İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Yılmaz Yakut Başvurusu (B. No: 2016/7749)

1. Başvuru; gözaltına alınma ve gözaltında tutma

Başvuru No2016/7749Tarih5 Kasım 2020Okuma24 dk · 4.843 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Yılmaz Yakut Başvurusu

Karar tarihi
5 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2016/7749
R.G. Tarih ve Sayı
24/12/2020-31344
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.843 kelime·24 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltına alınma ve gözaltında tutma

sırasında darp edilme nedeniyle kötü muamele yasağının, maddi ve manevi zararın

giderilmesi amacıyla açılan tam yargı davasının hukuka aykırı olarak

reddedilmesi ve makul olmayan bir sürede sonuçlandırılması nedeniyle de adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 13/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

7. İkinci Bölüm tarafından 10/6/2020 tarihinde yapılan

toplantıda, niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması

gerekli görüldüğünden başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. PKK terör örgütüne mensup kişilerin cenazelerinin

28/3/2006 tarihinde Diyarbakır'da defnedilmesi sonrasında başlayan ve üç gün

süren gösterilere yüzlerce kişi katılmış, bu kapsamda polis tarafından yüzlerce

gözaltı işlemi yapılmıştır.

10. Başvurucu 31/3/2006 tarihinde yasa dışı gösteriye

katıldığı gerekçesiyle gözaltına alınmış ve 2/4/2006 tarihinde Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) ifade vermesinden sonra serbest

bırakılmıştır.

11. Başsavcılıktan Anayasa Mahkemesine gelen 1/11/2019

tarihli cevap yazısında, söz konusu olay kapsamında başvurucu hakkında

(kapatılan) Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı

bildirilmiştir. E.2011/52 sayılı söz konusu davada başvurucu, terör örgütüne

mensup kişilerin Diyarbakır'da defnedilmesi sonrasında 28-31/3/2006 tarihleri

arasında çıkan gösterilere katıldığı ve diğer göstericilerle birlikte PKK terör

örgütü lehine slogan attığı gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapma

suçundan mahkûm edilmiştir. 24/3/2011 tarihli kararla başvurucu 1 yıl 3 ay

hapis cezası ile cezalandırılmış ve söz konusu hükmün açıklanması geri

bırakılmıştır. Karara itiraz edilmediğinden karar 1/4/2011 tarihinde kesinleşmiştir.

12. Başvurucu serbest bırakıldıktan sonra Diyarbakır

Barosundan üç avukatın huzurunda, gözaltına alınmasıyla başlayan sürece ilişkin

olarak anlatımda bulunmuş; başvurucunun beyanı avukatların ve kendisinin

imzasıyla tutanak altına alınmıştır. Ayrıca başvurucunun vücudundaki

yaralanmaların türü, boyutları ve yerleri avukatlar tarafından saptanmıştır.

A. Başvurucunun Şikâyetiyle İlgili Olarak Yapılan

Soruşturma

13. Başvurucu 14/4/2006 tarihinde Başsavcılığa başvurarak

gözaltına alınmasıyla başlayıp salıverilmesine kadar devam eden süre içinde

kolluk görevlileri tarafından darbedildiğini iddia etmiş; Diyarbakır İl Emniyet

Müdürlüğünde görev yapan Terörle Mücadele ve Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğündeki

polislerden işkence, görevi kötüye kullanma, kasten yaralama suçlarını

işledikleri gerekçesiyle şikâyetçi olmuştur.

14. Başvurucu; şikâyet dilekçesinde özetle kendisinin

Özgür Gündem isimli gazetenin dağıtıcısı olması sebebiyle Diyarbakır'daki

Terörle Mücadele Biriminde görev yapan polisler tarafından bilindiğini, Bağlar

ilçesindeki Sento Caddesi üzerinde tek başına yürüdüğü esnada elli kadar sivil

giyimli polis memuru tarafından elindeki gazetelerin alındığını, özel

hazırlanmış kalaslarla öldüresiye dövüldüğünü belirtmiştir. Başvurucu;

