İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1967/29 K.1967/28

Kanununun 124. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve sorgu hâkimlerince verilecek bazı kararların mensup oldukları asliye mahkemesi başkanı veya hâkiminin onayı ile tekemmül edeceğini gösteren hükmün, Anayasa’nın 132. maddesine aykırı olduğu kanısına…

Esas1967/29Karar1967/28Tarih15 Eylül 1967Okuma19 dk · 3.720 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
15 Eylül 1967
Esas Sayısı
1967/29
Karar Sayısı
1967/28
Karar Günü
15.9.1967
İstemde bulunan
Hilvan Sorgu Hâkimliği.
İstemin konusu
Ceza Muhakemeleri Usulü
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.720 kelime·19 dk okuma·12 bölüm

Kanununun 124. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve sorgu hâkimlerince verilecek bazı kararların mensup oldukları asliye mahkemesi başkanı veya hâkiminin onayı ile tekemmül edeceğini gösteren hükmün, Anayasa’nın 132. maddesine aykırı olduğu kanısına varıldığından iptaline karar verilmesi istenmiştir.

İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca yapılan ilk incelemede; hazırlanan rapor, Sorgu Hâkimliğinden gelen ve Mahkememizin 1967/29 Esas sayısına kayıtlı bulunan dâva dosyasındaki belgeler okunduktan, Anayasa’nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri hakkındaki 22.4.1962 günlü ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerinde itiraza yetkili merci olarak gösterilen mahkeme terimi içine sorgu hâkimliğinin girip girmediği, bu bakımdan sorgu hâkimliğinin Anayasa Mahkemesine itirazda bulunmağa yetkili olup olmadığı konusunun ön sorun olarak çözümlenmesi lüzumu belirmekle bu yönle ilgili kanun hükümleri incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

GEREKÇE

İlk soruşturmayı yapmakla görevli olan sorgu hâkimliğinin, bir mahkeme niteliğinde olup olmadığının belli edilmesi için üç yönün incelenmesi gerekmektedir.

A- Adlî teşkilât kanunlarına göre sorgu hâkimleri,

B- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu bakımında sorgu hâkimleri,

C- Anayasa’nın 151 ve 44 sayılı Kanunun 27. maddelerine göre mahkeme.

1- Mehakimi Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilâtına ait

Ahkâmı Muaddel 1340 günlü ve 469 sayılı Kanunun 1. maddesini değiştiren Ceza

Kanununun mevkii meriyete vaz’ına müteallik Kanunun 25. maddesinde “Türkiye

Cumhuriyetinde yetki ve derecesi kanunla belli edilmiş sulh mahkemeleri ve

bulundukları kazanın adıyla bir başkan ve iki üyeden kurulu asliye mahkemeleri

vardır.” Ve yine adı geçen Kanunun 3. maddesini değiştiren 26. maddesinde

“Asliye mahkemeleri, sulh mahkemelerinin görevi dışında kalan bütün hukuk, ceza

ve ticaret dâvalarını görür.” ve 28. maddesinde de “Her asliye mahkemesi

nezdinde bir C. savcısı ile lüzumu kadar sorgu hâkimi ve üye yardımcısı

bulunur.” denilmektedir. Maddelerin bu açık anlatımına göre, kuruluş

kanunlarında ve sonradan çıkan usul kanunlarında mahkemelere görev verilirken,

sorgu hâkimliğine onun mahkeme niteliğinde olduğunu kabul ettirecek yargılama

yetkisi tanınmamış ve sorgu hâkimliği, aşağıda açıklananlar dışında bir görevle

yükümlü tutulmamıştır.

2- Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunun 183. maddesinde, ilk soruşturmanın, sanık hakkında son soruşturmanın açılmasına ve muhakemenin men’ine karar verebilmeğe elverişli delillerin elde edilmesinden ve toplanmasından ibaret olduğu açıklanmakta ve 196. maddesinde ise, ilk soruşturma sonunda sanığın cezayı gerektiren bir suç işledi sanısını verecek yeterli nedenler bulunması halinde sonra soruşturmanın açılmasına karar verileceğinden söz edilmektedir. Bu maddelere göre ilk soruşturmanın konusu, delilleri toplamaktan, ereği de, son soruşturmanın açılması, muhakemenin men’i, soruşturmanın geçici olarak durdurulması veya dâvanın düşürülmesi ile ilgili kararları verebilmekten ibarettir.

Bu noktada sorgu hâkimlerinin kararlarının hukukî nitelikleri üzerinde kısaca durmak gerekir:

A- Sorgu hâkimlerinin verdiği son soruşturmanın açılması kararı onanmaya bağlı olmadığı gibi, buna esas yönünden de itiraz edilemez. Bu kararlar o zamana kadar gıyabî, gizli ve yazılı olarak yapılan ilk soruşturma işlemlerini mahkemenin açık, yüze karşı yürütülen yargılamalarının aydınlığına çıkarmak gibi önemli bir sonuç verir; uygulamada mahkemeyi bağlamaz, sanık için kazanılmış hak doğurmaz ve kesin hüküm olmak niteliği taşımaz.

