İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1963/298 K.1963/283

Karar tarihi:29/11/1963

Esas1963/298Karar1963/283Tarih29 Kasım 1963Okuma20 dk · 3.977 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Kasım 1963
Esas No
1963/298
Karar No
1963/283
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.977 kelime·20 dk okuma·19 bölüm

Karar tarihi:29/11/1963

Resmi Gazete tarih/sayı:24.3.1964/11664

İtirazda bulunan : Suruç Asliye Ceza Mahkemesi.

İtirazın konusu : Kaçakçılığın Men ve Takibine dair 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı kanunla değişik 53 üncü maddesi ile 58 inci maddesinin 2 nci ve 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunun 2 nci maddesi ile eklenen ek l inci maddenin birinci ve ek 2 nci maddenin II sayılı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.

OLAY

:

9 sayılı Tebliğ gereğince hayvanlarının miktarındaki değişikliği süresi içinde yetkili mercie bildirmeyen sanığın, 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin II sayılı fıkrası gereğince cezalandırılması isteği ile kamu dâvası açılmıştır.

Suruç Asliye Ceza Mahkemesince :

1- 1918 sayılı Kanunun değişik 53 üncü maddesinde gösterilen hallerdeki tutuklama zorunluğunun Anayasa'nın 30 uncu maddesinin sözüne ve özüne;

2- Aynı Kanunun değişik 58 inci maddesinin 2 nci fıkrasındaki (Mahkemece bu kanuna göre hükmedilecek cezalar tecil edilemez) hükmünün ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibini koyan Anayasa'nın 33 üncü maddesinin 5 inci fıkrasına;

3- A : 1918 sayılı Kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek l inci maddenin birinci fıkrası ile Bakanlar Kuruluna lüzum görülen yerlerde emniyet bölgesi kurma yetkisi tanınmasının, ek 2.nci maddesinin II sayılı fıkrasiyla da cezası belirtilen suçun unsurlarım belli etmek yetkisinin yürütme organına bırakılmış olmasının ve idare makamlarınca çıkarılan kararname ve tebliğlerle cezası belirtilen suçun unsurlarının hiç bir sınırlamağa bağlı tutulmadan istenildiği şekilde düzenlenmekte bulunmasının yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde olduğunu gösteren Anayasa'nın 5 inci ve suçun kanunda yazılı olması prensibini koyan 33 üncü maddesine;

B

Bir kanunun yürürlükten kaldırılması ancak bir kanunla mümkün olup ek maddelerin yürürlükten kaldırılabilmesi hakkında idare makamlarına yetki veren bir kanun hükmü de bulunmadığı halde, uygulamada Bakanlar Kurulunun kararını geri alması ile emniyet bölgesi ve beyan zorunluğu ortadan kalkmakta ve böylece ek maddelerin kendiliğinden hükümsüz kalmasının kanunun kararname ile yürürlükten kaldırılması sonucunu doğurması bakımından yine Anayasa'nın 5 inci maddesine;

C

Ek l inci ve 2 nci maddelerin tanıdığı yetkiye dayanan yürütme organının,

dilediği yerlerde emniyet bölgeleri kurması, bu yerlerde dilediği malları

beyana bağlı tutması ve bunlardaki değişiklikleri belli edilecek süre içinde

bildirme zorunluğunu koyabilmesi ve bu zorunlukların ceza tehdidi altında

olması, vatandaşın beyana bağlı tutulan mallar üzerindeki mülkiyet hakkını

ister istemez kayıtlamakta ve üstelik bu kayıtlamalar iki Bakanlığın ortak bir

bildirisi ile yapılabilmekte ve istenildiği zaman daha da daraltılabilmekte

olup, uygulamalarda vatandaş beyannameli mallarındaki değişiklikleri 24 saat

içinde ilgili makama bildirmek zorunda bırakılmakta, uzaklık ve zorlayıcı

sebeplerle bu sürenin uzatılacağı da düzenlenmemiş bulunmakta olduğundan

beyanname verilen makama uzak yerde oturan ve çoğu okuma yazma bilmeyen

vatandaşların bu durumda uğrayacakları maddî ve manevî kayıplar karsısında; bu

sınırlamalarda kamu yararı da bulunmadığından bu hükümlerin mülkiyet hakkının

ancak kamu yararına sınırlanabileceğini gösteren Anayasa'nın 36 ncı maddesinin

ikinci fıkrasına;

Aykırı olduğu kanısı ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasına ve dâvanın görülmesinin geri bırakılmasına ve bu kararla ilgili kâğıtların mahkememize gönderilmesine 30/7/1963 gününde karar verilmiştir.

