İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Zeynep Yeter Başvurusu (B. No: 2018/20039)

1. Başvuru, beyanı hükme esas alınan tanığın duruşmada

Başvuru No2018/20039Tarih27 Ocak 2021Okuma28 dk · 5.569 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Zeynep Yeter Başvurusu

Karar tarihi
27 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2018/20039
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.569 kelime·28 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, beyanı hükme esas alınan tanığın duruşmada

dinlenememesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının, esasa etkili iddiaların

karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, özel yetkili mahkemelerin

kaldırılmasından sonra yargılamaya kaldığı yerden devam edilmesi nedeniyle

bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, mahkûmiyet hükmünün usule

aykırı olarak düzenlenen teşhis tutanağına dayanması nedeniyle adil yargılanma

hakkı kapsamındaki diğer hakların ihlâl edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 27/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin edilen ek bilgilere

göre olaylar özetle şöyledir:

A. Uyuşmazlığın

Arka Planı

7. 18/3/2009 tarihinde Bursa'nın Kestel ilçesinde sivil

kıyafetli polis memurları hareketlerinden ve üzerindeki kıyafetlerden

şüphelendiği iki kişiyi takip etmiştir. Daha sonra şüphelendikleri kişilerin

kimliklerini alıp telefon üzerinden bunları kontrol ettikleri sırada silahlı

saldırı sonucu bir polis memuru vefat etmiştir. Saldırgan olay yerinde bulunan

diğer polisler tarafından yakalanmış, diğer kişi ise kaçmıştır. Kaçan kişinin

kontrol için verdiği kimliğin sahte olduğu ve Gül A. ismine düzenlendiği

anlaşılmıştır. Soruşturma sırasında edinilen bilgilere göre öncelikle bu

kimlikte bilgileri yer alan kişinin başvurucu yerine başka bir kişiye ait

olduğu düşünülmüştür.

8. Başka bir olayda ise 8/11/2009 tarihinde İstanbul

Avcılar'da polislerin şüphelendiği iki kişiden kimlik sorması üzerine

polislerle kişiler arasında çatışma yaşanmıştır. Yakalanan iki kişiden biri,

başvurucunun (2019 yılında boşanmış olduğu eski) eşidir ve sahte kimlikle

yakalanmıştır. Yakalanan kişilerin silahlı terör örgütü Marksist Leninist

Komünist Parti (MLKP) örgütüne mensubiyetlerinin olduğundan şüphelenilmiş ve

şüphelilerin ikamet ettiği yerde arama yapılmıştır. Kiraya veren ile yapılan

görüşme sonucunda kira kontratında kiracı olarak gözüken kişinin Dilber D.

olduğu, bu sahte kimlikte yer alan fotoğraf ile Gül A. adına düzenlenen sahte

kimlikteki fotoğrafın aynı kişiye ait olduğu değerlendirilmiştir. 16/11/2009

tarihli ekspertiz raporuna göre başvurucunun söz konusu evde parmak izleri

tespit edilmiştir. Yapılan araştırma sonucunda başvurucunun evlilik

cüzdanındaki fotoğraf ile Gül A. ve Dilber D.nin nüfus cüzdan fotokopilerinde

yer alan fotoğrafların aynı şahsa ait olduğunun anlaşılması üzerine bu sefer

başvurucu hakkında soruşturma başlatılmıştır.

9. Hakkındaki yakalama kararlarına rağmen başvurucu

26/9/2014 tarihinde tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma

kapsamında Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde devam eden yargılamada, olay

sırasında ele geçirilen dizüstü bilgisayarın yüzeyindeki parmak izinin

başvurucuya ait olduğu 29/9/2014 tarihli Otomatik Parmak ve Avuç İzi Tespit

Sistemi (APFİS) inceleme raporu ile tespit edilmiştir. Bursa'da olay yerinden

kaçan kadının başvurucu olduğu, 5/3/2015 ve 26/5/2015 tarihlerinde yapılan

duruşmalarda tanık polis memurları tarafından da belirlendiği anlaşılmaktadır.

B. Bireysel

Başvuruya Konu Olaylar

10. 6/10/2009 tarihinde İstanbul'un Eyüp ilçesinde yer

alan bir kuyumcu yağmalanmıştır. Katılanın ve gizli tanıkların ifadesine göre

soygunu gerçekleştiren beş kişi de silahlı ve maskelidir. Olay yerinden kaçan

şüphelilerden T.A. polisler tarafından kısa sürede yakalanmıştır.

11. Bu kişinin kolluktaki ifadesi müdafii eşliğinde

8/10/2009 tarihinde saat 01.30'da alınmıştır. İfadesinde T.A. olayın nasıl

gerçekleştiğini detaylı olarak anlatmıştır. Bu kapsamda başvuru konusu ile

ilgili olarak özetle yağma eyleminde bulunulacağından daha önceden haberinin

olmadığını, toplamda beş kişinin olayda yer aldığını, sadece (erkek olan) İrfan

G.yi tanıdığını, kendisinin soygun sırasında silah taşımadığını, olaydan kısa

bir süre önce silahların İrfan G. tarafından diğerlerine dağıtıldığını, daha

sonra da kar maskelerinin ve eldivenlerin verildiğini, soyguna katılan

kişilerden ikisinin kadın olduğunu ifade etmiştir. Kısa boylu olarak tarif

ettiği kadınla beraber kuyumcudaki altınları ve paraları poşete doldurduğunu,

tanımadığı erkek kişinin kuyumcuyu etkisiz hâle getirdiğini, uzun boylu olarak

tarif ettiği kadının ise İrfan G. ile beraber gözcülük yaptığını belirtmiştir.

