İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yavuz Geçim Başvurusu (B. No: 2018/15011)

1. Başvuru, tutukluya babasının cenaze törenine katılması

Başvuru No2018/15011Tarih24 Şubat 2021Okuma23 dk · 4.602 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yavuz Geçim Başvurusu

Karar tarihi
24 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2018/15011
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.602 kelime·23 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, tutukluya babasının cenaze törenine katılması

ve taziyeleri kabul etmesi için izin verilmemesi nedeniyle özel hayata ve aile

hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 10/5/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu,

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Silivri Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tutuklu olarak bulunmaktadır.

9. Başvurucunun babası rahatsızlığı nedeniyle 23/1/2018

tarihinde özel bir hastaneye yatırılmıştır. Hastane tarafından başvurucunun

babasının hayati riski olduğuna ilişkin 23/3/2018 tarihli uzmanlık raporu düzenlenmiştir.

Bu raporu da ibraz eden başvurucu vekili, İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinden

başvurucunun babasını yoğun bakım ünitesinde ziyaret etmesi için 23/3/2018

tarihinde izin talep etmiştir. Mahkeme 29/3/2018 tarihli kararıyla, ilgili

mevzuat gereği talep hakkında İnfaz Kurumunun en üst amirinin önerisi ve

Cumhuriyet Başsavcılığının onayı gerektiğini belirtilerek talep ile ilgili

karar verilmesine yer olmadığına, talebin takdir ve ifası için İnfaz Kurumuna

gönderilmesine hükmetmiştir.

10. Bu arada başvurucu 30/3/2018 tarihinde İnfaz Kurumuna

başvurarak babasının sağlık durumu hakkında bilgi alabilmek için ailesiyle

telefonla görüşmek istemiştir. Başvurucu dilekçesinde; babasının hayati

tehlikesinin olduğunu ve durumu hakkında bilgi almak için ailesiyle telefonla

görüşmesinin sağlanmasını istediğini, iki dakikalık bir görüşmenin bile yeterli

olacağını, bu görüşmenin bir sonraki telefonla görüşme hakkına sayılabileceğini

ifade etmiştir. Ayrıca başvurucu, bu talebi kabul edilmezse bir kurum

görevlisinin ailesini aramasını, babasının sağlık durumunun öğrenilerek

kendisine bilgi verilmesini talep etmiştir. İnfaz Kurumu yetkilileri, böyle bir

telefon görüşmesinin mevzuatta düzenlenmediği ancak telefonla görüşme hakkı

kapsamında belirlenen günde görüşme yapabileceği bilgisini başvurucuya sözlü

olarak bildirmiştir.

11. Başvurucunun babası 4/4/2018 tarihinde vefat

etmiştir. Başvurucunun eşi aynı gün İnfaz Kurumuna başvurarak İstanbul'un Fatih

ilçesinde 5/4/2018 tarihinde yapılacak cenaze törenine katılması ve taziyeleri

kabul etmesi için eşine izin verilmesini talep etmiştir. İnfaz Kurumu müdürünün

önerisi ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından güvenlik riskleri

yönünden yapılacak araştırma sonucunun olumlu olması şartıyla cenazeye katılma

ve taziye ziyareti için yol izni hariç 5 saat izin verilmesine karar

verilmiştir. Ancak yapılan araştırma sonucu güvenlik yönünden risk tespit

edildiği gerekçesiyle başvurucu cenazeye götürülmemiştir.

12. Karar başvurucuya 11/4/2018 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

13. Başvurucu 10/5/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

14. İnfaz Kurumunun başvurucuyla ilgili Anayasa

Mahkemesine gönderdiği yazı ve ekleri incelendiğinde; İstanbul 28. Ağır Ceza

Mahkemesinin başvurucunun hastanede babasını ziyaret etme talebine ilişkin

verdiği karar ve ekinde İnfaz Kurumuna gönderdiği belgelerin içinde

başvurucunun veya başvurucu yakınlarının hasta ziyareti ile ilgili olarak

kuruma bir başvurularının olmaması ve başvurucunun babasının sağlık durumuna

ilişkin sağlık kurulu raporunun bulunmaması nedeniyle İnfaz Kurumu tarafından

bir karar alınmadığı belirtilmiştir. Ayrıca sağlık kurulu raporu ile

belgelendirmesi hâlinde hasta ziyareti işlemlerine başlanabileceğinin başvurucu

vekiline bildirildiğine ilişkin 30/3/2018 tarihli tutanak ibraz edilmiştir.

