KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 13 Kasım 1963
- Esas No.
- 1963/301
- Karar No.
- 1963/271
Karar Metni
1.516 kelime·8 dk okuma
Karar tarihi:13/11/1963
Resmi Gazete tarih/sayı:4.2.1964/11624
İtirazda bulunan : Mersin Sulh Hukuk Mahkemesi.
İtirazın konusu : 3499 sayılı Avukatlık Kanununun 4359 sayılı kanunla değişik 129 uncu maddesinin hukukun genel prensipleriyle 334 sayılı Anayasa'nın 40 ıncı maddesine aykırı olduğundan iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir.
Olay : Avukat Zekeriya Kaya Selçuk, Mustafa Onbaşılı aleyhine Mersin Sulh Hukuk Mahkemesinde açtığı dâvada; davalının vekili olarak bulunduğu tazminat dâvasını Mersin Asliye II nci Hukuk Mahkemesinde sonuçlandırdığını, yaptıkları 22/8/1962 günlü ücret sözleşmesinin 2 nci maddesi uyarınca hak ettiği % 10 oranında vekâlet ücretinden geri kalan 160.- liranın ödenmediğini ileri sürerek tahsiline karar verilmesini istemiştir.
30/5/1963
günlü duruşmada dâvâlı; avukatla yaptığı sözleşmenin kanun hükümlerine aykırı
olduğunu zira, hasılı dâvaya katılmayı saklayan bu sözleşmenin Avukatlık
Kanununun 129 uncu maddesine göre batıl bulunduğunu ileri sürmüş ve davacı
Avukat Zekeriya Kaya Selçukta'da müvekkili ile yapmış olduğu anlaşmada bir oran
kabul edildiğini, bu oranın ücretin miktarını belirtisini bu sözleşmenin hiçbir
zaman Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesinde yazılı olduğu gibi hasılı dâvaya
katılma niteliğini taşımadığını bildirmekle beraber, insan hak ve
hürriyetlerini kısıtlayan ve Anayasaya aykırı olan 3499 sayılı Avukatlık
Kanununun kaldırılması için dâva dosyasının Anayasa Mahkemesine gönderilmesini
istemiştir.
Mersin
Sulh Hukuk Mahkemesinin 30/5/1963 günlü kararında özetle; 3499 sayılı Avukatlık
Kanununun 4359 sayılı kanunla değişik 129 uncu maddesinde : (Ücret
mukavelenamesinin muayyen bir meblâğı ihtiva etmesi lâzımdır. Her ne suretle
olursa olsun hasılı dâvaya iştiraki tazammun eden ücret mukavelenamesi batıldır
...) denilmekte olup işbu maddenin gerek hukukun genel prensiplerine ve gerekse
334 sayılı Anayasaya aykırı olduğu ve zira eski Anayasa'nın 70 inci maddesinde
öngörülen ve 334 sayılı Yeni Anayasa'nın 40 ıncı maddesinde ifadesini bulan
akit hüriyetini ihlâl ettiği, Borçlar Kanununun 19., 20. ve 23 üncü
maddelerinde hangi akitlerin yapılamıyacağı açıklandığından bunun aksini
kapsayan bir kuralın hukukun genel prensiplerini zedeliyeceği, Medeni Kanunla
Borçlar Kanununda söz konusu münasebetleri düzenleyen genel kurallar varken
anılan hükmün Avukatlık (Kanununda yer almasının doğru olmıyacağı, Avukatlığın
kamu düzenini ilgilendirmesinin, ilmî ve sosyal süzgeçlerden geçmesi
bakımından, toplumun seçkin bir kişisi olan Avukatın önceden kötü niyetli
kabule yer vermiyeceği, avukatlık mesleğinin kamu düzenine ilişkin bulunmasının
belki avukatlara üstünlük sağlamayı gerektirip Avukatlık Kanununun 129 uncu
maddesi hükmünü lüzumlu kılmıyacağı, sözleşme hürriyetinin Türklerin doğal
haklarından olduğu belirtilerek Anayasa'nın özüne ve 40 ıncı maddesinin sözüne
aykırı olan işbu 129 uncu maddenin iptali gerektiği açıklanmıştır.
İnceleme : Anayasa Mahkemesinin içtüzüğün 15 inci maddesi gereğince 12/9/1963 gününde ilk inceleme için yapılan toplantısında; dosyada bir eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir. Esasın incelenmesi için 13/11/1963 gününden yapılan toplantıda, Mersin Sulh Hukuk Mahkemesinin 30/5/1963 günlü kararı ve ekleri, iptali istenen kanun maddesi ile Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu konuya ilişkin tutanakları ve gerekçeleri, hazırlanan rapor ve Anayasa'nın ilgili hükümleri okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
İptali istenen 3499 sayılı Avukatlık Kanununun 4359 sayılı kanunla değişik 129 uncu maddesinde :
(Ücret mukavelenamesinin muayyen bir meblâğı ihtiva etmesi lâzımdır. Her ne suretle olursa olsun hasılı dâvaya iştiraki tazammun eden ücret mukavelenamesi batıldır.
