İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yasemin Pelenk ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/33865)

1. Başvuru, çevresel etki değerlendirmesinin olumlu

Başvuru No2017/33865Tarih1 Kasım 2023Okuma32 dk · 6.338 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yasemin Pelenk Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
1 Kasım 2023
Başvuru Numarası
2017/33865
R.G. Tarih ve Sayı
20/5/2024-32551
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.338 kelime·32 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, çevresel etki değerlendirmesinin olumlu

olduğuna ilişkin kararın iptali talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 23/8/2017 tarihinde yapılmıştır. Komisyon,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

vermiştir.

3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Arka Plan

Bilgisi

5. Artvin'in Cerattepe mevkiinde 1986 yılında başlayan

maden arama faaliyetleri 2008 yılına kadar birçok aşamadan geçmiştir. Süreç

içinde ilk olarak uluslararası bir şirket olan C. Madencilik ruhsat sahibi

olarak faaliyete başlamıştır. Anılan faaliyetle ilgili olarak Artvin Valiliği

Mahalli Çevre Kurulunca alınan 10/11/1995 tarihli ve 1995/4 sayılı karar

13/2/1996 tarihli ve 22553 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Bahse konu

kararın ilgili kısmı şöyledir:

"D) [C.] Madencilik A.Ş.nin İlimizde

yapmayı plânladığı madencilik faaliyetlerinin oluşturabileceği çevresel

etkiler:

[C. ] Madencilik A.Ş. ... belirtilen

250 Hektarlık sahada maden çıkartma ve işletmeyi Atilla (Hatila) Millî Parkı

bitişiğindeki Gavur Deresi üzerinde ise atık barajı yapımını plânladıklarını

belirtmişlerdir.

Söz konusu plânlanan madencilik

faaliyetlerinin ele alındığı paneller öncesinde bölgede panele katılan Bilim

adamlarınca bölgede incelemeler yapılmış ve panellerde ağırlıklı olarak

bölgenin konumu, yapısı v.b. özellikleri nedeni ile madencilik faaliyetlerinin

sürdürülmesi ile bölgenin çevresel değerlerinin olumsuz etkileneceği şeklinde

görüş bildirmişlerdir.

Kurulumuzun bu konudaki görüşleri özet

olarak aşağıda sıralanmıştır.

1 — Erozyon etkisi:

Bölgenin yüzey şekilleri bakımından

kırık bir yapıya sahip olması, arazinin yüksek eğimi, bölgenin meteorolojik

durumu v.b. özellikleri sebebi ile söz konusu bölgede açık işletme madenciliği

veya herhangi bir sebeple bölgedeki bitki ve orman varlığının yokedilmesi

durumunda heyelan, sel v.b. istenmeyen olaylar meydana gelebilecek ve başta il

merkezi olmak üzere bölge olumsuz etkilenecektir.

2 — Bölgenin tabii yapısına etkileri:

Sözkonusu madencilik faaliyetlerinin

planlandığı bölgenin bir yandan İlimize hakim yükseklikte yoğun bitki ve orman

varlığına sahip olması diğer yandan Kafkasör Turizm Merkezi ile iç içe olması

sebebi ile bölgede yürütülen turizm faaliyetlerini olumsuz yönde

etkileyecektir.

3 — Sulara etkileri:

Bölgede yürütülecek madencilik

faaliyetleri sonucunda bölgedeki mevcut kaynak suları ve yüzeysel sular

kirlenecektir.

4 — Barajın oluşturacağı olumsuz

etkiler:

Atık barajının yapımının planlandığı

bölge Atilla (Hatila) Millî Parkı ile sınır olup İl Merkezine kuş bakışı

yaklaşık 10 Km.dir. Bu bölgede inşa edilecek atık barajında siyanür ve diğer

tehlikeli atıkların depolanması bölge üzerinde yüksek risk oluşturacaktır.

... işbu Kararın Kamu Kurum ve

Kuruluşları ile Kamuoyuna Basın ve Yayın yolu ile duyurulmasına oybirliği ile

karar verildi.

Tebliğ olunur."

6. Devam eden süreçte C. Madencilik, haklarını İ. Mining

isimli şirkete devretmiştir. Bu şirkete ait ruhsat ve işletme haklarının idari

yargı yerince iptaline karar verilmesi üzerine İ. Mining projeyi terk etme

kararı almıştır. İ. Mining şirketinin 2008 yılındaki terk kararından sonra

bölgede 2012 yılına kadar madencilik faaliyetine ilişkin herhangi bir iş veya

işlem yapılmamıştır.

7. 2012 yılında söz konusu alan için yeniden yapılan

ihale sonucunda bahse konu alanın ihalesi Ö. İnşaat Tic. San. A.Ş. üzerinde

bırakılmıştır.

8. Artvin, Merkez Cerattepe mevkiinde Ö. İnşaat Tic. San.

A.Ş. tarafından yapılması planlanan Cerattepe Bakır Madeni Projesi ile ilgili

olarak 18/7/2013 tarihinde çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararı

verilmiştir. Bu kararın iptali talebiyle açılan davada Rize İdare Mahkemesi

(Mahkeme) keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vermiştir. Bu

kapsamda bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen 8/9/2014 tarihli teknik bilirkişi

raporunun ilgili kısımlarında şu tespitler yer almaktadır:

i. Projede su kirliliği, orman tahribatı, ekosistem

bütünlüğü açısından deprem, taşkın, sızdırmazlık, patlatmalar gibi durumlar

için alternatif tedbirler belirtilmemiştir.

ii. ÇED raporunda büyük bir heyelanın meydana gelmemesi

için alınacak önlemleri, hafriyat ve atıklar için depolama alanları tespit

edilmemiştir.

iii. Proje kapsamında maden faaliyetinin çıkarılması ve

atık malzeme yığılması orman içindeki kaynak suları ve yer altı sularının

kirlenmesine sebep olabilir. Faaliyet süreci ormanların devamlılığı, flora ve

faunanın korunması yönünden telafisi mümkün olmayan sakıncalar içermektedir.

iv. Faaliyet nedeniyle ortaya çıkacak gazlar

sülfürik-nitrik aside dönüşerek su ve toprak kaynaklarına, bitki örtüsüne ve

sucul canlılara zarar verebilir, proje alanının şehir merkezine çok yakın

olması nedeniyle insanlar üzerinde ciddi sağlık sorunları meydana gelebilir.

v. Çıkarılacak cevherin işleme tesisine taşınması için

oluşturulacak yollar heyelanlara sebep olabilir, taşıma esnasında kamyonlardan

dökülebilecek, %9-10 oranında bakır içeren malzeme çevre ve canlı sağlığı

açısından tehlike oluşturabilir.

9. Mahkeme 24/12/2014 tarihinde dava konusu işlemin

iptaline karar vermiştir. Karar gerekçesinde, yargılama safahatında düzenlenen

bilirkişi raporuna da değinilerek anılan proje için hazırlanan ÇED raporunda

eksiklik, yetersizlik ve belirsizliklerin bulunduğu, gerçekleştirilmesi

planlanan maden faaliyetinin bölgedeki içme ve kullanma amaçlı yer üstü ve yer

altı su kaynaklarını kullanılamaz hâle getireceği, sucul yaşamın devamını büyük

ölçüde tehlikeye atacağı, bölgedeki orman varlığının yok edilmesine neden

olabileceği ve bölgeyi heyelanlara açık hâle getireceği belirtilmiştir. Bununla

birlikte söz konusu maden faaliyetinin hayata geçirilmesi hâlinde yöre

sakinleri açısından Artvin'in bu bölgenin yaşam alanı olmaktan çıkacağı

vurgulanmıştır.

