İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1966/11 K.1966/44

Karar tarihi:29/11/1966

Esas1966/11Karar1966/44Tarih29 Kasım 1966Okuma34 dk · 6.722 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Kasım 1966
Esas No
1966/11
Karar No
1966/44
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.722 kelime·34 dk okuma·15 bölüm

Karar tarihi:29/11/1966

Resmi Gazete tarih/sayı:27.12.1967/12787

Davacı: Yüksek Hâkimler Kurulu adına Başkan Suphi Örs,

İptal

dâvasının konusu: Dâvacı, 18/4/1966 da kayıt edilmiş dâva dilekçesinde; a)

Yüksek Hakimler Kurulunun Anayasa'nın 144. Maddesi uyarınca hakimlerin özlük

işlerinde karar vermeye yetkili olduğu, bir kimsenin hakim atanmasının

hâkimlerin özlük işlerinden bulunduğu, Hâkimler Kanununa ek 751 sayılı ve

25/2/1966 günlü Kanunun eski milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyelerinin

hâkim atanmalarını düzenlediğinden Kurulun görevleri ile ilgili olduğu ve buna

göre Kurulun bu Kanunun iptali İçin Anayasa Mahkemesinde dâva açabileceği, b)

Sözü edilen 751 sayılı Kanunun hâkimliğine alınmasına karar verilen eski

milletvekili ve Cumhuriyet Senatosu üyelerinin kanun hükümlerinin öngördüğü sıra

ve benzeri sınırlamalar gözönünde tutulmaksızın ve sıra bekliyenlerin

kazanılmış hakları hesaba katılmaksızın hemen hâkim atanmalarını sağladığından

Anayasa'nın 12. Maddesindeki imtiyaz tanıma yasağına aykırı olduğu c)

Anayasa'nın 58. Maddesinde hizmete alınmada ödevin gerektirdiği niteliklerden

başka hiçbir ayırım gözetilemyeceği hükme bağlanmış iken söz konusu kanun ile

Milletvekili veya Cumhuriyet Senatosu üyeliği etmiş olmanın bir üstünlük nedeni

olarak kabul edilmesinin dahi Anayasa'ya aykırı bulunduğu ç) Atama işlemi

bakımından sözü edilen kanun gereğince öngörülen öncelik dolayısiyle Yüksek

Hâkimler Kuruluna Anayasa'nın 144. Maddesi ile tanınmış olan karar verme

yetkisinin sınırlandırıldığı, d) Anayasa'nın 139. Maddesi uyarınca Yargıtay

üyelerinin Yüksek Hâkimler Kurulunun salt çoğunluğu ile seçilmesi gerektiği

halde Yargıtay üyesi iken T.B.M.M ne üye olmuş ve yeniden seçilmemesi üzerine

hâkimliğe alınmasına karar verilmiş ve yeniden seçilmemesi üzerine hâkimliğe

alınmasına karar verilmiş bir eski Yargıtay üyesinin yine Yargıtay üyesi olması

zorunluğu karşısında Anayasa'nın koyduğu seçim ilkesinin çiğnenmiş olacağı

gerekçeleriyle 751 sayılı Kanunun iptaline karar verilmesini istemiştir.

İlk İnceleme:

1)

İptali İstenilen Kanunun 7/3'1966 günlü Resmi Gazete'de yayınlanmış ve dâva

dilekçesinin 18/4/1966 gününde kayıt edilmiş olması dâvanın Anayasa'nın 150.

Maddesinde yazılı doksan günlük süre içinde açılmış, dilekçenin kanunda

gösterildiği üzere kaleme alınmış ve gerekli belgelerin dilekçeye eklenmiş bulunması

karşısında dosyada eksik bulunmadığına ve dâva açma yetkisi yönünün esasla

birlikte incelenmesine Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

hakkındaki 44 sayılı ve 22/4/1962 günlü Kanunun 26. Ve Anayasa Mahkemesi

içtüzüğünün 15. Maddeleri gereğince 26/4/1966 da ve Başkan Lütfi Akadlı, Başkan

Vekili Rifat Göksu, Üye Asım Erkan, Şemsettin Akçoğlu, İbrahim Senil, İhsan

Keçecioğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni

Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Lütfi Ömerbaş'ın

katıldıkları toplantıda karar verilmiştir.

2)

Esasa ilişkin raporun düzenlenmesi üzerine, ilk önce, yüksek Hâkimler

Kurulunun, 751 sayılı Kanunun iptali için dava açmaya yetkili olup olmadığı

yönü tartışılmış ve sonuçta Anayasa'nın 144. Maddesi hükmünce Yüksek Hakimler

Kurulunun hâkimlerin özlük işlerinde karar vermekle görevli olması, iptali

istenen Yasa'nın hâkimlerin özlük işlerini ve Yüksek Hâkimler Kurulunun

görevini ilgilendirmesi dolayısıyle Anayasa'nın 149. Ve Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 44 sayılı Kanunun 21. Maddesinin

ikinci fıkrası uyarınca Yüksek Hâkimler Kurulunun 751 sayılı Kanunun yalnız

hâkimlere ilişkin hükmü için bu davayı açmaya yetkili olduğuna ve dâvanın ancak

bu yönden ele alınmasına, Recai Seçkin'in karşı oyu ile hâkimlikten ayrılmış

olup da sonradan hâkimliğe dönmek için Yüksek Hâkimler Kuruluna başvuranlar

hakkındaki uygulamada nasıl bir işlem yapıldığını, kendilerine bir defterde

sıra verilip verilmediğinin incelenmesi için görüşmenin 13/9/1966 ya

bırakılmasına Başkan Lütfi Akadlı, Üye Asım Erkan, İbrahim Senil, İhsan

Keçecioğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak,

Sait Koçak, Muhittin Taylan, Recai Seçkin ve Lütfi Ömerbaş'ın karşı oylarıyla

30/6/1966 da karar verilmiştir.

Esasın İncelenmesi ve kararın gerekçeleri:

Kararlaştırılan ek incelemenin yapılmasından sonra, Başkan İbrahim Senil'in mazaretlî olması ve Başkan Vekilinin de henüz seçilmemiş bulunması nedeni ile 44 sayılı Kanunun 37. maddesi uyarınca belli oturum için oybirliğiyle seçilen Hakkı Ketenoğlu'nun başkanlığında yapılan toplantıda, dosyadaki kâğıtlarla ilgili Anayasa maddeleri ve iptali istenilen kanun hükmü incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü :

1) 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 6798 sayılı Kanunla değiştirilmiş 71. maddesine bir fıkra eklenmesine ilişkin bulunan 751 sayılı ve 25/2/1966 günlü Kanunun iptali istenilen hükmü şöyledir :

"Madde l- 6798 sayılı Kanunla muaddel 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 71. maddesine aşağıda yazılı fıkra eklenmiştir :

Adliye mesleğinde iken veya bu meslekten ayrıldıktan sonra Büyük Millet Meclisi üyeliklerine seçilmiş olup da bilâhare hâkimlik, savcılık veya bu mesleklerden sayılan hizmetlere dönmek isteyenlerden bu Kanun hükümlerine göre mesleğe alınmalarına ilgili kurumlarca karar verilmiş bulunanlar, bu Kanunun, 58. maddesinde yazılı sıra bekleyenleri takdimen, alacakları maaşların ödenmesini sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara denk görevlere tercihan atanırlar."

Hâkimler Kanununun, bu maddede anılan 58. ve 71. maddelerinin metinleri ise şöyledir :

"Madde 58- Açık hâkimlik ve müddeiumumiliklerle muavinliklerine yükselme defterindeki sıraya göre önce gelen önce tayin olunur.

Ayırma meclislerince tanzim olunan terfi defterlerinin taaddüdü halinde en eski tarihli defterde mümtaz, tercihli veya adiyen terfiye lâyık görülen hâkim, müddeiumumi veya muavinlerinin ayırma defterindeki sıralarına göre kadro verilmek suretiyle terfileri yapılmadıkça daha sonraki tarihli defterde bulunanların kadro tahsisi suretiyle terfileri yapılamaz.

Vekâlet teşkilatına dahil idarî vazifelerle müfettişliklere tâyin olunacak hâkim ve Cumhuriyet Müddeiumumilerinin bu tâyinlerinde ve bu kadrolar içinde yapılacak terfilerinde yukarıki fıkralar hükmü tatbik olunmaz.

Yukarıdaki esaslar dairesinde Adliye Vekâletince yeniden tanzim edilecek kadro tevzi defteri alâkalılara gönderilir.

