İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/37791)

1. Başvuru, ön alım isteğinin reddine karar verilmesi ve dava

Başvuru No2017/37791Tarih29 Ocak 2020Okuma22 dk · 4.434 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. Ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
29 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2017/37791
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.434 kelime·22 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ön alım isteğinin reddine karar verilmesi ve dava

değerine göre istinaf isteğinin esasının incelenmemesi nedenleriyle mülkiyet

hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/11/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Mersin'in Akdeniz ilçesi Nacarlı Mahallesi Kızılyaka

mevkiinde bulunan 356 ada 8 parsel tapuda hisseli olarak kayıtlıdır.

Hissedarlardan A.D.D. taşınmazdaki 1/8 payını 4/3/2016 tarihinde 1.000 TL

bedelle davalı H.A.ya devretmiştir.

9. Bu taşınmazda 3/32 pay sahibi başvurucu şirket 25/8/2016

tarihinde kanuni ön alım hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davası açmıştır.

Başvurucu şirket dava dilekçesinde, taşınmazda 3/32 oranında payı bulunduğunu

ve paydaşlardan A.D.D.nin 4/3/2016 tarihli satışı nedeniyle tapuda gösterilen

satış bedeli ve devir masraflarından oluşan bedel karşılığında H.A. adına olan

kaydın iptaliyle adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Başvurucu şirket

bildirmiş olduğu 1.000 TL dava değeri üzerinden harç yatırmıştır.

10. Mersin 1. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) 9/3/2010

tarihinde taşınmaz başında keşif icra etmiştir. Mahkeme yapmış olduğu keşifte

taşınmazın fiilî durumunu gözlemlemiş, tarafları ve tanıkları dinlemiş, ziraat

mühendisi ve kadastro teknik bilirkişiden taşınmazın hukuki ve fiziki durumunu

belirtir raporlarını sunmasını istemiştir.

11. Kadastro teknik bilirkişi uyuşmazlığa konu taşınmazın arazi

üzerindeki konumuve hukuki durumunu bildirir raporunu sunmuştur. Aynı şekilde

ziraat mühendisi bilirkişi de taşınmazın niteliği, üzerinde sürdürülen tarımsal

faaliyetin türü ve buna göre taşınmazın değerini belirtir raporunu ibraz

etmiştir. Söz konusu raporda taşınmazın değeri 336.527 TL olarak bildirilmiştir.

12. Mahkeme 11/5/2017 tarihli karar oturumunda bilirkişilerce

ibraz edilen raporlara karşı tarafların beyanlarını tespit etmiştir. Başvurucu

şirket vekili fiilî taksim iddiasını kabul etmediklerini belirterek tapudaki

satış bedeli ve satış masraflarından oluşan bedeli depo etmek üzere süre

verilmesini talep etmiştir. Başvurucu vekilinin süre talebini yerinde görmeyen

Mahkeme, yargılamaya son vererek davayı istinaf yolu açık olmak üzere

reddetmiştir. Mahkeme kararında öncesinde tek parça olarak bir kişiye ait olan

taşınmazın bu kişinin ölümüyle mirasçıları arasında hisseli hâle geldiği ve

mirasçılar tarafından yapılan satışlardan sonra da fiilî taksime konu edildiği

saptamasında bulunmuştur. Mahkeme bu saptamadan hareketle satıcı A.D.D.nin

fiilî taksim sonucu oluşan kullanımına diğer hissedarlarla birlikte itiraz

etmeyen başvurucu şirketin H.A.ya yapılan satışa karşı ön alım hakkını

kullanmasının iyi niyet kurallarına aykırı olduğu kanaatine varmıştır.

13. Başvurucu şirket, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi (BAM) 20/10/2017 tarihinde

12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341. maddesi

uyarınca dava değeri itibariyle ilk derece mahkemesi kararı kesin olduğundan

istinaf isteğinin reddine karar vermiştir.

14. BAM'ın nihai nitelikli 20/10/2017 tarihli kararının

başvurucuya tebliğine ilişkin dosya kapsamında belge ve bilgi bulunmamakla

birlikte başvurucunun süresi içinde 16/11/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunduğu saptanmıştır.

