İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1966/7 K.1966/46

Esas sayısı:1966/7

Esas1966/7Karar1966/46Tarih19 Aralık 1966Okuma37 dk · 7.421 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1966/7
Karar No
1966/46
Karar tarihi
19 Aralık 1966
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.421 kelime·37 dk okuma·18 bölüm

Esas sayısı:1966/7

Karar sayısı:1966/46

Karar günü:19/12/1966

Resmi Gazete tarih/sayı:29.1.1968/12812

Davacı : Cumhuriyet Senatosu 40 üyesi.

Dâvanın konusu : 10/1/1966 günlü ve 709 sayılı (Bolu İlinin Men gen Kazası PazarkÖy nüfusuna kayıtlı Ali oğlu, Hayriye'den doğma 1341 doğumlu Hayrettin Hami Demiralp'ın cezalarının affı hakkında) ki Kanuunun Anayasa'nın 92. maddesine aykırılığı yüzünden iptal edilmesi isteminden ibarettir.

İLK

İNCELEME

Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi gereğince 22-3-1966 gününde yapılan ilk incelemede dosyada eksiklik bulunmadığı anlaşıldığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.

ESASIN

İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri ile bu konuda düzenlenen rapor, iptali istenilen kanun hükümleri, kanuna ait gerekçe ile Millet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda geçen görüşmelerin tutanakları, konu ile ilgili olmak üzere Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosunda yapılan işlemler hakkında her iki Meclis Başkanlıklarından getirilen tamamlayıcı bilgiler, ilgili Anayasa maddeleri ile bunların gerekçeleri ve Temsilciler Meclisi görüşme tutanakları Mahkememizin 4/7/1966 ve 19/1.2/1966 günlerinde yaptığı iki toplantıda da okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Başkan Lûtfi Akâdlı, Üyelerden Asım Erkan, İbrahim Senil, İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin Taylan, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'tan kurulu Mahkemenin 4/7,/ 1966 günlü toplantısında aşağıdaki karar verilmiştir.

(Davacı

dâva dilekçesinde Cumhuriyet Senatosunca reddedilmiş bulunan metnin, Millet

Meclisinden karar almaksızın, Millet Meclisi Başkanının, Cumhuriyet

Senatosundaki görüşme süresinin geçtiği ve böylece metnin Millet Meclisinde

kabul edilen şekliyle kanunlaştığı yolundaki bir dip notu ile yetinildiğinden de

söz etmiş bulunmasına göre, Anayasa'ya aykırılık iddiasının, Cumhuriyet

Senatosundaki süre konusundan önce, Millet Meclisi Başkanının, böyle bir

yetkiye sahip bulunup bulunmadığı konusu ele alınarak çözümlenmesi gerektiği

ilen sürülme si üzerine yapılan görüşme sonunda, Anayasa'ya aykırılık

iddiasının. Önce iptali istenilen 709 sayılı Kanunun, Cumhuriyet Senatosundaki

görüşülmesi süresi konusunun ele alınması suretiyle çözümlenmesi gerek tiği

Üyelerden Salim Başol, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda ve Ahmet Akar'ın

muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile kararlaştırıldıktan sonra:

İptali

istenilen kanunun, Mîllet Meclisinde Komisyona havalesinden Genel Kurulda

sonuçlandırılmasına kadar geçen süre dolduktan sonra Cumhuriyet Senatosunun red

kararına bağlandığına, Üyelerden Salim Başol, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak,

Recai Seçkin, Ahmet Akar ve Lûtfi Ömerbaş'ın muhalefetleriyle ve oyçokluğuyla

karar verilmiş ve sürenin geçirildiği oyunda bulunmuş olanlardan Asım Erkan,

İhsan Keçeci oğlu, Fazıl Uluocak, Avni Gîvda, Muhittin Taylan ve Muhittin Gürün

sürenin Kanun metninin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığınca alındığı, Başkan Lûtfi

Akadlı ve Üyelerden İbrahim Senil'le Celâlettin Kuralmen de süre başlangıcının

Cumhuriyet Senatosuna gönderilen kanun metninin Başkan tarafından komisyona

havale edildiği tarihten başlaması gerektiği düşüncesinde bulunmuş ve vaktin

gecikmesi sebebiyle diğer konuların ele alınması için görüşmenin 5/7/1966 safi

günü saat 9.'n a bırakılması uygun görülmüştür.)

5/7/1966 gününde yapılan toplantıda, evvelki toplantıya katılmamış olan üyenin konuyu inceliyemediğini bildirmesi üzerine soruş-inenin başka güne bırakılmasına karar verilmiş ve 6/12/1966 müminde Başkan İbrahim Senil, Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, İhsan Keçecioğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Avni Givda, Muhittin Tavlan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'tan kurulu Mahkeme toplantısında :

(4/7/1966 gününde üzerinde karara varılan konu; dâvanın esasının karara bağlanması için ele alınacak dâva sebeplerinden yalnız birisine ilişkin bulunmasına ve bu bakımdan dönülemiyecek bir karar niteliğini taşımamasına göre heyette değişiklik olması sebebiyle işin yeniden görüşülmesi gerektiğine, Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen, Avni Givda, Ahmet Akar, Muhittin Gürün ve Lûtfi Ömerbaş'ın daha önce karara bağlanan konunun yeniden görüşülemiyeceği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile) karar verilmiştir.

Gerçekten, 4/7/1966 günündeki Mahkeme toplantısında verilen karar, yukarıda yazılı bulunan metinden anlaşılacağı üzere, davacılar tarafından kanunen Anayasaya aykırı bulunduğuna sebeb olarak gösterilen hususlardan yalnız birisine ilişkin mahkeme görüşünü tesbit etmektedir.

Zira davacıların, aşağıda yazılı bulunan gerekçelerinde belirtilen iddiaları,

a - Anayasa ve İçtüzükteki görüşme süresi bitmeden tasarının Cumhuriyet Senatosundaki görüşülmesinin tamamlanmış bulunduğu ve bu duruma göre söz konusu Kanunun, Millet Meclisince kabul edilen şekliyle kendiliğinden, kanunlaşmış sayılmasının Anayasa'ya aykırı olduğu,

b - Cumhuriyet Senatosunun görülerek Mîllet Meclisince kabul edilen metinden farklı şekilde sonuca bağladığı kanun tasarılarının Anayasa'nın 92. maddesindeki usul gereğince Millet Meclisinde görüşülmesi ve bu arada Cumhuriyet Senatosundaki görüşme süresinin geçirilmiş olup olmadığının da bu Meclis tarafından tayin ve tesbit olunması zorunlu olup dâva konusu 709 sayılı Kanunda olduğu gibi bu hususun Millet Meclisi Başkanlığınca bir dip notu ile belirtilmek suretiyle kanunun ilânı yoluna gidilmesinin de Anayasa'ya aykırı bulunduğu,

yolunda iki nedene dayandırılmıştır.

Anayasa Mahkemesi 4/7/1966 günlü toplantısında bunlardan yalnız (a) fıkrasında gösterilen iddia üzerinde durmuş ve ancak bu iddia üzerindeki görüşünü tesbit edebilmiştir.

Vaktin

gecikmesi sebebiyle ikinci iddianın ve bu arada üveler tararından ileri

sürülebilecek başka görüşlerin incelenmesine devam olunması ertesi güne

bırakılmıştır. Yukarıda belirtilen sebeple ertesi gün görüşmeye devam olunmamış

ve Mahkeme ancak 6/12/1966 gününde sorunun görüşülmesine devam imkânım

bulabilmiştir. Fakat o günkü Mahkeme toplantısına katılan üyelerin, 4/7/1966

günlü karara katılanlardan farklı olduğunun görülmesi üzerine, bu kararın

bağlayıcı nitelikte kesin bir karar olup olmadığı konusu tartışılmış, sonuçta

bir dâvanın tümünün çözümlenmesi doğrultusunda ilerliyebilmek ve işi sona

erdiren karara hazırlık olmak üzere dâva ile ilgili çeşitli düşünce ve

iddiaların birer birer ele alınarak incelenmesi, işi, sonuca varabilmek için

başvurulan bir görüşme usulünden ibaret olup Mahkemenin konunun tümünü kapsayan

kesin görüşünün, ancak görüşmelerin sonunda verilmiş olan karar ile belirmiş

olacağına göre, gerektiğinde bu evreye gelinmeden önceki çözüm şekillerine

dönülerek yeniden görüşme konusu yapılmalarının tabii bulunduğuna ve sözü geçen

karar ile, davacılar tarafından ileri sürülen nedenlerden yalnızca birisi

sonuçlandırılmış olup, öteki nedene hiç dokunulmadığı gibi, davacının

gerekçesiyle bağlı olmayan Mahkememizin de henüz dâvanın tümü hakkındaki

görüşünü bütün yönleriyle karara bağlamamış bulunduğuna ve Mahkeme heyetinde de

değişiklik olduğuna göre dâvayı tümüyle sonuca bağlayan kesin bir Anayasa

Mahkemesi karan niteliğinde olmayan ve bu bakımdan dönülmeyecek niteliği

bulunmayan söz konusu 4/7/1966 günlü karara konu o3an yönün yeniden görüşülmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

Kararın metninde adları gösterilen üyeler, aynı konunun, daha önce karara bağlanmış olması nedeniyle yeniden görüşülemiyeceği yolundaki düşünceleriyle bu görüşe katılmamışlardır.