Açılan kadrolar, münhale alındıkları tarihten itibaren azami 2 ay zarfında yukarıdaki esaslara göre sırası gelenlere tevzi olunur."

"Madde 71- Hâkimlik ve müddeiumumilikten veya hâkimlik sınıfından sayılan vekâlet hizmetlerinden profesörlük mesleğine geçtikten sonra yeniden hâkimlik veya müddeiumumilik sınıfına yahut vekâlet hizmetlerine geçenlerin o mesleklerde geçirdikleri müddetin tamamı hâkimlik ve müddeiumumilikte geçirmiş oldukları müddete zam olunur.

Adliye mesleğinde iken veya bu meslekten ayrıldıktan sonra mebus seçilenlerin mebuslukta geçirdikleri müddet kıdemlerine zam olunur.

Hâkimlik, müddeiumumilik veya hâkimlik sınıfından sayılan vekâlet hizmetlerinden avukatlığa ve maliye muhakemat müdürlükleriyle, hukuk müşavirliklerine veya müşavir avukatlıklarına geçenlerden tekrar mesleklerine dönmek isteyenler avukatlıkta veya yukarıda tasrih edilen vazifelerde geçirdikleri müddetin üçte ikisi hâkimlikte geçmiş sayılmak suretiyle tesbit edilecek sınıf ve dereceler tâyin olunabilirler.

Yukarıda yazılı tâyinlerde taliplerin mesleğe alınıp alınmamaları ve alınmaları halinde dahil olacakları sınıf ve dereceler, Ayırma Meclisinin mütalâası üzerine belli edilir."

Bu gün hâkimlerin üzerinde Adalet Bakanlığının hiçbir yetkisi kalmamış ve hâkimlerin özlük işlerinin görülmesi Yüksek Hâkimler Kuruluna bırakılmıştır. Yine 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 69.. 70., 71. ve 73. maddeleri gereğince savcılar için de Ayırma Meclisleri kaldırılmış, onun yerine Yüksek Savcılar Kurulu ile bu kurulun 2. bölümü geçmiştir. Demek ki yukarıda yazılı hükümler, bunlarda geçen (Ayırma Meclisi) sözü yerine, (Yüksek Hâkimler Kurulu) ve (Yüksek Savcılar Kurulu) sözleri konularak ve yine hâkimler bakımından (Adalet Bakanlığı) yerine (Yüksek Hâkimler Kurulu) sözleri konularak okunmalıdır.

Gerek 2556 sayılı Hâkimler Kanununa, gerekse Yüksek Hâkimler kurulu Kanununa göre bir kimsenin hâkim olabilmesinde iki türlü işlemin yapılması gerekmektedir :

a) Mesleğe kabul işlemi (2556 sayılı Kanun, hepsi 3885 sayılı Kanunla değişik madde 12., 13. ve 14., 6798 sayılı Kanun ile değişik madde 70. fıkra 2 ve yine o kanun ile değişik madde 71 fıkra 4; 45 sayılı Kanun madde 29, bent l, madde 33, bent 1.)

b) Belli bir hâkimlik görevine atama işlemi (2556 sayılı Kanun, 5457 sayılı Kanun ile değişik madde 15. fıkra l, 6798 sayılı Kanun ile değişik madde 70, fıkra l, ve yine o kanun ile değişik madde 71, fıkra l -3 45 sayılı Kanun madde 29, bent 2, madde 33, bent 2).

İptali

istenilen kanun, mesleğe kabul edilmesine karar verilmiş olan kimselerin belli

göreve atanmaları durumu için konulmuş bir kanun olduğundan bu atanma

işlemlerinin ne gibi kurallara göre yapıldığını da açıklamak yerinde olacaktır;

Mesleğe alınmasına karar verilmiş bir kimsenin belli bir Hâkimliğe atanması

için o yerin boşalmış olması ve o kimseye belli bir hâkimlik kadrosunun

ayrılmış bulunması, başka deyimle boş bir hâkimlik kadrosunun dahî elde

bulunması gerekir. 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 6798 sayılı Kanun ile değişik

15. maddesinin birinci fıkrası uyarınca her hâkim adayının defterdeki sıraya

göre atanması gerektiği gibi, Hâkimlikten ayrıldıktan sonra yeniden mesleğe

dönmek istediği için veya profesörlükten veya avukatlıktan ayrılmış olanlardan

hâkimlik mesleğine alınmalarına karar verilenlerin dahi yine mesleğe

kabullerine ilişkin karar tarihine göre sıra ile hâkimliğe atanmaları

zorunludur; nitekim 2556 sayılı Hâkimler Kanununun az yukarıya yazılan 58.

maddesinde de, açılan bir hâkimliğin ancak yükselme defterindeki sıraya göre

doldurulabileceği ve yine açılan bir kadronun aynı kurallara göre dağıtılacağı

ilkesi kesinlikle benimsenmiştir. İptali istenilen kanunda hâkimliğe kabulüne

karar verilen kimsenin T. B. M. M. nin eski bir üyesi olması halinde Hâkimler

Kanununun 58. maddesinde yazılı sırayı bekliyenlerin hepsinden önce, başka

deyimle, bütün ilgililere üstün tutularak alabileceği aylığın ödenmesini

sağlıyacak olan ve meslekteki benzerlerin aldığı kadrolara denk bulunan göreve,

atanması, kesin bir ödev olarak Yüksek Hâkimler Kuruluna (ve savcılar için de

Adalet Bakanlığına yükletilmiş bulunmaktadır. Böylelikle eski bir milletvekili

veya Cumhuriyet Senatosu üyesi, yükselmek için belli bir hakimliğin veya

kadronun açılmasını bekleyen ve meslekte bulunan bütün hâkimlerin hukuki

durumları üzerinde etkili olabileceği gibi, dışarıdan başvurup mesleğe

alınmasına karar verilen ve atanma için bekliyen bütün kimselerin hukukî

durumları üzerinde de etkili olacak, başka deyimle hem yükselmek için açık yer

veya kadro bekleyen hâkimlerin (ve savcıların) yükselmelerine, hem de dışarıdan

başvuranlardan mesleğe alınmasına karar verilip de atanma sırası gelmiş olan

kimsenin atanmasına engel olacaktır. Şu yön üzerinde de dikkati çekmek gerekir

ki, bir hâkimin yükselmesine engel olmak ondan boşalacak kadroya geçirilecek

başka bir hâkimin yükselmesine dahi engel olacak ve durumun böylece geriye

doğru zincirleme tepkiler göstermesine yol açacaktır. Bunun gibi, dışardan

başvurup mesleğe alınmasına karar verilenlerden atanma sırası gelmiş olan bir

kimsenin atanmasına engel olmak, ondan sonra sıra bekleyen kimse veya

kimselerin atanmasını da geciktireceğinden yalnız ilk sırada olanın değil daha

birçok kimselerin atanmalarına dahi engel olmak sonucunu doğurabilecektir.

II)

İptali istenilen kanun; Kırklareli Milletvekili Atagün ile 7 arkadaşı

tarafından teklif edilmiştir. Bu teklifin gerekçesi özet olarak şöyledir :

Büyük Millet Meclisi üyeliklerine seçilme hakkının hâkimlerle birlikte bütün

Devlet görevlilerine tanınması yalnızca eşitlik ilkesinin gerçekleştirilmesi

düşüncesine dayanmayıp meclislerde çalışacak nitelikte bulunan türlü uzmanlık

dallarına bağlı ve görgülü kimselerin meclislere seçilmeleri amacını da

gütmektedir. Yurdumuzun şartlarına göre, türlü uzmanlık dallarından meclislere

üye seçimi zorunlu olarak teşvik edilmiştir. Hâkimler Kanununun 71.

maddesindeki Büyük Millet Meclisine seçilen hâkimlerin haklarının saklı

tutulacağına ilişkin hüküm bu amaçla konulmuş hükümlerden biridir. Son kez

çıkarılan Devlet Memurları Kanununa Devlet görevinden meclislere seçilenlerin

ileride açıkta kalmamaları için konulan hüküm, bu ihtiyaç ve zorunluğun sürüp

gitmekte olduğunu göstermektedir. Hâkimler Kanunun 71. maddesi ile güdülen amaç

aynı kanunun 58. maddesinin değiştirilmesi sonunda, gerçekleşemez duruma

girmiştir. Hâkimler Kanununun 71. maddesi ile güdülen amacın gerçekleşmesini

sağlamak üzere Devlet Memurları Kanununa konulan buna benzer bir hükmün

Hâkimler Kanununa da konulması gerekmektedir. "T.B.M.M. üyeliğini kaybeden

eski hâkim ve savcılardan bir kısmı bu gün açıktadır. Parlâmento üyeliği gibi

kamu hizmetlerinin en şerefli ve kutsilerinden biri olan bir hizmetin bilâhare

seçilmeyen kimseler hakkında üzücü, ızdırap verici bir ceza niteliğine inkılâp

etmesi, vicdanları rahatsız eden bir husustur. Diğer taraftan, Millet

temsilciliği yapmış kimselerin düştükleri akibetin Parlâmento hizmetlerine

karşı isteksizlik yaratması, Parlâmentoya kamu sektöründe çalışan ihtisas

sahiplerinin rağbetini azaltan bir faktördür. Seçim Kanununun tanıdığı hakkı

dolaylı yollarla köstekleyen bu maddelerin ortadan kaldırılması ile yalnız bu

kabil kimseler değil, Devletin de faydalanacağına şüphe yoktur. (M. Meclisi

Tutanak Dergisi, Dönem 2, Cilt 2, S. sayısı : 24).