15. Başvurucu 20/10/2017 tarihli karara karşı temyiz isteğinde

bulunmuşsa da BAM 30/11/2017 tarihinde isteğin reddine karar vermiştir. BAM'ın

temyiz isteğinin reddi kararı başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay

14. Hukuk Dairesi 2/7/2018 tarihinde temyiz isteğinin reddi kararını onamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Hükümleri

16. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun ''Önalım hakkı sahibi'' kenar başlıklı

732. maddesi şöyledir:

“Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmaz

üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde, diğer

paydaşlar önalım hakkını kullanabilirler.”

17. 4721 sayılı Kanun'u 734. maddesi şöyledir:

“Önalım hakkı, alıcıya karşı dava açılarak

kullanılır.

Önalım hakkı sahibi, adına payın tesciline

karar verilmeden önce, satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini, hâkim

tarafından belirlenen süre içinde hâkimin belirleyeceği yere nakden yatırmakla

yükümlüdür.”

18. 6100 sayılı Kanun'un ''İstinaf

yoluna başvurulabilen kararlar'' kenar başlıklı 342. maddesinin (1)

ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:

"İlk derece mahkemelerinden verilen nihai

kararlar ile ihtiyati tedbir, ihtiyati haciz taleplerinin reddi ve bu

taleplerin kabulü hâlinde, itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf

yoluna başvurulabilir.

Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını

geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir."

2. Yargıtay Kararı

19. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 4/3/2019 tarihli ve

E.2016/4803 K.2019/1871 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Önalım hakkı, paylı mülkiyet hükümlerine

tabi taşınmazlarda bir paydaşın taşınmazdaki payını kısmen veya tamamen üçüncü

kişiye satması halinde, diğer paydaşlara, satılan bu payı öncelikle satın alma

yetkisi veren bir haktır. Bu hak, paylı mülkiyet ilişkisi kurulduğu anda doğar

ve pay satışı yapılmasıyla kullanılabilir hale gelir.

Önalım hakkının kullanılmasıyla bu hakkı

kullanan paydaş ile alıcı arasında kapsam ve şartları satıcı ile davalı

arasında yapılan sözleşmenin aynı olan bir satım ilişkisi kurulmuş olur. Önalım

bedeli tapuda gösterilen satış bedeli ile davalı tarafından ödenen harç ve

masrafların toplamından ibarettir.

Dava konusu payın satışına ilişkin hukuki

işlemin tarafı olan davalı üçüncü kişi durumundaki davacıya karşı bedelde

muvazaa iddiasında bulunamaz ise de davacı önalım hakkına engel olmak amacıyla

resmi satış senedinde satış bedelinin yüksek gösterildiğini ileri sürebilir ve

bu iddiasını tanık dahil her türlü delille kanıtlayabilir.

Somut olaya gelince; davalının yargılamaya

ilişkin 23/1/2014 tarihli celsedeki beyanında, davaya konu 8 parsel sayılı

taşınmazdaki 83/311 hissenin şirket ortaklığından ayrılması karşılığında

kendisine bedelsiz devredildiğini belirtmişse de dosya içerisinde bulunan

5/9/2012 tarihli resmi senette adı geçen hisseye ilişkin devrin 50.000,00TL

karşılığında gerçekleştiği, resmi senedin aksini davalının ispat etmesi

gerektiği ve davalının yargılamada senedin aksini ispatlayamadığı

gözetildiğinde mahkemece, resmi senetteki 50.000,00TL ile tapu, harç ve

masrafların toplamı depo ettirildikten sonra davanın kabulüne karar verilmesi

gerekirken; davalının muvazaa iddiası kabul edilerek taşınmazın, 25/2/2014

tarihli bilirkişi raporunda belirtilen dava tarihindeki değeri üzerinden karar

verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.''

20. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 19/1/2017 tarihli ve

E.2016/32610, K.2017/557 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"DAVA : Davacı, kıdem, ihbar tazminatı,

ücret alacağı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti

alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır.

Mahkemece, davalının temyiz istemi hakkında,

17.10.2016 tarihli ek karar ile temyiz isteminin kesinlik sınırının altında

kaldığından temyizin reddi kararı verilmiş, davalı bu kararı süresinde temyiz

etmiştir. Dosya içeriğinden, mahkemenin bozma aşamasından sonra yaptığı

yargılama ile davacı tarafın menfi tespit davasının kabulüne karar verdiği,

iptal konusu olan senet miktarının 31.775,04 TL olmakla davalının temyiz konusu

yaptığı alacak miktarının kesinlik sınırının üzerinde olduğu anlaşıldığından

davalının temyizinin reddi doğru değildir. Mahkemenin 17.10.2016 tarihli temyiz

isteğinin reddine ilişkin kararının bozularak ortadan kaldırılmasına karar

verildi.''