B- Sorgu hâkimliğinin muhakemenin men’ine ilişkin kararı:

Bu kararın kesin sonuç doğurmadığı, dolayısiyle kesin hüküm teşkil

etmediği. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun yazılı emirle bozmaya ilişkin 343.

maddesinin son fıkrasında yer alan “Eğer bozma sorgu hâkimi kararları ile

dâvanın esasını halletmeyen mahkeme kararları hakkında ise, yeniden yapılacak

tetkik ve tahkik neticesine göre icap eden karar verilir.” şeklindeki hükümden

de anlaşılmaktadır. Çünkü madde, yazılı emir yolu ile verilen bu bozma

kararının, sanık aleyhine etki yapacağını, duraksamaya yer vermeyecek derecede

açıklamış bulunmaktadır. Öte yandan sorgu hâkimlikleri, kamu dâvasının ortadan

kaldırılmasına (Af Kanunu ve zaman aşımı hükümlerinin uygulanmasında olduğu

gibi) karar verebilirse de bu çeşit kararlar, kamu dâvasının esasını çözümleyen

nitelik taşımazlar.

Bu açıklamalar, sorgu hâkimlerinin, ilk soruşturma evresinde yargı işi yaptıklarını ve fakat yargılama yapmadıklarını göstermektedir.

Ceza yargılaması, ortak bir faaliyeti gerektirir, mahkemelere özgü, herkese açık duruşma (Anayasa madde: 135) çevresinde gelişir ve uyuşmazlığı çözümleyen hükümle son erer. Bu bakımdan (mahkeme) yi, yargılamayı yapan ve uyuşmazlığı kesinlikle çözümleyen organ olarak anlamak zorunluğu vardır. Bu niteliğe sahip olmayan sorgu hâkimliklerinin ise (mahkeme) deyimi kapsamına girmediklerini kabul etmek gerekir.

3- Anayasa’nın 151. maddesinde “Bir dâvaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanunun hükümlerini Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar dâvayı geri bırakır.

Mahkeme, Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddî görmezse, bu iddia, temyiz merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır.

Anayasa Mahkemesi işin kendisine gelişinden başlamak üzere üç ay içinde kararını verir.

Bu süre içinde karar verilmezse, mahkeme, Anayasa’ya aykırılık iddiasını kendi kanısına göre çözümleyerek dâvayı yürütür. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse, mahkemeler buna uymak zorundadır.” denilmekte, 44 Sayılı Kanunun 27. maddesinde de, Anayasa maddesinin birinci fıkrası hükmü tekrarlanmaktadır. Metindeki (mahkeme) deyimi ile, bu konudaki itiraz yetkisinin mahkemelere tanınmış olduğu açıkça belirmiş bulunmaktadır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Anayasa’nın 151. maddesiyle 44 sayılı Kanunun 27, maddesinde “bir dâvaya bakmakta olan mahkeme” den söz edilmiş olup, mahkeme kavramı içine girmeyen sorgu hâkimliğinin, Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkisi bulunmadığından istemin 44 sayılı Kanunun 21. maddesi uyarınca reddine üyelerden Hakkı Ketenoğlu ve Recai Seçkin’in karşı oylarıyle ve oyçokluğu ile 15.9.1967 gününde karar verildi.

Başkan

İbrahim SENİL

Başkan Vekili

Lûtfi ÖMERBAŞ

Üye

Şemsettin

AKÇOĞLU

Üye

İhsan KEÇECİOĞLU

Üye

Salim BAŞOL

Üye

Feyzullah USLU

Üye

Fazlı ÖZTAN

Üye

Celâlettin

KURALMEN

Üye

Hakkı KETENOĞLU

Karşıoy ilişiktir.

Üye

Avni GİVDA

Üye

Muhittin TAYLAN

Üye

İhsan ECEMİŞ

KARŞIOY YAZISI

Çoğunluk kararı, Anayasa’nın 151. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurabilecek hâkimlerin bir dâvayı esas yönünden karara bağlamak üzere Dâvaya bakan hâkimler olduğu, sorgu hâkimlerinin ise dâvanın esasını karara bağlamaya yetkili hâkimlerden bulunmadıkları için Anayasa Mahkemesine başvuramayacakları ilkesine dayanmaktadır. Buna göre Anayasa’mızın 151. maddesindeki (bir dâvaya bakmakta olan mahkeme) sözlerinin ne anlama geldiğinin, Anayasa’ya ne gibi bir ereğe dayanılarak konuldukları daha gözönünde tutularak, incelenmesi gerekmektedir.