İNCELEME

12/8/1963 gününde mahkememize gelen karar ve ekleri kâğıtların Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca yapılan ilk incelemesinde : Dosyada eksiklik bulunmadığı ve başvurmanın; Anayasa'nın 151 inci ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 gün ve 44 sayılı Kanunun 27 nci maddesine uygun olduğu anlaşılmakla esasın incelenmesine 20/9/1963 gününde karar verilerek düzenlenen rapor, iptali istenen kanun maddeleri ve gerekçeleri, mahkeme kararı ve ekleri, Anayasa'nın ilgili maddeleri ve Anayasa Komisyonu raporunun ilgili bölümleri ile Meclis Görüşme Tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtiraz konusu 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değiştirilen 53 üncü maddesi ile 58 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, bu Kanuna 6829 sayılı kanunun 2 nci maddesi ile eklenen ek l inci maddenin birinci fıkrası ve ek 2 nci maddenin

II sayılı fıkrası şöyledir

Madde 53- Maznuna isnat olunan kaçakçılık suçunun asgari haddi 6 ay veya daha yukarı hürriyeti bağlayıcı bir ceza ile muhakemesi ve maznun, hüviyetini ispat edememiş veya kaçak eşya ile yakalanmış veyahut kaçakçılıktan mükerrir vaziyetine gelmiş ise, tahkikat ve muhakemesi mevkufen icra olunur.

Türkiye'de muayyen ikametgâhı bulunmayanlar mahkûm oldukları hürriyeti başlayıcı cezayı çekmiş olsalar dahi hükmedilen para cezasının tamamım ödemedikçe veya para cezasına mukabil usulü dairesinde, teminat göstermedikçe para cezasının miktarına göre tahvil olunacak hapis cezası müddetince tahliye edilemezler.

Madde 58- Bu kanun hükümlerine muhalefet edenler hakkında yapılacak tahkikat ve takibat, 3005 sayılı Kanunun birinci maddesinin (a) bendindeki mahal ve aynı kanunun 4 üncü maddesinde yazılı zaman kayıtlarına bakılmaksızın mezkûr kanun hükümlerine tevfikan icra olunur.

Mahkemece bu Kanuna göre hükmedilecek cezalar tecil edilemez.

Ek Madde l- Kaçakçılığın men ve takibi için lüzum görülen yerlerde İcra Vekilleri Heyeti Kararı ile emniyet bölgeleri ihdas olunur.

Ek. Madde 2-

II-

Emniyet bölgelerinde istihsal, imal veya sair suretlerle tedarik edilmiş olan yahut gerekli müsaade verilmiş bulunan mallar elden çıkarılmış olsa dahi bunların istihlâk, istimal ve satış gibi suretlerle sarf mahallerini talepte bildirilecek müddet içerisinde izah ve isbat edemiyenler (6) aydan (3) seneye kadar hapis ve kaçağa sarfedilmiş sayılan şeylerin rayiç değeri miktarınca, değerin tesbiti mümkün olmayan hallerde (500) liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası ile cezalandırılırlar.

Gerekçe :

Esasa girilmeden önce itirazın, 53 üncü maddenin tümünü kapsayıp kapsamadığı görüşülmüş ve itirazın 53 üncü maddenin tümünü kapsamayıp birinci fıkrasına ilişkin olduğu itirazın gerekçesinden anlaşılmış ve mahkemenin de yalnız bu fıkrayı uygulama durumunda bulunmuş olmasına göre, incelemenin sözü geçen fıkraya hasrı oybirliği ile kararlaştırılmıştır.

Ek

maddelerin belirli fıkralarına ilişkin itirazlar daha önce başka bir işte

incelenerek reddedilmiş olduğundan tekrar görüşülüp bir karara varılması

gerekip gerekmiyeceği üzerinde durulmuş ve bir konudaki istemin daha önce

reddine karar verilmiş olması, aynı konuda diğer bir işin esasının yeniden

incelenmesine engel olamıyacağından itiraz edilen ek birinci maddenin birinci

fıkrasının tekrar görüşülerek bir karara varılması gerektiğine Üyelerden Şeref

Hocaoğlu ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleri ile ve ek 2 nci maddenin IV sayılı

fıkrasından sonra gelen (Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak Dahiliye

ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek

tebliğlere riayet etmiyenlerin...) cezasını belirten hükmün de itiraz konusu

dışında olduğu cihetle incelenmesine yer olmadığına Üyelerden İsmail Hakkı

Ülkmen ve İhsan Keçecioğlu'nun muhalefetleri ile ve oyçokluğu ile karar

verildikten sonra bu esas çevresinde yapılan incelemede:

1- 1918 sayılı kanunun 6829 sayılı kanunla değişik 53 üncü maddesinin birinci fıkrası hükmü, mahkememizin 27/10/1963 gün ve 1963/ 293-282 sayılı kararı ile itiraz gününden sonra iptal edilmiş olduğundan aynı fıkraya ilişkin bulunan itiraz hakkında karar verilmesine yer görülmemiştir.

2-

1918 sayılı kanunun 6829 sayılı kanunla değişik 58 inci maddesinin ikinci

fıkrasındaki mahkemelerce bu kanuna göre verilecek cezalar tecil edilemez.

