İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2014/12390 Tarih:

Z.a. Başvurusu (B. No: 2014/12390)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Z.A. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/12390)

Karar Tarihi: 20/4/2017

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, şirketin münfesih olduğunun tespiti için açılan

davada, usul ve kanuna aykırı karar verilmesi; esaslı iddiaların kararda

tartışılmaması ve yargılamanın uzun sürmesi nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. İstanbul Büyük Çamlıca Mahallesinde tapuda kain,

üzerinde birinci sınıf tarihi eser niteliği taşıyan köşk ve müştemilatının

bulunduğu taşınmaz, başvurucunun mülkiyetinde iken başvurucunun ortağı olduğu

B.Ç. Turistik Tesis ve Yatırım İşl. San. ve Tic. A.Ş.

ile C. İnşaat Taahhüt İthalat ve İhracat Ltd. Şti. arasında yapılan 24/4/1988

tarihli sözleşme ileanılan taşınmaz üzerinde 5

yıldızlı turistik otel yapımı için anlaşılmıştır.

9. İnşaat sözleşmesine taraf şirketlerin hissedarları olan başvurucu

ve A.C. isimli şahıs 17/10/1988 tarihindeÇ.T.

Yatırımları Sanayi Tic. A.Ş.'yi kurmuşlar, başvurucu

taşınmazın tapusunu % 49 hisseye karşılık şirkete devretmiştir.

10.C. şirketler grubunun sahibi olduğu bankaya Tasarruf Mevduatı

Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulması üzerine %51'lik hisse TMSF

tarafından 27/3/2006 tarihinde M.K. isimli şahsa

satılmıştır.

11. Başvurucu, Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde 7/2/2007 tarihinde açtığı davada; inşaat sözleşmesinin

tarafı olarak kendisi ile A.C. isimli şahısla birlikte kurdukları Ç.T. Yatırımları

Sanayi Tic. A.Ş.'nin amacının söz konusu inşaatı

tamamlamak olduğunu, bu nedenle taşınmazını aynî sermaye olarak ortaya

koyduğunu, daha sonra C. Şirketler grubunun hisselerine TMSF tarafından el

konulduğunu, davalı şirketin bu şekilde kötü yönetildiğini, şirkete ait

taşınmaz teminat gösterilerek bankalardan krediler çekildiğini, şirket

yönetimini elinde bulunduran kişilere çıkar sağlandığını, şirketin bu tarihe

kadar amacını gerçekleştiremediği gibi hiçbir faydalı faaliyetinin de

bulunmadığını, şirketin amacını gerçekleştirme imkânının da kalmadığını

belirterek davalı şirketin feshine ve şirkete kayyım atanmasına karar

verilmesini talep etmiştir.

12. Başvurucu 8/9/2009 tarihinde

Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davada da; davalı şirketin

sermayesinin artırılmasına karar verilmesine rağmen TMSF'den

hisse satın alan diğer ortak M.K. tarafından taahhüt edilen sermaye payının

ödenmediğini belirterek şirketin münfesih hâle geldiğinin tespitini talep etmiştir.

13. Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2009/414 sayılı

dosyası hukuki ve fiili irtibat nedeniyle Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.2007/50 sayılı dosyasında birleştirilmiştir.

14. Yargılama sırasında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun

(HSYK) kararı ile Beyoğlu adliyesinin kapatılması üzerine dosya İstanbul 49.

Asliye Ticaret Mahkemesine devredilmiştir.

15. Mahkemenin 4/6/2012 tarihli kararında asıl dava açısından

şirketin kötü yönetildiği, haksız çıkar sağlandığı, yeterli kâr elde edilemediği,

yönetimin başarısız olduğu gibi olguların, anonim şirketlerin feshini

gerektirmediği, bu hususların gerçekleşmesi hâlinde konunun, genel kurulda

tartışılması, yöneticilerin ibra edilmemesi, değiştirilmesi, sorumlular

hakkında dava açılması gibi yolların denenmesi gerektiği, bu açıdan sayılan olgularınfesih nedeni olarak kabul edilmeyeceği, şirketin

ana sözleşmesinde amacının yurt içinde ve dışında turizm endüstrisine ilişkin

her türlü turistik otel, motel, kamp yeri, konaklama tesisleri, ikamet,

seyahat, spor, plaj, eğlence, yiyecek, içecek ve benzeri tesisler inşa etmek ve

10/2/1992 tarihinde tescil edilen tadil tasarısındaki diğer işler olduğunun belirtildiği,sermaye olarak

konulan taşınmazda otel inşaatı yapılmasıhususunun

davacı şirketin münhasır amacı olmadığı, otel inşaatının herhangi bir sebeple

devamına imkân kalmadığı kabul edilse dahi şirket amacının gerçekleşme

ihtimalinin ortadan kalktığından söz edilemeyeceği, birleşen dava açısından,

şirket sermayesinin 1.000.000 TL'ye çıkartıldığı, artırılan sermaye karşılığı

çıkartılan tüm pay bedellerinin ödendiğinin anlaşıldığı, davalı şirketin öz

varlığının tükenmediği belirtilerek asıl ve birleşen davaların reddine karar

verilmiştir.