Millet

Meclisi Adalet Komisyonu raporunda ise, özetle, şöyle denilmektedir : Hâkimler

Kanununun 58. maddesi kadroların meslekte bulunanlar arasında dağıtılmasını ve

bunun şartlarını öngörmüş olduğundan, 58. madde gereğince kadro bekleyen ve

meslekte bulunanlar söz konusu edildiği sürece, aynı kanunun 71. maddesi

gereğince mesleğe alınmalarına karar verilenlere kadro verilmemekte ve atama

işlemi gerçekleşmemektedir. Kabul edilecek hükümle mesleğe alınmalarına karar

verilmiş eski Büyük Millet Meclisi üyelerinin açık kadrolara hemen atanmaları

sağlanabilecektir. Böylelikle, Devlet Memurları Kanunu uyarınca bu kanuna bağlı

görevlere hemen atanacak Meclis üyeleri ile, hâkim ve savcılığa atanacak eski

üyeler arasında da eşitlik gerçekleşecektir. (M. Meclisi Tutanak Dergisi, Dönem

2, Cilt 2, 2/211).

Cumhuriyet Senatosu Adalet ve Anayasa Komisyonu oy çokluğu ile aynı görüşleri benimsemiş, iki üye çoğunluğa katılmamışlardır. Bunların ikisi de teklifin hâkimlik mesleğinde kadro bekliyenlerin haklarını çiğnediği görüşünde birleşmişlerdir. (C. Senatosu Tutanak Dergisi, 2. Sayısı : 763, 2/191).

Bu

gerçekleri özetliyecek olursak, iptali istenilen hükmün boşalan bir kadronun

yükselmek için sıra bekleyenler yerine, mesleğe kabulüne karar verilmiş eski

Büyük Millet Meclisi üyesine hemen verilmesini sağlamak üzere konulduğu,

bununlada her meslekten ve bu arada hâkimlerden Milletvekilliğine veya

Cumhuriyet Senatosu üyeliğine seçileceklerin teşvik edilmek istendiği ve yasama

meclisi üyeliğine yetenekli kimselerin istekli olmalarını sağlamak amacıyla

yükselme veya atama için sıra bekleyen diğer kimselerin hukukî çıkarlarının

daha az önemli sayıldığı, başka deyimle, kamu yararının, hâkimlik mesleğine

girmek veya o meslekte yükselmek için sıra bekleyenlerin haklarının

korunmasında değil yasama üyeliğine hâkimlerin ve savcıların istek

göstermelerinin sağlanmasında ve bunun için eski yasama meclisi üyelerinin

göreve olabildiğince çabuk yerleştirilmelerinde görüldüğü anlaşılmaktadır.

III)

Mahkeme, sonuçta oybirliğine varmışsa da, gerekçede çoğunlukla Anayasa'nın 2, 12/2, 58, 139 ve 144. maddelerine aykırılık nedeni ile iptal kararı vermiştir. Burada sorunun çözümlenmesi için, Anayasa hükümlerini ele alarak dâvayı incelemek uygun bulunmuştur.

a) Anayasa'nın (Kamu hizmetlerine girmek) başlığını taşıyan 58. maddesi şöyledir :

"Her Türk kamu hizmetlerine girmek hakkına sahiptir.

Hizmet almada, ödevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez."

Dâvada iptal konusu kanun bakımından Büyük Millet Meclisi üyeliği etmiş olmanın göreve alınmada bir öncelik nedeni sayıldığı, yasama meclisi üyeliği etmiş bulunmanın ise hâkimlik mesleği ile ilgili bir nitelik olamıyacağı ile sürülmüştür.

Anayasamızın bu maddesinin birinci fıkrası hükmünün eski Anayasa'nın 92. maddesinden alındığı ikinci fıkrası hükmünün ise Anayasamızın 12. maddesindeki eşitlik ilkesinin zorunlu kıldığı bir sonuç olduğu, Anayasa Komisyonu raporundan anlaşılmaktadır. (Anayasa Komisyonu raporu S. sayısı : 35, S. 27),

Yine Anayasa'nın Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında, Komisyon sözcüsünün açıklamalarından, ikinci fıkradaki (Ödevin gerektirdiği nitelikler) sözü ile cinsiyet, ırk düşünce gibi görevle hiç bir ilgisi olmayan ayrımların anlatılmak istendiği, nesnel (Objektif) ve işle ilgili bir takım ayırımlara yer verilmesine bu hükmün engel olmadığı sonucuna varılmaktadır. Gerçekten 58 inci madde hükmünün yazılışından çıkan anlam da budur.

İptal konusu kanun ile benimsenen ayırımın hâkimliğin gerektirdiği niteliklerden olup olmadığını kestirebilmek için de hâkimlik görevinin ne olduğu ve ne gibi durumların bu görevin gerektirdiği niteliklerden sayılabileceği sorularına kısaca karşılık vermek yerinde olacaktır.

Hâkimler,

Türk Ulusu adına, yargı yetkisini kullanan kimselerdir. İptali istenilen

hükümle adalet mahkemelerindekî hâkimler hedef tutulduğundan, özel hukuk

uyuşmazlıklarından haklıyı haksızdan ayırt etme ve hak sahibinin hakkının ne

olduğunu kararında gösterme veyahut ceza dâvalarında suçlunun kim olduğunu ve

hak ettiği cezayı belli etme ile görevli kimseler söz konusu demektir. Bu

kimselerin anılan görevlerini gereği gibi yerine getirebilmesi için bütün

Devlet görevlilerinde aranan belli yaşta ve sağlam olma gibi koşullardan başka,

bir yandan ahlâk ve seciye, öbür yandan hukukî ve genel bilgi yönünden bir

takım niteliklere sahip olmaları zorunludur. Hâkimin, ahlâk ve seciye yönünden

nitelikleri, toplumun kötü saydığı eylemlerden uzak kalma, tarafsızlığı

üzerinde çevrenin güvenini sarsabilecek bütün davranışlardan sakınma, mesleğin

gerekli kıldığı ağır başlılıktan ve kendisini çevresine saydırma düşüncesinden

ayrılmama, hukukî ve genel bilgi yönünden nitelikleri de belli bir genel

öğrenim ve hukuk öğrenimi yapmış olma, mesleğe ilişkin uygulama yeteneğini

edinmiş bulunma yolunda açıklanabilecek temel kurallara dayanmaktadır. Bugün

yürürlükte bulunan Hâkimler Kanununun mesleğe alınma ve meslekte yükselme

hükümleri ile disiplin işlemlerine ilişkin hükümleri ve 45 sayılı Yüksek

Hâkimler Kurulu Kanununun yine bu konulara ilişkin hükümleri, sözü edilen

kurallara dayanan nitelikleri göstermektedir. (2556 sayılı Hâkimler Kanununun

özellikle 1., değişik 3., değişik 4., değişik 5,, değişik 6., değişik 12.,

değişik 13,, değişik 15., değişik 16., 20 ., değişik 21., değişik 22.,

değişik 29. ve sonraki maddeleri ile değişik 47., değişik 48., 49., değişik

70., değişik 71., değişik 89., değişik 90.. değişik 92., değişik 96 ıncı

maddeleri hükümleri ile 45 sayılı Yüksek hâkimler Kurulu Kanununun Özellikle 37

inci ve 52 nci maddeleri hükümleri.) İptali islenilen hükmün temeli olan yasama

meclisi üyeliği etmiş bulunma niteliği, hiç bir zaman hâkimlik mesleğini

ilgilendiren bir nitelik sayılamaz. Bu durum hâkimlik mesleğine ilişkin

niteliklerin dayandığı, az yukarıda anılan kurallarla ilgili sayılabilecek bir

olay değildir. Başka deyimle, bir kimsenin yasama üyeliği etmiş bulunması, onun

başka isteklilerden daha verimli daha yüksek başarılı bir hâkim olmasını

sağlayacak bir neden olamaz. Bu yasama meclisi çalışmaları ile hâkimlik

çalışmalarının başka başka amaçları bulunan ve başka başka yönlerden gelişen

çabalar bulunmasının tabiî bir sonucudur. Gerçekten, yukarıdaki (II deki)