İPTALİ

İSTENİLEN KANUN

Bolu ilinin Mengen Kazası Pazarköy nüfusuna kayıtlı Ali oğlu, Hayriye'den doğma 1341 doğumlu Hayrettin Hami Demiralp'ın cezalarının affı hakkındaki 10/1/1966 günlü ve 709 sayılı Kanun şöyledir :

(Madde l- Gerede Sulh Ceza Mahkemesinin :

962/1192

esas, 25/9/1963 tarihli ve Yargıtay 3 üncü Ceza Dairesinin 147/1475 sayı ve

28/1/1964 tarihli ilâmiyle kesinleşen bir ay hapis 50 lira ağır para cezası;

963/1078 esas, 28/12/1963 tarihli ve Yargıtay'a müracaat edilmemekle kesinleşen

l ay hapis 50 lira ağır para cezası; 962/785 esas 24/7/1964 tarihli ve Yargıtay

3 üncü Ceza Dairesinin 16383/ 1P034 sayı ve 4/12/1964 tarihli ilâmiyle

kesinleşen 7 gün hapis 50 lira ağır para cezası; 963/1517 esas, 29/5/1964

tarihli ve Yargıtay 3 üncü Ceza Dairesinin 16385/18033 sayı ve 4/12/1964

tarihli ilâmiyle kesinleşen gün hapis 50 lira ağır para cezası; 962/758 esas,

19/7/1963 tarihli ve Yargıtay 3 üncü Ceza Dairesinin 32824/195 savı ve

15/1/1964 tarihli ilâmiyle kesinleşen bir ay hapis 50 lira ağır para cezası; 964/17

esas ve 27/4/1964 tarihli ve Yargıtay'a müracaat edilmemekle kesinleşen bir ay

hapis 50 lira ağır para cezası; 962/845 esas, 29/5/1964 tarihli ve Yargıtay 3

üncü Ceza Dairesinin 16382/18035 sayı ve 4/12/1964 tarihli ilâmiyle kesinleşen

7 gün hapis 50 lira ağır para ceza kî cem'an yekûn 4 ay 21 gün hapis ve 350

lira ağır para cezasına mahkûm edilmiş bulunan Bolu ili Mengen Kazası Pazarköy

nüfusuna kayıtlı Ali oğlu Hayriye'den doğma 1341 doğumlu Hayrettin Hami

Demiralp'ın bu cezaları bütün hukukî neticeleriyle birlikte affedilmiştir.

Madde 2- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

Madde 3- Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.

GEREKÇE

:

l- Davacılar sözü geçen Kanunun Cumhuriyet Senatosunca Anayasa'nın 92. maddesinde yazılı süre içinde görüşülmüş olduğunu ileri sürmektedirler.

Bu iddianın incelenebilmesi için Kanunun Meclislerdeki görüşme sürelerinin tesbiti gerekmektedir.

İptali istenen Kanun, Meclislerde aşağıdaki evreleri geçirmiştir :

1- Büyük Millet Meclisi Dilekçe Karma Komisyonu 2/6/1965 günlü ve 11 sayılı raporla söz konusu 709 sayılı Af Kanununa ilişkin tasarıyı Millet Meclisi Başkanlığına vermiştir.

2- Millet Meclisi Başkanlığı, tasarıyı 3/6/1965 gününde Adalet Komisyonuna göndermiştir.

3- Millet Meclisi Adalet Komisyonu 18/6/1965 günlü ve esas l/ 864, karar 83 sayılı raporu ile tasarıyı, uygun bulduğunu belirterek öncelik ve ivedilikle görüşülmek üzere Millet Meclisi Başkanlığına iade et mistir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem : l, Toplantı : 4, Cilt : 43, Birleşim : 142, S. Sayısı : 1025).

4- Millet Meclisinin 8/7/1965 günündeki oturumunda tasan görüşülerek kabul edilmiştir. (Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem : l,

Toplantı : 4, Cilt : 43 Sahife : 242-243)

5- Görüşülmesi bu şekilde sonuçlanan tasarı, Millet Meclisi Başkanlığınca 9/7/1965 gününde Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına gönderilmiştir.

6- Aynı günde Cumhuriyet Senatosuna gelen tasarı, yine aynı günde Cumhuriyet Senatosu Anayasa ve Adalet Komisyonunda görüşülmüştür.

7- Tasan bu Komisyonca red olunarak 16/7/1965 gün ve esas l/ 597, karar 131 sayılı raporla Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına verilmiştir.

8- 16/7/1965 gününde Meclisler tatile girdiklerinden bu raporun Senato Genel Kurulunda görüşülmesi gelecek toplantı yılına kalmıştır.

9- Tatilden sonra Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca 9/12/1965 gününde Anayasa ve Adalet Komisyonu seçimi yapılmış ve Komisyonun Başkanlık Divanı da 16/12/1965 gününde kurulmuştur.

10- Bu suretle yeniden kurulan Komisyonda müzakeresi yapılmak üzere gönderilen tasarının 22/12/1965 gününde görüşülmesi yapılıp hu kez affın kabulü uygun görülerek 25/12/1965 günlü ve esas 1/597, karar 6 sayılı raporla Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına iade edilmiştir. (C. Senatosu Tutanak Dergisi Dönem : 1, Toplantı : 5, Cilt : 3ı, Birleşim: 31, S. Sayısı : 715 e ek)

11- Cumhuriyet Senatosunun 12/1/1966 günündeki oturumunda tasarı üzerinde görüşülerek af, uygun görülmemiş ve red olunmuştur. (C. Senatosu Tutanak Dergisi Dönem, l, Toplantı : 5, Cilt 81 Sahife : 645 675).

12- Millet Meclisine 13/1/1966 gününde gönderilen tasan, bu Meclis Başkanlığınca Anayasa'nın 92. maddesindeki süre dolduktan sonra Cumhuriyet Senatosunca görüşüldüğü ve buna göre Millet Meclîsinde kabul edilen şekle göre kanunlaşmış bulunduğu kanısına varılarak durumu belirten bir dip notla ve Cumhuriyet Senatosunun reddi gözönüne alınmaksızın yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmiş ve 709 sayı ile yayınlanmıştır.

Anayasa'nın 92, maddesinin konumuzla ilgisi bulunan onuncu fıkrası hükmü şöyledir :

(Cumhuriyet Senatosu kendisine gönderilen bir metni, Millet Meclisi Komisyonlarında ve Genel Kuruldaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar; bu süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde on beş günden, ivedi olmayan hallerde bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler, Cumhuriyet Senatosunca, Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır. Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.)

Fıkra metni, Cumhuriyet Senatosunu, bir kanun tasarı veya teklifini sonuçlandırmak için süre ile bağlamakta ve süreye ölçü olarak da, o tasan veya teklifin (Millet Meclisi Komisyonlarında ve Genel Kurulunda geçirdiği görüşme süresini) kabul etmektedir. Ancak bu ölçüyü, en çok üç ayı geçmemek ve en az da; ivedilik hallerinde on beş gün ve ivedi olmayan hallerde bir aydan daha kısa olmamak üzere bir kayıtlamaya bağlı tutmaktadır.

Bu duruma göre sorun'un çözümünün Millet Meclisi ile Cumhuriyet Senatosundaki sürelerin ne suretle hesap edilmeleri gerektiğine bağlı bulunduğu anlaşılmaktadır.

1- Fıkra hükmü, (Millet Meclisi Komisyonlarındaki ve Genel Kurulundaki görüşme süresi) şeklinde yazılı bulunduğuna göre Millet Meclisine ilişkin sürenin, bu Meclis Başkanlığınca bir tasarı veya teklifin, ilgili bulunduğu Komisyona, komisyonlar birden fazla olduğu takdirde ilkine, havale edildiği tarihten başlaması ve Millet Meclisi Genel Kurulunca sonuçlandırıldığı günde de sona ermesi gerekmektedir.

2-

Fıkra hükmünde, Millet Meclisinde geçen süre için, (Komisyonlardaki ve Genel

Kuruldaki görüşme süresi) esas alındığı halde C. Senatosundaki süre ile ilgili

olmak üzere (Komisyon ve Genel Kurul) şeklinde bir açıklama yapılmayarak, süre,

doğrudan doğruya Cumhuriyet Senatosunun kendisine verilmekte ve bu Meclîs,

aldığı bir metni Fıkrada belirtilen süre içinde karara bağlamakla

görevlendirilmiş bulunmaktadır. Bu sürenin başlangıcının, kanun tasan veya

teklifinin Cumhuriyet Senatosuna verildiği tarih olduğu, fıkrada geçen

(Kendisine gönderilen) ifadesinden anlaşılmakta ve açık olan bu hüküm

karsısında, sürenin başlangıcının, "gelen kâğıtlara" alınma tarihi

veya ilgili Komisyona havale tarihi olarak kabul edilmesi mümkün

bulunmamaktadır. Esasen Anayasa Koyucunun maksadı, Cumhuriyet Senatosunda da,

Millet Meclisinde olduğu gibi, Komisyona havale tarihini esas tutmak olsaydı

aynı ifadeleri Cumhuriyet Senatosu hakkında da kullanabilirdi. Farklı ifadeleri

tercih etmiş olmasına göre, kabul ettiği ölçülerde de değişiklik öngörmüş

olduğunu kabul etmenin zorunluğu aşikârdır.

