İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ufuk Yeşil Başvurusu (B. No: 2016/21926)

1. Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu

Başvuru No2016/21926Tarih17 Nisan 2019Okuma35 dk · 6.998 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ufuk Yeşil Başvurusu

Karar tarihi
17 Nisan 2019
Başvuru Numarası
2016/21926
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.998 kelime·35 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan başvurucu

hakkında darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak yürütülen soruşturmada uygulanan

yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, tutukluluğun makul

süreyi aşması, gizlilik kararı nedeniyle hakkındaki belgeleri inceleyememesi,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,

tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı itirazların geç değerlendirilmesi

ve alınan savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; hukuka aykırı olarak verilen kararlarla meslekten

çıkarılması ve mal varlığına el konulması nedeniyle mülkiyet hakkının,

soruşturma aşamasındaki bazı işlemler nedeniyle de adil yargılanma hakkı ile

özel ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/9/2016 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Aralarında konu ve kişi yönünden hukuki irtibat olması

nedeniyle 2017/34855, 2018/4803 ve 2018/14408 numaralı başvuruların 2016/21926

numaralı başvuru ile birleştirilmesine, incelemenin 2016/21926 numaralı başvuru

dosyası üzerinden yürütülmesine ve diğer başvuru dosyalarının kapatılmasına

karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın

oluştuğu alanlara ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı

karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl

ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde yeniden

uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

12. FETÖ/PDY'nin (Genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucuya İlişkin

Süreç

13. Cumhuriyet savcısı olarak görev yapmakta olan başvurucu,

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen

bir soruşturma kapsamında 27/7/2016 tarihinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğünce

gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu aynı tarihte Sivas Cumhuriyet Başsavcılığına Ses

ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla ifade vermiştir. Başvurucunun ifade

alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur.

Başvurucu ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını

savunmuştur. Başvurucu müdafii, atılı suçları

işlediğine dair dosyada delil bulunmaması nedeniyle müvekkilinin serbest

bırakılmasını talep etmiştir.

15. Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı aynı tarihte tutuklanması

istemiyle başvurucuyu Sivas Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu

hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "FETÖ/PDY

isimli silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mevcutlu olarak

gönderildiği" belirtilerek

"atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama nedeni olarak

gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra kaçtıklarının

tespit edilmiş olması, şüphelinin de kaçma şüphesinin bulunması, delillerin

henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip delilleri

değiştirme ihtimallerinin olması" nedenleriyle tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

16. Başvurucunun sorgusu SEGBİS vasıtasıyla Sivas Sulh Ceza

Hâkimliğince 27/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur.

17. Başvurucunun sorgu sırasındaki ifadesi şöyledir:

"... Ben 16 Temmuz 2016 cumartesi günü sabahı sabah 09:00-10:00 sıralarında

memleketim olan Mersin/Gülnar'a özel aracımla gittim. Savcılık ifademde de

beyan ettiğim gibi babamın sağlık sorunları olduğu için Ankara'ya getirmeyi

düşünüyordum. Şayet 15 Temmuz gecesi söz konusu darbe kalkışması olmasaydı da

ben yine babamı tedavi amaçlı Ankara'ya getirecektim. Ben önce Mersin'e

uğradım. Amacım önce babamı memleketim olan Gülnar'dan Mersin'e götürüp orada

muayene ettirmekti. O gece yani 16 Temmuz gecesi Mersin'e vardığımda o gece

akrabalarımda kaldım, ertesi gün yani 17/7/2016 pazar günü babamın Mersin'deki

muayene ve tedavisi için hastane işlerini halletmeye çalıştım, aynı gün de HSYK

ikinci dairesi tarafından açığa alındığımı öğrendim, Bana 16 Temmuz 2016 sabah

saatlerinde adli tatilin iptal edildiği, izinde olanların görev yerlerine

gitmeleri gerektiği yönünde mesaj geldi, ancak ben mehil müddeti kullandığım

için daha doğrusu mehil sürem 18 Temmuz da başlayacığı

için bu mesajın beni kapsamadığını düşündüm. Ben yine 17/7/2016 pazar günü görevden el çektirilmek dışında hakkımda yakalama

kararı çıkarıldığında öğrenmiştim, 18 yada 19 Temmuz 2016 tarihlerinde polisler

Ankara'daki evime gelerek arama yapmışlar. Bunu bana eşim telefonla bildirdi.