1- Anayasa’mız, Anayasa Mahkemesini Anayasa’nın koruyucusu olarak

kurmuş, belli organlara da doksan günlük süre içinde herhangi bir yasa veya

yasama meclisi içtüzüğüne karşı Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptal dâvası açmak

yetkisi tanınmıştır. Ancak doksan günlük sürenin geçirilmesi veya dâva

açabilecek organların dikkatsizlikleri veya herhangi bir siyasal düşünceleri

yüzünden dâva açmamış olmaları sonunda Anayasa’ya aykırı herhangi bir hükmün

hukuk düzeni içinde kalması ve uygulanması tehlikesini dahi önlemeyi erek

edinen Anayasa koyucusu, mahkemelerin belli bir dâvada uygulayacakları bir

hükmün Anayasa’ya aykırı olup olmadığını Anayasa Mahkemesine incelettirmek

yetkisini mahkemelere de tanımıştır. Bu durum, Anayasa’nın, Anayasa

Mahkemesinin görev ve yetkilerini gösteren 147., doğrudan doğruya iptal dâvası

açabilecekleri gösteren 149., iptal dâvası için hak düşüren

süreyi

bildiren

150., Anayasa'ya aykırılığın ilgililerce öbür mahkemelerde ileri sürülmesi veya

öbür mahkemelerce kendiliklerinden gözönünde tutulması, üzerine işin Anayasa

Mahkemesine gönderileceğini gösteren 151. ve Anayasa Mahkemesinin gerek iptal

dâvası, gerekse öbür mahkemelerin başvurması üzerine vereceği iptal kararları

sonunda Anayasa’ya uymayan hükmün yürürlükten kalkacağı ilkesini benimseyen

152. maddesi hükümlerinin tüm olarak ve birbirleriyle karşılaştırılarak

incelenmesinden anlaşılmaktadır. Ayrıca, Anayasa’nın hazırlık çalışmalarına

ilişkin belgelerin gözden geçirilmesi dahi, izi yine bu sonuca ulaştırmaktadır;

nitekim, İstanbul Öntasarının 104. ve 105. maddelerinin hem belli organların,

hem de bir dâvaya bakan mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili

olduklarını ve bu Mahkemenin Anayasa’ya aykırılık nedeniyle verdiği iptal

kararları sonunda iptal edilen hükümlerin yürürlükten kalkmasını benimseme

ilkelerine dayandığı görülmektedir. (Burada Avukat Kâzım Öztürk’ün Türkiye İş

Bankası kültür yayınlarından olup Ajans Türk Matbaası Ankara, 1966-da basılmış

İzahlı, Gerekçeli, Anabelgeli ve Maddelere göre Tasnifli Bütün Tutanakları ile

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sı adlı kitabına gönderme yapılmıştır). (Cilt 1 s.

75, 382 ve 383). Yine Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun yargıya ilişkin

hükümleri düzenleyen Alt Komisyonunun raporunda (Mahkemelerin hangi hukukî esasları

uygulayacaklarının Anayasa’ya dercedilmesi lâzımdır. Eskiden beri mahkemenin

bütün kanunları ve idarî tasarrufları kayitsiz, şartsız uygulıyacağı, bunların

Anayasa’ya veya kanuna uygunluğu üzerinde duramıyacağı düşüncesi ileri

sürülegelmiştir. Halbuki kurulmak istenilen hukuk devletinde böyle bir anlayışa

yer verilemez. Mahkeme bir kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğunu görürse bu

hususta kesin bir karar verilmesini Anayasa Mahkemesinden isteyebilmelidir.)

(Cilt 1. s. 561) denilmektedir. Bu altkomisyonca yazılan metnin 16. maddesiyle,

doğrudan doğruya iptal dâvası, 17. maddesiyle de bu dâvanın süresi ve 18

maddesiyle de mahkemelerin ellerindeki dâvayı durdurarak Anayasa Mahkemesine

başvurma yetkileri hükme bağlanmıştır. Bu 18. maddenin gerekçesinde istem açıklandıktan

sonra bir kanunun Anayasa’ya uygunluğunu incelemek yetkisinin bütün hâkimlerde

bulunduğu ve işin gösterdiği özellik dolayısiyle Anayasa Mahkemesinin kurulmuş

olduğu yazılmakta ve daha sonra “Fakat unutmamak lâzımdır ki, bütün hâkimler

Anayasa’ya aykırılık iddiasını incelemeye yetkilidirler. Bu sebeple, Anayasa

Mahkemesinin üç ay içinde karar vermemesi halinde mahkemelerin Anayasa’ya

aykırılık iddiasını resen karara bağlamaları esasen haiz bulundukları bir

yetkiyi istisnaî olarak kullanmalarından ibaret olup prensipleri ihlâl eden bir

mahiyet arz etmektedir.” (Cilt 1 s. 582) denilmektedir.