kıpırdayamayacak hâle geldiğinde minibüse konulduğunu, burada da boynuna silah

dayandığını, ölümle tehdit edildiğini, gözaltında tutulduğu spor salonunda

300-400 kişiyle birlikte kaldığını, gözaltının ikinci günü getirildiği Terörle

Mücadele Biriminde polisin sıra dayağına herkesle birlikte maruz kaldığını,

sopalarla ve tekmelerle dövüldüğünü, bu sırada sağ kulağından kan geldiğini,

yine sağ dizinin alt kısmından kan gelecek şekilde yaralandığını ileri

sürmüştür. Dilekçesinin devamında başvurucu; spor salonunda kendisini muayene

eden doktorun beyanı üzerine devlet hastanesi acil servisine gönderildiğini,

sağlık durumu iyi olmamasına ve hastanede kalması gerektiği müşahede edilmesine

rağmen polisler tarafından hastaneye yatışının engellendiğini belirtmiştir.

Gözaltında kaldığı süre içinde okumasına izin verilmeden kendisine birtakım

belgelerin imzalatıldığını söyleyen başvurucu, maruz kaldığı eylemlerden dolayı

sorumluların cezalandırılmasını talep etmiştir.

15. Başvurucunun şikâyetiyle ilgili yürütülen

soruşturmada -isimleri ve kimlikleri belirlenemeyen şüpheli emniyet görevlileri

hakkında- 7/6/2007 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmiştir.

Verilen kararda 28-31/3/ 2007 tarihleri arasında meydana gelen olaylar ile

ilgili yapılan soruşturmalardan bahsedilmiş; ayrıca başvurucunun beyanları ile

hakkında alınan sağlık raporları üzerinden bir değerlendirme yapılarak meydana

gelen yaralanmaların kolluğun zor kullanma yetkisini kullanırken oluştuğu,

bunun ötesinde delil bulunmadığı ve başvurucunun gözaltında tutulduğu sırada

sağlık muayenelerinin yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararın içeriği şu

şekildedir:

"24. 03.2006 tarihinde Güvenlik

güçleri ile yasadışı terör örgütü mensupları arasında Bingöl ili Solhan ilçesi

kırsalında çıkan silahlı çatışma sonucunda 14 teröristin ölü olarak ele

geçirilmesinin ardından, bu teröristlerden bir kısmının cenazeleri ilimiz

Bağlar - Medine bulvarı üzerinde bulunan Şerif Efendi camiine getirilmiş olup

burada 1500-2000 kişilik bir gurup bir araya gelmiş ve terör örgütünün sözde

elebaşısının poster ve pankartları açılmış ve cenaze törenine katılan kişiler

tarafından yasadışı terör örgütüne destek olur mahiyette bazı sloganlar

atılmıştır. Aynı tarihte yaklaşık 1000 kişilik bir gurup cenazeler

defnedildikten sonra 10 Nisan Polis Amirliğine ve panzerlere yönelik saldırıda

bulunmuşlar ve toplumsal olay bu şekilde başlamış 29-30 ve 31 Mart günlerinde

de eylemler devam etmiştir. Bu dört günlük eylem sürecinde Emniyet Müdürlüğü

ekiplerine ve halkın yoğun bulunduğu yerlerdeki iş yerlerine yönelik taşlı

sopalı saldırılar olmuş bir çok resmi kurum ve özel şahsın iş yeri tahrip

edilmiş ayrıca olaylara müdahale etmek isteyen güvenlik kuvvetlerine karşı çok

sayıda şüpheli tarafından taşlı, sopalı, silahlı yada silahsız olarak mukavemet

edilmiştir. Olaylar sırasında kanunsuz gösteri düzenlemek üzere toplanarak

cadde ve karayollarını ulaşıma kapatılmış, güvenlik güçlerinin usulüne uygun

ikazlarına rağmen dağılmayan topluluk engel olmak isteyen güvenlik güçlerine

taş, sopa vs. ile saldırmış olup bu olaylar sırasında, göstericilerin bu

saldırısı sonucu bir çok polis memuru ve vatandaş muhtelif derecelerde

yaralanmıştır.

