İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yurt Atayün Başvurusu (B. No: 2017/34216)

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

Başvuru No2017/34216Tarih29 Mayıs 2019Okuma35 dk · 7.031 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Yurt Atayün Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2017/34216
R.G. Tarih ve Sayı
18/7/2019-30835
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.031 kelime·35 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 13/9/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya İlişkin

Süreç

8. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık)

-daha önceden başlatılan ve kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen-

2011/762 sayılı Selam Tevhid

Kudüs Ordusu soruşturmasındaki (Mehmet

Kuru, B. No: 2015/7559, 25/12/2018) usulsüzlük iddialarına ilişkin

olarak başlatılan 2014/41637 sayılı soruşturma kapsamında diğer şüphelilerle

birlikte 22/7/2014 tarihinde gözaltına alınmıştır.

9. Savcılık 26/7/2014 tarihinde başvurucuyu hukuka aykırı olarak

kişisel verileri kaydetme, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, resmî belgede

sahtecilik, suç uydurma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal

veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından

tutuklanması talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk etmiştir.

10. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 29/7/2014 tarihinde

başvurucunun devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî

casusluk amacıyla temin etme ve resmî belgede sahtecilik suçlarından tutuklanmasına

karar vermiştir.

11. Mahkeme tutuklama kararında özetle soruşturma kapsamında çok

sayıda siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar, iş adamı, devlet kurumlarındaki

görevli, vakıf, dernek vb. kuruluşların başkan ve görevlilerinin soruşturmaya

dâhil edildiği, soruşturma kapsamında 238 kişi hakkında iletişimin tespiti

kararının alındığı, bazı şüpheliler ile 13 adet vakıf, dernek, kültür merkezi,

sosyal tesis, cami ve TV kanalı olmak üzere çeşitli yer hakkında teknik

araçlarla izleme kararı alındığı, bazı kurumlara ait telefonların hedef şahıs

üzerinden iletişimin tespitinin yapıldığı ve yapılan soruşturma sonucunda

şüphelilerin terör ile ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetlerinin

olmadığı için takipsizlik kararı verildiği belirtilmiştir.

12. Kararda ayrıca soruşturma kapsamında Türkiye Cumhuriyeti

Başbakanı başmüşaviri olarak görev yapan S.T.nin kullandığı telefonların iletişim takibinin

yapıldığı, bu kapsamda S.T.nin kullandığı telefonla

26/11/2013-3/12/2013 tarihleri arasında Başbakan'ın bazı yabancı ülke

cumhurbaşkanları, başbakanları ve çok sayıda üst düzey devlet yöneticileriyle

yaptığı görüşmelerin, S.T.nin 25/11/2013-6/12/2013

tarihleri arasında Başbakan ve bakanlarla yaptığı görüşmelerin, Başbakan'ın

danışmanı olarak görev yapan M.V.nin kullandığı

telefondan 25/11/2013-29/11/2013 tarihleri arasında Başbakan ile bazı

şahısların görüşmelerinin ve 23/11/2013-1/12/2013 tarihleri arasında M.V.nin bakanlar ve üst düzey kamu görevlileriyle yaptığı

ve devlet politikası açısından önem arz ettiği düşünülen birtakım görüşmelerin

tespit edilerek kayıt altına alındığı, eski siyasetçi, iş adamı F.K.nın kullandığı telefonların soruşturma kapsamında

dinlendiği, bu şahsın bir bakan, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) müsteşarı ve

MİT müsteşarının özel kalem müdürü ile olan iletişimlerinin tespit edilerek

kayıt altına alındığı, bunların bir kısmının ise tape

dökümleri yapılmak suretiyle yazılı hâle getirildiği, bu dökümlerde MİT

müsteşarının terör örgütü üyesi gibi gösterilerek ona "Emin" kod adının verildiği

belirtilmiştir.

13. Karar gerekçesinin devamı şöyledir:

"…[Ş]üpheliler tarafından bilinçli olarak iletişime müdahale

edilmek suretiyle gerçeğe aykırı olarak kişiler arasındaki konuşmaların

dinlenmesi ve kayda alınmasının sağlandığı, ayrıca bu konuda gerçeğe aykırı

belge düzenledikleri, bu belgelerin resmi belge niteliğinde oldukları, zira

görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgenin sahte olarak

düzenlenmesi, gerçek bir belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi

ile resmi belgede sahtecilik suçunun oluşacağı, bu dinlemeler kod adı verilmek

suretiyle yapıldığı, bu dinlemeler sonucunda elde edilen verilerin

içeriklerinin devlet güvenliği açısından önem arz ettiği ve gizli kalması

gereken bilgiler olduğu, bu haliyle bu bilgilerin temini ile siyasal ve askeri

casusluk suçunun oluşacağı, zira ülke Başbakanı'nın diğer ülke cumhurbaşkanı ve

başbakanları ile onlarca dakika görüşmelerinin dinlenmesinin ve kayıt altına

alınmasının tesadüf olamayacağı, bu dinlemeler [kapsamında şüphelilerin] gerçek kişilerin kimliklerini mahkemelerden sakla[mak suretiyle] yargıyı

yanılttıkları, eksik ve yanlış bilgi verilmek suretiyle yapılan dinlemeleri

amaç dışı kullandıkları, bizzat dinlemeyi yapan kişilerin dinlemelerinin

içeriği ve hangi amaç için kullanacağı konusunda bilgilerinin olmayabileceği,

ancak sorumluluk noktasında rütbeli görevlilerin ham dinlemelerin hangi

kısmının çıkarılıp hangi kısmının çıkarılmayacağına karar verdikleri, bu

noktada içeriğine vakıf oldukları anlaşılmakla,

Şüphelilerin üzerlerine atılı devletin gizli

kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme ve

resmi belgede sahtecilik suçları yönünden şüphelilerin emniyette rütbeli

oldukları, uzun süre çalıştıkları, çok sayıda dinleme ve takip kararının altın[d]a imzalarının bulunduğu, dolayısıyla içeriklerinden

haberdar olmamalarının olası olmadığı, böylece suç işledikleri yönünde kuvvetli

suç şüphesinin var olduğu, tutuklama verilen suçlar için yasada öngörülen ceza

miktarı, suçun nitelikli ve önemli suçlardan olduğu, devlet sırlarına karşı

suçlardan sayıldığı, bu sebeple tutuklama nedeninin var olduğu, söz konusu

suçlar için kanunda düzenlenen cezanın alt ve üst miktarları göz önüne

alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın devam ettiği,

delillerin yok edilme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskı oluşturma

şüphelerinin bulunduğu, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi

değerlendirildiğinde adli kontrol tedbiri uygulamasının bu aşamada soruşturmaya

konu suçlara şüpheliler açısından yetersiz kalacağı kanaatine varılarak

şüpheliler ve müdafilerinin serbest bırakılmaları isteminin reddi ile

şüphelilerin üzerlerine atılı suçlardan 5271 sayılı CMK'nın

100. ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı tutuklanmalarına [karar

verilmiştir.]"

14. Başvurucunun tutuklama kararına itirazı İstanbul 2. Sulh

Ceza Hâkimliğinin 7/8/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Şüpheliler ... hakkında İstanbul 1. Sulh

Ceza Hakimliğince CMK'nın 100. ve devamı maddeleri

gereğince verilen kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu[ndan] ve hukuka aykırı

bir yön bulunmadığından şüpheliler müdafilerince yapılan itirazların reddine [karar

verilmiştir.]"

15. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 29/8/2014 tarihinde resen

yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması,

atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı, şüphelilerin üzerlerine

atılı suçu işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin varlığı, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate

alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun

sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelilerin tutukluluk hallerinin

sonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,

tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı anlaşıldığından CMK 100 ve 108.

maddeleri gereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına ... [karar

verildi]"

16. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 21/11/2014 tarihinde resen

yaptığı tutukluluk incelemesi sonunda başvurucunun savunmasını da aldıktan

sonra tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Başvurucu savunmasında

özetle soruşturmaya konu edilen hususların görevi gereği yaptığı yazışmalar

olduğunu belirterek suçlamaları kabul etmemiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...resmi belgede sahtecilik, Devletin

gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin

etme suçlarından,İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği'nin 26/7/2014 tarihli, 2014/53 sorgusayılıtevkif müzekkeresi ile tutuklu şüpheliler ...

Yurt Atayün' ünüzerilerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz

toplanmamış olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı,

şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin varlığı, şüphelilerin kaçması, saklanması, veya

kaçacağı şüphesini uyandıran somut delillerin bulunması, soruşturma konusu

suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi

muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,

bu suretle şüphelilerin tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek

nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı, tutuklama nedenlerinin ortadan

kalkmadığı anlaşıldığından CMK'nın 100. ve 108.

maddeleri gereğince şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına... [karar

verildi.]"

17. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Selam Tevhid Kudüs Ordusu

soruşturması kapsamında

soruşturmaya dâhil edilen, haklarında iletişimin tespiti ve teknik araçlarla

izleme kararı alınan kişilerin terör ile ilişkilendirilebilecek herhangi bir

faaliyetlerinin olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmiştir.

18. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun da

aralarında olduğu 122 şüpheli hakkında 23/10/2015 tarihli iddianame ile devletin gizli kalması gereken

bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, silahlı terör örgütünü kurma veya yönetme, suç uydurma, resmî

belgede sahtecilik, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, hukuka aykırı olarak

kişisel verileri kaydetme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme

suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır

ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

19. İddianamede öncelikle Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından (FETÖ/PDY) ve örgüt liderinin

talimatları doğrultusunda yürütülen Kudüs

Ordusu Terör Örgütü soruşturmasının başlatılması ve yürütülmesi

sürecinden, anılan soruşturmanın 17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturması ile

bağlantısından ayrıntılı şekilde bahsedildikten sonra başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında suçlama konusu yapılan olay ve olgulara yer verilmiştir. Bu

bağlamda iddianamede özetle;

i. FETÖ/PDY'nin kurucusu ve lideri

olan Fetullah Gülen ile yöneticisi sanık E.U.nun talimatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti

Hükûmetini ortadan kaldırmak ve görevlerini yapmasını engellemek amacıyla Selam Tevhid Kudüs Ordusu

adı altında bir örgüt kurgulanarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

soruşturma başlatıldığı, soruşturma kapsamında haklarında herhangi bir delil

bulunmadığı hâlde veya gerçeğe aykırı şekilde üretilen belgelerle başta dönemin

Başbakanı, bakanları, MİT müsteşarı ve milletvekilleri olmak üzere çok sayıda

kişi, kurum, vakıf ve derneğin iletişiminin tespit edilerek kayda alındığı,

teknik araçlarla izleme tutanakları düzenlendiği, bu kişilerin terör örgütü

üyesi olarak gösterilmeye çalışıldığı, üst düzey devlet yetkililerinin Türkiye

Cumhuriyeti devletinin millî güvenliği ya da iç veya dış siyasal yararları

bakımından gizli kalması gereken görüşmelerinin kayıt altına alındığı, bu

kapsamda İstanbul ve Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde

çeşitli kademelerde görev yapan FETÖ/PDY üyesi emniyet teşkilatı mensubunun

gerçeğe aykırı şekilde tanık beyanları aldığı, haklarında terör örgütü

üyeliğine ilişkin hiçbir delil bulunmayan şikâyetçi ve mağdurlarla ilgili

olarak iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kararı talep edebilmek

için gerçeğe aykırı raporlar düzenlediği, usulsüz dinleme ve izleme yaptığı,

suç unsuru içermeyen görüşmeleri imha etmesi gerekirken iletişim tespit

tutanağı hâline getirip kişilerin terör örgütü ile irtibatları bulunduğu

algısını oluşturmaya çalıştığı, sahte iletişimin tespiti ve fiziki takip

tutanakları düzenlediği, 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili İstanbul Emniyet

Müdürlüğünde bulunan belgeleri kaçırdığı ve log

kayıtlarını sildiği, FETÖ/PDY üyesi bir kısım şüphelinin ise MİT'e ait tırların

1/1/2014 tarihinde Kırıkhan, 19/1/2014 tarihinde ise Ceyhan'da durdurulması ve

aranması eylemlerinden sorumlu olduğu belirtilmiştir.

ii. Suç tarihlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele

Şube Müdürü ve Teknik Büro Amirliğinden sorumlu şube müdürü olarak görev yapan

başvurucu ile aynı dosyada yargılaması devam eden ve çoğu emniyet görevlisi

olan şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı da dâhil olmak üzere çok sayıda

devlet adamı, siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar, iş adamı, vakıf, dernek vb.

kuruluşların başkan ve görevlilerini -terör örgütleriyle bağlantılı olduklarına

dair herhangi bir delil olmamasına rağmen- sahte belge ve gerçeğe aykırı

beyanlara göre kurguladıkları Selam Tevhid Kudüs Ordusu kapsamına dâhil ederek

hukuka aykırı şekilde yaptıkları dinleme ve takipler sonucunda elde ettikleri

gizli bilgileri Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine kullanarak bir kısım

devlet görevlisi ile vakıf ve yöneticilerinin terör örgütleriyle bağlantılı

olduğu yönünde algı oluşturmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

devirmeye çalıştıkları iddia edilmiştir.

20. İddianame İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilerek

Mahkemenin E.2015/297 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamış ve

1/2/2016 tarihinde ilk duruşma yapılmıştır.