12. T.A. fiziki özelliklerini belirttiği ve İrfan G.nin

yanında yer aldığını söylediği şahsı, kendisine gösterilen dokuz fotoğraf

arasından Gül A. sahte kimlikli nüfus cüzdanı üzerinde bulunan fotoğraftan

teşhis ettiğini de kolluktaki ifadesinde 7/10/2009 tarihinde saat 23.30'da

söylemiştir. 8/10/2009 tarihinde, Savcılık önündeki ifadesinde ve Hâkimlik

önündeki sorgusunda da daha önceki ifadelerini teyit etmiş ve bildiklerini

anlattığını söylemiştir.

13. Diğer şüphelilerle birlikte başvurucu hakkında da

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 18/12/2009 tarihinde iddianame

düzenlenmiştir. İddianamede şüphelilerin yağma suçunu MLKP terör örgütü adına

örgüte gelir sağlamak amacıyla gerçekleştirdiği değerlendirilmiş, söz konusu

eylemin devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya bozmaya yönelik olduğu

kanaatine varıldığından şüpheliler hakkında ayrıca 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 302. maddesi kapsamında da iddianame

düzenlenmiştir.

14. Görevli ve yetkili mahkeme, (kapatılan) (CMK mülga

250. madde ile yetkili) İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesidir. İlk duruşma

18/5/2010 tarihinde yapılmıştır. Olaydan hemen sonra yakalanan T.A. bu

duruşmada emniyet, Savcılık, hâkim önündeki ifadeleri ile teşhis tutanağını

teyit etmiştir. Aynı davada yargılanan diğer sanık İrfan G. de savunmasını

yapmıştır. Duruşma sonunda başvurucu hakkındaki yakalama emrinin infazının beklenmesine

karar verilmiştir.

15. Katılan, ikinci duruşmada dinlenilmiştir. Katılan,

duruşmada soygun sırasında kişilerin yüzlerinde kar maskesi olduğunu belirtmiş;

üçüncü duruşmada gizli tanıkların dinlenilmesine karar verilmiştir. Gizli

tanıklar üç kişi olup gizli tanıklardan biri, dördüncü duruşmada

dinlenilmiştir. Gizli tanık ifadesinde suça karışan kişilerden birinin İrfan G.

olduğunu, olay anında yanında bulunan diğer kişinin de kendisi gibi emniyette

tanık olarak ifade verdiğini belirtmiştir. Bir sonraki duruşma sonunda diğer

iki gizli tanığın dinlenilmesinden dosya kapsamı itibarıyla vazgeçilmiştir.

16. Tutuklu bulunan sanıkların istemi üzerine 29/5/2012

tarihli yedinci duruşmada savunma tanıkları dinlenilmiştir. Davada yargılanan

sanıklardan T.A., teşhis tutanağında kendisine gösterilen fotoğraftaki

kadınları simaen benzettiğini belirtmiş; bunu 6/12/2012 tarihli duruşmada da

ifade etmiştir.

17. Bu süreçte başvurucu ile birlikte hakkında yakalama

kararı bulunan diğer kadın sanık yakalanmıştır. Bu sanığın savunması sonrasında

göstermiş olduğu tanıklar dinlenmiştir. 5/11/2013 tarihli duruşmada, sanıkların

suçlarının sübutu hâlinde haklarında 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinin

uygulanma ihtimaline binaen 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 226. maddesi gereğince sanıklar ve müdafilerine ek savunma hakkı

verilmiştir.

18. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun'un 1. maddesi

ile 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesiyle görevlendirilen ağır ceza

mahkemelerinin kaldırılması üzerine dosya, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine

devredilmiştir. Tutuklu bulunan sanıklara esas hakkında mütalaaya karşı savunma

vermeleri için süre tanınmıştır.

19. Bu arada başvurucunun 26/9/2014 tarihinde Gebze'de

yakalanması sonrasında aynı gün Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS)

aracılığıyla duruşma açılmıştır. Başvurucu, üzerine atılı suçlamaları

reddederek susma hakkını kullanmıştır. 1/10/2014 tarihinde huzurda yapılan

duruşmada ise başvurucu savunma için süre istemiştir. Başvurucuya ve müdafiine

varsa kovuşturmanın genişletilmesi taleplerini, bulunmadığı takdirde esas

hakkında mütalaya karşı beyanlarını sunmak üzere bir sonraki celseye kadar

kesin süre verilmesine karar verilmiştir.

20. T.A., başvurucunun yakalanmasından sonra yağma

eyleminde yer alan kişilerin arasında başvurucunun ve yakalanan diğer kadının

olmadığını ifade etmiştir. Bu kapsamda T.A.nın sanıkların hazır bulunduğu

26/3/2015 tarihli duruşmadaki ifadeleri şu şekildedir:

"...ben bu işin içinde vardım ancak zorunlu olarak istemeyerek bu

işin içine sokuldum, buradaki bulunan sanıkların benim teşhis ettiğim kişilerle

hiç alakası yoktur. Bana zaten birkaç fotoğraf gösterildi bende simaen

benzediklerini söyledim. Ben kimsenin günahını almak istemiyorum. benim teşhis

ettiğim kişilerden burada kimse yok. olayda yer alan kimse yoktur, sanık ZEYNEP

GERÇEK ile ilgili bana soru bile sorulmadı, isimlerini de bilmiyorum, dedi."

21. Bu süreçte Gül A. adına düzenlenen sahte kimlikteki

fotoğrafın başvurucuya ait olduğunun anlaşılması üzerine Bursa'da meydana gelen

olay nedeniyle yapılan kovuşturma ile başvurucu hakkındaki yargılamanın

birleştirilmesi istemi İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

reddedilmiştir. Buna karşın Bursa 5. Ağır Ceza Mahkemesi 25/6/2015 tarihinde

birleştirme kararı vermiştir. Bu sebeple dosya olumsuz birleştirme

uyuşmazlığını çözmek için Yargıtaya gönderilmiştir.

22. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi ile Bursa 5. Ağır

Ceza Mahkemesi arasındaki olumsuz birleştirme uyuşmazlığının giderilmesi ve

yargı yerinin belirlenmesi istemiyle gönderilen dosya Yargıtay 5. Ceza Dairesi

tarafından incelenmiştir. 11/11/2015 tarihli karar ile her iki mahkemenin dava

dosyaları arasında sanıkları ve suçları yönünden şahsi, hukuki ve fiilî irtibat

bulunduğu belirtilerek birleştirme kararı verilmiştir.