Bunun yanında başvurucunun ailesiyle telefonla görüşme talebi hakkında, bu

şekilde telefonla görüşmeye yönelik mevzuatta bir düzenleme olmadığı, telefon

görüşme gününde telefon görüşmesi yapılabileceğinin başvurucuya bildirildiği

belirtilmiştir. Yazı ekinde sunulan Silivri Ceza İnfaz Kurumu Sevk Tabur

Komutanlığı tarafından düzenlenen güvenlik soruşturmasına ilişkin 5/4/2018

tarihli tutanakta; cenaze merasiminin yapılacağı caminin kalabalık bir meydanda

olması, sokakların dar, binaların iç içe olması nedeniyle başvurucunun

kaçabileceği şüphesinin bulunduğu ve cenaze olması gözetildiğinde alınacak

tedbirlerde olumsuzluk yaşanabileceğinin ifade edildiği görülmüştür.

IV. İLGİLİ

HUKUK

15. İlgili hukuk için bkz. Rasul Kocatürk [GK], B.

No: 2016/8080, 26/12/2019, §§ 13-25; Beşir Doğan, B. No: 2013/2335,

15/12/2015, §§ 12-16; Ahmet Çilgin, B. No: 2014/18849, 11/1/2017, §§

16-20.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 24/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

17. Başvurucu; kişinin aile bireylerinin sağlık durumları

hakkında bilgi alabilmesi, vefattan önce bu kişiyi son kez görüp onunla

vedalaşabilmesi ve cenaze törenine katılarak diğer aile bireyleri ile acılarını

paylaşabilmesinin özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının koruması altında

olduğunu vurgulamıştır. Sağlık durumunun ağır olduğu hastane raporuyla sabit

olmasına rağmen babasını ziyaret etme ve babasının sağlık durumunu öğrenmek

için telefonla görüşme talepleri hususunda idare tarafından durumun

hassasiyetine ve aciliyetine uygun karar verilmediğini, anılan talepleri

konusuz kalana yani babası vefat edene kadar ihmalkârlık gösterildiğini

belirtmiştir. Ayrıca cenazeye ve taziyeye katılma talebinin de yeterli gerekçe

gösterilmeden güvenlik nedeniyle engellendiğini, cenaze törenin yapılacağı

yerin güvenlik açısından riskli bölge sayılmasının mümkün olmadığını, bireysel

yarar ile güvenlik endişesi arasında adil bir denge kurulmadığını vurgulayarak

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir.

Reddedilen taleplerine ilişkin olarak idari ve yargısal yol mevcut olmadığından

doğrudan bireysel başvuruda bulunduğunu ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca diğer

tutuklu ve hükümlülere cenazeye katılım izni verilirken kendisine tutuklanma

sebebinden dolayı farklı muamele yapılmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu

belirtmiştir.

18. Bakanlık görüşünde, hükümlülerin yakınlarının ölümü

hâlinde güvenlik bakımından sakınca oluşturmaması ve tehlikeli hükümlü olmaması

koşuluyla ilgili Cumhuriyet başsavcılığı tarafından cenazeye katılma izni

verilebildiği, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucuya da

güvenlik açısından sakınca bulunmaması hâlinde cenaze katılma izni verildiği

ancak yapılan araştırma sonucunda güvenlik yönünden riskler bulunması sebebiyle

başvurucunun cenazeye katılımının sağlanamayacağına yönelik tutanak tanzim

edildiği vurgulanmıştır. Başvurucunun babasını hastanede ziyaret etme talebinin

reddiyle ilgili olarak ise 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 116. maddesinin (3) numaralı fıkrasına

göre sağlık kurulu raporuyla belgelendirilmek koşuluyla Kanun'da sayılan

yakınlık derecesindeki kişileri ziyaret etmek için izin verilebileceği ancak

başvurucunun sağlık kurulu raporu değil durum bildirir hekim raporu sunduğu ve

başvurucunun gerekli koşulları yerine getirmediği ifade edilmiş; tüm bu

hususlar gözönüne alındığında idari ve yargısal makamlar tarafından

başvurucunun aile hayatına saygı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir

değerlendirme yapılarak devletin takdir yetkisi kapsamında ulaşılmak istenen

amaçla orantılı bir denge kurulduğu değerlendirilmesine yer verilmiştir.

