İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/14 K.1967/36

Esas sayısı:1967/14

Esas1967/14Karar1967/36Tarih14 Kasım 1967Okuma39 dk · 7.714 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/14
Karar No
1967/36
Karar tarihi
14 Kasım 1967
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.714 kelime·39 dk okuma·9 bölüm

Esas sayısı:1967/14

Karar sayısı:1967/36

Karar günü:14/11/1967

Resmi Gazete tarih/sayı:29.4.1968/12886

İtiraz yoluna başvuran : Erdemli Asliye Ceza Mahkemesi.

İtirazın konusu : Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun tümünün Anayasanın 14., 15., 16., 32. ve 132. maddelerine aykırı bulunduğu kanısı ile ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasa'nın 151. maddesine dayanılarak mahkememize başvurulmuştur.

I.

OLAY

İki

sanıktan birincisinin, Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar hakkındaki 6136 sayılı

Kanunun 13. maddesi ve Türk Ceza Kanununun 466. maddesinin 1. fıkrası ve

ikincisinin, yine 6136 sayılı Kanunun 13, maddesi ve Türk Ceza Kanununun 191.

maddesinin 2. fıkrası hükümlerine göre Cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu

dâvasının Erdemli Asliye Ceza Mahkemesinde 1967/12 esas sayısı altında yapılan

duruşması sırasında, ikinci sanığın suçunun tehdit değil, hürriyeti tahdit

olduğu ve bu nedenle de Ağır Ceza Mahkemesinin görevine girdiği söz konusu

edilmiş; bunun üzerine Cumhuriyet Savcısı, sanığın suçu işlediği sırada köy

muhtarı olduğunu ve suçun muhtarlık görevinin yerine getirilmesi sırasında ve

bu görev dolayısiyle işlendiğini; şu duruma göre sanık için Memurin Muhakematı

Hakkındaki Kanun hükümleri uyarınca soruşturma yapılması ve görev cihetinin

soruşturmayı yürütecek idarî mercilerce nazara alınması gerektiğini; ancak

Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun tümünün Anayasa'nın 14., 15., 16., 32 ve

132. maddelerine aykırı bulunduğunu ileri sürmüş; mahkeme de bu kanıya

vardığından Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme sonucuna kadar beklenmesine

12/4/1967 gününde karar verilmiştir.

III. İtiraz konusu olan ve inceleme kapsamına giren hükümler :

Mahkemece Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun tümünün Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmekte ise de aşağıda görüleceği üzere Anayasa Mahkemesi incelemeyi bu kanunun ancak 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14 maddelerine hasretmiş bulunduğundan burada yalnızca o hükümlere yer verilmiştir :

(Madde l- Memurinin vazifeli memuriyetlerinden münbahis veya vazifei memuriyetlerinin ifası sırasında hadis olan cürümlerinden dolayı icrayı muhakemeleri şeraiti âtiye dairesinde mehâkimi adliyeye aittir.)

(Madde 2- Memurinden birinin vazifei memuriyetinden dolayı veya ifayı vazife esnasında bir cürmü ika eylediği gerek doğrudan doğruya ve gerek bir şikâyet ve ihbar ve iddia üzerine anlaşıldıkta o memur,, memurini merkeziyeden ise evvelemirde mensup olduğu nezaret veya daire ve memurini vilâyetten ise vali, mutasarrıf ve kaymakam veya merbut bulunduğu şubei idare âmiri tarafından Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununa tevfikan bizzat veya bilvasıta hakkında tahkikatı iptidaiye icra edilir ve evrakı tahkikiye zirine tahkikatı vakıanın hülâsasını ve netayicini havi fezlekesi yazılarak bunun ziri dahi tahkikatı icra eden zat tarafından imza veya tahtim olunur.)

(Madde 3- Tahkikatı iptidaiye evrakı mevaddı atiyede beyan olunan usul veçhile ait olduğu meclise tevdi olunur. Ve bu meclisin memurinden olan azalan içtima ederek suveri âtiye veçhile tetkikatı idariyede bulunurlar. Ancak tahkikatı iptidaiye fezlekesini tanzim ve imza eden daire âmiri bu heyetlerde âza şif atiyle hazır bulunamaz ve alelûmum esnayı tetkikte memuri mes'ulün mensup olduğu nezaret veya idare canibinden izahat alınmak üzere ya daire âmiri ve izam eyliyeceğj memur celp ve davet olunabilir.)

(Madde

4- Kazalarda kaza kaymakamı ile şuabatı idarei kaza rüesayı memurinden ve

meclisi idarei kaza azasından maada bilcümle memurin ve müstahdemin ile nahiye

müdür ve müstahdemini hakkındaki evrakı tahkikiye, kaza meclisi idaresine ve

sancaklarda mutasarrıf ile şuabatı idarei liva rüesayı memurininden ve meclisi

idarei liva âzasından maada bilûmum memurin ve müstahdemini liva ve mülhak

kazalar kaymakamlariyle şuabatı idarei kaza rüesayı memurini ve mecalisi idarei

kaza âzası hakkındaki evrakı tahkikiye meclisi idarei livaya ve vilâyei

merkezlerinde vali ile bairadei seniye mansup memurini merkeziyeyî vilâyetten

ve meclisi idarei vilâyet âzasından maada bilcümle memurini merkeziyei vilâyet

ve mülhak liva mutasarrıflariyle şuabatı idarei liva rüesayı memurini ve

mecalisi idarei liva âzası ve merkezi vilâyete mülhak kazalar kaymakamlariyle

şuabatı idarei kaza rüesayı memurini ve mecalisi idarei kaza âzası hakkındaki

evrakı tahkikiye meclisi idarei vilâyete ve bir vilâyetin bairadei seniye mansup

memurini merkeziyesiyle meclis idaresi âzası hakkındaki evrakı tahkikiye dahi,

Şûrayı Devlet Mülkiye Dairesine tevdi edilerek işbu meclislerce mevadı âtiye

veçhile memuru maznunun lüzum veya men'i muhakemesine karar verilir.)

(Madde

5- Tahkikatı iptidaiye evrakı beyan olunan meclislerden birine geldikte, bir

hafta zarfında tetkikata mübaşeret olunarak tetkikalı mükemmele icra ve icap

edenlerden tahriren yahut şifahen izahatı lâzı-me ahzedilerek memuru maznunun

tahtı muhakemeye alınmasına lüzum görülür ise lüzumu muhakemesi esbabını

mübeyyin bir mazbata tanzim edilip memuru maznuna tebliğ edilir. Memuru maznunu

işbu mazbata aleyhine tebliğ tarihinden itibaren beş gün zarfında itiraz

edebilir. Müddeti itirazın hitamında veyahut indelitiraz derecei saniyede icra

kılınacakk tetkikat neticesinde mezkûr mazbata tasdik edildiği takdirde

müstantik kararnamesi mahiyetinde olan işbu mazbata ve evrakı tahkikiye

cünhalarda doğrudan doğruya mahkemeye ve cinayetlerde heyeti iî-hamiyeye

sevkolunmak üzere ait olduğu mahkemei adliye müddeiumumisine tevdi olunur.

Memuru 'mumaileyhin tahtı muhakemeye alınmasına lüzum görülmez ise esbabının

beyanı ile men'i muhakemesi hakkında bir mazbata yapılıp memuru mumaileyhin

mensup olduğu idare reisine ve var ise müddei şahsiye tabliğ edilir. İdare

reisi ve müddei şahsî işbu mazbata aleyhine tarihi tebliğinden itiraben beş gün

zarfında itiraz edebilirler. Bunlar tarafından itiraz vuku bulsun bulmasın

men'i muhakeme kararlan her halde mafevki meclise sevkolunur ve oraca

badettetkik nıazbatai mezkûre tasdik olunursa bir sureti musaddakası memuru

mümaileyhe verilir.)

(Madde 6- Tahkikatı iptidaiye icrasında ve lüzum veya men'i muhakemeye ait muamelâtta işbu kanunda musarrah olmayan hususatta usulü muhakematı cezaiye ahkâmına tevfiki hareket olunur. Bir meclisin kararı aleyhindeki itiraz mafevki mecliste ve bir vilâyet meclisi idaresinin kararlarına vukubulacak itirazat dahi Şûramı Devlet Mülkiye Dairesinde tetkik edilir. Ancak mutasarrıflar ve kaymakamlar hakkında mecalisi idarece ittihaz olunacak bu kabil mukarrerat itiraz vukubulsun bulmasın herhalde Şûrayı Devlet Mülkiye Dairesinde tetkik olunur.

(Madde 7- Lüzumu muhakemesine karar verilen memurin bu kararı ita eden meclisi idarenin bulunduğu mahaldeki mahkemei adliyede muhakeme olunur. Şu kadar ki bir kaza meclisi idaresince lüzumu muhakemesine karar verilen bir memurun cürmü cinayet nev'inden ise muhakemesi merbut bulunduğu livada cinayet dâvasını rü'yet eden mahkemeye aittir. Vilâyet merkezlerinin bairadei seniye mansup memurini ile mecalisi idaresi âzasından Şûrayı Devlet Mülkiye Dairesince lüzumu muhakemelerine karar verilen memurların icrayı muhakemeleri dairei mezkûrece lüzumu muhakeme kararında tayin ve tasrih edilecek en yakın vilâyet merkezi mehâkimi adliyesine aittir.)