23. Bunun üzerine birleşen dava dosyasıyla ilgili olarak

başvurucudan savunması alınmıştır. 26/4/2016 tarihli on ikinci duruşmada,

başvurucu müdafii hem Bursa'daki olay hem de kira kontratındaki tespitlere

ilişkin olarak itirazda bulunmuş; bunun yanında kuyumcu soygunundaki olayla

ilgili olay yeri inceleme görüntülerinin getirilmesini talep etmiştir.

Başvurucu müdafiinin kovuşturmanın genişletilmesine yönelik yazılı ve sözlü

olarak dosyaya yansıyan talepleri dosyadaki delil durumu, taleplerinin sonuca

etkisinin olmayacağının görülmesi hususları dikkate alınarak yerel mahkeme

tarafından reddedilmiştir.

24. 1/6/2016 tarihli duruşmada Cumhuriyet savcısı esas

hakkındaki mütalaasını sunmuştur. Başvurucunun talebi üzerine süre verilerek

duruşma ertelenmiştir. Duruşmaların daha sonra iki kez süre istenmesi nedeniyle

ertelenmesi üzerine 26/10/2016 tarihinde yapılan son duruşmada, başvurucu

müdafii talepleri ile itirazlarını yenilemiş ve müvekkilinin sadece örgüt

üyeliği suçlamasını kabul ettiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda başvurucu

müdafii; kuyumcunun başvurucuyu teşhis etmediğini, gizli tanıklık yönteminin

usule aykırı olduğunu, yakalanan T.A.nın ifadesinin işkence ile alındığını,

bunun dışında aleyhe delil bulunmadığını, bu delile de dayanılamayacağını ileri

sürmüştür. Ayrıca Mahkemedeki diğer sanıklardan hiçbirinin başvurucuyu teşhis

etmediğini, 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinin unsurlarının bulunmadığını

ifade etmiştir.

25. İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi üç sanık yanında

başvurucu hakkında da Anayasa'yı ihlal ve yağma suçları kapsamında mahkûmiyet

kararı vermiştir. Ayrıca başvurucunun aldatıcı kabiliyeti olan kimlik

kullanması nedeniyle hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan da mahkûmiyet

hükmü verilmiştir. Gerekçede şu tespitlerde bulunulmuştur:

i. Kimliği tespit edilemeyen bir erkek şahısla birlikte

başvurucunun da aralarında bulunduğu toplam beş kişi olay tarihi olan 6/10/2009

tarihinde saat 10.45 sıralarında İstanbul Eyüp Akşemsettin Mahallesi Cengiz

Topel Caddesi üzerinde bulunan kuyumcuya eldiven ve kar maskeleri takılı olduğu

hâlde gelmiş; T.A. dışındaki kişilerde silah olduğu, başvurucunun dışarıda

gözcü olarak kaldığı kabul edilmiştir.

ii. MLKP terör örgütü soruşturmasına yönelik İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin 9/9/2009 günlü dinleme kararı kapsamında dinlenen sanık

İrfan G.nin görüşmelerinde "Cengiz Topel'de yapacağız"

şeklindeki konuşmaları ile olaydan sonra "zayiat var mı?"

şeklinde mesaj alması dikkate alınmıştır. Bu şekilde yağmanın; maskeli,

eldivenli, biri otomatik olmak üzere silahlı birden fazla kişilerce işlenmesi

ve yakalanan sanık T.A.nın MLKP terör örgütü adına pankart asmaktan kaydının

bulunması hususları da gözönüne alınarak suçun örgüt kapsamında ve örgüte gelir

temin etmek için işlendiği kabul edilmiştir.

iii. Güvenlik kuvvetlerinin yakalanan sanık T.A.ya MLKP

örgütünün fotoğraf arşivinden yaptırdığı teşhisler sonucu olay sonrası kaçan

sanıklardan birinin Gül A. sahte kimliği üzerinden teşhis edilen başvurucu

olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca sanıklardan T.A.nın kovuşturmanın ilerleyen

safhalarında diğer sanıkları cezai sorumluluktan kurtarmaya yönelik değişen

ifadelerine inandırıcı bulunmadığı için itibar edilmediği, soruşturma

aşamasındaki ilk ifadelerine ve teşhislerine itibar edildiği yer almaktadır.

iv. Sanıkların MLKP'nin faaliyetleri çerçevesinde

iddianamelere konu eylemlerden önce ve sonra da bazı etkinlik ve eylemlere

katıldığı belirtilmiştir. Dosyada incelenip tartışılan delillere göre

kuyumcunun silahla yağmalanmasının da MLKP örgütünün faaliyeti kapsamında işlendiğinde

bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu kapsamda yağma için seçilen yer, suç konusunun

önemi ve değeri, beş failden dördünün silahlı hatta bunlardan birinin vahim

nitelikte silahlı oluşu, gündüz vakti yağmalamanın yapılış şekli, çevre işyeri

sahiplerinde, müşteri ve vatandaşlarda yarattığı korku gözönüne alındığında

vahim nitelikteki bu nitelikli yağma eyleminin amaç suç olan Anayasa'yı ihlal

suçunun ögelerini oluşturmaktadır. Bu durum nedeniyle silahlı suç örgütü

üyeliği suçundan ayrıca cezalandırma cihetine gidilmediği, buna karşın 5237

sayılı Kanun'un 309. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki düzenlemeden dolayı

yağma suçundan da başvurucunun ayrıca cezalandırılması gerektiği ifade

edilmiştir.

26. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunu

esastan reddetmiştir. Resmî belgede sahtecilik suçu yönünden oybirliğiyle kesin

olarak, diğer suçlar yönünden ise oyçokluğuyla temyiz yolu açık olmak üzere

istinaf başvurusu reddedilmiştir. Karşıoy kullanan üye hâkim gerekçesinde;

emniyette yaptırılan fotoğraf teşhisi dışında bir delilin bulunmadığını,

yargılama sırasında T.A.nın yağma eyleminde başvurucunun ve diğer kadının yer

almadığını ifade ettiğini, fotoğraf teşhisi sırasında 1.75 - 1.78 civarında,

uzun boylu olarak tarif ettiği başvurucunun gerçek boyunun 1.58 olduğunu, bu

durumda başvurucunun yağma ve Anayasa'yı ihlal suçları yerine terör örgütü

üyeliğinden mahkûm edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

27. Yargıtay 16. Ceza Dairesi 13/2/2018 tarihinde

oybirliğiyle hükmün onanmasına karar vermiştir. Kararda; tanık beyanlarına,

teşhis tutanaklarına, ekspertiz raporlarına ve tüm dosya kapsamına göre yerel

mahkemenin kabulü, uygulaması ve gerekçesi yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki

bozma düşüncelerine iştirak edilmediği de belirtmiştir.

28. Başvurucu vekili, nihai kararın 26/6/2018 tarihinde

tebliğ edildiğini belirterek 27/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Mevzuat

29. 2/6/2007 tarihli ve 5681 sayılı Polis Vazife ve

Salâhiyet Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la değişik 4/7/1934

tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun ek 6. maddesinin

ilgili fıkraları şöyledir:

"...Polis,

olaydaki failin, gözaltına alınan şüpheli ile aynı kişi olup olmadığının

belirlenmesi bakımından zorunlu olması halinde, Cumhuriyet savcısının

talimatıyla teşhis yaptırabilir.

Tanıklıktan çekinebilecek olanlar,

teşhiste bulunmaya zorlanamaz.

İşleme başlanmadan önce, teşhiste

bulunacak kişinin faili tarif eden beyanları tutanağa bağlanır.

Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin

birden fazla ve aynı cinsten olması, aralarında yaş, boy, ağırlık, giyinme gibi

görünüşe ilişkin hususlarda benzerlik bulunması gerekir. Teşhis için gerekli

olması halinde, şüphelinin görünüşü ile ilgili gerekli değişiklikler

yapılabilir. Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin her birinde, teşhis

sırasında bir numara bulundurulur.

Teşhiste bulunan kişi ile teşhis

işlemine tâbi tutulan kişilerin birbirini görmemesi gerekir.

Teşhis işlemi en az iki kez tekrarlanır

ve teşhiste bulunması istenen kişiye, şüphelinin teşhis edilecek kişiler

arasında yer almıyor olabileceği hatırlatılır.

Teşhis işlemine tâbi tutulan kişilerin,

bu işlem sırasında birlikte fotoğrafları çekilerek veya görüntüleri kayda

alınarak, soruşturma dosyasına konur.

Şüphelinin fotoğrafı üzerinden de teşhis

yaptırılabilir. Ancak tek bir fotoğraf veya aynı kişinin farklı fotoğrafları

üzerinden teşhis yaptırılamaz. Değişik kişilerin fotoğraflarının aynı büyüklük

ve özellikte olmaları gerekir.

Teşhis işlemi tutanağa bağlanır.

..."

30. 5271 sayılı Kanun'un 148. maddesi şöyledir:

"(1)

Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici

nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya

tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler

yapılamaz.

(2) Kanuna aykırı bir yarar vaat

edilemez.

(3) Yasak usullerle elde edilen

ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça

alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından

doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.

(5) Şüphelinin aynı olayla ilgili

olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktığında, bu işlem ancak

Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir."

31. 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesi şöyledir:

"(1) Sanığın sorguya

çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır. (Ek cümleler:

25/5/2005 - 5353/29 md.) Ancak, sanığın tebligata rağmen mazeretsiz olarak

gelmemesi sebebiyle sorgusunun yapılamamış olması, delillerin ortaya

konulmasına engel olmaz. Ortaya konulan deliller, sonradan gelen sanığa

bildirilir.

(2) Ortaya konulması istenilen bir

delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:

a) Delil, kanuna aykırı olarak elde

edilmişse.

b) Delil ile ispat edilmek istenilen

olayın karara etkisi yoksa.

c) İstem, sadece davayı uzatmak

maksadıyla yapılmışsa.

(3) Cumhuriyet savcısı ile sanık veya

müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesinden veya başka herhangi

bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.

(4) (Mülga: 25/5/2005 - 5353/29 md.)"

32. 5271 sayılı Kanun'un 213. maddesi şöyledir:

"(1) Aralarında çelişki bulunması

halinde; sanığın, hâkim veya mahkeme huzurunda yaptığı açıklamalar ile

Cumhuriyet savcısı tarafından alınan veya müdafiinin hazır bulunduğu kolluk

ifadesine ilişkin tutanaklar duruşmada okunabilir."

33. 5271 sayılı Kanun'un 215. maddesi şöyledir:

"(1) Suç ortağının, tanığın veya

bilirkişinin dinlenmesinden ve herhangi bir belgenin okunmasından sonra bunlara

karşı bir diyecekleri olup olmadığı katılana veya vekiline, Cumhuriyet

savcısına, sanığa ve müdafiine sorulur."

34. 5271 sayılı Kanun'un 230. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Mahkûmiyet

hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:

a) İddia ve savunmada ileri sürülen

görüşler.

b) Delillerin tartışılması ve

değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu

kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen

delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.

c) Ulaşılan kanaat, sanığın suç

oluşturduğu sabit görülen fiili ve bunun nitelendirilmesi; bu hususta ileri

sürülen istemleri de dikkate alarak, Türk Ceza Kanununun 61 ve 62 nci

maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre cezanın belirlenmesi; yine aynı

Kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın

yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbirinin belirlenmesi.

d) Cezanın ertelenmesine, hapis

cezasının adlî para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek

güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin istemlerin kabul

veya reddine ait dayanaklar."

