerekirken

yetkisi olmayan kişilerce paylaşılması sonucunda savunma yapamayacağı ve

müdahalede bulunamayacağı bir haksızlığa uğradığını, açılan profesörlük

kadrosuna atanmak için akademik puanı ve donanımı yeterli olmasına rağmen

kanuna aykırı olarak söz konusu kadroya sivil bir öğretim üyesinin atandığını

ve kendisine iki yıl boyunca akademik kadrolara başvuramama cezasının

verildiğini ifade etmiştir.

12. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 4/3/2015 tarihli

kararıyla dilekçenin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu'nun 38'inci maddesine göre 20'nci madde de yazılı idari eylem

ve işlemler aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı belirtilmesine rağmen davacı

vekilince aralarında maddi ve hukuki irtibat bulunmayan birçok eylem ve işlemin

'mobing' şeklinde tanımlanarak tek bir dava dilekçesiyle dava açıldığı, oysa ki

'mobing' şeklinde tanımlanan işlem ve eylemler bütününün her birinin somut

olarak meydana gelip gelmediği, gelmiş ise tazminat gerektirip gerektirmediği

hususları ile bu eylem ve işlemler ile ilgili dava açma süresinin farklı

kriterlere tabi olduğu, ayrıca bu eylem ve işlemlerle ilgili olarak görevli

AYİM Dairelerinin farklı olduğu, yine yasalarda 'mobing' diye bir davranış

tarzının tanımlanmadığı, bu nedenlerle davacı vekilince 'mobing' diye

tanımlanan her bir eylem ve işlem için iddia edilen eylem ve işlemin ve her bir

eylem ve işlemden doğan maddi ve manevi zararın ne olduğunun ayrıntılı olarak

belirtilerek, her bir eylem ve işlem için ayrı ayrı dava dilekçesiyle dava

açılması gerektiği anlaşılmıştır."

13. Karar 23/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu karar düzeltme isteminde bulunmamıştır.

14. Başvurucu 21/4/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

15. Anayasa Mahkemesi; Mahkemenin 4/3/2015 tarihli dava

dilekçesinin reddi kararı üzerine benzer taleple aynı mahkemede ya da farklı

mahkemede yeniden dava açılıp açılmadığı, açıldıysa ilgili mahkemelere yönelik

esas ve karar numaraları ile karar sonuçlarına yönelik belgelerin gönderilmesi

hususlarında başvurucudan bilgi istemiştir. Başvurucu vekilince gönderilen

9/7/2020 tarihli yazı ve eklerinde; Mahkemenin 4/3/2015 tarihli dava

dilekçesinin reddi kararı üzerine sadece zincir işlem olarak gördükleri

işlemlerin son halkası olan disiplin cezası işlemi baz alınarak dava

dilekçesinin yenilendiği, ilk dilekçede belirtilen on altı ayrı idari işlem ve

eylem için ise dava açmanın ekonomik olmaması ve süre aşımı ile

karşılaşılabileceğinden dilekçelerin yenilenmediği ifade edilmiştir. Ayrıca

askerî mahkemelerin kapatılması nedeniyle anılan dosyanın Ankara 23. İdare

Mahkemesince görüldüğü, anılan Mahkemece 25/2/2020 tarihinde davanın kabulüne

karar verildiği ve davanın istinaf aşamasında derdest olduğu belirtilmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Mevzuat

Hükümleri

16. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk

Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker

kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden

doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve

diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar..."

17. 1602 sayılı mülga Kanun’un 36. maddesi şöyledir:

''Askeri kişilerle ilgili idari eylem ve

işlemlere ilişkin idari davalar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığına

hitaben yazılmış dilekçeler ile açılır. Dilekçeler, Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Başkanlığına verilir.