Ben olayın şokuyla aynı gün yani 16/7/2016 tarihinde geri dönmedim, bu arada

babamın hastane işini de halletmek istiyordum, ancak bu olaylardan dolayı

babamın tedavisi ile ilgili işlemleri yapamadım, bir iki gece daha o gece

Mersin'de akrabalarımda kaldıktan sonra pazartesi yada

salı tam olarak hatırlamıyorum aramamın yapıldığı gün Ankara'ya geri döndüm. O

tarihten bu zamana kadar geçen sürede de Ankara'da evimdeydim. Bugün sabah

saatlerinde Ankara'daki adresime Ankara emniyetinde görevliler geldi.

Kendileriyle Ankara Adliyesi'ne geldim. Savcılık ifademde de beyan ettiğim gibi

benim söz konusu darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY yapılanmasıyla herhangi bir

ilgim yoktur, bu zamana kadarki Gerek Çüngüş ve Haymana C. Savcılığı gerekse

Adalet Akademisi Kordinatör Hakimliği, akabinde

Uyuşmazlık Mahkemesinde raportörlük görevlerim kendi isteğimle olmuştur, ancak

söz konusu yapılanlanmayla herhangi bir ilgisi

bulunmamaktadır. 2016 Yaz kararnamesinde Sivas iline C. Savcısı olarak atandım.

Ancak bu görevi ben talep etmedim. 2012-2016 yılları arasında Uyuşmazlık

Mahkemesi başkanı olarak S.Ö görevliydi. Ancak kendisinin görevi 2016 Mart

ayında süresi dolduğu için Uyuşmazlık Mahkemesi başkanlığından ayrıldı. Biz

zaten geçici görevlendirmeyle çalışıyorduk, yeni başkan da bizimle çalışmak

istemediğini bildirmiş olacakki tayinimi Sivas C.

Savcılığına çıktı. Kaldıki ben geçici görevli olduğum

için halen Haymana Cumhuriyet Savcısı ola[ra]k görünüyorum, atılı suçlamaları kabul etmiyorum,

iddia edildiği gibi FETÖ/PDY yapılanlamasıyla

herhangi bir ilgim yoktur, ayrıca benim hakkımdaki benim ithamın dayanağını

teşkil eden bilgi ve belgelerden haberim yoktur, bu konuda bilgilendirilmedim.

Sivas C. Başsavcılığında ifadem alınırken bu hususu sormak aklıma gelmemişti

ancak şuan sormak istiyorum."

18. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs suçlarından tutuklanmasına karar

verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...suçlarından somut delillere dayandığı

ve kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu ve bu kapsamda elde edilen deliller, söz

konusu soruşturmanın kapsamı, şüphelilerin sayısı, delillerin henüz toplanmakta

oluşu, delillerin bu aşamadı karartma ihtimalinin, şüphelinin başkaları

üzerinde baskı yapma şüphesi bulunması, haklarında yakalama kararı verilen bir

takım şüphelilerin halen yakalanamamış olmaları nedeniyle şüphelinin kaçacağına

ve saklanacağına dair somut olguların bulunması, şüphelinin üzerine atılı

suçların CMK 100 maddesinde belirtilen katalog suçlar arasında yer alması

nedenleriyle ve gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, gerek 5271 Sayılı CMK

hükümleri nazara alındığında şüphelinin tutuklanmasına engel bir hal

bulunmaması, atılı suçun örgüt suçu faaliyeti kapsamında icra edildiğine

ilişkin deliller ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. Maddesinde ifade

edilen ölçülülük ilkesi gözetildiğinde tutuklamaya alternatif koruma

tedbirlerinin bu aşamada şüpheli açısından yetersiz kalacağı anlaşıldığından

CMK 100 maddeleri gereğince TUTUKLANMASINA ... [karar verildi.]"