35. 5271 sayılı Kanun'un 34. maddesi şöyledir:

"(1) Hâkim ve mahkemelerin her

türlü kararı, karşı oy dahil, gerekçeli olarak yazılır. Gerekçenin yazımında

230 uncu madde göz önünde bulundurulur. Kararların örneklerinde karşı oylar da

gösterilir.

(2) Kararlarda, başvurulabilecek kanun

yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir."

36. 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi şöyledir:

"(1)

Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni

ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu

düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet

hapis cezası ile cezalandırılırlar.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında başka

suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere göre

cezaya hükmolunur.

(3) Bu maddede tanımlanan suçların

işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine

hükmolunur."

B. Yargısal

İçtihat

37. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 23/11/2018 tarihli ve

E.2017/968, K.2018/4552 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

" [...]Doktrin ve yerleşik yargısal içtihatları (Yargıtay 9.

Ceza Dairesinin 01.05.1995 tarih 348-3184 sayılı kararı) göre silahlı terör

örgütü üyeliği suçları temadi eden suçlardan olup suç tarihi temadinin

kesildiği yani failin yakalandığı tarihtir. Silahlı terör örgütleri ve üyeleri

için amaç suç olan ve 765 sayılı TCK’nın 125. ve 146., 5237 sayılı TCK’nın ise

302. ve 309. maddelerinde düzenlenen, ülkeyi bölmek veya yönetim şeklini

değiştirmek suçları yönünden suç tarihi, amacı gerçekleştirmeye elverişli son

eylem tarihidir[...]"

38. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25/2/2010 tarihli ve

E.2009/5271, K.2010/2433 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık

Nurettin. K.ın üyesi olduğu silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda

24.04.1995 tarihinde İstanbul Bayrampaşa Kartaltepe mahallesinde silahlı yağma,

sanıklar Nurettin K. ve Cemal S.'nın ise 24.05.1995 tarihinde İstanbul

Sefaköy'de bir araca monte ettikleri bombanın patlatılması sonucu biri ağır üç

kişinin yaralanması şeklindeki vahim olaylara katıldıklarının iddia ve kabul

edilmiş olması karşısında, eylemlerine uyan ve suç tarihinde yürürlükte olan

765 sayılı TCK'nın 146/1. maddesi uyarınca cezalandırılmaları gerektiği

gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şeklide hüküm kurulması,

39. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 3/1/2011 tarihli ve

E.2010/8311, K.2011/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"[...]

Sanık M. K.ın örgütün faaliyeti çerçevesinde

gerçekleştirdiği kabul edilen ve dosya kapsamı ile de sübut bulan "kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma" ve "yağma" suçlarının niteliği

itibariyle eylemlerinin bir bütün halinde suç tarihinde yürürlükte bulunan 765

sayılı TCK'nın 125. maddesinde tanımlanan Devletin birliğini ve ülke

bütünlüğünü bozma suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve

tayini gerektiği gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı

maddelerle uygulama yapılması, Kanuna aykırı olup[...]"

40. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 21/6/2012 tarihli ve

E.2011/5647, K.2012/7947 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"PKK terör örgütü adına istenen

parayı vermemesi üzerine ödeme yapmaya zorlamak amacıyla ve örgüt sorumlusunun

talimatı doğrultusunda mağdur Halit A.ın evine cebir ve tehdit oluşturacak

biçimde molotof kokteyli atarak paranın tahsilini sağlayan sanık Mustafa B.in

yağma suçunu oluşturan bu eyleminin amaç suçu işlemeye elverişli ve vahim

nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, suç tarihinde yürürlükte olan 765

sayılı TCK’nın 125, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın

302/1, 174/1, 149/1-a-c-f-g maddelerinde düzenlenen suçları oluşturacağı[...]"

41. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin

23/1/2019 tarihli ve E.2018/1998, K.2019/53 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ayrıntıları Yargıtay 16. Ceza

Dairesinin 14.07.2017 gün ve 2017/1443-4758 sayılı kararında ve yerleşik

Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere, Anayasal düzeni ortadan kaldırmayı

amaçladığı çeşitli eylemleriyle belirlenmiş bulunan kimi suç örgütlerinin

amaçları doğrultusunda işlediği cebir ve şiddet içeren çeşitli eylemlerin bu

suçu (Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs) oluşturacağını kabul

edilmektedir. Örneğin failin mensubu bulunduğu silahlı örgütün, Türkiye

Cumhuriyeti Devleti Anayasasını zorla değiştirip yerine başka bir ilkeye dayalı

bir sistem getirmek şeklindeki amacına yönelik olarak gerçekleştirdiği silahlı

saldırı, güvenlik güçleriyle çatışmaya girilmesi, yağma, kişinin kaçırılıp

sorgulanması, araç yakma ve öldürmeye teşebbüs vb. eylemler TCK'nin 309.

maddedeki suçu oluşturmaya yeterli ve elverişli olduğu kabul

edilmektedir."

42. Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin

21/6/2017 tarihli ve E.2017/807, K.2017/628 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"TCK'nın 302. maddesinin

gerekçesinde, suçun yalnızca ‘cebri’ fiillerle işlenebileceği belirtilmiş ve

dolayısıyla suçun niteliği gereğince cebri fiiller dışındaki hareketlerin

elverişli sayılamayacağı ifade edilmiştir. Şu halde 302. maddedeki suç, korunan

değerlere yönelik olarak tehdit veya şiddet içeren baskı, korkutma, yıldırma,

sindirme gibi yöntem ve eylemlerle işlenebilir. Yine madde gerekçesinde,

eylemin maddede korunan değerlere yönelik neticeleri gerçekleştirmeye

‘elverişli’ bulunması gerektiği vurgulanmış, yerleşik Yargıtay kararlarında da

suçun oluşabilmesi için fiilin amaca elverişli olması şartı süregelen

uygulamalarda aranmıştır. Yargıtay, maddede gösterilen tehlikeyi oluşturmaya

yönelik eylemde, sonuca uygun ve elverişli araçları aramakta ve bunu suçun

işlendiği yer, zaman ve neticeleri ile birlikte değerlendirmektedir.

Bu kapsamda; ülke bütünlüğünü bölmeyi

amaçlayan örgütün, amacı doğrultusunda kolluk görevlilerine veya sivil halka

saldırı, terör ortamı yaratmak için kamu veya özel kişilere ait araç, bina ve

benzeri yerlerin yakılması, silahlı taciz, yaralama, öldürme, yağma, örgüte

gelir temini maksadıyla kişilerin alıkonulması, hürriyetten yoksun bırakma,

güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girilmesi, köy basılması, silahla ve

roketle saldırıda bulunulması, öldürme eylemi için eleman temin edip eyleme

katılmalarının sağlanması ve benzeri eylemler Devletin ülkesine, egemenliğine

ve birliğine yönelik önemli nitelikte eylemler olarak kabul edilmektedir.

Silahlı örgüte üye olmak suçu ise,

nitelikleri belirtilen örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan

hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Böylece bir örgüte katılmakla

kişi örgüt üyeliğini kabul etmiş sayılmaktadır. Bu itibarla TCK'nın 314/2.

maddesinde yazılı örgüt üyeliği suçunun oluşması için, bu maddenin 1.

fıkrasında yazılı suçları işlemek için oluşturulan silahlı bir örgütün

bulunması veya böyle bir örgütün yöneticilerinin herhangi bir duraksamaya yer

vermeyecek şekilde durumlarının hukuken belirgin olması gerekir. Örgüte

katılanların, örgütün gayesini bilerek ve benimseyerek bu örgüte girmiş

olmaları ve yapıya dahil olma kastıyla ilişki içerisine girmeleri gerekir.

Örgüt üyeliği suçunun oluşumunda temel ölçüt, kişinin rızasıyla örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olmasıdır (organik bağ kriteri). Ayrıca sanığın

eylemlerin süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluğu kriteri ile eylemin niteliği

kriteri (karineden yola çıkan kriter) örgüt üyeliği suçunun maddi unsuru

bakımından organik bağ kriterine ilave istisnai ölçütlerdir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay

değerlendirildiğinde;

Dosya içeriğinden, 2014 yılı içerisinde

PKK terör örgütünün dağ kadrosuna katılan ve "X1" kod adını kullanan

sanığın, 24/10/2016 tarihinde kendiliğinden karakola gelerek teslim olduğu ve

gerek çok sayıda örgüt mensubunun kimliği, gerekse örgüte ait silah, patlayıcı

madde ve yaşam malzemelerinin bulunduğu yerler hakkında ayrıntılı bilgiler

verdiği, sanığın verdiği bilgiler doğrultusunda terör örgütüne ait bir çok barınak

bulunarak buralardaki silah ve diğer malzemelerin ele geçirildiği, yine teşhis

ettiği kişiler hakkında terör örgütü üyeliği suçundan soruşturma başlatıldığı,

aşamalardaki savunmalarında halka veya güvenlik kuvvetlerine yönelik silahlı

saldırı gibi herhangi bir eyleme katılmadığını söyleyen sanığın bu beyanının

aksini gösteren herhangi bir delilin dosyada bulunmadığı, sanığın beyan ve yer

göstermeleri üzerine sığınak ve mağaralarda depolanmış olarak ele geçirilen

silah ve patlayıcı maddelerin muhafaza ve bulunuş şekilleri itibariyle TCK'nın

302. maddesinde düzenlenen suçun oluşması için gerekli vehamet unsurunu ihtiva

ettiğinden söz edilemeyeceği, zira anılan maddedeki suçun oluşumu için kanun

maddesinde ve yerleşik yargısal uygulamalarda belirtildiği üzere yukarıda

açıklanan tarzda bir eylemde bulunulması veya bu eylemlere teşebbüs edilmesi

gerektiği;

Bu durumda; Mahkemece, sanığın terör

örgütü içerisinde bulunduğu süre içerisinde herhangi bir eyleme katılıp

katılmadığı hususunun etraflıca araştırılması ve katıldığı herhangi bir eylem

bulunduğunun anlaşılması halinde, bu eylemin niteliği yukarıda açıklanan

hususlar çerçevesinde tartışılarak hakkında TCK'nın 302. maddesinin tatbik

edilip edilmeyeceğinin değerlendirilmesi, herhangi bir eyleme iştirak ettiğinin

belirlenememesi halinde ise, sanığın eyleminin terör örgütü üyeliği niteliğinde

bulunduğu gözetilerek hakkında TCK'nın 314/2 ve 221/4. maddelerine göre

uygulama yapılması gerektiği halde, bu hususlarda herhangi bir açıklama

yapılmaksızın ve yalnızca sanığın yer göstermesi üzerine ele geçen silah ve

patlayıcı malzemelerin nitelik ve miktarı itibariyle vehamet arz ettiği

şeklindeki soyut ve yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması,[...]"

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

43. Mahkemenin 27/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tanık

Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

44. Başvurucu; yerel mahkemenin T.A. hakkında teşhis ve

yüzleştirme işlemi yapmak dışında herhangi bir işlem yapmadığını, karara esas

olan deliller arasında yer alan gizli tanıkların kendisi ve müdafiinin olduğu

celsede dinlenmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan tanık

sorgulama hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

46. Anayasa Mahkemesi birçok kararında tanık

kavramını özerk olarak yorumlamış ve tanığın sanığa isnat edilen fiil hakkında

bilgi veren herhangi bir kişi olabileceğini ifade etmiştir. Bu bağlamda suçun

iştirak edeni, olayın mağduru, şikâyetçi (müşteki) devletin görevlendirdiği

gizli/gizli olmayan soruşturmacı da tanık olabilir (Selçuk Demir, B. No:

2014/9783, 22/1/2015, § 35).