Hükmünün Anayasa'nın 33 üncü maddesinde yer alan (Ceza sorumluluğu şahsidir.)

kuralına aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Bu madde gerekçesinde açıklandığı

üzere ceza sorununun şahsiliği prensibinin kavramı, kişinin ancak kendi fiil ve

ihmalinden sorumlu tutulabileceğidir. Bu da kişinin başkalarının fiilinden

dolayı cezalandırılmasına kalkışılmasını önlemeyi sağlar. Ceza nazariyatında

cezanın şahsileştirilmesine hizmet ettiği kabul edilen ve ceza kanununda yer

alan tecil müessesesinin Anayasa'daki ceza sorumluluğunun şahsiliği kuralı ile

ilgisi yoktur ve bunlar ayrı niteliktedir. Anayasa'da tecil müessesesine yer

verilmediğine göre bu yönden de Anayasa'ya bir aykırılık söz konusu olamaz.

3-

İtiraz konusu 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek l inci maddenin

birinci fıkrası ile ek 2 nci maddenin II sayılı fıkrasındaki hükümlere

dayanılarak çıkarılan 9/2/1963 günlü ve 11330 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

18/12/1962 günlü ve 6/1208 sayılı Bakanlar Kurulu kararının 2 nci maddesi ile

Suriye, Irak, İran sınır çizgilerinden içeri doğru 5 kilometrelik bir sürekli

emniyet bölgesi ile 5 kilometrelik ikinci bir geçici tedbir bölgesi kurulmuş ve

bu maddenin; (B) fıkrası ile de; bu bölgeye girmesi izne bağlı hayvan ve

maddelerin neler olduğu gösterilmiş ve maddenin (C) fıkrası ile de; (B)

fıkrasında gösterilen hayvan ve maddelerin bakım ve ticaretleri ile uğraşan

gerçek ve tüzel kişilerin, bildiri ile belli edilecek süre içerisinde tasarruf,

nezaret ve muhafazaları altında bulunan bu hayvan ve maddelerin cins ve

miktarını tebliğde belirtilen makamlara yazılı olarak bildirmeleri zorunluğu

konmuştur. Bu karara uyularak içişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca

ortaklaşa hazırlanıp 22/2/1963 günlü ve 11341 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan

9 sayılı tebliğin 3 üncü maddesi ile; bu beyanın mahallin en büyük mülkiye

âmirine beyanname verilmek suretiyle yerine getirileceği ve 4 üncü maddesi ile

de hayvanların miktarlarındaki doğumla olacak değişikliklerin en çok 5 gün ve

ölüm, hırsızlık ve satış gibi olaylar yüzünden meydana gelecek değişikliklerin

de 24 saat içerisinde, beyannamenin verildiği mülkiye amirliğine yazılı olarak

bildirileceği esası konmuştur.

Mahkemeye açılan davanın konusu bu tebliğde belirtilen süre içerisinde hayvanların miktarlarındaki değişikliğin bildirilmemiş olmasıdır. Bu sebeple sözü edilen Bakanlar Kurulu kararı ile 9 sayılı tebliğin diğer hükümlerinin burada açıklanmasına lüzum görülmemiştir.

334 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'sının 5 inci maddesinde (Yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.) 33 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, (Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.

Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.) 36 ncı maddesinin de birinci ve ikinci fıkralarında (Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar ancak kamu yararı amacı ile, kanunla sınırlanabilir) denmektedir.

İtiraz, Anayasa'nın, metinleri yukarıya çıkarılan, hükümlerine dayanmaktadır. Bu sebeple itiraza konu olan kanun hükümlerinin, Anayasa'nın koyduğu bu kurallarla çatışmakta olup olmadığının, diğer bir deyimle olayda yasama yetkisinin yürütme organına devri ve suçta kanunilik prensibinin bozulması ve mülkiyet hakkının kamu yararı dışında sınırlandırılmış olup olmadığının çözümlenmesi gerekir:

a) Kanun koyucu kaçakçılığın men ve takibi için lüzum görülen yerlerde emniyet bölgeleri kurmak ve bu bölgelerde belli edeceği malların kontrolünü sağlamak amacı ile beyana bağlı tutmakla yürütme organını görevlendirmiş ve yürütme organının bu konuda aldığı kararlara aykırı hareketi de suç saymış ve cezasını belirtmiştir.