Her

ne kadar Anayasa Koyucu, 1924 tarihli Anayasa sisteminden ayrılarak Yasama

görevini, Millet Meclisi ve Cumhuriyet Senatosu adlariyle kurduğu iki Meclis

arasında paylaştırmış ve bir kanun tasarı veya teklifinin iki Mecliste de

müzakeresi sonuçlandırılmadıkça kanun olamıyacağı esasım koymuştur. Ancak

Anayasa Koyucu, kanun tasarılarının iki Mecliste ayrı ayrı görüşülmesinin bazı

hallerde çok vakit alabileceğini ve bu yüzden de yasama görevinin aksayacağım

düşünerek, ikinci Meclisi belli bir sürede işleri sonuçlandırmaya mecbur tutmak

ve bu ;süre içinde sonuçlandırmaması halinde Mîllet Meclisince kabul olunan

metinleri kanunlaşmış saymak suretiyle hem ikinci Meclisten beklenen yararlan

sağlamak hem de ikinci Meclisin yasama görevinin yerine getirilmesine engel

olma, hiç değilse geciktirme gibi zararlı sonuç verebilecek bir tutuma

girmesini önleme maksatlarını bir arada bağdaştırma istediği de açıkça

anlaşılmaktadır. Anayasa Koyucu ikinci Meclisin görev yapmasını faydalı gördüğü

kadar bu Meclisin yasama görevini aksatmamasını da aynı ölçüde zorunlu saymış

bulunmaktadır.

Nitekim Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunca hazırlanan Anayasa tasarısının bu fıkra hükmüne ilişkin (Tasan madde- 91) gerekçesinde :

("Mekik" mekanizmasını tanzim eden bu madde, hem iki meclis sis temine hakikaten yer vermek hem kanunların sürümcemede kalmasını önlemek, hem de Hükümet sorumluluğunu ve müessiriyetini gözönünde bulundurmak gayesiyle tanzim edilmiştir.

1. İki Meclisli sistemlerde sık görülen kanunları komisyonlarda ve Meclislerde seneler senesi sürüncemede bırakmayı önlemek maksadiyle her iki Meclis için de süreler kabul edilmiş ve bu sürelere riayet edilmediği hallerde metnin kanuniyet kazanması sağlanmıştır...)

denilmek suretiyle bu görüş doğrulanmaktadır.

Yukarıdaki açıklamalara göre Cumhuriyet Senatosuna ait sürenin, bir tasarı veya teklifin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına verildiği tarihten il ibaren işlemeye başlayacağı duraksamayı gerektirmeyecek derecede açık bulunmaktadır.

Bu suretle işlemeye başlayan sürelerin Meclislerin tatilleri boyunca işlemeyeceği, Anayasa'nın 92. maddesinin bahse konu fıkrasında yazılı bulunmaktadır.

Anayasa

tasarısında mevcut bulunmayan bu hüküm, Millî Birlik Komitesince metne eklenmiş

ve Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonu tarafından da bu ek tabiî sayılarak ve

ayrıca belirtilmesinde yarar görülerek benimsenmiş ve Temsilciler Meclisi

tarafından da kabul edilmiştir. Bu duruma göre, sadece Meclislerin tatilde

bulundukları zaman, sürelerin işlemediğini kabul etmek zorunlu olup kıyas yolu

ile bunun genişletilerek Cumhuriyet Senatosunun Başkanlık Divanın, ilgili

komisyonun veya Komisyon Başkanlık Divanın, seçilmemiş olması halleri gibi

tatil dışında kalan bir takım sebeplerle, sürelerin işlemiyeceğini kabul etmek

mümkün değildir. Çünkü sürelerin işlemeyeceği hallerin kıyas yolu ile

çoğaltılması Anayasa Koyucunun, Cumhuriyet Senatosundaki görüşme süresini

kayıtlamakla güttüğü, yasama görevinin sürüncemede bırakılmaması maksadına

aykırı sonuçlar verebilir.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Anayasa'nın 92. maddesinin onuncu fıkrasında yer alan ve kanun tasarı ve tekliflerinin Cumhuriyet Senatosunca sonuçlandırılmasına ilişkin olan sürenin, tasarı ve tekliflerin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına verildiği tarihten itibaren başlaması ve sadece meclislerin tatilde bulunduğu devrede işlememesi ye Senato Genel Kurulunda görüşülerek oylanmasının bitirilmesi anında da sürenin bitmiş sayılması gerekmektedir.

Dâva konusu 709 sayılı Kanunun Millet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda geçirmiş olduğu evreler, bu açıklamaların ışığı altında incelendiği takdirde aşağıdaki sonuçlara varılır :

1- Tasarı, Millet Meclisi Başkanlığınca 3/6/1965 gününde Adalet Komisyonuna havale edilmiş ve Komisyondaki ve Genel Kuruldaki görüşmeler sonunda 8/7/1965 gününde Millet Meclisinde kabul edilmiş olduğuna göre, tasarının, Millet meclisi Komisyonunda ve Genel Kurulunda geçirmiş olduğu görüşme süresi 35 gündür.

2- Tasarı, Cumhuriyet Senatosu Başkanlığına, 9-7-1965 gününde verildiğine göre Senatonun işi sonuçlandırma süresi, bu tarihten başlamakta ve meclislerin tatile girdiği 16/7/1965 gününe kadar 7 gün geçmiş bulunmaktadır. l Kasım 1965 gününde meclisler tatilden çıktıklarına göre, evvelce geçen 7 gün ile birlikte 28/11/1965 tarihinde 35 günlük süre dolmakta ve bu duruma göre 28/11/1965 gününün bitiminden itibaren söz konusu tasan, Millet Meclisinin kabul ettiği şekilde kanunlaşmış bulunmaktadır.

Bu suretle kanunlaşmış bulunan metin, Cumhuriyet Senatosunun 12/1/1966 günündeki oturumunda tasarı işlemine bağlı, tutularak görüşülüp red edildiğinden, tasarının kanunlaştığı 28/11/1965 gününden sonra yapılan bu işlemlerin hukukî bir değeri olmıyacağı, zira kanunlaşmış metinler üzerinde Cumhuriyet Senatosunda görüşme açılamıyacağı aşikârdır.

Bu sebeple 709 sayılı Kanuna ait tasarının Millet Meclisinde Kabul edilen metne göree kanunlaşmış sayılması Anayasa'nın 92. nci maddesinin onuncu fıkrası hükümleri uygun bulunduğundan davacıların bu noktaya ilişkin iddiaları yerinde bulunmamıştır.

Üyelerden Şemsettin Akçaoğlu, Salim Başol, Sait Koçak, Recai Seçkin ve Lûtfi Ömerbaş bu görüşe katılmamışlar, üyelerden Celâlettin Kuralmen ve İhsan Ecemiş de bu sonuca katılmakla beraber, Anayasa'nın 92. maddesindeki bahse konu sürenin, tasan veya tekliflerin Cumhuriyet Senatosu Başkanlığınca ilgili Kondisyona havale edildiği tarihten başlaması gerektiği düşüncesinde bulunmuşlardır.

II-

Davacılar, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca süresi içinde sayılarak

görüşmesi yapılmış olan bir kanun tasarısının veya teklifinin sürenin geçmiş

olduğu gerekçesiyle Millet Meclisinden gelen şekliyle kanunlaşmış olduğuna

karar verme yetkisinin, ancak Millet Meclisi Genel Kuruluna ait bulunduğunu,

olayda olduğu gibi Millet Meclisi Başkanının bir dip not ile bu ciheti tesbit

edemiyeceğini itibarla. Cumhurivet Senatosunca red edilmiş olan metnin

Anayasa'nın 92. maddesine göre Millet Meclisi Genel Kurulunca karara tatlanması

gerektiğinden henüz bu evreden geçmemiş ve bu nedenle do kanunlaşmamış bulunan

metnin Millet Meclisi Başkanlığınca kendi basma sürenin dolduğu iddiasiyle

kanun olarak ilân edilmiş bulunmasının da Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri

sürmektedir.

Anayasa'nın

(Kanunların görüşülmesi ve kabulü) kenar baslığını taşıvan 92. maddesi ile, iki

meclisin kanunların yapımına hanen şekil ve şartlar içinde katılacakları

düzenlenmiş bulunmaktadır. (Mekik 1 sîste-mi adı verilen bu düzenin esasını,

şüphesiz kanun tasarısı veya tekliflerinin behemehal iki mecliste de ayrı ayrı

görüşülmesi ve Senatoca değiştirilen veya red olunan metinlerin, Millet

Meclisinde tekrar görüşülmesi teşkil etmektedir. Ancak Anayasa'nın 92.

maddesinin onuncu fıkrasında yazılı sürenin hangi merci tarafından gözönünde

tutulacağı bir başka deyimle, sürenin dolmuş olup olmadığının belirtilmesi iyin

hangi merciin yetkili kılındığı hakkında maddede bir açıklama yoktur. Bu

fıkrada yazılı sürenin dolması halinde tasarı veya teklifin Millet Meclisinden

gelen pekliyle kanunlaşmış sayılması bir Anayasa emri olduğuna göre önemli olan

husus, sürenin dolmuş olup olmadığıdır. Söz konusu sürenin başı ve sonu,

tesbiti her zaman için kolay olan, belli maddî olaylara dayandığına ve sürenin

hesabı da, sübjektif takdir unsurunun etkilemeyeceği bir hesap işleminden

ibaret bulunduğuna göre. 92. maddede yazılı işlemlerin yerine getirilmesinde

görev sahibi bulunan her iki Meclisin Başkanları veya genel kurullarından her

hangi birisi tarafından sürenin dolmuş olduğunun tesbit edilmiş olmasında

sonuca etki yapacak farklı bir nitelik söz konusu değildir. Bu itibarla bu

belirtme işinin, mekik mekanizmasının işlemesinde görevli olan adı geçen

mercilerin her hangi birisi tarafından yerine getirilmesi mümkündür. Buna göre

Cumhuriyet Senatosu Başkanlığı veya Genel Kurulu bu yolda bir karar alabileceği

gibi Millet Meclisi Başkanlığı veya Genel Kurulu da aynı kararı verebilir.