(Madde 13- Birinci madde mucibince hadis olacak cürümlerden dolayı lüzumu muhakemelerine karar verilip mahkemeye sevkedilmek üzere evrakı ve lüzumu muhakeme mazbatası müddeiumumilere tevdi edilmedikçe bunlar tarafından memurin hakkında doğrudan doğruya takibat icrası memnudur.)

(Madde 14- Bir memurun lüzumu muhakemesine karar verildikte mahkemeye şevkini mucip olan cürüm neden ibaret ise yalnız o husustan dolayı muhakemesi lâzım gelip esnayı muhakemede diğer bazı ceraimi de ika eylemiş olduğu veyahut diğer bazı memurların da o cürümde dahili ve iştirakleri olduğu anlaşıldığı takdirde devam aidesine malûmat ita olunur. Devairi mezkûrece dahi bu kanıma tevfikan tahkikat icra ve ikmali lâzımgelir.)

IV-

Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri .

Mahkemenin gerekçesine dayanak yaptığı Anayasa maddelerinin konu ile ilgili hükümleri şöyledir :

(Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.)

(Madde 14- ..............................

Kişi dokunulmazlığı ve hürriyeti, kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamaz.

.......................................................)

(Madde 15- Özel hayatın gizliliğine dokunulamaz. Adlî kovuşturmanın getirdiği istisnalar saklıdır.

Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; kamu düzeninin gerektirdiği hallerde de kanunla yetkili kılınan merciin emri bulunmadıkça, kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz.)

(Madde 16- Konuta dokunulamaz.

Kanunun açıkça gösterdiği hallerde, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; millî güvenlik veya kamu düzeni bakımından gecikmede sakınca bulunan hallerde de, kanunla yetkili kılman merciin emri bulunmadıkça konuta girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz.)

(Madde 32- Hiç kimse, tabiî hâkimden başka merci önünde çıkarılamaz.

Bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.)

(Madde 132- Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlarına göre hüküm verirler.

Hiç bir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.

.....................................)

V-

İlk inceleme :

Başkan İbrahim Senil, Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Celalettin Kuralmen, Fazıl Uluocak, Avnî Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'den kurulu Anayasa Mahkemesi 4/5/1967 gününde Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca ilk incelemeyi yaparak aşağıda yazılı sorunları karara bağlamıştır :

l- Ortada mahkemenin, bakmakta olduğu bir dâvanın bulunup bulunmadığı sorunu :

İlk

incelemenin başında Üyelerden Avni Givda, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün

(Anayasa'nın 151. ve 22/4/1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 27. 'maddelerine göre

mahkemenin, ancak bakmakta olduğu bir dâva dolayısiyle Anayasa Mahkemesine

başvurulabileceğini; bir dâvanın var sayılması için de onun kanunlara uygun

olarak açılmış ve mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuş olmasının

gerektiğini; olayda ise, Memurin Muhakematı Hakkındaki Kanunun yetkili kıldığı

mercilerden son tahkikatın açılması kararı alınmadan bu kanuna tâbi bir

kimsenin memurluk görevi sırasında ve o görevin yerine getirilmesi vesilesiyle

işlediği eylemlerden dolayı Cumhuriyet Savcısının doğrudan doğruya kovuşturma

yaparak işi Erdemli Asliye Ceza Mahkemesine getirdiğini, Cumhuriyet Savcısı

buna yetkili olmadığı gibi mahkemenin de olayı bir dâva imişçesine benimsemeğe

yetkili bulunmadığını : Ortada bir dâva değil, sadece fiilî bir elkoyma

işleminin bulunduğunu ve şu duruma göre mahkemenin varsayılamayacağı bir dâva

vesilesiyle Anayasa Mahkemesine başvuramayacağına itirazın bu yönden reddi

gerektiğini) ileri sürmüşlerdir.

Gerçi

Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 13, maddesine göre memurların memurluk

görevinden doğan veya memurluk görevinin yerine getirilmesi sırasında işlenen

suçlardan dolayı bu kanun hükümleri uyarınca lüzumu muhakeme kararı alınmadan

ve karar Cumhuriyet Savcısına gelmeden savcılar, memur hakkında doğrudan

doğruya kovuşturma yapamazlar. Bununla birlikte olayda, Cumhuriyet Savcısınca

açılmış ve mahkemece görülmekte bulunmuş bir dâva vardır. Dâvanın yanlış

açılması onun yok sayılmasını gerekli kılmaz. Mahkemece aksine karar

verilinceye kadar işin dâva niteliğini koruyacağı şüphesizdir. Kaldı ki olayda

bir sanık daha bulunmaktadır ve dâvanın bu sanık bakımından eksiği ve aksaklığı

yoktur. Şu nedenle çoğunluk yukarıda açıklanan görüşü benimsememiş ve bakılmakta

bulunan bir dâvanın var olduğuna ve mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurmağa

yetkili bulunduğuna Üyelerden Avni Givda, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün'ün karşı

oylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

2- İşin mahkemenin görevini aşması sorunu :

Duruşma sırasında sanık muhtarın eyleminin tehdit değil Türk Ceza Kanununun 179. maddesine uygun şahsî hürriyetten mahrum etme niteliğinde ağır cezalı bir suç olduğu yolunda, aynı zamanda mağdur durumunda olan öteki sanığın müdafii tarafından bir iddia ileri sürüldüğü ve böylece görev sorununun söz konusu edildiği; Cumhuriyet Savcısının İş Memurin Muhakematı hakkındaki Kanun kapsamı içine girdiğinden suçun niteliğine ilişkin itirazın idari mercilerce düşünülmesi gerekeceği kanısında bulunduğu ve mahkemenin de görev suru nünün Anayasa Mahkemesine yapılacak başvurmanın sonuçlandırılmasından sonra çözümlenmesine karar verdiği anlaşılmaktadır.

Şu durum karşısında mahkemenin, görev sorununu çözümlemeden önce Anayasa Mahkemesine başvurmasının mümkün olup olmadığı konusu üzerinde durulması gerekmiş ve Başkan İbrahim Senil, Üyelerden Fazıl Uluocak ve Muhittin Gürün, Mahkemenin önce umumî hükümlere göre dâvaya bakmakla görevli olup olmadığını çözümlemeden Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunu uygulama durumuna geçemiyeceği ve bu bakımdan henüz uygulanıp uygulanamıyacağı belli olmayan bir hüküm hakkında Anayasa Mahkemesine başvurmanın da Anayasanın 151. maddesi karşısında, mümkün olmayacağı ve itirazın bu nedenle reddi gerekeceği görüşünü savunmuşlardır.

Ortada

mahkemenin bakmakta olduğu bir dâva bulunduğuna ve dâva görevsizlik kararı

verilinceye kadar, o mahkemenin elinde kalacağına göre dâvada uygulanması söz

konusu bir kanuna karşı mahkemenin, dâvayı elinde bulundurduğu süre içinde

Anayasa Mahkemesine başvurabileceği ve görev sorununun daha önce çözümlenmesi

için bir zorunluk bulunmadığı meydandadır. Bu nedenle çoğunluk, yukarıda

açıklanan görüşü benimsememiş; mahkemenin görev sorununu çözümleme durumunda

bulunmasının Anayasa'ya aykırılık sorununun çözümlenmesini sağlayacak işlemlere

girişmesini engellemeyeceğine ve onun için de Anayasa Mahkemesine başvurmağa

yetkili bulunduğuna Başkan İbrahim Senil, Üyelerden Fazıl Uluocak ve Muhittin

Gürün'ün karşı oylariyle ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

3- İtirazın kapsamı :

Bundan sonra itirazın kapsamı görüşme konusu edilmiştir. Mahkeme, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun tümünün Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmekte ve böylece kanunun bütün hükümlerinin incelenmesini istemiş olmaktadır, Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine getirebileceği hükümler, ancak bakmakta bulunduğu dâvada uygulanacak olanlardır. Öyle olunca itirazın kapsamını kanunlara uygun bir şekilde çize bilmek için mahkemenin söz konusu Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun hangi maddelerini uygulayacak durumda bulunduğunu araştırmak ve belli etmek gerekir.

Olayda koy muhtarı iken muhtarlık görevinin yerine getirilmesi dolayısiyle suç işleyen bir kimse söz konusudur. Bu kimse memur sayıldığı için Memurin Muhakematı hakkındaki Kanuna tâbidir. Şu duruma göre mahkemenin önce kanunun 1. maddesini gözönüne alması, bir başka deyimle uygulaması gerekecektir.

Bu

maddede "memurların memurluk görevlerinden doğan veya görevin yerine

getirilmesi sırasında işlenen suçlardan dolayı yargılanmalarının aşağıdaki

koşullar altında adliye mahkemelerine ait bulunduğu" yazılıdır. Ondan

sonra mahkeme, sanık hakkında 1. maddenin göndermede bulunduğu koşulların

yerine getirilip getirilmediğini araştırmak durumundadır. Çünkü kanunun 13.

maddesi bir memur hakkında lüzumu muhakeme kararı verilmedikçe ve lüzumu

muhakeme mazbatası savcıya gönderilmedikçe savcının o memur hakkında doğrudan

doğruya kovuşturma yapmasını yasaklamaktadır. Lüzumu muhakeme kararına kadar

uzanan evreler ise kanunun 2., 3., 4., 5., 6 ve 7. maddelerinde yer almıştır.