19. Başvurucu vekili; Bakanlık görüşüne karşı beyanında

başvurucunun mevzuat gereği tehlikeli suçlulardan olmadığını, annesinin

cenazesine tutuklu olduğu için katılamayan başvurucunun babasının cenazesine

katılmasına da somut dayanakları gösterilmeyen güvenlik risklerine dayanılarak

izin verilmediğini belirtmiştir. Cenaze töreninin yapılacağı yerde neden

güvenlik önleminin alınamayacağı, yarım saat sürecek bir törende ne gibi

güvenlik sorunlarının yaşanacağı belirtilmeyen, genel ifadelere dayalı güvenlik

soruşturması tutanağının kabul edilemeyeceğini ifade etmiş; başvurucunun son

görevini yerine getirmesinin engellendiğini, bu durumunun aile hayatına saygı

hakkına müdahale olarak kabul edilmesi gerektiğini, bireyin menfaatleri ile

kamunun menfaatleri arasında adil bir denge kurulmadığını vurgulamıştır. Ayrıca

başvurucu yoğun bakımda olan babasının devlet hastanesine nakli ile sağlık

kurulu raporu alınamayacağının açık olduğu hususunun da gözetilmesi gerektiğini

belirtmiştir.

B. Değerlendirme

20. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği"

kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz”

21. Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocuk hakları”

kenar başlıklı 41. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve

eşler arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile

özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile

uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.”

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun hastane ziyareti ve telefonla görüşme taleplerinin reddine

ilişkin şikâyetlerinin başvurucunun babasının vefatıyla sonuçlanan on dört

günlük süreyi kapsadığı dikkate alınarak başvurucunun şikâyetleri bir bütün

hâlinde kamu makamlarınca babasının cenaze törenine ve taziye kabulüne

katılmasına izin verilmemesine ilişkin iddialar bağlamında incelenmiştir. Buna

göre söz konusu şikâyet Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata ve

aile hayatına saygı hakkını ilgilendirmekte olup bu çerçevede inceleme yapılmıştır

(Beşir Doğan, § 19; Ahmet Çilgin, § 23; Rasul Kocatürk, §

34).

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

23. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulabilmesi için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması gerekir.

24. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği,

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

25. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz

edilebilmesi için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia

eden kişinin başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş

olması; ayrıca bu yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını giderici, etkili ve

başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadece

kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir.

Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan beklenemeyeceği gibi hukuken

veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını düzeltici bir vasıf

taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî koşulların öngörülmesi

nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan uzaklaşan başvuru

yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B.

No: 2014/6577, 16/2/2017, § 39).

26. İzin talebinin reddine ilişkin Başsavcılık kararına

karşı hükümlülerin 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun

4. ve 5. maddeleri uyarınca infaz hâkimliğine şikâyet yoluyla başvuruda

bulunmaları mümkündür. Şikâyet başvurularında infaz hâkimliğinin yetkisi; işlemin

iptaline, faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar vermekten

ibarettir.

27. Somut olayda başvurucuyla ilgili olarak güvenlik

araştırmasının olumlu çıkması şartıyla cenazeye katılma izninin Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından verildiği ancak güvenlik riskleri gerekçesiyle İnfaz

Kurumunun cenazeye ve taziye kabulüne katılmasını engellediğinde, İnfaz

Kurumunun cenazeye katılma talebinin reddine ilişkin işlemine karşı

başvurucunun teorik olarak infaz hâkimliğine şikâyet hakkına sahip olduğunda tereddüt

bulunmamaktadır. Ancak başvurucunun babasının kararın başvurucuya tebliğ

edildiği tarihten yedi gün önce defnedildiği gözetildiğinde infaz hâkimliğine

başvurmanın cenaze törenine katılımı sağlamayacağı açıktır. Ayrıca infaz

hâkimliğinin tazminata hükmetme yetkisinin bulunmadığı da dikkate alındığında

infaz hâkimliğine yapılacak şikâyetin başvurucu yönünden etkili bir sonuç

doğurmayacağı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki karar için bkz. Resul

Kocatürk, § 37).

28. Başvurucu taziye kabulüne katılmayı da talep

etmiştir. Taziye kabulü ölenin yakınlarının bir araya gelmesine ve ölüm

nedeniyle duyulan acıyı paylaşarak hafifletmeye imkân sağlayan geleneksel bir

olgudur. Cenaze defnedildikten hemen sonra başlayan kabulün ne kadar süreceği

konusu yerel kültürle ilgili bir meseledir. Bu açıdan definden yedi gün sonra

başvurucuya cevap verilmiş olması sebebiyle taziye kabulü imkânının ortadan

kalkıp kalkmadığı konusunda değerlendirme yapması Anayasa Mahkemesinden

beklenmemelidir. Diğer taraftan infaz hâkimliğinin başvurucunun taziye kabulüne

katılmasını temin edecek bir karar vermeyeceğine veya şikâyeti kısa sürede

karara bağlamayacağına dair bir veri bulunmamaktadır. Bu nedenle somut olayda

infaz hâkimliğine şikâyet başvurusunun taziye talebi bakımından etkili bir yol

olmadığı söylenemez (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Rasul Kocatürk,

§ 37).