açıklamalardan anlaşıldığı üzere iptal konusu kanun hükmünü teklif edenlerin ve

kabul edenlerin amacının hâkimlik mesleğine ilişkin bir nitelik hükmü koyarak

mesleği güçlendirmek olmayıp yasama meclisi üyesi iken seçime girmemek veya

seçilmemek yüzünden açıkta kalmış bulunan eski hâkim ve eski savcıların yeniden

hâkimlik veya savcılığa alınmalarına karar verildikten sonra hemen hâkim veya

savcı atanmalarını sağlıyarak, hâkim veya savcıların içinden yasama meclisi

üyesi olmak isteyenlere cesaret vermek ve böylelikle adalet mesleğinden bir çok

kişilerin yasama meclislerinde yer almasını gerçekleştirmektir. Kanunun temeli

olan bu görüşün, Kanunu teklif ve kabul edenlerin ereklerine, göre, hâkimlik

mesleğinin güçlendirmesi ile veya onun gerekli kıldığı niteliklerle bir

ilişkisi bulunmadığı dahi açıktır.

Burada Anayasa'nın 134 üncü maddesinde hâkimlerin niteliklerinin mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre kanun ile belli olmasının öngörüldüğü ve bu niteliklerin yasama meclisinin görüşüne göre belli olabileceği ileri sürülebilir. Ancak Anayasa'nın 58 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü bütün Devlet görevlilerinin nitelikleri konusunda yasama meclislerinin yetkisini sınırlandırmış olduğundan ve hâkimlerin niteliklerinin bu hükmün kapsamı dışında tutulması için hiç bir haklı neden düşünülemiyeceğinden dolayı, bu görüş doğru değildir.

Şunu

da açıklamak yerinde olur ki, Anayasa'nın 58 inci maddesinde, anılan nitelik

yönünün yalnız hizmete alınma konusu için öngörülmüş olduğu, iptali istenilen

hükmün ise hizmete alınma konusunu ilgilendirmeyip adlî mesleğe alınma konusunu

hedef tuttuğu ortaya atılarak, dâva konusu hükmün sözü edilen 58 inci madde

kapsamına girmiyeceğı görüşü benimsenemez; çünkü, hizmete kabulün amacı, yalnız

mesleğe alma, mesleğe kabul etme değil, ancak belli bir görev yüklemek, kamu

hizmetlerinde belli bir iş, belli bir çalışma olanağını gerçekten sağlamaktır.

Anayasa'nın 58 inci maddesi yurttaşların kamu hizmetlerine eylemli olarak

katılmaları için konulmuştur, yoksa onların belli bir göreve atanacaklara

ilişkin deftere yazılmaları için değil... Hükmün bu konulup amacına göre

yorumu, ikinci fıkrada anılan niteliğin yalnızca atamanın ön işlemi olan ve

Hâkimler Kanununa özgü (mahsus) bulunan mesleğe kabul kararı için değil, belli

göreve atama işlemi için aranan nitelikleri dahi anlattığı sonucuna bizi

ulaştırmaktır.

Yukarıdanberi yapılan açıklamalara göre, dâva konusu hüküm ile öngörülen üstün tutma ve öncelik tanımaya temel olan yasama meclisi üyeliği etmiş olma niteliği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği bir nitelik olmadığı için bu hüküm, Anayasa'nın 58 nci maddesine uygun değildir, ve bu yüzden iptal edilmelidir.

Üyelerden Muhittin Gürün bu görüşe katılmamıştır.

b) Anayasa'nın, (Yargıtay) başlığını taşıyan 139 uncu maddesi şöyledir :

"Yargıtay adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli dâvalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar.

Yargıtay üyeleri Yüksek Hâkimler Kurulunca, Yargıtay Birinci Başkam ile ikinci başkanları ve Cumhuriyet Başsavcısı Yargıtay Büyük Genel Kurulunca üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla seçilir.

Yargıtay'ın kuruluşu, işleyişi, başkan ve üyelerinin ve diğer mensuplarının nitelikleri, kanunla düzenlenir."

Bu

hükme göre, Yargıtay üyelerinin Yüksek Hâkimler Kurulunca, Yargıtay Birinci

Başkanı ve ikinci başkanları ile Cumhuriyet Başsavcısının ise Yargıtay Büyük

Genel Kurulunca üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile seçilebilecek birden çok

kimse arasından gizli oyla seçilmesi gerekmektedir, 44 Sayılı Yüksek Hâkimler

Kurulu Kanununun 38., 39. ve 40 inci maddeleri uyarınca Yargıtay üyelerinin

seçimlerinden önce (Seçilebilecek kimseler listesi) hazırlanır ve 41 inci madde

gereğince bu listede yazılı olanlar arasından birisi, her boş yer için

yapılacak ayrı oylama ile seçilir Yargıtay başkanları ile Başsavcıyı seçecek

kurul ise, Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurullarına katılan Yargıtay

hâkimlerinden meydana gelen Yargıtay Büyük Genel Kurulu olup bu kurul şimdiye

değin Yargıtay hâkimleri arasından seçim yapmaktadır. 44 sayılı Yüksek Hâkimler

Kurulu Kanununun 97 nci maddesinin, Mahkememizin 15/5/1963 günlü ve 50/111

sayılı Kararı ile iptal dışı bırakılmış bulunan hükmüne göre Yargıtay İkinci

Başkanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına, birinci sınıf hâkim veya savcılıktan

gelen Bakanlık müsteşarı dahi seçilebilir. Yargıtay üyesi iken yasama meclisine

üye seçilmiş ve sonradan yeniden seçilmek istememesi, veya seçilememesi

dolayısiyle hâkimlik mesleğine alınmasına karar verilmiş olan bir kimse

bulundukça, Yüksek Hâkimler Kurulunun başka birisini Yargıtay üyeliğine

seçmesine, iptali istenen kanun hükmü, engeldir; Zira, herkesten önce anılan

kimsenin Yargıtay üyeliğine getirilmesi, bu Kanunun kesin buyruğu gereğidir.

Yine Yargıtay Başkanı veya Cumhuriyet Başsavcısı iken yasama meclisine seçilmiş

bulunan bir kimsenin hâkimliğe alınmasına karar verilmiş olunca, açılacak

Yargıtay Başkanlığına veya Cumhuriyet Başsavcılığına yalnız o kimsenin

getirilmesi dahi, iptali istenilen hükmün gereğidir. Böyle durumlarda ise,

hukuk bakımından, seçimden değil, ancak ve ancak atama yükümünden söz

edilebilir. Anayasa'nın yukarıda anılan 130 uncu maddesi hükmü ile öngörülen

seçim işlemi yerine, atama yükümünü kovan kanun hükmü bu nedenle dahi, Anayasa'ya

uygun değildir ve iptal edilmelidir.

Üyelerden Celâlettin Kuralmen bu görüsü benimsememiştir.

c) Anayasa'mızın (Cumhuriyetin nitelikleri) başlığını taşıyan 2 nci maddesinde şöyle denilmektedir :

"Türkiye

Cumhuriyeti insan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan

millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." Anayasa'nın

başlangıç hükümlerinde ise demokratik hukuk devletinin amacı; insan hak ve

hürriyetlerini, millî dayanışmayı, sosyal adaleti, ferdin ve toplumun huzur ve

refahını gerçekleştirmeyi güvenlik altına almak olarak gösterilmiştir. Hukuk

Devleti demek, insan haklarına saygı gösteren ve bu haklan koruyucu, âdil bir

hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeye kendini yükümlü sayan bütün

davranışlarında hukuk ve Anayasa'ya uyan, bütün işlem ve eylemleri yargı

denetimine bağlı bulunan bir Devlet demektir. İnsan hak ve hürriyetlerinin ve

toplumun huzur ve refahının güvenlik altına alınması ise, ancak, ve ancak

hukukî durumlarda kararlılık sağlamakla olabilir. Öte yandan, kararlılık da

hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri olarak (Kazanılmış hak kavramı) nın

benimsenmesi ile gerçekleşebilir. (8/4/1963 günlü ve 63/ 16, 63/88 sayılı

11/10/1963 günlü ve 63/124, 63/243 sayılı; 13/5/1964 günlü ve 63/99, 64/88

sayılı; 11/12/1964 günlü ve 63/138, 64/71 sayılı; 5/3/ 1965 günlü ve

63/171, 65/13 sayılı Anayasa Mahkemesi kararlarının gerekçeleri).