2. maddede, memur hakkında soruşturma yapacak merci, 3. maddede, soruşturma

evrakının ilgili kurula verileceği, 4. maddede, memurun durumuna göre

soruşturma evrakına hangi kurulun el koyacağı, 5. maddede, men'i muhakeme ve

lüzum muhakeme kararlarının ne yolda verileceği, 6. maddede, kararlar

aleyhindeki itiraz yolu, 7. maddede, dâvaya bakacak mahkeme açıklanmakta; 13.

madde, yukarıda belirtildiği üzere, savcının doğrudan doğruya kovuşturma

yapamıyacağı ilkesini; 14. madde ise, memur hakkında hangi suç yüzünden lüzumu

muhakeme kararı verilmişse ancak o husustan dolayı yargılanabileceği kuralını

koymaktadır. Yukarıdan beri sayılan hükümlerin konu ve kapsamları, mahkemenin

bakmakta olduğu dâva vesilesiyle bunları gözönüne almak ve uygulamak durumunda

bulunduğu görüşüne, tartışmaya ve uzun açıklamalara yer bırakmaksızın,

dayanaklık edecek bir niteliktedir.

Öte

yandan Kanunun 8. maddesi, suç işleyen valiler, 9. maddesi, elçiler 10. maddesi

"irade" ile atanan memurlar, 11. maddesi bakanlık müsteşarları

hakkında uygulanacak işlemleri göstermekte; 12. maddede ise, işten el çektirme

hükmü yer almaktadır. Kanunun 15. maddesinde, suç ortağı memurların çeşitli

sınıflardan olması durumu öngörülmüştür. 16. madde, Anayasa Mahkemesinin

19/10/1963 günlü ve 11535 sayılı Resmî Gazete'de yayınlanan 20/9/1963 günlü ve

1963/59 - 225 sayılı karariyle iptal edilmiş bulunmaktadır. 17. madde,

"elviyeyi gayrımülhaka" memurlarına ilişkindir. 18. madde, memur

dâvalarının öteki dâvaların önüne alınmasını öngörmüştür. 19. madde yürürlük

günü, 20. madde kaldırılan hükümler, 21. madde kanunu yürütme görevi

hakkındadır. Bütün bunlar, mahkemenin bakmakta olduğu dâvada uygulanma yeri

bulunmadığı ve şu duruma göre de mahkemenin kanunun tümünün Anayasa'ya

aykırılığını ileri sürmeye yetkili olmadığı meydandadır. Böyle olunca

incelemenin, yukarıda açıklandığı üzere, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun

1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerine hasredilmesi gerekir.

Başkan

İbrahim Senil, Üyelerden Fazlı Öztan, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar,

Halit Zarbun ve Muhittin Gürün mahkemenin bakmakta olduğu dâvada kanunun ancak

13 maddesini uygulama durumunda bulunduğu, ondan önceki hükümlerin işin

mahkemeye gelmesinden evvel, mahkeme dışındaki yetkililerce uygulanabileceği,

14. maddenin ise, olayda uygulama yeri bulunmadığı ve bu nedenle de incelemenin

tek maddeye hasredilmesi gerektiği görüşünü savunmuşlardır. Yukarıda da

açıklandığı üzere uygulama bakımından, 13. maddeyi tek basma ele almak mümkün

değildir. 13. madde, ancak bu maddede söz konusu lüzumu muhakeme kararına

varılırken geçilmesi zorunlu bütün evreler ve dolayısıyla de bu evrelere

ilişkin hükümler yani 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. maddelerle birlikte ele

alınabilir. Yetkili mahkemeyi gösteren 7. madde ile mahkemenin lüzumu muhakeme

karan dışında kalan suçlara bakamaması kuralını koyan 14. maddenin ise, böyle

bir dâvada mahkemenin uygulayacağı hükümler arasında yer alacağında hiç şüphe

yoktur. Öte yandan 13. madde, metni ve kapsamı dolayısiyle, Anayasa'ya

aykırılık bakımından tek başına incelenmeye elverişli bir madde de değildir.

Doğru ve kesin bir sonuca varılabilmesi için öteki ilgili hükümlerle bir arada

ele alınması gerekir. Bu bakımdan çoğunluk melenmenin tek maddeye hasredilmesi

yolundaki görüşü benimsememiş ve kanun 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14

maddelerinin Anayasa'ya aykırılık bakımından incelenmesi gerektiğine yukarıda

adları geçen Başkanın ve Üyelerin karşı oylarıyla ve oyçoğunluğu ile karar

verilmiştir.

VI-

Esasın incelenmesi:

İtirazın esasına ilişkin rapor, mahkemeden, Erdemli Cumhuriyet Savcısının 19/4/1967 günlü ve 67/743 sayılı yazısına bağlı olarak gelen kâğıtlar, Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen hükümler, Anayasa'nın konuya ilişkin maddeleri ve bunlarla ilgili gerekçe ve meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Anayasa'ya aykırılık sorununun isabetle çözümlenebilmesi için inceleme kapsamına giren maddelerin önce bir bütün olarak, sonra da tek tek ele alınması yerinde olacaktır,

l- Maddelerin bir bütün olarak ele alınması :

Bilindiği üzere Memurin Muhakematı hakkındaki Kanun, en başta memurların memurluk görevinden doğan veya memurluk görevini yerine getirme sırasında işlenen suçların, mahkemeye gelmeden önceki evrede, kovuşturulması usulünü düzenleyen bir kanundur. Kanunun, işin mahkemeye gelmesinden sonraki evresini ilgilendiren ancak bir kaç maddesi vardır; (14., 15., 18. maddeler gibi.) ve bunlarda ayrıntı niteliğinde hükümlerdir.

Kanun, memurluk görevinden dolayı veya bu görevin gerine getirilmesi sırasında suç işleyen memur hakkında Cumhuriyet Savcılarının doğrudan doğruya kovuşturma yapamayacağı ilkesini kokmuştur. Cumhuriyet Savcısının böyle bir suç dolayısiyle kamu dâvası açabilmesi için, memur hakkında yine bir memur tarafından soruşturma yapılması, memurlardan meydana gelmiş kurulca lüzumu 'muhakeme karcın verilmesi ve kararın kesinleşmesi gerekmektedir.

Bir suçun mahkemeye gelmesinden önceki evre, genel olarak hazırlık ve ilk soruşturma işlemlerini kapsar, inceleme konusu kanunda bu işlemler birleştirilmiş ve adına eski deyimle "tahkikatı iptidaiye" denilmiştir. Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun koyduğu usulün adlî usuldekinden asıl değişik yönü ilk soruşturmayı yapanla soruşturma sonucunu karara bağlayan mercilerin ayrı ayrı oluşudur.

Memur

suçlarından dolayı yapılacak ilk soruşturmanın idare mercilerine bırakılmasında

Anayasa'ya aykırılık olup olmadığının araştırılması için önce ilk soruşturmanın

niteliği üzerinde durulması ve Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunla düzenlenen

usulün yargı yetkisine müdahale teşkil edip etmediğinin incelenmesi gerekir.

Yargı yetkisinin ne olduğu konusunda ceza usulü hükümlerine ve nazariyatına

gidilmesinin yeri yoktur. Çünkü Anayasamız kendi bakımından bu sorunu

çözümlemiş ve 7. maddesinde "yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız

mahkemelerce kullanılır" demek suretiyle mahkemelerin gördüğü işler

dışında yargı yetkisi kavramının yeri olmadığına işaret etmiştir. Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca ilk soruşturma sorgu hakimlerince yapıl

maktadır. Sorgu hâkimlerinin mahkeme niteliğinde olmadığı ise, Anayasa

Mahkemesinin içtihadı ile de desteklenen bir vakıadır. (Konu üzerindeki

kararlardan biri : 967/4-5 sayılı ve 7/2/1967 günlü karar.) Böylece ilk

soruşturmanın yargı yetkisinin tekeline giren bir işlem olmadığı kendini

göstermektedir.

Öte yandan ilk soruşturmanın hâkimlerce yapılmasını ve karara bağlanmasını zorunlu kılan bir Anayasa hükmü yoktur. Anayasa herhangi bir konuda buyurucu yahut yasaklayıcı bir ilke getirilmemişse bunun düzenlenmesini kanun koyucunun takdirine bırakmış demektir. Öyle ise inceleme konusu kanunun, memur suçlarının soruşturulmasında hâkim olmayan kimselere yetki tanımış bulunması Anayasa'nın verdiği takdir hakkının Anayasa'ya aykırı düşmeyen bir şekilde kullanılmasından başka bir nitelik taşımaz.

İlk

soruşturma sırasında görülmesi yalnızca hâkimlerin yetkileri içinde bulunan

işler çıkamaz mı' Elbette ki çıkar. Kişi dokunulmazlığını (Anayasa : Madde -

14), özel hayatın gizliliğini (Madde - 15), konut dokunulmazlığını (Madde- 16)

haberleşme hürriyetini (Madde-17 ilgililendiren işlemlerde bulunması

gerekebilir. Ancak Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunda bu konularda idare

mercilerine açıkça bir hâkim gibi karar alma yetkisi tanıyan hiç bir hüküm (16.

madde dışında) yoktur. Kimi durumlarda idare kurullarını tutuklama kararı

vermeğe ve en büyük mülkiye memurları ile bakanları bu kararları onaylamağa

yetkili kılan 16. madde ise, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. (19/10/1963

günlü ve 11535 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 1963/ 59 - 225 sayılı ve

20/9/1963 günlü karar.)