19. Başvurucu 3/8/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Tokat Sulh Ceza Hâkimliğince 9/8/2016 tarihinde "... tutuklama gerekçeleri dikkate alındığında,

Sivas Sulh Ceza Hakimliği kararının usul ve yasaya uygun, isabetli ve yerinde

olduğu ..." gerekçesiyle itirazın kesin olarak reddine karar

verilmiştir.

20. Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı 29/8/2016 tarihli kararıyla

başvurucu hakkında yürüttüğü soruşturmada yetkisizlik kararı vererek dosyayı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

21. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 12/2/2018 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

dava açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve ByLock programına ilişkin

açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu hakkında yapılan değerlendirme

özetle şöyledir:

"...Şüpheli hakkındaki beyanlar, ByLock kullandığına dair yapılan tespit, HTS analiz raporu,

Yarsav üyeliği, FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu

gerekçesiyle HSYK tarafından verilen meslekten çıkarma kararı ve tüm soruşturma

kapsamında elde edilen deliller bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Sivas

savcısı olarak görev yaparken örgüt üyesi olduğu gerekçesiyle meslekten

çıkarılmasına karar verilen şüphelinin, Fetullahçı

silahlı terör örgütünün ideolojisini, amaçlarını, faaliyetlerini benimsediği,

örgüt hiyerarşisi içinde hareket ettiği, örgütün organizasyonlarında görev

aldığı, abilik yaptığı, örgüt adına himmet topladığı, T3 gurubunda yer aldığı,

bir kısım soruşturmaları örgüt adına takip ettiği, örgütün talimatı ile YARSAV'

a üye olduğu, örgüt üyeleri arasında kullanılan gizli ve şifreli haberleşme

programı ByLock'u kullanarak örgütle organik bağ

kurduğu, örgütün yargı yapılanması içinde yer aldığı, şüphelinin savunmasında

suçlamayı kesin bir dille reddettiği, ancak alınan ifadeler, bylock tespiti ve Yarsav

üyeliğinin bu savunmayı doğrulamadığı ve şüphelinin anılan silahlı terör

örgütünün üyesi olduğuna dair kamu davasını açmaya yetecek derecede yeterli

şüphenin bulunduğu..."

22. İddianamede başvurucu hakkındaki bu değerlendirmeye esas

olmak üzere tanık beyanları bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu kapsamda

başvurucuyla ilgili olarak ifadeleri alınan tanıklardan;

- T.D. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu,

örgüte ait evlerde kaldığını, örgüt içinde abilik görevi yaptığını, 2014 yılı

HSYK seçimlerinde örgüt adayları lehine oy istediğini ifade etmiştir.

- Gizli tanık D. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu

olduğunu, örgütün sohbet toplantılarına katıldığını, örgütün Anayasa Mahkemesi

içindeki yapılanmada yer aldığını ifade etmiştir.

- A.B. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu,

örgüt içinde abilik görevi yaptığını, sohbet toplantılarına katıldığını, örgüte

ait evlerde kaldığını, örgütün çalışma evlerinde sorumlu olarak görev

yaptığını, örgütün evlilik yapılandırması olan katalog evlilik çerçevesinde kendisine

iki bayan fotoğrafı gösterdiğini, örgütün lideri Fethullah

Gülen'in yanına gittiğini, örgütün parasıyla kendisini yurt dışına götürmek

istediğini, üç kişiyi Bosna Hersek'e götürdüğünü, MİT tırları konusundan

bahsederken dosyada görevli Cumhuriyet Savcısı F.M.A. hakkında "Devran dönünce ilk tutuklanacaklardan biri

odur." şeklinde beyanda bulunduğunu ifade etmiştir.

- R.Ü. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu,

örgüt içinde üst kademede görevli olduğunu ifade etmiştir.

