İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Vatan Tulgar Başvurusu (B. No: 2014/3457)

1. Başvuru, formül gerekçelerle

Başvuru No2014/3457Tarih25 Haziran 2015Okuma15 dk · 3.004 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Vatan Tulgar Başvurusu

Karar tarihi
25 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2014/3457
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.004 kelime·15 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, formül gerekçelerle

tutukluluğun devamına karar verildiği, tutukluluğun makul olmayan bir süredir

devam ettiği, adil bir yargılama yapılmadığı, makul olmayan bir süredir

yargılamanın devam ettiği gerekçeleriyle adil yargılanma ile kişi özgürlüğü ve

güvenliği haklarının ihlal edildiği iddiası hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 13/3/2014 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde, başvuruda Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci

Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

7/5/2015 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiş, Adalet Bakanlığının 1/6/2015 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun

bırakma ve tehdit suçlarından 22/12/2008 tarihinde gözaltına alınmış, Mersin 2.

Sulh Ceza Mahkemesinin 26/12/2008 tarihli ve 2008/418 sorgu sayılı kararıyla

tutuklanmıştır.

8. Adana Cumhuriyet

Başsavcılığınca düzenlenen iddianameyle başvurucu hakkında suç işlemek amacıyla

örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve

tehdit suçlarından kamu davası açılmıştır.

9. Adana 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin 9/11/2012 tarihli ve E.2009/123, K.2012/177 sayılı kararıyla

başvurucunun atılı suçlardan mahkûmiyetine ve hükümle birlikte tutukluluk

halinin devamına karar verilmiştir.

10. Başvurucu, 7/3/2014 tarihli

dilekçesiyle tutukluluk durumunun incelenmesi için dosya temyiz aşamasında iken

Yargıtay 6. Ceza Dairesine tahliye talebiyle başvurmuştur. Başvuru formu ve

eklerinden Yargıtay 6. Ceza Dairesince bu talebin reddine karar verildiği

anlaşılmıştır.

11. Başvurucu, 13/3/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

12. Temyiz üzerine ilk derece

mahkemesi kararı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ve E.

2013/30950, K.2014/9482 sayılı ilâmıyla bozulmuştur. Bozma kararı sonrası

dosya, Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir.

13. Adana 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2/6/2014 tarihli ve E.2014/243, K.2014/171 sayılı yetkisizlik

kararı üzerine dava, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasına

kaydedilmiş olup yargılama halen devam etmektedir.

B. İlgili

Hukuk

14. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100.

maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin

varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

…

(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis

cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı

verilemez.”

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Kanun’un 106. maddesi şöyledir:

“(1) Bir

başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel

dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden

kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı

itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle

tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya

kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin; a)

Silahla, b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız

mektupla veya özel işaretlerle, c) Birden fazla kişi tarafından birlikte, d)

Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten

yararlanılarak, İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur. (3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama

veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan

dolayı ceza verilir.”

16. 5237 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseyi

hukuka aykırı olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun

bırakan kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili

işlemek için veya işlediği sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki

yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”

17. 5237 sayılı Kanun’un 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini

tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi

tarafından birlikte,

d) (Değişik:

18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek suretiyle ya da

konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh

bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya var

sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar

sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde,

fail

hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.”

18. 5237 sayılı Kanun’un 220.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“ (1) Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla

örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile

araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, iki

yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı

için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

19. Mahkemenin 25/6/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/3/2014 tarihli ve 2014/3457

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

20. Başvurucu, delillerin bizzat

savcı tarafından toplanması gerekirken kolluk makamlarınca toplandığını,

tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluğunun devamı

kararlarında kendisinin ve müdafiinin görüşünün

alınmadığını, tutukluluğunun infaza dönüştüğünü, uzun süredir tutuklu olduğunu,

yargılamanın makul olmayan bir süredir devam ettiğini, savunma yapması için

gerekli kolaylıkların sağlanmadığını, tevsii tahkikat taleplerinin dikkate

alınmadığını, iddia makamı ve kolluğun isnatlarına dayalı olarak hüküm

kurulduğunu, belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının

İhlal Edildiği İddiası

21. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği

tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.

22. Başvurucu, tutukluluğun

devamına dair kararlarda somut bulguların yer almadığını, tahliye taleplerinin

formül gerekçelerle reddedildiğini, tutukluğununun

devamı kararlarında kendisinin ve müdafiinin

görüşünün alınmadığını, uzun süredir tutuklu olduğunu belirterek kişi özgürlüğü

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna

bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen

hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının

yolu açılabilecektir. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı

temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel başvuruların,

olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece

yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B.No:2012/726, 2/7/2013,

§ 30).

24. Ancak başvurucu hakkında ilk

derece mahkemesinde mahkûmiyet kararı verilmiş ise, bireysel başvuru açısından

talep hukuka aykırılığın tespiti ve tazminatla sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla

bu tür ihlal iddiaları bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra

bireysel başvuru yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

25. Kişi serbest bırakılmadan yargılandığı davada ilk derece

mahkemesinin kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk

hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”

olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından,

tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu

gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmakla, isnat olunan suçun

işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiği kabul edilmekte ve bu

nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya ve/veya para cezasına

hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir

tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdan

mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini

tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla

mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını

Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarak

değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Korcan Pulatsü, § 33).

26. “Bir suç

isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez

yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı

durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin

serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 66). Belirtilen tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta

geçen sürenin makul olup olmadığı değerlendirmesi yapılacaktır.

27. Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma”

durumunda, tutukluluk süresinin makul olmadığı iddiasıyla yapılacak bireysel

başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına karar

verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılma

dışında, nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibaren

süresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkumiyet

kararından itibaren altı ay içerisinde yapılmayan “bir suç isnadına bağlı” tutma kapsamındaki başvurunun

süresinde olmadığını belirtmiştir (Atalay

Öztürk / Türkiye (kk), B. No: 54890/09,

7/1/2014, §§ 37-41).

28. Somut olayda başvurucu,

isnat edilen suçlar nedeniyle 26/12/2008 tarihinde tutuklanmış ve Adana 7. Ağır

Ceza Mahkemesinin 9/11/2012 tarihli kararıyla üzerine atılı suçlardan hapis

cezası ile cezalandırılmasına ve hükümle birlikte tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir. Söz konusu karar başvurucuya tefhim edilmiştir.

29. Başvurucunun, isnat edilen

suçlarla ilgili yargılama kapsamında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet

kararının verildiği tarihe kadar geçen sürede “bir

suç isnadına bağlı olarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı,

mahkûmiyet kararından sonra geçen sürenin “mahkûmiyet

sonrası tutma” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.

30. Hükümle birlikte verilen

tutukluluk halinin devamı kararına itiraz edildiğine ilişkin başvurucu

tarafından herhangi bir bilgi ve belge sunulmadığı tespit edilmiştir. Bu

belirlemeler karşısında, “bir suç isnadına

bağlı olarak” tutuklulukla ilgili şikayetleri içeren bireysel

başvuruda, ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 9/11/2012 tarihinden

itibaren otuz gün içinde başvuru yapılması gerekirken 13/3/2014 tarihinde

başvuru yapılması nedeniyle süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır. Bu noktada

başvurucunun 7/3/2014 tarihli dilekçesiyle Yargıtay 6. Ceza Dairesine yaptığı

tahliye talebinin başvuru süresi üzerinde bir etkisi olmayacaktır.

31. Açıklanan nedenlerle,

başvuru yollarının tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılmayan

bireysel başvurunun bu kısmının “süre aşımı”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

i. Adil Bir Yargılama Yapılmadığı İddiası Yönünden

32. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

33. Anılan

hükümler uyarınca bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi

nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal

makamların görevidir. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının

öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

34. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

35. Başvurucu delillerin bizzat savcı tarafından toplanması gerekirken kolluk

makamlarınca toplandığını, savunma yapması için gerekli kolaylıkların

sağlanmadığını, tevsii tahkikat taleplerinin dikkate alınmadığını, iddia makamı

ve kolluğun isnatlarına üstünlük tanınarak hüküm kurulduğunu belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Somut olayda başvurucu

hakkındaki dosya, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/282 sayılı esas

numarasına kaydedilmiş olup yargılama halen devam etmektedir. Dolayısıyla bu

şikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.

37. Açıklanan

nedenlerle, kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

38. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda,

başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan bu şikayetin

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

39. Başvurucu suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tefecilik

yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve tehdit suçlarından hakkında açılan kamu davasında

makul sürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

40. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da

unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

41. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

Diğerleri, §§ 41–45).

42. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,

9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, suç işlemek

amacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun

bırakma ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, 106. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendinde, 109.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, 149. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(a), (c), (f), (g), (h), bentlerinde hapis cezasını gerektirir şekilde

tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesi güvencesi kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B.E.,B. No: 2012/625, 9/1/2014,

§ 32).

43. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun

gözaltına alındığı 22/12/2008 tarihidir.

44. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında, 22/12/2008 tarihinde gözaltına alınarak 26/12/2008 tarihinde

tutuklanan başvurucu hakkında, Başsavcılığın 26/5/2009 tarihli iddianamesi ile

suç işlemek amacıyla örgüt kurma, tefecilik yapma, yağma, kişiyi hürriyetinden

yoksun bırakma ve tehdit suçlarını işlediği iddiasıyla kamu davası açıldığı,

Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesince, başvurucunun savunmasının alındığı,

müştekilerin dinlendiği, toplanan deliller değerlendirilerek 9/11/2012 tarihli

karar ile hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, Başvurucunun

temyizi üzerine, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 8/5/2014 tarihli ilamıyla hükmün

bozulmasına karar verildiği belirlenmiştir. Bozma kararı sonrası dosya, Adana

7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2014/243 sayılı esasına kaydedilmiştir. Adana 7. Ağır

Ceza Mahkemesinin yetkisizlik kararı üzerine dosya, Mersin 1. Ağır Ceza

Mahkemesinin 2014/282 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama halen devam

etmektedir.

45. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar

verilmiştir (B.E.,B.

No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; Ersin

Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).

46. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken

usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya

koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından

farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık yedi

yıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

48. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

45. Başvuruda, Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

46. Başvurucu, herhangi bir tazminat

talebinde bulunmamıştır.

47. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

48. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

Başvurucunun,

A. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetinin “süre aşımı” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adil bir yargılama yapılmadığı yönündeki şikâyetinin “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 1. Makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine

25/6/2015 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Vatan TULGAR Vekili : Av. Müşir DELİDUMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3457, 25 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. 1. Makul sürede
  16. Olduğuna
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3457
Tarih
25 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Serdar Aydın ve Eşref Aydın Başvurusu (B. No: 2014/16934)
  • Mahmut Çevik Başvurusu (B. No: 2013/2896)
  • Savaş Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/6258)
  • Mehmet Mustafa Erat Başvurusu (B. No: 2014/7686)
  • Orhan Ersoy Başvurusu (B. No: 2013/8062)
  • Ahmet Nuri Özmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7039)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.