Kanunda

bu yetkiyi dolaylı ve üstü kapalı olarak veren hükümler yer almış mıdır'

Almamıştır, Esasen kanunda izlenen yol, buna elverişli değildir. Çünkü

hâkimlere özgü bir yetkinin idare mercilerine devri söz konusu olunca bu imkânı

kanun yapıcı dolaylı olarak değil, doğrudan doğruya ve açık hükümle sağlama

yoluna gitmiştir. 16. madde bu tutumun tir örneğidir. Ancak ilk bakışta böyle

bir sanıyı uyandırması ihtimali olan fakat üzerinde biraz durulunca kavram ve

kapsamları kolayca açıklanabilen birkaç hükmü ileri sürmek mümkündür. Bunlar da

"Usulü Muhakematı Cezaiye Kanununa tevfikan.... tahkikatı iptidaiye icra

edileceği" (Madde -2) "Lüzumu muhakeme mazbatasının müstantik

kararnamesi mahiyetinde olduğu" (Madde - 5) ve " tahkikat-ı iptidaiye

icrasında ve lüzum veya men'i muhakemeye ait muamelâtta işbu kanunda musarraf

olmayan hususta Usulü Muhakematı Cezaiye ahkâmına terfiki hareket olunacağı"

(Madde - 6) yolundaki ifadelerdir.

Lüzumu

muhakeme mazbatasının sorgu hâkimi kararı niteliğinde olması durumu, açık

hükümle ayrıca yetki verilmedikçe bu mazbatayı hazırlayan merciin sorgu

hâkiminin bütün yetkilerine sahip bulunacağı sonucunu doğuramaz. Yapılan işe

ilk soruşturma adını takan ve bu iş sırasında ceza muhakemeleri usulü

hükümlerine uyulacağını açıklayan hükümler ise, Anayasa'nın buyurucu ilkeleri

bir yanda dururken, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturma sırasında

yapılmasını öngördüğü her işlemin, idare mercilerince doğrudan doğruya

yürütülmesine cevaz verildiği yolundaki bir yoruma dayanabilir nitelikte

değildir. Soruşturma sırasında Anayasa'nın yalnız hâkimlere tanıdığı yetkilere

ilişkin bir işlem söz konusu olursa, idare mercileri elbette ki gerekli

kararlan hâkimlerden alacaklardır.. Arada sırada tersine uygulamalar yer

almışsa bu, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun değil, ancak uygulamaların

Anayasa'ya aykırılığını gösterir ve Anayasa denetlemesi bakımından o kanun

hükümlerinin değerlendirilmesinde böyle yanlış bir tutumun hiç bir etkisi

olamaz.

Burada

7188 sayılı kanunun 1. maddesindeki başkâtiplere sorgu hâkimlerine vekâlet etme

yetkisi tanıyan hükmün, Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olmasına (13/12/1965

günlü ve 12191 sayılı Resmî Gazete'-de yayımlanan 1963/100-1965/48 sayılı ve

28/9/1965 günlü karar) başkâtiplere Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun

yetkili kıldığı kimseler arasında benzerlik görülmesi ihtimali karşısında,

biraz değinmek gerekecektir. 7188 sayılı kanun başkâtiplere sorgu hâkimi

vekilliğini vermekle bunları sorgu hâkimlerinin bütün yetkileriyle donatmış

olmakta idi. Böylece hâkim olmayan bir kimsenin yalnız hâkimlere Özgü yetkileri

kullanmasına yol açmış bulunuyordu. Hükmün iptal edilmesi bu yüzdendir. Oysa,

yukarıda belirtildiği üzere memurlar hakkında ilk soruşturma yapan mercilere

kanunla böyle bir yetki tanınmış değildir. Arada bu bakımdan hiçbir benzerlik

bulunmamaktadır.

Tabiî hâkim sorununa gelince : Anayasa bir kimseyi tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulmasını yasaklamaktadır. (Madde-32) memur hakkında ilk soruşturma yapan ve bunun sonucunu karara bağlayan mercilerin yargı yetkisi yoktur; gördükleri iş de yargı yetkisine girmemektedir. Esasen kanun, memurların yargılanmalarını açık bir hükümle (Madde - 1) adliye ve mahkemelerine yani tabiî hâkime bırakmıştır. Öte yandan memurin muhakematı usulünde öngörülen merciler hâkim niteliğinde ve yetkisinde bulunmadığı için, bunların bağımsız olmayışları Anayasa'nın 132. maddesi ile de çelişme teşkil edemiyecektir.

İtiraz eden mahkeme; suçlu memurlar hakkındaki soruşturmanın ayrı bir usule bağlanmasını kanunlar önünde eşitlik ilkesi ile de bağdaştırmamaktadır. Bilindiği gibi kanun önünde eşitlik ilkesi, bir temel kural olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın temel hak ve ödevleri açıklayan 2. kısmının başlarında, 12. maddede yer almıştır. Tarih boyunca toplum hayatlarında çok ağır basan etkenler olmaları dolayısiyle dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayrımlarının eşitsizliğe yol açamayacağı burada belirtilmektedir. Kişilere, ailelere, zümrelere, sınıflara imtiyaz tanınması ise, aynı maddenin 2. fıkrası ile yasaklanmıştır.

Görülüyor

ki Anayasa'nın mutlak olarak yasakladığı, yurttaşların kanun karşısında

dillerine, ırklarına, cinsiyetlerine, siyasî düşüncelerine, felsefî

inançlarına, dinlerine ve mezheplerine göre, farklı muamele görmeleridir.

Bunların dışında kanun önünde eşitlik ancak niteliklerde benzerlik ve yasaların

getirdiği kurallara uyarlık oranında söz konusu olabilir. Söz gelimi bir

kimsenin, zenci olduğu için hekimlik etmesi engellenemez; ama ancak Tıp

Fakültelerini bitirenlere hekimlik ettirilir. Bir kimsenin, dinsizdir diye,

Üniversite'ye alınmaması düşünülemez. Fakat liseyi bitiremeyenle^ Üniversiteye

kabul edilmezler. Herkes avukatlık yapamaz veya memur olamaz. Bu örnekleri

artırmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Memurin Muhakematı hakkındaki Kanun

memurlara ilişkin bir kanundur. Sırf memurlar hakkında uygulanan kanunlarla

memur olmayanların bir eşitlik ilişkisi düşünülemez.

Öte

yandan inceleme konusu kanun, memurlara, bir zümre, bir sınıf olarak imtiyaz

tanımakta değildir. Kanunun sağladığı, bir çeşit teminattır. Bu da kamu

hizmetinin iyi işlemesi için düşünülmüş düzenlenmiştir. Memur gördüğü hizmet

yüzünden sık sık isnat ve iftiralara uğrayabilir. Kendisine memuriyetle ilgili

suç isnat edilen her memurun, hemen adllîyeye sevkedilmesi hem memurları

tedirgin ederek hizmeti aksatır, hem de hizmetin yürütülüşü üzerinde bir takım

haksız şüphelere yol açabilir. Bu çeşit iddiaların önce kamu hizmetinin

gereklerini ve memurluk psikolojisini iyi bilen kimselerin süzgecinden

geçirilmesi ve ortada kovuşturmaya değer bir eylem kalırsa, o zaman işin

mahkemenin eline bırakılması, kamu hizmetinin yararına bir tedbirdir ve kanunun

sağladığı da budur.

Yukarıdan beri açıklananlardan anlaşılacağı üzere, söz konusu hükümlerin bir bütün olarak incelenişi, ortada Anayasa'ya herhangi bir aykırılık bulunmadığı sonucunu vermektedir. Aşağıda her maddede ayrıca belirtileceği üzere kimi üyeler, bu görüşe katılmamışlardır.

2- Maddelerin tek tek ele alınması :

İncelemenin bundan önceki evresinde sırası geldikçe kimi maddelere ayrıca değinilmiş olduğundan ve maddelerin tümünü kapsayan gerekçe, maddelerin her biri için de değer ve hüküm taşıdığından, bunlar tek tek ele alınırken üzerlerinde uzun uzun durulmasına yer kalmayacaktır.

a) 1. madde : Bu madde memurların görevlerinden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı adliye mahkemelerince yargılanmaları ilkesini koymakta; ancak "şeraiti atiye dairesinde" demek suretiyle aşağıdaki hükümlere gönderme yapmaktadır, Gönderme yapılan koşullar, görüleceği üzere, Anayasa'ya aykırı olmadığından ve memur suçlarının yargılanması da adliye mahkemelerine bırakılmış bulunduğundan maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur. İtirazın 1. maddeye yönelen bölümünün reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

b) 2. Madde : Bu maddeye göre sanık memur hakkında merkez veya il memuru olduğuna göre bakanlık, daire, vali, kaymakam veya idare şubesi amirince doğrudan doğruya veya vasıtalı olarak Usulü Muhakematı Cezaiye Kanunu uyarınca ilk soruşturma yapılacak; soruşturma sonucu fezlekeye bağlanacak ve fezleke soruşturmayı yapan kimse tarafından imzalanacak veya mühürlenecektir.