Yasama

organı kanun yaparken bütün ihtimalleri gözönünde bulundurarak ayrıntılara

ilişkin hükümleri de belli etmek yetkisine sahip olmakla birlikte zamanın

gereklerine göre sık sık değişik tedbirler alınmasına veya alınan tedbirlerin

kaldırılmasına ve yerine göre tekrar konmasına lüzum görülen hallerde; yasama

organının yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek

zamanında tedbirler almasının güçlüğü karşısında esaslı hükümleri belli

ettikten sonra ihtisas ve idare tekniği ile ilgili olan konuların düzenlenmesi

için yürütme organını görevlendirmesinin yasama yetkisinin yürütme organına

bırakıldığı anlamına gelmiyeceği, ek l inci maddenin birinci fıkrası ile ek 2

nci maddesinin l sayılı fıkrasının Anayasa'ya aykırılığı iddiası üzerine

Mahkememizce verilen 10/12/1962 günlü ve 1962/198-111 sayılı kararda

gerekçeleriyle açıklanmış ve ortada bu görüşü değiştirecek bir durum da

bulunmamıştır.

İtiraz konusu hükümlerle de; kanun koyucu kaçaklığın men ve takibi için lüzum görülen yerlerde emniyet bölgeleri kurulmasını ve kaçakçılığı önlemek amacı ile bu bölgelerde bir kısım malların kontrole bağlı tutulması esaslarını kabul etmiş, ancak, bu bölgelerin yer ve sınırlarının ve kontrole bağlanacak malların cins ve nevilerinin belirtilmesi, zamanın gereklerine ve teknik ölçülere göre olacağından bu konuların yasama organınca düzenlenmesindeki sakıncaları gözönünde tutarak bunların sağlanması için gereken hükümlerin konmasını yürütme organına bırakmış ve yasama yetkisini böylece kullanmayı uygun bulmuştur.

Yürütme organı, kanun koyucunun belirttiği bu esas ve amaca uygun olarak görevini yerine getirmek zorundadır. Kanunun emrine dayanarak yürütme organının bu konuda objektif kararlar alabileceğini kabul etmek idare hukuku esaslarına da uygun düşer. Kaldı ki idarenin bütün eylem ve işlemleri yargı mercilerinin denetimi altında olduğundan bu işlemleri yaparken kanunun gözettiği sınır ve maksat dışına çıkılmasının önlenmesi de mümkündür. Bu bakımlardan yasama yetkisinin yürütme organına devredildiği yolundaki itiraz yerinde görülmemiştir.

b)

İtiraz konusu ek 2 nci maddenin II sayılı fıkrasında suçun ve cezasının ne

olduğu gösterilmiştir. Buna göre; emniyet bölgelerinde üretimle yapılmış veya

başka yollarla edinilmiş olan, yahut gerekli izin verilmiş bulunan mallar,

elden çıkarılmış olsada bunların tüketimi, kullanma ve satış gibi suretlerle

sarf yerlerini talepte bildirilecek süre içinde ispat edemeyenlere maddede

belirtilen ceza verilecektir. Bu maddenin kişilere uygulanabilmesi için;

emniyet bölgesinin ve bu bölgede beyana bağlı mallarla beyan şartlarının idare

makamlarınca daha önce alınacak kararlarla belli edilmesi ve kararların kişilere

duyurulması gerekecektir. Bu durumda idarenin gelişi güzel suç unsurlarım

belirttiği ve suçun kararname ile yaratıldığı gibi bir görüşe varmak doğru

olamaz. Burada suç kanunla belirtilmiş ve temel hakların kayıtlandırılması da

kanuna dayanmakta bulunmuştur. İdarenin alacağı karar da kanunun emrine uygun

olacaktır. Bir an için idarenin kanunun emri dışına çıkmış olabileceği

düşünülse bile bunun Anayasa ile ilgisi yoktur. Çünkü bu takdirde kararın

kanuna aykırılığı söz konusu olur ki bu da yargı mercilerinin denetimi

altındadır. Kararlar ve tebliğler Resmî Gazete ile yayımlanmakta ve ayrıca

mahallerinde "ilân edilmekte olduğuna göre, kişi kanunla yükletilen

zorunluğun ne olduğunu, uyulmadığı takdirde ne ceza verileceğini önceden

bilmekte ve böylece de kişi güvenliği sağlanmış bulunmaktadır. Bu sebeplerle

sözü edilen hükmün suçda kanunilik prensibini bozduğu itirazı yersiz

görülmüştür.

Üyelerden bir kısmı bu fıkra hükmünce; mallar elden çıkarılmış olsa dahi bunların tüketim, kullanma ve satış gibi yollarla sarf yerlerinin talepte bildirilecek süre içerisinde ispat edemiyenlerin ceza görecekleri ve malların kaçağa sarf edilmiş sayılacağı kabul edilmekte olmasına göre sanığın ispatla yükümlü tutulduğu, halbuki ceza dâvalarında ispat yükümünün sanığa düşmiyeceği, bu hükmün aleyhinde deliller bulunmadıkça kimsenin sorumlu tutulamıyacağı prensibine uymadığı ve dolayısiyle de savunma hakkını zedeleyici nitelikte bulunduğu ve böylece Anayasa'ya aykırı olduğundan iptali gerektiği görüşünde bulunmuşlarsa da:

Kontrola bağlı malların ne olduğunu, nereye gittiğini ellerinde bulunduranların bilmesi gerektiğinden bunların ispatla yükümlü tutulmalarında hukuk esaslarına aykırı ve bu konuda bütün meşru yollardan yararlanarak savunma hakkının kullanılmasını engelleyici bir durum bulunmadığından çoğunluk bu görüşe katılmamıştır,

c) Mahkeme itirazında Bakanlar Kurulunun kararını geri alması ile ek maddelerin hükümsüz kalmakta olduğunu ve böylece kanunun kararname ile yürürlükten kaldırılması gibi bir sonuç doğmakta bulunduğunu ve bunun da Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırı düştüğünü ileri sürmüştür.