10. Mahkemenin anılan kararı (kapatılan) Danıştay

Ondördüncü Dairesi tarafından 26/4/2016 tarihli kararla onanmıştır. Onama

kararında bilirkişilerin alınması gereken önlemler konusundaki görüşleri

doğrultusunda yeniden ÇED raporu hazırlanarak buna göre yeni bir ÇED kararı

alınmasının gerektiği ve işlemin iptali yolunda verilen temyize konu kararın

iptale ilişkin kısmında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı

vurgulanmıştır.

11. Mahkemenin 24/12/2014 tarihli iptal kararıyla ilgili

temyiz incelemesi sonuçlanmadan, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan

ÇED Yönetmeliği Uygulamaları konulu 2009/7 sayılı mülga Genelge uyarınca

bahse konu proje ile ilgili yeni bir ÇED süreci başlatılmıştır.

12. Söz konusu Genelge'de idari yargı mercileri

tarafından iptal edilen ÇED olumlu kararlarından sonra ilgili kararın yeniden

ele alınıp değerlendirilmesinin gerekmediği durumlarda ÇED raporu hazırlık

sürecinin baştan tekrar edilmesinin zaruri olmadığı, sadece eksik ve yetersiz

görülen kısımların yeniden düzenlenmesinin yeterli olduğu belirtilmiştir. Öte

yandan 2009/7 sayılı Genelge'nin iptali talebiyle açılan dava, (kapatılan)

Danıştay Ondördüncü Dairesinin 10/1/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu

karara karşı yapılan temyiz başvurusu ise Danıştay İdari Dava Daireleri

Kurulunun 27/5/2015 tarihli kararıyla, karar düzeltme başvurusu ise anılan

Kurulun 27/12/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

B. Somut Olay

Bilgisi

13. 2009/7 sayılı Genelge kapsamında yürütülen ÇED

sürecinin sonucunda Ö. İnşaat Tic. San. A.Ş. tarafından yapılması planlanan Cerattepe

Bakır Madeni, Kırma-Eleme Tesisi ve Teleferik Hattı Projesi'ne yönelik

2/6/2015 tarihli ÇED olumlu kararı verilmiştir.

14. Bu kararın iptali talebiyle dava açılmıştır. Dava

dilekçesinde, Mahkemenin 24/12/2014 tarihli kararında söz konusu alanda

madencilik faaliyeti yürütmenin hukuka aykırı olduğu ve projenin hayata geçmesi

hâlinde Artvin'in yaşam alanı olmaktan çıkacağı hususunun ortaya konulduğu,

2009/7 sayılı Genelge uyarınca yürütülen ÇED süreci sonucunda yeniden verilen

ÇED olumlu kararıyla mahkeme kararının etkisiz hâle getirildiği belirtilmiştir.

15. Mahkeme, uyuşmazlık konusu ile ilgili olarak keşif ve

bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Bu kapsamda bilirkişi

heyeti tarafından 1/6/2016 tarihli teknik bilirkişi raporu düzenlenmiştir.

Mahkeme tarafından yöneltilen sorular bağlamında raporun ilgili kısmı genel

olarak şöyledir:

i. Faaliyet sırasında proje alanında heyelan veya benzeri

faaliyet olup olmayacağı, oluşabilecek heyelana karşı alınabilecek önlemler

yönünden ÇED raporunun heyelan açısından tüm riskleri içerdiği ve bu risklere

karşı alınacak önlemlerin ve tedbirlerin ÇED raporunda yer aldığı

belirtilmiştir.

ii. Projenin orman ekosistemi ve tarım arazileri

üzerindeki etkileri yönünden proje kapsamında inşa edilecek teleferik hattı ve

madende kapalı ocak işletme yöntemi kullanılacak olması nedeniyle projenin

orman ekosistemi ve tarım arazileri üzerinde ciddi derecede olumsuz etkisi

olmayacağı ifade edilmiştir.

iii. Proje kapsamındaki atık suların nasıl bertaraf

edileceği, oluşabilecek metal zehirliliğinin yer altı ve yüzey sularına

etkileri yönünden ÇED raporundaki atık su bertaraf yöntemi, çökeltim sistemi ve

arıtma usulü ile ocak içinde kurulması planlanan drenaj sisteminin uygulanması

durumunda faaliyet esnasında açığa çıkacak atık suların ekosisteme herhangi bir

olumsuz etkisinin olmayacağı sonucuna varılmıştır.

iv. Faaliyet sırasında oluşabilecek hava kirliliğinin

çevreye etkileri yönünden ise projede yer alan teleferik hattına değinilmiştir.

Bu kapsamda önerilen yıllık 500 bin ton cevher üretiminin 292 bin ton taşıma

kapasitesi olan teleferik hattı ile çıkarılmasının mümkün olmadığı, bu konuda

gerekli tedbirlerin alınması gerektiği vurgulanmıştır.

16. Başvurucular anılan bilirkişi raporuna itiraz

etmiştir. Mahkeme; bilirkişi raporundaki ayrıntılı tespitler, gözlemler, bilimsel

ve teknik açıklamalar karşısında başvurucuların bilirkişi raporuna yönelik

itirazlarının bilirkişi raporuna itibar edilmemesini gerektirir nitelikte

olmadığı sonucuna vararak 20/9/2016 tarihinde bazı davacılar açısından davanın

ehliyet yönünden reddine, diğer davacılar açısından ise davanın reddine karar

vermiştir. Kararın davanın reddine yönelik kısmının gerekçesinde, bilirkişi

raporuna atıfta bulunmuş; rapordaki tespitlerden hareketle projeye ilişkin ÇED

raporunun madencilik faaliyetleri açısından ilgili mevzuata ve bilimsel

esaslara göre kabul edilebilir düzeyde olduğunu vurgulamıştır. Bununla birlikte

24/12/2014 tarihli iptal kararıyla ÇED raporundaki belli eksikliklerin ortaya

konulduğunu ve bu minvalde 2009/7 sayılı Genelge'nin uygulanabileceğini, bu

kapsamda yeniden düzenlenen ÇED raporunda daha önceki ÇED raporundaki

olumsuzlukların ve eksikliklerin giderildiğinin anlaşıldığını belirtmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme, bahse konu ÇED olumlu kararında hukuka ve mevzuata

aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.

17. Ayrıca Mahkeme projede önerilen yıllık 500 bin tonluk

cevher üretiminin 292 bin ton taşıma kapasitesine sahip teleferik hattı ile

taşınmasının teknik olarak mümkün görülmediğini belirtmiştir. Buna rağmen

cevherin nakliyesi sırasında oluşması muhtemel tozların olumsuz etkilerini

ortadan kaldırmak amacıyla gerekli tedbirlerin alınmasıyla bu hususun bertaraf

edilebileceğini, teleferik hattının cevherin nakliyesinde yetersiz kalacağına

yönelik teknik tespitin ÇED olumlu kararını olumsuz etkilemeyeceğini

vurgulamıştır.

18. Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusunda karara

esas alınan bilirkişi raporunun bilimsellikten uzak ve Mahkemece bilirkişilere

sorulan soruların yetersiz olduğu belirtilmiştir. Projeye konu teleferik

hattının 500 bin tonluk cevheri taşıyamayacağı kabul edilmesine rağmen bu

durumun ÇED olumlu kararını etkilemeyeceğini söylemenin mümkün olmadığı ve

Artvin'in bütün su kaynaklarının proje alanında kaldığı, projenin gerçekleşmesi

hâlinde hava ve su kaynaklarının kirleneceği ifade edilmiştir.

19. (Kapatılan) Danıştay Ondördüncü Dairesi 3/5/2017

tarihli kararla mahkeme kararının bazı davacılar açısından verilen davanın

ehliyet yönünden reddine ilişkin kısmının bozulmasına, diğer davacılar

açısından verilen davanın reddine ilişkin kısmının onanmasına karar vermiştir.

20. Nihai karar 23/8/2017 tarihinde başvurucular vekiline

tebliğ edilmiştir.

21. Öte yandan UYAP kayıtlarının incelenmesinden ekli (I)

sayılı listede yer alan başvurucuların başvuru yaptıktan sonra vefat ettiği,

başvurucular vekilinin 14/12/2022 tarihli dilekçeyle bahse konu başvurucular

yönünden başvuruya devam edilmeyeceğini bildirdiği görülmüştür.

IV. İLGİLİ

HUKUK

22. 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanunu'nun “Amaç”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, bütün canlıların

ortak varlığı olan çevrenin, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma

ilkeleri doğrultusunda korunmasını sağlamaktır."

23. 2872 sayılı Kanun'un “Tanımlar” kenar başlıklı

2. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunda geçen terimlerden;

Çevre: Canlıların yaşamları boyunca

ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları

biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamı,

…

Sürdürülebilir çevre: Gelecek kuşakların

ihtiyaç duyacağı kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan, hem

bugünün hem de gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin

her alanda (sosyal, ekonomik, fizikî vb.) ıslahı, korunması ve geliştirilmesi

sürecini,

Sürdürülebilir kalkınma: Bugünkü ve

gelecek kuşakların, sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan

çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması esasına dayalı

kalkınma ve gelişmeyi,

...

Çevresel etki değerlendirmesi:

Gerçekleştirilmesi plânlanan projelerin çevreye olabilecek olumlu ve olumsuz

etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yöndeki etkilerin önlenmesi ya da çevreye

zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen

yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek değerlendirilmesinde ve

projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde sürdürülecek çalışmaları,

…

ifade eder.”

24. 2872 sayılı Kanun'un “Çevresel etki

değerlendirilmesi” kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Gerçekleştirmeyi planladıkları

faaliyetleri sonucu çevre sorunlarına yol açabilecek kurum, kuruluş ve

işletmeler, Çevresel Etki Değerlendirmesi Raporu veya proje tanıtım dosyası

hazırlamakla yükümlüdürler.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu

Kararı veya Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı alınmadıkça

bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez;

proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez.

Çevresel Etki Değerlendirmesine tâbi

projeler ve Stratejik Çevresel Değerlendirmeye tâbi plân ve programlar ve

konuya ilişkin usûl ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmeliklerle

belirlenir.”

25. 25/11/2014 tarihli ve 29186 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan mülga Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği'nin (ÇED

Yönetmeliği) “Çevresel etki değerlendirmesi başvuru dosyası, çevresel etki

değerlendirmesi raporu veya proje tanıtım dosyası hazırlama yükümlülüğü”

kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Bu Yönetmelik kapsamındaki bir

projeyi gerçekleştirmeyi planlayan gerçek veya tüzel kişiler; Çevresel Etki

Değerlendirmesine tabi projeleri için; ÇED Başvuru Dosyasını, ÇED Raporunu,

Seçme Eleme Kriterleri uygulanacak projeler için ise Proje Tanıtım Dosyasını,

Bakanlıkça yeterlik verilmiş kurum/kuruluşlara hazırlatmak, ilgili makama

sunulmasını sağlamak ve proje kapsamında verdikleri taahhütlere uymakla

yükümlüdürler."

26. Mülga ÇED Yönetmeliği'nin “Çevresel etki

değerlendirmesi olumlu veya çevresel etki değerlendirmesi olumsuz kararı”

kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"(1) Komisyon tarafından

incelenerek son şekli verilen ÇED Raporu, halkın görüş ve önerilerini almak

üzere, Bakanlık ve/veya Valilik tarafından askıda ilan ve internet aracılığı

ile on (10) takvim günü görüşe açılır. Bakanlıkça proje ile ilgili karar alma

sürecinde bu görüşler de değerlendirilir. Bakanlık halktan gelen görüşler

doğrultusunda, rapor içeriğinde gerekli eksikliklerin tamamlanmasını, ek

çalışmalar yapılmasını ya da Komisyonun yeniden toplanmasını isteyebilir. Nihai

ÇED Raporu ve eklerinin proje sahibi taahhüdü altında olduğunu belirten taahhüt

yazısı ve noter onaylı imza sirküleri beş (5) iş günü içerisinde Bakanlığa

sunulur. Kamu kurum/kuruluşlarından imza sirküleri istenmez.

(2) Birinci fıkrada belirtilen

belgeler, süresi içerisinde gerekçesi belirtilmeden sunulmaz ise, projenin ÇED

süreci sonlandırılır.

(3) Bakanlık, Komisyon çalışmalarını ve

halkın görüşlerini dikkate alarak proje için "ÇED Olumlu" ya da

"ÇED Olumsuz" kararını on (10) iş günü içinde verir ve bu kararı

Komisyon üyelerine bildirir. Proje için verilen "ÇED Olumlu" ya da

"ÇED Olumsuz" kararı Bakanlık ve Valilik tarafından askıda ilan ve

internet aracılığı ile halka duyurulur."

27. Çevre ve Orman Bakanlığının 13/2/2009 tarihli ve

2009/7 sayılı ÇED Yönetmeliği Uygulamaları konulu mülga Genelgesi'nin ilgili

kısmı şöyledir:

"...Çevresel Etki Değerlendirmesi

Olumlu Kararları hakkındaki yürütmenin durdurulması/iptal kararları, hakkında

ÇED Olumlu Kararı verilen ÇED Raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin ise

ve yürütmenin durdurulması/iptal kararı, ÇED Raporunun diğer bölümlerini

olumsuz yönde etkilemiyor, yani Kararın tümünün yeniden ele alınıp

değerlendirilmesini gerektirmiyorsa, ÇED Raporunun hazırlanmasına ilişkin tüm

sürecin en baştan tekrarlanmasına gerek bulunmamaktadır.

Böyle bir durumda uygulamanın

'yürütmenin durdurulması/iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak, sadece

eksik veya yetersiz görülen kısımların yeninden düzenlenerek hazırlandığı ÇED

Raporunun Bakanlığa sunulmasını müteakip, Bakanlıkça bir toplantı tarihi

belirlenerek, İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu tekrar toplanır ve komisyonca

değerlendirilir. Yapılan düzenlemelerin yeterli görülmesi halinde ÇED Raporu

Komisyonca nihai edilir. Komisyonun değerlendirmeleri, üyeler tarafından

imzalanarak tutanak altına alınır. Bakanlık, proje ile ilgili olarak ÇED Olumlu

ya da Olumsuz Kararını verir. Bu kararı, proje sahibi ile ilgili kurum ve

kuruluşlara yazılı olarak bildirir. Valilik, alınan kararın içeriğini, karara

esas gerekçelerini uygun araçlarla halka duyurur."