Temsilciler Meclisi Anayasa Komisyonunun raporunda, genel

ilkelerin yargıya ilişkin bölümünde (Hukuk Devletinin temel unsuru, bütün

devlet faaliyetlerinin hukuk kurallarına uygun olmasıdır. Bu uygunluğu

sağlıyacak makamlar yargı organlarıdır. Tasarı, bütün devlet faaliyetlerini

kaideler hiyerarşisi içinde kazaî murakabeye tâbi tutmuş bulunmaktadır. Yasama

organının faaliyetleri, yeni kurulan Anayasa Mahkemesinin kazaî denetimi

altındadır. Bu denetimin müessiriyetini sağlamak için ilgililere tanınan iptal

dâvası yetkisi yanında, def’i yoluyla murakebe imkânı da açık bırakılmıştır.)

(Cilt 1. s. 605) denildiği gibi yine o raporda, metin bakımından değişikliğe

uğramamış bulunan Anayasa’nın 132. mad. 1. fıkrası hükmü için, konumuzla ilgili

olarak (Tasarının 8. maddesinde Anayasa hükümlerinin yargı organlarını bağlayan

“doğrudan doğruya uygulanması gereken temel hukuk kuralı” olduğu yazılıdır. Bu

hale göre hâkim bir kanunu tatbik ederken onun Anayasa’ya uygun olup olmadığını

her zaman nazara alabilecektir ve Tasarının 152. maddesinde yazılı olduğu

şekilde hareket edebilecektir) (Cilt 3, S. 3748) sözleri yer almıştır.

Hatırlatalım ki Tasarının 152. maddesi, Anayasa’nın 152. maddesinin

karşılığıdır. Raporda 151. maddeye gönderme yapılmak istendiği anlaşılmaktadır;

zira, bir yasa hükmünün Anayasa’ya aykırılığı söz konusu olan durumlarda

mahkemenin yapacağı işlemleri gösteren hüküm 151. maddedir ve 152. maddede bu yönü

kapsayan bir hüküm yoktur.

Yine sözü edilen raporda, 151. maddenin gerekçesi olarak, bu maddenin yasaların Anayasa’ya aykırılığının itiraz yoluyla ileri sürülmesi usulünü düzenlediği. Anayasa Mahkemesinin kurulması sonucunda, bir dâva sırasında ortaya atılacak olan bir yasanın Anayasa’ya aykırılığı iddiasının, artık kural olarak, mahkeme için bir bekletici mesele olacağı, dâvanın sürüncemede kalmasını önlemek üzere, Anayasa Mahkemesinin en çok üç ay içinde işi karara bağlaması gerekeceği, üç ay içinde Anayasa Mahkemesi karar vermezse, Anayasa’ya aykırılık yönünü mahkemenin kendisinin inceleyip çözümleyeceği bildirilmiştir. (Cilt 3, s. 3787).

Adı anılan Komisyonun raporunda 145. maddenin gerekçesinde (Cilt 3

S. 3706) (Tasarı, kanunların Anayasa’ya uygunluğunun kazaî murakabesi

prensibini kabul etmiştir. Bu prensip, memleketimiz için yenidir. Yıllardan beri, Anayasa’ya aykırı kanunlardan şikâyet edilen memleketimizde, bu prensibin kabul edilmesi, mühim gelişmelerden biri telâkki edilmiş ve bu sebeple son batı Avrupa anayasalarında görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi teşkili uygun görülmüştür.) sözleriyle Mahkemenin ne gibi bir ihtiyacı karşılamak ereğiyle kurulduğu özellikle belirtilmiştir.

Kimlerin Anayasa Mahkemesine başvurarak iptal dâvası açabileceğini

düzenleyen 149. maddenin Temsilciler Meclisinde görüşülmesi sırasında bir üye,

(egemenlik kayıtsız, şartsız ulusundur.) dendiğine göre, verdiği oylarla

kurulan meclisi denetleyebilmesi için yurttaşların Anayasa Mahkemesinde dâva

açmaya yetkili kılınmaları gerektiğini ileri sürerek bir önerge vermiştir.