29. Bununla birlikte başvuru yollarının tüketilmesi, çok

katı olarak uygulanması gereken mutlak bir kural değildir. Teorik düzeyde var

olan bir başvuru yolunun tüketilmesinin somut olayın koşullarında başvurucuya

aşırı külfet yüklemesi hâlinde bu yolun tüketilmesinin gerekli olmadığına karar

verilebilir. Başvurucunun birbirinden bağımsız olmayan defin işlemine katılım

ile taziye kabulüne katılımı ayırarak birincisi için Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda, ikincisi için ise infaz hâkimliğine şikâyet başvurusunda

bulunmasının istenmesi başvurucuya aşırı külfet yüklenmesi anlamına gelecektir.

Bu nedenle somut olayın şartlarında taziye kabulüne katılma yönünden de infaz

hâkimliğine şikâyet yolunun tüketilmesinin zorunlu olmadığı değerlendirilmiştir

(benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Rasul Kocatürk, § 38).

30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Müdahalenin

Varlığı

31. Somut olayda tutuklu olan başvurucunun, babasının

cenaze törenine ve taziye kabulüne katılma talebi reddedilmiştir. Dolayısıyla

anılan işlemin başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesi

hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır (Rasul Kocatürk, §§ 40-42; Beşir

Doğan, § 30).

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

32. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

33. Yukarıda anılan müdahalenin ihlal oluşturup

oluşturmadığının belirlenmesinde Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşulları yönünden inceleme

yapılması gerekir.

i. Kanunilik

34. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılan

değerlendirmeler neticesinde yakınlarının vefatı hâlinde hükümlülerin cenaze

törenine katılmalarına ve on güne kadar mazeret izni kullanmalarına imkân veren

mevzuat hükümlerinin kanunilik ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır

(Beşir Doğan, §§ 34, 35, Rasul Kocatürk, §§ 45, 46). Somut olayda

bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir iddia ve tespit bulunmamaktadır.

ii. Meşru Amaç

35. Anayasa Mahkemesi önceki kararında (Resul

Kocatürk, §§ 47-50) Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayata saygı hakkı

için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmediğini hatırlattıktan sonra tutuklu

ve hükümlülerin hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasında Anayasa'nın ilgili

maddelerinde öngörülen sınırlama sebeplerine ek olarak ceza infaz kurumunun

disiplinin ve güvenliğinin sağlanmasının da bir sınırlama sebebi teşkil

edebileceğini kabul etmiştir.

36. Somut olayda başvurucunun cenazeye götürülmemesi

güvenlik riski gerekçesine dayandırılmıştır. Anılan gerekçenin İnfaz Kurumunun

güvenliğini sağlamanın yanında kamu düzeni ve güvenliğini sağlama amacına

yönelik olduğu bu kapsamda başvurucunun özel ve aile hayatına yapılan müdahale

yönünden meşru bir amaç teşkil ettiği değerlendirilmiştir.

iii. Demokratik

Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olma ve Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

36. Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan

müdahalenin, ihlal teşkil etmemesi için Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen

demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine de uygun olması

gerekir.

37. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir. Açıktır ki bu

başlık altındaki değerlendirme, sınırlamanın amacı ile bu amacı gerçekleştirmek

üzere başvurulan araç arasındaki ilişki üzerinde temellenen ölçülülük

ilkesinden bağımsız yapılamaz. Çünkü Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik

toplum düzeninin gereklerine aykırı olmama ve ölçülülük ilkesine aykırı

olmama biçiminde iki ayrı kritere yer verilmiş olmakla birlikte bu iki

kriter bir bütünün parçaları olup aralarında sıkı bir ilişki vardır (Ferhat

Üstündağ, B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45; Abuzer Uzun, B. No:

2016/61250, 13/6/2019, § 38).