16. Başvurucunun temyizi üzerine karar Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin

11/4/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

17. Onama kararı 19/6/2014 tarihinde

başvurucuya tebliğ edilmiş, 17/7/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunulmuştur.

18. Bu arada HSYK'nın 26/8/2014 tarihli kararı ile İstanbul 49. Asliye Ticaret

Mahkemesinin faaliyeti durdurulmuş ve dosya İstanbul 2. Asliye Ticaret

Mahkemesine devredilmiştir.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 20/4/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

20. Başvurucu, kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli tutulması

talebinde bulunmuştur. Başvuruya konu olayın niteliğinin başvurucunun itibarını

zedeleyebileceği dikkate alınarak gizlilik talebinin kabulüne karar vermek

gerekir.

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

21. Başvurucu, mahkeme kararının gerekçesinin dosyada ileri

sürülen deliller ve maddi olguları açıklamadığını, çelişkili olduğunu

belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil

yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte yandan Anayasa'nın 36.

maddesine "adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da dâhil

olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir.

23. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır.

24. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde

yargılanmalarını sağlamayı ve denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme

sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip

incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına

verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de

gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

25. Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine

sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değilseler de (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56) davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu

gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

26. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut

bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması,

başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde

davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile

yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve

diğerleri, § 35).

27. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

28. Öte yandan temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin

kararını uygun bulması hâlinde bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da bir

atıfla kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz

merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini,

derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu

göstermesidir (Yasemin Ekşi, §

57).

29. Somut olayda taraflarca dosyaya sunulan ve toplanan deliller

değerlendirilmek suretiyle davanın sonucuna etki edebilecek tüm iddia ve

savunmaların gerekçeli kararda tartışılarak asıl ve birleşen davaların reddine

karar verildiği, Yargıtay tarafından da mahkemenin gerekçesine atıfta

bulunularak hükmün onandığı anlaşılmıştır. Bu açıdan gerekçeli karar hakkına

yönelik bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yargılamanın Sonucunun Adil Olmadığına

İlişkin İddia

31. Başvurucu, Kanun'da şirket

ortaklarının haklı nedenlerle şirketin feshini talep hakkının bulunduğunun

belirtildiğini, dosyada şirketin feshedilmesi gerektiği yönünde üç bilirkişi

raporu olduğu hâlde aksi yönde verilen tek rapora itibar edildiğini, delillerin

gereği gibi değerlendirilmediğini, bu açıdan mahkemenin takdir yetkisini

kullanırken hukuka ve hakkaniyete aykırı hareket ettiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

açık bir keyfîlik içermesi ve bu durumun

kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş

olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular açıkça keyfîlik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (Necati Gündüz, Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

33. Başvurucunun ihlal iddiaları, yukarıda belirtilen içtihat

kapsamında kanun yolu şikâyeti niteliğindedir. Somut olayda mahkeme, başvurucu

ve davalı tarafın iddia ve savunmalarını incelemiş, ilgili Kanun hükümlerini

somut olay çerçevesinde değerlendirmek (bkz. § 15) suretiyle asıl ve birleşen

davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddiaları

incelendiğinde, iddiaların özünün derece mahkemeleri tarafından hukuk

kurallarının ve delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet

olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

34. Açıklanan nedenle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.

C. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

37. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken, sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği tarih, yargılaması

devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas

alınır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

38. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§

41-45).

39. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda, Beyoğlu 2. Asliye Ticaret

Mahkemesinde 7/2/2007 tarihinde açılan ve Beyoğlu 1.

Asliye Ticaret Mahkemesinde 8/9/2009 tarihinde açılarak Beyoğlu 2. Asliye

Ticaret Mahkemesinde birleştirilen davada, dosyanın devredildiği İstanbul 49.

Asliye Ticaret Mahkemesince 4/6/2012 tarihinde asıl ve birleşen davaların

reddine karar verildiği, temyiz üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 11/4/2014

tarihli kararıyla hükmün onandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle karmaşık niteliği

bulunmayan ve başvurucunun yargılamanın uzamasında önemli bir etkisinin de tespit

edilmediği başvuru konusu davada yaklaşık7 yıl 4aylık yargılama süresinin makul

olmadığı sonucuna varmak gerekir.

40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir…”

42. Başvurucu, yeniden yargılama kararı verilmesi talebinde

bulunmuştur.

43. Somut olayda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

44. Başvurucunun, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiasıyla ilgili olarak herhangi bir tazminat talebinde bulunmadığı

anlaşıldığından, lehine manevi tazminata karar verilmesi mümkün değildir.

45. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. a) Gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması,

b) Yargılamanın sonucunun adil olmadığına

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması,

nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Talep olmadığından başvurucu lehine manevi tazminata KARAR

VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesine

(kapatılan İstanbul 49. Asliye Ticaret Mahkemesinin E.2011/161, K.2012/167

sayılı dosyası) GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/4/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Z. A.

Vekili

:

Av. Yunus BASAT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12390, 20 Nisan 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası