İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/21 K.1968/36

Karar günü:26/9/1968

Esas1967/21Karar1968/36Tarih26 Eylül 1968Okuma13 dk · 2.504 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Eylül 1968
Esas No
1967/21
Karar No
1968/36
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.504 kelime·13 dk okuma·2 bölüm

Karar günü:26/9/1968

Resmi Gazete tarih/sayı:4.3.1969/13139

Anayasa'ya aykırılık iddiasında bulunan mahkeme: Derik Sulh Hukuk Hâkimliği

İtirazın konusu: Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesince beş yıl hapis cezası ile hükümlendirilmiş bulunan K. Geleri'ye vasi atanmasına karar verilmesinin Mardin C. Savcılığınca istenilmesi üzerine, sözü edilen Sulh Mahkemesinde duruşma açılmış ve sonuçta hâkim, Medenî Kanunun 347., 354., 357., 363., 369., 370., 382., 384., 335., 387., 388., 396., 397., 405., 406., ve 407. maddelerinin Anayasa'nın 4., 4., 7., 31., 134 ve 8. maddelerine aykırı olduğu kanısına vararak sözü geçen hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

İlk inceleme : Başkan İbrahim Senil ve Başkan Vekili Lütfi Ömerbaş, Üye İhsan Keçeci-oğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin; Ahmet Akar, Halit Zarbun ve Muhittin Gürün'ün katıldıkları 7/11/1967 günlü toplantıda:

1- Kendisinden hükümlüye bir vasi ataması istenen .mahkemenin olayda uygulanacak kanun hükümlerinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısı ile Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili bulunduğuna, üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, İhsan Ecemiş ve Ahmet Akar'ın ortada mahkemenin bakmakta olduğu bir dâva bulunmadığı ve bu nedenle de Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olmadığı yolundaki karşı oyları ile ve oy çokluğu ile;

2- Mahkemenin bakmakta olduğu dâvada yalnızca Medenî Kanunun 347., 357., 364., 369. ve 370 maddelerini uygulama durumunda bulunduğuna ve esasın bu maddelerle sınırlı olmak üzere incelenmesine oybirliği ile;

3- Mahkemenin aynı kanunun 382, 384, 385, 387, 388, 396, 397, 405, 406 ve 407. maddelerle uygulama durumunda olmadığına ve bu maddelere ilişkin İtirazın yetki yönünden reddine 396. ve 397, maddelerde oy birliği ile ve öbür maddelerde Hakkı Ketenoğlu ve İhsan Ecemiş'in karşı oyları ile ve oy çokluğu ile karar verilmiştir.

Burada birinci bentdeki yetki kararının dayandığı gerekçeler şunlardır:

"Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi "başlıklı 151. maddesinin birinci fıkrasında Anayasa, "Bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanunun hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar dâvayı geri bırakır" kuralını koymaktadır.

Vasi

atama işine bakmakta olan sulh mahkemesinin bir dâvaya bakmakta olan mahkeme

sayılıp sayılmayacağı Kurulda tartışma konusu edilmiştir. Sulh mahkemesinin,

hâkimin niteliği ve gördüğü işler açısından bir mahkeme olduğunda görüş

ayrılığı belirmemiştir. Zira bu mahkemede Anayasa'nın öngördüğü anlamda

teminatlı bir hâkim görev yapmakta ve dâvaları inceleyip karara bağlamaktadır.

Yalnız vasi atama İşini bir dâva sayılıp sayılamıyacğı, üzerinde durulması

gerekli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Anayasa metnindeki "dâva

"deyimi, herşeyden önce, iki kişi arasında çıkan bir uyuşmazlık

dolayısıyla bu uyuşmazlığın çözümlenmesinin mahkemeden istenmiş olması üzerine

ortaya çıkan bir durumu veyahut kendi üzerine suç atılan bir kimsenin

cezalandırılması istemi ile savcı tarafından belli bir kimseye karşı ortaya

çıkarılan uyuşmazlık durumunu anlatmaktadır. Usul yasalarımızın dar anlamda

dâva sayıldıkları hukukî durum budur. Olayımızda ise belli bir kimse veyahut

savcı tarafından ortaya çıkarılmış bir uyuşmazlığın çözümlenmesi isteği üzerine

meydana gelen bir durum söz konusu değildir. Gerçekten savcı, beş yıl hapisle

hükümlendirilmiş olan bir kimsenin hükümlendirilme durumunu, sulh mahkemesine

Medenî Kanunun 357. maddesi gereğince haber vermiştir ve böylece savcının bu

haber vermesi onun bir ceza dâvası açması veya bir evlenmenin iptalini Medeni

Kanunun 112. ve 113. maddeleri uyarınca mahkemeden istemesi niteliğinde bîr

İşlem değildir. Bununla birlikte, Anayasa'mızın yukarıda anılan hükmünde geçen

dâvanın yalnızca bir uyuşmazlığın çözümlenmesini amaç edinen bir istem

olduğunun kabul edilmesi için Anayasa'nın sözünde veya özünde veyahut

Anayasa'ya üstün olan kurallarda herhangi bir esas yoktur. Bunun tersine, hukuk

uygularımızda ve özellikle adlî uygulamalarda mahkemenin bir istem veya haber

verme üzerine yaptığı işlemlere davaya bakma adı verildiği de bilinmektedir.

Anayasa'mızın 151. maddesinin temel ereği, yönetim veya yürütme yerlerine

Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisini tanımaktan kaçınmaktır. Gerçekten,

idarenin bir yasa hükmünün onun Anayasa'ya uygun olup olmadığını düşünmeksizin

uygulaması ve bu konuda herhangi bir tereddüt veya düşünme ile vakit

geçirmemesi, Devletin yürütme ve yönetim işlerinin aksamadan görülmesini

sağlama bakımından, kural olarak, zorunludur. Buna karşılık Anayasa'mız, belli

bir dâvada uygulayacakları yasanın Anayasa'ya aykırı olup olmadığını karara

bağlaması için mahkemelerin Anayasa Mahkemesine başvurmaları yolunu

benimsemiştir. Anayasa'nın sözü edilen 151. maddesi ile iptal dâvalarına

ilişkin 149. maddesinin Temsilciler Meclisindeki görüşmelerinde, Anayasa'ya

aykırı hükümlerin uygulanmasını önlemek ve ayıklanmasını sağlamak üzere bütün yurtdaşlara

Anayasa Mahkemesine başvurma hakkının tanınması istenmiş ve fakat sonuçta bütün

yurtdaşların Anayasa Mahkemesine dâva açmalarının mahkemeyi çalışamaz duruma

sokacağı, mahkemelere tanınan yetki dolayısıyle Anayasa'ya aykırı hükümlerin

yurtdaşlara uygulanmasının önleneceği ve bu yolun hem uygulamaya elverişli, hem

de amaca uygun bir yol olduğu belirtilmiş, bu açıklamalar üzerine bütün

yurtdaşlara dâva açma yetkisinin tanınmasına ilişkin düşünceler gözönünde

tutulmayarak bugünkü hükümler kabul edilmiştir. Anayasa koyucunun bu amacı,

yorumda gözönünde tutulması gerekeceğinden ve Anayasa'ya aykırı bir takım

hükümlerin dar anlamda dâvalar dışında .mahkemelerin gördükleri çelişmesiz

yargı (Nizasız kaza) işlerinden olan öbür işlerde uygulanacak yasalar hükümleri

bakımından dahi söz konusu edilmesi tabiî bulunduğundan, (Dâva) sözünü usul

hukukundaki dar anlamında değil, geniş bir anlamda ve mahkemelerin bir karara

bağlamakla ödevli oldukları dâvalar veya çelişmesiz yargıdan sayılan işler

anlamında yorumlamak, Anayasa koyucunun amacına uygun düşecektir. Bu arada,

Anayasa'mızm "Hâkimler görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa'ya, kanuna,

hukuka ve vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler" kuralını koyan 132.

maddesinin birinci fıkrası uyarınca hâkimlerin karara bağlamak durumunda

oldukları bütün konularda Anayasa'yı tam anlamı ile uygulayabilmeleri için

tartışma konusu 151. maddedeki (Dâva sözünü hâkimlerin karara bağlamakla ödevli

oldukları bütün dâvalar ve az önce açıklanan nitelikteki işler anlamında

yorumlamak, bir zorunluk olarak ortaya çıkmaktadır; zira, burada Anayasa'nın

132. maddesinin birinci fıkrasındaki kuralın yalnızca dar anlamda dâvaların

çözümlenmesinde uygulanacağı, karara bağlanacak öbür işlerde hâkimin tıpkı bir

yönetim adamı gibi davranacağı ileri sürülemez. Zira böyle bir yorumun Anayasa

açısından hiçbir dayanağı yoktur. Kaldı ki kurumsal açıdan çelişmesiz yargının

kapsamına giren yönetim işlerinden sayılabilecek bir takım işlerin mahkemelere

verilmesine Anayasa açısından herhangi bir engel olmamak gerekir; Çünkü

Anayasa'nın 7. maddesi hükmü ile "Yargı" bölümündeki hükümleri,

mahkemelere dâvaları çözümleme görevinden başka bir görevin verilmesini yasak

eder nitelikte değildir. Gerçekten, yargı İşi ile yönetim işinin herhangi bir

tanımlaması Anayasa'-da yer almadığı gibi, belli bir görüş açısından yönetim

İşlerinden sayılabilecek olan işler tamamlanarak bunların tümünün veya

bunlardan bir kaçının hâkimlere gördürülmesini yasak eden bir kurala dahî yer

verilmiş değildir. Yasa konuyu, hâkimlerin esas görevlerini halele uğratmamak

kaydı ile, çelişmesiz yargı işlerinden sayılabilecek olan bir takım yönetim

işlerinin hâkimlerce görülerek karara bağlanmalarını, o işlerin özelliği

bakımından kamu yararına daha uygun sayabilir ve yurtdaşlar için o işlerin daha

güvenceli biçimde görüleceğini düşünmüş olabilir ve bu görüş haklı nedenlere

dayanabilir. Sunuda unutma malıdır ki Anayasa'mız güçler ayrılığı ilkesini sert

bir ilke olarak değil, ancak yumuşak bir biçimde benimsemiştir. Demek ki kuram

açısından yönetim işlerinden sayılabilecek bir takım çelişmesiz yargı işlerinin

görülüp karara bağlanmasının mahkemelere verilmesi, Anayasa'ya aykırı

sayılamayacaktır. Bu türlü işlerin mahkemelere verilmesi, onların tıpkı dar

anlamda yargı işlerinden bulunan dâvalarda olduğu gibi tarafsızca ve

Anayasa'ya, kanuna ve hukuka göre karara bağlanmalarını sağlamak ereğine başka

deyimle haklı nedene, kamu yararına dayandığı düşünülürse, mahkemelerin bu

türlü konularda uygulayacakları hükümlerin Anayasa'ya uygunluğu sorununun çözümlemek

üzere Anayasa Mahkemesine İş gönderebilmeleri, Anayasa'nın yasaların

denetiminin Anayasa Mahkemesine veren hükümlerinin konuluş amacının gereği

olduğu sonucuna varılır.

Her ne kadar Mahkeme, itiraz konusu Medeni Kanun hükümlerinin, Anayasa'nın 35 maddesi uyarınca konulması gereken hükümlerden olduğunu ve bu maddenin yürütmeye bir görev verdiğini dahi Heri sürmekte ise de bu maddenin yalnızca yürütmeye görev yüklediği görüşü doğru değildir. Nitekim; sözü edilen 35. maddede ailenin Türk toplumunun temeli olduğu bildirildikten sonra, Devlete ve öbür kamu tüzel kişilerine ailenin, ananın ve çocuğun korunması için gerekli tedbirleri almak ve kuruluşları meydana getirmek ödevi yükletilmiştir ve buradaki (Devlet) sözünün yalnızca yürütmeyi kapsayıp yasama ve yargıyı anlatmadığını gösteren bir söz veya yazılış benimsenmiş değildir.

Hâkimlerin, yasalarda gösterilenlerden başka genel veya özel herhangi bir görev alamayacakları yollu Anayasa hükmü dahi, hâkimlere uyuşmazlıkların çözümlenmesinden başka işlerin verilemiyeceği görüşüne dayanak olamaz. Gerçekten, bu hükmün konulmasının amacı, hâkimlerin alabilecekleri görevlerin ancak ve ancak yasalarda belli edilen görevler olabileceğini ve yasalarda belirtilmeyen bir görevin hâkimlere verilmesinin yasaklandığını anlatmaktır, yoksa hâkimlere yasalarla verilecek genel görevleri sınırlandırmak ve böylece çelişmesiz yargı işlerinin yasa hükmü ile onlara verilmesine engel olmak değildir.

Üyelerden Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, İhsan Ecemiş ve Ahmet Akar; çoğunluğun mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili olduğu görüşüne katılmamışlardır.

Esasın incelenmesi: Esasa ilişkin olarak düzenlenen rapor ile, inceleme konusu itiraza esas tutulan Anayasa hükümleri ve Medenî Kanun hükümleri incelendi gereği görüşülüp düşünüldü :

1- İtirazda dayanılan Anayasa maddeleri şunlardır: "Madde 4- "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk Milletinindir.

Millet, egemenliğini, Anayasa'nın koyduğu esaslara göre, yetkili organlar eli ile kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir suretle belli bir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almıyan devlet yetkisi kullanamaz"

Madde 6- "Yürütme görevi, kanunlar çerçevesinde, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir."

Madde 7- "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."

Madde 8- Kanunlar Anayasa'ya aykırı olamaz.

Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve kişileri bağlıyan temel hukuk kurallarıdır."

Madde 31- "Herkes, meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak, iddia ve savunma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz."

Madde 32- "Hiçbir kimse, tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir kimseye tabiî hâkiminden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."

Madde 134- "Hâkimlerin nitelikleri, atanmaları, hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerinin veya görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarında disiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleri ile ilgili suçlarından dolayı soruşturma yapılmasına ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarılmayı gerektiren suçluluk veya yetersizlik halleri ve diğer özlük işleri, mahkemelerin bağımsızlık esasına göre, kanunla düzenlenir.

Hâkimler altmış beş yaşını bitirinceye kadar hizmet görürler. Askerî hâkimlerin yaş haddi kanunla belli edilir.

Hâkimler, kanunda belirtilenlerden başka, genel ve özel hiçbir görev alamazlar.

Mahkememizce esas yönünden İncelenmelerine karar verilen Medenî Kanun maddeleri şunlardır:

Madde 347- "Vesayet daireleri, sulh mahkemesiyle mahkemei asliyedir."

Madde 357- "Bir sene veya daha ziyâde hürriyeti sahip bir ceza ile mahkûm olan her reşid için, vasi nasbolunur. Hükmü icraya memur daire, mahkûmun cezasını görmeye başlandığını; sulh mahkemesine, hemen ihbar ile mükelleftir."

Madde 363- "Sulh mahkemesi, vesayet işlerini göremeye ehil olan reşidi, vasi tayin eder. Kendilerine verilen vazifeyi birlikte veya her birerleri kendilerine ayrılan vazifeleri ayrı ayrı yapmak üzere sulh mahkemesi icabı hale göre birden ziyâde vasi tayin edebilir. Bununla beraber, bir vesayetin birlikte idaresi; rızaları olmadıkça, birden ziyâde kimseye yükletilemez."

Madde 369- "Sulh mahkemesi, vasi tayinini müstelzim hallerde, hemen tayine mecburdur. İcabında, küçüğün rüşde vusulünden evvel de hacir muamelesi yapılabilir.

Reşid olan evlât hacredildikte, vesayet altına alınacak yerde, asılolan, velayet altına konulmaktadır."

Madde 370- "Vasinin tayininden evvel bazı işlerin görülmesi zarurî ise, sulh mahkemesi, lâzım genel tedbirleri yapar. Hususiyle hacredilecek kimseyi medenî haklarını kullanmaktan muvakkaten men ve ona bir mümessil tayin edebilir; bu karar ilân olunur."

İlk

İnceleme sonunda verilen 7/11/1967 günlü karar ile Anayasa'nın 151 inci

maddesinin birinci fıkrası hükmünce ortada mahkemece bakılmakta olan bir dâva

bulunduğuna ve böylece mahkemenin bu isi Anayasa Mahkemesine getirmeye yetkili

olduğuna karar verilmiş bulunmasına göre esasa ilişkin inceleme sırasında

Medeni Yasanın 347, 357, 363, 369 ve 370 inci maddelerinin bu yönden ayrıca

tartışılıp karara bağlanmasının gerekmediğine karar verilmiştir. Tartışma

konusu Medenî Kanun hükümlerinin itirazda ileri sürülen Anayasa hükümlerine

aykırı başkaca bir yanı bulunduğu veya Anayasa'nın itirazda ileri sürülmeyen

başka bir hüküm veya ilkesine aykırı olduğu kanısına dahi varılamadığından

dolayı itirazın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

: Medenî Kanunun 347, 357, 363, 369, ve 370 inci maddelerinin Anayasa'ya aykırı bulunmamaları nedeni ile itirazın reddine 26/9/1968 gününde oybirliği ile karar verildi.

Başkanvekili

Lütfi Ömerbaş

Üye

İhsan Keçecioğlu

Üye

A. Şeref Hocaoğlu

Üye

Fazlı Öztan

Üye

Celalettin Kuralmen

Üye

Hakkı Ketenoğlu

Üye

Fazıl Uluocak

Üye

Avni Givda

Üye

Muhittin Taylan

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Recai Seçkin

Üye

Ahmet Akar

MUHALEFET

ŞERHİ

İtirazda bulunan sulh mahkemesinin bakmakta olduğu iş, beş yıl hapis cezasına çarptırılmış bir hükümlüye G. Savcısının ihbarı üzerine vasi tayin etmek için başladığı muameleden ibarettir.

Anayasa'mızın

151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddeleri hükmüne göre, .mahkemelerin itiraz

yolile Anayasa Mahkemesine başvurabilmeleri evvelâ itirazda bulunan mahkemenin

"bakmakta olduğu bir dâva" nın mevcut olması, sonra da itiraz konusu

hükümlerin bu dâvada "uygulanacak hükümler" den bulunması şartlarına

bağlıdır. O halde herşeyden önce, itirazda bulunan mahkemede bakılmakta olan

işin bir dâva olup olmadığını araştırmak icabedecektir. Çoğunluk bu işin dâva

sayılabileceği düşüncesindedir. Gerekçesinde bu konuda "Usul kanunlarında

dâvanın darmanada alındığını, olayda bir kimse veya savcı tarafından ortaya

çıkarılmış bir uyuşmazlığın çözümlenmesi isteği üzerine meydana gelen bir durum

söz konusu değilse de Anayasa'nın sözü geçen hükmündeki dâvanın yalnızca

uyuşmazlığın çözümlenmesini amaç tuttuğunu gösteren bir esas olmadığını ve

bunun tersine adlî uygulamalarda mahkemenin bir istem veya haber verme üzerine

yaptığı işlemlere dâva adı verildiği bilindiği, bu sebeple çelişmesiz yargı

işlerinde de uygulanacak kanun hükümleri bakımından da dâva sözünün usu!

hukukundaki dar anlamda değil, geniş bir anlamda ve mahkemelerin bir karara

bağlamakla ödevli oldukları bütün işler anlamına yorumlamanın,Anayasa koyucunun

amacına uygun düşeceğini, bu arada Anayasa'nın 132 nci maddesinin de dâva

sözünün bu manada yorumlanmasını zorunlu kıldığını" ileri sürmüştür.

İlmi görüşlerde olduğu gibi çoğunluk gerekçesinde de "vasi tayini" işinin gerekçede "çelişmesiz yargı" dîye sözü edilen nizasız yargıya giren işlerden olduğu kabul edilmektedir. Halbuki ilmî görüşlerde nizasız yargıda bir dâvanın mevcudiyetinin söz edilemiyeceği fikri genellikle benimsenmiştir. Bu yargıya tabi işlerde taraf teşkil edilemiyeceğine muhkem kaziye de vücuda gelemiyeceğme göre nizasız yargıya tabi işlerde "dâva" sözü yerine "talep" sözünün kullanılması teklif edilmekte ve mahkemelerin bu çeşit faaliyetlerine "münaazasız" yahut da "dâvasız yargı" adı verilmektedir.