B. Uluslararası Hukuk

21. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ümit Okutan, B. No: 2015/7104, 30/10/2018,

§§ 22-25.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 29/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, ön alım davasının reddi kararı ile birlikte

paydaş olduğu taşınmazda tanımadığı yabancı kişilerle ortaklık yapmak zorunda

kalmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

24. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet hak[kına] sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

25. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

26. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda başvurucuların uyuşmazlık konusu

taşınmazda pay sahibi oldukları tartışma konusu değildir. Dolayısıyla

uyuşmazlığa konu taşınmaz yönünden Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında

başvurucuların mülklerinin mevcut olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

27. Ön alım hakkı 4721 sayılı Kanun'un 732. maddesine göre paylı

mülkiyette bir paydaşın taşınmaz üzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü

kişiye satması hâlinde, diğer paydaşlara kanun ile tanınan bir haktır. Bu

yönüyle ön alım hakkının paylı mülkiyetin söz konusu olduğu durumlarda mülkiyet

hakkı sahibine sağlanan kanuni bir hak olduğu ve önemli bir ekonomik değer

ifade ettiği açıktır. Başvurucu da pay sahibi olduğu taşınmazda diğer paydaşça

yapılan satış yönünden kanunla ön alım hakkı tanındığı hâlde bundan

yararlanamadığından şikâyet etmektedir. Başvuru konusu olayda başvurucunun

mülkiyet hakkına yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale

mevcut olmayıp özel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla

başvuruda, devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden

inceleme yapılması gerekmektedir.

i. Genel İlkeler

28. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda olayda tarafların

birbirleriyle çatışan menfaatleri bulunmaktadır. Dolayısıyla tarafların karşı

karşıya gelen menfaatlerini gözeterek mülkiyet hakkını korumakla yükümlü

bulunan devletin, maddi ve usule ilişkin pozitif yükümlülüklerini yerine

getirip getirmediği dikkate alınarak sonuca varılmalıdır. Bu bağlamda ilk

olarak devletin etkili bir hukuksal mekanizma oluşturma yükümlülüğü

çerçevesinde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün mevcut

olup olmadığı irdelenmelidir.

29. İkinci olarak başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan

müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili

makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının tanınıp tanınmadığı incelenmelidir.

Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden söz etmemektedir.

Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda korunabilmesi bakımından bu

madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da ifade edildiği üzere mülk

sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde

uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsamaktadır. Bu

değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Züliye

Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36; Bekir Yazıcı [GK], B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71).

30. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil

Darbaz ve GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,

24/5/2018, § 53).

31. Son olarak ise mülkiyet hakkını koruyacak ve yeterli

güvenceler sağlayacak hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı

incelenmelidir. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu gibi durumlarda

bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun koyucuya ve somut

olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece mahkemelerine ait bir

yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca

dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca da yol

açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan biri aleyhine

bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi, pozitif

yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Buna göre olayın bütün koşulları

ve taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları

gözönünde bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip

dengelenmediği değerlendirilmelidir (Faik

Tari ve Sultan Tari, B. No: 2014/12321, 20/7/2017, § 52).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

32. Somut başvurunun konusu, paydaşı olunan taşınmazda ön alım

hakkı çerçevesinde başka kişilerle ortak olunmak zorunda bırakılması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıdır.

33. Bu bağlamda ilk olarak; ön alım hakkının kullandırılması ile

ilgili belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir bir kanun hükmünün varlığı hususu

irdelenmelidir. Somut olayda başvurucunun taşınmaz üzerindeki payları 4721

sayılı Kanun'un 732., 733. ve 734. maddelerine istinaden davacı adına tescil

edilmiştir. Bu durumda derece mahkemelerince mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddiasına konu edilen uyuşmazlığın çözümüne ilişkin olarak önceden oluşturulan,

öngörülebilir, ulaşılabilir ve belirli nitelikte olduğu anlaşılan bir hukuksal

çerçeve kapsamında delillerin değerlendirildiği ve hukuk kurallarının

yorumlanarak sonuca varıldığı görülmektedir.