Şüphesiz bu kararlarda isabet bulunmadığı yolunda bîr iddianın ileri sürülmesi,

halinde, olayda yapıldığı gibi bir iptal dâvası açılmak suretiyle veya bir

dâvaya konu olduğu hallerde de itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurularak

sıhhatinden şüphe edilen kanunun denetimden geçirilmesi imkânı daima mevcut

bulunmaktadır. Olayda da sürenin dolmuş olması halinin, Millet Meclisi Genel

Kurulunca veya Millet Meclisi Başkanlığınca belirtilmiş olması arasında, sonuca

etki yapacak bir fark bulunmadığına göre, Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulunca

görüşülmeye başlamadan önce Anayasa'nın 92. maddesinin onuncu fıkrasındaki süre

dolmuş olduğu için Millet Meclisinden geçen şekliyle kortun halini almış

bulunan söz konusu 709 sayılı Kanunun Millet Meclisi Başkanlığınca bu durumu

belirten bir notla yayınlanmak üzere Cumhurbaşkanına gönderilmiş olmasında

Anayasa'ya aykırı bir yön mevcut değildir.

Üyelerden Şemsettin Akçaoğlu, Salim Başol, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Recai Seçkin bu görüşe katılmamışlardır.

III-

Dâva konusu 709 sayılı Kanunun işlenmiş bir orman suçuna ilişkin olması ve Anayasa'nın 131. maddesinde orman suçları hakkında genel af çıkarılamıyacağı kuralının bulunması nedeniyle konunun bir de bu madde açısından ele alınması zorunlu görülmüştür.

Her ne kadar davacılar gerekçelerinde bu noktadan Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunmamışlar ise de Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 28. maddesinde Anayasa Mahkemesinin ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmağa mecbur olmadığı, istem ile bağlı kalmak kaydiyle, başka gerekçe ile de Anayasa'ya aykırılık kararı verebileceği açıkça gösterilmiş ve esasen kanunda bu yolda bir hüküm olmasa bile Anayasa denetiminin gereği de bunu zorunlu kılmakta olması itibariyle iptali istenen kanunla ilgili bulunan bu konunun da incelenmesi gerekmiştir.

Anayasa'nın 131. maddesinin son fıkrasında (Orman suçları için genel af çıkarılamaz) denilmektedir.

İptali

işlenen 709 sayılı Kanun tasarısını hazırlayan Türkiye Büyük Miîllet Meclisi

Dilekçe Karma Komisyonu bunu bir özel af olarak nitelemiş, tasarıyı inceleyen

Millet Meclisi, Adalet Komisyonu da raporunda söz konusu affı, özel af olarak

mütalâa etmiş (Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem 1, Toplantı : 4, Cilt : 43,

Birleşim : 142. S. sayısı 1025), ve Millet Meclisinin Genel Kurulundaki

görüşülmesi sırasında da Adalet Komisyonu sözcüsü tarafından keza özel af

olarak nitelendirilmiş (Millet Meclisi Tutanak Dergisi Dönem l, Toplantı : 4,

Cilt : 43, Sahife : 242-243) ve bütün bu beyanlar tasarısının genel af niteliği

taşıdığı yolunda, karşı bir görüşe cevap olarak yapılmış olmayıp tek taraflı

olarak ileri sürülmüş ve tasan Millet Meclisince bu düşüncelerin ışığı altında

kabul edilmiştir.

Tasarının,

Cumhuriyet Senatosunun, Adalet' ve Anayasa Komisyonunca incelenmesi sonunda

hazırlanan 16/7/1965 ve 25/12/1965 günlü, ve esas 1/597 karar 131 ve 6 sayılı

iki raporunda da affın niteliği üzerinde herhangi bir düşünce ileri sürülmemiş,

sürenin dolması sebebiyle tasarının Millet Meclisinden gelen şekliyle

kanunlaşmasından sonra, 12/1/1966 gününde Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulundaki

görüşmeler sırasında ise bu affın, özel af niteliğinde olduğu görüşü

belirtildiği gibi, tasarının hükümleri bakımından genel af kanunu niteliği

taşıdığı ve bu bakımdan Anayasa'nın 131. maddesine aykırı bulunduğu iddiası da

ileri sürülmüş ve neticede af kabul olunmayarak tasarının reddine karar

verilmiştir.

Bu duruma göre 709 sayılı Kanunun, söz konusu açıdan incelenebilmesi için özel ve genel af müesseselerinin kanunî ve hukukî niteliklerinin belirtilmesi gerekmektedir.

Anayasa'nın 64. maddesinde, genel ve özel af ilânına karar verme yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait bulunduğu belirtilmiş ve 97. maddesiyle de Cumhurbaşkanının; sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebepleriyle belirli kişilerin cezalarını hafifletebileceği veya kaldırılabileceği hükmü konulmuştur. Anayasa'da, bunların dışında genel ve özel af kanunlarının niteliği, sının, kapsamı ve etki derecesi hakkında başkaca bir kayıt ve işaret mevcut değildir.

1/3/1926 günlü ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 97. maddesi genel affı, 98. maddesi de özel affı tanımlamaktadır.

(Madde 97- Umumî af, hukuku âmme dâvasını ve hükmolunan cezalan bütün neticeleri ile birlikte ortadan kaldırır.)

(Madde 98- Hususî af, havi olduğu sarahate göre cezayı ortadan kaldırır, veya azaltır veya değiştirir ve daha ağır bir cezadan mübeddel olan cezaya kanunen ilâve edilmemiş bulunmak şartiyle mahkûmun kanunî mahcuriyetini de ref eder, ancak kanun veya kararnamesinde hilafı yazılı olmadıkça fer'i ve mütemmim cezalara tesir etmez. Hususi affı tazammun eden kanun veya kararnamede sarahat bulunan ahval müstesnadır.)

Ceza Kanununun yukarıdaki hükümlerinden anlaşılacağı üzere genel af; kamu dâvasını ve hükmolunan cezaları bütün neticeleri ile birlikte ortadan kaldırdığına göre hem fiilin suç niteliğini hem de mahkûmiyeti bütün neticeleri ile birlikte silmektedir.

Genel affa uğrayan bir suçtan dolayı ne kamu, ne de şahıs adına ceza kovuşturmasına başlanmayacağı gibi başlanmış olan da olduğu yerde düşer. Mahkeme bitmiş ve hüküm kesinleşmiş ise ceza infaz olunamaz. infaza başlananlar da derhal durdurulur ve cezanın bütün neticeleri silinir. Bu nitelikleri taşıyan bir af kanunu, bir tek şahıs hakkında da olsa genel af kanunu olmaktan kurtulamaz.

Özel af ise suçluluğu kaldırmayıp ilgililerin mahkûm oldukları cezalan, ya tamamen ortadan kaldırır veya azaltır veya değiştirir. Cezaların neticelerini silemez. Hattâ affa ilişkin kanun ve kararnamede açıklık yoksa fer'i ve mütemmin cezalara dahî etki yapamaz.

Su hale göre bir kanunla kabul edilmiş olan affın niteliğini belli etmek bakımından, kanun başlığında, metninde veya gerekçelerde kullanılan "özel af" veya "genel af" terimlerinin bir etkisi bulunmamakta kanunla kabul edilmiş bulunan hükümlerin kapsamının bu hususu ortaya koyacağı anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, bir metnin Anayasa'ya uygunluğunu denetlerken, o metnin meclislerce şu veya bu nitelikte sayılmış olmasiyle bağlı tutulamaz. Anayasa denetiminin amacı, ancak, Anayasa mahkemesinin incelemesi için önüne getirilen metni kendi hukuk anlayışına göre nitelendirebilmesini zorunlu kılar; aksi takdirde, meclislerin yanılarak nitelendirdikleri bir metnin, Anayasa Mahkemesinin denetimi dışında kalması kabul edilmiş bulunur ki bu da Anayasa Koyucusunun Anayasa'ya uygunluk denetimini koymakla güttüğü amaca aykırı düşer.

İptali istenen 709 sayılı Kanun hükümlerinin bu açıdan incelenmesi aşağıdaki sonucu vermektedir:

709 sayılı Kanun, yukarıda yazılı metninden anlaşıldığı üzere, bir tek şahsı hedef alması ve hükmolunmuş yedi cezanın affını öngörmesi itibarile ilk bakışta özel af niteliği kanısını vermekte ise de 1. maddenin sonundaki bu cezaların, (Bütün neticeleriyle birlikte) affedildiğini belirten hükmü ile genel affın en belirli karakterine yer vermek suretiyle çok açık olarak bir genel af kanunu niteliğini almış bulunmaktadır.