Bakanlar Kurulunun kararını geri alması ile kanunun yürürlükten kalktığını iddia etmenin hukuki bir dayanağı bulunmamaktadır. Uygulamanın bu yolda olması kanunun emredici hükmü gereğidir. Bu bakımdan Anayasa'ya aykırılık söz konusu olamaz,

d) itiraz sebeplerinden birisi de emniyet bölgelerinde vatandaşlara yükletilen zorunlukların ister istemez mülkiyet hakkını sınırlaması, bu sınırlamada kamu yararı bulunmaması ve bunun da Anayasa'nın 36 ncı maddesinin 2 nci fıkrasına aykırı olmasıdır.

Yurdun ekonomik yapısı üzerinde önemli derecede zararlı etkileri olduğundan şüphe edilmiyecek olan kaçakçılık suçlarının önlenmesi için alınacak kanuni tedbirlerle mülkiyet hakkının sınırlanmasında kamu yararı olduğu açıktır ve bu yöne ilişen itirazda yerinde değildir.

Sonuç :

1. 1918 sayılı kanunun 6829 sayılı kanunla değişik 53 üncü maddesinin birinci fıkrası 27/11/1963 günlü ve 1963/293-282 sayılı kararla ve itiraz gününden sonra iptal edilmiş olduğundan aynı fıkraya ilişkin bulunan itiraz hakkında bir karar verilmesine yer olmadığına oybirliği ile;

2. Aynı kanunun yine 6829 sayılı kanunla değişik 58 inci maddesinin ikinci fıkrasının tecil müessesesinin Anayasa'da yer almamış ve tecil işleminin Anayasa'nın 33 üncü maddesinde yer alan ceza sorumluluğunun şahsiliği kuralı ile bir ilgisi bulunmamış olması bakımından Anayasa'ya aykırı olmadığına ve buna ilişkin itirazın reddine oybirliği ile;

3. 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek birinci maddenin birinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve buna ilişkin itirazın reddine üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen'in muhalefeti ile ve oy çokluğu ile;

4. 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin II sayılı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu fıkraya ilişkin itirazın reddine üyelerden İsmail Hakkı Ülkmen, İbrahim Senil, Abdurrahman Şeref Hocaoğlu ve Hakkı Ketenoğlu'nun muhalefetleri ile ve oyçokluğu ile;

29/11/1963 gününde karar verildi.

Başkan

Sünuhi Arsan

Üye

Osman Yeten

Üye

İ. Hakkı Ülkmen

Üye

Lütfi Akadlı

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

İbrahim Senil

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Ahmet Akar

MUHALEFET

ŞERHİ

l- Dâva hayvanlarının miktarındaki değişikliği, süresi içinde yetkili mercie bildirmeyen sanığın 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin II sayılı bendi gereğince cezalandırılması isteğiyle açılmıştır.

Sözü

geçen bent hükmünün sânığa uygulanabilmesi için bildirilmesi gereken hususun

neden ibaret olduğunun, süresinin ve hangi mercie bildirilmesi gerekeceğinin

tâyini icap eder. Bu bilgiler ise ancak ek 2 nci maddenin IV sayılı bendinden

sonra gelen ve yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak ibaresiyle

başlayan fıkra gereğince İçişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca müştereken

yayınlanan 9 sayılı tebliğde mevcuttur, yani Bakanlar Kurulunun 18/12/1962

tarihli ve 6/1208 sayılı kararı ile ihdas olunan emniyet bölgeleri içinde oturan

kişilerin hangi madde ve eşyaları ve bunların miktarından sonradan vukua

gelecek değişiklikleri ne kadar süre içinde; hangi mercilere bildirecekleri

içişleri, Gümrük ve Tekel Bakanlıklarınca yayınlanan 9 sayılı tebliğ ile

belirtilmiştir. Şu suretle bu Tebliğ ek 2 nci maddenin II sayılı bendi hükmünü

tamamlamaktadır ve uygulamada o bent ile birlikte nazara alınması

gerekmektedir.