TEM Şube Müdürlüğünce bu toplumsal

olaylar nedeniyle 28-31 Mart 2006 tarihleri arasında toplam 357 kişi gözaltına

alınmış ve CMK 250 ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan işlemler

sonucunda 284 şahıs tutuklanmış 73 şahıs ise serbest bırakılmıştır. Yine bu

olaylar nedeniyle yaşları 18 den küçük olan 191 kişi gözaltına alınmış 91 şahıs

tutuklanarak 100 şahıs serbest bırakılmıştır. tüm tutuklu ve serbest bırakılan

şahısların toplamı isi 548 bu şahıslardan 173 serbest bırakılarak 375 şahıs

tutuklanarak cezaevine teslim edilmiştir.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Güvenlik

Şube Müdürlüğü tarafından 2911 sayılı Kanununa muhalefetten dolayı evrak tanzim

edilip Savcılığımızca soruşturma kapsamında 28-29-30-31 Mart tarihli olaylarla

ilgili olarak gözaltına alınan tüm şahıslarla ilgili belgeler soruşturma

numaraları tespit edilmiş bu soruşturma numaralarından hazırlanan muktezalar

dosyaya celp edilmiştir. Bu muktezalardan bir kısmı özel yetkili Ağır Ceza

Mahkemelerine (4. Ağır Ceza 5. Ağır Ceza 6Ağır Ceza Mahkemelerine) yazılmış

olup 18 yaşından küçük çocuklar için ise Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine

hitaben yazılmış olup dosyamızın müştekisi olan Yılmaz Yakut hakkında da aynı

şekilde (yukarıda izah edilen eylemlere iştirak iddiası ile) Özel yetkili Ağır

Ceza Mahkemesinde kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.

Aynı olaylarla ilgili gözaltına alınan

şahısların gözaltına alındıklarında polis tarafından fena muameleye tabi

tutuldukları iddialarıyla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığımızca 2006/7626

hz.sayılı dosya üzerinden, göstericilerin gözaltına alındıklarında düzenlenen

geçici raporlar ile gözaltında bulundukları süre içerisinde alınan ve gözaltına

çıkarıldıklarında alınan raporlar Diyarbakır Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğüne

gönderilmiş olay tutanağı da rapora eklenmek suretiyle olay tutanağın da

bildirilen olaylar nedeniyle güvenlik kuvvetlerinin orantılı güç kullanımı ile

bu yaraların oluşup oluşmayacağı ve gözaltında geçtiği süre içerisinde başkaca

bir fena muamele izi olup olmadığı sorulmuş alınan raporda herhangi bir

orantılı güç dışında yaralamanın olmadığı gözaltında da fena muamele

yapıldığına dair belirti olmadığı şeklinde rapor düzenlenmiştir. Yine

müştekinin müracaatı üzerine DDH’den tedavi evrakı celbedilmiş olup, müştekinin

olaydan 3-4 gün sonra DDH’ye giderek tedavi oldum şeklindeki beyanlarının

aksine 01.04.2006 günü DDH’ye müracaat ettiği ve müştekinin olay sebebiyle

hayati tehlike geçirmeksizin BTM ile giderilebilecek şekilde yaralanmış olduğu

tespit edilmiştir. Yine müşteki kendisine kötü muamelede bulunan şahısları

teşhis edemeyeceğini, şahısların ve aracın sivil bir araç olduğunu beyan

etmiştir. Müştekinin 31.03.2006 tarihinde Bağlar Sento caddesinde tek başına

yürüdüğü sırada kendisinin kimliği meçhul şüphelilerce yakalanılarak kötü

muamelede bulunulduğunu ifade etmiş ise de hakkında düzenlenen tahkikat

evrakından da anlaşılacağı üzere şüphelinin yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen

eylemlere iştirak ettiği (yada en azından olay mahallinde ve göstericiler

arasında olması sebebiyle iştirak şüphesinin yoğunluğu sebebiyle göz altına

alındığı ve hakkında bu iddiayla yasal işlem uygulanarak gerekli adli tahkikatın

yapıldığı) sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda ayrıntılı olarak izah edilen