(Cilt 3, S. 3775). Bunu destekleyen başka bir üye, Anayasa Mahkemesinin

kapısının kişilere sım sıkı kapatılmış bulunması bile temel hak ve

hürriyetlerin öz sahibi olan kişiler için teminat kalmayacağını, temel hak ve

hürriyetleri çiğneyenlerin resmî kişiler olduğunu, iptal dâvası açma hakkının

ise yalnızca bu resmî kişilere tanınıp hakkı çiğnenen yurttaşlara tanınmadığını

ortaya atmıştır. (Cilt 3, S. 3776). Herkesin dâva açabilmesi görüşüne karşılık

Komisyon sözcülerinden Ardıçoğlu, bunun bugün için artık bırakılmış bir yol

olduğunu (Cilt 3, S. 3773), Aksoy ise, iptal dâvası açma yetkisinin belli

kişilere verildiğini, öbürlerinin ise ancak defi yoluna gitmelerinin kabul

edildiğini, Mecliste bir yandan herkesin iptal dâvası açabilmesi ilkesinin

benimsenmesinin, öte yandan iptal dâvası açma yetkisinin herkesten

esirgenmesinin istendiğini söyledikten sonra

(halbuki biz bu fikirlerin ortasında bir yol tutarak, iptal dâvası

açmak hakkını mahdut şahıslara ve teşekküllere tanıdık, diğerlerine de,

dâvalarını defi yoluyla her zaman dermeyan etmek imkânını verdik), (S. 3778),

Meclis üyelerinden Necip Bilge (27 milyon vatandaştan dâva hakkına sahip 10-15

milyon vatandaşı nazarı itibara alacak olursak, bir kanunun iptal edilmesi

hususunda re’sen birkaç dâva hakkı tanımak çok tehlikeli olur. Kaldı ki

Anayasa’ya aykırı bir kanun vatandaşa tatbik edilmişse o kişi defi yoluyla

Anayasa Mahkemesine müracaat yapabilir. Onun için, defi dışında iptal dâvası

bir istisna olmak gerekir.), Esat Çağa ise bütün yurttaşlara iptal dâvası

yetkisinin tanınmasının doksan günlük hak düşüren süre dolayısiyle yurttaşların

yararına olmayacağını savunmuş ve (kanunlar menfaatlerimize dokundukları zaman

Anayasa’ya bir kanunun mugayir olup olmadığını düşünürüz. Onun için 151.

maddede vatandaşa bir imkân tanınmıştır. Anayasa’ya mugayir görüyorsak def’an

dermeyan etmemiz lâzımdır…. Binaenaleyh defi yolu dâva yolundan vatandaşın daha

lehinedir. Vatandaş için en teminatlı yol ihtiyar edilmiştir.) demiştir.

Anayasa Mahkemesine ilişkin hükümlerin ilki olan 147. maddenin

görüşülmesi sırasında Temsilciler Meclisinde söz alan üyeler (Anayasa

Mahkemesi, Anayasa’nın koruyucusu olacaktır.) (S. 3754), (Devlet teşkilâtımızda

yer alacak olan yeni müessese, hukuk devletinin tahakkukuna hizmet edecek bir

müessesedir. İnşallah bundan sonra kanunların Anayasa’ya aykırı olmayacak

şekilde tedvini bu müessesenin kontrolü ile mümkün olacak ve memleketimiz

hakikaten çoktan beri özlenen hukuk devletine kavuşacak ve büyük milletimiz

bundan büyük huzur ve refah duyacaktır.) (S. 3756) (Anayasa Mahkemesi, insan

haklarını korumak ve kötü niyetli iktidarların baskı rejimini kurmalarını

önlemek bakımından pek çok faydalar sağlayacak) (S. 3770) diyerek mahkemenin

kuruluş amacını belirtmişlerdir.

II- Yukarıki bentte anılan hazırlık çalışmalarından anlaşılıyor ki

Anayasa’nın 151. maddesi hükmü, Anayasa’nın 132. maddesinin 1. fıkrasındaki (Hâkimler

görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasa’ya, kanuna, hukuka ve vicdanî kanaatlerine

göre hüküm verirler) yollu hükümle bağlantılıdır ve baktığı dâvada her hukuk

kuralından önce Anayasa’yı uygulamakla ödevli tutulan hâkim, belli dâvada

uygulayacağı bir yasa hükmünün Anayasa hükmüyle çatıştığını gördüğünde

Anayasa’nın 151. maddesindeki açık hüküm uyarınca dâvayı durduracak ve Anayasa

Mahkemesinden karar isteyecektir ve şayet Anayasa Mahkemesi üç ay içinde karar

vermemiş bulunursa o zaman Anayasa’ya aykırılık sorununu kendisi

çözümleyecektir; başka deyimle belli dâvada hâkim tarafından Anayasa’nın

uygulanması, eğer o konuda Anayasayla çatışır gibi görünen bir yasa hükmü

varsa, Anayasa’ya aykırılık yönü için Anayasa Mahkemesinden karar istenmesi ve

şayet karar üç ay içinde verilmezse, bu yönün kendisi tarafından karara

bağlanması biçiminde olacaktır.

III- Dâvaya bakmak, onu sonuçlandırmak için incelemek demektir. Yoksa her halde dâvanın esasını karara bağlamak için incelemek değildir. Görevsiz veya yetkisiz bir mahkemede dâva açılmış ise, o mahkemenin görev veya yetki yönünü incelemesi dahi, Türk Hukuk dilinde dâvaya bakmaktır. Dâvayı görmek sözü de yine o anlamda kullanılır.

IV- Anayasa’nın 151. maddesinde Anayasa’ya aykırılık iddiasının

mahkemece ciddî görülmemiş olması halinde bu yönün temyiz merciince esas

kararla birlikte inceleneceği hükmüne dayanılarak 151. maddedeki mahkemenin

esas üzerinde karar verebilecek mahkeme olduğu sonucuna varılamaz; çünkü,

Anayasa’ya bu hükmün konulmasının nedeni, (Mahkeme, Anayasa’ya aykırılık

iddiasını ciddî görmezse, bu iddia esas hükümle birlikte karara bağlanır) yollu

yazılıştan ve hazırlık çalışmalarındaki belgelerden (Temsilciler Meclisi

Anayasa Komisyonu gerekçesi Cilt 3, S. 3787) anlaşıldığı üzere, Anayasa’ya

aykırılık iddiasının reddine ilişkin ara kararının son karar beklemeksizin

temyiz edilebilmesini ve böylece dâvaların sürüncemede kalmasını önlemektir.

Bundan dolayı, bu hüküm, sorgu hâkimlerini Anayasa Mahkemesine başvurmak

yetkisinden yoksun bırakacak biçimde yorumlanamaz.

V- Anayasamızda hâkim ve mahkeme sözleri, çoğu kez, eş anlamlı

sözler olarak kullanılmıştır; nitekim 32. maddedeki tabiî hâkim tabiî mahkeme,

olağan mahkeme, 132/3 teki mahkeme kararları, hâkim kararları; 22/6 daki

mahkeme, hâkim, geçici 9. maddenin 1. fıkrasındaki mahkeme, hâkim; 14, 15, 16,

17. ve 27. maddelerin 2. fıkralarındaki hâkim, mahkeme; 22/4 teki hâkim

tarafından, mahkeme tarafından, 22/5 teki hâkim, mahkeme; 30/1 ve 30/4 teki

hâkim, mahkeme ve yine 30/4 teki mahkeme sözcüğü de hâkim anlamına gelmektedir.

Buna göre Anayasa’mızın 151. maddesindeki mahkeme sözcüğünün de hâkim yerine

kullanıldığı kabul edilebilir. Bu, o denli doğrudur ki maddedeki mahkeme,

sözcüklerinin yerine hâkim sözcüğü yazılmış olsaydı metnin anlamında hiçbir

değişiklik olmazdı.

Gerek medenî yasada, gerekse öbür yasalarımızda da hâkim ve mahkeme sözlerinin eş anlamlı olarak kullanıldığı hükümler çoktur; Anayasa Mahkemesi de, Anayasa’mızda ve olağan yasalarımızda ve özellikle Anayasa’nın 151. maddesinde, (hâkim) ve (mahkeme) sözlerinin birbiri yerine, eş anlamlı sözler olarak kullanılageldiğini kabul etmektedir. (Anayasa Mahkemesinin Esas 1966/15, Karar 1966/33 sayılı, 20.9.1966 günlü kararı gerekçe II ve bu gerekçede anılan 1965/2-57 sayılı ve 26.10.1965 günlü kararı (Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 4, Sa. 189 ve 190).

VI- Yukarıki açıklamalardan anlaşıldığı üzere Anayasa’nın 151.

maddesi, defi yoluyla Anayasa’ya aykırılığın hâkim önünde ileri sürülmesini

sağlamak ereğiyle Anayasa koyucu tarafından kabul edilmiştir. Sorgu hâkimi,

esas hakkında kesin karar verebilen bir hâkim değilse de, kişisel durumu

bakımından bir adliye hâkimi olduğu, herkesçe kabul edilmektedir. Sorgu hâkimi

ancak kamu dâvasından sonra dâvaya elatan ve ilk soruşturma yaparak dâvayı

yürüten bir hâkim olduğu için dâvaya bakan bir hâkimdir. Bu hâkime karşı gerek

sanık, gerekse kişisel dâvacı, her türlü iddia ve savunmada başka deyimle her

türlü defi veya itirazda bulunabilirler. Anayasa’ya aykırılık itirazı da bu

savunmaların en önemlilerindendir. Buna göre, sorgu hâkimlerine karşı

baktıkları dâva dolayısıyla ileri sürülen Anayasaya aykırılık itirazını, öbür

itirazlar gibi gözönünde tutmak ve itirazı ciddî görürse dâvayı durdurarak işi

Anayasa Mahkemesine ulaştırmak yetkisinin bu hâkimlere tanınması, 151. madde

hükmünün konuluş amacına uygun ve bu yetkinin tanınmaması, Anayasa’ya aykırı

olur.

VII- Defi ve itiraz yoluyla Anayasa’ya aykırılık iddiasını hâkime

karşı ileri sürme yetkisi, Anayasa’mızda kişilere Anayasa Mahkemesinde iptal dâvası açma yetkisinin tanınmamış olmasına karşılık Anayasa’ya aykırı hükmün kendilerine uygulanmasına engel olmak amacıyla tanınmıştır. Sorgu hâkimi kamu dâvasının açılması sonunda dâvaya bakmakta olan bir hâkimdir; o halde, Anayasa’ya aykırılık iddiasının ona karşı da ileri sürülmesi ve onun da işi Anayasa Mahkemesine ulaştırarak karar isteyebilmesi, yurttaşın Anayasa ile korunmuş hak ve hürriyetlerinin bir an önce gerçekleştirilmesi bakımından zorunludur.