Mahkeme, bakmakta olduğu dâvada sanığın suçluluğuna veya beraetine hükmedebilmek için iki Bakanlığın müştereken yayınladıkları 9 sayılı tebliğle konulan mecburiyetleri nazarı itibara almak zorunda olduğundan dâva ek 2 nci maddenin

II sayılı bendine göre açılmış olsa bile IV sayılı bendi takip eden (yukarıki

fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak) ibaresiyle başlayan hükmü de dâvada uygulayacaktır.

Bu sebeple sözü geçen hükmü itiraz konusu dışında bırakan çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.

2- 1918 sayılı kanuna eklenen ek l inci madde ile yürütme organına, takip edilecek siyasetin hudut ve şümulü belli edilmeden lüzum görülen yerlerde emniyet bölgeleri ihdas etmek yetkisinin verilmesi, yasama yetkisinin devri mahiyetinde bulunduğundan bu ek maddenin birinci cümlesi, yasama yetkisinin devrini yasaklayan Anayasa'nın 5 inci maddesine aykırıdır.

Yine aynı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin II sayılı bendi ve bunu tamamlayan aynı maddenin IV sayılı bendinden sonra gelen fıkranın İçişleri ve Gümrük ve Tekel Bakanlıklarına yetki veren hükmü yürütme organına kararname ve hattâ genel tebliğler ile suç ihdası yetkisi verdiğinden suçların kanuniliği ilkesine koyan Anayasa'nın 33 üncü maddesine aykırıdır.

Bu görüşlerimin dayandığı gerekçelerle 24/1/1963 tarihli Resmî Gazete ile yayınlanan Mahkememizin 10/12/1962 tarihli ve esas 1962/198, karar 1962/111 sayılı kararına yazdığım muhalefet şerhinde belirtilmiştir.

Bu sebeple çoğunluk kararının sonuç kısmında özetlenen 3 ve 4 sayılı kısımlarına muhalifim.

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Ekrem Tüzemen

MUHALEFET

ŞERHİ

1918 sayılı kanunun itiraz konusu olan ek ikinci maddesinin II işaretli fıkrasında, metinde bahsedilen malların sarf mahallerini talepte bildirilecek müddet içerisinde izah ve ispat edemiyenlerin cezalandırılacakları yazılıdır.

Anayasa'nın

33 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereğince, kimse, kendisini veya kanunun

gösterdiği yakınlarını suçlandırma sonucunu doğuracak beyanda bulunmağa veya bu

yolda delil göstermeğe zorlanamaz. Anayasa koyucusu bu yasaklama ile bir

kimsenin, suçlu olduğunu ortaya koymağa mecbur tutulmasını önlemek ve böylece

kişiyi, itham makamlarının tehdidi ve baskısı altında bulunmak tehlikesinden

korumak istemiştir. Bu hüküm, Ceza Usulü Hukukunun ilkelerinden ve fert

hürriyetinin teminatından olan masumluk karinesi ile itham sisteminin Anayasa'da

teyididir. Anayasa'nın koyduğu bu yasaklama kişi lehine bir hak tesis

etmektedir. Bu hak temel haklardandır. Ve bunun, diğer temel haklarda olduğu

gibi bazı sebeplerle kanun koyucu tarafından sınırlanabilmesi Anayasa'da ön

görülmemiştir. Gerçi Anayasa'nın 11 inci maddesine göre temel hak ve

hürriyetler Anayasa'nın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir;

ancak aynı maddenin ikinci fıkrasında yazılı sebepler ve benzerleri ile de olsa

kanun bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.

İtiraz

konusu olan ek 2 nci maddenin II işaretli fıkrası gereğince, bu fıkrada yazılı

malların sarf mahallerini izah ve ispata kişilerin davet edilmeleri ve bunu

yapmayanların ceza tehdidi altında bulundurulmaları Anayasa'nın yukarıda

belirtilen 33 üncü maddesi hükmüne aykırıdır. Zira bu kişiler, bu konuda bir

suç işlemişlerse bunu beyan etmekle veya aleyhlerine delil göstermekle

kendilerini suçlandırma sonucunun doğmuş olacağı ve ilgili kişilerin bunu

yapmağa kanunun, itiraz konusu olan hükmüne dayanılarak yetkili makamlarca

zorlanmış olacakları meydandadır. Öte yandan kişilerin bu yolda bir beyanda

bulunmağa veya delil vermeğe zorlanmalarını haklı gösterecek bir Anayasa sözü

bulunmadığı gibi Anayasa'nın ruhundan da bu zorlamayı tecviz eden bir mâna

çıkarılamaz. Kaldıki itiraz konusu olan kanun hükmü, Anayasa'nın 33 üncü

maddesinde kişiye tanınan temel hakkı sınırlamamakta bilâkis, bunu topyekûn

kaldırmakta ve böylece hakkın özüne dokunmaktadır. Bu hükmün kanuna konulmasını

gerektiren sebepler ne olursa olsun, bu zorlamanın Anayasa'ya aykırı

sayılmasını haklı gösteremez. Bu itibarla söz konusu kanun hükmü Anayasa'nın 11

inci maddesine de aykırıdır.