47. Anayasa Mahkemesi yine benzer iddiaların ileri

sürüldüğü başvurulara ilişkin birçok kararında tanık dinletme ve sorgulama

hakkıyla ilgili ilkeleri belirlemiştir.

48. Sanığın hakkında gerçekleştirilen ceza yargılaması

sürecinde tanıklara soru yöneltebilmesi, onlarla yüzleşebilmesi ve tanıkların

beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın

yapılabilmesi bakımından gereklidir. Ancak başvurucunun tanıklara soru

sorabilmesi, onlarla yüzleşebilmeleri mutlak bir hak değildir. Makul

gerekçelerle getirilen kısıtlamalar, kimi zaman başvurucunun iddia tanıklarına

soru sorabilme ve onlarla yüzleşme imkânını da ortadan kaldırabilmektedir.

Diğer yandan bir mahkûmiyet -sadece veya belirleyici ölçüde- sanığın soruşturma

veya yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Anayasa'nın 36.

maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (Atila Oğuz

Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; AZ.M., B. No: 2013/560,

16/4/2015, §§ 46-67; Levent Yanlık, B. No: 2013/1189, 18/11/2015, §§

67-77; İsmet Özkorul, B. No: 2013/7582, 11/12/2014, §§ 44, 45). Bu

bakımdan adli makamlar, beyanı hükme dayanak yapılacak tanıkların duruşmada

hazır edilmesi için makul bir çaba sergileme yükümlülüğü altındadır.

49. Somut olayda yargılama devam ederken başvurucu

hakkında yakalama kararı çıkarılmış, olaydan yaklaşık beş yıl sonra başvurucu

yakalanabilmiş ve daha sonra tutuklanmıştır. Aynı dava dosyasında yer alan

diğer sanıkların bu süre zarfında müdafileri eşliğinde savunmaları alınmış,

katılan ve ilgili tanıklar dinlenilmiş, deliller toplanmıştır.

50. Başvurucunun duruşma sırasında dinlenmediğinden

şikayetçi olduğu gizli tanıkların soruşturma evresinde başvurucu ile ilgili

herhangi bir eşkâl tarifinde bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda da

mahkemece dinlenen gizli tanık dışında, diğer gizli tanıkların dosya kapsamı

dikkate alınarak dinlenilmesinden vazgeçilmesine ilişkin karar verilmiştir (bkz.

§ 15). Dolayısıyla mahkûmiyetin yüzleşilmeyen gizli tanıkların ifadelerine

dayanmadığı anlaşıldığından bu durumun yargılamanın bütünü itibarı ile adil

olmadığını ortaya koyan temel bir unsur olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle tanık sorgulama hakkına

yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Gerekçeli

Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

52. Başvurucu; maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına

yönelik taleplerin gerekçesiz olarak reddedildiğini, lehe tanık anlatımlarının

değerlendirilmediğini belirtmiştir. Ayrıca savunma sırasında ileri sürülen

çelişkilere ve hukuka aykırılıklara gerekçede yer verilmediğini, mahkûmiyet

hükmünün gerekçesiz olduğunu, istinaf mahkemesinin de ileri sürülen talepler

yönünden herhangi bir değerlendirme yapmadığını, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

53. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında

yer alan gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

54. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar

hakkından açıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine

"adil yargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,

Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan

adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar hakkının da

dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin birçok kararında vurgulanmıştır.

Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının

gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının kabul edilmesi gerekir (Abdullah

Topçu, B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).

55. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” denilerek

mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa’nın

bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).

56. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun

yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca

ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya atıfla kararına yansıtması

kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

57. Somut olayda, yapılan açık yargılama sonunda

tarafların davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının

tartışılarak verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

görülmektedir. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararlarda değerlendirme

konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu, özellikte temyiz aşamasında

hükmün onanması kapsamında kullanılan gerekçeler de dikkate alındığında

gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

anlaşılmaktadır (bkz. §§ 25-27).

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da,

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. Bağımsız ve

Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

59. Başvurucu, 5271 sayılı Kanun'un mülga 250. maddesi

ile görevli mahkemelerin kapatılması sonrasında yargılamaya kaldığı yerden devam

edildiğini, kamuoyuna yansıyan davalarda ise yeniden yargılama yapıldığını,

özel yetkili mahkemelerde yargılanan kişiler hakkında 6526 sayılı Kanun'da

yapılan değişiklerin yeni olay olarak değerlendirildiğini, bu nedenle

ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Ayrımcılık yasağına ilişkin iddialar bağımsız ve tarafsız mahkemede

yargılanma hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

61. Somut olayda yargılama sürerken 6526 sayılı Kanun'un

1. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un mülga 250. maddesi ile yetkili İstanbul 9.

Ağır Ceza Mahkemesi kapatılarak dava dosyası İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine

devredilmiştir.

62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda karmaşık veya zorlama şikâyetler,

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki şikâyetler, başvurucunun ihlal iddialarını

temellendiremediği şikayetler ile temel haklara yönelik bir ihlalin olmadığı

açık olan şikayetler açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Cemal Günsel

[GK], B. No: 2016/12900, 21/1/2021, § 21).

63. Anayasa Mahkemesi ancak temellendirilebilmiş bir

bireysel başvuruyu inceler. Başvurucuların şikâyetlerini hem maddi hem hukuki

olarak temellendirme zorunluluğu bulunmaktadır. Maddi dayanaklar yönünden

başvurucuların yükümlülüğü şikâyetlerine konu temel olay ve olguları açıklamak

ve bunlara ilişkin delilleri Mahkemeye sunmak, hukuki dayanak yönünden

yükümlülüğü ise bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklerden hangisinin

hangi nedenle ihlal edildiğini özü itibarıyla açıklamaktır (Sabah Yıldızı

Radyo ve Televizyon Yayın İletişim Reklam Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi,

[GK], B. No: 2014/12727, 25/5/2017, § 19).

