İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yosif Lindiridi ve Manol Lindiridi Başvurusu (B. No: 2013/2058)

1. Başvuru, 1968 yılında

Başvuru No2013/2058Tarih25 Haziran 2015Okuma18 dk · 3.605 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yosif Lindiridi Ve Manol Lindiridi Başvurusu

Karar tarihi
25 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2013/2058
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.605 kelime·18 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, 1968 yılında

yapılan kadastro çalışması ile 221 sayılı Kanun gereği Hazine adına tescil

edilen ortak murislerine ait taşınmaz için 2007 yılında açtıkları tazminat

davası reddedilen başvurucuların, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 5/3/2013

tarihinde İstanbul 2. İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 20/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 19/9/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurunun bir örneğinin görüş için

Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığının görüş

yazısı, 17/11/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığının cevabına karşı beyanlarını yasal

süresi içinde 1/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların ortak

murislerinin (anneleri) 1/3 hissesine sahip bulunduğu İstanbul İli Beyoğlu

İlçesi Şişli Mahallesi 1795 yevmiye, 250 cilt, 2 sırada kayıtlı taşınmaz, 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya

Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller

Hakkında Kanun’a dayanılarak 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile İstanbul

Büyükşehir Belediye Başkanlığı adına kaydedilmiştir.

8. Başvurucuların ortak murisi,

1968 yılında, İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesinde İstanbul Büyükşehir

Belediye Başkanlığı aleyhine müdahalenin men’i davası

açmıştır.

9. İstanbul 18. Asliye Hukuk

Mahkemesi 4/6/1970 tarihli ve E.1968/427, K.1970/379

sayılı kararıyla davayı kabul etmiştir.

10. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 25/12/1970 tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararını

bozmuştur.

11. Bozma kararı sonrasında

İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi, 29/6/1971 tarihli

ve E.1971/438 K.1971/538 sayılı kararıyla 221 sayılı Kanun şümulüne giren

taşınmazın aynına ilişkin dava açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davayı

reddetmiştir.

12. Temyiz edilen kararı

inceleyen Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 15/11/1971

tarihli ve E.1971/9059, K.1971/7140 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi

kararını onamıştır.

13. Başvurucuların men-i müdahale

davasına konu ettikleri taşınmazın da yer aldığı 16 adet taşınmaz bir araya

getirilerek oluşturulan 315 pafta, 2086 ada, 1 parsel olarak tapuya kaydedilen

taşınmaz için Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından 26/7/1971

tarihinde kıymet takdir komisyonunca takdir edilen bedel İstanbul Büyükşehir

Belediye Başkanlığına ödenerek söz konusu taşınmaz kamulaştırılmıştır.

14. Başvurucular, 5/10/2007 tarihinde İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) murislerine ait taşınmaza hiçbir bedel ödenmeden kamulaştırmasız el

atıldığı iddiasıyla tazminat davası açmışlardır.

15. Başvurucuların iddialarına

karşı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dava konusu taşınmazın 1946,

1966, 1982 ve 2009 hava fotoğraflarında anıt olarak tespit edildiği, Hürriyet-i

Ebediye anıtının yapımına 1909 yılında karar verildiği ve 1911 yılında

yapıldığı, söz konusu taşınmazın mülkiyetinin 1956 yılından önce Belediyeye

geçtiği, daha sonra bir kısmının Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından

kamulaştırıldığı ve 221 sayılı Kanuna göre 2 yıllık dava açma süresinin

fazlasıyla geçtiği belirtilmiştir.

16. Davanın devamı sırasında 221

sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat” kelimesi Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararıyla

iptal edilmiştir.

17. Mahkemece yaptırılan

bilirkişi incelemesi sonrasında başvurucular, 28/9/2009

tarihli dilekçeleriyle taleplerini 12.000.000 TL’ye ıslah ettiklerini ve

taşınmazın bedeli yerine tazminat istediklerini bildirmişlerdir.

18. Mahkeme 26/5/2011

tarihli ve 2007/315, K.2011/218 sayılı kararıyla iki yıllık dava açma süresinin

fazlasıyla geçirildiği ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesiyle davayı

reddetmiştir.

19. Başvurucuların temyiz

talebini inceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 5/6/2012

tarihli ve E.2012/1764, K.2012/11909 sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi

kararını aynı gerekçe ile onamıştır.