1918 sayılı kanunun itiraz konusu olan fıkrası Anayasa'ya bu sebeplerle aykırı olduğundan iptali gerektiği kanisiyle çoğunluğun bu fıkraya ilişkin kararına muhalifiz.

Üye

İsmail Hakkı Ülkmen

MUHALEFET

ŞERHİ

Olay : 9 sayılı Tebliğe aykırı olarak beyannamede gösterilen hayvanların miktarlarındaki değişikliği süresinde merciine bildirmemekten ibarettir.

Mahkemece, bu tebliğin dayandığı kanun hükmünün de Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülmüş olmasına göre : 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek 2 nci maddenin IV sayılı fıkrasını takip eden (Yukarıdaki fıkraların tatbiki ile alâkalı olarak Dahiliye ve Gümrük ve İnhisarlar Vekâletlerince müştereken neşir ve ilân edilecek tebliğlere riayet etmiyenlerin cezasını gösteren) fıkranın da birlikte inceleme konusu yapılarak bir karara bağlanması gerekeceği görüşündeyim.

Üye

İbrahim Senil

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

MUHALEFET

ŞERHİ

Ek madde 2- Emniyet bölgelerinde istihsal, imal veya sair suretlerle tedarik edilmiş olan, yahut gerekli müsaade verilmiş bulunan mallar elden çıkarılmış olsa dahi bunların istihlâk, istimal ve satış gibi suretlerle sarf mahallerini talepte bildirilecek müddet içerisinde izah ve ispat edemiyenler 6 aydan 3 seneye kadar hapis, kaçağa sarfedilmiş sayılan şeylerin rayiç değeri miktarınca ağır para cezası ile cezalandırılır.

Bu madde aşağıdaki mükellefiyetleri ihdas ediyor.

I -

İstihsal, İmal veya tedarik edilmiş olan veyahut gerekli müsaade verilmiş bulunan malları elden çıkaranlar bunların sarf yerlerini gösteren sübut vesikalarını temin etmeli ve sağlamalıdır.

II -

Talep vukuunda tâyin olunan süre içinde ispat edememek kaçağa sarfedilmiş sayılma ve tecziye için kâfi görülmüştür.

Bu esaslar Anayasa'nın 33 üncü maddesinde yer alan ceza sorumluluğunun şahsiliği esaslarına aykırıdır.

Çünkü

yasak bölgede çalışan çifçi aileler, aile birliği halinde istihsal ve istihlâk

yaparlar. Birlikte çalışıldığı gibi birlikte yenilip içilir. Ticari ve sınai

faaliyet ise âçli ve kanuni ortaklıklar şeklinde de olabilir. Ürün veya mamul

ile hayvan mevcuduna ilişkin beyannameleri vermiş olan şahsın haberi olmadan

yabancılar tarafından çalınma aile efradı tarafından gizlice satılma ve her ne

şekilde olursa olsun zayi edilme ihtimalleri kuvvetle mevcutur. Bunların ispatı

ise çok zaman imkânsızdır. Buna rağmen aile reisi ve beyanname mumzisi verilen

müddet içinde ispat edemezse bulunmayan malları kaçağa sarfetmiş sayılacaktır.

Halbuki kendisinin belki o güne kadar fiilden ve fiilîn işleniş tarzından ve

hatta eksilmenin neden ileri geldiğinden dahi haber yoktur. Fakat isbat

edememekle suçluluğu kabul olunacak ve masum olduğu kadar zararlı olan aile

reisi ve beyanname mumzisi ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibine rağmen 6

aydan 3 seneye kadar cezalandırılacaktır.

33 üncü maddenin Anayasa Komisyonu gerekçesinde (İnsanları başkalarının fiilinden dolayı cezalandırmaya cüret edebilen totaliter rejimlerin insanlığa getirdiği acı tecrübelerden sonradır ki bir kimsenin yalnız kendi fiil veya ihmalinden sorumlu olabileceği esasının Anayasalarda yer alması lüzumu bilhassa hissedilmektedir. Esasen bu kaidenin Anayasa'ya konulması sayesinde basın dâvalarında yazı ve karikatürün müelliflerinden başka gazete sahip ve yazı işleri müdürlerinin rastgele cezalandırılmasını derpiş eden kanun hükümleri bertaraf edilmiş olacaktır) ibaresi yazılı ve prensip bu misallerle belirtilmiştir.

Evlâdın israfı, damat veya hizmetkârın mala tecavüzleri veya muhtelif şahısların değişik sebeplerle malları elden çıkarmaları ve akla gelebilen sair olaylar yüzünden husule gelen eksilmeler, hiçbir şeyden haberi olmayan beyanname sahibinin, sadece bunları ispat imkânından yoksun bulunması sebebiyle malların bu şahıs tarafından kaçağa sarfedildiğini kabul esasını benimseyen madde ceza hukukuna da aykırıdır. Çünkü Ceza Hukuku esaslarına göre sorumluluk için kaçağa sarfedildiğinin davacı mevkiini alan iddia makamınca ispatı lâzım ve şarttır.