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Cordella ve

diğerleri/İtalya (B. No: 54414/13 ve 54264/15, 24/1/2019) kararında bir

çelik fabrikasının neden olduğu ve civarda yaşayan nüfusun sağlığını tehlikeye

düşüren hava kirliliğine ilişkin olarak yerel makamların kirli bir bölgenin

arındırılmasını sağlama çabalarından istenen sonuçların alınamamasının özel

hayata saygı hakkının ihlali anlamına geldiği sonucuna varmıştır. AİHM, çevre

kirliliğinin başvuranların sağlığını tehlikeye düşürdüğünü kanıtlayan resmî

bilimsel çalışmalara rağmen mevcut durumun yıllarca devam ettiğini belirterek

ulusal makamların başvuranların özel hayatlarına saygı hakkının etkili bir

şekilde korunmasını sağlamak için gerekli önlemleri almadığını vurgulamıştır (Cordella

ve diğerleri/İtalya, §§ 167-174).

29. Ayrıca ilgili hukuk için bkz. Mehmet Kurt [GK],

B. No: 2013/2552, 25/2/2016, §§ 19-31; Binali Özkaradeniz ve diğerleri [GK],

B. No: 2014/4686, 1/2/2018, § 32,33; Ahmet Bilgin ve diğerleri, B.

No: 2015/11709, 12/12/2018, §§ 18-24.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Anayasa Mahkemesinin 1/11/2023 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Ekli (I)

Sayılı Listede Yer Alan Başvurucular Yönünden

31. Somut olayda UYAP kayıtlarının incelenmesi sonucunda ekli

(I) sayılı listede yer alan başvurucuların başvuru yaptıktan sonra vefat

ettiği, vekilin 14/12/2022 tarihli dilekçeyle bahse konu başvurucular yönünden

başvuruya devam edilmeyeceğini bildirdiği görülmüştür.

32. Bu nedenle adı geçen başvurucular yönünden başvurunun

incelenmesine devam etmeyi gerekli kılan ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 80.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen nedenlerden herhangi birinin

bulunmadığı değerlendirilmiştir (Anayasa Mahkemesinin başvurucunun bireysel

başvurunun yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun incelenmesine

devam edilip edilemeyeceğine ilişkin ilkeleri belirlediği karar için bkz.

Şadiye Vural [GK], B. No: 2018/30235, 29/9/2022, §§ 38-43 kararı).

33. Açıklanan gerekçelerle anılan başvurucular yönünden

başvurunun düşmesine karar verilmesi gerekir.

B. Ekli (II)

Sayılı Listede Yer Alan Başvurucu Yönünden

34. Hukukumuzda özel hukuk tüzel kişilerinden biri olan

derneklerin sadece dernek tüzel kişiliğine ait hakların ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilecekleri öngörülmüştür. Anayasa

Mahkemesinin yerleşik hâle gelmiş içtihadına göre ise yalnızca üyelerinin

haklarını etkileyen müdahaleler nedeniyle topluluk tarafından bireysel

başvuruda bulunulamayacağı kabul edilmiştir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu

Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012, §§ 20-23; Egeçep Derneği (2),

B. No: 2018/29449, 13/1/2022, §§ 29-33).

35. Somut olayda ihlale neden olduğu ileri sürülen ÇED

olumlu kararından ekli (II) sayılı listede yer alan başvurucu Yeşil Artvin

Derneği tüzel kişiliğinin doğrudan etkilenmediği ve tüzel kişiliğe ilişkin bir

hakkın ihlal edilmediği, dolayısıyla başvurucunun mağdur statüsünün olmadığı

anlaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Egeçep Derneği (2),

§§ 34, 35). Öte yandan anılan ÇED olumlu kararı nedeniyle güncel ve kişisel bir

hakkı doğrudan etkilenebilecek gerçek kişilerin bireysel başvuru yolunu

kullanmasında mâni bir durum da bulunmamaktadır.

36. Bu nedenle başvurucu Dernek yönünden başvurunun diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Ekli (III)

Sayılı Listede Yer Alan Başvurucular Yönünden

37. Başvurucular bahse konu ÇED olumlu kararı nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının, özel hayata

saygı hakkının, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının, adil yargılanma hakkının

ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru

belgelerinin bir örneği bilgi için Bakanlığa gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur (bkz.

§§ 43-45).

38. Anılan başvuru açısından değerlendirilmesi gereken

ilk husus, başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki

güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Bu kapsamda

ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler

ile başvurucunun özel ve aile hayatı veya konutunu kullanım hakkı arasında

yeterince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet Kurt [GK], B. No:

2013/2552, 25/2/2016, § 69; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk,

B. No: 2013/6587, 24/3/2016, § 68; Ahmet İsmail Onat, B. No: 2013/6714,

21/4/2016, § 84).

39. Somut olayda ekli (III) sayılı listede yer alan

başvurucular yönünden projeye konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi

kapsamındaki güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığına

ilişkin yeterli düzeyde bilgi ve belge dosyaya sunulmamıştır. Bu kapsamda proje

bağlamındaki çevresel etkiler ile başvurucuların özel hayata saygı hakkı

arasında yeterince sıkı bir bağın var olup olmadığı, özel hayata saygı hakkına

yönelik bir etkinin bulunup bulunmadığı yönünden yeter mahiyette verinin

bireysel başvuru dosyasında yer almadığı ve başvurucuların bu yöndeki

yükümlülüklerini yerine getirmedikleri anlaşılmıştır.

40. Öyle ki anılan başvurucular söz konusu alanda ikamet

ettiklerine, taşınmaz sahibi olduklarına yahut benzeri durumlara ilişkin

çevresel faaliyet ile özel hayata saygı hakkı arasındaki bağı ortaya koyar

nitelikte herhangi bir bilgi ve belge sunmamış, bu bağlamda başvurucuların

somut olayın şartlarında ne suretle etkilendiklerine ya da etkilenme

ihtimalleri olduğuna yönelik beyanlarda bulunmadıkları görülmüştür.

41. Bununla birlikte vurgulamak gerekir ki çevresel

meselelerle ilgili bireysel başvurularda başvurucu sayısının fazla olması

başarıya ulaşma olasılığını arttırmamaktadır. Herhangi bir çevresel faaliyet

ile özel hayata saygı hakkı arasındaki yeterince sıkı bir bağın sadece bir

başvurucu tarafından yeter düzeyde ortaya konulması söz konusu bireysel

başvurunun bu bağlamdaki kabul edilebilirlik kriterini sağlaması bakımından

yeterli olabilecektir. Bu hususun dikkate alınması usul ekonomisinin sağlanması

ve yargılamanın süratle neticelenmesi için de önem arz etmektedir.