İlk soruşturmanın hâkimlerce yapılmasını zorunlu kılan bir Anayasa hükmü bulunmadığından, soruşturma sırasında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa uyulacağı yolundaki ifade ise, hele Anayasa'nın buyurucu hükümleri karşısında, usul kanunundaki yalnız hâkimlere özgü yetkilerin idare mercilerince kullanılması iznini kapsayamayacağından maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur. İtirazın 2. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

c) 3. Madde : Bu madde, soruşturma kâğıtlarının 4. maddede yazılı kurullardan birine verilmesi ve kurulun kâğıtlar üzerinde "tetkikatı idariyede" bulunması; ilk soruşturma fezlekesini düzenliyen ve imzalayan daire âmirinin bu kurullara üye olarak girmemesi hakkındadır.

İlk soruşturma kâğıtlarının hâkimlerce incelenmesini zorunlu kılan bir Anayasa kuralı bulunmadığından maddede Anyasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 3. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden îhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

d) 4. Madde : Bu maddede, memurun durumuna ve kimliğine göre ilk soruşturma kâğıtlarım inceleyerek "lüzumu muhakeme" veya "men'î muhakeme" kararı verecek kurullar sayılmaktadır.

İlk soruşturma sonucunun hâkimlerce karara bağlanmasını zorunlu kılan bir Anayasa kuralı bulunmadığından maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 4. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğbı, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

e) 5. Madde : Bu maddede, lüzumu muhakeme ve men'i muhakeme kararlarının hangi hallerde ve nasıl verileceği, kararların nasıl kesinleşeceği ve itirazın yollan gösterilmiş; kesinleşen lüzumu muhakeme kararının müstantik kararnamesi niteliğinde olduğu belirtilmiştir.

Bir belgeyi sorgu hâkimi kararnamesi niteliğinde sayan hükümden, belgeyi düzenleyen kurulun da sorgu hâkimi sayıldığı ve sorgu hâkiminin bütün yetkileriyle donatıldığı anlamını çıkarmak mümkün değildir. Böyle bir sonuca, ancak kanunda açık bir hükmün varlığı ile varılabilir. Bu yolda bir hüküm bulunmadığına göre maddede Anayasa'ya aykırılık yok demektir. İtirazın 5. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

f) 6. Madde : Bu maddede, itiraz mercileri gösterildikten sonra kanunda açıklanmayan hususlarda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa uyulacağı belirtilmiştir. Hüküm bu bakımdan 2. maddedekinin bir tekrarından ibarettir ve Anayasa'ya aykırılık iddiası ayrı gerekçe ile karşılanabilir.

Şu duruma göre maddede Anayasa'ya aykırılık yoktur, itirazın 6. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

g) 7. Madde : Bu maddede lüzumu muhakemesine karar verilen memurların, durumlarına ve kimliklerine göre hangi yer mahkemelerinde yargılanacakları gösterilmiştir. Kamu hizmeti yararı ve yargılamanın güvenliği ve güvenilirliği düşünülerek konulduğundan şüphe olmayan bu hükümde Anayasa'ya aykırı bîr yan yoktur. İtirazın 7. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

h) 13. Madde : Daha önce bu madde, Kulp Asliye Ceza Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesinde 1965/18 esas sayısını alan itirazı dolayı-siyle incelenmiş ve Anayasa'ya aykırı bulunmadığı sonucuna varılarak itirazın reddine 11/1/1965 gününde 1965/53 sayı ile karar verilmişti. (29/3/1966 günlü ve 12263 sayılı Resmî Gazete).

Görüşmelerin başında üyelerden Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün daha önce karara bağlanan maddenin Anayasa Mahkemesi kararlarının kesinliğini ve bağlayıcılığını belirten Anayasa hükmü karşısında, yemden inceleme ve karar konusu olmayacağını ileri sürmüşlerdir.

Anayasa'nın

152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesinin iptal kararları, karar tarihinde ve

eğer ayrıca yürürlük günü belirtilmişse o günde iptal eylediği mevzuatı

yürürlükten kaldırır. Yürürlükte bulunmayan bir kanunun, Anayasa'ya aykırılığı ileri

sürülemiyeceğine göre böylece çözümlenmiş konuların bir daha mahkemeye gelmesi

düşünülemez. Dâvanın veya itirazın reddi ile sonuçlanan kararların

birincilerden farklı nitelikte olduğu meydandadır. Bunlara konu olan hükümler

yürürlükte kalmış ve kararlar belirli durumlara ve koşullara dayanmakta

bulunmuştur. Durumların ve koşulların değişmesi halinde sonucun da değişik

olması gerekir. Böyle bir değişmenin bulunup bulunmadığı ise ancak inceleme

sonunda anlaşılabilir. Kaldı ki incelenecek olan eski dâva ve itiraz değil,

yeni bir dâva veya itirazdır. Aksini düşünmek; bir kısım hükümlere

dokunulmazlık tanımak, bu hükümler hakkında yargı mercilerinin yetkilerini

kullanmalarını önlemek, hukukî görüşleri dondurup ebedileştirmek olur. Türkiye

Cumhuriyet; Anayasası'nın böyle bir ereği bulundu&u düşüncesini

destekliyecek, doyurucu bir kanıtın ileri sürülmesi mümkün değildir.

Şu duruma göre Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 13. maddesine yöneltilmiş bir itirazın evvelce reddedilmiş bulunmasının aynı hükmün bu itiraz dolayısiyle yeniden incelenmesine engellik edemeyeceğine Şeref Hocaoğlu ve Muhittin Gürün'ün karşı oylariyle ve oyçokluğu ile karar verildikten sonra maddenin görüşülmesine başlandı.

13. madde, memurluk görevinden dolayı veya bu görevin yerine getirilmesi sırasında suç işleyen memur hakkında Cumhuriyet Savcılarının doğrudan doğruya koğuşturma yapamayacağı ilkesini koymaktadır. Ancak yukarıda, l sayılı bentte yapılan tartışma ve tahlillerin tümü ve varılan sonuç bu hüküm hakkında da tekrarlanabileceğinden, konu üzerinde ayrıca durulmasına yer görülmemiştir. Hükümde Anayasa'ya aykırılık yoktur. İtirazın 13. maddeye yönelen bölümünün de 1965/18 esas sayılı işte olduğu gibi reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

i) 14. Madde : Bu maddede memurun, hangi suçtan lüzumu muhakemesine karar verilirse, yalnız o suç dolayısiyle yargılanabileceği, duruşma sırasında başka suçlan da ortaya çıkarsa, yahut yargılanması yapı lan suça başka memurların iştiraki anlaşılırsa ilgili daireye haber verileceği, dairesinin de bu kanun uyarınca soruşturma yapacağı belirtilmiştir. Hüküm, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunla kurulan düzenin bir sonucudur. Düzen Anayasa'ya aykırı görülmediğine göre bu hükmün de Anayasa'ya aykırılığı düşünülemez. İtirazın 14. maddeye yönelen bölümünün de reddi gerekir.

Üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel bu görüşe katılmamışlardır.

VII-

Sarnıç :

Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun, itirazın kapsamına girdisi kabul edilen 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 1., 2., 3., 4., 5. ve 6. maddelerde üyelerden İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Tavlan ve Ziya Önel'in; 7., 13. ve 14. maddelerde İhsan Keçecioğlu, Feyzullah Uslu, Muhittin Taylan ve Ziya Önel'in karşı oylariyle ve oyçokluğu ile 14/11/1967 gününde karar verildi.

Başkan

İbrahim Senil

Başkanvekili

Lütfi Ömerbaş

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Salim Başol

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

Şeref Hocaoğlu

Üye

Celâlettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Sait Koçak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

KARŞI

OY YAZISI

Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 13. ve 14. maddelerinin Anayasa'ya aykırı bir yönü bulunmadığından itirazın reddine karar verilmiştir. Bu görüşe aşağıda gösterilen nedenlerle katılmıyoruz;

1- Memurin Muhakematı hakkındaki Kanun, memurların görevleri ile ilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlardan dolayı idare mercilerince ilk soruşturma yapılarak lüzumu muhakemelerine karar verilmedikçe memurun yargılanamıyacağı esasını kabul etmiştir.

İtiraz konusu kanun maddelerinin kapsadığı hükümler karar yerinde gösterilmiştir.

İlk soruşturmanın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre yürütüleceği 2., bu soruşturma üzerine idare kurulunca düzenlenen mazbatanın mustantik kararnamesi mahiyetinde olduğu 5., ilk soruşturma yapılmasında, lüzum veya muhakemenin men'ine ait işlemlerde bu kanunda açıklanmayan hallerde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı 6. maddede belirtilmektedir.

Bu hükümlerden çıkan sonuç : Bu Kanuna göre yapılan soruşturma ve verilen kararın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki sorgu hâkimlerinin yaptığı ilk soruşturma ve sonunda verdiği son soruşturmanın açılması veya muhakemenin men'i kararları niteliğinde olduğudur. Aradaki tek fark karar merciinin ilk soruşturmayı yapandan ayrı olmasından ibarettir.

2- Genel usul esaslarına göre, ilk soruşturma kamu dâvası açıldıktan sonra hâkim tarafından yürütülen ve sonunda sanığın yargılanması gerekip gerekmediğinin tespitini amaç edinen bir faaliyettir. Şu bakımdan ilk soruşturma yapılan işlemlerin yargı alanına giren faaliyetler olduğundan şüphe yoktur.