Ceza Usulü Hukukunun bu değişmez prensibi dolaysiyledir ki masumiyet ve suçsuzluğun ispatı külfeti sanığa tahmil edilemez. İspat daima iddiaya, müdafaa da sanığa ve mütteheme düşer. Bu kaide Anayasa'da yer almasa dahi ceza Hukukunun Anayasal kurallarındandır.

Bendin; ispat imkânsızlığında mal sahibinin malı kaçağa sarfettiğini kabule müntehi olan kaidesi ise kanuni delil vasfında ve iddia makamını ispat külfetinden koruyucu bir kaidedir.

Yukarıda belirtildiği gibi malın çalındığını, davar sürüsünden bir kısmını kurt sürüsünün götürdüğünü, israf ve gizli satışları ve diğer yollarla aile efradının, çırak veya ortağın malını eksiltmiş olduğunu İspat edemiyen beyanname mumzisinin bu bent hükmü ile suçluluğunun ve kaçakçılığının kabulü, başkasının fiilînden ceza görmeyi intaç edebilecek ve böylece ceza sorumluluğunun şahsiliği esası çiğnenmemiş olacaktır.

İşte bu sebeplerle ek 2 nci maddenin II numaralı bendinin Anayasa'nın 33 üncü maddesinde yazılı ceza sorumluluğunun şahsiliği prensibine ve ayrıca Ceza Hukukunun "Suçsuzluğun ispatı sanığa yükletilemez" şeklindeki esasa aykırı bulunduğundan işbu bendin iptali reyindeyim.

Üye

İhsan Keçecioğlu

MUHALEFET

ŞERHİ

Kaçakçılığın

Men ve Takibine Dair Olan 1918 sayılı kanuna 6829 sayılı kanunla eklenen ek : l

inci maddenin l inci fıkrasındaki "Kaçakçılığın Men ve Takibi için lüzum

görülen yerlerde İcra Vekilleri Heyeti kararı ile emniyet bölgeleri ihdas

olunur." hükmünün Anayasa'ya aykırı olmadığı; başka bir dâva dolayısiyle

Anayasa Mahkemesince gerilip 24/1/1963 günlü ve 11316 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanış bulunan 10/12/1962 günlü ve 1962/198-111 sayılı kararda tesbit ve

kabul edilmiş olduğundan, bir defada bu dâva sebebiyle aynı fıkra hükmünün

Anayasa karşısındaki durumunun tekrar incelenerek esas hakkında yeni bir karar

verilmesine, Anayasanın 152 nci maddesinin (Anayasa Mahkemesinin kararlarının

kesin olup Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını,

gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağını) belirten hükümleri karşısında imkân

bulunmamakta, sadece durumun açıklanarak (Yeni bir karar verilmesine yer

olmadığına) karar verilmesi gerekmektedir.

Halbuki mahkememiz bu kararı ile, meseleyi çözmüş bulunan önceki kararın mevcudiyetine rağmen, söz konusu fıkra hakkındaki dâvayı esas bakımından inceleyerek yeniden karar vermiş bulunmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin 30 Nisan 1963 günlü ve 11394 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış bulunan 26/12/1962 günlü ve 1962/223-122 sayılı, takip edilen usul bakımından benzeri olan, kararına ait muhalefet şerhinde daha geniş bir surette açıklanan sebeplere binaen bu kararda uygulanan usule muhalifiz.

Üye Hakkı Ketenoğlu Üye A. · Şeref Hocaoğlu Üye Muhittin · Gürün

Anayasa Mahkemesi, E. 1963/298, K. 1963/283, 29 Kasım 1963 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Olay
  4. B
  5. C
  6. İnceleme
  7. II sayılı fıkrası şöyledir
  8. Iı-
  9. Muhalefet
  10. Şerhi
  11. II sayılı bendine göre açılmış olsa bile IV sayılı bendi takip eden (yukarıki
  12. Muhalefet
  13. Şerhi
  14. Muhalefet
  15. Şerhi
  16. Muhalefet
  17. Şerhi
  18. I -
  19. II -
  20. Muhalefet
  21. Şerhi

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1963/298
Karar No
1963/283
Tarih
29 Kasım 1963

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1963/349 K.1963/284
  • AYM Norm Denetimi E.1963/136 K.1963/285
  • AYM Norm Denetimi E.1963/82 K.1963/286
  • AYM Norm Denetimi E.1963/351 K.1963/287
  • AYM Norm Denetimi E.1963/350 K.1963/288
  • AYM Norm Denetimi E.1963/352 K.1963/289

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.