42. Sonuç olarak açıklanan gerekçelerle ekli (III) sayılı

listede yer alan başvurucular yönünden başvurunun açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Ekli (IV)

Sayılı Listede Yer Alan Başvurucular Yönünden

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

43. Başvurucular; 2009/7 sayılı Genelge'nin maden

işletmeciliğiyle ilgili olmadığını, bu kapsamda yeniden hazırlanan ÇED

raporunda ormana zarar vermemek için önerilen kapalı ocak işletmesinin suya

zarar vermeyeceğine dair somut vaatlerin yer almadığını belirtmiştir. Teleferik

projesiyle ilgili olarak ise taşıma kapasitesi 292 bin ton olan teleferik

hattının işletilmesi planlanan yıllık 500 bin ton rezervi taşıyamayacağını

vurgulamıştır. Proje nedeniyle su kirlenmesinin önlenmesinin mümkün olmadığını

ifade eden başvurucular, heyelan riskinin nasıl önleneceğine ilişkin de ÇED

raporunda somut verilerin yer almadığını ifade etmiştir. Bu bağlamda maddi ve

manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi, özel hayata saygı, sağlıklı bir

çevrede yaşama, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

44. Bakanlık görüşünde; başvurucuların mağdur sıfatı

bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir. Bununla birlikte

devletin ülke kaynaklarının kullanımı konusunda geniş bir takdir yetkisi olduğu

vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucuların iddiaları ile ilgili görüşte;

i. Su kaynaklarında kirlenmenin önlenemeyeceğine ilişkin

iddia yönünden proje kapsamında madenlerin çıkarılması esnasında tehlikeli

maddelerin yer altı suyuna karışma ihtimali çok düşük olduğu, ÇED raporunda

böyle bir ihtimalin gözönünde bulundurularak sınır değerin üzerinde tespitler

yapılması hâlinde suyun arındırılması için kullanılacak kimyasalların

belirlendiği ve raporda, alınan bu önlemlerin çevreye ve insan sağlığına

olabilecek etkileri ortadan kaldıracağı belirtilmiştir.

ii. Bölgedeki tarım, orman ve bitki örtüsünün zarar

göreceğine ilişkin iddia yönünden daha önce kara yolu ile taşınması düşünülen

bakır madeninin ÇED raporunda teleferik hattı ile taşınmasına karar verildiği,

bu kapsamda kara yolu için kesilmesi gereken ağaç miktarının düşürüldüğü, kara

yolunda taşıma yapacak taşıtların tozma ve emisyonlarıyla ağaçlara zarar

vermesinin önüne geçilmeye çalışıldığı vurgulanmıştır.

iii. Bölgedeki çalışmaların erozyon, heyelan gibi doğa

olaylarını etkileyeceği iddiasıyla ilgili olarak projede bölgede heyelan ve

erozyon ihtimali değerlendirilerek bölgede oluşabilecek kaymaların

hesaplandığı, projenin mevcut hâliyle heyelan açısından tüm risklerin gözönüne

aldığı ve bu risklerin önlemlerinin de ÇED raporunda yer aldığı ifade

edilmiştir.

iv. Maden sahasının bölgedeki hava kirliliğini

arttıracağı, alınacak önlemlerin bu kirliliği önlemeyeceği iddiasıyla ilgili

olarak ÇED raporunda hesaplanan emisyon değerlerinin yönetmelik ve

standartlarda belirtilen kontrol tedbirlerinin üzerinde olmadığı, maden

faaliyeti sırasında kullanılacak iş makinelerinin egzoz emisyonlarının tek

başına hava kirliliği oluşturmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

45. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı sundukları beyan

dilekçesinde, önceki beyanlarını tekrarlamakla birlikte projeye ilişkin

iddialarının Bakanlığın cevabında yer alanlardan fazla olduğunu, esas

itibarıyla projenin çevresel etkilerinin tahammül edilebilir ya da

düzeltilebilir nitelikte olmadığını belirtmiştir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20.

maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ... saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine

dokunulamaz."

47. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve çevrenin

korunması” kenar başlıklı 56. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede

yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını

korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.”

48. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve

görevleri" kenar başlıklı 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve

görevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah,

huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucuların ihlal iddialarının mahiyeti gereği özel hayata saygı hakkı

kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Binali Özkaradeniz ve diğerleri, § 46; Ahmet Bilgin ve

diğerleri, § 51).

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

50. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, esas itibarıyla

Anayasa'nın ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma

alanında bulunmayan Anayasa'nın 56. maddesinde düzenlenmiştir. Bununla birlikte

Anayasa Mahkemesi; daha önce pek çok kararında söz konusu hakkın Anayasa’nın

fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması ile ilgili hukuksal çıkarları ihtiva

eden 17. maddesi, özel hayata ve aile hayatına saygıyı güvence altına alan 20.

maddesi ve konut dokunulmazlığını düzenleyen 21. maddesi ile bağlantılı olarak

ve söz konusu hükümlerde yer alan hukuksal çıkarlar üzerindeki etkisi dikkate

alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (Mehmet Kurt, § 46; Hüseyin

Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 43; Ahmet İsmail Onat, § 59; Fevzi

Kayacan (2), B. No: 2013/2513, 21/4/2016, § 39; Ahmet Bilgin ve

diğerleri, § 52).

51. Somut başvuru açısından değerlendirilmesi gereken ilk

husus, başvuruya konu çevresel etkinin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamındaki

güvenceleri harekete geçirecek asgari ağırlıkta olup olmadığıdır. Bu kapsamda

ilgili tesis, işletme veya sair faaliyet sonucu ortaya çıkan çevresel etkiler

ile başvurucuların özel ve aile hayatı veya konutunu kullanım hakkı arasında

gereğince sıkı bir bağın varlığı yeterlidir (Mehmet Kurt, § 70; Ahmet

İsmail Onat, § 84; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §

68). Bireysel başvuru dosyasına sunulan belgelerden ekli (IV) sayılı listede

yer alan başvurucuların bahse konu projenin yer aldığı bölgede tarla ve

konutlarının bulunduğu anlaşılmıştır. Bu durumla birlikte başvurucuların

iddiaları gözönüne alındığında özel hayata saygı hakkı yönünden inceleme için

gerekli olan bağın ortaya konulduğu görülmüştür. Dolayısıyla anılan projenin

başvurucuların özel hayata saygı hakkına yönelik etkisinin Anayasa’nın 20.

maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

53. Devletin özel hayata saygı hakkını etkili olarak

koruma ve bu hakka saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

Pozitif yükümlülük ilgililerin çevresel mesele ile ilgili karar alma sürecine

katılımı ile etkili idari ve yargısal yollara başvuru imkânı tanınmasını içeren

usule ilişkin yükümlülüklerin yanı sıra anayasal hakların korunmasına yönelik

maddi yükümlülükleri ihtiva etmektedir.

i. Genel

İlkeler

54. Bu tür başvurularda devletin negatif veya pozitif

yükümlülüklerinin birbirinden ayrılabilmesi ise oldukça güçtür. Kaldı ki söz

konusu başvurularda devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri yönünden

uygulanacak ilkeler çoğunlukla aynıdır (benzer yöndeki karar için bkz. Hüseyin

Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 59; Binali Özkaradeniz ve

diğerleri, § 54).