Sorgu hâkimlerinin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvuramıyacaklarının kabul edilmiş olması, bu Hâkimliklerin "mahkeme" kavramı içinde mütalâa edilemiyeceği yönündeki bir yoruma dayanmaktadır

3-

İlk soruşturmanın hâkim tarafından yapılmasının zorunlu olması, bu soruşturmayı

yürütecek olana kanunun tanıdığı yetkiler arasında özellikle çağrıya uymayan

tanıkların ve gerektiğinde sanıkların zorla getirilmeleri, gelmeyen tanıklara

para cezası hükmolunması, tanıklıktan ve yeminden sebebsiz olarak çekilme

halinde hapsen tazyike karar verilmesi, delillerin tespiti için meskende ve

işyerlerinde aramaya eşya ve belgelerin muvakkaten zaptına karar verilmesi gibi

özel hayatın gizliliğine, haberleşme hürriyetine, konut ve kişi

dokunulmazlığına ilişkin hürriyetlerin kayıtlanması sonucunu doğuracak hallerin

bulunmasından ileri gelmektedir. Ayrıca yeminin hâkim tarafından verilmesi de

bir hukuk kuralıdır.

Anayasa'nın 14. maddesinde, kişi dokunulmazlığı ve hürriyetinin, 17. maddesindeki haberleşme hürriyetinin hâkim karar: olmadıkça ve yine 15. maddesindeki özel hayatın gizliliğinin ve 16. maddesindeki konut dokunulmazlığının bazı istisnalar dışında yine hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamıyacağı kuralı konmuştur.

Bu açıklık karşısında Anayasa'da ilk soruşturmanın hâkimlerce yapılmasını öngören başka bir hüküm aranmasının da yeri olmadığı ve bu soruşturmanın hâkimlerce yapılması zorunlu bulunduğu düşüncesindeyiz.

Memurin

Muhakematı hakkındaki Kanuna göre ilk soruşturma yapmakla görevlendirilecek

kişilerin lüzum veya muhakemenin men'ine karar verecek kurul üyelerinin

Anayasa'nın 132. ve 133 maddelerinin öngördüğü bağımsız ve teminata sahip hâkim

niteliğinde olmadıkları "Danıştay 2. Dairesi hariç" ise meydandadır.

Nitekim Mahkememizce, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 16. maddesindeki

tutuklamaya karar verme yetkisi Anayasa'nın 30. maddesine ve ayrıca tahkik

memurlarına sorgu hâkimliği yetkisi veren fevkalâde hallerde haksız mal iktisap

edenler hakkındaki 4237 sayılı Kanunun 8. maddesi ile mahkeme başkâtiplerine

sorgu hâkimliği vekâlet etme yetkisini tanıyan 7188 sayılı Kanunun birinci

maddesinin Anayasa'nın 14., 15., 16. ve 30 maddelerine aykırılığı nedeni ile

iptaline karar verildiği görülmektedir.

Sözü

edilen kanunlarda, hâkim niteliğinde olmayan tahkik memurlarına sorgu

hâkimliğinin haiz olduğu yetkilerin tümünün tanınmış olması sebebiyle bu

hükümlerin iptali yoluna gidildiği, halbuki Memurin Muhakematı hakkındaki

Kanunun 16. maddesinde gösterilen (Tutuklama) yetkisinden başka sorgu

hâkimliğine tanıyan bütün yetkileri idare mercilerinin kullanacaklarına dair

açık bir hüküm bulunmadığı ve tutuklamaya ait açık hükmün ise iptal edildiği ve

Anayasa'nın hâkim kararı olmadıkça kayıtlanamıyacak olan temel hak ve

hürriyetlere ilişkin konularda hâkime başvurulması gerektiği çoğunluğun görüşü

olarak kararda belirtilmektedir. Bu görüşün kabulü halinde artık Anayasa'ya

aykırılığın söz konusu olamıyacağı şüphesizdir. Oysa; iptal konusu kanun, ilk

soruşturmanın Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre yürütüleceğini ve

düzenlenen mazbatanın müstantik kararnamesi mahiyetinde olduğunu ve bu kanunda

sarahat olmayan hallerde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağını

emretmektedir. Kesin niteliği olan bu gönderme "Atıf" hükmü, gönderme

yapılan kanun hükümlerinin tümü ile ve eksiksiz olarak uygulanması sonucunu

doğuran bir anlam taşır, başka suretle yorumlanması hukuka uygun düşmez. Böyle

olunca görevlilerin kendilerine kanunun tanıdığı yetkileri kullanmıyarak kimi

durumlarda hâkime başvurmaları mümkün ve kanuna uygun bir işlem olamaz, ve

kanunun amacı ile de bağdaşamaz. Böyle bir isteğin aynı görüşle hâkimlerce geri

çevrilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

:

İtiraz konusu hükümlerin Anayasa'nın 14., 15., 16., 17., 132. ve 133. maddelerine aykırı olduğundan iptali görüşündeyiz.

Üye

Halit Zarbun

Üye

Ziya Önel

Üye

Muhittin Gürün

Me. Mu. Ka. l - 6 maddelerine ilişkin karşı oya katılıyorum.

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

Feyzullah Uslu

Üye

Muhittin Taylan

KARŞI

OY YAZISI

Çoğunluk Özet olarak :

1- Anayasa'nın 7. maddesinde, yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Denildiğine göre, mahkemelerin gördüğü işler dışında yargı kavramı düşünülemez. O halde, yargı yetkisinin ne olduğunu ayrıca araştırmağa lüzum yoktur.

2-

Sorgu hâkimliği, mahkeme niteliğinde olmadıktan başka, ilk soruşturmanın

hâkimlerce yapılmasını ve karara bağlanmasını zorunlu kılan bir Anayasa hükmü

de mevcut değildir. Memurin Muhakmatı hakkındaki Kanunda yer alan Usulü

Muhakematı Cezaiye (C. M. U. K.) Kanununa tevfik muamele olunur. Usulü Cezaiye

uygulanır hükümleri, usulü cezaiyede (C. M. U. K.) yazılı bütün yetkileri idari

mercilerin kullanabileceği anlamına gelmez. Yetkilerin açıkça ifade edilmesi

gerekir. Nitekim söz konusu kanunda idareye tutuklama yetkisi veren 16. madde

bunun bir örneğidir. Bundan başka idareye karar alma yetkisi veren bir hüküm

yoktur. 16. Madde ise Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir. O halde iptidaî

soruşturma (İlk soruşturma) şuasında hâkime özgü işler çıkınca, hâkimden karar almak

icabeder. Esasen Anayasa'nın buyurucu hükümleri karşısında başka türlü yorum

yapılamaz. Uygulamalar da bu yolda olduğuna göre yargı yetkisine müdahale de

söz konusu değildir. Yolundaki gerekçelerle, dâvanın reddine karar verilmiştir.

l- Anayasa'nın 7. maddesi ve yargı kavramı :

a) Anayasa'nın 7. maddesi onunla ilgili diğer maddeler gözönüne alınmadan dar bir yoruma tâbi tutulmuş, yargı yetkisi, mahkemelerin gördüğü işlerle sınırlandırılmıştır. Öte yandan, Anayasa'nın insan hak ve hürriyetlerine ilişkin maddeleri karşısında, hâkime özgü iş, ayırımı zorunluğunda kalınmıştır.

Önce şu ciheti belirtelim ki, bilim ve öğrenim alanında böyle bir ayırım yoktur. Uygulamalarımız ise, bu ayırımın aksine olarak, hakimin bu sıfatla yaptığı işin, niteliği ne olursa olsun yargı yetkisine dahil olduğu kabul edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 13/5/1964 gün ve 963/99 esas-964/38 sayılı kararı Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı : 2, Sayfa : 115).

Hâkimin

yaptığı işi daha geniş yetki ile mahkemelerin yapabileceği söz götürmez. Bu

durumda, çoğunluk görüşüne göre, tutuklama, zahit ve müsadere gibi bir kararın

hâkim tarafından verilmesi halinde, hâkime özgü, mahkemece alınması halinde

ise, yargı yetkisi olarak nitelendirilmesi gerekiyor ki, kanımızca hukuk

kuralları ile bağdaştırılabilir bir anlayış değildir. Bunun gibi duruşma

hazırlığına ilişkin C. M. U. K. nun 206. ve takip eden maddelerinin

uygulanması, toplu mahkemelerde Mahkeme Başkanına tanınmış yetkilerdendir. Bu,

maddelerin uygulanmasında, mahkeme olarak çalışılmadığına ve muhakeme

yapılmadığına göre, bu işler yargı yetkisinin kapsamına girmez. Anayasa'nın

emredici bir hükmüne de dayanmadığından, hâkim olmayanlara gördürülmesine de

her hangi bir engel yoktur şeklinde düşünmek icap edecektir ki, her halde

isabetli bir görüş sayılamaz. Aslında hâkime özgü işler bütünü ile, yargı

yetkisine dahildir ve onun içindir ki, hâkime özgüdür Aşağıda ayrıca

değineceğimiz gibi hâkim ve mahkeme deyimleri ayrı bir anlam taşırsa da, çoğu

kez ve özellikle Anayasa'mız, mahkeme ve hâkim deyimlerini eşit anlamda

kullanmıştır. Yargı yetkisini kullanma yönünden ise hiç bir fark gözetmemiştir.