tüm bu olaylar sırasında olaya müdahale eden ve fakat kimlikleri tespit

edilemeyen (bir kısım sivil-resmi giyimli olarak tarif edilen) iddiaya göre

emniyet kuvvetlerince kendilerine şiddet uygulandığı ve kötü muamelede

bulunulduğu iddiası ile yukarıda açık kimliği yazılı bulunan müştekinin

müracaatı üzerin yapılan incelemede, olaya müdahale eden emniyet görevlilerinin

2559 S.Kn. ilgili maddelerinde bahsi geçen (ve genel güvenliğin sağlanması

,suçların önlenmesi görevini ifa sırasında yeterli oranda olan) zor kullanma

yetkilerini kullandıkları sırada yaralanma olayının meydana geldiği, ancak tüm

bu olayların 2559 S.Kn. kapsamında yasal görevin ifası ve yasaların kendilerine

verdiği zor kullanma yetkisinin sınırları dahilinde kaldığı bunun haricindeki

isnatların ise soyut mahiyette olduğu gibi (müştekice resmi- sivil kıyafette

olduğu iddia edilen ve kimliği tespit edilemeyen) ilgili emniyet kuvvetleri

hakkında kasten (müştekiye kötü muamele kastıyla) müdahalede bulunduklarına

veya olaylarda (müştekiye karşı) yasa gereği müdahale kastı dışında bir amaçla

hareket ettiklerine yada müdahalede orantı sınırını aştıklarına dair yeterli

delilin (olayımızda) elde edilemediği, olay tarihinde çok sayıda gösterici

hakkında bahse konu eylemleri sebebiyle işlem yapılması ve gösterilerin

tahkikat anında da devam etmesi sebebiyle içerisinde müştekini de bulunduğu

göstericilerin muayenelerinin CMK 250. md. ile yetkili bulunan Cumhuriyet

Başsavcılığının 2006/2988 sayı ve 29.03.2006 tarihli talimatı ve talebiyle TEM

Şb. Müdürlüğünde bulunan şüphelilere (toplumsal olayların bu talep tarihi

itibariyle halen yoğun olarak devam etmesi karşısında güvenlik gerekçeleri ve

zorunluluk gerekçeleriyle DDH tarafından muayene ve tedavi için) doktor

görevlendirmesi yapılmış olup bu görevli doktorlarca göstericilerin (ve müştekinin)

muayeneleri yapılmış olduğu, iddiaların bu yönü açısından da herhangi bir suç

unsurunun olayımızda mevcut olmadığı kanaatine ulaşılmıştır.

Açıklanan sebeplerle...KAMU ADINA

KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA... [karar verildi.]"

16. Başvurucunun verilen karara itirazı Siverek Ağır Ceza

Mahkemesinin 9/10/2007 tarihli kararıyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

B. Kamu

Görevlilerinin Eylemleri Sonucunda Uğranıldığı İddia Edilen Zararların

Tazminine Yönelik İdari Dava Süreci

17. Başvurucu 27/3/2007 tarihinde İçişleri Bakanlığına

başvurarak 28/3/2006 ile 31/3/2006 tarihleri arasında gözaltında tutulduğunu,

bu süre içinde kolluk güçlerinin yoğun işkencesine maruz kaldığını belirterek

40.000 TL maddi ve 60.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

18. İçişleri Bakanlığının 30/3/2007 tarihli yazısıyla

herhangi bir yargı kararı bulunmaması nedeniyle başvurucunun tazminat talebi

reddedilmiştir.

19. Başvurucu bunun üzerine 25/6/2007 tarihinde tam yargı

davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde özetle Diyarbakır'da örgüt

üyelerinin cenazelerinin defnedilmesi sonrasında birtakım olaylar çıktığını

fakat kendisinin bu olaylara karışmadığını, gazete dağıtımı yaparken polisler

tarafından yakalandığını, hem yakalama anında hem de gözaltında tutulduğu

Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde kolluğun yoğun işkencesine maruz

kaldığını belirtmiştir. Kulağında ve dizinin alt tarafında kanamalı

yaralanmalar meydana geldiğini, vücudunun çeşitli yerlerinde morluklar

oluştuğunu, sara nöbeti geçirmesine rağmen hastaneye sevk edilmediğini,

yaralanmalarının gözaltından çıkarıldığı gün hastane raporları ve çekilen

fotoğraflarla ortaya konulduğunu, yaşadıkları nedeniyle haftalarca

çalışamadığını, ruhsal bir çöküntü içine girdiğini ileri süren başvurucu;

idarenin çalışanı olan polislerin kusurundan kaynaklanan sebeplerden dolayı

uğradığı maddi ve manevi zararların giderilmesini istemiştir. Başvurucu bu

kapsamda 20.000 TL maddi ve 70.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.