55. Çevresel meseleler bağlamında devletin usule ilişkin

yükümlülükleri daha önce Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında ortaya

konulmuştur. Buna göre muhtemel olumsuz çevresel etkilerin önlenmesi veya en

aza indirilmesi amacının gerçekleştirilebilmesi için sürece dâhil olan söz

konusu tarafların menfaatlerinin titizlikle değerlendirilmesi, bu

değerlendirmenin sağlıklı şekilde yapılabilmesi için de ilgili tarafların

sürece etkin katılımının sağlanması gerektiği tartışmasızdır (Mehmet Kurt, §§

61-66; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 64, 65; Ahmet

İsmail Onat, §§ 79-81; Fevzi Kayacan (2), §§ 56-61; Ahmet Bilgin

ve diğerleri, § 56).

56. Anayasa'nın 48. maddesi gereğince özel teşebbüslerin

millî ekonominin gereklerine uygun yürümesinin sağlanması konusunda devlete

düşen bazı yükümlülükler vardır (Ahmet İsmail Onat, § 99). Ayrıca

devletin Anayasa'nın 20. maddesi kapsamında koruyucu bir mevzuat oluşturma

ödevi yanında denetleme yapma ve koruyucu fiilî tedbir ve faaliyetlerde bulunma

yükümlülüğü de bulunmakta olup bu kapsamda devletin gereken tedbirleri alması

gerekir. Bununla birlikte hangi tedbirlerin alınması gerektiği ve bu

tedbirlerin nasıl uygulanacağı hususlarında kamu otoritelerinin geniş bir

takdir yetkisi mevcuttur (Binali Özkaradeniz ve diğerleri, § 57).

57. Bu bağlamda söz konusu çevresel etki kapsamında karşı

karşıya gelen menfaatler arasında adil bir dengenin tesis edilip edilmediğinin

tespit edilmesi gerekir. Bu alanda kamusal makamların sahip olduğu geniş takdir

yetkisi dikkate alındığında çevresel meseleler bağlamında Anayasa Mahkemesinin

görevi, söz konusu çevresel rahatsızlığın nasıl sonlandırılacağı veya

etkilerinin nasıl azaltılacağının bizzat belirlenmesi değildir. Bununla

birlikte Anayasa Mahkemesi, yargısal makamlar başta olmak üzere kamusal

makamların konuya gereken özenle yaklaşıp yaklaşmadıklarını ve ilgili tüm

menfaatleri gözetip gözetmediklerini değerlendirmek durumundadır (Mehmet

Kurt, § 78; Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, §§ 70, 71; Ahmet

İsmail Onat, § 87; Fevzi Kayacan (2), §§ 66, 67; Ahmet Bilgin ve

diğerleri, § 61).

58. Karmaşık çevresel sorunların ele alınıp çözümlenmesi

aşamasında karar süreci, çevreye ve kişi haklarına zarar verebilecek

faaliyetlerin etkilerini önceden değerlendirecek ve önleyecek şekilde tesis

edilmelidir. Böylece bireysel ve kamusal menfaatler arasında adil bir denge

tesis edilerek karşıt görüşlerin dile getirilmesine olanak tanıyacak gerekli

etüt ve değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi sağlanacaktır. Bu bağlamda söz

konusu sürece ilişkin bilgilere erişim ve karar alma sürecine aktif katılımın

yanı sıra karardan etkilenebilecek olan bireylerin karar alma sürecinde görüş

ve menfaatlerinin yeterince dikkate alınmadığını dile getirebilmek için konuyla

ilgili her türlü tasarrufa karşı yargısal başvuru hakkına sahip olmaları ve

iddialarının yargısal makamlarca özenli bir şekilde değerlendirilmesi son

derece önemlidir (Hüseyin Tunç Karlık ve Zahide Şadan Karluk, § 75; Ahmet

İsmail Onat, § 94; Fevzi Kayacan (2), § 71; Ahmet Bilgin ve

diğerleri, § 62). Bu anlamda anılan anayasal güvenceleri gözeten bir yargılama

süreci yürütülmesi ve neticede ulaşılan sonucun konuyla ilgili ve yeterli

gerekçelerle açıklanması gerekir.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Çevrenin kirlendikten veya bozulduktan sonra eski

hâle getirilmesinin çok külfetli olması hatta kimi durumlarda imkânsız olması

nedeniyle kirlenen çevreyi temizleme veya bozulan çevreyi onarmak yerine,

olumsuz etkileri baştan önlemenin yöntemleri aranmıştır. ÇED, kalkınma ve

ekonomik gelişme için yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden

ve çevreyi kirletmeden gerçekleştirilmesinde kullanılan yöntemlerden birisidir.

ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu çevredeki varlıklardır

(AYM, E.2006/99, K.2009/9, 15/1/2009).

60. Esasen kalkınma ve çevre kavramları arasındaki denge,

literatürde sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre kavramlarıyla

sağlanmaya çalışılmıştır. Nitekim bu iki kavram 2872 sayılı Kanun'da da yer

almaktadır. Sürdürülebilir çevre, gelecek kuşakların ihtiyaç duyacağı

kaynakların varlığını ve kalitesini tehlikeye atmadan hem bugünün hem de

gelecek kuşakların çevresini oluşturan tüm çevresel değerlerin her alanda

ıslahı, korunması ve geliştirilmesi süreci olarak tarif edilmiştir.

Sürdürülebilir kalkınma kavramı ise bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir

çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler

arasında denge kurulması esasına dayanan kalkınma ve gelişmeyi tanımlamaktadır.

61. Bir yandan bugünkü kuşakların ihtiyaçlarını

karşılarken öte yandan gelecek kuşakların durumunu dikkate alma hususundan

hareketle çevre ve kalkınma arasında bir çatışmanın var olduğu söylenebilir.

Çevre ve kalkınma arasında ortaya çıkabilecek çatışmaların hem çevreyi koruyan

hem de kalkınmayı teşvik eden teknikler geliştirmek ve çözümler bulmak suretiyle

giderilmesi olanaklıdır. Özellikle ekolojik dengeyi tehdit etmeyen ve bu

dengeyi gözeten bir teknoloji sayesinde bu çatışmanın önüne geçilmesi ve çevre

ile kalkınma arasında süreklilik arz eden bir uzlaşma sağlanması mümkündür.

Bununla birlikte çevre ile kalkınma arasındaki uzlaşı veyahut diğer bir

ifadeyle çevre ve kalkınmanın sürdürülebilirliği ÇED süreciyle

somutlaşmaktadır.

62. Gerçekleştirilmesi planlanan projelerin çevreye

olabilecek olumlu ve olumsuz etkilerinin belirlenmesinde olumsuz yöndeki etkilerin

önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için

alınacak önlemlerin seçilen yer ile teknoloji alternatiflerinin belirlenerek

değerlendirilmesinde ve projelerin uygulanmasının izlenmesi ve kontrolünde

sürdürülecek çalışmaları ifade edecek şekilde tanımlanan ÇED prosedürü;

çevresel varlıkları korumayı amaçlayan, proje şeklindeki faaliyetler için

uygulanan, muhtemel olumsuz etkileri değerlendiren ve bunların yanında faaliyet

sahibi, kamu otoritesi ve halkın karşı karşıya geldiği bir süreci ifade eder (Mehmet

Kurt, § 73).