İptali

istenilen Kanun gereğince korunan kişiler ile yükselmek için -açık kadro

bekleyen hâkim ve savcıların ve mesleğe alınmalarına karar verilmiş olup da

atanma için açık kadro bekleyen öbür ilgililerin karşılıklı durumları

üzerindeki (Yukarıda l de) açıklamalardan anlaşılacağı üzere, iptali istenen

kanun ile korunan kikler, herkesin önüne geçirilerek atanacaklardır. Yine

yukarıda (l de) açıklandığına göre, yükselmek için açık kadro bekleyen hâkimler

arasında 2556 sayılı Hâkimler .Kanununun 58 inci maddesi uyarınca sıraya bağlı

olma düzeni yürürlükte bulunduğu gibi mesleğe alınmalarına karar verilip de

atama için açık kadro bekliyen öbür ilgililer arasında dahi belli bir sıra

düzeni vardır. Kanuna ve ayrıca adalet ilkesine dayanan bu düzene göre her

ilgili açılacak bir kadronun ve görevin sırası gelince kendisine verileceğini

bilmektedir ve onun belli kadro üzerinde, sırada yeri olanlara üstün

tutulmasını ve kendisinin sırası gelince hiç kimsenin kendisinin önüne

geçirilmemesini istemek hakkı vardır ki bu, onun bir kazanılmış hakkıdır.

İptali istenen Kanun uyarınca, onun bu kazanılmış hakkı, çiğnenecek kendisine

verilmesi gereken kadro ve görev kendisinden belki çok geridir sırada bulunan

başka birine verilmiş olacaktır. Bu durum Anayasamızın az yukarıda anılan hukuk

devleti ilkesine ve hukuk devletinde kazanılmış haklara saygı gösterme kuralına

aykırı bulunduğu için iptali istenen hüküm Anayasa'nın 2. maddesine de uygun

değildir ve bu bakımdan dahi iptal edilmelidir.

Üyelerden Fazıl Uluocak, Sait Koçak, İhsan Ecemiş, ve Muhittin Gürün bu görüşe katılmamıştır.

ç)

Anayasa'nın Yüksek Hâkimler Kurulunun görev ve yetkilerini gösteren 144 üncü

maddesinde konumuza ilgili olarak "Hâkimlerin özlük işleri hakkında karar

verme yetkisi, Yüksek Hâkimler Kurulunundur." hükmü yer almıştır. Bu kurul

hâkimleri yürütmenin etkisi dışında tutmak ereği ile kurulmuştur. Kanun Koyucu,

Anayasa'nın 58. ve 134. maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak ve hâkimleri

yürütmenin ve sıvası gücün etkisi dışında tutma yolundaki kuruluş ereğine

aykırı olmamak üzere, Hâkimler Kurulunu bağlayıcı ve onun karar verme yetkisini

sınırlayıcı bir takım hükümler koyabilir; çünkü, hukukî nitelikçe yönetim

işlerinden bulunan hâkimlerin özlük işleri ile uğraşan bir kurul olması

dolayısiyle Yüksek Hâkimler Kurulunun karar verme yetkisi dahi sınırsız

değildir. Ancak, yukarıda (a da) açıklanan nedenlerden ötürü, iptali istenen

hükümle konulan sınırlandırma. Anayasa hükümlerine ayları olduğundan, dâva

konusu hüküm, Anayasa'nın 144. maddesi ile davacı Kurula tanınmış bulunan karar

verme yetkisini dahi hukuka uygun olmayan bir ölçüde daraltmış olmaktadır ve

bundan dolayı Anayasa'nın 144 üncü maddesine de uygun bulunmadığı için iptal

edilmelidir.

Üyelerden Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün, bu görüşe katılmamışlardır.

d)

Anayasa'nın (eşitlik) başlığını taşıyan 12. maddesinin ikinci fıkrasında

"Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

denilmektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında ise (Herkes dil. ırk, cinsiyet,

siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun

önünde eşittir." hükmü yer almıştır. Bu maddenin birinci fıkrasında

anlatılan kanun karşısında eşitlik ilkesi, ikinci fıkrasında hükme bağlanan

hiçbir kişiye veya topluma imtiyaz tanınamayacağı hükmü ile, bugün için, bir

bütün meydana getirmektedir. Gerçekten, ikinci fıkra, bir tek kişiye veya

birtakım topluluklara, aynı durumda bulunan yurttaşlardan daha çok veya daha

geniş hak ve yetkiler tanımak yoluyla Kanun karşısında eşitlik ilkesinin

çiğnenmesini yasak etmekle birinci fıkra hükmünü başka bir yönden

açıklamaktadır. Şunu da belirtmek gerekir ki, Kanun karşısında eşitlik demek,

bütün yurttaşların haşinin, her yönden aynı hükümlere bağlı tutulmaları demek

değildir. Bir takım yurttaşların başka hükümlere bağlı tutulmaları haklı bir

nedene dayanmakta ise, böyle bir durumda Kanun karşısında eşitlik ilkesinin

çiğnenmiş olmasından söz edilemez. İnsanlar arasında yaradılış veya çalışma

gücü veya sağlık bakımından veya nitelikçe buna eşit nedenler dolayısiyle pek

çok ayırım bulunduğu açık bir gerçektir. Örneğin, bir kadınla bir erkeğin,

sakat bir kimse ile sağlam bir kimsenin, askerlik yükümü bakımından, bir

zenginle bir orta halli kimsenin belli bir vergi yükümü bakımından çok başanlı

bir öğrenci ile orta başarılı bir öğrencinin başarılı öğrencilere ödenmesi

gerekli bir yardım parası alacağı bakımından; başka başka hükümlere bağlı

tutulmaları, eşitlik ilkesine aykırı olamaz; çünkü bu ayrı tutma, haklı

nedenlerin sonucudur.

İptal

konusu Kanun ile korunan kişiler yararına, sırada bekleyen başka kimselerin

hakkı çiğnenmekle bir eşitsizlik doğmuş olmaktadır, yalnız bu eşitsizlik haklı

nedene dayanmakta ise, bundan önce belirtildiği üzere, Kanun önünde eşitlik

ilkesine aykırılık söz konusu olamaz. Yukarıda, (I de) açıklandığı gibi iptali

istenen Kanun ile yasama meclislerine her meslekten ve bu arada adalet

mesleğinden bir çok kimselerin katılmasını kolaylaştırmak ve katılmak

isteyenlere cesaret vermek amacı güdülmüştür. Ve böylelikle hâkimlik mesleğinin

veya adalet işlerinin yararına değil yasama meclislerinin ve çalışmalarının

yararına bir hüküm konulmuştur. Devlet, Anayasa hükümlerince, demokratik hukuk

devletidir. Yasama Meclisi üyeliği, demokratik devlet bakımından nedenli önemli

ise, adalet hizmeti ve özellikle hâkimlik ve Hukuk Devleti ilkesi bakımından o

denli önemlidir; çünkü yukarıda (c de) açıklandığı üzere, Hukuk Devleti,

Devletin bütün iş ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulduğu ve adil bir

hukuk düzeninin hüküm sürdüğü Devlet demektir ki, böyle bir devlette adalet

hizmeti en az yasama çalışması ölçüsünde etkilidir.

Anayasa'mızın

58. maddesi hükmünün 12. maddesi hükmüne göre özel nitelikte bir hüküm olması

dolayısiyle bu 12 inci maddenin uygulanmasına ve onun üzerinde tartışılmasına

bu dâvada yer olmadığı düşünülebilir. Özel hükümle genel hüküm çatıştıkları

durumlarda, genel hükmün değil, yalnız özel hükmün uygulanacağı hukukun genel

kurallarındandır ve Mahkememiz Anayasa'nın 132. ve Anayasa Mahkemesi

İçtüzüğünün 1. maddeleri uyarınca hukukun genel kurallarını dahi uygulamakla

ödevlidir. Buradaki gibi, özel hüküm genel hükmün belli bir alanda uygulanması

amacı ile konulmuş olunca, her ikisinin de birlikte uygulanmasında hukukça bir

sakınca düşünülemez ve özellikle Anayasa alanında, hükümlerin bir bütün olarak

gözönünde tutulup yorumlanması yollu hukuk kuralının uygulanması, daha doğru

olur. Bu nedenlerle çoğunluk, Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasının da

tartışılması ve uygulanması görüşünü benimsemiştir ve iptali istenen hükmü bu

maddeye de aykırı bulmuştur.