20. Davacının tam yargı davası Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinin (Mahkeme) 10/12/2009 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Mahkeme

kararında; başvurucunun şikâyetine ilişkin olarak Başsavcılıkça yürütülen

soruşturma ve dosyadaki diğer bilgi ve belgeler itibarıyla yaralanmanın

güvenlik güçlerinin işkence veya kötü muamelesinden değil yakalama sırasında

kolluğun orantılı güç kullanımından kaynaklandığı, dolayısıyla idarenin tazmin

sorumluluğunu gerektiren bir durumun bulunmadığı belirtilmiştir. Kararın ilgili

kısmı şu şekildedir:

"...Davacı tarafından dava konusu

olay nedeniyle sorumlular hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç

duyurusunda bulunulması üzerine açılan soruşturma sonucu ... gerekçesiyle kamu

adına kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı kararı verildiği ve bu karar karşı

yapılan itirazın Siverek Ağır Ceza Mahkemesi'nce 09.10.2007 tarih ve Değişik İş

No:2007/852, Değişik İş Karar No:2007/826 sayılı kararla reddedildiği

görülmektedir.

Ayrıca olaylarda yaralanan polis

memurlarından ikisi tarafından imzalanan ifade-teşhis tutanaklarında, davacının

güvenlik güçlerine karşı taşlı, sapanlı ve moloflu saldırıda bulunan kişilerden

olduğunun teşhis edildiği anlaşılmaktadır.

Öte yandan, davacının gözaltında

bulunduğu 01.04.2006 tarihinde avukatı ile görüştüğü ve fena muamaleye maruz

kaldığına ilişkin herhangi bir durumun belirtilmediği görülmektedir.

Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 07.06.2007 tarih ve Soruşturma

No:2006/9202, Karar No:2007/7453 sayılı dosyasının birlikte incelenerek

değerlendirilmesinden; Bingöl İli'nde güvenlik güçleri ile çatışmaya giren 14

PKK terör örgütü mensubunun 4'ünün cenazelerinin Diyarbakır İli'nde gömülmesi

sonrasında başlayan ve 28.03.2006 ve 01.04.2006 tarihleri arasında devam eden

olaylar sonucunda yakalanarak gözaltına alınan davacının yaralanmasının,

güvenlik güçlerince yapılan işkence ve fena muamaleden değil, güvenlik

güçlerince yakalanarak gözaltına alınması sırasında yapılan orantılı güç

kullanımından kaynakladığı ve yaralanmanın basit bir tıbbi müdehale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu sonuç ve kanaatine varıldığından davacıya

tazminat ödenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla, idarenin tazmin

sorumluluğunu gerektiren bir durum saptanamadığından açılan davanın reddi

gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine...

[karar verildi.]"

21. Başvurucu verilen kararı temyiz etmiş; temyiz

dilekçesinde özetle Mahkemenin ceza hâkimi gibi karar verdiğini, kamu

görevlileri tarafından işkence yapılıp yapılmadığını, yapılmış ise idarenin

bundaki sorumluluk payının ne olduğunu ortaya koymak yerine olaylara karıştığı

kabul edilerek kolluğun eylemlerini meşrulaştırdığını, verilen kararın hukuka

aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

22. Başvurucunun temyiz talebi Danıştay Onuncu Dairesi

(Daire) tarafından 28/1/2015 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu, dava ve

temyiz dilekçelerinde belirttiği hususları tekrarlayarak karar düzeltme

talebinde bulunmuştur. Dairenin 26/1/2016 tarihli ret kararıyla verilen karar

kesinleşmiştir. Karar 15/3/2016 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu, kararın kesinleşmesi üzerine 13/4/2016

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden hakları ihlal

edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine

veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem

tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine

getirilme-sini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi

halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek

hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."

25. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanunu'nun 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Zor ve silah kullanma

Madde 16 - Polis, görevini yaparken

direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde

zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında,

direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek

şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî

şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen

kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop,

basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri

ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere

direnmeye devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı

yapılır. Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak,

ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

…"

B. Uluslararası

Hukuk

1. Sözleşme

Hükümleri

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3.

maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı

ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz."

27. Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…"

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin İçtihadı

28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de devlet

görevlilerinin kastına dayanan kötü muamele yasağı ve yaşam hakkı kapsamındaki

şikâyetlere ilişkin başvurularda sadece tazminat verilmesinin mağdur statüsünü

ortadan kaldırmaya yetmeyeceğini, Sözleşmeci devletlerin sorumluların

belirlenmesi ve cezalandırılması için etkili bir soruşturma yapmakla yükümlü

olduklarını, bu kapsamda yeterli telafiyi sağlayacak etkili iç hukuk yolunun

ceza soruşturması olduğunu vurgulamaktadır (Alkın/Türkiye, B. No: 75588/01,

13/10/2009 § 33; Mehmet Erkan ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:

41792/10, 28/1/2014, §§ 64, 65; Zekine Tercan ve diğerleri/Türkiye

(k.k.), B. No: 64964/09, 19/9/2017, §§ 14, 15; Gafgen/Almanya [BD], B.

No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90).

29. AİHM, iç hukukun yorumlanmasında öncelikli görevin

ulusal otoritelere ait olduğunu vurgulamaktadır. AİHM’in görevi ulusal hukuk

mercilerinin yorumlarının etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığını

tespit etmekle sınırlıdır (Waite ve Kennedy/Almanya, B. No: 26083/94,

18/2/1999, § 54). AİHM kural olarak kendisinin ulusal mahkemelerin yerine

geçerek değerlendirme yapma görevinin bulunmadığını, ulusal hukukun

yorumlanmasına ilişkin sorunları çözmenin öncelikli olarak ulusal otoritelerin

-özellikle ulusal mahkemelerin- yetkisinde olduğunu vurgulamaktadır. AİHM bu

sebeple ulusal mahkemelerin iç hukukun yorumuna ilişkin tartışmalarına

karışmayacağını belirtmektedir. Ancak AİHM keyfîliğin bulunduğu, diğer bir

ifadeyle ulusal mahkemelerin iç hukuku açıkça hatalı veya keyfî ya da hakkın

tesliminden kaçınacak şekilde uyguladıklarını gözlemlediği hâllerde bunu

sorgulayabileceğini ifade etmektedir (Anđelkovıć/Sırbistan, B.

No: 1401/08, 9/4/2013, § 24).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 5/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele

Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

31. Başvurucu, Başsavcılığa sunduğu dilekçesindekine

benzer mahiyette şikâyetler ileri sürmüştür. Bunun dışında gözaltında bulunduğu

esnada hakkında düzenlenen adli muayene raporlarının usule aykırı şekilde,

toplu muayene edilmek suretiyle hazırlandığını, gözaltından çıkarıldıktan sonra

vücudundaki yaralanmaların Diyarbakır Barosuna bağlı üç avukat tarafından

tutanak altına alındığını ve fotoğraflandığını, aynı zamanda devlet

hastanesinde sağlık raporu düzenlendiğini, bunlara rağmen açtığı tam yargı

davasında olaylara karıştığından söz edilerek idarenin kusurunun olmadığının

beyan edilmesinin kabul edilemez olduğunu ifade etmiştir.

32. Başvurucu, gözaltında tutulduğu sırada kolluk

görevlilerinin sarf ettiği sözlerin içeriğinden de anlaşılacağı üzere

kendisinin Kürt olması ve Özgür Gündem isimli gazeteyi dağıtması sebebiyle

darbedildiğini belirterek ayrımcılığa uğradığını iddia etmiştir. Başvurucu,

kolluk tarafından maruz bırakıldığı eylemler nedeniyle kötü muamele yasağının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

33. Anayasa’nın 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes ... maddî ve manevî

varlığını koruma ... hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

…''

34. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

"Devletin temel amaç ve görevleri,

Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini,

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

35. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası,

mağdurların eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü muamele

yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgular. Saikin önemi ne kadar yüksek

olursa olsun en zor koşullarda bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yapılamaz. Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrası

gereğince savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu

yasağın askıya alınmasına izin verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın

mutlaklık niteliğini güçlendiren felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve

suçun niteliği ne olursa olsun herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre

veya menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 104).

36. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında

ayrıca devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm

bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve

diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek

risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet; bireyin maddi ve

manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla

yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

51).

37. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu

kişilerin işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya

muameleye maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevi

yüklemektedir. Anılan yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutunun bir unsurunu, devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini

idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü

oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

38. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamındaki bu pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Usul

yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal

saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

39. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği

soruşturma türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına

ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı

olarak tespiti gerekir. Bu şekilde gündeme gelen yaşam hakkı ya da kötü muamele

iddialarına konu davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin

sorumluların tespit ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte ceza

soruşturması yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari

ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak

ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

40. Nitekim Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerince

darbedildiğini iddia eden kişi tarafından açılan tam yargı davasının

incelendiği bir başvuruyu kötü muamele yasağı kapsamında ele almış ve yaptığı değerlendirmede

tam yargı davasının tazminat imkânı sunmakla birlikte kötü muamele vakasının

aydınlatılmasına, sorumluların tespitine ve cezalandırılmasına yönelik bir

sonuç elde edilmesi için yetersiz ve etkisiz kalacağını, bu konudaki etkili

yolun ceza soruşturması olduğunu belirterek -başvurucunun adli makamları

harekete geçirmek için bir başvurusunun da bulunmadığı dikkate alınarak-

başvuru yollarının tüketilmediği neticesine ulaşmıştır (Zeki Güngör, B.

No: 2013/8491, 31/3/2016, §§ 39-45).

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B.

No: 2012/51, 25/12/2012, § 17).

42. Somut olayda başvurucu, gözaltına alınmasıyla

başlayıp salıverilmesine kadar geçen süre içinde maruz kaldığı eylemlerin kötü muamele

niteliğinde olduğunu iddia etmektedir. Diğer bir ifadeyle başvurucu, kamu

makamlarının kötü muamele yasağının devlete yüklediği negatif ödevi ihlal

ettiğini öne sürmektedir. Negatif yükümlülüğün ihlal edildiği iddiası

bakımından etkili yol ceza soruşturmasıdır (bkz. §§ 39, 40). Tam yargı

davasında mahkemenin araştırma ve yargılama yetkisi bakımından olayın

gerçekleşme koşullarını, yargılamanın tüm imkân ve araçlarını ceza mahkemesi

gibi geniş bir yelpazede kullanarak inceleme ve sorumluları tespit etme

imkânına sahip olmadığı açıktır.

43. Başvurucunun kötü muameleye maruz kaldığına ilişkin

şikâyetleri konusundaki ceza soruşturması, Başsavcılığın 7/6/2007 tarihli

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararıyla sonuçlanmıştır. Başvurucunun itirazı

Siverek Ağır Ceza Mahkemesinin 9/10/2007 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu

durumda ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başladığı 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmaktadır. Öte yandan

kötü muamele yasağının devlete yüklediği negatif yükümlülüğün ihlal edildiğiyle

ilgili şikâyetlerde etkili yol olan ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinden önce kesinleştiği hâllerde söz konusu şikâyetin

tam yargı davası üzerinden incelenmesi de mümkün değildir.

44. Sonuç itibarıyla somut olayda etkili yolun ceza

soruşturması olduğu ve bu yolun da 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiği

gerçeğinden hareketle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasının Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetki alanı dışında kaldığı, tazminat

yargılamasının bu sürenin uzamasına etki etmediği kabul edilmelidir.

45. Başvurucunun ayrımcılık yasağına ilişkin iddiasının

da ele alınması gerekir. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi

ve Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine

yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka

Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle

bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 33). Başvurucu; Özgür Gündem isimli gazetenin

dağıtıcısı ve Kürt olması sebebiyle kötü muameleye maruz kaldığını ileri sürmüş

ise de anılan yasak bağlamında bir inceleme yapılamaması, bu iddianın da

değerlendirilememesi sonucunu doğurmuştur.

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Şikâyetin

Nitelendirilmesi

47. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen kötü muamele niteliğindeki

eylemlere ilişkin olarak hak ihlali iddiasında bulunan tarafça açılan tam yargı

davasının mağduriyetin giderilmesi adına önemli bir işleve sahip olduğu kabul

edilmelidir. Bununla birlikte kötü muamele yasağının kamu görevlilerinin kasti

fiilleriyle ihlal edildiği şikâyeti yönünden etkili yol ceza soruşturması

olduğundan tam yargı davası üzerine bu şikâyetin incelenmesi mümkün değildir

(bkz. § 42). Ancak Danıştay içtihadıyla Anayasa'nın 125. maddesine dayanılarak

çerçevesi çizilen tazminat imkânının medeni bir hak niteliğinde olduğu

hususunda kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle Anayasa'nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının kamu görevlilerinin kötü muamelede

bulundukları iddiasıyla açılan tam yargı davalarında uygulanabilir olduğu

açıktır.

2. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

İddiaları

49. Başvurucu, tazminat davasının ortaya konulan deliller

görmezden gelinerek olumsuz sonuçlanması sebebiyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

50. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik

güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı davanın taraflardan

biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı temel

olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini

teminat altına almaktadır (M.B. [GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, §

80).

51. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013).

52. Ancak temel hak ve özgürlüklere müdahalenin söz

konusu olduğu durumlarda derece mahkemelerinin takdir ve değerlendirmelerinin

Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa

Mahkemesidir. Bu itibarla Anayasa'da öngörülen güvenceler dikkate alınarak

bireysel başvuru kapsamındaki temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip

edilmediğine ilişkin herhangi bir inceleme kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususun incelenmesi olarak nitelendirilemez (Şahin Alpay (2) [GK],

B. No: 2018/3007, 15/3/2018, § 53).

53. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai

durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir

şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına

girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin

temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin

güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai hâllerde, aslında yargılamanın

sonucuna ilişkin olan bu durumun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye

dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin

değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip

getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin

temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu

değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi derece

mahkemelerinin delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve

adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle

getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (Ferhat Kara [GK], B.

No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).

54. Somut olayda Mahkeme ret ile sonuçlandırdığı kararını

Başsavcılık soruşturmasının içeriğine, başvurucunun kolluğa fiziki saldırıda

bulunduğuna ilişkin Teşhis Tutanağı'nın varlığına ve başvurucunun aşamalarda

istikrarlı bir şekilde şikâyetini dile getirmemesine dayandırmış ve yukarıda

belirtilen (bkz. § 20) gerekçe ile hüküm kurmuştur. Mahkemenin başvurucunun

gözaltına alınma ve gözaltında tutulma sırasında kötü muameleye maruz kaldığı

yönündeki iddialarını karşıladığı ve nihayetinde yaralanmanın kamu

görevlilerinin orantılı güç kullanımından kaynaklandığını dile getirdiği

görülmektedir.

55. Dosya kapsamındaki delillere göre gözaltı işlemiyle

başlayan süreçte başvurucunun kamu görevlilerinin kötü muamele niteliğindeki

eylemleri nedeniyle yaralandığının açık olduğunu söyleyebilmek mümkün

görünmediğinden İdare Mahkemesince ulaşılan sonucun adil yargılanma hakkındaki

güvenceleri etkisiz hâle getiren bir keyfîlik içerdiğinden bahsedilemez.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

57. Başvurucu, yargılamanın makul süre içinde

tamamlanmadığını ileri sürmüştür.

58. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli

ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli

ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

59. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

60. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

61. Bahsi geçen kararda özetle anılan başvuru yolunun

kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk

bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve

yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru

yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§

35, 36).

62. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 5/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Hasan Tahsin GÖKCAN

Başkanvekili

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Engin YILDIRIM

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Yıldız SEFERİNOĞLU Selahaddin MENTEŞ Raportör : Sinan ARMAĞAN Başvurucu : Yılmaz YAKUT Vekili : Av. Gamze YALÇİN

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2016/7749, 5 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Başvurucunun Şikâyetiyle İlgili Olarak Yapılan
  9. B. Kamu
  10. IV. İlgili
  11. Hukuk
  12. A. Ulusal Hukuk
  13. B. Uluslararası
  14. V. İnceleme Ve
  15. Gerekçe
  16. A. Kötü Muamele
  17. B. Adil
  18. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2016/7749
Tarih
5 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Cenan Günhan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/26441)
  • Doğal Tarım Ürünleri Gıda Pazarlama Sanayi ve Ticaret A.ş. Şirketi Başvurusu (B. No: 2019/28074)
  • Abdullah Naci Coşkun Başvurusu (B. No: 2018/37010)
  • Ercan Özdemir Başvurusu (B. No: 2017/22632)
  • Raşit Dörtyol Başvurusu (B. No: 2017/39503)
  • A.e. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/3067)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.