20. Karar düzeltme talebi de

aynı Dairenin 24/12/2012 tarihli ve E.2012/24289,

K.2012/28015 sayılı kararıyla reddedilmiş ve karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

21. Kesinleşen karar başvurucuya

6/2/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

22. Başvurucu, 5/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

23. 221 sayılı Kanun’un 1.

maddesi şöyledir:

“6830 sayılı İstimlak Kanununun yürürlüğe girdiği tarihe

kadar, kamulaştırma işlerine dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının gözönünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan

gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde

kamulaştırılmış sayılır.”

24. 221 sayılı Kanun’un 3.

maddesi şöyledir:

“Birinci maddede yazılı gayrimenkuller tapuda kayıtlı ise,

kayıt sahipleri veya mirascıları ancak fiili tahsis

tarihindeki rayiç üzerinden gayrimenkul bedelini istiyebilirler.

Tapuda kayıtlı olmayan gayrimenkuller hakkında fiili tahsis tarihinden itibaren

on sene geçmemiş ise o tarihte zilyedlikle iktisap

şartları tahakkuk eden zilyedleri veya mirasçıları

birinci fıkra hükmünden faydalanabilirler.

Herhalde gayrimenkule

müdahalenin men'i (İptal ibare: Anayasa Mah.nin 17/01/2008 tarihli ve E. 2004/25, K. 2008/42 sayılı Kararı

ile.) * davası dinlenmez.”

25. 221 sayılı Kanun’un 4.

maddesi şöyledir:

“Gayrimenkulün bedelini dava hakkı bu kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer.”

26. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 25/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

5/3/2013 tarihli ve 2013/2058 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

28. Başvurucular, 1968 yılında

hiçbir bedel ödenmeden yapılan kadastro çalışması ile Hazine adına tescil

edilen ortak murislerine ait taşınmaz için 2007 yılında açtıkları tazminat

davasının süre yönünden reddedildiğini, oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

(AİHM) orman alanlarının devletleştirilmesiyle ilgili Türkiye aleyhine yapılan

başvurularda benzer durumlarda tazminat ödenmesi yönünde kararları bulunduğunu ve

Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararı

ile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan tazminat

kelimesini iptal ettiğini, açtıkları davanın bu iptal kararı dikkate

alınmaksızın sonuçlandırıldığını, hakkın özünü ortadan kaldıran bu

uygulamaların ve beş yıl süren yargılamanın Anayasa’nın 11.,

13., 14., 35., 36., 40., ve 46. maddelerinde tanımlanan haklarını ihlal

ettiğini ileri sürerek 15.000.000,00 TL maddi ve 500.000,00 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

29. Başvurucular, murislerinin

sahibi olduğu taşınmazın 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile ellerinden

çıktığını, 2007 yılında açtıkları bedel davasında Anayasa Mahkemesinin

17/1/2008 tarihli iptal kararı sonrasında talep konusunu tazminata

çevirdiklerini, ancak Mahkemenin davayı süre yönünden reddettiğini ve davada

makul sürenin aşıldığını belirterek Anayasa’nın 2.,

5., 10., 13., 36., 40., 90. ve 125. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal

iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, somut dava ve buna bağlı

olayların özelliklerine göre olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir

eder.

30. Başvurucuların şikâyetinin

özü, 1966 yılında yapılan kadastro işlemi ile taşınmaz mülkiyetinin ellerinden

alınması ve 2007 yılında açtıkları bedel davasında Mahkemenin hatalı yorumu ile

davayı tazminata çevirme taleplerini dikkate almaması ve yanlış karar vermesi

nedeniyle haklarının ihlal edildiği iddialarına dayandığından bu şikâyetler

mülkiyet hakkı ve adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı yönünden incelenmiştir. Başvurucuların makul sürede yargılanma hakkına yönelik

şikâyetleri ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

31. Başvurucular, murislerinin

sahibi olduğu taşınmazın 1968 yılında yapılan kadastro işlemi ile ellerinden

çıktığını, 2007 yılında açtıkları bedel davasında Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli iptal kararı sonrasında talep konusunu

tazminata çevirdiklerini, ancak Mahkemenin davayı süre yönünden reddettiğini

belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

32. 6216 sayılı Kanun'un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler."