Üyelerden Hakkı Ketenoğlu, İhsan Keçecioğlu, Ceâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş çoğunluğun 12. maddenin ikinci fıkrası konusundaki görüşüne katılmamışlardır.

SONUÇ

:

6798

sayılı Kanunla değiştirilmiş olan 2556 sayılı Hâkimler Kanununun 71 inci

maddesine 751 sayılı Kanunla eklenen fıkranın hâkimlere ilişkin hükmünün,

Anayasa'nın 2., 12/2., 58., 139. ve 144. maddelerine av-kın bulunduğundan

iptaline, iptalde oybirliği île gerekçede ise, Fazıl Uluocak. Sait Koçak, îhsan

Ecemiş ve Muhittin Gürün'ün fıkranın Anayasa'nın 2. maddesine, Hakkı Ketenoğlu,

ihsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, ihsan Ecemiş, Muhittin

Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'ın fıkranın Anayasa'nın 12. maddesine, Muhittin Gürün'ün

Anayasa'nın 58. maddesine, Celâlettin Kuralmen'in Anayasa'nın 139. maddesine,

Hakkı Ketenoğlu, Celâlettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, İhsan Ecemiş ve Muhittin

Gürün'ün Anayasa'nın 144. maddesine aykırı bulunmadığı yolundaki

muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile 29/11/1966 gününde karar verildi.

Başkan

Hakkı Ketenoğlu

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

Üye

Ahmet Akar

KARŞI

OY YAZISI

İptal konusu hükmün, Anayasa'nın 12. maddesinde öngörülen eşitlik ilkesiyle ilgili olmadığı ve bu maddenin ikinci fıkrasına avlan bulunmadığı hakkında, Üyelerden İhsan Ecemiş tarafından yazılan karşı oy yazısının (d), bendindeki görüşe katılıyorum.

Üye

Ziya Önel

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

KARŞI

OY AÇIKLAMASI

İptali istenilen ve konusu bakımından kamu hizmetlerine alınma hakkına ilişkin bulunan kanun hükmünün vatandaşların bu haklarını düzenleyen Anayasa'nın "58" inci maddesine açıkça aykırı olduğu ve ayrıca Devletin dayandığı ilkeleri bildiren Anayasa'nın 2. maddesinin de bu aykırılığı teyit ettiği kararda tafsilâtiyle gösterilmiştir. Bu sebepler söz konusu Kanun hükmünün iptali için kâfi bulunmaktadır. Genel mahiyette olup bütün vatandaşların kanun önünde eşitliğinden bahseden Anayasa'nın "12" nci maddesinin ise konu ile doğrudan doğruya bir ilişiği bulunmamaktadır.

Diğer taraftan Anayasa'nın "144" üncü maddesinin "l" inci fıkrası "Hâkimlerin bütün özlük işleri hakkında karar verme yetkisinin yüksek Hâkimler Kuruluna ait bulunduğunu" bildirmektedir. Bu yetkinin ilgili Kanunlara göre kullanılacağı aşikârdır, iptali istenen hüküm Yüksek Hakimler Kurulunun bu yetkisine dokunmamaktadır. Sadece Kurulun vereceği kararların dayanacağı kanunî esaslardan birisini göstermektedir. Eğer bu hüküm Anayasa'ya başka bir yönden aykırı ise ancak o yönden Anayasa'ya aykırı bulunduğunu kabul etmek lâzım gelir, yoksa Anayasa'nın "144" üncü maddesine aykırılığı söz konusu olamaz.

Anayasa'nın

"139" uncu maddesi yalnız Yargıtay'a taallûk eden hükümleri

kapsamaktadır. Dâva konusu hüküm ise hâkimliğin her derece ve kademesi ile

ilgili bulunmaktadır. Anayasa'nın "2" nci ve "58" inci

maddeleri karşısında sözü geçen hükmün bu derece ve kademelerin hepsine şâmil

surette Anayasa'ya aykırılığı kararda gösterilmiştir. Bu hükmün, uygulanmasında

"139* uncu maddede sözü edilen "Seçim"e fiilen imkân kalmıyacağı

düşüncesi ile ayrıca Anayasa'nın bu maddesine de aykırılığından bahsedilmesinin

yerinde olmayacağı kanısındayım. Çünkü açık bulunan böyle bir vazife için dâva

konusu hükümdeki niteliği haiz iki veya daha ziyade kimse mevcut olduğu

takdirde Anayasa'nın "139" uncu maddesindeki seçimin uygulanmasına

mani bir cihet olmamak icabeder.

Yukarıda açıklanan sebepler dolayısiyle dâva konusu hükmün iptalinde Anayasa'nın 12/2, 144 ve 139 uncu maddelerine dayanılmasının gerekmediği düşüncesindeyim.

Üye

İhsan Keçecioğlu

KARŞI

OY YAZISI

1) Yüksek Hâkimler Kurulunca veya Bakanlıkça bir yasanın yanlış veya doğru biçimde uygulanması ona eklenen bir hükmün Anayasa'ya aykırı veya uygun olması sonucunu doğurmayacağından Yüksek Hâkimler Kurulunca 2556 sayılı Yasanın nasıl uygulandığının incelenmesine yer yoktur.

2)

Anayasa Mahkemesinin kuruluşuna ilişkin 44 sayılı Yasanın 28 inci maddesi, bir

hükmün iptali sonunda ona bağlı olan ve iptal nedeni bakımından ve Anayasa'ya

aykırılıkları anlaşılan öbür hükümlerinde iptalini sağlamak amacıyla konulmuştur.

Dâvada Anayasa'nın 58 inci maddesine dayanıldığından, savcıların da hâkimlerle

aynı durumda olmamakla birlikte adalet işlerinde çok önemli görevleri bulunduğu

için hâkimlerin ve savcıların nitelikleri arasında büyük ayırımlar düşünülemez.

Bundan dolayı, hâkimler gözönünde tutularak ve 58 inci maddeye dayanılarak

verilecek iptal kararı, savcılara ilişkin hükmün de Anayasa'ya aykırılığını

ortaya koyacağından onun da iptali gerekecektir. Yine eşitlik ilkesine

aykırılık nedeni için de aynı sonuca varacaktır. Bu nedenlerden ötürü,

incelemenin iptal konusu hükmün yalnız hâkimlere ilişkin bölümü üzerinde

yapılması yolundaki karar bence doğru değildir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

:

Yukarıda yazılı nedenlerle 30/6/1966 günlü ara kararına karşıyım.

Üye

Celâlettin Kuralmen

MUHALEFET

ŞERHİ

1- Sonradan hâkimliğe dönmek isteyenler hakkında Yüksek Hâkimler Kurulunca nasıl bir işlem yapıldığının, defterde sıra verilip verilmediğinin araştırılması, bir hükmün Anayasa'ya aykırı olup olmadığının tesbitine yarayacak bir esas olamaz.

2- Tekrar hâkimliğe dönmek isteyen Yasama Meclisi Üyeliği yapmış olan kimselerin, sıra bekleyen hâkimlere takdimen ve tercihan atanmaları. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin niteliklerini belirten Anayasa'nın 2 nci;

Dil, ırk, cinsiyet, siyasî, düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırmanın kanun önünde eşitliği bozamıyacağına ve imtiyaz tanınmayacağına ilişkin genel mahiyetteki hükümleri kapsayan 12 nci;

Yüksek Hâkimler Kurulunun görev ve yetkilerine mütedair 144 üncü maddeleri ile doğrudan doğruya bir ilgisi bulunmadığından iptal kararının bu maddelere dayanan gerekçelerine katılmıyorum.

Üye

Recai Seçkin

KARŞI

OY AÇIKLAMASI

c- Yasama Meclisi Üyeliği yapmış olmak hâkimlik mesleğinin gerektirdiği niteliklerden sayılmadığı halde bu gibilerin diğer bekleyenlerin önüne geçirilmesinde Anayasa'ya aykırılık bulunup bulunmadığı Anayasa'nın 58. maddesi ile ilgili olup genel bir ilke hükmü olan Anayasa'nın 2. maddesi ile doğrudan doğruya bir ilgisi yoktur.