Mahkeme içtihatlarına ve adlî uygulamalara gelince:

Mahkeme

içtihatlarımız da bu görüşe uygun bulunmaktadır. Nitekim mahkememizin 30/5/1967

günlü, 1967/15, karar 1967/15 sayılı kararında "Anayasa'nın 151. ve 44

sayılı Kanunun 27. .maddelerinde yer alan bir dâvaya bakmakta olan mahkeme

sözlerini bir dâvaya bakmakta olan, hâkim niteliğinde kişilerden kurulu, yargı

yetkisine sahip (Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasını çözümleyen) merci

şeklinde anlamak Anayasa'nın yukarıda yazılı hükümlerine uygun düşer,"

denilmek suretiyle bu hükümlerdeki dâva sözünden "taraflar arasındaki bir

uyuşmazlığın çözümlenmesinin kasdedildiği açıkça gösterilmiştir. Yargıtay Hukuk

Genel Kurulunun 20/10/1964 günlü 2/61 esas, 69 karar sayılı bir kararında da

"bir şahsın mirasını ümit ettiği kimsenin aklî melekâtının yerinde olmadığından

bahisle hacir altına alınmasını istemesi" "dâva mahiyetinde olmayan

bir talep olarak görülmüştür. Yine Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel

Kurulunun nizasız yargıya taallûk eden kararlarında" "talep ve

emir" gibi kelimelerin "tek taraflı ve hasım gösterilmeksizin

yargıçtan bir şeyin yapılması isteminden ibaret" olduğu bildirilmektedir.

Bu sebeplerledir ki tek taraflı ve muhkem kaziye vücuda getirmeyen nizasız yargıya tabi vasi tayini gibi tasarruflar bazı yerler de idarî mercilere bırakılmış bulunmaktadır.

Böylece ilmî düşüncelere, adlî uygulama ve içtihatlara göre dâva sözünün çoğunluk gerekçesinde ileri sürüldüğü şekilde anlaşılmasında ve yorumlanmasında bir zorunluk olmadığı ve aksine Anayasa'nın 151. ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerinde yer alan "dâva" sözünden taraflar arasındaki bir uyuşmazlığı çözümleyen yargı tasarruflarının anlaşılması lâzım geleceği meydana çıkmaktadır.

Diğer taraftan, Anayasa'nın, "Hâkimler görevlerinde bağımsızdır. Anayasa'ya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." esasını koyan 132 nci maddesinin de, hâkimin vasi tayin etmesi işini, bir dâva olarak kabul ettirecek bir yönü olmadığı gibi Anayasa'da başkacada bunu icabettirecek bir hüküm bulunmamaktadır.

Eğer Anayasa 151 inci maddesindeki hükme mahkemelerin vasi tayini gibi nizasız yargıya tabi işleri de dahil etmek istemiş olsa idi. Bunu "bir yargı işine bakmakta olan mahkeme" gibi bir ifade ile açıklayacağı şüphesiz idi.

Fakat yukarıda işaret olunan özellikleri dolayısiyle bu çeşit işleri 151. madde hükmü dışında bıraktığı anlaşılmaktadır.

Bu itibarla çoğunluğun itirazda bulunan sulh mahkemesinin görmekte olduğu vasi tayini işini bir dâva olarak kabul eden görüşüne katılmak mümkün olmadığından sözü geçen mahkemenin itirazının ortada bakmakta olduğu bir dâva bulunmaması, bakımından reddî gerektiği kanısındayım.

Üye Halit · Zarbun Üye Ziya · Önel Üye Muhittin · Gürün Üye Celâlettin Kuralmen

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/21, K. 1968/36, 26 Eylül 1968 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Muhalefet
  4. Şerhi
  5. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/21
Karar No
1968/36
Tarih
26 Eylül 1968

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1968/14 K.1968/35
  • AYM Norm Denetimi E.1968/43 K.1968/37
  • AYM Norm Denetimi E.1967/39 K.1968/41
  • AYM Norm Denetimi E.1968/48 K.1968/39
  • AYM Norm Denetimi E.1968/47 K.1968/38
  • AYM Norm Denetimi E.1968/46 K.1968/40

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.