63. Bu bağlamda ÇED; kalkınma ve ekonomik gelişme için

yapılacak yatırım ve faaliyetlerin doğayı tahrip etmeden ve çevreyi kirletmeden

gerçekleştirilmesinde kullanılan, karar verme sürecini etkileyen, dolayısıyla

karar mercilerine kararlarını sağlıklı bir şekilde verebilmeleri için seçenek

üreten ve bu seçeneklerin olumlu ve olumsuz yönlerini saptayan bir yöntem

olarak görülmektedir. ÇED ile korunmaya çalışılan temel unsur, çevre ve bu

çevredeki varlıklardır (AYM, E.2013/89, K.2014/116, 3/7/2014; E.2006/99,

K.2009/9, 15/1/2009; Mehmet Kurt, § 74).

64. Çevresel karar alma süreçlerinin karmaşık yapısı

nedeniyle kamusal makamların geniş bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu

bağlamda söz konusu alanda bir projenin inşası ve işletilmesi hususunda kamusal

makamlarca verilen kararın yerindeliğinin denetlenmesi Anayasa Mahkemesinin

görevi değildir. Bununla birlikte süreçte, bireyin temel hakları ile söz konusu

kamusal menfaat arasında gerekli dengenin tesisine hizmet edecek güvencelerin

yer alıp almadığının tespiti önemli olup belirtilen yükümlülüğün yerine

getirilip getirilmediğinin tespitinde ise çevresel meseleler bağlamında söz

konusu olan usul güvencelerinin gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir (Mehmet

Kurt, § 75).

65. Öncelikle somut olaydaki çevresel meselenin temelinin

doksanlı yıllara dayanmakta olduğu not edilmelidir. Arka plan bilgisinde de

aktarıldığı üzere bahse konu alanda madencilik faaliyeti erken dönemde C.

Madencilik ve İ. Mining isimli şirketler tarafından üstlenilmiştir. Bu dönem İ.

Mining isimli şirketin 2008 yılında projeyi terk etmesiyle sona ermiştir. Bu

dönem için vurgulanması gereken önemli husus, Artvin Valiliği Mahalli Çevre

Kurulunun Resmî Gazete'de de yayımlanmış olan 10/11/1995 tarihli kararıdır.

Bahse konu kararda bölgede yürütülecek madencilik faaliyetinin heyelan, sel

gibi durumlara neden olabileceğinden, bölgede yürütülen turizm faaliyetlerini

olumsuz yönde etkileyeceğinden, bölgedeki mevcut kaynak sularını ve yüzeysel

suları kirleteceğinden ve bölge üzerinde yüksek risk oluşturacağından

bahsedilmiştir. Dolayısıyla belirtmek gerekir ki yıllara sâri şekilde devam

eden bahse konu madencilik faaliyetinin erken döneminde, ana hatlarıyla birçok

çevresel olumsuzluğa bizatihi merkezî idarenin taşra teşkilatı olan Valilik

tarafından işaret edilmiştir.

66. Bahse konu alandaki madencilik faaliyeti 2012 yılında

yapılan ihale ile birlikte yeni bir döneme girmiştir. Bu kapsamda alınan ÇED

olumlu kararının iptaline ilişkin Mahkemenin 24/12/2014 tarihli kararında,

gerçekleştirilmesi planlanan maden faaliyetinin bölgedeki içme ve kullanma

amaçlı yer üstü ve yer altı su kaynaklarını kullanmayı elverişsiz hâle

getireceği, sucul yaşamın devamını büyük ölçüde tehlikeye atacağı, bölgedeki

orman varlığının yok edilmesine neden olabileceği ve bölgeyi heyelanlara açık

hâle getireceği belirtilmiştir. Bu bağlamda 10/11/1995 tarihli Artvin Valiliği

Mahalli Çevre Kurulu kararından sonra Mahkemenin 24/12/2014 tarihli kararı ile

bahse konu alandaki madencilik faaliyetine yönelik benzer mahiyetteki hususlara

dikkat çekilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki anılan mahkeme kararında söz

konusu maden faaliyetinin hayata geçirilmesi hâlinde yöre sakinleri açısından

Artvin'in yaşam alanı olmaktan çıkacağı vurgulanmıştır. Sonuç olarak bahse konu

karar (kapatılan) Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından onanarak

kesinleşmiştir.

67. Mahkemenin 24/12/2014 tarihli iptal kararından sonra

başlatılan, ÇED sürecinin dayanağı olan 2009/7 sayılı Genelge, hakkında ÇED

olumlu kararı verilen ÇED raporunun bir ya da birkaç bölümüne ilişkin iptal ya

da yürütmenin durdurulması kararı verilmesi ve bu kararın ÇED raporunun diğer

bölümlerini olumsuz yönde etkilemiyor olması hâlinde uygulama alanı

bulmaktadır. 24/12/2014 tarihli iptal kararında ise ÇED raporundaki belli başlı

ve fakat genel mahiyette birçok eksikliğe vurgu yapılmış olmakla birlikte sonuç

olarak maden faaliyetinin hayata geçirilmesinin Artvin'i yaşam alanı olmaktan

çıkaracağına yönelik temel bir gerekçe ortaya konulmuştur (bkz. §§ 8, 9).

Bununla birlikte Mahkeme somut başvuruya konu edilen 2/6/2015 tarihli ÇED

olumlu kararının iptali talebinin reddine ilişkin 20/9/2016 tarihli kararında,

başvurucuların 2009/7 sayılı Genelge'nin uygulanamayacağına ilişkin itirazını

yerinde görmemiştir. Öte yandan 24/12/2014 tarihli iptal kararındaki maden

faaliyetinin Artvin'i yaşam alanı olmaktan çıkaracağına ilişkin temel

gerekçenin söz konusu iptal kararı sonrasında 2009/7 sayılı Genelge'nin

uygulama alanı bulmasını engellediği, ÇED sürecinin bu genelge kapsamında ikmal

edilerek değil baştan başlatılması gerektiği değerlendirilmelidir. Nitekim

24/12/2014 tarihli iptal kararındaki bu temel gerekçe, ÇED raporunun diğer

bölümlerini de olumsuz yönde etkileyebilecek niteliktedir.

68. Öte yandan 2/6/2015 tarihli ÇED olumlu kararına

ilişkin yargılama safahatında başvurucular, projede yer alan ve taşıma

kapasitesi 292 bin ton olan teleferik hattının işletilmesi planlanan yıllık 500

bin tonluk rezervi taşıyamayacağına yönelik iddiayı öne sürmüştür. 1/6/2016 tarihli

teknik bilirkişi raporunda da projede yer alan teleferik hattına değinilmiş,

yıllık 500 bin ton cevher üretiminin 292 bin ton taşıma kapasitesine sahip

teleferik hattı ile çıkarılmasının mümkün olmadığı, bu konuda gerekli

tedbirlerin alınması gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemenin 20/9/2016 tarihli

kararında ise bilirkişi raporundaki bu tespite yer verilmiş olmakla birlikte

somut bir belirleme yapılmaksızın bu durumun ÇED olumlu kararını olumsuz olarak

etkilemeyeceği belirtilmekle yetinilmiştir. Sonuç olarak Mahkeme bilirkişi

raporunda da değinilmiş olan başvurucuların teleferik hattıyla ilgili iddiasına

karşılık somut bir gerekçeye yer vermemiştir.