21. Mahkeme 2/2/2016 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün ...yönündenüzerlerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu

sanıklar yönünden 'iletişim tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki

beyanları, fiziki takip tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık Kamile Yazıcıoğlu ifadeleri ve bu tanık tarafından dosyaya

sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gelen yazı

cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses çözüm tutanakları,

diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme yapılmış olması, mail

adreslerinin takip edilmiş olması' kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut kanıtlar bulunması, sanıklara atılı bir kısım suçların tutuklama

nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK.nun

100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı

suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma kuşkusunu

somutlaştırması, sanıkların savunmalarının henüz alınmamış oluşu, müştekilerin

ve sanıklara atılı eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında

sanıkların suçunun sübutu halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza

veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle

sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim

sağlanamayacak oluşu hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca tutukluluk

hallerinin ayrı ayrı devamına, adı geçen sanıklarla ilgili tahliye istemlerinin

ayrı ayrı reddine... [karar verildi.]"

22. Mahkeme sonraki tarihlerde yaptığı duruşmalarda da başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

23. Mahkemece 2/9/2016 tarihinde yapılan celsede, dosyanın

Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılaması yapılan

E.2016/2 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiş; Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin birleştirmeye muvafakat etmemesi üzerine dosya birleştirme

uyuşmazlığının çözülmesi için Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 22/11/2016 tarihli kararıyla İstanbul 14. Ağır

Ceza Mahkemesinin birleştirme kararının kaldırılarak yargılamanın İstanbul 14.

Ağır Ceza Mahkemesince yapılmasına karar vermiştir.

24. Karar üzerine yargılamaya İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2017/2 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir. Mahkeme

9/3/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün ...yönünden üzerlerine atılı suçların vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu sanıklar yönünden 'iletişim

tespiti tutanakları, araştırma raporları, müşteki beyanları, fiziki takip

tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık K.Y.nin ifade ve teşhisleri ile bu

tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve

Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses

çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme

yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 soruşturma sayılı

soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı

oldukları iddia edilen hâkim ve savcılarla ilgili yargılamanın devam ediyor

olması' kapsamında kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanık ve müşteki

sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların niteliği ile

dosya kapsamının geniş oluşusanıklara atılı bir kısım

suçların tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK'nın 100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan

oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst

sınırlarının kaçma şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların

savunmalarının henüz alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar

lehine bu aşamada değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara

atılı eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun

sübutu halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik

tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar

üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim

sağlanamayacak oluşu hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK'nın 100., 102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk

hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar verildi.]"

25. Mahkeme 5/5/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün ...yönünden üzerlerine atılı suçların vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu sanıklar yönünden 'iletişim

tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki beyanları, fiziki takip

tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık K.Y.nin ifade ve teşhisleri ile bu

tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve

Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses

çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme

yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 soruşturma sayılı

soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı

oldukları iddia edilen hakim ve savcılarla ilgili yargılamanın devam ediyor

olması, bir kısım sanıkların iddia olunan örgütün gizli haberleşme programı

olan Bylock programını kullandıklarının tespitine

ilişkin gelen yazı ve ekleri' kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut kanıtlar bulunması, sanık ve müşteki sayısı, sanıklara yüklenen

eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların niteliği ile dosya kapsamının geniş oluşusanıklara atılı bir kısım suçların tutuklama

nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK.nun

100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı

suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma

şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların savunmalarının henüz

alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar lehine bu aşamada değişiklik

meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara atılı eylemlerin sayısal

çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun sübutu halinde yargılama

sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama

tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli kontrol

hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nun 100,

102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar

verildi.]"

26. Mahkeme 25/5/2018, 7/6/2018 ve 26/6/2018 tarihlerinde

yaptığı duruşmalarda ise "Tutuklu

sanıklar...Yurt Atayün ...yönünden üzerlerine atılı

suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu sanıklar

yönünden 'iletişim tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki beyanları,

fiziki takip tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli tanık

anlatımları, görev belgeleri, tanık K.Y.nin ifade ve

teşhisleri ile bu tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı

ve Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses

çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme

yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 soruşturma sayılı

soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı

oldukları iddia edilen hakim ve savcılarla ilgili yargılamanın devam ediyor

olması, bir kısım sanıkların örgütün gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullandıklarının tespitine ilişkin gelen

yazı ve ekleri, bir kısım sanıklar için dosyaya gelen Bylock

içerikleri, Bylock HTS kayıtları, bir kısım

sanıkların birleşen dosyalarına ilişkin deliller, yargılama aşamasında dosyaya

giren dosyamızdaki bir kısım sanıklarla ilgili tanık ve gizli tanık beyanları'

kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması,

sanık ve müşteki sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların

niteliği ile dosya kapsamının geniş oluşusanıklara

atılı bir kısım suçların tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var

sayıldığı 5271 sayılı CMK.nun 100/3-a.11 alt bendinde

sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen

cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphelerini somutlaştırması, bir

kısım sanıkların savunmalarının henüz alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve

şartlarında sanıklar lehine bu aşamada değişiklik meydana gelmemiş oluşu,

müştekilerin ve sanıklara atılı eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate

alındığında sanıkların suçunun sübutu halinde yargılama sonucunda verilmesi

muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm

bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili

hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nun 100, 102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk

hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar verildi.]" şeklindeki gerekçelerle

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

27. Mahkeme 14/7/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün ...yönünden üzerlerine atılı suçların vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu sanıklar yönünden 'iletişim

tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki beyanları, fiziki takip

tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık K.Y.nin ifade ve teşhisleri ile bu

tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve

Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses

çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme

yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 soruşturma sayılı

soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı

oldukları iddia edilen hakim ve savcılarla ilgili yargılamanın devam ediyor

olması, bir kısım sanıkların iddia olunan örgütün gizli haberleşme programı

olan Bylock programını kullandıklarının tespitine

ilişkin gelen yazı ve ekleri, yargılama aşamasında dosyaya giren dosyamızdaki

bir kısım sanıklarla ilgili tanık ve gizli tanık beyanları' kapsamında kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanık ve müşteki

sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların niteliği ile

dosya kapsamının geniş oluşusanıklara atılı bir kısım

suçların tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK.nun 100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan

oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst

sınırlarının kaçma şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların

savunmalarının henüz alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar

lehine bu aşamada değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara

atılı eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun

sübutu halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik

tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar

üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim

sağlanamayacak oluşu hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nun 100, 102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk

hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar verildi.]"

28. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz İstanbul 15. Ağır

Ceza Mahkemesince 1/8/2017 tarihinde reddedilmiştir.

29. Mahkeme 10/9/2018 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün ...yönünden üzerlerine atılı suçların vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu sanıklar yönünden 'iletişim

tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki beyanları, fiziki takip

tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık Kamile Yazıcıoğlu'nun ifade ve teşhisleri ile bu tanık

tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan

gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses çözüm

tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme yapılmış

ve mail adreslerinin takip edilmiş olması, 2011/762 soruşturma sayılı

soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve işlemleri ile irtibatlı

oldukları iddia edilen hakim ve savcılarla ilgili yargılamanın devam ediyor

olması, bir kısım sanıkların örgütün gizli haberleşme programı olan Bylock programını kullandıklarının tespitine ilişkin gelen

yazı ve ekleri, bir kısım sanıklar için dosyaya gelen Bylock

içerikleri, Bylock HTS kayıtları, bir kısım

sanıkların birleşen dosyalarına ilişkin deliller, yargılama aşamasında dosyaya

giren dosyamızdaki bir kısım sanıklarla ilgili tanık ve gizli tanık beyanları'

kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması,

sanık ve müşteki sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların

niteliği ile dosya kapsamının geniş oluşu, sanıklara atılı bir kısım suçların

tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK.'nin 100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan

oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst

sınırlarının kaçma şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların savunmalarının

henüz alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar lehine bu

aşamada değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara atılı

eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun sübutu

halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile

tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli

kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

hususlarına nazaran adı geçen sanıkların 5271 sayılı CMK.'nin

100, 102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca... "

30. Başvurucu 13/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

31. Mahkeme 4/1/2019 tarihinde yaptığı celsede başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"...

Tutuklu sanıklar ...Yurt Atayün

ve ...tahliye talepleri ve tutukluluk durumlarının devam edip etmeyeceği yönünden yapılan incelemede:

...