Dilekçelerde:

a) Tarafların ad ve soyadları ile sınıf

ve rütbeleri, duhulü, nasbı, adresleri ve unvanları; varsa vekillerinin veya

temsilcilerinin ad ve soyadları ile adresleri ve unvanları;

b) Davanın konusu ve sebepleri ile

dayandığı deliller;

c) Davaya konu olan idari eylem ve

işlemin yazılı bildirim tarihi;

d) Tazminat davalarında uyuşmazlık

konusu miktar gösterilir.

Dilekçeler ile bunlara ekli evrakın

örnekleri karşı taraf sayısından bir fazla olur."

18. 1602 sayılı mülga Kanun'un 38. maddesi şöyledir:

"20 nci maddede yazılı idari eylem

ve işlemler aleyhine ayrı ayrı dava açılır. Ancak aralarında maddi ve hukuki

bakımdan bağlılık varsa, aynı şahsı ilgilendiren birden fazla eylem ve işlemler

aleyhine bir dilekçe ile de dava açılabilir."

19. 1602 sayılı mülga Kanun'un 44. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Kaydı yapılan dilekçeler, Genel

Sekreterlikçe;

...

e) 36 ve 38 inci maddelere uygun olup

olmaması,

...

Noktalarından sırası ile incelenir.

...Bu noktalardan kanuna aykırı

görülmeyenlerin tebligat işleri yapılır.”

20. 1602 sayılı mülga Kanun'un 45. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

''Daireler veya Daireler Kuruluna gelen

dilekçelerde 44 üncü maddede yazılı noktalardan kanunsuzluk görülürse:

...

B)...(e) bendinde yazılı halde bir

defaya mahsus olmak üzere otuz gün içinde 36 ve 38 inci maddelere uygun şekilde

yeniden düzenlemek veya noksanları tamamlamak ...üzere dilekçelerin reddine...karar

verilir.

...

Bu kararlara karşı düzeltme yoluna

başvurulabilir. Bu halde otuz günlük süre bu konudaki kararın tebliği

tarihinden itibaren işlemeye başlar.''

B. Yargı

Kararları

21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25/9/2013 tarihli ve

E.2012/9-1925, K.2013/1407 sayılı kararında mobbing şu şekilde tanımlanmıştır:

"Türk Hukukunda psikolojik taciz

(mobbing); işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından

sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet,

aşağılama gibi davranışlar olarak ifade edilmiştir. Psikolojik tacizin en bariz

örnekleri, kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle

azarlamak, sürekli eleştiri, çalışan iş ortamında yokmuş gibi davranmak,

iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş

olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer

değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi sayılabilir...

Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik

taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak

gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hal

alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut

olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik tacizin nedenleri

farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını

sağlamaktır."

22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 27/12/2013 tarihli ve

E.2013/693, K.2013/30811 sayılı kararında mobbinge yönelik şu ifadeye yer verilmiştir:

"...Mobbingin varlığı için kişilik

haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik

haksızlığın yeterli olduğu..."

23. Danıştay İkinci Dairesinin 25/10/2017 tarihli ve

E.2015/6046, K.2017/6537 sayılı kararında mobbing şu şekilde tanımlanmıştır:

"Mobbing; işyerlerinde bir veya

birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik

gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma,

pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların

kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına

zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak

tanımlanmaktadır.

Mobbinge maruz kalan kişilerin,

gördükleri zararın büyüklüğü ve etkisiyle işlerini yapamaz duruma gelmeleri söz

konusudur. Psikolojik tacizin (mobbing) en bariz örneklerine ise; kendini

göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, aşağılamak,

sürekli eleştirmek, iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi,

fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli

iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler

verilmesi ve her türlü kötü muamele, tehdit gibi durumlar gösterilmektedir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu; mobbingin bezdirmeye yönelik zincirleme

eylem ve işlemlerden oluştuğunu, bu eylem ve işlemlerin bir arada

değerlendirilmesi gerektiğini, eylem ve işlemlerin tek başına etkileri ile

zincir hâlinde ve üç yıllık bir döneme yayılmış durumdaki etkilerinin

değerlendirmesinin farklı olacağını, sistematik biçimde uygulanan ve

tekrarlanan her türlü kötü muamelenin adli ve idari yargı mercilerince mobbing

olarak kabul edildiğini, her bir eylem ve işleme karşı ayrı ayrı dava

açılmasının usul ekonomisine de aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının,