34. İkinci olarak başvurucunun mülkiyet haklarına yapılan

müdahaleye etkin bir biçimde itiraz edebilme, savunma ve iddialarını yetkili

makamlar önünde ortaya koyabilme olanağının onlara tanınıp tanınmadığı

incelenmelidir. Mülkiyet hakkının ihlali iddiasına konu edilen yargılama

sürecinin bütününe bakıldığında başvurucunun kendisini vekil ile temsil

ettirdiği, başvurucuya itiraz ve savunmalarını ortaya koyabilme ve delillerini

sunabilme olanağının tanındığı anlaşılmaktadır.

35. Diğer taraftan başvurucu ön alım hakkının ortaya çıkış ve

yasal olarak düzenlenme amacına aykırı olarak istemediği kişilerle hissedarlık

yapmak zorunda kaldığını ileri sürmüş ise de Anayasa Mahkemesinin delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler

bakımından görevi, bireysel başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece

mahkemeleri önünde hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair

bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların derece mahkemelerince kesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça

keyfî olmadığı veya bariz bir takdir hatası içermediği sürece Anayasa

Mahkemesinin, derece mahkemelerinin takdirine müdahale etmesi mümkün değildir.

Kaldı ki derece mahkemesinin ilgili kanun hükümlerini yorumlamamak suretiyle

öngörülen şartların oluştuğu gerekçesine dayandığı dikkate alındığında bu

kararların keyfi veya öngörülemez olduğu da söylenemez.

36. Son olarak ise ön alım hakkının kullandırılmaması nedeniyle

başvurucunun mülkiyet haklarını koruyacak ve yeterli güvenceler sağlayacak

hukuksal mekanizmaların oluşturulup oluşturulmadığı incelenmelidir.

37. Buna göre somut olayda ön alım davasının ilk derece

mahkemesi tarafından davalı tarafça fiilî taksim olgusunun ispatlandığı kabul

edilerek reddolunmasının diğer paydaşın mülkiyet hakkının korunması amacına

yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Özel kişilerin mülkiyet haklarının çatıştığı bu

gibi durumlarda bunlardan hangisine üstünlük tanınacağının takdiri, kanun

koyucuya ve somut olayın koşulları gözönünde bulundurularak derece

mahkemelerine ait bir yetkidir. Bununla birlikte her iki tarafın menfaatlerinin

mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir

sonuca da yol açmaması gerekir. Menfaatler dengesinin kurulmasında taraflardan

biri aleyhine bireysel olarak aşırı ve olağan dışı bir külfetin yüklenmesi

pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir. Olayın bütün koşulları ve

taraflara tanınan tüm imkânlar ile tarafların tutum ve davranışları gözönünde

bulundurularak menfaatlerin adil bir şekilde dengelenip dengelenmediği

değerlendirilmelidir.

38. Derece mahkemesinin tespit ettiği üzere ön alım davasına

konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca fiilî taksime konu edilmiş ve

bu şekilde yapılan fiilî taksime diğer paydaşlarla birlikte başvurucunun da

herhangi bir itirazının bulunmadığı anlaşılmıştır. Derece mahkemesi de fiilî

taksim olgusunun sabit olduğu kanaatine vararak davanın reddine karar

vermiştir. Derece mahkemesine göre zamanında ön alım hakkına konu yerde hak

iddia etmeyen başvurucunun tapuda yapılan satış nedeniyle ön alım hakkını

kullanması 4721 sayılı Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile

bağdaşmamaktadır.

39. Öte yandan başvurucunun paydaşı olduğu taşınmazda kanuni ön

alım hakkını kullanmak istediği davanın reddedilmesi neticesinde başka

kişilerle ortak olmak zorunda kalması nedeniyle bir külfete katlandığı açıktır.

Böyle bir durumda her iki tarafın menfaatlerini dengeleyecek mekanizmaların

varlığı ve bu bağlamda tapusu iptal edilen kişiye tanınan imkânların ve giderim

yollarının varlığı önem taşımaktadır. Ancak derece mahkemesince de belirtildiği

üzere başvurucunun zamanında ön alım hakkına konu yerde hak iddia etmemesi bu

sonuca yol açmıştır. Diğer bir deyişle başvurucunun zamanında dava yoluna

giderek hakkını kullanması mümkünken bunu yapmadığı görülmektedir.