ç- Anayasa'nın 144. maddesi ile Yüksek Hâkimler Kuruluna tanınmış olan yetki sınırsız olmayıp yasa koyucunun, Anayasa'nın 58 ve 134. maddelerinin verdiği yetkiye müsteniden hâkimlerin nitelikleri ile ilgili olarak koyacağı hükümler dahî gözönünde tutularak kullanılacaktır. Bu niteliklerin tesbitinde 58 veya 134. maddelere aykırılık bulunursa bu gerekçe ile bir iptal mümkün ise de Yüksek Hâkimler Kuruluna yetki tanıyan 144. maddeye aykırılık ileri sürülerek bir iptal mümkün değildir, iptali istenilen hüküm ise Hâkimler Kurulunun yetkisine ilişkin olmayıp Hâkimlerin niteliği ile ilgili bulunmaktadır. Bu bakımdan 144. maddeye aykırılık söz konusu olamaz.

d- Anayasa'nın 12. maddesinin sağladığı kanun önünde eşitlik genel ve mutlak manada bir eşitlik değildir. Kanunun düzenlediği konunun gereği olan hal, şart ve nitelikteki eşit bulunan arasındaki bir eşitliktir ve Kanun önünde dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep gözetilerek bir ayırım yapılamaz.

İptali istenilen hükümle, hâkimlik kadrosu verilmesi hususunda tanınan öncelik Yasama Meclisi Üyeliği yapmış olmak hal ve şartına bağlanmış bulunduğuna göre Anayasa'nın 58. maddesi ile ilgili olup 12. maddesinin birinci fıkrasıyla bir ilgisi bulunmadığı gibi bu niteliği haiz olanlara tanınan öncelik bir imtiyaz bulunmadığından, iptali istenilen hükmün, söz konusu 12. maddenin 2 nci fıkrası ile de bir ilgisi görülmemektedir.

Bu sebeplerle iptal gerekçesinin c, ç ve d bölümlerine karşıyım.

Üye

Fazıl Uluocak

MUHALEFET

ŞERHİ

751 sayılı Kanunun hâkimlere ilişkin hükmü karar içinde yazılı bulunan metinden de anlaşıldığı gibi, evvelce hâkimlik etmiş kimselerden Büyük Millet Meclisi Üyeliğine seçilmiş olup da bilâhare kendi mesleğine dönmek isteğinde bulunmuş ve mesleğe alınmalarına ilgili kurumlarca karar verilmiş olanların Hâkimler Kanununun 58. maddesinde yazılı sıra bekleyenlere takdimen (Alacakları maaşların ödenmesini sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara denk görevlere tercihan) atanmalarını öngörmektedir.

Bu hükme göre uygulamanın şu yolda olması gerekmektedir :

l- Böyle bir istemde bulunulduğunda, ilk önce, Yüksek Hâkimler Kurulu, ilgilinin durumunu inceleyerek hâkimlik mesleğine alınıp alınmamasına karar verecektir.

Madde hükmünün kül halinde incelenmesi göstermektedir ki, bu karar, aynı zamanda bir atama karan niteliği taşımakta, zira bu kararı veren Yüksek Hâkimler Kurulu, o şahsı boş kadroya tayin etmek mecburiyeti altına da girmektedir.

Ancak Yüksek Hâkimler Kurulu mesleğe alınma kararı verirken hiç bir kayıtla bağlı olmayıp kendi takdirini tam bîr bağımsızlık içinde kullanma yetkisine sahip bulunmaktadır. Binaenaleyh Kurul tarafından, mesleğe alınmak için araştırılması gerekli hususlara ilâveten, ilgilinin, Büyük Millet Meclisi Üyeliğinde geçen hizmetlerinin, hâkimliğin tâyin edileceği yeni derecesinde verimli hizmetlerde bulunmasını sağlayıcı ve defterde sıra bekleyenlere tercih olunmasını haklı kılıcı bir niteliği bulunup bulunmadığının da inceleme konusu yapılarak olumlu sonuca varıldığı takdirde hâkimliğe kabul kararının verilmesi, aksi takdirde isteğin reddolunması tabiî bulunmaktadır.

Nitekim, 45 sayılı Yüksek Hâkimler Kurulu Kanununun 37. maddesi Kurulun mesleğe alma kararındaki takdir serbestliğini açık bir şekilde belirtmiş bulunmaktadır.

Bu sebeple madde hükümlerinin birbiriyle olan bağlantısı gözönüne alınmayarak, hâkimlik mesleğine kabul kararının ayrı, atama kararının ayrı ele alınıp çoğunluk görüşünde belirtilen sonucun çıkartılması doğru değildir.

Bu sebeple madde hükümlerinin birbiriyle olan bağıntısı gözönüne mantarda verilmesi bile caiz değildir. Bu Kanuna göre işlem yapılabilmesi için ilk önce, isteme uygun boş bir kadronun bulunması şarttır. Şayet elde uvgun boş bir kadro yoksa, hâkimlik mesleğine alınma kararının da (Tâyin yapılabilecek boş kadro olmadığından böyle bir kadronun boşalması zamanına) ertelenmesi ve ilgiliye de bu yolda cevap verilmesi gerekmektedir. Maddenin başka surette uygulanması Kanun hükümlerine uygun değildir.

2- Diğer taraftan bu durumda olanlara maddenin verdiği hak şudur :

Hâkimler Kanunun 58 inci maddesinde yazılı sıra bekleyenlere takdimen, alacakları maaşların ödenmesini sağlayacak ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara denk görevlere atanmak.

Görüldüğü gibi burada söz konusu olan takdim ve tercih, yukarıda açıklanan durumdaki bir kimsenin müktesep hakkı olan maaşın verilmesini ve meslekte bulunan emsalinin aldığı kadrolara denk bir kadroya geçirilmesini sağlamak için öngörülmüştür. Yoksa kararda öne sürüldüğü gibi, daha ileri derecede olanların ve hatta aynı derecede olan emsalinin geriye itilerek başkasının öne geçirilmesi bahis konusu değildir. Yüksek Hâkimler Kurulu tarafından yukarıda belirtildiği şekilde yapılacak inceleme sonunda, böyle bir kimsenin hâkimlik mesleğine kabul edilmiş olması meslekten hiç ayrılmamış olması halinde de bu kere tâyin edileceği kadroya ulaşmış bulunacağının bir delilini vermektedir.

Şu halde kanunun esası, bu durumda olan eski bir hâkimin meslekten hiç ayrılmamış olması halinde de yükselebileceği kesinlikle belirmiş olan bir göreve tâyinini sağlamaktan ibaret bulunmaktadır. Bu durumda olan bir hâkimin Büyük Millet Meclisine seçilmesi sebebiyle meslekten ayrılmış olmasının, lâyık olduğu dereceye tâyin edilmesine engel sayılması için haklı bir sebep teşkil edemiyeceği meydandadır.

Kaldıki Büyük Millet Meclisi Üyeliğinde geçen hizmetlerin hâkimlikte geçmiş sayılacağı, yani prensibin esası, Hâkimler Kanununun 71. maddesinin asıl hükmü ile kabul edilmiş olup davacı o hükme herhangi bir itirazda bulunmamış olduğu gibi Mahkememiz de yukarıki kararında bu esas prensibe ilişmeyerek, onun uygulamasını düzenlemek maksadıyla sözü geçen maddeye bir fıkra ekleyen 751 sayılı Kanunu Anayasa'ya aykırı görmüş bulunmaktadır.

Halbuki

hangi usul ile olursa olsun, söz konusu prensibin uygulanmasının, müktesep

durumların korunması bakımından kararda belirtilen düşüncelerin öne sürülmesini

gerektirecek sonuçlar vermesi kaçınılmaz bir zorunluktur. Zira bu durumdaki bir

kimse, kıdem defterinin neresine yazılırsa yazılsın her halde kendisinden sonraya

kalan kimseleri birer sıra geriye itmiş olacaktır. Meselâ böyle bir kimse

birinci sınıfa ayrılmış bir hâkim durumunda olsa ve kendisi birinci sınıfa

ayrılanlara ait defterin en son sırasına da yazılsa, o anda ikinci sınıf

defterinin en başında olanı bir kademe geri iterek onun ilerde birinci sınıf

hâkimliktekî bir kadroya geçişini erteleyecek ve bu geri itmenin, daha sonraki

sıralarda olan bütün hâkimlere etkisi de tabiî olacaktır. Hatta bu durumdakî

bir hâkimin Büyük Millet Meclisi Üyeliğindeki hizmetleri hiç nazara alınmıyarak

meslekten ayrıldığı tarihteki derecesine uygun sıraya yazılması halinde dahi,

sonraki sıralarda bulunanları birer derece geriye itmiş olması sonucu

önlenemiyecektir.