33. Anayasa ve 6216 sayılı

Kanun'un anılan hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme,

ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan

bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenlemeler karşısında,

anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde

yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir. Mahkemenin zaman bakımından

yetkisine ilişkin bu düzenlemelerin kamu düzenine ilişkin olmaları nedeniyle,

bireysel başvurunun tüm aşamalarında resen dikkate alınmaları gerekir (Ahmet Melih Acar, B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15).

34. Somut başvuruya konu olayda

başvurucuların murisi, 1968 yılında yapılan kadastro işlemi sonrasında aynı yıl

adına kayıtlı 1954 yılına ait tapu kaydına dayanarak müdahalenin men’i davası açmış, ancak dava söz konusu taşınmazın 221

sayılı Kanun şümulüne girdiği gerekçesiyle reddedilmiş ve Yargıtay 1. Hukuk

Dairesinin 15/11/1971 tarihli onama kararı ile

kesinleşmiştir. Başvurucular, murislerinin veya kendilerinin 221 sayılı Kanunun

3. maddesine göre 6830 sayılı İstimlâk Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihe

kadar, kamulaştırma işlemi yapılmadan alınan taşınmazlar için öngörülen iki yıl

içinde bedel davası açtıklarına dair bir belge sunmamışlardır.

35. Başvurucular, murislerine

ait olduğunu iddia ettikleri taşınmazın bedeliyle ilgili olarak yapılan

kadastro işleminden 41 yıl sonra 5/10/2007 tarihinde

bedel davası açmışlar ve Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve E.2004/25,

K.2008/42 sayılı kararı ile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında

yer alan “tazminat” kelimesini

iptal etmesinden sonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle bedel yerine tazminat

talep ettiklerini Mahkemeye bildirmişlerdir. Başvurucuların

iddialarına karşı İdare dava konusu taşınmazın 1946, 1966, 1982 ve 2009 hava

fotoğraflarında anıt olarak tespit edildiği, Hürriyet-i Ebediye anıtının

yapımına 1909 yılında karar verildiği ve 1911 yılında yapıldığı, söz konusu

taşınmazın mülkiyetinin 1956 yılından önce Belediyeye geçtiği, daha sonra bir kısmının

Karayolları tarafından kamulaştırıldığı ve 221 sayılı Kanuna göre iki yıllık

dava açma süresinin fazlasıyla geçtiği itirazlarında bulunmuştur.

36. Yapılan yargılama sonucunda

Mahkeme, 26/5/2011 tarihli kararıyla 221 sayılı

Kanun’un 3. maddesinde yer alan iki yıllık dava açma süresinin fazlasıyla

aşıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiş ve temyiz talebini inceleyen Yargıtay 5.

Hukuk Dairesinin 5/6/2012 tarihli onama ve 24/12/2012 tarihli karar düzeltme

talebini ret kararı ile karar kesinleşmiştir

37. Başvurucuların murislerinin

açtığı taşınmazın aynına ilişkin dava 1971 yılında kesinleşmiş olup, taşınmazın

mülkiyeti, bahsedilen tarihte Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları

incelemeye başladığı 23/9/2012 tarihinden 41 yıl önce

kesin olarak başvurucuların murisinin elinden çıkmıştır. Mahkeme kararı

kesinleştikten sonra taşınmazın mülkiyeti artık başvurucuların murisinin hak

alanından çıkmıştır. Taşınmazın bedel talebi için 221 sayılı Kanun’un 4.

maddesi ile getirilen süre ise bahsedilen Kanun’un Resmî Gazete’de

yayımlandığı 12/01/1961 tarihinden iki yıl sonra

12/1/1963 tarihinde son bulmuştur.

38. Anayasa ve AİHS'in ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı,

mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir (Bkz.,

Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

§§ 36-37), Başvurucular, 2007 yılında açtıkları bedel davasında taşınmazın

hukuki olarak malikleri olmayıp, 1971 yılında murislerinin kaybettiği

taşınmazın mülkiyetini yeniden kazanmayı veya buna bağlı olarak tazminat almayı

talep etmektedirler. Başvurucuların mülkiyet hakkına konu ettikleri taşınmazla

hukuki ilişkileri Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları incelemeye

başladığı 23/9/2012 tarihinden 41 yıl önce

kesildiğinden ve bu taşınmaza bağlı bedel talebi hakları da 12/1/1963 tarihinde

son bulduğundan mülkiyet hakkına yönelik şikayet, Mahkemenin zaman bakımından

yetkisinin dışında kalmaktadır.