40. Dolayısıyla öncelikle başvuruya konu ön alım hakkı

çerçevesindeki uyuşmazlığa ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleri

kapsamında mülkiyetin korunmasına yönelik belirli, ulaşılabilir ve

öngörülebilir kanun hükümlerinin ve buna dayalı olarak yerleşik yargısal

içtihatların mevcut olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bireysel başvuruya konu

yargılama süreci bir bütün olarak dikkate alındığında mülkiyet hakkının

korunması yükümlülüğü yönünden başvurucuların usule ilişkin güvencelerden etkin

biçimde yararlanmasının sağlandığı, kararlarda yer verilen tespit ve

gerekçelere göre yargısal makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı

sonucuna varılmıştır. Nihayet başvurucuların mülkiyet haklarının korunmasına

ilişkin etkin ve yeterli güvencelerin mevcut olduğu da anlaşılmaktadır. Sonuç

olarak tüm bu hususlar birlikte gözetildiğinde ön alım davasının reddedilmesi

neticesinde başvurucunun başka kişilerle ortak olmak zorunda bırakılması

suretiyle yapılan müdahale yönünden mülkiyet hakkına yönelik bir ihlalin

olmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddia yönünden başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu, taşınmazın değeri keşfen 336.527,40 TL olarak

belirlenmişken tapudaki satış değerinin 1.000 TL olarak gösterilmesi nedeniyle

ilk derece mahkemesi kararına yönelik istinaf talebinin kesinlik sınırının

altında kaldığı gerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

45. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. Maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin

gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği

vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

46. Öte yandan mahkemeye erişim hakkı ilk derece mahkemesine

dava açma hakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına

başvurma imkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, §

49).

47. Başvurucunun istinaf isteğinin dava değeri itibarıyla ilk

derece mahkemesi kararının kesin olması nedeniyle reddedilmesi sonucunda

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu

görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

48. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

49. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

50. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

51. Başvurucunun istinaf isteğinin reddi kararının 6100 sayılı

Kanun'un 342. maddesinin (2) numaralı fıkrasına dayandığı görülmektedir.

Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

52. Belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklara ilişkin ilk

derece mahkemeleri karalarının kesin olması, kanun yolu incelemesi yapan üst

mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmemesi ve böylece önem taşıyan nitelikli

başvurular üzerinde yoğunlaşmayı temin etmeye yöneliktir. İlk derece

mahkemelerinin her türlü kararına karşı kanun yoluna gidilememesi genel

ifadesiyle hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan adaletin iyi yönetimi ve

yargılamaların makul süre içinde tamamlanmasını hedeflemekte olup anayasal açıdan

meşru bir amaca dayalıdır.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

53. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkı mutlak olmayıp sınırlamalara konu olabilir. Ancak Anayasa'nın 13.

maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi uyarınca anılan sınırlamaların mahkemeye

erişimi imkânsız hâle getirmemesi ya da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen hukuki veya fiilî sınırlamalar

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan

Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

54. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

55. Ölçülülük ilkesi, öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen

amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, ulaşılmak istenen amaç bakımından

müdahalenin zorunlu olmasını ve bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak

istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade

etmektedir. Öngörülen tedbirin, kişiyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına

sokması durumunda müdahalenin ölçülü olduğundan söz edilemez (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2014/176,

K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015; E.2016/16, K.2016/37,

5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet

Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

Müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirken ilgili yasal düzenlemelerle birlikte

somut olayın koşulları ve başvurucunun tutumu da gözönünde bulundurulmalıdır (Ahmet Ersoy ve diğerleri, B. No:

2014/4212, 5/4/2017, § 50).

56. Yargısal başvuruların birtakım usul kurallarına tabi

kılınması tek başına mahkemeye erişim hakkını zedelemez. Bununla birlikte

yargısal başvuru usullerinin belirli ve öngörülebilir olması gerekir. Öte

yandan mahkemeler kanun yollarına başvuru için getirilen koşulları uygularken

kişilerin mahkemeye erişimlerini engelleyecek veya aşırı derecede zorlaştıracak

ölçüde şekilcilikten kaçınmalıdır. Bu kapsamda toplum ve kamuoyu yönünden sahip

olduğu miktar itibariyle pek bir önem arz etmeyen uyuşmazlıklara ilişkin ilk

derece mahkemeleri kararlarının yargı mercilerinin sahip olduğu kısıtlı kaynak

ve insan gücünü önemli uyuşmazlıklara yöneltebilmesi amacıyla istinaf ve temyiz

yoluna kapalı tutulması mümkün olup ulaşılmak istenen hedef bakımından

elverişsiz olduğu ya da gerekli olmadığı söylenemez.