- A.Y. beyanında, başvurucunun 2014 yılı HSYK seçimlerinde

FETÖ/PDY örgütü mensubu olan bağımsız adaylar lehine oy istediğini ifade

etmiştir.

- Ş.Y. beyanında, başvurucunun 2014 yılı HSYK seçimlerinde

FETÖ/PDY örgütü mensubu olan bağımsız adaylar lehine oy istediğini ifade

etmiştir.

- M.Ö. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu,

örgüt tarafından hakkında görevlendirmeler yapıldığı şeklinde beyanda

bulunduğunu, 2014 yılı HSYK seçimlerinde FETÖ/PDY örgütü mensuplarına sabah

erkenden sandıklarda gözetmenlik yapılması hususunda talimat verdiğini, örgüt

içindeki T3 (taşra mesulü) yapılanmasında görev yaptığını, YARSAV yönetiminin

ele geçirilmesi hususunu Örgüt Lideri Fetullah

Gülen'e bizzat sorulduğunu söylediğini, kendisine YARGI-SEN kurucuları arasında

bulunması gerektiğini söylediğini, bu Sendikanın örgütün talimatı ile

kurulduğunu, örgüt liderinin YARSAV hakkında "Sallayın."

şeklindeki talimatını kendilerine söylediğini, örgüt liderinin Erzincan

dosyasındaki İ.C. için "Onu alacak

babayiğit yok mu?" sözünü kendilerine bizzat söylediğini, bazı

hâkim ve savcıların örgüt mensubu olduğunu kendisine söylediğini ifade

etmiştir.

- Z.A. beyanında, başvurucunun 2014 yılı Hâkim ve Savcılar

Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde FETÖ/PDY örgütüne ait bağımsız adaylar lehine

bazı hâkim ve savcılardan oy ve destek istediğini ifade etmiş; başvurucuyu net

ve kesin olarak teşhis etmiştir.

- R.A. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütüne ait evlerde

kaldığını, örgüt adına himmet topladığını ifade etmiştir.

- B.B. beyanında; başvurucunun FETÖ/PDY örgütü mensubu olduğunu,

örgüte ait evlerde kaldığını, kendisine Örgüt Lideri Fethullah

Gülen'in atletini getirdiğini, örgüt tarafından Adalet Bakanı C.Ç.ye sunulacak

hâkim ve savcı adayları listesinde örgüt lehine oynamalar yaparak FETÖ/PDY

örgütüne mensup şahıslara sınav kazandıranlar arasında görevlendirildiğini,

örgüt tarafından hukuk fakültesi bulunan illere gönderilerek üniversiteye

hazırlanan öğrencilerin hukuk fakültelerini yazmaları hususunda talimat

aldığını, örgüt içindeki T3 yapılanmasında görevli abinin yardımcısı olduğunu, çoçuklarını örgüte ait Anemon Kolejine gönderdiğini ifade

etmiştir.

- Ş.A. beyanında, başvurucunun FETÖ/PDY örgütü lehine hâkim ve

savcıları ziyaret ettiğini ifade etmiştir.

- Gizli tanık 4 ve gizli tanık 5 beyanlarında, başvurucunun

örgütün Anayasa Mahkemesi içindeki yapılanmasında yer aldığını ifade

etmişlerdir.

23. Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 19/2/2018 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2018/162 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamış, aynı

gün yapılan tensip incelemesinde "atılı

suçun vasıf ve mahiyeti, atılı suçun CMK 100/3-a maddelerinde sayılan tutuklama

nedeni var sayılabilen katalog suçlardan olması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

mensuplarının aralarında kriptolu iletişim kurdukları bylock

programını kullandığına dair tespit, gizli tanıklar ve tanık beyanları ve tüm

dosya kapsamı birlikte gözetildiğinde, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine

dair kuvvetli suç şüphesinin ve somut olguların bulunması, tutuklu kaldığı süre

isnat olunan suçun kanunda tanımlı alt ve üst sınırı dikkate alındığında bu

aşamada adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı ve tutuklama tedbirinin

isnat edilen suçla orantılı olduğu" gerekçesiyle başvurucunun

tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

24. Başvurucu aynı konulardaki benzer şikâyetleriyle ilgili

olarak 13/9/2017 tarihinde 2017/34855 numaralı, 5/2/2018 tarihinde 2018/4803

numaralı ve 9/5/2018 tarihinde 2018/14408 numaralı bireysel başvurularda

bulunmuş; bu başvurular 2016/21926 numaralı bireysel başvuru ile

birleştirilerek incelenmiştir.