38. Orantılılık ise sınırlamayla ulaşılmak istenen amaç

ile başvurulan sınırlama tedbiri arasında dengesizlik bulunmamasına işaret

etmektedir. Diğer bir ifadeyle orantılılık, bireyin hakkı ile kamunun

menfaatleri veya müdahalenin amacı başkalarının haklarını korumak ise diğer

bireylerin hak ve menfaatleri arasında adil bir dengenin kurulmasına işaret

etmektedir. Dengeleme sonucu müdahalede bulunulan hakkın sahibine terazinin

diğer kefesinde bulunan kamu menfaati veya diğer bireylerin menfaatine nazaran

açıkça orantısız bir külfet yüklendiğinin tespiti hâlinde orantılılık ilkesi

yönünden bir sorunun varlığından söz edilebilir (Ferhat Üstündağ, § 48; Abuzer

Uzun, § 39).

39. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en

geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve

özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüde kısıtlayan veya tümüyle

kullanılamaz hâle getiren sınırlamaların demokratik toplum düzeninin

gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukuk devletinin amacı

kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimde yararlanmalarını sağlamak

olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaran bir yaklaşımın esas alınması

gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil koşulları,

nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi unsurların

tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir (Serap

Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 46; Abuzer Uzun, § 40).

40. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer

alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu

denge, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının sınırlandırılmasında da

dikkate alınmalıdır. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının sınırlanması

mümkün olmakla beraber sınırlamada öngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı

arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla ulaşılabilecek yarar ile

temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge

kurulmasına özen gösterilmelidir. Bu noktada belirtilen ölçütlere riayetle bir

sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği, özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin

temelini oluşturan meşru amaç karşısında bireye düşen fedakârlığın ağırlığının

dikkate alınması ve genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan

bireyin kaybı arasında adil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi

gerekmektedir (Beşir Doğan, § 40; Ahmet Çilgin, § 47).

41. Anayasa’nın 19. maddesi gereği hükümlü ve

tutukluların özel ve aile hayatına birtakım sınırlamaların getirilmiş olması,

hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir

sonucudur. Bu bağlamda idarenin tutuklu ve hükümlülerin özel ve aile hayatına

müdahale konusunda takdir yetkisinin daha geniş olduğu gözetilmelidir. Burada

mühim olan ceza infaz kurumunun güvenliğinin sağlanması amacı ile hükümlünün

özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı arasında adil bir dengenin

sağlanmış olmasıdır (Mehmet Koray Eryaşa, B. No: 2013/6693,16/4/2015, §

89; Ahmet Çilgin, § 32).

42. Ölüm, insan hayatında karşılaşılan acı olaylardan

biridir. Birçok kültürde ölen kimsenin tanıdıkları bir araya gelerek ölüm

nedeniyle duyulan acı ve üzüntüyü paylaşır. Ölenin geride kalan aile bireyleri

ziyaret edilerek kendilerine maddi ve manevi destekte bulunulur. Şüphesiz bu

acıyı ölüm anından itibaren en yoğun derecede yaşayan ve desteğe en çok ihtiyaç

duyanlar aile bireyleridir. Bu nedenle ölenin aile bireylerine taziye

ziyaretinde bulunulması, aile bireylerinin de taziyeleri kabulü kültürümüzde

önemli bir yer tutmaktadır. Kanun koyucu bu insani düşünceden ve kültürel

olgulardan hareketle 5275 sayılı Kanun'da yakınlarının ölümü hâlinde hükümlüye

mazeret izni verilmesini düzenlemiştir. Kanun'daki izin süreleri gözetildiğinde

kanun koyucunun iznin kapsamını sadece defin işlemi ile sınırlı tutmadığı,

definden sonra yapılan taziye ziyaretlerini kabul etmeye ve aile bireylerinin

bir arada kalarak birbirlerine destek olmalarına imkân tanımayı da amaçladığı

kabul edilmelidir. Buna göre cenazeye katılma talebinin taziye kabulüyle

birlikte ele alınması gerekmektedir. Bu yorum aynı zamanda aile hayatına saygı

hakkının gereklerine de uygun olacaktır (Rasul Kocatürk, § 61)

43. Ülkemiz geleneklerinde cenazenin bekletilmeden

defnedildiği, akabinde birkaç gün süreyle taziye kabulünün yapıldığı bilinen

bir olgudur. Bu nedenle yakını ölen hükümlünün izin talebinin kamu makamlarınca

süratle harekete geçilerek ve koşullar da dikkate alınarak mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılması önem arz etmektedir. Ayrıca talebin karşılanmasında

kamu makamlarının kendilerinden beklenen özeni göstermeleri gerekmektedir.

Talebin karşılanması imkân dâhilinde görülmezse bu duruma ilişkin zorunluluk

hâllerinin ve güvenlik risklerinin somut olgu ve olaylara dayalı olarak

açıklanması gerekir (Rasul Kocatürk, § 62).

44. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olay

bakımından müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

olup olmadığı incelenirken derece mahkemelerinin kararlarında ortaya konulan

gerekçeler değerlendirilmeli ve müdahaleyi doğuran gerekçelerin inandırıcı bir

şekilde ortaya konulup konulmadığına ve müdahalenin ölçülülük ilkesine

uygun olup olmadığına bakılmalıdır (Beşir Doğan, § 44; Rasul

Kocatürk, § 57).

(2) Genel

İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

45. 5275 sayılı Kanun'un 94. maddesinde; yakınlarının

ölümü hâlinde (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılanlara on güne kadar,

(2) numaralı fıkrasının (a) bendinde sayılanlara ise iki güne kadar cenazeye

katılmaları için mazeret izni verilebileceği düzenlenmiştir. Böylece

hükümlülere yakınlarının ölümü hâlinde cenazeye katılma, taziyeleri kabul etme

ve ailelerine destek olma imkânı tanınmıştır. Bu imkândan yararlanmak mutlak

olmayıp şartların bulunması hâline ve kamu makamlarının yapacakları değerlendirme

sonucu uygun bulmalarına bağlı kılınmıştır (Rasul Kocatürk, § 58).

46. Başvurucu öncelikle hastanede yoğun bakımda tedavi

gören babasını görmek ve sağlık durumu ile ilgili bilgi almak için İnfaz Kurumu

ve yargılamasının sürdüğü mahkemeye başvurmak suretiyle girişimlerde

bulunmuştur. Başvurucunun babasının hayati riskinin olduğu yönündeki üç kişilik

uzman raporunun ve hastane ziyareti izin talebinin mahkeme kanalıyla İnfaz

Kurumuna bildirildiği ancak İnfaz Kurumunun -kuruma hitaben ayrıca başvuru

yapılmadığından bahisle- talebi değerlendirmediği görülmüştür. Ayrıca

başvurucunun babasının sağlık durumunu öğrenmek için ailesiyle telefonla

görüşme talebi somut olayın koşulları ve aciliyeti gözetilmeden, daha önce

belirlenen haftalık telefonla görüşme gününde görüşme yapılabileceği

bildirilerek reddedilmiştir. Bu durumda babasının sağlık durumunu gösterir

uzman raporuna rağmen başvurucunun babasıyla son kez görüşme ve onun sağlık

durumuyla ilgili bilgi alma yönündeki ısrarlı taleplerini İnfaz Kurumunun

durumun aciliyetine ve ciddiyetine uygun değerlendirdiği dolayısıyla aile

hayatına saygı hakkı bağlamında özenli davrandığı söylenemez.

47. Öte yandan tüm girişimlerine rağmen sonuç alamayan

başvurucu, cenaze törenine katılmak ve taziyeleri kabul etmek için izin talep

etmiştir. Başvurucu, cenaze merasiminin yapılacağı yer ile ilgili güvenlik

risklerinin mevcut olduğu gerekçesiyle cenaze törenine götürülmemiş ancak

taziyeye katılma talebiyle ilgili güvenlik araştırması yapılmamış ve bir

gerekçe sunulmamıştır. Bununla birlikte Başsavcılık, başvurucu ile ilgili

öngörülen güvenlik risklerini ilişkilendirip açıklayabilmiş, başvurucunun

cenaze merasimine ve sonrasında taziyeye katılabilmesi için durumun

gerektirdiği özeni gösterdiğini, güvenliğin sağlanması için alternatif çözümler

denediğini ortaya koyabilmiş değildir.

48. Bu nedenle başvurucunun taleplerinin durumun

gerektirdiği hassasiyete ve özene uygun sonuçlandırıldığını, ayrıca Başsavcılık

kararında gösterilen gerekçenin başvurucunun çıkarları ile toplumun çıkarları

arasında adil denge kurulmasına yönelik ikna edici, ilgili ve yeterli unsurları

taşıdığı söylenemez. Başvurucunun babasını ziyaret ederek veya telefonla

görüşerek babasıyla vedalaşma, cenazeye ve taziye kabulüne katılarak ailesine

destek olma imkânından yoksun kalmasında kamu makamlarının somut olayın önemine

ve aciliyetine uygun karar almamasının ve güvenlikle ilgili gerekli

organizasyonu oluşturamamasının etkili olduğu gözetildiğinde özel hayata ve

aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde

güvence altına alınan özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

Rıdvan GÜLEÇ ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

50. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

51. Başvurucu ihlalin tespit edilmesini istemiş ve 30.000

TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret

etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

53. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

54. İncelenen başvuruda başvurucunun taleplerinin İnfaz

Kurumu tarafından somut olayın koşulları gözetilerek karşılanmaması ve

Başsavcılık tarafından verilen kararın yeterli bir gerekçeye dayandırılmaması

nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna

ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin İnfaz Kurumu ve Başsavcılık kararlarından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

55. Cenaze töreni ve taziye kabulünün üzerinden geçen

zaman dilimi dikkate alındığında bu aşamada Başsavcılık tarafından yeniden bir

karar alınmasında yarar görülmemiştir.

56. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin bütün

sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 8.100 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNERıdvan GÜLEÇ ve Basri

BAĞCI'nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Başvurucuya net 8.100 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığına (E.2018/7102) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 24/2/2021tarihinde karar verildi.

KARŞIOY

Başvurucu tutuklu olarak bulunduğu ceza infaz kurumundan

23/03/2018 ilâ 05/04/2018 tarihleri arasında verdiği veya kendi adına verilen

dilekçelerle muhtelif taleplerde bulunmuştur.

İlk olarak 23/03/2018 tarihli dilekçe ile ağır hasta olan

babasını ziyaret için izin talep etmiştir. İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi

tarafından; söz konusu talebin karşılanmasının ceza infaz kurumunun en üst

amiri tarafından öneride bulunulması ve Cumhuriyet Başsavcılığının onayı

gerektiğine işaret edilmek suretiyle konu ceza infaz kurumuna iletilmiştir.

Hastalık mazeret izni için 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı

Hakkında Kanunun 116/3. maddesi hükmü çerçevesinde gerekli olmasına rağmen

başvurucu tarafından sağlık kurulu raporu da ilgili makamlara tevdi

edilmemiştir.

Başvurucunun ikinci talebi 30/03/2018 tarihinde babasının

sağlık durumunu öğrenebilmek için telefonla görüşmesi yapmak veya bir kurum

görevlisinin kendi adına babasının durumunu öğrenmesi hususunda olmuştur.

Mevzuatta yeri bulunmadığı gerekçe gösterilerek bu talebi de sözlü olarak reddedilmiştir.

Başvurucunun üçüncü ve son talebi de 04/04/2018 tarihinde

vefat eden babasının cenaze merasimine ve taziyesine katılmaya ilişkin

olmuştur. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı söz konusu talebi kabul etmek

suretiyle ilgiliye “güvenlik açısından bir sakınca bulunmaması koşuluyla” beş

saat süreyle cenazeye katılım izni vermiştir. Ancak kolluk tarafından cenaze

namazının kılınacağı mekanın konumu gerekçe gösterilmek suretiyle güvenlik

önlemi alınamayacağı ifade edildiğinden söz konusu iznin kullandırılması da

mümkün olmamıştır.

Çoğunluk tarafından, başvurucunun 23/03/2018 tarihinde

yaptığı ilk talebiyle başlayan ve babasının ölümü ile alakalı olarak yaptığı

05/04/2018 tarihli son talebine kadar ki tüm süreç bir bütün olarak

değerlendirilerek ihlal sonucuna ulaşılmıştır.

Konu irdelenirken olayın niteliği gereği başvuru

yollarının tüketilmesinin beklenemeyeceği yönünde bir kanaate dayanılmak

suretiyle kabul edilebilirlik kararı verilmiştir.

4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununun 4 ve 5. maddeleri,

tutukluların dışarıyla olan ilişkileri konusunda verilecek kararlar ile

yapılacak işlem ve eylemleri değerlendirme noktasında infaz hakimini görevli

kılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, infaz hakimliğini etkin bir kanun yolu

olarak görmek suretiyle bireysel başvuru öncesi tüketilmesi gerektiğine işaret

etmektedir (Ahmet Hakan Akfırat 2013/7239 01/12/2015). İncelemeye konu bireysel

başvuruda ise çoğunluk, başvurucudan bunun beklenmesinin aşırı bir külfet

getireceğine işaret etmektedir.

Başvurucunun; cenaze merasimine katılım dışındaki

talepleri (ağır hasta olan yakınını ziyaret etmek, telefonla görüştürülmek veya

bilgi almak, ölen yakınının taziyesine katılmak) nitelikleri gereği 4675 sayılı

İnfaz Hakimliği Kanununun 4 ve 5. maddeleri gereğince infaz hâkimi nezdinde

şikâyet konusu yapılabilecek ve sonuç alınabilecek hususlardır. Buna rağmen

başvurucu talep ettiği izinlerin hiçbiri açısından bu yolun tüketilmesine

teveccüh etmemiştir.