69. Netice itibarıyla somut başvuru açısından yukarıda

belirtilen hususların, başvurucuların ve kamunun menfaatleri arasında adil bir

denge tesis edilip edilmediğinin ortaya konulması bağlamında önem arz ettiği

anlaşılmıştır. Buna rağmen başvurucuların belirtilen iddia ve itirazlarının

derece mahkemesi ve temyiz mercii tarafından özel hayata saygı hakkının gerektirdiği

özende değerlendirilmediği, bu bağlamda uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve

itirazların tamamının ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanmadığı

görülmektedir.

70. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kamusal

makamların olaya gereken özenle yaklaşmadığı, olayda söz konusu olan kamusal ve

bireysel menfaatleri adil bir biçimde dengelendiğini ilgili ve yeterli bir

gerekçe ile ortaya koyamadığı, sonuç olarak kamusal makamların özel hayata

saygı hakkı bağlamında pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği kanaatine

varılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

Muhterem İNCE bu görüşe katılmamıştır.

VI. GİDERİM

72. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama

yapılmasına hükmedilmesini talep etmiştir.

73. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmaktadır. Bu kapsamda kararın gönderildiği yargı mercilerince

yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatmak ve Anayasa

Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında

belirtilen ilkelere uygun yeni bir karar vermektir (30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

50. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenen bireysel başvuruya özgü

yeniden yargılama kurumunun özelliklerine ilişkin kapsamlı açıklamalar için

bkz. Mehmet Doğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; Kadri

Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).

SONUÇ / HÜKÜM

VII. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Ekli (I) sayılı listede yer alan başvurucular yönünden

başvurunun DÜŞMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

B. Ekli (II) sayılı listede yer alan başvurucu yönünden

başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

C. Ekli (III) sayılı listede yer alan başvurucular yönünden

özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

D. Ekli (IV) sayılı listede yer alan başvurucular

yönünden özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

E. Ekli (IV) sayılı listede yer alan başvurucular

yönünden Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE'nin karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

F. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Rize İdare Mahkemesine (E.2015/470, K.2016/485) GÖNDERİLMESİNE,

G. 257,50 TL harç ve 18.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 19.057,50 TL yargılama giderinin ekli (IV) sayılı listede yer alan

başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

İ. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay (kapatılan)

Ondördüncü Dairesinin (E.2016/11573, K.2017/2940) dosyalarının devredildiği

daire ile Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 1/11/2023 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bireysel başvuruya konu olayda Artvin, Merkez Cerattepe

mevkiinde özel bir şirket tarafından yapılması planlanan Cerattepe Bakır Madeni

projesi ile ilgili olarak 18/7/2013 tarihinde çevresel etki değerlendirmesi

(ÇED) olumlu kararı verilmiştir. ÇED olumlu kararına karşı açılan davada Rize

İdare Mahkemesi (Mahkeme) bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir.

Bilirkişi raporunda proje için hazırlanan ÇED raporunda eksiklik ve

belirsizliklerin bulunduğu yönünde tespitlere yer verilmiş ve Mahkeme bu

doğrultuda ÇED olumlu kararının iptaline karar vermiştir. Karar temyiz

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

Bunun üzerine bahse konu proje için ÇED Yönetmeliği

Uygulamaları konulu 2009/7 sayılı Genelge uyarınca ÇED süreci başlatılmıştır.

2009/7 sayılı Genelge’de idari yargı mercileri tarafından iptal edilen ÇED

olumlu kararlarından sonra, ilgili kararın yeniden ele alınıp değerlendirilmesinin

gerekmediği durumlarda ÇED raporu hazırlık sürecinin baştan tekrar edilmesinin

zaruri olmadığı, sadece eksik ve yetersiz görülen kısımların yeniden

düzenlenmesinin yeterli olduğu belirtilmektedir.

2009/7 sayılı Genelge uyarınca başlatılan süreçte proje

için 2/6/2015 tarihli yeni ÇED olumlu kararı verilmiştir. Başvurucular söz

konusu ÇED olumlu kararının iptali istemiyle tekrar idari yargıya

başvurmuşlardır. Mahkeme, önceki iptal kararında ortaya koyulan eksiklik ve

belirsizliklerin yeni ÇED raporunda giderilip giderilmediğinin tespiti için

belirli sorular yöneltmek suretiyle bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar

vermiştir. Mahkeme, bilirkişi raporundaki ayrıntılı tespitler, gözlemler,

bilimsel ve teknik açıklamalar çerçevesinde ÇED olumlu kararının çevrenin

korunmasına yönelik gerekli taahhüt ve tedbirleri içerdiği kanaatine

ulaşmıştır. Mahkeme kararında, bilirkişi raporunda tespit edilen bazı

eksikliklere işaret edilmiş ancak bir bütün olarak değerlendirildiğinde anılan

eksikliklerin ÇED raporunu olumsuz olarak etkilemeyeceği sonucuna varılmıştır.

Mahkeme, projeye ilişkin önceki ÇED olumlu kararının

iptali sonrasında 2009/7 sayılı Genelge uyarınca ÇED süreci yürütülemeyeceği

itirazını da yerinde görmemiştir. Mahkeme, iptal kararıyla ortaya konulan

eksikliklerin 2009/7 sayılı Genelge kapsamındaki ÇED hazırlık sürecine konu

olabileceğini, projeye ilişkin önceki ÇED raporundaki olumsuzlukların ve

eksikliklerin yeni ÇED raporunda giderildiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak Mahkeme kararında bilirkişi raporundaki

tespitler doğrultusunda projeye ilişkin ÇED olumlu kararının madencilik

faaliyetleri açısından ilgili mevzuata ve bilimsel esaslara göre kabul

edilebilir düzeyde olduğu sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla projeye ilişkin

ilk ÇED olumlu kararının Mahkemece yeterli görülmeyerek iptali sonrasında

yürütülen süreçte hazırlanan ÇED olumlu kararında önceki eksikliklerin

giderildiği ve mevzuata aykırılık bulunmadığı yine Mahkemece ortaya

koyulmuştur.

Bu bağlamda uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve

itirazların yargı merciilerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılandığı

görülmektedir. Bu gerekçeyle çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Muhterem İNCE Raportör : Kemal ÖZEREN Başvurucular : Yasemin PELENK ve Diğerleri (ekli I, II, III ve IV sayılı listeler) Vekili : Av. Bedrettin KALIN Üye Muhterem İNCE

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/33865, 1 Kasım 2023 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Arka Plan
  10. B. Somut Olay
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Ekli (I)
  16. B. Ekli (II)
  17. C. Ekli (III)
  18. D. Ekli (IV)
  19. VI. Giderim
  20. D. Ekli (IV) sayılı listede yer alan başvurucular
  21. E. Ekli (IV) sayılı listede yer alan başvurucular
  22. F. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının
  23. H. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  24. İ. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay (kapatılan)
  25. Karşıoy Gerekçesi
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/33865
Tarih
1 Kasım 2023

İlgili Kararlar

  • Deniz Şah Başvurusu (B. No: 2020/13465)
  • Tacettin Çolak Başvurusu (B. No: 2019/15690)
  • Şerafettin Can Atalay Başvurusu (B. No: 2023/99744)
  • Hazare Demir Başvurusu (B. No: 2018/1798)
  • Ali Otlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/20513)
  • Adnan Serdaroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2020/31057)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.