25. Mahkemece 17/5/2018 tarihinde ilk duruşma yapılmış ve

başvurucunun yukarıdaki gerekçelerle tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Ankara 28. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir ve 8/11/2018 tarihli duruşmada

başvurucunun tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verilmiştir.

27. Öte yandan HSYK 24/8/2016 tarihinde söz konusu yapı ile

meslekte kalmasıyla bağdaşmayacak nitelikte bağının olduğunu değerlendirdiği

başvurucunun meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına

oybirliğiyle karar vermiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

28. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

24-39.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 17/4/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltının

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

30. Başvurucu, suçüstü hâli bulunmamasına karşın yetkisiz

mercilerce hukuka aykırı olarak hakkında yakalama ve gözaltı kararı verildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

31. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

33. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

34. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

35. Somut olayda, başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan kararlarda

varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan deliller

olmamasına rağmen hakkında tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma

tehlikesi ve kaçma şüphesinin de somut olayda mevcut olmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Başvurucu ayrıca görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin tutuklandığını iddia etmiştir. Başvurucuya göre tutuklanmasına

karar verildiği tarihte Cumhuriyet savcısı olması dolayısıyla hakkında

soruşturma veya kovuşturma yapılabilmesi için 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı

Hakimler ve Savcılar Kanunu'na göre gerekli özel şartlar oluşmadan soruşturma

yürütülmüş, yetkisiz ve görevsiz mercilerce hukuka aykırı olarak

tutuklanmıştır.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

41. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

44. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

45. Genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431,

28/11/2018, §§ 99-104.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla

yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

47. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da Cumhuriyet

savcılarıyla ilgili olarak öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine

riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia

etmektedir.

48. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında bu şikayetleri incelemiştir.

Bu kararlarda, kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde görülmeyerek

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunduğu kabul edilmiştir (Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§

53-59; Salih Sönmez, §§ 107-121).

Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

49. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan kararlarda da

belirtildiği üzere başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan

yakalama kararı uyarınca yakalanarak, gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklandığı dikkate

alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu

yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi gereğince soruşturmanın

genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu soruşturmada

tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince

karar verilebilecektir. Bu durumda başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza

hâkimliğince tutuklanmasının olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî

olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir.

50. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun

Cumhuriyet savcısı olması nedeniyle Anayasa veya 2802 sayılı Kanun'dan

kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı

iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

51. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

52. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianame ve mahkemelerce

yapılan tutukluluk hâlinin değerlendirilmesine dair kararlarda, başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu ve hakkında tanık beyanları bulunduğu

belirtilmiştir (bkz. §§ 21-23).

53. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir; § 74; Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, § 57).

54. Soruşturma ve kovuşturma dosyasında beyanda bulunan

tanıklarca başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna, bu yapılanmaya üst

düzey yönetici sıfatıyla mensup olduğuna ve örgüt lideriyle yakın irtibatta

bulunduğuna yönelik anlatımlarda bulunulduğu görülmektedir (bkz. § 22). Bu

itibarla başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin

bulunduğu görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

55. Soruşturma mercilerince, başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY

yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık

anlatımlarının ve başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somut olayın

koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu söylenemez.

56. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

57. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

58. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya doğrudan

teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda,

delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik

içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz

kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs

sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma

imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen

suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 271-272; Selçuk Özdemir,§§

78, 79).

59. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 20) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

60. Somut olayda Sivas Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın

ağırlığına, delillerin karartılması ile kaçma şüphesinin varlığına ve suçun 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 18).

61. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Sivas Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ve

delilleri karartma ihtimaline yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin

olduğu söylenebilir.

62. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

63. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme) de

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha

zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

64. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Sivas Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 18) keyfî

ve temelsiz olduğu söylenemez.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

66. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

67. Başvurucu, gerekçesiz şekilde verilen kararlarla

tutukluluğunun devam ettirildiğini ve makul sayılamayacak kadar uzun bir

süredir hürriyetinden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu başlık altındaki

şikâyetlerinin tutukluluğun makul süreyi aşmasına ilişkin olduğu

değerlendirilmiş ve bu şikâyetler Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

kapsamında incelenmiştir.

69. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

70. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016,

§§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No:

2014/6500, 29/9/2016,§§ 33-45).

71. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/11/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun,

telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4.Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; tutuklanması ve devamındaki süreçte gizlilik

kararı gerekçe gösterilerek dosyaya erişiminin engellendiğini, Cumhuriyet

Savcılığı dosya içeriğine vakıfken tarafına hiçbir bilgi, belge ve tanık beyanı

verilmemek suretiyle silahların eşitliği ilkesinin de ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucuların bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

76. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda başvurucunun

tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip bilmediği dikkate

alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri,

§§ 168-176; Hidayet Karaca, §§

105-107; Süleyman Bağrıyanık

ve diğerleri, §§ 248-257).

77.Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ile soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

78. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Tutukluluğun Devamı Yönündeki Kararlara

Karşı İtiraz Taleplerinin Geç Değerlendirildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

79. Başvurucu; tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların yaklaşık olarak 5 ay, 7 ay ve 11 ay gibi uzunca bir süre sonra

değerlendirildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

80. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

81. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013 § 29).

82. Başvurucunun belirli bir hukuk yolunun etkililiği konusunda

sadece bir kuşku duyması kendisini söz konusu hukuk yolunu tüketme girişiminde

bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Yorum yetkilerini kullanarak mevcut hakları

geliştirme fırsatı vermek için başvurucudan uygun mahkemelere başvurması

beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatları ışığında, belirtilen hukuk

yolunun gerçekte olumlu sonuçlanma konusunda makul bir ihtimale sahip olmadığı

durumlarda başvurucunun söz konusu hukuk yolunu kullanmamış olması başvuru

yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bir hukuk yolunun kesinlikle

başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum söz konusu değilse o hukuk yolunun

etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsal davaların bulunmaması tek başına

başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketme yükümlülüğünden kurtarmaz. Zira

başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması hâlinde mahkemelerin içtihatlarını

başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleri ihtimali her zaman vardır. (Cafer Yıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018, § 37)

83. Somut olayda başvurucu, ihlalin tespiti ve tazminat

talebinde bulunmuş ve bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/11/2018 tarihli

duruşmada tahliye olmuştur. Bu tespite bağlı olarak başvurucuya davanın

esasının sonuçlanmasından önce tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir başvuru

yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.

84. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendine göre, yakalanan veya tutuklanan

kişilerin yakalama ve tutuklama işlemine karşı kanunda öngörülen başvuru

imkânlarından yararlandırılmaması durumunda bu kişilerin maddi ve manevi her

türlü zararlarının tazminini isteyebilmesine imkân sağlanmaktadır. Somut olayda

da başvurucu; tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı bir kısım

itirazının kanunda belirtilen süreler gözetilmeden geç incelendiğini ileri

sürmektedir. Somut olayda başvurucunun durumuna benzer bir durumda bu hükmün

başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar bulunmamaktadır. Ancak böyle bir

hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak

bir durum da söz konusu değildir. Nitekim Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 6/4/2016

tarihli ve E.2015/9116, K.2016/5826 sayılı kararında, yakalama işlemine yapılan

itirazın sürüncemede bırakılmasıyla ilgili bir davada asıl davanın sonuçlanması

beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre tazminat talep

edilmesinin mümkün olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla özel bir amaçla kabul

edilen ve bu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bir

yasal düzenlemeye işlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek

amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasında yarar bulunmaktadır. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre görevli mahkemece başvurucu lehine

tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun

incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır (Cafer

Yıldız, § 39;Abdurrahim Özkan, B.