Bu bağlamda cenaze merasimine katılım hususu dışındaki

diğer talepler açısından etkin bir başvuru yolu olan infaz hakimliğine şikâyet

yolunun tüketilmesi gerekliliğinin gözardı edilmesi kabul edilebilirlik

açısından bir noksanlıktır.

Hasta babasını ziyaret etme isteği makam itibariyle ceza

infaz kurumu ve Cumhuriyet Başsavcılığı üzerinden talep edilip karara

bağlanılması gereken bir konu olmasına rağmen talep hatalı olarak ağır ceza

mahkemesine nezdinde dile getirilmiştir. Bu talep ağır ceza mahkemesi

tarafından yetkili makama resen iletilmiştir.

Hasta ziyaret talebi noktasında sağlık kurulu raporunun

sunulması yasal bir gereklilik olmasına rağmen bunun ikmali noktasında da

hiçbir girişimde bulunulmamıştır. 5275 sayılı Kanunun 116/3. maddesinde ve

Hükümlü ve Tutukluların Yakınlarının Ölümü veya Hastalığı Nedeniyle

Verilebilecek Mazeret İzinlerine Dair Yönetmelik içeriğinde bu raporun devlet

hastanelerince düzenleneceği yönünde bir hüküm bulunmamasına rağmen hastanın

özel hastanede bulunması ve devlet hastanesine sevk imkânı olmadığı gerekçe

gösterilerek bu gerekliliğin yerine getirilmesinden imtina edilmiştir.

Yukarıda da ifade edildiği gibi zaman itibariyle en kısa

sürede karar verilmesi gereken talep cenaze merasimine katılmaya ilişkin istek

olmakla birlikte, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı bu talebin kabulü noktasında

irade ortaya koymasına rağmen iznin gereği güvenlik gerekçesiyle yerine

getirilememiştir. Güvenlik sorununa rağmen istemin yerine getirilmesini

beklemek ilgili makamlara gereğinden fazla sorumluluk yüklemek manasına

gelebilecektir.

Cenaze merasimine katılma imkânı verilmemesine rağmen

ilgilinin taziyeye iştirakinin sağlanması gerekliliği de çoğunluk tarafından

ayrı bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Çoğunluk bu noktaya ilişkin

değerlendirmesini yaparken bu hususun infaz hakimliği nezdinde değerlendirilme

imkânı bulunduğunu açık bir şekilde kabul etmektedir (28. prg.).

Ayrıca konunun bir bütün olarak değerlendirilmesi

nedeniyle hangi unsur veya unsurların ikmal edilmesi halinde ihlal sonucunun

doğmayacağı çoğunluk görüşünden anlaşılamamaktadır. Her biri ayrı bir

değerlendirme konusu olan ve yerine getirilme şartları farklılık gösteren

izinlerin tamamının yerine getirilmesi gibi bir gerekliliğe yol açma ihtimali

bulunan bu inceleme yönteminin kurumlara ağır bir yük oluşturma ihtimali

bulunmaktadır.

Açıklanan bu gerekçeler doğrultusunda, cenaze merasimine

katılım izni talebi dışındaki hususlar açısından başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle müracaat kabul edilemez niteliktedir.

Çok kısa sürede karar verilip infaz edilmesi gereken

cenaze merasimine katılım izni konusunda başvuru yollarının tüketilmesinin

beklenmemesi makuldür.

Ancak cenazeye katılım izninin kullanılamaması açısından

gösterilen “güvenliğin sağlanamayacağı” yönündeki gerekçenin geçersizliğini

ortaya koyan kabul edilebilir bir sebebin de bulunmaması nedeniyle hak

ihlalinin oluşmadığını değerlendirdiğimizden çoğunluğun aksi yönündeki görüşüne

iştirak edilmemiştir.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Ali KOZAN Başvurucu : Yavuz GEÇİM Vekili : Av. Cengiz BAYENDER Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Basri BAĞCI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/15011, 24 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel
  16. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  17. F. Kararın bir örneğinin bilgi için Bakırköy Cumhuriyet
  18. G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığına
  19. Karşıoy
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/15011
Tarih
24 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Kasım İlimoğlu Başvurusu (B. No: 2018/17191)
  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2018/13934)
  • Mahmut Celal Abdullahoğlu Başvurusu (B. No: 2018/2413)
  • M.g. Başvurusu (B. No: 2018/13901)
  • Nkt Teknoloji Dağıtım Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/26844)
  • Gökhan İlhan ve Ekrem Kılıç Başvurusu (B. No: 2018/37007)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.