Görülüyor ki yargı yetkisi ve hâkime özgü iş olarak yapılan şekli bir ayırım hatalıdır ve böyle bir ayrımla doğru sonuca varılamaz.

Yorum yapılırken, kanun koyucunun amacı göz önünde tutulmak, yorumu yapılan maddeyi, onunla ilgili diğer maddelerle karşılaştırmak ve bu suretle anlam ve kapsamını tâyin ve tespit etmek gerekir.

Anayasa'mız

Millet egemenliğini öngören Cumhuriyet rejimini kabul etmiş ve teminatı

bakımından, güçlerin ayrılığı ilkesi ile, yasama, yürütme ve yargı yetkileri

olmak üzere üç temel kurulu benimsemiştir. Anayasa'nın 7. maddesinde, yargı

yetkisi, Türk Milleti adına, bağımsız mahkemelerce kullanılır temel kuralı yer

almıştır. Ancak genel nitelikteki bu hükmün maksada ulaşabilmesi için,

Anayasa'nın yargıya ilişkin ikinci bölümünde, mahkeme ve bağımsızlık konulan

tekrar ele alınmıştır. Yargı bölümü A harfi ile ve genel hüküm olarak

başlamakta ve mahkemelerin bağımsızlığı başlıklı 132. maddesinde, hâkimler

görevlerinde bağımsızdırlar. Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanatlerine

göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam merci veya kişi. yargı yetkisinin

kullanılmasında, mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez, genelge

gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz. Hükmünü koymuştur. Dikkat edilirse

kenar başlık, mahkemelerin bağımsızlığı olarak yazılmış iken, madde, hâkimler

görevlerinde bağımsızdırlar şeklinde başlamakta ve yanyana kullanılan mahkeme

ve hâkim deyimi ile de, bunları eşit mânada kullandığı ve bölüm başındaki yargı

kavramını ifade ve yargının bağımsızlığına işaret etmek istediği

anlaşılmaktadır. Gerçekten bu maddenin özel gerekçesinde, Anayasa'nın kabul

ettiği prensiplerden birisi yargı görevinin bağımsızlığıdır. Yargı organlarının

kuruluşu, yetkileri, hâkimlerin özlük işleri bu temel prensipten hareket

edilerek düzenlenmiştir. Şeklindeki açıklaması da bu görüşü doğrulamaktadır.

b)

Anayasa'mızın bir çok maddelerinde (Anayasa Madde : 15, 16, 17, 22, 27, 30/1,

30/4, 32, 132...) Bazan mahkeme ve bazan da hâkim deyimleri kullanılmış ve kimi

maddelerde hâkim ve mahkeme tâbirleri yan yana yer almıştır. 22. maddenin dört

ve beşinci fıkralarında, ayrı ayrı, hâkini tarafından verilecek kararla yayın

yasağı konulacağı ve son fıkrasında ise, gazete ve dergilerin, mahkeme kararı

ile kapatılacağı yazılıdır. 132. maddede, kenar başlık mahkemelerinin

bağımsızlığı olarak düzenlenmiş olmasına karşılık, madde, hâkimler görevlerinde

bağımsızdırlar, mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat verilemez, şeklindeki

örneğinde olduğu gibi biri yerine diğeri veya her ikisi bir arada

kullanılmıştır. Diğer kanunlarda da durum böyledir. Delilleri mahkeme takdir

eder. (C. M. U. K. nun Madde : 254) hâkim beyyinatı serbestçe takdir eder

(Medenî Kanun : 150/4). Tatbikatta da durum değişik değildir. Delillerin

takdiri mahkemeye aittir, delilleri hâkim takdir eder şeklindeki sayısız karar

ve içtihatlar. Diğer taraftan bilim alanında da bir ayırım gözetilmemiştir.

Yargı yetkisi, bağımsız hâkimlerce (Mahkemelerce) kullanılır (Profesör Baki

Kuru; Hâkim ve Savcıların Bağımsızlığı ve teminatı, 1966 : sayfa 66).

c)

Esasen mahkeme kamu tüzel kişiliği ve bir kuruluştur. Bu kuruluşun başlıca

organı yargı yetkisini kullanan hâkimlerdir. Örneğin adlî mahkemeler sulh ve

asliye kademeleri olarak teşkilatlandırılmıştır. Sulh mahkemesi; sırası ile,

mübaşir, zabıt kâtibi, başkâtip ve icra memurları ile sulh hâkiminden kurulur.

Asliye teşkilâtında ayrıca sorgu hâkimliği vardır ve savcı bu kuruluşun

bünyesine dahil ayrılmaz bir rüknüdür. Sulh hâkimi zabıt kâtibinin iştiraki

olmaksızın yargı görevi yapamaz. Asliye hâkimi de prensip olarak (Bazı şahsi

dâva yolu ile takip edilen suçlar hariç) savcının veya sorgu hâkiminin dâvayı

mahkemeye getirmesi ile, yargı görevine başlayabilir ve savcının katılması ile

dâvayı hükme bağlar. Oysa bağımsızlık, yargı yetkisini kullanan hâkim için

öngörülmüştür. Daha doğru bir deyimle, bağımsızlık, yargı görevinin bir

teminatıdır. Kanun koyucu, hâkimin kişisel nüfuz ve itibarını artırmak için

değil, yargı işini her türü etkiden korumak amaciyle, bağımsızlık ve teminat

hükümlerini getirmiştir.

Görülüyor ki, mahkeme ve hâkim tabirleri, eşit anlamlarda kullanılmaktadır. Öylesine ve o kadar eşittir ki, birinin yerine diğerinin kullanılması, madde ve metnin anlam ve kapsamı bakımından ufak bir değişiklik kuşkusu uyandırmaz. Bu durumda dâvayı, mahkemelerin gördüğü işler dışında yargı yetkisi düşünülemez. Şeklinde yargı yetkisini hâkimlerden ayrı düşünerek çözüme götürmek doğru değildir. Yargı yetkisini hâkimlerin kullandığı esasından hareketle ve yargı yetkisinin niteliği incelenmek suretiyle sonuca varmak gerekir.

2- Yargı yetkisi ve iptidai soruşturma (İlk soruşturma) nın hukukî niteliği:

a)

Çoğunluk, sorgu hâkimi mahkeme niteliğinde değildir, diyerek, Anayasa

Mahkemesinin diğer bir kararına gönderme yapmaktadır. Söz konusu karardaki

görüşe katılmadık ve nedenlerini karşı oy yazımızla belirttik. Ancak burada da

kısaca değinmeği faydalı buluyoruz. Çoğunluk o kararında, Anayasa'nın 151 inci

maddesinde yazılı dâvaya bakan mahkemeden dâvayı esastan ve kesin surette hükme

bağlayan mahkemeyi anlamak icabeder. Sorgu hâkimliği böyle bir yetkiye sahip

değildir.. Ancak mahkemelere hüküm malzemesi hazırlayan bir kuruluştur

deniliyor. Oysa sorgu hâkimliği de, dâvaya son veren düşme karan verdiği gibi,

mahkemenin önlenmesi kararı ile, nisbî de olsa, sanık hakkında bir kesin durumu

ortaya çıkarır. C. M. U. K. nun, 204 üncü maddesine göre, tekemmül eden

muhakemenin önlenmesi kararından sonra yeniden dâva açılabilmesi ancak yeni

delil ve vakıaların meydana çıkmasiyle mümkündür. Mahkeme kararlan hakkında da

bundan farklı ve mutlak kesin hüküm 302 konusu değildir. C. M. U. K. nun 327

nci maddesinde sayılan hallerin gerçekleşmesi karşısında dâva, muhakemenin

iadesi yolu ile tekrar görülür. Diğer taraftan sorgu hâkimi, sanığın leh ve

aleyhindeki bütün delilleri toplar ve C. M. U. K. nun 196 ncı maddesinin

verdiği yetkiye dayanarak takdir haklarını kullanır ve delilleri son

soruşturmanın açılmasına yeterli görürse, son soruşturmanın açılmasına karar

verir. Öte yandan aynı kanunun 197 nci maddesine göre, muhakemenin önlenmesine

karar verirse, fiilî veya hukukî sebeplerden hangisine dayandığını kararında

göstermek zorundadır. Gerçekten, son soruşturmanın açılması veya muhakemenin

önlenmesi kararları, derecesi ne olursa olsan, sanık yarar veya zararına hukukî

bir sonuç doğurduğuna ve bu kararları alan şahıs veya kurulun, hukukî sebepleri

tartışma ve delilleri takdire yetkili bulunmasına göre, yargı yetkisine sahip

olmadığını, yaptığı işlerin yargı yetkisine dahil bulunmadığını ve verdiği

kararların bir yargı kararı olmadığını düşünmek ve kabul etmek güçtür. Bu

bakımdan çoğunlukça da, iptidaî soruşturma ilk soruşturma niteliğinde kabul

edildiğine göre, iptidaî soruşturmayı yapan şahsın yetkileri bir yana, hiç

değilse, karar mercilerinin mahkeme niteliğinde olması gerekir.