Tutuklu Sanık Yurt Atayün'ün

TCK'nın 328/1,

Maddeleri uyarınca tutuklanmalarına karar

verilmiş olduğu anlaşılmış olmakla; sanıkların tutuklu bulundukları suçlardan;

siyasal ve askeri casusluk (TCK 328/1) suçu için kanunda öngörülen cezanın onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası, cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs (TCK 312/1) suçu için

kanunda öngörülen cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, silahlı örgüte

üye olma (TCK 314/2) suçu için öngörülen cezanın beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası olduğu, bu suçların cezalarının ağırlığı gereği bu suçlardan yargılanan

sanıkların kovuşturmadan veya kovuşturma sonucu verilebilecek olan cezanın

infazından kaçma veya saklanma riskini doğurabileceği, ceza yargılamasının

etkinliğinin, ceza ve infaz kurallarının işlerliğinin, kaçma veya saklanma gibi

sanıklardan kaynaklı olarak sürüncemede kalmaması ve maddi gerçeğin tam olarak

ortaya çıkartılmasının sağlanması amacıyla tutukluluk halinin devamına karar

verilebileceği, dosyada mevcut tutanak, kayıt ve belgeler, müşteki ve tanık

ifade tutanakları, araştırma raporları, iletişim tespit tutanakları, teşhis,

tespit ve takip tutanakları, görev belgeleri, tape

kayıtları, dijital materyaller, cevabi yazı içerikleri, bir kısım tutuklu sanık

hakkındaki bylock tespit ve değerlendirme

tutanakları, hts kayıtları gibi kayıt ve belgeler

gözetildiğinde sanıklar aleyhine tutuklama tedbirinin devamına yeter derecede

kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan somut olguların halen varlığını sürdürdüğü,

sanıkların olay tarihinde icra ettikleri görev ve yürüttükleri iş ve işlemlere

ilişkin haklarında yapılan iddia ve isnatların vehameti,

halen bir kısım tutuklu sanığın savunmasını yapmamış, yine mağdur/müşteki ve

tanıkların beyanlarının da henüz tamamlanmamış olması sebebiyle henüz beyanı

alınmamış olan mağdur/müşteki veya tanıklar üzerinde baskı kurulması riskinin

ortaya çıkmasının önüne geçilebilmesi, bu aşamaya kadar verilen tutukluluk

devam kararlarından sonra tutuklu sanıkların hukuki durumlarında lehe bir değişikliğerastlanmaması göz önüne alınarak adli kontrol

tedbirlerinin bu aşamada yeterli olmayacağı ve tutuklama tedbirinin devamının

işlendiği iddia olunan suçlara ve dosyadaki mevcut delil durumuna göre ölçülü

olduğu değerlendirildiğinden, sanıkların 5271 sayılı CMK'nın

100.,101.,102. maddeleri uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar

verildi.]"

32. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir. Başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

33. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur.

B. İlgili Süreç

34. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018

tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere

dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine

devam eden ve son yıllarda FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen bir

yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın

Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

35. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında darbe girişimiyle

bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra

eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 51, Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

36. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin

varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına

karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta

geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesi şöyledir:

"(1)

(Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza

mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır.

Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha

uzatılabilir.

(2)

Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki

yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma

süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun

İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde

tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu

kapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.

(3) Bu

maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık

ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra

verilir."

40. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar

başlıklı 220. maddesinin (6) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:

"(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır.

Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar

indirilebilir."

(7)

Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek

yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt üyeliğinden dolayı

verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar

indirilebilir."

41. 5237 sayılı Kanun'un

"Resmi belgede sahtecilik" kenar

başlıklı 204. maddesi şöyledir:

(1) Bir

resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir

resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi

kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak

düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren,

gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi

belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya

kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı

oranında artırılır.

42. 5237 sayılı Kanun'un

"Siyasal veya askerî casusluk" kenar başlıklı 328. maddesi

şöyledir:

(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış

siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken

bilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Fiil;

a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir

devletin yararına işlenmişse,

b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin

savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye

sokmuşsa,

Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır.

43. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

44. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Cezaların artırılması"

kenar başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere

başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile

işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

46. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak -UYAP üzerinden temin edilen ve sunduğu belgelerden- geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden

yoksun olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi itibarıyla tutuklu olarak ceza

infaz kurumunda bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

47. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini, kanunda öngörülen iki yıllık sürenin

dolmasına rağmen buna ilişkin yeterli gerekçe ortaya konmadan tutukluluğunun

devamına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca tutuklama gerekçelerinin

kişiselleştirilmediğini, bu nedenle adil yargılanma hakkı kapsamında masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve

Anayasa Mahkemesinin aynı konudaki kararlarına atıf yapılarak başvuru konusu

soruşturmanın karmaşıklığının da değerlendirmede dikkate alınması gerektiği

vurgulanmış ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ilgili ve yeterli

gerekçe bulunduğu belirtilmiştir.

49. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

50. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun

iddialarının özünün tutukluluk süresinin makul süreyi aştığına yönelik olduğu

anlaşıldığından şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

53. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan makul sürede yargılanmayı ve serbest bırakılmayı isteme haklarının birbirinin alternatifi

değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 60; Halas Aslan, B. No:

2014/4994, 16/2/2017, § 66).

54. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,

bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili

yargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep

edebilirler. Bu hakkın bir yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüpheli veya sanığın soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebileceği

belirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde de tutukluluğun soruşturma ve

kovuşturma evrelerinde belirli süreleri aşmayacak şekilde resen incelenmesi

gerektiği ifade edilmiştir. Yargı organlarınca tutukluluğun her aşamasında

gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan

incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas

Aslan, § 67).

55. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Genel olarak yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının konusudur. Kişilerin fiziksel hürriyetlerinin

kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği Anayasa'nın 19. maddesine göre

öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması gerekir. Bununla birlikte maddenin

tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması

gerektiğine de işaret ettiği görülmektedir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan

kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği

diğerlerine göre daha fazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında belirtilen tutuklu kişinin makul

sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına göre

daha yüksek bir koruma sağlamaktadır (Halas

Aslan, §§ 68, 69).

56. Buna göre tutuklu olarak sürdürülen soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta savcılıklar ve

mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olarak sürdürülen

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkının sağladığı

güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması

için özenli davranmalıdırlar. Anılan özen yükümlülüğü, kişinin hürriyetinden

yoksun bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının, dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru amacının devam

ettiğinin söylenebilmesi için de zorunludur. Bu itibarla tutuklu kişiler

hakkındaki soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan, §§ 70, 71).

57. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61).

58. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

59. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§

74, 75).

60. Suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirtinin bulunması,

tutuklama için bir ön şart olup varlığını tutukluluğun her aşamasında

korumalıdır. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli belirtinin bulunduğunun

tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa da (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 73) soruşturma/kovuşturma süreci ilerledikçe kişi hakkındaki suç

şüphesini doğrulayacak ya da ortadan kaldıracak delillere erişilecektir. Bu

nedenle belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin

kararlarda, suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğunun somut

olgularla birlikte açıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi bir aşamasında

kişinin tutuklu olduğu suç yönünden kuvvetli belirtiyi gösteren olgular ortadan

kalkmışsa artık tutmanın meşru bir amacının bulunduğu söylenemez (Halas Aslan, § 76).

61. Başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve kanunda

öngörülen tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak

belirtilmesi -işin doğası gereği- her zaman mümkün olamasa da (Selçuk Özdemir, § 68)

soruşturma/kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık delillere etki

edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır. Ayrıca isnat edilen

suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan ve bu itibarla

yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir bölümünü

karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine göre

azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan tutukluluğa

ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi

yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

62. Son olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda

tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre

temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 79). Ayrıca tutukluluk

devam ettikçe bir taraftan bireye düşen yükümlülük artarken diğer taraftan

tutulmanın dayandığı meşru amaç zayıfladığından tutukluluğun devamı

kararlarında davanın genel durumunun yanında tutuklu kişinin özel durumu da

dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı, § 84).

63. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri

inceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin ve tutuklama nedenlerinin varlığı ve tutuklamanın

ölçülülüğü bağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığını, ayrıca

soruşturma/kovuşturma süreçlerinde yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne

uyulup uyulmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Bu denetim

sonunda tutukluluğa ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı veya

tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının

özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine

varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

64. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte Selam-Tevhid Kudüs Ordusu

soruşturmasındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin olarak başlatılan soruşturma

kapsamında 22/7/2014 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 29/7/2014 tarihli kararıyla devletin gizli kalması gereken bilgilerini

siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme ve resmî belgede sahtecilik

suçlarından tutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

başvurucunun tutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre başvurucunun

tutukluluk süresi 4 yıl 10 ay 7

gündür.