39. Nitekim benzer nitelikte 221

sayılı Kanun çerçevesinde el konulan gayrimenkullerle ilgili bir başvuruyu

inceleyen AİHM, “… yani

Türkiye Cumhuriyeti için 1 Nolu Ek Protokol’ün 1.

maddesinin yürürlüğe girdiği 28 Ocak 1987 tarihinden önce, Hazine’ye

devredilmesini dikkate alan AİHM, 1961 tarih ve 221 sayılı Kanun’a dayalı bir

mülkiyet mahrumiyetinin koşullarını incelemek için zaman bakımından yetkisiz

olduğu kanaatine varmaktadır.” demek suretiyle benzer bir olayda

kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ekdal ve diğerleri/Türkiye, 6990/04, 25/1/2011, § 48).

40. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların bedel veya tazminat istemine dayanak yaptıkları taşınmazla

hukuki ilişkilerinin bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak

belirlenen 23/9/2012 tarihinden önce 1971 yılındaki

Mahkeme kararıyla kesildiği, bu kararın aynı yıl kesinleştiği ve taşınmaza

bağlı bedel talebi haklarının da 12/1/1963 tarihinde son bulduğu

anlaşıldığından, başvuruya konu mülkiyet hakkına yönelik şikâyetin, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "zaman bakımından yetkisizlik" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

41. Başvurucular, murislerinin

sahibi olduğu taşınmazın 1971 yılında mahkeme kararıyla ellerinden çıktığını,

2007 yılında açtıkları bedel davasının Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008

tarihli ve E.2004/25, K.2008/42 sayılı kararı ile 221 sayılı Kanun’un 3.

maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat”

kelimesini iptal etmesinden sonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle bedel yerine

tazminata çevrilmesini istediklerini, buna rağmen Mahkemenin 2 yıllık dava açma

süresinin fazlasıyla aşıldığı gerekçesiyle davayı reddettiğini belirterek

Anayasal haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

42. Başvurucuların şikâyetinin

özü mahkemenin dava süresiyle ilgili hatalı yorum yaptığı ve yanlış karar verdiği

iddiasına dayandığından ve mülkiyet hakkıyla ilgili olarak zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı verildiğinden bu şikâyet adil

yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden

incelenmiştir.

43. Anayasa'nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı

fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı

Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir.

44. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiası içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi

talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun

tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır (B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).

45. İlke olarak derece

mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğinden

bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu

çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası

veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

46. Hukukun genel ilkelerinden

biri hukuk güvenliği prensibidir. Bu ilke, hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmelerini,

devletin de hukuki düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılar (Zafer Öztürk,

B. No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

47. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil

yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet

ederler. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi

içinde olup, ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan adil yargılanma hakkını ihlal etmiş sayılmazlar (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı, B.

No: 2013/757, 13/6/2013, § 27).

48. Başvurucuların murisi adına

1956 yılına ait kaydı bulunan ve 1966 yılında yapılan kadastro tespitiyle

mülkiyeti tartışmalı olan taşınmaza ilişkin mülkiyet sorunu, yapılan yargılama

sonucunda 1971 yılında kesin olarak çözümlenmiştir. Başvurucular, taşınmazın

aynıyla ilgili dava kesinleştikten 36 yıl sonra 2007 yılında bedel davası

açmışlar ve Anayasa Mahkemesinin 17/1/2008 tarihli ve

kararı ile 221 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “tazminat” kelimesini iptal etmesinden

sonra 28/9/2009 tarihli dilekçeleriyle davada taleplerinin bedel yerine

tazminata çevrilmesini Mahkemeden istemişlerdir. Mahkeme, 26/5/2011

tarihli kararıyla iki yıllık dava açma süresinin fazlasıyla aşıldığı ve davanın

süresinde açılmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bu karar 24/12/2012 tarihinde derecattan

geçerek kesinleşmiştir.

49. Başvurucular, murislerinin

1966 yılında yapılan kadastro işlemi sonrasında men’i

müdahale davası açtığını belirtmekle birlikte bedel davasını 221 sayılı Kanunun

3. maddesinde öngörülen sürede açtıklarına dair bir belge sunmamışlar, somut

başvuruya konu davayı ise bahsedilen kanuni sürenin çok üzerinde 41 yıl sonra

2007 yılında açmışlardır.