Muayyen meblâğı ihtiva etmek üzere dâvanın neticelerine göre değişen ücret mukaveleleri muteberdir.) denilmektedir.
Görüşme sırasında üyelerden Osman Yeten, Şemsettin Akçoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen ve Ayni Givda; mahkemeye açılan dâvaya dayanak tutulan 22/8/1962 günlü ücret sözleşmesinde avukata verilecek % 10 oranındaki ücretin yarısının, sözleşmenin yapıldığı günde peşin ödeneceği açıklanmış olduğundan sözleşmenin hasılı dâvaya katılmaya yer vermeyip dâvadaki alacak miktarına göre yapılmış bulunduğunu ve böylece ücretin belli olup sulh mahkemesince Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesinin uygulanması sözkonusu olmadığını ve bu maddenin iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurulamıyacağını itirazın bu yönden reddi gerekeceğini ileri sürmüşlerdir.
Mersin
Sulh Hukuk Mahkemesinde açılan dâva, 22/8/1962 günlü ücret sözleşmesine
dayanmaktadır. Gerçekten sözleşmeden vekâlet ücretinin dâva edilen alacağın miktarına
göre belli edildiği anlaşılmakta ise de dâvâlı, sözleşmenin hasılı dâvaya
katılmaya yer verdiğinden söz edip Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesine
aykırılığını ileri sürmüş ve dâvanın reddi yolunda savunmada bulunmuş,
mahkemenin tarafların iddia ve savunmalarını, bu maddenin çerçevesi içinde
inceleyerek red veya kabul şeklinide bir karar vermesi ve böylece kararın
dayanacağı 129 uncu maddeyi uygulamak durumunda bulunduğunun kabulü gerekmiş
olduğundan Mahkememiz, azınlığın görüşüne katılmamış ve Mersin Sulh Hukuk
Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesine başvurmasının 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı
kanunun 27 nci maddesi karşısında yerinde olduğundan çoğunlukla karar
vermiştir.
Avukatlık Kanununun iptali istenen ve metni yukarıya çıkarılan 4359 sayılı kanunla değişik 129 uncu maddesi, ücret sözleşmesinin belli bir miktarı kapsaması gerekeceği esasını koymakla birlikte belli bir miktarı kapsamak şartiyle dâvanın sonucuna göre değişen ücret sözleşmelerinin muteber olacağını da açıklamış ve fakat herne suretle olursa olsun hasılı dâvaya katılmaya yer veren ücret sözleşmesini hükümsüz saymıştır.
Anayasanın bu konuya ilişkin 40 ıncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir.
(Herkes, dilediği alanda çalışına ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsleri kurmak serbesttir.
Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir.) 40 nci madde Anayasanın kişinin temel hakları ve ödevlerine ilişkin ikinci kısmının sosyal ve iktisadi haklar ve ödevleri gösteren üçüncü bölümünde yer almış olmasına göre, sözleşme hürriyetinin, teınel iktisadi hak ve hürriyetlerinden olduğu şüphesizdir. Ancak maddede belirtildiği gibi bu hüriyetler mutlak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlanabilir.
Şurasını önceden belirtmek gerekir ki, 334 sayılı T.C. Anayasasının 147., 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yankılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı kanunun 20. ve 27. maddeleri gerekince Anayasa Mahkemesi, yetkililerince açılan iptal dâvalarını ve mahkemelerden itiraz yoluyla gönderilen işleri karara bağlarken iptal konusu kanunun ancak Anayasaya aykırı olup olmadığını gözönünde tutacağından Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesinin Medeni Kanun ile Borçlar Kanunu hükümlerine uygun olup olmadığını değil, Anayasaya bir aykırılık gösterip göstermediğini inceleyecektir.
Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesinde yer alan sınırlayıcı hükümlerin kamu yararı amacıyla kabul edildiğini belirtebilmek için bu kanunun kabulünde güdülen amacı, avukatla müvekkil arasındaki münasebetin nedenlerini ve avukatlık mesleğinin niteliğini açıklayan gerekçelere değinmekte fayda vardır.
3499
sayılı kanun tasarısının genel gerekçesinde, (Cumhuriyet adliyesinin devamlı
inkişafını temine yarayan tedbirlerden hâkim ve mahkemeye karşı olan itimadın
sarsılmaz bir halde yerleşmesi, adaletin sürat ve sadelikle temini, kanunların
tam olarak tatbiki, bu yoldaki mesainin mülhem bulunduğu belli başlı esasları
teşkil eder. Avukatın adlî teşkilâttaki rolü bu esasların herbiri ile yakından
alâkalıdır. Hâkim ve müvekkil bütün hakikatleri onun ağzından dinler, vatandaşların
memleket adaleti hakkındaki fikir ve kanaatleri onun eli ile yoğrulur. Doğruluk
ve nezaketi rehber edinmemiş bir avukatın mahkeme hakkındaki şüpheli bir sözü
davacı üzerinde derin izler bırakır. Bu suretle ilmin, doğruluğun, istiklâl ve
şerefin timsali olan bir hâkimler kitlesi bile taarruzdan masun kalamaz. Böyle
bir halin adliyeye vereceği zarar her türlü tahminin fevkindedir. Avukatın
mevcudiyeti bilgi ve doğruluk hususunda teminat arzetmekle kalmıyarak adliyenin
müdahalesini icap ettiren halleri de tahdit eder. Davacı ile yapacağı istişare,
mesnetsiz iddiaların bertaraf edilmesine, içtinabı imkânsız olmayan
ihtilâflarda bir uzlaşma zemini bulmasına yarar. Bu takdirde hâkim ve avukat,
müşterek bir vazife ifasını, hakkın taharrisini deruhte etmiş olur.