64. Nitekim 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2)

numaralı fıkrasına ilave olarak Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 59. maddesinde

de başvurucuların yükümlülükleri kapsamında şikâyetin maddi ve hukuki temellerine

başvuru formu ve eklerinde yer verilmesi gerektiği açıkça belirtilmiş, böylece

başvuru koşullarının öngörülebilirliği kuvvetlendirilmiştir (Cemal Günsel,

§ 23).

65. Bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi kamu

gücü eylem ve işlemleri ile mahkeme kararlarının Anayasa'ya uygunluğunun ve

müdahale gerekçelerinin denetimini kendiliğinden yapmaz. Anayasa

Mahkemesinin başvurucunun yerine geçerek ihlal iddialarını gerekçelendirme,

olay ve olguları ortaya koyma ve delil toplama görev ve yükümlülüğü

bulunmamaktadır. Söz konusu yükümlülükler başvurucuya aittir (Cemal Günsel,

§ 25).

66. Başvurucuların anılan yükümlülüklere uymamaları

halinde şikâyetlerini temellendiremedikleri için başvuruları açıkça dayanaktan

yoksun bulunabilir. Anayasa Mahkemesi temellendirmeye ilişkin incelemesini her

başvurunun somut koşullarında yapar. Kuşkusuz bu yükümlülüklere ellerinde

olmayan nedenlerle uymamalarının ikna edici gerekçelerini Mahkemeye sunmaları

ya da Mahkemenin bu durumu işin niteliğinden anlaması hali müstesnadır (Cemal

Günsel, § 26).

67. Somut olayda başvurucu, ihlal iddialarını

temellendirmemiş; anılan mahkemelerin hangi somut özelliğinin adil yargılanma

hakkını ya da ayrımcılık yasağını ihlal ettiği konusunda bir açıklamada

bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların

ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddialarını

temellendiremediği sonucuna ulaşılmıştır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Diğer İhlal

İddiaları

1. Başvurucunun

İddiaları

69. Başvurucu; yerel mahkemenin hukuka aykırı delillere

göre hüküm kurduğunu, fotoğraf teşhisinin mevzuata uygun olarak yapılmadığını,

teşhisten önce kişiden olay anlatımı ve tip tarifi alınmadığını belirtmiştir.

Bu kapsamda T.A.ya fotoğraf gösterildiğini ve beyanının alındığını, mahkemede

yüz yüzeyken yapılan canlı teşhise itibar edilmediğini, usulen hatalı olan

teşhis işleminin kesin delil olarak kabul edildiğini, davaya dâhil olduğu

aşamanın mütalaa aşaması olması nedeniyle daha önce dinlenen tanıkların dinlenmesi

gibi işlemler de dâhil olmak üzere hiçbir delil tartışması yapılmadığını,

davanın bir an önce bitirilmesi için baskı yapıldığını, kovuşturmanın

genişletilmesi yönündeki taleplerin gerekçesiz olarak reddedildiğini, ağır bir

cezayla özgürlüğünden yoksun bırakıldığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

70. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile

uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

71. Başvurucunun diğer ihlal iddialarının özünün maddi

olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle

başvurucunun iddiaları bir bütün olarak adil yargılanma hakkı kapsamında,

yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı şikâyeti çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

72. Somut olayda teşhis işlemi yapan ve diğer

şüphelilerin yanında başvurucu hakkında da kollukta ifade vererek itirafta

bulunan T.A.ya aşamalarda müdafii eşlik etmiştir. Bunun yanında soruşturma

sırasında teşhis işlemi yapan şüphelinin Savcılık adesinde ve Hâkimlik

sorgularında da beyanlarını yine müdafii eşliğinde teyit ettiği görülmüştür.

Bunun yanında başvurucunun yakalanmasından sonra kovuşturma evresinde ilgili

sanığın değişen ifadelerine neden itibar edilmediği gerekçede açıklanmıştır. Bu

kapsamdaki gerekçenin de istinaf mahkemesi tarafından oyçokluğuyla, Yargıtay

tarafından oybirliğiyle hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir. Diğer taraftan

Mahkeme tarafından 26/4/2016 tarihli celsede başvurucu tarafından ileri sürülen

talepler yönünden dosyadaki delil durumu, taleplerin sonuca etkisinin

olmayacağının görülmesi hususları gözönüne alınarak reddedilmiştir. Dolayısıyla

ortaya konulan diğer deliller ve ilgili yargısal içtihat (bkz. §§ 37-42)

kapsamında başvurucu hakkında Anayasa'yı ihlal ve yağma suçlarından mahkûmiyet

kararı verilmiştir.

73. Sonuç olarak başvurucunun bu başlık altındaki

iddialarının ilk derece mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve

yorumlanmasında isabet olmadığına, esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu görülmektedir. Yapılan yargılamada derece mahkemelerinin ve

Yargıtayın kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan

herhangi bir durum da tespit edilmemiştir.

74. Başvurucu tarafından ileri sürülen diğer ihlal

iddialarının yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu sonucuna varıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 27/1/2021tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Hikmet Murat AKKAYA Başvurucu : Zeynep YETER Vekili : Av. Gülhan KAYA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2018/20039, 27 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Uyuşmazlığın
  10. B. Bireysel
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Mevzuat
  14. B. Yargısal
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Tanık
  18. B. Gerekçeli
  19. C. Bağımsız ve
  20. D. Diğer İhlal
  21. A. 1. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  22. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2018/20039
Tarih
27 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Yaşar Koşar Başvurusu (B. No: 2018/14189)
  • Remziye Turmuş Başvurusu (B. No: 2018/12143)
  • İrfan Gerçek Başvurusu (B. No: 2018/21744)
  • Kemal Uçar Başvurusu (B. No: 2018/18733)
  • Tochukwu Gamaliah Ogu Başvurusu (B. No: 2018/6183)
  • Yılmaz Ekinci Başvurusu (B. No: 2018/16428)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.