3- Yargı yetkisine müdahale :

a)

Çoğunluk, yukarıda belirtildiği gibi, Anayasa'nın 7 nci maddesine göre, vargı

yetkisi mahkemelerce kullanılır. Sorgu hâkimliği mahkeme niteliğinde değildir.

Anayasa'da ilk soruşturmanın hakimlerce yapılması ve karara bağlanmasını

zorunlu kılan bir hükümde yoktur. O halde, iptidaî soruşturma (îlk soruşturma)

nin hâkim olmayanlara yaptırılmasında Anayasa'ya aykırılık düşünülemez,

sonucuna vardıktan sonra, ancak, memurun muhakematı hakkındaki Kanun idarî

organlara, iptidaî soruşturma (İlk soruşturma) sırasında çıkacak hâkimlere özgü

işleri yapmak yetkisini de vermiş ise, o zaman yargı yetkisine müdahale ve

Anayasa'ya aykırı durum hasıl olur. Diyerek Memurin muhakematı hakkındaki

Kanunun bu yöne ilişkin hükümlerinin yorumunda; yetki, kanunda acık bir şekilde

belirtmek lâzımdır. Nitekim söz konusu kanunun 16 ncı maddesi idareye tutuklama

yetkisini açık olarak vermiştir. Bunun dışında idare mercilere karar alma

yetkisini tanıyan bir hüküm yoktur. 16 ncı madde ise, Anayasa Mahkemesince

iptal edilmiştir. Bu Kanunun 2. ve 6 ncı maddelerinde yer alan, Usulü

Muhakematı Cezaiye Kanununa tevfiki muamele olunur. Usulü Cezaiye hükümleri

uygulanır. Deyimleri, idarî mercilerin, Usulü Cezaiyedeki bütün yetkileri

kullanacakları anlamına gelmez. İptidaî tahkikat (îlk soruşturma) sırasında

hâkime özgü bir iş çıkınca, hâkimden karar almak gerekir. Anayasanın buyurucu

hükümleri karşısında başka türlü yorum yapılamaz. Uygulamalar da bu yolda

olduğuna göre, yargı yetkisine müdahale de yoktur denilmiştir.

Önce şu ciheti belirtmek yerinde olur ki, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 1329 tarihli olduğu hatırlanırsa, idarî mercilerin yargı yetkisine müdahale ve yargı yetkisini kullanmalarında, yadırganacak bir yön yoktur. Çünkü iktidara herhangi bir hudud tanımayan o tarihlerde, diğerleri gibi ayrı bir yargı güç ve yetkisinin sözü bile edilemezdi. Nitekim bu kanunda irade suretiyle çıkmıştır ve yine tarım asırdan daha uzun bir süre ve Anayasa Mahkemesince iptal edilinceye kadar kanunun tutuklamaya ilişkin 16 ncı maddesi bütün ağırlığı ile işlemiş ve hükmünü yürütmüştür.

b) Dâva konusu kanunun 2 nci maddesinde idare âmiri tarafından Usulî Muhakematı Cezaiye (C. M. U. K.) Kanununa tevfikan bizzat veya bilvasıta tahkikatı iptidaîye (îlk soruşturma) icra olunur. 6 ncı maddesinde, Tahkikatı iptidaiye terasında ve lüzum ve men'i muhakemeye ait muamelâtta, işbu kanunda musarrah olmayan ahvalde, Usulü Muhakematı Cezaiye (C. M. U. K.) ahkâmına tevfiki hareket olunur diye yazılıdır.

Maddeler,

tahkikat yapacaklarla, karar mercilerinin, bu kanunda pazılı usulleri ve bu

kanunda bulunmayanlar için Usul Muhakematı Cezaiye (C. M. U. K.) yi

uygulayacaklarını gayet açık ve tereddüte yer vermiyecek bir şekilde ifade

etmiştir. Yetkiyi kısıtlamayan, herhangi bir kayıt veya şarta bağlamayan ve

başka maddelerle de çelişir olmayan bir hükmün, Türkçe kurallarına göre ve

mutlak mânası ile anlaşılması icabeder ve yoruma ihtiyaç hissettirmez. Açık

seçik hükümlerde ayrıca yetki aranması, yorum kurallarını ters işletmek olur ve

yanlış sonuçlara götürür. Konumuzda, kanunun sistematiğinden ve yetki verdiği

hususu açıkça belirttiğinden söz edilerek, tutuklama yetkisi veren 16. maddenin

örnek gösterilmesi, dayanak olmaktan uzaktır. Çünkü 16 madde, Usulü Cezaiyeden

(C. M. U. K.) farklı bir tutuklama yolu kabul etmiştir. Lüzum veya men'i

muhakemeye dair diğer maddeleri gibi bu kanunun Özel usul hükümleridir.

Gerçekte

16. madde, karşı görüşümüze destek olmak niteliğindedir. Şöyle ki, bu maddenin

iptal edilmiş olması yorumda gözönünde tutulmamasını gerektirmiyeceğine göre,

Memurin Muhakematı hakkındaki Kanunun 2. ve 6. maddelerini bu maddenin ışığı

altında incelersek daha da aydınlığa kavuşmuş oluruz. Kanun koyucu 16. madde

ile idareye, herhangi yargı merciinden onay almaya dahi lüzum görmeden

tutuklama yetkisi verir ve idare bu yetkiye dayanarak şahsı, en tabiî ve kutsal

hak ve hürriyetlerden yoksun edebilirken, zabıt, müsadere gibi hak vs

hürriyetlere ikinci derecede etki yapacak işlemler için hâkimden karar alması

lâzım geldiğini ve kanun koyucunun bu koşulu öngördüğünü kabul etmek hukuk

mantığı ile bağdaştırılamayan, anlaşılması ve benimsenmesi güç bir yorumdur.

c) Kanunun yazılışı ve tümünden çıkan ilkeler elverişli olmadıkça, Anayasa'nın kabulünden evvele ait bir kanunun yorumu, Anayasa'ya kıyaslanarak yapılamaz. Kanun kendi bünyesi içinde düşünülerek yorumlanır ve ondan sonra Anayasa'ya uygun olup olmadığı tartışılır.

d)

Esasen Anayasa dışındaki kanunların yorumu, o hükmü uygulayan dâva

mahkemelerinin ve kararlarını denetleyen üst mahkemelerin yetkilerine dahildir.

Uygulamalardaki uyuşmazlıklar kendi kurallarına göre çözümlenir ve yorum

değiştirilmedikçe, yorum yapan kurulları da bağlayın nitelikte olmak üzere,

ihtisas bölümleri içinde, anlayıp ve uygulanışta birlik sağlanır. Anayasa

Mahkemesinin, şu kanun hükmü böyle yada şöyle anlaşılır şeklinde tatbikata yön

vermeye yetkisi yoktur. Ancak Yüce Divan sıfatiyle, (Dâva mahkemesi olarak)

çalıştığı zaman yorum yapabilir. Olayımızda, dâvayı Anayasa'ya getiren,

mahkeme, Memurin muhakematı hakkındaki Kanun, sorgu hâkiminin bütün yetkilerini

soruşturmayı yapan memura ve karar mercilerine vermiş ve bu suretle yargı yetkisine

müdahale edilmiştir gerekçesine dayanırken. Anayasa Makemesinin bu kanun

maddelerinin yorumuna girerek, mahkeme anlayışının tamamen aksine bir sonuca

varması ve kanun maddelerin, yanlış anladığı ve uygulamaların kendi yorumu

istikametinde olması lâzım geldiğini yolunda bir karara varması, Anayasa

Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkelerine

uygun düşmez. Bir kanun hükmü yoruma ihtiyaç gösteriyorsa, ne şekilde

yorumlandığının, yoruma yetkili mercilerden soruşturularak tespit edilmesi ve o

yoruma bağlı kalınarak, Anayasa'ya uygunluğunun denetlenmesi gerekir.

Özetlersek, yargı yetkisini kullanma bakımından, hâkim ve mahkeme arasında herhangi, bir ayırım söz konusu değildir. Memurin muhakematı hakkındaki Kanun, iptidaî soruşturma (İlk soruşturma) yi yapan memura ve karar mercilerine sorgu hâkiminin bütün yetkilerini tanımış ve böylece yargı yetkisine müdahale etmiştir. İdarî mercilerin verdiği muhakemenin önlenmesi veya son soruşturmanın açılması kararları da hâkim ve mahkeme kararları niteliğindedir.

Sonuç : Yukarıda açıklanan sebeplerle, Memurin Muhakematı hakkındaki Kanun, Anayasa'nın 14., 15., 16., 17., 132. ve 133. maddelerine aykırı olduğundan iptal edilmesi gerekir düşüncesindeyiz.

Üye Hakkı Ketenoğlu Üye Ziya önel

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/14, K. 1967/36, 14 Kasım 1967 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Olay
  4. Iv-
  5. V-
  6. Vı-
  7. Vıı-
  8. Karşı
  9. Oy Yazısı
  10. Karşı
  11. Oy Yazısı
  12. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/14
Karar No
1967/36
Tarih
14 Kasım 1967

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1967/16 K.1967/37
  • AYM Norm Denetimi E.1967/44 K.1967/38
  • AYM Norm Denetimi E.1967/45 K.1967/39
  • AYM Norm Denetimi E.1967/46 K.1967/40
  • AYM Norm Denetimi E.1967/9 K.1967/41
  • AYM Norm Denetimi E.1967/17 K.1967/42

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.