65. Başvurucu, kamu makamlarınca ve yargı organlarınca 17/25

Aralık operasyonlarının ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen emniyet

mensuplarına yönelik olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucunun isnat edilen suç yönünden

kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri ve yargılamayı yapan

ağır ceza mahkemesi tarafından verilen tutukluluğa ilişkin kararlarda açıkça

belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama ve tutukluluğun devamı

kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen

delillerin içeriği dikkate alındığında tutukluluğun ön şartı olan suç işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan kararların ilgili ve

yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Bu bağlamda soruşturma makamlarınca 17/25

Aralık operasyonları öncesinde, suç tarihlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü

Terörle Mücadele şube müdürü ve Teknik Büro Amirliğinden sorumlu şube müdürü

olarak görev yapan başvurucu ile aynı dosyada yargılaması devam eden çoğu

emniyet görevlisi şüphelinin çok sayıda siyasetçi, akademisyen, gazeteci,

yazar, iş adamı, devlet kurumlarında görevli, vakıf, dernek vb. kuruluşların

başkan ve görevlilerini -terör örgütleriyle bağlantılı olduğuna dair herhangi

bir delil olmamasına rağmen- sahte belge ve gerçeğe aykırı beyanlara göre

kurguladıkları Selam Tevhid

Kudüs Ordusu soruşturması kapsamına dâhil ederek haklarında

iletişimin tespiti ve kayda alınması kararı verilen kişiler üzerinden bu

kişilerin görüşme gerçekleştirdiği Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı, bakan,

MİT müsteşarı ve önemli görevlerde bulunan bürokratlar da dâhil olmak üzere

birçok devlet görevlisini dinlediği ve konuşmaları kayda alarak yazılı metin

hâline getirdiği, başvurucunun da bu süreçte resmî belgede sahtecilik yapmak

suretiyle anılan dinlemelerin -hukuka aykırı şekilde- gerçekleştirilmesini

sağladığı belirtilmiştir.

66. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza

mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma

şüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat edilen suçun

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılı

olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayandığı

görülmektedir (bkz. §§ 13-16, 21,

24-27, 29,31).

67. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY'nin

devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve

fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,

toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari

sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğu kabul edilmektedir

(ilgili kararların bir kısmı için bkz. § 31;

Selçuk Özdemir, §§ 20, 21; Alparslan

Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018 § 10).

68. FETÖ/PDY bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzere farklı

sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurken diğer

taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan bazen de yasal

yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal

alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma niteliğindedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

69. Başvurucuya isnat edilen suçlamanın niteliği ve başvurucunun

bağlantılı olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY) yukarıda ifade edilen

örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen olayların

özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın

meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk

hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili ve

yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

70. Diğer taraftan soruşturma mercilerince, 15 Temmuz darbe

teşebbüsünün ardından darbe teşebbüsüyle doğrudan bağlantılı eylemlere veya

FETÖ/PDY'nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelik

olarak da soruşturmalar yapılmış; bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıda kişi

hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdeki

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğu

konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 52).

71. Başvurucunun bağlantılı olduğu iddia edilen örgütün

özellikleri, bu örgütün yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu

türdeki soruşturmaların yürütülmesinin diğer soruşturmalara göre zorluğu da

dikkate alındığında Savcılık tarafından 979 mağdurun ve aralarında başvurucunun

da olduğu 122 şüphelinin bulunduğu soruşturma yaklaşık bir buçuk yılda

tamamlanarak kamu davası açılmıştır. Yargılamayı yapan İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesince en geç otuz günde bir başvurucunun tutukluluk durumunun

değerlendirildiği, düzenli aralıklarla ve en

geç üç ay arayla toplam 114 duruşma yapıldığı, bu duruşmalarda sanıkların,

katılanların ve tanıkların dinlendiği ve sair delillerin toplandığı

görülmektedir. Bu itibarla genel olarak soruşturmanın ve davanın yürütülmesinde

savcılık ve derece mahkemelerince hareketsiz kalınan bir dönem olmadığı gibi

yargılamada özensizlik gösterildiği de tespit edilmemiştir.

72. Başvurucunun üzerine atılı suçlar nedeniyle 5271 sayılı

Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluk

süresi yedi yıldır. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması, soruşturma/kovuşturma

sürecinin zor ve karmaşık olması, soruşturma/kovuşturmanın yürütülmesinde bir

özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında yaklaşık 4 yıl 10 ay 7 günlük tutukluluk süresinin

makul olduğu sonucuna varılmıştır.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Yurt ATAYÜN Vekili : Av. Serap BEDİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/34216, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/34216
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Atilla Taş Başvurusu (B. No: 2016/30220)
  • Baymina Enerji A.ş. Başvurusu (B. No: 2016/13456)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Karar Leyla Sezen Başvurusu (B. No: 2016/15197)
  • Hüseyin Ünal ve Mehmet Ünal Başvurusu (B. No: 2016/14222)
  • İbrahim Özden Kaboğlu Başvurusu (B. No: 2015/18503)
  • Erol Kesgin Başvurusu (B. No: 2015/11192)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.