57. Öte yandan bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği

gereği ilgili mevzuatı yorumlamak derece mahkemelerinin görevi olup Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda incelediği husus, derece mahkemelerinin

gerekçelerine esas yorumun ölçülü olup olmadığı ve buna göre Anayasa'da güvence

altına temel hak ve özgürlükleri ihlal edip etmediğidir. Bu itibarla derece

mahkemelerinin vermiş olduğu kararın kesin nitelikte olup olmadığını belirlemek

Anayasa Mahkemesinin görevi olmayıp Anayasa Mahkemesi, ilgili derece

mahkemelerinin yorumlarının Anayasa'da güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini

incelemektedir.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda başvurucunun hissedarı bulunduğu müşterek

mülkiyete tabi taşınmazın 1/8 hissesi mevcut hissedarlar dışında bir şahsa

resmî satışla devredilmiştir.Taraflarca satış bedeli olarak 1.000 TL

gösterilmiş ve başvurucu da süresi içinde satış bedeli ve devir masraflarından

oluşan miktarı alıcıya ödemeye hazır olduğunu belirterek kanuni şufa hakkını

kullanmak istemiştir.

59. 4721 sayılı Kanun'un 734. maddesi uyarınca müşterek

mülkiyete tabi bir taşınmazda mevcut hissedarlar dışındaki kişilere yapılan

satış işlemlerine karşı hissedarlardan bir ya da bir kaçının kanunda öngörülen

şartlar altında satış bedeli ile alıcıya düşen tapu giderlerini hâkim

tarafından belirlenen süre içinde yine hâkim tarafından belirlenen bir yere

depo etmesi hâlinde taşınmazın tapu kaydı iptal edilmekte ve taşınmaz ön alım

hakkını kullanan kişi adına tescil edilmektedir. Yargıtayın istikrarlı

içtihatlarında ön alım hakkını kullanan paydaşa tapudaki satış bedeli ve

alıcıya düşen tapu giderlerinin ödenmesinden başka bir sorumluluk

yüklenmemektedir. Öte yandan tapudaki satışın alacaklısı olan kişinin resmî

senetteki satış bedelinden fazlasını isteyebilmesi de söz konu değildir. Başka

bir anlatımla diğer şartların varlığı hâlinde taşınmazın değeri ne kadar yüksek

olursa olsun ön alım hakkını kullanan kişinin sorumluluğu ancak resmî satışta

belirtilen miktar kadardır (bkz. §19).

60. Bu hâlde resmî senette yazılı miktar ile taşınmazın değeri

arasında aşırı bir dengesizlik bulunmasının taraflara etkisi ve bu miktarın ön

alım hakkını kullanan şahsın lehine olması hâlinde ön alım hakkı sahibinin bu

değere mutlak olarak bağlı olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir. 4721

sayılı Kanun'un 2. maddesi herkesin haklarını kullanırken dürüst davranma

yükümlülüğü altında bulunduğuna amirdir. Bu maddeden hareketle tapuda yapılan satışların

iyiniyet ve dürüstlük kurallarına uygun şekilde yapıldığının kabulü

gerektiğinden resmî akdin tarafları taşınmazın gerçek değeri daha fazla olsa

bile senettegösterdikleri bedelin doğruluğunun aksini ileri süremeyecektir.

Buna karşılık ön alım hakkını kullanmak isteyen hissedar taşınmazı gerçek

değerinden daha az bir bedelle satın alma imkanına sahip olacaktır. Görüldüğü

üzere gerçek değerin resmî satış değerinin üzerinde olduğu hâllerde ön alım

hakkı sahibi önemli bir avantaj elde etmektedir.

61. Anayasa Mahkemesi mahkemeye erişim hakkı kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde bireysel başvuruda usul kurallarının uygulanması konusunda

derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin denetlenemeyeceğini, usule

ilişkin uygulamanın kişinin mahkemeye erişim hakkını Anayasa’ya aykırı olarak

kısıtlayıp kısıtlamadığının gözönüne alınacağını belirtmiştir (Neriman Polat, B. No: 2012/1223,

5/11/2014, § 33).

62. Başvuruya konu uyuşmazlıkta, başvurucu paydaş olup

taşınmazın keşif sonucunda belirlenen değerine yaklaşık bir değeri bilebilecek

durumdadır. 3.059,32 m2lik bir taşınmazın 2016 yılı

itibarıyla 1.000 TL'den çok daha fazla bir değere sahip olacağı da aşikardır.