50. Somut davada İlk Derece

Mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için gerekli bilgi ve belgeler toplanarak

inceleme yapılmış ve bilirkişi raporları alınmış, başvuruculara bahsettikleri

iddia ve itirazlarını sunmak üzere imkân verilmiş ve başvurucular iddia ve

itirazlarını Mahkemeye sunmuştur. İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtay bu iddia ve

itirazları değerlendirerek iki yıllık dava açma süresinin geçtiği gerekçesiyle

davanın reddi yönünde karar vermiştir.

51. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi gereği hukukun uygulanması ve

yorumlanması hâkimin resen gözeteceği bir husustur. Bu kapsamda hak düşürücü

sürenin dava konusu uyuşmazlıkta uygulanması da hâkimin takdir yetkisi içinde

olup (Mardin Süryani Katolik Kilisesi Vakfı,

§ 31), kanunun açık hükmü karşısında beklenmesi gereken bir

sonuçtur. Derece mahkemelerinin kararlarında dava süresinin uygulanması

konusunda bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlal edildiği

iddiasının kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece

mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfilik içermediği

anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin "açıkça dayanaktan

yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

53. Başvurucuların makul sürede

yargılanma haklarına yönelik şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı

ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı

anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Başvurucular, 2007 yılında

murislerine ait taşınmazla ilgili olarak açılan hukuk davasının beş yılda

kesinleşmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

55. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın

36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan

makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve

mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

56. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir

(Güher Ergun ve Diğerleri, §§

41–45).

57. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan bedel davasının söz konusu

olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher

Ergun ve Diğerleri, § 49).

58. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup (Güher Ergun ve Diğerleri,

§ 50), somut başvuru açısından bu tarih 5/10/2007 tarihidir.

59. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. (Güher Ergun ve Diğerleri,

§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında Yargıtay 5. Hukuk

Dairesinin E.2012/24289, K.2012/28015 sayılı kararı verdiği 24/12/2012

tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

60. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak

süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,

uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (Güher Ergun ve Diğerleri, § 51).

61. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun bir adet taşınmaza ilişkin 221

sayılı Kanun’a dayalı bedel talebi olduğu, 5/10/2007

tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilen

kararın temyiz edildiği, taraflarında iki davacı ve bir davalının yer aldığı

davanın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 24/12/2012 tarihli kararıyla beş yılın

üzerinde bir sürede kesinleştiği anlaşılmaktadır.

62. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesi

önünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları

konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 26).

63. 6100 sayılı Kanun’un

öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul

sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati temin

etmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar

verilmiş olup (Güher Ergun ve Diğerleri,

§§ 54-64), başvuruya konu davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru

açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz

konusu beş yılı aşan yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

64. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

65. Başvurucular, yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle 500.000,00 TL manevi tazminata ve

mülkiyet hakkının ihlal edilmesi nedeniyle 15.000.000,00 TL maddi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

66. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesi’nin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurucuların tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin beş yılı aşan yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken takdiren net 3.350,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

68. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından ve

başvurucuların mülkiyet hakkıyla ilgili şikâyetleri zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez bulunduğundan başvurucuların maddi

tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

69. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucuların,

1. Mülkiyet haklarının ihlali iddiasının "zaman bakımından yetkisizlik",

2. Hakkaniyete uygun yargılanma haklarının ihlali iddiasının "açıkça dayanaktan yoksun olması",

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma haklarının ihlali iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara müştereken net 3.350,00 TL manevi TAZMİNAT

ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

25/6/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Selami ER Başvurucular : Yosif LİNDİRİDİ Manol LİNDİRİDİ Vekili : Av. Berrin TEZGEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2058, 25 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına
  16. C. Başvuruculara müştereken net 3.350,00 TL manevi TAZMİNAT
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2058
Tarih
25 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Ömer Tumicin Öğrek Başvurusu (B. No: 2014/5652)
  • Rabia Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/633)
  • Nurten Esen Başvurusu (B. No: 2013/7970)
  • Mustafa Dizgin ve Cihat Dizgin Başvurusu (B. No: 2014/11998)
  • Mehmet Kılıç Başvurusu (B. No: 2013/9798)
  • Nilüfer Kavak Başvurusu (B. No: 2014/6549)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.