Şu duruma göre iptali istenen 10/1/1966 günlü ve 709 sayılı Kanun Hayrettin Hami Demiralp adındaki şahsın işlediği orman suçları yüzünden yedi ilâm ile mahkûm edilmiş bulunduğu ve kanunun yürürlüğe girmesinden önce de çekmiş olduğu cem'an 4 ay 21 gün hapis ve 350 lira ağır para cezasını, bütün hukukî neticeleriyle birlikte silen bir genel af kanunu niteliğinde olduğundan ve Anayasanın 131. maddesinin son fıkrasiyle de orman suçlan için genel af çıkarılması yasaklanmış bulunduğundan Anayasa'ya aykırıdır.

Bu nedenle, yürürlük tarihi ile yürütme merciini gösteren iki madde ile birlikte üç maddeden ibaret bulunan söz konusu kanunun tümünün iptali gerekmektedir.

SONUÇ

:

l-

İptali istenilen 709 sayılı Kanuna ilişkin teklifin, Cumhuriyet Senatosu

Başkanlığınca alındığı tarih ile Cumhuriyet Senatosunda red kararına bağlandığı

tarih arasındaki süre, teklifin Millet Meclisinde Komisyona havale edilmesinden

Genel Kurulda sonuçlandırılmasına kadar geçen süreyi aşmış olduğundan söz

konusu Kanunun, Millet Meclisinden gelen şekli ile kabul edilmiş sayılması

gerektiğine (Üyelerden Celâlettin Kuralmen ve İhsan Ecemiş, Senatodaki sürenin,

teklifin Senato Başkanlığınca ilgili Komisyona havale edildiği tarihten

başlaması gerekeceği kanısı ile bu sonuca katılmamışlardır.) Üyelerden

Şemsettin Akçoğlu, Salim Başol, Sait Koçak, Recai Seçkin ve Lûtfi Ömerbaş'ın

Senatodaki görüşme süresinin geçmemiş olması sebebiyle Kanunun, şekil

bakımından iptali gerektiği yolundaki muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;

2- Senatoda görüşme süresinin geçmiş olduğunu, Millet Meclisi Başkanının tesbit etmesinin Anayasaya aykırı bulunmadığına, Üyelerden Şemsettin Akçoğlu, Salim Başol, Fazıl Uluocak, Sait Koçak ve Recai Seçkin'in muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;

3- 709 sayılı Af Kanununun genel af niteliğinde olması sebebiyle Anayasa'nın 131. maddesinin son fıkrasına aykırı bulunduğuna ve iptaline .Üyelerden Fazlı Öztan ve Fazıl Uluocak'ın muhalefetleriyle ve oyçokluğu ile;

19/12/1966 gününde karar verildi.

Başkan

İbrahim Senil

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Salim Başol

Üye

A.Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Sait Koçak

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

KARŞI

OY YAZISI

1- iptali istenilen yasa, Millet Meclisinin Komisyona göndermesinden Genel Kurulda sonuçlandırılmasına değin geçen süre dolduktan sonra Cumhuriyet Senatosunca karara bağlanmış değildir ve çoğunluk kararının bu yöne ilişkin bölümü Anayasa'ya aykırıdır:

a) Anayasa'mızın

85. maddesinde Meclislerin iç çalışmalarının iç-tüzükleriyle düzenleneceği

kesin hükme bağlanmıştır. Cumhuriyet Senatosunun içtüzüğünün 23. maddesinde ise

tasarıların veya tekliflerin komisyonlardan geçirildikten sonra Genel Kuruldan

geçirilmesi ilkesi öngörülmüş ve sonraki maddelerde komisyonların nasıl

çalışacakları düzenlenmiştir. Böylece tasarı ve tekliflerin, Genel Kurulda

görüşülmezden önce uzmanlarca incelenip onlar üzerinde uzmanların işlemesi yolu

ile yersiz, yanlış veya eksik hükümlerin yasalaşmasının önlenmesi amacı

güdülmüştür. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi döneminde benimsenmiş olan

hüküm ile yabancı yasama meclîslerinde genellikle benimsenmiş bulunan ilke dahi

budur. Bundan başka bir komisyonca incelenip Genel Kurula gelen metnin Genel

Kurulda savunmasının dahi, inceleme yapmış olan komisyon adına söz söylemeğe

yetkili bir kimsece yapılması (Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün 34. maddesi

hükmünce) ilkedir; çünkü komisyonun görüşü, ancak bu yolda gereği gibi

belirtilmiş olabilir ve ancak bu yolla Genel Kurul, komisyonun düşüncesini

iyice öğrenebilir. Her ne kadar bir tasarı veya teklifin gönderildiği bîr

komisyonda belli süre içinde görüşülüp sonuçlandırılamaz ise Hükümetin veya

teklif sahibinin bunların doğrudan doğruya Genel Kurulda görüşülmesini Genel

Kuruldan isteme yetkisi var ise de bu yetki ancak Hükümete veya teklif sahibine

tanınmış olduğundan Senatonun bir organının ve hattâ Genel Kurulun komisyon

incelemesini önleyerek işin doğrudan doğruya Genel Kurulda görüşülmesini sağlama

olanağı yoktur Demekki Anayasa'nın buyurucu hükmüne dayanan Senato içtüzüğüne

göre bir teklif veya tasarının Senato Genel Kurulunda görüşülebilmesi, onun

gönderdiği komisyonca incelenmiş ve Genel Kurula yollanmış olması koşuluna

bağlıdır. Bir komisyonun İçtüzüğün 35. maddesi uyarınca bir raporu Genel

Kurulda savunması ise, o raporun kuruluş bakımından onu savunan komisyonca

verilmiş olmasiyle düşünülebilir, başka deyimle komisyonun yapısında Senato

içtüzüğünün 17. maddesi uyarınca iki yıllık dönemin sona ermiş olması yüzünden

komisyon üyelerinin yeniden seçilmiş bulunmaları dolayısiyle temelden 'bir

değişiklik var ise eski komisyonca verilen raporu yeni komisyonun savunması

düşünülemez; O halde yeni komisyonun işi yeniden incelenmesi zorunludur. Bu zorunluk,

dâva konusu, işte senatoda ilk kez inceleme yapan komisyonun tasarının reddi

yolunda bir karâra varmasına karşılık tatilden sonra kurulan yeni komisyonda

tasarının, kabulü kararına varmış olmasıyla kendini açıkça kabul ettirmektedir.

Seçimi yenilenen bir komisyonun çalışmasa, başlıyabilmesi işe, Senato

İçtüzüğünün 20. maddesi hükmünce başkan, başkan vekili ve kâtiplerinin

seçilmesi sonunda komisyon kuruluşunun tamamlanması ile olabilir. Özetlenecek

olursa denilebilir ki, komisyon çalışması ve komisyon savunucu olmadan bir

tasarı veya teklifin Genel Kurulda görüşülmesi olanağı bulunmadığı gibi başkan

ve öbür kimseler seçilmiş bulunmadıkça bir komisyon çalışması da söz konusu

edilemez.

b)

Anayasa koyucu, bir yandan, Cumhuriyet Senatosunu kurarak yasaların tek

meclisçe iyice incelenmeden, çabuk çabuk çıkarılmasını önlemek ve onların tek

Meclistekinden daha iyi incelenmesini sağlamak isterken öte yandan Senatonun

gereksiz gecikmelerle yasaların yapılmasında boş ve yersiz bir gecikme nedeni

olmasına yol açmamak ve böylelikle ikinci bir yasama meclisinin kabulünden

beklenen yararı sağlamak ve sakıncaya yer bırakmamak amacını gütmüştür. Bundan

dolayıdır ki Anayasa'mızın 92. maddesinin 10. fıkrasında "Cumhuriyet

Senatosu, kendisine gönderilen bîr metni, Millet Meclisi Komisyonlarında ve

Genel Kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar; bu

süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde on beş günden ivedi olmayan hallerde

bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler, Cumhuriyet

Senatosunca Millet Meclisinden gelen şeklî ile kabul edilmiş sayılır. Bu

fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez." hükmü

yer almıştır.

Bu

hüküm konuluş amacı gözönünde tutulmaksızın yalnızca sözüne göre yorumlanacak

olursa, Senato görüşme sürelerinin ancak ve ancak Millet Meclisi ile birlikte

senatonun tatilde bulunduğu zamanda işlemeyeceği, Meclislerin çalışmaya

başladığı günde işlemeye başlayacağı sonucuna varılır ki çoğunluk dahi bu

sonuca varmıştır. Metinlerin yorumunda söze ne denli değer verilirse, öze,

konuluş amacına da o denli yer verilmek ve öze göre bulunan anlamın söze göre

bulunan anlamla çatışması halinde öze göre bulunan anlamı üstün tutmak, çağdaş

hukukta benimsenen yorum kurallarındandır. Anayasa hâkimleri dahi öbür hâkimler

gibi Anayasa'ya, yasa'ya hukuka ve vicdan kanılarına göre karar vermekle,

Anayasa'nın 132. maddesinin birinci fıkrası gereğince, yükümlüdürler. Hukuka göre

karar vermenin anlamlarından birisi dahi metinlerin yorumunda hukuk bilimince

benimsenen kuralları uygulayarak karar vermekdir. Metinlerin yalnızca sözüne

bağlanmak, çoğu kez bizi yanlış sonuçlara götürür. Az önce yazıldığı üzere,

Anayasa Koyucu hem Senatonun çalışmasını ve yararlı olmasını, hem de gereksiz,

yersiz gecikmelere yol açmamasını erek edinerek süre sınırlandırmasını

öngörmüştür, sürenin tatilde işlememesi, Senatonun tatilde çalışmasına hukukî

olanak bulunmaması nedenine dayanmaktadır Tıpkı bunun gibi, bîr tatil

döneminden sonra. Senato açıldığında Senatonun Başkanlık Divanının ve

komisyonlarının yeniden seçilmesi içtüzüğe göre zorunlu bulunuyorsa bu seçimler

sonuçlanmadan komisyonların ve Genel Kurulun çalışmaları düsünülemiyeceğinden,

Senatoda bir komisyonun veya Genel Kurulun bu süre içinde de herhangi bir metni

görüşmesi, olanak dışıdır; O halde sürelerin söz konusu seçimler bitmezden önce

işlemeğe başlamadığının kabulü gerekmekledir; çünkü aynı durumların aynı

hükümlere bağlanması olağandır. Anayasa tasarısının Temsilciler Meclisince ilk

görülmede kabul edilen metninde sürelerin tatilde işlemeyeceği hükmü yok iken

bu hüküm Milli Birlik Komitesince konulmuş ve tatilde sürenin islememesi olağan

görüldüğü ve bu yönün maddeye yazılmasının iyi olacağı gerekçesiyle Temsilciler

Meclisi Komisyonunca ve bu Meclisin Genel Kurulunca ikinci görüşme sırasında

benimsenmiştir (Avukat Kâzım Öztürk-İzahlı Gerekçeli Anabelgeli ve maddelere

göre Tasnifli Bütün Tutanakları ile T.C. Anayasa'sı - Türkiye İş Bankası Kültür

Yayınları Ajans Türk Matbaası/Ankara 1966 Cilt 3. sahife 3784 ortaları.)

demekki sürenin işlemiyeceği zamanın ancak ve ancak iki Meclisin tatilde

bulundukları zaman olacağını ve bundan başka durumlarda sürenin işlemesinin

salt olarak Öngörülmek istendiğini kabul ettirecek hiç bir haklı neden yoktur

ve bu konuda yalnızca hükmün sözünü gözönünde tutmak, aynı hükme bağlanması

zorunlu durumların ayrı ayrı hükümlere bağlanmasını benimsemek gibi hem hukuk

mantıkına, hem de gerçeklere aykırı bir sonuca bizi götürecektir. Anayasa

Koyucunun, hem Senatonun çalışmasını hem de yasaların çıkmasını geciktirme

etkeni amili olmamasını erek edindiği doğrudur, amma Anayasa Koyucu hiç bir

zaman hukukî olanaksızlıklardan doğan gecikmeleri dahi önlemeyi düşünmüş olamaz;

o ancak akla yatkın veya zorunluklardan doğan bir nedene dayanmayan başka

deyimle, Senatonun aksak işlemesinden doğan gecikmeleri Önlemek istemiştir ve

bunda da haklıdır. Biz Senatonun Başkanlı Divanın Komisyonlarının başkan ve

kâtiplerinin seçilmesi zorunluğu dolayısiyle ortaya çıkan bir gecikmeyi (ki

olayda bir haftayı bile bulmamaktadır) görüşme süresinin işlemeyeceği

olaylardan doğan bir gecikme olarak kabul etmezsek. Senatonun işleyip yararlro

olma ilkesi ile işleri boş yere geciktirmemesi ilkesini bağdaştırmış olmayız,

tam tersine Senatonun isleri geciktirmemesi ilkesini üstün tutarak onun işleyip

yararlı olması ilkesini çiğnemiş oluruz ki çoğunluğun görüşü bu temele

dayanmaktadır ve Anayasa'ya uygun değildir. Tekrar edelim ki Anayasa Kovucu, bu

iki ilkeden birisini diğerine üstün tutmayı değil, bunları bağdaştırmayı

istemiştir.

Burada, seçim gibi zorunlu durumların süreleri ne ölçüde uzatabileceğinin belli olmadığı, bu uzamaların aylarca sürebileceği ve benimsediğimiz yorumun yanlış olduğunun böylece anlaşıldığı ortaya atılabilir. Zorunlukların ancak belli sınırlar içinde değerlendirileceği, eskilerin dedikleri üzere, zaruretlerin miktarlarınca takdir olunacağı kuralı uyarınca uzun sürecek zorunluk durumlarının hakkın kötüye kullanılmasının hukukça korunamıyacağı kuralına göre gözönünde tutulamayacağı ve bu türlü durumlarda sürenin geçmiş sayılacağı, hakkın kötüye kullanılması yasağının kamu hukuku ve özellikle Anayasa Hukuku alanında da uygulanmasının gerektiği hatırlatılarak bu görüş, çürütülebilir.

2- Senatoda Anayasa'nın öngörmüş olduğu görüşme süresinin geçirildiğini saptama yetkisi, Senato organlarının ve şayet dâvaya temel olayda olduğu gibi tasarı reddedilerek Senatodan Millet Meclisine geri çevrilmiş ise Millet Meclisi Genel Kurulunundur; bundan dolayı, Miller Meclisi Başkanının süre geçmiş olduğunu ileri sürerek metni Cumhurbaşkanlığına göndermesi ve yayınlanan bu metnin yasa sayılması sonuç olarak, çoğunluk kararının bu yöne ilişkin bölümü Anayasa'ya aykırıdır :

a)

Anayasa'nın 92. maddesi Senatoca sürenin geçirilmiş olduğunu saptamaya yetkili

yeri veya kişiyi göstermiş değildir. Fakat 92. madde hükmünden anlaşıldığına

göre süre hükmü ile bağlı olan Senatonun bir Komisyonunun veya Genel Kurulunun

sürenin geçmiş olduğunu saptaması, hükmün bunlar için bağlayıcılığının

sonucudur. Yine 92. madde uyarınca Senato Genel Kurulunca değiştirilen veya

reddolunan bir metnin inceleneceği yer. Millet Meclisi Genel Kuruludur, Millet

Meclisi Genel Kurulu, belli sürenin Senatoca geçmiş olduğuna karar verirse, Senato

kararının esasına girmeden metni Cumhurbaşkanlığına yollaması için kendi

Başkanlığına gönderecektir. Demekki 92. madde, Senatonun geri çevirdiği

metinlerin Meclis Genel Kurulunca incelenip karara bağlanmasını öngörmektedir;

Meclis Başkanının bu süre üzerinde her hangi bir yetkiye sahip olduğu yolunda

herhangi bir dayanak bu madde de yoktur Anayasa'nın 4. maddesinin ikinci

fıkrasının ikinci cümlesinde [Hiç bîr kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan

almayan bir devlet yetkisi kullanamaz.) denilmektedir. Çoğunluk kararı, bu

hükme aykırı olarak, Millet Meclisi Başkanına bir yetki tanımaktadır.

b) Çoğunluk kararında, sürelerin geçmiş bulunup bulunmadığının belli edilmesi çok kolay bir hesap işlemine dayandığı için herkesin bunu yapabileceği de bildirilmektedir, îşin yalnızca bu kararın verilmesi sırasında uyandırdığı duraksamalar, tereddütler ile kurulumuzca oybirliğine varılamamış bulunması gözönünde tutulunca, bunun yalnızca bir toplama işlemi olmadığı, belki çok tartışmalara yer verebilecek hukuk sorunlarının çözümlenmesini dahi gerektirdiği, bu bakımdan, çoğunluk gerekçesinin eylemli duruma dahi uygun bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Sonuç : Yukarıda yazılı nedenlerden ötürü, çoğunluk kararının, Senatonun görüşme süresini geçirmiş olduğu ve Meclis Başkanının süre aşımını saptamağa yetkili bulunduğu yönlerine karşıyız.

Üye

Ziya Önel

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

MUHALEFET

ŞERHİ

Yukarıki karar içinde de belirtildiği gibi Mahkememizin 4/7/1966 günlü toplantısında, davacıların öne sürdükleri iptal sebeblerinden birisinin görüşmesi yapılarak karara bağlanmış ve içtüzüğün 18. maddesi gereğince karar özeti bir tutanakla belirtilerek karara katılan bütün üyeler tarafından imza edilmiş, konunun diğer yönlerden incelenmesi işinin 5/7/1966 gününe bırakıldığı da keza karar üzerinde belirtilmiştir.

Şu duruma göre Mahkememiz, iptal istemine esas teşkil eden hususlardan birisi hakkındaki görüşünü kesin olarak belirtilmiş ve bunu da "karar" niteliğindeki bir belge ile tesbit ve tevsik etmiştir. Mahkemenin müteakip toplantısında ele alınacak konulana, karara bağlanan hususun dışındaki yönlere ilişkin olacağı da kararın açık hükmü gereğidir.

Bu

açıklamadan da anlaşıldığı üzere, 4/7/1966 günlü karar, çoğunluk düşüncesinde

öne sürüldüğü gibi her zaman dönülmesi mümkün olacak nitelikte olmayıp açılmış

olan dâvayı, bir yemin deri sonuca bağlayan kesin nitelikte bir karardır.