Bu açıklamadan da anlaşıldığı üzere kabul olunan esas prensibin başka sonuç verecek surette uygulanması mümkün değildir.

Bu nedenlerle mesleğe dönmesi uygun görülen bir hâkimin emsali arasındaki sırasına girmesi sonucunda, meslekten ayrıldığı tarihte esasen kendisinden sonraki sıralarda bulunanları birer derece geriye itmesinin de olağan sayılması zorunludur.

Yukarı ki açıklamaların ışığı altında konunun incelenmesi aşağıdaki sonucu vermektedir :

1-

İptali istenen hükmün, Anayasa'nın ikinci maddesindeki Hukuk Devleti ilkelerini

zedeleyen bir yönü yoktur. Zira bu hüküm, başkalarının müktesep haklarını ihlâl

etmemekte, kanunla kurulu bir düzen içinde bulunan bazı kimselere, önceden

bilinen şekilde tanınmış olan haklarını, yani müktesep hak maaşları ile emsali

arasındaki görev yerlerini vermektedir. Diğer bir deyimle bunlar, mesleklerinde

aralıksız devam etmiş bulunmaları halinde, emsalleri arasında, yükselmiş

olacakları görev yerlerine, kanunen mesleklerinde geçmiş sayılan T. B. Millet

Meclisi Üyeliğindeki hizmetleri hesap edilmek suretiyle getirilmektedirler. Bir

hakkın yerine getirilmesi ise Hukuk Devleti ilkesini zedelemek şöyle dursun,

aksine onun zorunlu bir sonucudur.

Bu sebeplerle söz konusu hükmün Anayasa'nın 2. maddesinde aykırı bir yönü yoktur.

2- İptali istenen hükmün, yukarıda açıklanan niteliği itibariyle kişi, zümre veya sınıfa tanınmış bir imtiyaz şeklinde düşünülmesi ve bu bakımdan hâkimler arasında eşitliği bozması da söz konusu değildir. Zira "imtiyaz", haklı bir sebebe dayanmayan bir ayrıcalığı ifade eder. Halbuki bu maddenin konusu bir hakkın verilmesinin düzenlenmesinden ibarettir. Bir hakkın yerine getirilmesini imtiyaz şeklinde görmek ve dolayısiyle eşitsizliğe sebep olduğunu ileri sürmek doğru değildir.

Bu nedenlerle Anayasa'nın 12. maddesinin ikinci fıkrasına aykırı bir yönü de yoktur.

3- Anayasa'nın 58. maddesi, hizmete alınmada ödevin gerektirdiği ayırımın yapılabileceğine açık olarak cevaz vermiş bulunmaktadır, iptali îstenen Kanun hükümünün iddia edildiği üzere, Büyük Millet Meclisi Üyeliği yapmış hâkimler hakkında bir ayırım yaratmış olduğunu bir ar için var sayalım.

Yukarıda

açıklanan uygulanış şekline göre bu hüküm, bir bakıma da Yüksek Hâkimler

Kuruluna verilmiş bir yetkiden ibaret bulunmaktadır. Yani sözü geçen Kurul,

istemde bulunan kişinin hâkimlikte ve B. M. Meclisi üyeliğinde geçen

hizmetlerini, inceliyeceği diğer hususlarla birlikte, inceledikten bütün bu

hizmetlerin niteliğine göre kendisinden hâkimlik mesleğinin emsali arasındaki

derecesinde faydalanılacağı kanaatına varıldıktan sonra mesleğe alma kararı

verecek ve bunun neticesinde de tâyini yapacaktır. Zaten ilgilinin hâkimliğe

tâyin hakkı da bu karar sonucu ortaya çıkmaktadır. B. Millet Meclisine kanun

teklifini yapanlar, gerekçelerini ne yolda izah ederlerse etsinler, maddenin

açık hükmüne göre manası ve uygulamanın sonucu bu nitelikte olduğundan,

hâkimlik hizmetinin de bir gereği sayılabilir.

Kaldı kî yukarıda açıklandığı üzere bu kanunun öngördüğü işlem bir ayırım olmayıp Yüksek Hâkimler Kurulu kararı ile beliren bir hakkın yerine getirilmesinden ibarettir.

Bu sebeplerle Kanun hükmü Anayasa'nın 58. maddesine de aykırı değildir.

4-

Anayasa'nın 144. maddesinin ilk fıkrasında, hâkimlerin bütün özlük işleri

hakkında karar verme yetkisinin Yüksek Hâkimler Kurulunun olduğu yazılıdır.

Yüksek Hâkimler Kurulunun bu yetkiyi, kanunların hükümlerini uygulamak

suretiyle kullanacağı tabiidir. Kanunlar; terfi, tâyin ve benzeri özlük

işlemlerinin ne yolda yürütüleceği hakkında hükümler koyacak ve kurul da bu

hükümleri aynen uygulayacaktır. Bu cümleden olmak üzere terfi müddetini ve üst

dereceye yükselme için gerekli ehliyetin ne suretle tesbit olunacağını kanun

veya ona dayanılarak Yüksek Hâkimler Kurulunca yürürlüğe konulmuş bulunan

kurallar tâyin etmiştir. Buna göre Kurul, önüne terfi işlemi gelen bir hâkimin

terfi müddeti dolmuş ve ehliyeti de usulüne göre belli olmuş ise, kanunî

başkaca bir engeli olmamak şartı ile, terfi işlemini yapmak zorundadır. Bu

olayda, Anayasa'nın 144. maddesiyle Kurula tanınmış olan karar verme yetkisinin

sınırlandırılmış olduğunun bahis konusu edilmesi nasıl mümkün değilse 751

sayılı Kanunun uygulanmasında da böyle bir iddia öne sürülemez. Zira bu kanun

da hizmete tâyin şartlarını tesbit etmiştir.

Bu şartların mevcut olduğunu tesbit eden Kurul, şayet ortada Anayasa'nın başka kurallarına aykırı bir durum yoksa kanun hükmünü uygulamak zorundadır. Bunu, Anayasa'nın 144. maddesindeki Kurula verilen yetkinin bir sınırlaması şeklinde görmek mümkün değildir.

Kaldı ki, yukarıda da açıklandığı üzere Kurul, ilgilinin atanmasına başlangıç teşkil eden mesleğe alınma kararında geniş bir takdir hakkına sahip bulunmaktadır.

Bu sebeple söz konusu hüküm Anayasa'nın 144. maddesine de aykırı değildir.

Yukarıda açıklanan sebeplerle kararın, Anayasa'nın 2., 12/2., 58. ve 144. maddelerine ilişkin olan gerekçesine muhalifim.

5- Ancak, 751 sayılı Kanun hükmünün, Yargıtay Başkanlıkları, üyelikleri ve C. Başsavcılığı için yapılacak atamalarda da uygulanması Anayasa'nın 139. maddesine aykırıdır.

Her ne kadar, yukarıda açıklandığı gibi Yüksek Hâkimler Kurulu ve diğer yetkili kurullar bu durumda olanların mesleğe kabulü kararında geniş bir serbestiye ve takdir ölçüsüne sahip bulunmakta iseler de gerek bu muamelenin gerekse bunun zorunlu sonucu olan atama işleminin Anayasa'nın 139. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan (Kurulların üye tam sayılarının salt çoğunluğu ile ve gizli oyla) yapmaları gerekli seçim demek olmadığı da meydandadır.

Bu duruma göre Anayasa'ya aykırı bir hükmü de kapsam, içinde bulundurduğu belirmiş olan söz konusu Kanunun sırf bu sebeple, iptali gerekeceğinden kararın sonucuna katılmaktayım.

Üye İhsan Ecemiş Üye Muhittin Gürün

Anayasa Mahkemesi, E. 1966/11, K. 1966/44, 29 Kasım 1966 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Iı)
  4. Iıı)
  5. Sonuç
  6. Karşı
  7. Oy Yazısı
  8. Karşı
  9. Oy Açıklaması
  10. Karşı
  11. Oy Yazısı
  12. Muhalefet
  13. Şerhi
  14. Karşı
  15. Oy Açıklaması
  16. Muhalefet
  17. Şerhi
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1966/11
Karar No
1966/44
Tarih
29 Kasım 1966

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1964/5 K.1966/45
  • AYM Norm Denetimi E.1966/7 K.1966/46
  • AYM Norm Denetimi E.1966/26 K.1966/47
  • AYM Norm Denetimi E.1966/33 K.1967/1
  • AYM Norm Denetimi E.1967/2 K.1967/2
  • AYM Norm Denetimi E.1967/1 K.1967/3

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.