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile hukuk devleti

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

26. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti"

kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialarının

adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

29. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunulabilmesi için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem

veya eylem için öngörülen idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilmiş olması gerekir. Bireysel başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama

yolu olması nedeniyle asıl olan, hak ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı

gösterilmesi ve olası bir ihlal durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan

yollarla giderilmesidir. Bu nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda

öngörülen olağan yollar tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı

durumlarda gidilebilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 27).

30. Somut olayda başvurucu, psikolojik taciz sebebiyle

oluştuğunu iddia ettiği zararların tazmini istemiyle dava açmış; Mahkeme;

yasalarda mobbing diye bir davranış tarzının tanımlanmadığını, her bir eylem ve

işlem için ayrı ayrı dava dilekçesiyle dava açılması gerektiğini belirterek

dilekçenin reddine karar vermiştir.

31. 1602 sayılı mülga Kanun'un 45. maddesinin dördüncü

fıkrası uyarınca dilekçe ret kararlarına karşı itirazların ileri sürülebileceği

karar düzeltme kanun yoluna başvurulması mümkündür (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Ali Çelik, B. No: 2015/17128, 9/1/2019, §

26). Buna karşın kararın düzeltilmesi kanun yolu, bireysel başvuru için AYİM

nezdinde tüketilmesi gereken bir yol değildir (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 18).

Başvurucu, dilekçe ret kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmamıştır.

32. Buna göre başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun

mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken zorunlu bir başvuru

yolunun bulunmadığı açıktır.

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım

Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,

20/4/2017, § 34).

35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan

en etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

36. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

37. Somut olayda idarenin sorumluluğu esasına

dayandırılarak açılan tam yargı davasında, her bir eylem ve işlem aleyhine ayrı

ayrı dava açılması gerektiği gerekçesiyle dilekçenin reddine karar verilmesi

nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede

bulunulduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

38. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

39. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

40. Başvurucunun maddi ve manevi zararın tazmini

istemiyle açtığı davada, ayrı ayrı dava konusu edilmesi gereken eylem ve

işlemlerin tamamının tek davaya konu edildiğinden bahisle dilekçenin reddine

karar verilirken 1602 sayılı mülga Kanun’un 38. maddesine dayanıldığı

görülmektedir. Anılan maddede 1602 sayılı mülga Kanun'un 20. maddesinde yazılı

idari eylem ve işlemler aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı öngörülmektedir.

Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

41. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırlarının olduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır (AYM,

E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

42. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin fuzuli yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli

yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamını belirlemek kamu

otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen yükümlülükler dava açmayı

imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derece zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği söylenemez (Serkan Acar,B. No:

2013/1613,2/10/2013, § 39).

43. Somut olayda başvurucu tarafından açılan davada,

aralarında maddi ve hukuki irtibat bulunmayan ve ayrı ayrı dava konusu edilmesi

gereken eylem ve işlemlerin tamamının tek davaya konu edildiğinden bahisle

dilekçenin reddine karar verilmiştir. Aralarında maddi ve hukuki bakımdan her

hangi bir bağ bulunmayan eylem ve işlemlerin birlikte dava konusu edilmesi

durumunda dava dilekçesinin reddine hükmedilmesinin öngörülmesindeki amaç

mahkemeleri, aralarında herhangi bir irtibat bulunmayan, farklı maddi ve hukuki

eylem ve işlemlere yönelik uyuşmazlıkları tek davada inceleme yükümlülüğü

altında bırakmamak, görev ve yetkisinde olmayan, farklı yargı merciinin

görevinde ya da yetkisinde bulunan uyuşmazlıkları inceleme zorunluluğunu

oluşturmamak, her uyuşmazlık için ayrı harç alınması suretiyle gereksiz yere

dava açılmasını önlemek, bu suretle mahkemelerin görevlerini gereği gibi yerine

getirmelerine imkân sağlamak olduğundan söz konusu koşulun meşru bir amaca

dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

(3) Ölçülülük

44. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturtulabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

45. Ölçülülük ilkesi öngörülen müdahalenin ulaşılmak

istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin kişiyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına

sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2012/102,

K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,

K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 38).