İlk soruşturma yolu, yurttaşlar bakımından, beraatle

sonuçlanabilecek dâvaların açılarak yurttaşların herkese açık duruşmalarda

sanık olarak kamuya tanıtılmasını önleme ereğiyle konulmuştur. Yurttaşların

haysiyetlerinin korunmasını hak ve hürriyetlerine bir an önce kavuşmalarını ve

adaletin gecikmeden ortaya çıkmasını sağlama, Anayasa’nın başlıca temel

ilkelerindendir. Anayasa’ya aykırı bir hükme dayanılarak kendisine karşı ilk

soruşturma açılmış olan bir yurttaşın Anayasa’ya aykırılık savunmasını sorgu

hâkiminin ciddî görmesi veya sorgu hâkiminin dâvaya temel olan ceza hükmünü Anayasa’ya

aykırı görmesi durumunda dâvayı durdurarak işi Anayasa Mahkemesine göndermesi,

ilk soruşturmanın ve Anayasa’nın yurttaşların haysiyetlerini koruma ve adaleti

gecikmeden ortaya çıkarma ereklerinin gereği, çoğunluk düşüncesi ise bu

ereklere ve dolayısıyla Anayasa’ya aykırı bulunmaktadır.

VIII- Sorgu hâkimlerinin son soruşturmanın önlenmesine ilişkin

kararlarının asliye hâkiminin onamasına bağlı bulunması, bu kararların hâkim kararı sayılmamasını gerektirmez; nitekim, ağır ceza mahkemelerinin ölüm cezasına, veya ölünceye dek ağır hapse ve belli bir sınırı aşan hapse ilişkin kararları da Yargıtay’ca incelenip onanmadan hiçbir hukukî sonuç doğurmazlar. Bu durum, onların hâkim kararı ve ağır ceza mahkemelerinin başkan ve üyelerinin hâkim sayılmasına hiçbir zaman engel olamaz.

Tekrarlayalım ki bu hâkimler, bir çok kararlarıyla dâvayı

sonuçlandırmaktadırlar. Sorgu hâkimlerinin yaptıkları ilk soruşturma, ceza

dâvasında gerçeğe varılması için zorunlu olduğu gibi bu hâkimler son

soruşturmanın açılmasının önlenmesine, zaman aşımı veya af dolayısıyla dâvanın

ortadan kaldırılmasına karar vererek dâvayı sonuçlandırma yetkisine de

sahiptirler. Verdikleri bu türlü kararlar, son soruşturma sonunda verilen

kararlar oranında kesin hüküm değerini kazanmaz ise de, bu kararların dâvaya

son verdikleri ve belli bir ölçüde kesin hüküm değerin taşıdıkları da, bir

gerçektir; sorgu hâkimi dahi belli sonuçlara varmak üzere işlemler yapan, yasa

ve öbür hukuk kurallarını tıpkı son soruşturma yapan hâkim gibi uygulayan ve

dâvanın esasına karar verebilecek mahkemece işin ele alınmasına engel olup

dâvayı sonuçlandıran kararlar veren bir hâkim olması dolayısıyla, onun dahi

dâvanın sonuçlandırılması için uygulayacağı usule veya esasa ilişkin hükümlerin

Anayasa’ya aykırılığını Anayasa Mahkemesine incelettirme yetkisi olmalıdır.

Öğreti alanında, ileri sürüldüğüne göre, son soruşturma açılması

kararları, uyuşmazlığı dolayısıyla sonuçlandırır, sorgu hâkimi, eylemin suç

olmaması nedeniyle talepnamenin reddine veya son soruşturmanın açılmamasına

karar verdiğinde, bu kararlar işin esasını doğrudan doğruya çözdükleri için

taraflar bakımından kesinleşince, kesin hüküm niteliğini alırlar. (Nurullah

Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, İkinci Baskı, Sermet Matbaası, İstanbul 1964

No: 146/4, No: 454/II, 455/I), son soruşturmanın açılmaması kararıyla kamu

dâvası ortadan kalkar, bu karar ancak “izafi kesin hüküm” etkisini doğurur,

bundan dolayı, kararın kesinleşmesinden sonra” dâva, ancak yeni vakıaların veya

yeni delillerin meydana çıkması halinde açılabilir (Ceza Yargılama Usulü Ka.

204) (Faruk Eren, Ceza Usulü Hukuku, Ajans-Türk Matbaası, Ankara 1964 No: 124).