Herhangi bir dâvanın müzakeresinde dâva sebeplerinin ve ortaya atılan

görüşlerin teker teker ele alınarak müzakere edilmesi ve bir konunun

çözümlenmesinden sonra diğer konuya geçilmesi, çalışmanın ilerleyebilmesi için

takibi zorunlu olan bir müzakere usulü olduğunda şüphe yoktur. Ancak bu hal

Müzakere sırasında alınmış olan ve belli konuları çözümleyen mahkeme

kararlarının, hiç bir hukuki değeri ve bağlayıcılığı bulunmadığı yolunda

değerlendirilmesini haklı kılmaz. Zira dâvanın tümü hakkındaki mahkeme kararı,

müzakere safhalarında ele alınan konulara ilişkin olarak yapılan oylamalar

sonucunda verilmiş olan kararların bir araya gelmesinden ve onlardan çıkacak

sonucun belirtilmesinden başka bir şey değildir.

Bu

arada mahkeme heyetini teşkil eden üyelerde değişiklik olması da neticeye etkili

değildir. Her üye katıldığı toplantılarda alınan kararlara iştirak ettiği için

sadece onun sorumluluğunu taşır. Sonradan yazılacak olan gerekçeli

kararda, her konunun hangi günde kimlerden kurulu heyetler tarafından karara

bağlandığı açıkça belirtilir ve bütün bu kararları bir kül halinde toplayan

gerekçeli karan da, son toplantıya katılan on beş üye imza eder. Bu suretle

kararda kimlerin hangi konunun müzakeresine katılarak ne suretle oy kullandığı

da açık bir suretle ortaya çıkmış olur. Esasen Mahkememizin benzer durumlarda

tuttuğu yol bundan ibaret olup bir çok kararlarda da bunu görmek mümkündür.

13/1/1966, 10/3/1966, 14/4/1966, 20/9/1966 gün ve 1964/26 - 1966 fi, 1965/44

- 1966/14, - 1963/67-1966/19, 1966/15 - 1966/33 sayılı kararları buna örnek diye

gösterilebilir.

Gerçi

bu kararlarda, söz konusu usule ilk inceleme safhasında başvurulmuş ise de

bunun esas inceleme safhasında da aynen uygulanmaması için hiç bir neden

yoktur. Aksine bu suretle işlem yapılmasında zorunluk da vardır. Zira aksi

uygulama sakıncalı durumların meydana gelmesine sebep olur; Şöyleki : her

zaman, bu olayda olduğu gibi ikinci defa yapılacak müzakere sonunda aynı sonuca

varılmayabilir. Müzakerenin ilk gününde Anayasa'ya aykırı görülerek iptal

nedeni kabul edilen bir husus, müzakerenin müteakip günlerde, aksi yönde

değerlendirilerek Anayasa'ya uygun bulunabilir. Bilhassa bir günde

bitirilemeyen incelemelerde, mahkeme heyetinde değişik üyelerin yer alması

halinde bu sonucun meydana gelmesi olağan sayılmalıdır. Bu durumda, mahkemenin

Anayasa'ya aykırı bularak iptal nedeni kabul ettiği bir hususun, o dâvaya dahil

olup ta aynı durumda intaç olunmamış diğer konuların müzakeresi için bir veya

bir kaç gün sonra devam olunacak toplantıda üyelerden birisinin teklifi üzerine

tekrar görüşme konusu yapılarak Anayasa'ya uygun olduğu yolunda bir kararla

sonuçlanması mümkün olacak, bu suretle önceki toplantıda aksine oy vermiş

olupta sonraki müzakerede bulunmayan üyelerin oylarının ve kararlarının etkisiz

ve değersiz bir hale düşürülmüş olması neticesi meydana gelecektir.

Halbuki Anayasa'nın 152 ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 50 ve 51 inci maddeleri hükümlerine göre Anayasa Mahkemesinin kararlan kesindir ve iptal karan verilmesi halinde karar gününden itibaren hüküm ifade edip yayınlanmasiyle birlikte herkesi ve her organı bağlar. Kararların, esasen Mahkememizin bilgisi altında olduklarından ayrıca yayınlanmaları beklenmeksizin, karar gününden itibaren Mahkememizi de bağlaması tabiîdir.

Yukarıki nedenlerle 4/7/1966 günlü Anayasa Mahkemesi kararını )'ok sayarak o kararda çözümlenen konunun, değişik üyelerden kurulu 6/12/1966 günlü mahkeme toplantısında yeni baştan inceleme ve karar konusu yapılması Anayasa ve 44 sayılı Kanun hükümlerine uygun bulunmadığından kararın buna ilişkin kısmına muhalifiz.

Üye

Şemsettin Akçoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Recai Seçkin

Üye

Lütfi Ömerbaş

MUHALEFET

ŞERHİ

Müracaat şekline Meclis müzakerelerine ve kanunlaşan metne göre mahkûmiyet af edilmemiş ceza af edilmiştir. Bu nedeniyle kanun özel af mahiyetindedir. Çoğunluğun kararına bu bakımdan katılmıyoruz.

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

KARŞI

DÜŞÜNCE AÇIKLAMASI

Bir orman suçu hükümlüsünün affı hakkındaki 709 sayılı Kanun tasarısı Cumhuriyet Senatosunca af kabul edilmeyerek reddedilmiş, Millet Meclisi Başkanlığınca da Senatoca, Anayasa'nın 92 maddesinde yazılı süre dolduğundan millet Meclisinden gelen şekliyle kanunlaştığı saptanmış ve bu bir dip notla belirtilerek yayınlanması cihetine gidilmiştir.

Gerek Cumhuriyet Senatosunda Anayasa'nın 92 maddesindeki sürenin dolmuş olduğunun kabulü, gerek bunun Millet Meclisi Başkanlığınca saptanması Anayasa'ya aykırıdır. Şöyle ki :

l- Cumhuriyet Senatosunda görüşme süresi nasıl hesap edilecektir' Anayasa'nın 92. maddesinin 10. fıkrasında (Cumhuriyet Senatosu kendisine gönderilen bir metni, Millet Meclisi Komisyonlarında ve Genel Kurulundaki görüşme süresini aşmayan bir süre içinde karara bağlar bu süre üç ayı geçemez ve ivedilik hallerinde 15 günden, ivedi olmayan hallerde bir aydan kısa olamaz. Bu süreler içinde karara bağlanmayan metinler, Cumhuriyet Senatosunca, Millet Meclisinden gelen şekliyle kabul edilmiş sayılır. Bu fıkrada belirtilen süreler Meclislerin tatili devamınca işlemez.) denilmektedir.

Çift Meclis sistemi, kısaca kanunların her bakımdan mükemmel çıkmasını sağlamak esasına dayanır. Cumhuriyet Senatosundaki görüşme süresi Anayasa'da "en çok ve en az olmak üzere" sınırlandırıldığına göree kanun tasarı veya tekliflerinin Senatoda görüşülmesi hem gecikmeyecek, hem de Senatoda görüşülmesi sağlanacak; bu iki esasin birlikte yürütülmesi ve birinin ötekine üstün tutulmaması gerekmektedir :

Anayasa'nın 92. maddesindeki süreye hangi günler dahil değildir' "Süreler Meclislerin tatilleri devamında işlemez" bunu 92. madde açıklamış. Ancak, yalnız bununla mı sınırlıdır' Anayasa'nın 85. maddesinde (T.B.M.Meclisi ve Meclisler, çalışmalarını kendi yaptıkları içtüzüklerin hükümlerine göre sürütürler) denilmiştir. Anayasa'nın 8. maddesine göre de (Anayasa hükümleri yasama, yürütme ve yargı organlarına, idare makamlarını ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.) Şu halde, 85. madde bir hukuk kuralıdır, duyurucu bir hükümdür.

Cumhuriyet Senatosu çalışmalarını kendi içtüzüğüne göre yürütür.

Anayasa'nın

85. maddesi ve bu maddenin gönderme yaptığı Cumhuriyet Senatosu içtüzüğünün

"madde : 23, 34, 35, 17, 20" birlikte mütalâasından çıkan sonuç,

Cumhuriyet Senatosu; Genel Kurul Başkanlık Divanı, komisyonlar ve bunların

başkan ve öteki görevlileri kurulup belli olunca yasama faaliyetinde

bulunabilir. Bu organlar belli olmadıkça yasama faaliyetinde bulunacak durumda

değildir demektir. Bu organlar kuruluncaya kadar geçen zamanda 92. maddedeki

sürelerin işlememesi gerekir. "Meclislerin tatili devamınca sürelerin

işlememesi" Milli Birlik Komitesince eklenmiş, Anayasa Komisyonunca

benimsenmiş ve Temsilciler Meclisince de kabul edilmiştir. Bu ek yapılmasaydı,

bu gün belki tatilde sürenin işleyip işlememesi tartışma konusu olabilecekti.

Cumhuriyet Senatosunun sürenin dolduğu saptadığı ve görüşmeyi durdurup metnin Millet Meclisinden geldiği şekliyle kanunlaştığı gerekçesiyle geri çevirdiği zamanlar olmuştur. Bu işte sürenin dolmadığı kanısı ile görüşüp affı kabul etmeyerek tasarıyı reddetmiştir.

Sürenin işlememesi halinin yalnız Cumhuriyet Senatosunun tatili ile sınırlandırılması ve Senatonun yasama faaliyetinde bulunabilecek duruma gelip gelmediğinin gözönünde bulundurulmaması çoğu zaman "süre doldu" gerekçesiyle tasarı veya tekliflerin Millet Meclisinden gelen şekliyle kanunlaşması sonucunu ve ikinci Meclisin kurulmasından beklenen amaca aykırı bir durum yaratacaktır.

Sürenin dolduğundan bahisle işlem yapılması Anayasa'nın 63, 85 ve 92. maddelerine aykırıdır.