Salâhiyetlerini hakka hizmet yolunda kullanan ve hâkim huzurunda yalnız kanun
ve vicdanının sesini yükselten avukat, kuvvei kazaiye vazifesini ifa eden
makinenin en kuvvetli çarklarından biridir. İşte bu mülâhazalar, avukatlık
mesleğinin ehemmiyetle nazara alınmasını icap ettirmiş, baştan başa yeni
esaslar dairesinde tanzim kılınan avukatlık kanunun lâyihası adlî İslâhatta
yeni bir merhaleye erişmeyi hedef tutmuştur.) denilmektedir.
Tasarının
özel gerekçesinde ise; (130 uncu maddenin "Kanunun 129 uncu maddesi"
hasılı dâvaya katılmaya yer veren ücret sözleşmelerini batıl addettiği, projeye
göre adaletin müdafii olan, yolsuz ve haksızlığı gördüğü takdirde dâvayı terke
mecbur bulunan avukatın, şahsi menfaatini dâva neticesine bağladığı andan itibaren
her türlü istiklâli kaybederek bu gibi hallerde kendi menfaatlerinin de müdafii
kesileceği, kaldıki, avukatın vazifesinin müyekkilinin hukukunu hak ve adaleti
icapları dairesinde müdafaa ve takip etmekten ibaret olduğu cihetle neticenin
müsbet veya menfi olmasının, mesai karşılığı olan ücrete tesir etmemesi lâzım
geldiği, bu itibarla mahkûmun bihin miktarı üzerinden nisbî olarak tâyin
kılınan ücret mukavelenamelerinin batıl sayıldığı) açıklanmış bulunmaktadır.
3499 sayılı kanun, avukatlığı kamu hizmeti niteliğinde bir meslek, avukatı da hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine yönelterek taraflar arasındaki hukuki anlaşmazlıkların hakka uygun olarak çözümlenmesine aracılık yapan ve genel olarak mahkemelerle diğer resmî mercilere kanunun eksiksiz uygulanması konusunda yardım eden bir varlık saymıştır.
Avukatların
bu ilkelerden uzaklaşmaları, yalnız avukatlık mesleğini değil, adalet
dağıtımına olumsuz etki yapan bir mesele olduğu ve bunun da kamu yararı amaciyle
bağdaşamıyacağı şüphesizdir. Avukatların hasılı dâvaya katılmalarının
yasaklanması ve önceden belli bir ücret kararlaştırmaya zorunlu tutulması
mesleğin kamu hizmeti niteliğinde bulunmasından ileri gelmektedir. Bu esasa
göre sadece hak ve adaleti savunması gereken avukat, kendi menfaatlerini dâva
sonucuna bağladığı takdirde, tarafsız olmaktan çıkarak, yalnız müvekkilinin
hakkını değil kendi menfaatini de savunan bir kimse durumuna düşmüş olur ki, bu
suretle avukatlığın Özel bir meslek halinde düzenlenmesini gerektiren sebep
ortadan kalkmış olur.
Bu açıklamalara göre, sözleşmenin vekâlet ücreti miktarı belli olmıyacak veya hasılı dâvaya katılmaya yer verecek şekilde serbestçe yapılmasının, kamu yararına aykırı ve kişi hak ve hürriyetleri ile toplum yararı arasındaki dengeyi sarsacak nitelikte bir sonuç doğuracağı şüphesizdir. Bu bakımdan adaletin gereklerine uymak zorunda olan avukatın, dâvanın görülmesinde objektif bir görüşle hakkın yerine getirilmesine yardımcı olmasında Anayasanın 40 ıncı maddesinde yer alan kamu yararının mevcut olduğunun kabulü ve bu amaçla vekâlet ücreti sözleşmesini sınırlayıcı hükümleri taşıyan Avukatlık Kanununun 129 uncu maddesi, Anayasaya aykırı olmadığından, itirazın reddi gerekir.
Sonuç :
Başkan Sünuhi · Arsan Üye Osman · Yeten Üye Rifat · Göksu Üye İ. · Hakkı Ülkmen Üye Şemsettin · Akçoğlu Üye İbrahim · Senil Üye İhsan · Keçecioğlu Üye Salim · Başol Üye Celalettin · Kuralmen Üye Fazıl · Uluocak Üye Ekrem · Korkut Üye Avni · Givda Üye Ahmet · Akar Üye Muhittin · Gürün Üye Lütfi · Ömerbaş
Anayasa Mahkemesi, E. 1963/301, K. 1963/271, 13 Kasım 1963 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası