İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1963/99 K.1964/38

Karar tarihi:13/5/1964

Esas1963/99Karar1964/38Tarih13 Mayıs 1964Okuma12 dk · 2.384 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
13 Mayıs 1964
Esas No.
1963/99
Karar No.
1964/38
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.384 kelime·12 dk okuma·2 bölüm

Karar tarihi:13/5/1964

Resmi Gazete tarih/sayı:14.7.1964/11753

Davacı : Adalet Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu.

Dâvanın konusu : Ceza Kanununun Mevkii Meriyette Vaz'ına Müteallik 825 sayılı kanunun 5 inci maddesinde yer alan ve meşruten tahliyeyi Adalet Bakanlığının tasvibine bırakan hükmün, Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali istenmiştir.

İnceleme :

Anayasa

Mahkemesi içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 5/3/1963 gününde yapılan ilk

incelemede, dilekçede Adalet Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grupu adına

imzası bulunan Cahit Okurer'in, Cumhuriyet Senatosu Grup Başkanı ve Ali Nailî

Erdem'in Millet Meclisi Grup Başkan Vekili olduklarını belirten onanlı

belgelerin dosyada bulunmadığı görüldüğünden bu eksiğin tamamlattırılmasına

karar verilmiş ve yapılan tebligat üzerine de, süresi içinde tamamlandığı

anlaşılmış olmakla işin esasının incelenmesine 15/4/1963 gününde karar

verilerek düzenlenen rapor, 825 sayılı kanunun ve Anayasa'nın konu ile ilgili

hükümleri, gerekçeleri, komisyon raporları ve Meclis Görüşme tutanakları

okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü.

Gerekçe :

Sözü geçen 825 sayılı kanunun 5 inci maddesi şöyledir :

"Madde 5- Üçüncü madde hükmünün tatbikine başlandıktan sonra cezasının dörte üçünü hüsnühal ile geçiren ağır hapis ve yarısını o veçhile geçiren hapis mahkûmlarının zikri geçen 16 ve 17 nci maddeler hükmünce meşruten tahliyesine karar itası ve icabı halinde bu kararın tasvibi Adliye Vekâletine aittir. Bu muamelenin icrasına esas olmak üzere mahkûm, hapishane müdürüne bir istida verir. Müdür bu istidayı mahkûmun tarzı hareketine ve ıslahı nefsedip etmediğine müteallik tetkikat ve müşahedatı ve hapishane komisyonunun mütalâası ile beraber hükmü veren mahkeme nezdindeki müddeiumumiye gönderir.

Müddeiumumi lüzum göreceği sair malûmatı cem ettikten sonra esbabı mucibeli mütalâanamesiyle evrakı hükmü veren mahkemenin reisine tevdi eder ve istihsal edeceği kararı evrakiyle birlikte Adliye Vekâletine gönderir. Tahliye kararının istirdadı lüzumunda mahkûm müddeiumuminin talebi ve yine hükmü veren mahkeme reisinin kararı ile halisabıkına icra ve keyfiyet vekâlete iş'ar olunur.

İstirdat muamelesi mahallî zabıtasının müddeiumumiliğe müracaatı üzerine tahliyede cereyan edecek usul dairesinde cereyan eder."

Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, Celâlettin Kuralmen ve Muhittin Gürün, dilekçenin, "iptalini istenilen kanun" kenar başlıklı kısmında, "825 sayılı Ceza Kanununun Mevkii mer'iyete Vaz'ına Mütaallik Kanunun 5 inci maddesi" dendiğine göre, dâvanın, bu maddenin tümünü kapsadığı görüşünde bulunmuşlardır. Ancak, gene dilekçede, "Meşruten tahliyenin Adalet Bakanlığının tasvibine bırakılması Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı görüldüğü" iptal sebebi olarak gösterilmiş bulunması karşısında, dâvanın, sözü geçen maddenin birinci fıkrasında yer alan ve Adalet Bakanlığına tasvip yetkisi tanıyan hükme münhasır olduğuna yukarıda adları geçen üyelerin muhalefetleri ile ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

Dâvada dayanılan Anayasa'nın 132 nci maddesinde :

"Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

Görülmekte olan bir dâva hakkında yasama meclislerinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulamaz, görüşme yapılamaz veya herhangi bir beyanda bulunamaz. Yasama ve yürütme organları İle idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez" denilmektedir.

Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu ve Muhittin Gürün özetle, Anayasanın bu maddesinin, yargı yetkisine ilişkin bulunduğu, bu bakımdan hâkimlerin ve mahkemelerin, bu yetkiyi kullanarak verdikleri kazaî kararlarında bağımsızlıklarının söz konusu olabileceği, 825 sayılı kanunun 5 inci maddesi gereğince mahkeme başkanının meşruten tahliyeye ilişkin verdiği kararın ise idarî bir tasarruf olduğu ve bunun Adalet Bakanlığınca tasvip edilmesinin Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırı sayılamayacağı görüşünü savunmuşlardır.

Doktrinde de mahkeme başkanının verdiği meşruten tahliye kararının niteliği tartışma konusudur. Bu kararı idarî bir tasarruf olarak kabul edenler bulunduğu gibi kazaî bir tasarruf niteliğinde görenler de vardır.

Aşağıda açıklanacak sebeplerle, çoğunluk, işin bu açıdan incelenmesini uygun görmemiş ve adları geçen üyelerin görüşünü benimsememiştir.

825 sayılı kanunun 5 inci maddesi gereğince meşruten tahliyeye karar verilmesi ve bu kararın geri alınması, mahkûmiyet kararını vermiş olan mahkeme başkanına aittir. Mahkeme başkanı bu kararı hâkim sıfatı ile vermektedir.

Anayasa'nın

132 nci maddesinin birinci fıkrasında, hâkimlerin görevlerinde bağımsız

oldukları yazılıdır. Bu hükmün, hâkimlerin şahıslarına ilişkin teminatla ilgisi

yoktur. Hâkimlik teminatı Anayasa'nın 133 üncü maddesinde düzenlenmiştir. 132

nci maddenin birinci fıkrasında yer alan hükmün amacı, Anayasa Komisyonunun bu

madde ile ilgili gerekçesinde açıklanmıştır. Bu gerekçede, Anayasa tasarısının,

kabul ettiği prensiplerden birisinin yargı görevinin bağımsızlığı olduğu,

maddeain birinci fıkrasında hâkimler hakkında bu esasın ifade edildiği, hiçbir

organ, makam, merci veya kişi tarafından yargı yetkisinin kullanılmasında

hâkimlere ve mahkemelere müdahale edilememesi esasının, yargı görevinin

bağımsızlığı prensibinin sonuçlarından bulunduğu belirtilmiştir. Bu gerekçeye

göre, bağımsızlık ilkesi, özellikle, hâkimlerin kararlarına, yasama ve yürütme

organları ile idare tarafından müdahale edilememesi anlamını taşımaktadır. 132

nci maddenin ikinci fıkrası hükmü de bu anlamı desteklemektedir.

Anayasa'nın

kurmayı hedef tuttuğu demokratik hukuk devletinin temeli ve teminatı adalettir.

Adaletin dağıtılmasında ise, hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığı ilkesinin

yeri ve önemi meydandadır. Anayasa koyucusu bu ilke üzerinde titizlikle

durmuştur. Gene Anayasa Komisyonu raporunun genel gerekçe kısmının yargı

bölümünde de bu konuya ayrıca değinilmiş ve bütün devlet faaliyetlerinin kazaî

denetime tabi tutulduğu, bu denetimi yapacak olan organların bağımsızlığının bu

denetiminin ciddi ve tesirli olmasının şartı bulunduğu, bu bakımdan hâkimler ve

mahkemeler üzerinde her türlü etkileri önleyici hükümlerin tasarıya konulduğu

ve mahkemelerin yasama ve yürütme organları karşısında tamamiyle bağımsız hale

getirildiği belirtildiği gibi Anayasa'nın 132 nci maddesindeki açık ve kesin

hükümlerle de hâkimlerin bağımsızlığı korunmuştur.

Anayasa'da, hâkimlerin görevlerinde bağımsızlığına verilen değer karsısında, bu ilkenin bütün kapsamı ile uygulanmasına önem vermenin zorunluğu olduğu söz götürmez.

Bu

ilkenin tam olarak gerçekleşebilmesi için Anayasa'nın 132 nci maddesinin

birinci fıkrasında uzvî (Organik) tasnifin esas tutulmuş olduğunu kabul etmek

gerekir. Bu bakımdan, hâkimlerin ve mahkemelerin bu sıfatla yaptıkları her

çeşit huhukî tasarruflar, maddî bakımdan nitelikleri ne olursa olsun, yani

ister idarî ister kazaî olsunlar, sözü geçen birinci fıkranın kapsamına girmiş

olurlar. Halbuki maddi tasnif esas tutulursa, yalnız kazaî nitelikte olan

tasarruflara bu fıkranın uygulanabileceği, idarî nitelikte olanların aynı

fıkranın dışında kaldıkları ve bunları, yasama ve yürütme organları ile

idarenin denetleyebilecekleri sonucuna varılır. Böyle bir durum ise,

Anayasa'nın 132 nci maddesinin kesin olan birinci fıkrası hükmüne ve bu hükmün,

Anayasa Komisyonu raporunun gerekçesinde açıkça belirtilen amacına aykırı olur.

Anayasa'nın

132 nci maddesinin yer aldığı üçüncü bölümün (Yargı) başlığını taşıması,

maddenin birinci fıkrasında hâkimlerin (Görevlerinde) bağımsız olduklarının

yazılı bulunması ve ikinci ve üçüncü fıkralarında (Yargı yetkisinin kullanılmasından

söz edilmesi, hâkimlerin sadece kazai nitelikteki tasarruflarının maddenin

kapsamına girdiği ve idarî nitelikte olanlarının bağımsızlık anlamının dışında

kaldığı sonucuna varmak için sebep teşkil etmez. Zira hâkimlerin görevi,

kanunun verdiği yargı yetkisini kullanmaktadır. Esas fonksiyonları budur. Bu

bakımdan hâkim sıfatiyle yaptıkları bütün tasarruflar yargı yetkisini

kullanmalarının bir sonucudur. İdari nitelikte olanlarda bu yetkiye dayanır.

Doktrinde de bunların uzvî bakımdan kazaî oldukları kabul edilmektedir.

Hâkimler

ve mahkemeler, kalem işlerinin yürütülmesi ve personelin yönetimi için de işlem

yaparlar. Ancak bu işlemlerde, hakim sıfatıyla değil, idari bir makam olarak

hareket ederler. Bunlar, Adalet Bakanlığı adına yapılır ve bu işlemleden

hakimlik sıfatıyla hiçbir ilgisi yoktur Nitekim, bu ve benzeri işlemler,

Devletin diğer teşkilâtında hâkim sıfatını taşımıyan idari makamlar tarafından

yapılır. Anayasa Komisyonu raporunun 132 nci maddesine ilişkin gerekçesinde

mahkemelerin idarî işlemleri de söz konusu edilmiş ve hâkimlere ve mahkemelere

müdahale edilmemesi ilkesinin, yargı yetkisinin kullanılması halinde göz önünde

tutulmak gerektiği ve mahkemelerin idari işlerinin düzenlenmesinde Adalet

Bakanlığının genelge gönderme veya tedbir alma yetkisinin mevcut olduğu

açıklanmıştır.

Anayasa Koyucusu bu gibi işlemler dışında hâkimlerin ve mahkemelerin her çeşit hukuki tasarruflarını 132 nci maddenin kapsamı içinde gördüğünü bu gerekçe ile anlatmış bulunmaktadır. Eğer hâkimlerin maddi bakımdan idari nitelikteki tasarruflarını yargı yetkisinin kullanılması dışında görse idi Anayasa koyucusunun, bağımsızlık konusuna verdiği büyük önem dolayısiyle, bu istisnaya da işaret etmiş olacağı şüphesizdi.

825 sayılı kanunun 5 inci maddesinde, meşruten tahliyeye karar vermeğe ve bu kararı geri almağa yetkili kılınmış olan mahkeme başkanının verdiği karar, üzvi bakımdan; bir hâkim kararı Olduğuna göre yasama ve yürütme organlarının, bu karara müdahale edememeleri, hâkimlerin bağımsszlığı ilkesinin gereklerindendir. Böyle olunca, sözü geçen maddenin bu kararın Adalet Bakanlığı tarafından tasvibini öngören hükmü Anayasa'nın 132 nci maddesine aykırıdır.

Yukarıda açıklanan sebeplerden ötürü Ceza Kanununun Mevkii mer'iyete Vaz'ına dair 825 sayılı kanunun 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve "Bu kararın tasvibi Adliye Vekâletine" ibaresiyle bu bakanlığa tasvip yetkisi tanıyan hükmün, Anavasa'nın 132 nci maddesine aykırı olduğundan iptaline, üyelerden Şemsettin Akçoğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu ve Muhittin Gürün'ün muhalefetleri ile ve oyçokluğu ile 13/5/1964 gününde karar verildi.

MUHALEFET

ŞERHİ

l-

Adalet Partisi Millet Meclisi ve Senato Gruplarının 22/1/1963 tarihindeki

müşterek toplantısında 825 sayılı kanunun 5 inci maddesinin herhangi bir ayrım

yapılmaksızın, Anayasa'ya aykırılığı sebebile iptali için dâva açılmasına karar

verilmiş ve dâva dilekçesinde de (İptali istenilen kanun hükmü) olarak sözü

geçen madde, hiç bir sınırlama yapılmadan gösterilmiş olduğundan ve bu suretle

davacının istemi, maddenin tamamının iptalini hedef tutmuş bulunduğundan

incelemenin, maddenin tümü üzerinden varılması gerektiği halde, dilekçede

yazılı Anavasa'ya aykırılık gerekçesini, istemin kendisi imiş gibi düşünerek

incelemeyi, söz konusu gerekçede belirtilen sınırlar içerisine sıkıştırmağa, 44

sayılı kanunun 28 nci maddesinin, - Anayasa Mahkemesini iptal dâvalarında istem

ile bağlayan ve fakat gerekçe ile sinıflamıyan - hükümleri karşısında imkân

yoktur.

İncelemede uygulanan usule bu bakımdan muhalifiz.

2- Anayasa'nın 132 nci maddesi "Yargı" bölümünün ilk maddesi olup "Mahkemelerin bağımsızlığı" kenar başlığını taşımakta ve özet olarak :

(Hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduklarını, Anayasaya, Kanuna, Hukuka ve Vicdani kanaatlerine göre hüküm verdiklerini, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere hiç bir makam, merci ve kişinin emir ve talimat veremiyeceğini, genelge gönderemiyeceğini, tavsiye ve telkinde bulunamıyacağını)

hükme bağlamaktadır.

Görülüyor ki Anayasa'nın bahis konusu edilen 132 nci maddesi, hâkimleri ve mahkemeleri, münhasıran yargı görevinin yapılması sırasında bağımsız ve her türlü etkinin dışında tutmak maksadını gütmektedir.

Halbuki mahkememizin yukarıdaki kararında; hâkim tarafından yapılan muamelenin niteliği üzerinde durulmaksızın ve her hangi bir ayrım yapılmaksızın (Hâkimin yaptığı veya karıştığı her muamelede, Anayasanın 132 nci maddesindeki teminatın sağlanması lazımdır.) düşüncesi çoğunluk kazanmış bulunmaktadır.

Bu düşünceye katılmak mümkün değildir. Zira Anayasa'nın 132 nci maddesi, yukarıda da belirtildiği üzere sadece yargı işlemlerini konu olarak almış olduğundan bir kısım mevzuat ile hâkimlere verilmiş bulunan idari görevlerin yerine getirilmesi için yapılan ve "İdari muamele" niteliğinde olan işlemler hakkında bu maddede yazılı teminatın bahis konusu olmaması lâzımdır. Çünki idari muamelelerin, "Yargı" işlemlerinden farklı olarak kendilerine mahsus hukuki yapıları bulunup idari işlemler hakkındaki hükümlere tabidirler.

Bu itibarla meselenin çözümlenmesi için, şartla salıverme muamelesinin, hukuk alanında ve diğer memleketler mevzuatında bir "Yargı" işi olarak sayılıp sayılmadığının ve kanunlarımızla düzenlenen uygulama şekline göre de "Yargı" niteliğinde bulunup bulunmadığının tâyin ve tesbit olunması gerekmektedir.

Filhakika Ceza Hukuku müelliflerinden bazıları, şartla salıverme işlemini, cezanın infazının bir safhası olup icra uzvunun karariyle tamamlanan tamamen idari bir muamele olarak kabul ederken bazıları da bu işlemde, infaza taallûk eden bir ihtilâfın halli mahiyetini görerek "Yargı" hüviyeti tanımaktadırlar.

Ancak bütün yazarlar şartla salıvermenin; cezanın infazının, Ceza evi dışında devamından başka bir şey olmadığında ittifak etmektedirler.

Filhakika şartla salıverme işleminin gerçek hüviyeti, bir hükümlünün arta kalan ceza müddetini, Ceza evi dışında geçirmesinin uygun olup olmayacağına karar vermekten ibarettir.

Muamelenin bu durumu göz önüne alınacak olursa, hâkim şartla salıverme istemi hakkında karar verirken ne hukuki veya cezai bir ihtilâfı yargılamakladır, ne de muhtemel bir ihtilafı önceden önleme veya çıkacak ihtilafta adaleti sağlama gayesi olan ve "Nizasız kaza" terimi ile ifade edilip bu hüviyeti ile "Yargı" sahasına dâhil sayılan bir muamele yapmaktadır.

Bu itibarla şartla salıvermeyi "Yargı" işi görmiyerek "İdari bir işlem" sayan müelliflerin görüşleri, muamelenin gerçek niteliğine daha uygun düşmektedir.

Diğer taraftan müessesenin çeşitli memleketlerdeki tatbikatı da milletlerin hukuk alanındaki gelişmelerinin ve geleneklerinin etkisi ile farklı suretlerde düzenlenerek değişik usullere tabi tutulmuş bulunmaktadır. Nitekim şartla salıverme, bazı memleketlerde sadece hâkimin kararına bırakılmış, bazı memleketlerde ise bu konuda hâkime hiç bir görev verilmeksizin yalnız idarenin yetki ve kararına terkedilmiş, bazı memleketlerde ise idare ve hâkimlerden kurulu karma heyetlere görev verilmiştir.

Bu husustaki memleketimiz mevzuatına gelince :

Ceza Kanununun yürürlüğe konulmasına dair olan 26/4/1926 tarihli ve 825 sayılı kanunun 5 inci maddesiyle kabul edilmiş olan usul şöyledir :

(Ceza

Kanununun 16 ve 17 nci maddelerinde yazılı şartları haiz olması sebebiyle

şartla salıverme isteğinde bulunmağa hak kazanmış olan hükümlü Ceza Evi

Müdürlüğüne verdiği bir - dilekçe ile istemini yapar. Cezaevi müdürü gerekli

incelemeden sonra görüşünü ceza evi komisyonuna bildirir. Ceza evi

komisyonunun, şartla salıvermenin uygun olup olmadığı hakkındaki düşüncesi ile

beraber dosya, ceza evi müdürlüğü tarafından hükmü veren mahkemenin savcısına

gönderilir. Savcı lüzumlu göreceği bilgileri topladıktan sonra gerekçeli düşüncesiyle

birlikte evrakı hükmü veren mahkemenin başkanına gönderir. Mahkeme başkanının,

şartla salıvermenin uygun olduğu hakkında vereceği karar, savcı tarafından

dosyasiyle birlikte Adalet Bakanlığına gönderilir. Bakanlığın şartla

salıvermeyi uygun bulması halinde muamele neticelenir).