46. Başvuruya konu somut olayda başvurucu, meslek

hayatının son yıllarında çalıştığı birimlerde çeşitli haksızlıklara,

yıldırmalara ve ruhsal tacize maruz kalarak kendisine mobbing

uygulandığından yakınmış; daha uzun süre çalışmayı planladığını ancak kendisine

uygulanan haksız eylem ve işlemler nedeniyle erken emekli olmak zorunda

bırakıldığını, ruh sağlığının bozulduğunu, mesleki itibarının zedelendiğini, bu

nedenle maddi ve manevi olarak zarara uğradığını ileri sürerek AYİM'de tazminat

davası açmıştır. Başvurucu, maruz kaldığını iddia ettiği işlem ve eylemleri

dava dilekçesinde sıralamıştır (bkz. § 11).

47. 1602 sayılı mülga Kanun'un 38. maddesi uyarınca dava

dilekçesinin reddine karar verilen hâllerde, dilekçede belirtilen eylem ve

işlemler arasında maddi ve hukuki bakımdan her hangi bir bağ bulunup

bulunmadığını değerlendirmek Anayasa Mahkemesinin görevi değildir. Bu husustaki

değerlendirmenin derece mahkemelerine ait olduğunun kabulü gerekir. Ancak

Mahkeme, başvurucunun ileri sürdüğü iddialar yönünden herhangi bir

değerlendirme yapmaksızın, yasalarda mobbing diye bir davranış tarzının

tanımlanmadığını belirterek mobbing olarak tanımlanan her bir eylem ve

işlem için ayrı ayrı dava dilekçeleriyle dava açılması gerektiği gerekçesiyle

dilekçenin reddine karar vermiştir (bkz. § 12).

48. Her somut olayın kendi bütünlüğü içinde

değerlendirilmesi koşuluyla bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını

ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmallerin psikolojik taciz derecesine

ulaşması için birtakım unsurların aranması gerektiği açıktır. Bu bağlamda

Uluslararası Çalışma Örgütü ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca

hazırlanan yayın ve raporlar da dikkate alındığında muamelelerin psikolojik

taciz olarak vasıflandırılabilmesi için;

i. İşyeri ile ilgili olarak işyerindeki yöneticiler

ve/veya diğer çalışanlar tarafından gerçekleştirilmesi ya da bu tür

müdahalelere göz yumulması,

ii. Süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması, keyfîlik

içermesi, sistemli ve kasıtlı olması, yıldırma ve dışlama amacı taşıması,

iii. Mağdurun kişiliğine, mesleki durumuna veya sağlığına

zarar veren ya da ciddi bir zarar tehlikesi içeren nitelikte olması gerekir (Mehmet

Bayrakcı, B. No: 2014/8715, 5/4/2018, § 69).

49. Muamelelerin neden olduğu sonuçların boyutu mağdurun

konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından

gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumu gibi birçok

faktöre göre değişebilmektedir (Aynur Özdemir ve diğerleri, B. No:

2013/2453, 24/3/2106, § 79; Hacer Kahraman, B. No: 2013/7935, 20/4/2016,

§ 69; Mehmet Bayrakcı, § 70).