2-

Cumhuriyet Senatosunca görüşülüp af kabul edilmeyerek reddedildiğine göre

Cumhuriyet Senatosunun iradesi sürenin dolmadığı şeklinde tecelli etmiştir.

Bunun çözümü, sürenin dolup dolmadığının saptanması 92. madde hükmünce Millet

Meclisi Genel Kuruluna ait olmak gerekir. Millet Meclisi Başkanının böyle bir

yetkisi Anayasa'da yoktur. Böyle bir yetkiyi Anayasa'nın 4. maddesine göre

ancak Anayasa verebilir. Anayasa'nın 4, maddesinde (Hiç bir kimse veya organ

kaynağını Anayasa'dan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.) denilmektedir.

Çoğunluk kararında bunun "basit, kolay bir hesap işleminden ibaret olduğu,

Millet Meclisi Başkan veya Genel Kuruldan her hangi birisi tarafından tesbit

edilmiş olmasında sonuca etki yapacak farklı bir nitelik söz konusu

değildir." denilmiştir. Basit, kolay bir hesap işleminden ibaret

olmadığının maddi delili 15 kişilik Anayasa Mahkemesinden 5 üyenin karşı oyda

bulunmasıdır.

Sonuca etki yapıp yapmadığının önemi olmayabilir. Bununla beraber herhangi bir işte süreyi başkan bir türlü, Genel Kurul başka bir türlü hesap etmiş olabilirler. Bundan başka asıl önemli olan nokta, bu yetkinin Anayasa'ya göre Millet Meclisi Başkanında mı, yoksa Genel Kurulunda mı' Anayasa'nın 92. ve 4. maddeleri hükmünce Genel Kuruldadır. Ve bu sebeple Başkanın saptaması Anayasa'nın bu maddelerine aykırıdır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Bu nedenlerle kanunun iptali oyu ile çoğunluk kararının, Cumhuriyet senatosunda sürenin dolmuş olduğu ve Millet Meclisi Başkanının Senatoda sürenin dolduğunu saptamağa yetkili bulunduğu yönlerine katılmıyorum.

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Fazıl Uluocak

29/1/1968 günlü ve 12812 sayılı Resmî Gazetede yayınlanmış bulunan Anayasa Mahkemesinin esas 1966/7-karar 1966/46 sayılı kararına ek muhalefet şerhidir.

Bir dâvanın aynı heyetle hele tek gün içinde görülerek bitirilmesi elbetteki, incelemeyi ve sonuca varmayı kolaylaştırıp çabuklaştıracağı için pek isabetli bir davranış olur. Ancak çok yönlü dâvalarda, uzun tartışmayı gerektiren konular da varsa, kararın tümünün bir gün içinde verilmesi veya sonraki toplantıların yine aynı heyetle yapılması her zaman sağlanamaz. Böyle bir durumda dâvanın çeşitli yönlerinden her birinin bir oturumda çözümlenip karara bağlanması, sonra bu kararlar birleştirilerek tüm karara varılması gerekir. Hele değişik oturumlar değişik heyetlerle yapılıyorsa, çalışmaların boşa gitmemesi ve sonuca bir an önce varabilmesi için başvurulacak tek çıkar yol budur.

Bir

dâvanın türlü yönlerini çözümleyen kararlar, dâvanın tümünü sonuca vardıran kararla

aynı niteliği ve değeri taşır. Bir başka deyimle: Dâvanın tümünün sonuca

vardıran karar Anayasa'nın 152. maddesi hükmü gereğince verildiği günden

başlıyarak nasıl kesin ve bağlayıcı ise dâvanın türlü yönlerini çözümleyen

kararlar da tıpkı böyle kesin ve bağlayıcıdır. Çünkü dâvanın tümünü sonuca

vardıracak kararı bunlar meydana getirir. Aksi görüş, dâva yönlerine ilişkin

kararlar sonradan değiştirile değiştirile, esas kararın da değiştirilmesine ve

Anayasa'nın ona taşıdığı kesinlik ve bağlayıcılık niteliğinin zedelenmesine

kadar yol açabilir. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin belirli bir konu üzerinde

usulünce yaptığı çalışma ve oylamaları, değişik bazı üyelerin katıldığı başka

bir toplantıda hükümsüz ve değersiz kılacak yeni bir karar alabileceğini kabul

etmek hem hukukça savunulamıyacak bir tutumdur; hem de bir çok sakıncalarla

doludur.

İncelenen ve karara bağlanan işe gelince: Bu dâvanın başlıca üç yönü vardır.

1- İptali istenen Kanunun Cumhuriyet Senatosunda karara bağlanma süresinin tasarının Millet Meclisi Komisyonlarında ve Genel Kuruldaki görüşme süresini aşıp aşmadığı ve bu bakımdan Anayasa'ya uygunluk veya aykırılık durumu;

2- Millet Meclisi Başkanının, Senatodaki görüşme süresinin Millet Meclisindeki süreyi açtığı ve bu nedenle Miller Meclisi metnini kanunlaştığı yolunda bir dipnotu koymakla yetinerek Millet Meclisi Genel Kurulundan karar almaksızın Kanunun ilânı için gerekli işleme geçmesinin Anayasa'ya uygunluk veya aykırılık durumu;

3- Kanunun esas bakımından Anayasa'ya uygunluk ve aykırılık durumu.

Görülüyorki yukarıda belirtilenler sıradan iddialar veya gerekçe ayrıntıları değil; dâvanın örgüsündeki belli başlı düğüm noktalarıdır: bunlar birer birer çözüldükten sonra dâva da kendiliğinden çözümlenir.

4/7/1966 günlü oturumda dâvanın üç yönünden birincisi görüşülmüş, oylanmış; sorunu çözümleyen kesin ve açık sonuç kısa karar halinde belgelendirilerek tüm heyetçe imza altına alınmıştır. Vakit yetmediğinden o gün dâvanın öteki yönlerine geçilememiş; bunların görüşülüp çözümlenmesi başka güne bırakılmıştır. Şu duruma karşı 6/12/1966 günlü alınan karar ise 4/7/1966 günlü kararın dönülemiyecek nitelik taşımadığı ve heyette de değişiklik olduğu; o nedenlerle işin yeniden görüşülmesi gerektiği yolundadır.

Bir

dâvanın bir yönünü çözümleyen kararların niçin kesin ve bağlayıcı olduğu

yukarıda açıklandığında çoğunlukça hükümsüz sayılan kararın dönülemiyecek

nitelik taşımadığı yolundaki gerekçe üzerinde burada ayrıca durulmayacaktır.

Mahkeme heyetinde değişiklik olması durumuna gelince: Böyle bir değişiklik olağandır

ve hiç bir zaman sonucu etkilemez. Anayasa Mahkemesine katılan kimseler

değişebilir; fakat Mahkemenin bir süreklilik ve kararlılık vasfı vardır. Alınan

kararlar şunun veya bunun değil, Mahkemenin kararlarıdır. Öte yandan bir

toplantıda verilen kararın sorumu yalnızca o karara katılanlarındır. Sonraki

toplantıya yeni katılanlar arasında önceki kararda açıklanan görüsü

benimsemiyenler ve benimsemiş görünmek isteyenler bulunabilir. Dâvanın çeşitli

yönlerine ilişkin kararlar gerekçeli uzun kararda birleştirilirken bunların

hangi gün, kimlerden kurulu heyetler tarafından verildiği belirtilir ve böylece

her türlü yanlış anlaşılmalar önlenmiş olur. Nitekim şimdiye kadarki

uygulamalarda bu yol tutulagelmiştir.

Özetlemek gerekirse: Mahkemenin bir toplantısında verilen kararın, değişik kimselerin katıldığı öteki toplantıda hükümsüz sayılıp işin yeniden karara bağlanması gibi bir tutumun ilk toplantıda bulunup sonrakine katılmayan kimselerin evvelce verdikleri oyların etkisiz ve değersiz duruma düşürülmesine yol açışı dahi böyle; bir uygulamaya karşı hukukça ileri sürülebilecek bütün öteki itirazlar bir yana, 1966/7 sayılı. dâvada çoğunlukça benimsenen görüşün isabetsizliğini tek başına açıklayacak niteliktedir.

4/7/1966 günlü oturumdaki çalışmaları oylamaları ve varılan kararları hükümsüz ve değersiz kılan 6/12/1966 günlü karara bu nedenlerle karşıyız.

Üye Salim Başol Üye Avni · Givda Üye Ahmet · Akar

Anayasa Mahkemesi, E. 1966/7, K. 1966/46, 19 Aralık 1966 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İlk
  4. İnceleme
  5. Esasın
  6. İncelenmesi
  7. İptali
  8. İstenilen Kanun
  9. Gerekçe
  10. Iı-
  11. Iıı-
  12. Sonuç
  13. Karşı
  14. Oy Yazısı
  15. Muhalefet
  16. Şerhi
  17. Muhalefet
  18. Şerhi
  19. Karşı
  20. Düşünce Açıklaması
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1966/7
Karar No
1966/46
Tarih
19 Aralık 1966

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1966/26 K.1966/47
  • AYM Norm Denetimi E.1966/33 K.1967/1
  • AYM Norm Denetimi E.1967/2 K.1967/2
  • AYM Norm Denetimi E.1967/1 K.1967/3
  • AYM Norm Denetimi E.1967/5 K.1967/4
  • AYM Norm Denetimi E.1967/4 K.1967/5

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.