Öte yandan 2016 yılı itibarıyla ilk derece mahkemelerinin kesinlik sınırı BAM

kararında belirtildiği üzere 3.114,90 TL'dir. Anılan kesinlik sınırı 6100

sayılı Kanun'un 342. maddesinde açıkça belirtilmiş olup vergi mevzuatı uyarınca

yeniden değerleme oranı gereğince 2017 yılında 3.114,90 TL olarak uygulanacağı

hususunda da bir tereddüt bulunmamaktadır.

63. Yukarıda açıklandığı üzere taşınmazın hissedarı olan

başvurucu satılan payın gerçek değerinin resmî satışta belirtilen miktardan

önemli miktarda fazla olduğunu bilebilecek durumdadır. İlgili mevzuat ve

Yargıtay kararlarında ön alım hakkını kullanan kişinin satış senedindeki

miktarı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmişse de bu hakkı kullanan kişinin bu

miktara bağlı olmadan gerçek değere yakın ya da en azından kesinlik sınırı

üzerinde bir tutardan payı satın almasına engel bir hâl bulunmamaktadır. Öte

yandan bir kısım uyuşmazlıklar yönünden ilk derece mahkemelerinin belirli bir

miktarın altındaki kararlarının kesin nitelikli olduğu ve bu kararların esasına

ilişkin istinaf veya temyiz incelemesinin mümkün olmadığının bir avukat

tarafından temsil edilen başvurucu tarafından bilinemeyeceği de söylenemez.

Somut olayda gerçek değerinin satış senedinde belirtilen miktardan çok daha

yüksek olduğunu bilen başvurucu, taşınmazı gerçek değerinden satın alma yerine

resmî satış değerinden satın alma yolunu seçmiş, BAM'da başvurucunun bu

seçimini esas alarakistinaf incelemesini yapmıştır. Bu itibarla istinaf

isteğinin reddine karar verilmesinin öngörülebilirlik sınırları içinde olduğu

ve söz konusu istinaf isteğinin reddedilmesinin başvurucuya aşırı bir külfet yüklemediği

sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

korunması ile kamunun yararı arasında olması gereken adil denge bozulmadığından

mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale olmadığı sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

65. Başvurucu şirket, keşif sırasında dinlenen tanıkların fiilî

kullanıma ilişkin bilgileri olmadığını bildirmeleri ve özellikle kendilerinin

kullanımındaki bir yeri göstermemeleri nedeniyle fiilî taksimden söz

edilemeyeceğini iddia etmiştir. Başvurucu şirkete göre ilk derece mahkemesinin

fiilî taksime yönelik kabulü dosya kapsamı ve Yargıtayın önceki kararlarına

aykırı olup davanın reddine karar verilmesi sonucunda istemediği hâlde üçüncü

kişi ile paydaş olmakta ve bu durum mağduriyetine neden olmaktadır. Başvurucu

derece mahkemelerinin bariz takdir hatasından kaynaklanan mağduriyeti nedeniyle

adil yargılanma hakkı yanında, yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu şirket, adil yargılanma hakkı

yanında yaşama hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkının da ihlal edildiğini iddia etmişse de sermaye şirketi niteliğindeki

başvurucunun bu yöndeki iddialarının özü derece mahkemelerince hukuk

kurallarını yorumlaması ve delillerin takdirinde isabet bulunmadığına ilişkin

olup bir bütün olarak hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

67. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

68. Somut olayda başvurucu, başvurucu şirket uyuşmazlığa konu

taşınmazda fiilî taksim bulunmadığını ileri sürerek mahkeme kararının doğru

olmadığını ileri sürmektedir. Başvurucu tarafından ileri sürülen bu iddia,

delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup

yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir.

69. Açıklanan gerekçelerle başvuruların bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

29/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Heysem KOCAÇİNAR Başvurucu : Yıldıranlar Gıda Nakliyat San. ve Tic. Ltd. Şti. Vekili : Av. Abdurrahman SARI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/37791, 29 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Mahkemeye Erişim
  12. C. Hakkaniyete Uygun
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/37791
Tarih
29 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Tahir Tuğrul Başvurusu (B. No: 2017/15798)
  • Ramazan Atay Başvurusu (B. No: 2017/26048)
  • Ali Eren ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/3882)
  • Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/5653)
  • Azat Yıldırım Başvurusu (B. No: 2017/15279)
  • Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/73997)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.