50. Somut olayda Mahkemece başvurucunun ileri sürdüğü

iddialar yönünden herhangi bir değerlendirme yapılmadan, sadece yasalarda

mobbing diye bir davranış tarzının tanımlanmadığından bahisle başvurucunun her

bir eylem ve işlem için ayrı ayrı dava dilekçeleriyle dava açması gerektiği

belirtilmiştir. Buna karşın yargı organları kararlarında (bkz. §§ 21-23)

bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem,

işlem ya da ihmallerin süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanması, keyfîlik

içermesi, sistemli ve kasıtlı olması, yıldırma ve dışlama amacı taşıması

durumunda psikolojik tacizden bahsedilebileceği hüküm altına alınmış ve bu

husus mobbing olarak da tanımlanmıştır.

51. Mahkemece başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların mobbing kapsamına girip girmediği, söz konusu eylem ve işlemlerde

süreklilik, keyfîlik, kasıt ve yıldırma unsurları bulunup bulunmadığı

hususlarında herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, gerekçe gösterilmeksizin

ve genel kabulün aksine olacak şekilde başvurucunun mobbing olarak tanımladığı

her bir eylem ve işlem için ayrı ayrı dava dilekçeleriyle dava açma yükümlülüğü

altında bırakılmasının mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahaleyi ölçüsüz

kıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

53. Bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta idarenin kısmen

veya tamamen tazmin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı meselesi davanın esastan

incelenmesi sonucu mahkemesince belirlenecek bir husustur. Anayasa Mahkemesinin

yukarıda aktarılan değerlendirmesi ve vardığı sonuç yalnızca mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup davanın esasına ilişkin bir unsur

içermemektedir (Yusuf Kuşluk, B. No: 2015/20072, 31/10/2018, § 46).

B. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

54. Başvurucu; karara yapılacak itirazın yine aynı AYİM

dairesince değerlendirileceğini ve bu suretle idari yargıdaki temyiz hakkının

sağlanmadığını, AYİM daire kararlarına karşı başvurulabilecek etkili bir kanun

yolunun bulunmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

55. Anayasa ve kanun hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü

tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B.

No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

56. Sözleşme’nin 7. Protokolü’nün 2. maddesinde cezai

konularda iki dereceli yargılanma hakkı tanınmıştır. Ancak başvuru konusu

edilen olay bir ceza yargılaması değildir.

57. Başvurucunun başvuru dilekçesinde ifade ettiği AYİM

nezdinde temyiz yani iki dereceli yargılanma hakkı, Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve Türkiye’nin

taraf olduğu ek protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmemektedir (Mahir

Akarsu, B. No: 2012/1096, 20/2/2014, §§ 42-45).

58. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu ihlal

iddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

59. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

60. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesi, yeniden yargılama

yapılması ve tazminat talebinde bulunmuştur.

61. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/9/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

62. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

63. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde,

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

64. İncelenen başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme

kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

65. Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan değerlendirmesi

ve vardığı sonuç yalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

olup davanın esasına ilişkin bir tespit içermemektedir.

66. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

67. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.226,90 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. İki dereceli yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı

kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere -Anayasa'nın 21/1/2017

tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci

fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan

anılan bendin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı merciine (Karar,

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 4/3/2015 tarihli ve E.2015/343,

K.2015/344 sayılı kararıyla ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.226,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 8/9/2020tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Selçuk KILIÇ Başvurucu : Levent TÜTÜNCÜ Vekili : Av. Canan YIRGIN YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/7108, 8 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Mevzuat
  12. B. Yargı
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Mahkemeye
  16. B. İki Dereceli Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  17. C. 6216 Sayılı
  18. A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim
  19. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı
  21. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/7108
Tarih
8 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Bülent Yavuz Başvurusu (B. No: 2018/24609)
  • Süleyman Koçlar Başvurusu (B. No: 2017/16996)
  • Mehmet Şirin Kafi ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/17738)
  • Tijen Mert Başvurusu (B. No: 2018/4928)
  • Ferhat Çatuk Başvurusu (B. No: 2017/25628)
  • Erol Aksoy Başvurusu (B. No: 2016/9527)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.