No: 2017/25586, 18/4/2018, § 85).

85. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

6. Tutukluluğa İtiraz

İncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

86. Başvurucu, tutukluluğun devamı kararlarına karşı yaptığı

itirazların incelenmesi sırasında alınan Savcılık görüşlerinin kendisine tebliğ

edilmediğini belirterek silahların eşitliği ilkesi bağlamında kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

87. Anayasa Mahkemesi Devran

Duran (aynı kararda bkz. §§ 106-112) kararında; tutukluluk

incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheli veya sanıklara

bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap

vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan

bahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin

önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.

88. Somut olayda, tutukluluk incelemeleri sırasında alınan

Savcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu ve

eklerinde bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve daha

önce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu dile getirilmemiştir. Ayrıca

tutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne dayanılarak verildiği

yönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları

bakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.

89. Açıklanan gerekçelerle

anayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bu

kısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

7. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

90. Başvurucu, tutuklanmasına karar verildiği tarihten itibaren

kendisi ve müdafii dinlenmeden tutukluluk

incelemelerinin yapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

91. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği

gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle

olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,

§ 17).

92. Anayasa Mahkemesi, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme

önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin başvurular bakımından bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla kişi hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış ise

-ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğunu kabul etmiştir (Salih

Sönmez, §§ 166-177).

93. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 17/5/2018

tarihinde mahkeme önüne çıkarılan başvurucunun tutukluluk incelemelerinin

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketmeden bireysel başvuru yaptığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

95. Başvurucu, soruşturma sürecinde suçüstü koşulları

bulunmadığı ve henüz Sivas Cumhuriyet savcılığı görevine başlamadığı hâlde

yetkisiz makamlarca hakkında hukuksuz işlemler yapıldığını, 2802 sayılı Kanun'a

aykırı olarak yapılan aramada tutanağın eksik tutulduğunu ve el konulan

telefonlarda imaj alma işlemi yapılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

96. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

97. Somut olayda başvurucu, soruşturma süreci devam ederken

bireysel başvuruda bulunmuş; sonrasında hakkında kamu davası açılmıştır.

Anayasa Mahkemesince bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla

başvurucu hakkındaki kovuşturmanın devam ettiği görülmektedir. Başvurucunun

başvuru formunda dile getirdiği şikâyetlerini yargılamada ve sonrasında

istinaf/temyiz aşamalarında ileri sürebilme ve bu aşamalarda inceletme imkânı

bulunmaktadır. Bu çerçevede derece mahkemelerinin yargılama ve istinaf/temyiz

süreçleri beklenmeden soruşturma sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin

başvurucu tarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.

98. Açıklanan gerekçelerle ilk derece mahkemeleri ve

istinaf/temyiz mercileri önünde devam eden başvuru yolları tüketilmeden temel

hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

99. Başvurucu, hukuka aykırı olarak meslekten çıkarılması ve mal

varlığına tedbir kararı konulması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

100. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

101. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, §

29).

102. 23/1/2017 tarihli ve 29957 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri

İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (KHK), 667

sayılı KHK'nın 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında meslekte

kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilenlerin

kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk derece mahkemesi olarak

Danıştaya dava açabilecekleri ve bu kişilerden daha

önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde derdest olan veya karar verilen

dosyalarının Danıştaya gönderileceği hükme

bağlanmıştır (bkz. § 28). Böylelikle 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında

Alınan Tedbirlere İlişkin KHK'nın 3. maddesi kapsamında meslekten çıkarılan

yargı mensuplarının bu karara karşı Danıştayda dava

açabilecekleri açıkça belirtilmiş ve anılan uyuşmazlıkların çözümünde idari

yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğuna yönelik uygulamada yaşanan

tereddütler giderilmiştir. Daha önce açılan davalar yönünden de geçiş hükümleri

ihdas edilmiştir (Murat Hikmet Çakmakcı, B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı Osman Kaya, B. No: 2016/41934,

16/2/2017, § 28).