Görülüyor

ki kanunumuza göre şartla salıverme işi, cezaevi müdüründen başlayıp Adalet

Bakanlığında biten bir idari muameleler zincirini geçmektedir, işin başında

ilgilinin istemi dahi bir mahkemeye veya hâkime yapılmamaktadır. Hükümlü şartla

salıvermeye hak kazandığını ve gerekli işlemin yapılmasını ceza evi müdüründen

istemektedir. İstem hakkındaki ilk incelemeler, ceza evi müdürü, ceza evi

komisyonu ve savcı tarafından yapılmakta istemin uygun olup olmadığı hakkındaki

düşünceler, sırasiyle bu makamlar tarafından belirtilmektedir. Gelen dosyayı

inceleyerek duruma göre şartla salıvermeye karar verilmesi veya istemin reddi,

ceza hükmünü veren mahkemenin başkanına ait bulunmaktadır. Burada dikkat

edilmesi gereken bir husus da, istem hakkında karar vermek yetkisinin esas

hükmü veren mahkemeye değil de, o mahkemenin başkanına ait bulunmasıdır. Esas

hükmü veren mahkemenin tek hakimli olması hâlinde "Mahkeme Başkanı"

ile Mahkemenin aynı şahıs üzerinde toplanmış olmasının esasa müessir olmadığını,

kararın, birinci halde, mahkeme hüviyetiyle verilirken, şartla salıverme de,

mahkeme olarak değil, sadece mahkeme başkanı sıfatiyle verilmekte olduğunu

izaha hacet yoktur.

Görüldüğü gibi kanunumuz, şartla salıverme müessesesini, aslında idari bir sistem olarak kurmuş Ceza evi müdüründen başlıyarak Adalet Bakanlığında son bulan muameleler zincirine, hükmü veren mahkemenin başkanınıda dâhil ederek ona da bu konuda bir görev vermiştir. Burada mahkeme başkanının yaptığı iş, yargılama olmayıp idari bir kararın alınması hususunda hâkime verilmiş bir görevin yerine getirilmesinden ibaret bulunmaktadır.

Bu sonuca göre "Mahkeme Başkanı" nın şartla salıverme işlemindeki durumunun Anayasa'nın 132 nci maddesinde yer almış olan ve münhasıran yargı görevinin yapılması ile ilgili bulunan esaslarla her hangi bir alâka ve münasebeti yoktur. Bu sebeple de şartla salıverme muamelesinin Adalet Bakanlığının tasvibi ile tamamlanmasını ön gören 825 sayılı kanunun 5 inci maddesi hükmünün Anayasa'ya aykırılığı bahis konusu değildir.

Bu yüzden karara muhalifiz.

Başkan

Sünuhi Arsan

Başkan Vekili

Lütfi Akadlı

Üye

Rifat Göksu

Üye

İ. Hakkı Ülkmen

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

İbrahim Senil

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Salim Başol

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Ahmet Akar

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lûtfi Ömerbaş

Üye

Ekrem Tüzemen

Yukarıda yazılı muhalefet şerhinin 2 numaralı bendindeki gerekçeleri mahkememizin Yüce Divan sıfatiyle verdiği 24/12/1963 gün ve muhabere 962/1488, karar 1963/9 sayılı kararındaki (Şartla salıverme kararı, idari nitelikte bir karardır. Gerektiğinde geri alınabilir; geri alma kararı da aynı usulle verilir.) tarzında gösterilen sebep de ayrıca teyit etmektedir.

Bu kabul ve muhalefet şerhinin 2 numaralı bendinde yazılı sebeqyen dolayısiyle karara muhalifiz.

Üye Şemsettin · Akçoğlu Üye Celâlettin · Kuralmen Üye Muhittin · Gürün Üye A. · Şeref Hocaoğlu Üye Salim · Başol Üye Hakkı · Ketenoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1963/99, K. 1964/38, 13 Mayıs 1964 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1963/99
Karar No
1964/38
Tarih
13 Mayıs 1964

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1963/201 K.1964/39
  • AYM Norm Denetimi E.1964/27 K.1964/40
  • AYM Norm Denetimi E.1963/88 K.1964/44
  • AYM Norm Denetimi E.1963/195 K.1964/42
  • AYM Norm Denetimi E.1964/13 K.1964/43
  • AYM Norm Denetimi E.1963/104 K.1964/41

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.