103. Buna göre 685 sayılı KHK ile belirginleştirilen dava

yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir yargı

yolu olduğu ve bu başvuru yolu tüketilmeden başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Murat Hikmet Çakmakcı,

§ 28; Hacı Osman Kaya, § 29).

Ayrıca başvuru formu ve ekleri incelendiğinde somut olayda başvurucunun mal

varlığına haksız olarak tedbir konulmasına dair iddialarını ileri sürebileceği

olağan itiraz kanun yolunu tüketmeksizin

bireysel başvuruda bulunulmuştur.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

105. Başvurucu, 2802 sayılı Kanun'a aykırı olarak suçüstü

koşulları oluşmadan ve şekil şartlarına uyulmadan yapılan aramada tutanağın

eksik tutulduğunu, el konulan telefonlarda imaj alma işlemi yapılmadığını

belirterek yapılan arama ve elkoyma işlemleri

nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

106. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurularda, başvuru

konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki

iddialarını kanıtlamak ve dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine

dair açıklamalarda bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya

düşer. Başvurucunun kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal

edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini,

ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen

işlem veya kararların neler olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır.

Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem

ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal

edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,

§§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No:

2013/1075, 30/6/2014, §§ 18, 19).

107. Başvurucu, soyut olarak arama kararlarının hukuka aykırı

olduğunu ifade etmiş ancak iddialarının doğruluğunu destekleyecek arama

kararına ilişkin bir bilgi ve belge sunmamıştır.

108. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine

koşulları oluşmadığı hâlde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler

alınmayan ya da eşyası veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan

veya zamanında geri verilmeyen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı

tanınmaktadır.

109. Anayasa Mahkemesi ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında yargı organlarınca şüphelilerin eşyasına ya da mal varlığı

değerlerine ilişkin olarak elkoyma tedbirinin

uygulandığı durumlarda bunun hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da

olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır(Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016 §§

60-67; Sinan Aydın Aygün (2), B.

No: 2014/922, 16/6/2016, §§ 61-69).

110. Somut olayda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatı

uyarınca başvurucunun üzerinde ve konutunda arama yapılmıştır. Bu arama ile

5271 sayılı Kanun'un 127. ve 128. maddeleri uyarınca başvurucunun bazı

eşyalarına ve mal varlığı değerlerine el konulmasına ilişkin verilen kararların

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla elkoyma kararlarının hukuka aykırı olduğu tespit

edildiğinde başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna

uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

111. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hakkında uygulanan

arama kararı dolayısıyla özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiği iddialarıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltı kararının hukuka aykırı olmasından

dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşmasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından dolayı kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun devamı kararlarına karşı itiraz taleplerinin geç

değerlendirilmesinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan savcılık görüşünün

bildirilmemesinden dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın anayasal ve kişisel önemden

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılmasından dolayı kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

17/4/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu : Ufuk YEŞİL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/21926, 17 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  12. B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine
  13. C. Mülkiyet Hakkının
  14. D. Özel Hayata ve Aile
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Yıldırım
  17. Kömürcü
  18. Akıncı
  19. Başpınar
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/21926
Tarih
17 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • Adem Özdemir ve Melahat Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/10660)
  • Mehmet Sefa Sirmen Başvurusu (B. No: 2016/12029)
  • Ceyda Sungur Başvurusu (B. No: 2015/14363)
  • Aycan Aral ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/14880)
  • Mustafa Demirhan Başvurusu (B. No: 2015/7803)
  • Mehmet Şerif Karakoyun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/12128)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.