Son soruşturmanın açılmaması veya dâvanın ortadan kaldırılması

gibi kamu dâvasını sona erdiren kararları dahi verebilen bir hâkimin, açılmış

dâva üzerine bir sonuca varmak amacıyla o dâvayı incelemesine soruşturma

denilmekle yetinilip dâvaya bakma denilmemesi, hukukî gerçeği olduğu gibi

değerlendirmek sayılamaz. Ceza Usulü Yasası’nın değişik 197. maddesindeki

(Sorgu hâkimi, maznunun muhakemesinin men’ine karar verirse bu kararında fiilî

veya hukukî sebeplerden hangisine istinat ettiğini gösterir.) hükmü, sorgu

hâkiminin de son soruşturma sonunda karar verecek olan mahkeme gibi hukuk

kurallarını uygulayacağını belirttiği gibi son soruşturmanın açılması kararında

sorgu hâkiminin suçun ne olduğu ve uygulanması gereken kanun maddesinin hangisi

olduğunu yazması ödevi de yine onun öbür hâkimler gibi hukuk hükümlerini

uygulayacağını anlatmaktadır. Yine Ceza Usulü Yasası’nın değişik 204.

maddesindeki (Sorgu hâkimi muhakemenin men’ine karar verip de bu karar

kat’ileştikten sonra dâva, ancak yeni vâkıaların veya yeni delillerin meydana

çıkması halinde tekrar açılabilir.) hükmü de sorgu hâkiminin son soruşturma

açılmaması kararı ile ceza dâvasının bittiğini, hiçbir tartışmaya yer

bırakmayacak açıklıkta, bildirmektedir. Af ve zaman aşımı yüzünden dâvanın

ortadan kaldırılması kararları dahi, kuşkusuz, yine dâvayı sona erdiren

nitelikte kararlardır. Şayet sorgu hâkiminin Anayasa’ya aykırı gördüğü bir ceza

hükmü iptal edilirse onun vereceği karar dahi yine dâvayı sonuçlandıracaktır.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, son soruşturma yapan bir hâkim gibi hukuk kurallarını uygulayan ve yerine göre dâvayı sona erdirecek nitelikte kararlar verebilen sorgu hâkiminin dâvaya baktığını kabul etmemek ve yalnızca son soruşturma yapan hâkimlerin dâvaya baktıkları ilkesini benimsemek, usul kanununun sözüne de, özüne de uygun değildir.

IX- Bir an için Anayasa’nın 151. maddesindeki (dâvaya bakan

mahkeme) sözlerinin (Dâvanın esası üzerinde karar vermek üzere dâvaya bakan

mahkeme) anlamına geldiği varsayılsa bile, Anayasa’daki bu yazılış, sorgu hâkimlerinin

Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisinden yoksun bırakılması amacıyla

benimsenmiş sayılamaz; çünkü, bir kez yukarıki bentlerde açıklanan hazırlık

çalışmalarından hiç birinde söz konusu yetkinin yalnızca dâvanın esasına

hükmedilebilecek hâkimler için tanınmak istendiğini gösteren hiçbir söz yoktur;

bütün hazırlık çalışmalarında iptal dâvasının gerek dâvacılar, gerekse süre

bakımından sınırlandırılmış olmasından yurttaşlar için doğan sakıncayı

karşılamak ve iptal dâvası açma süresinin geçirilmiş olması yüzünden yürürlükte

kalmış bulunan Anayasa’ya aykırı hükmün yürürlükten kaldırılmasını sağlamak

için yurttaşa defi veya itiraz yolunu açmak düşüncesi ortaya atılmış ve bunun

için (dâvaya bakan mahkeme) den söz edilmiştir. Gerçekten yurttaşın hakkının

korunmasını isteyebileceği ve yurttaşın Anayasa’ya aykırılık iddiasını tam bir

güven içinde ileri sürebileceği resmî bir yer düşünülünce ilk hatıra gelen yer,

esas dâvaya bakacak olan mahkemedir ve bundan dolayı 151. maddede, dâvaya

bakmakta olan mahkemeden söz edilmiş olabilir, yoksa sorgu hâkimlerini maddenin

kapsamı dışında tutmak için hiçbir hukukî neden yoktur. 151. maddede, dâvada

uygulanacak hüküm sınırlandırmasının konulması da, bir defi veya bir itirazın,

hukuk bakımından, ancak dâvada uygulama yeri olabilecek bir hüküm için söz

konusu edilebilmesindendir; dâvada uygulama yeri olmayan bir hüküm için Anayasa

Mahkemesine başvurma yetkisinin tanınması, bütün mahkemelere hem de doksan

günlük süre söz konusu edilmeden, bütün yasalar için iptal isteme etkisinin

tanınması demek olurdu ki, 149. ve 150. maddelerde benimsenen ilkeye aykırı

düşerdi. Demek ki dâvaya bakan mahkemeden söz edilmesi, olsa olsa, dâva ile

uğraşan hâkimler için en uygun olan durumu anlatmak amacına dayanır, yoksa

dâvayı sonuçlandırmak üzere dâvanın ortadan kaldırılması veya son soruşturma

açılması kararları verebilecek olan sorgu hâkimlerini Anayasa Mahkemesine

başvurmaktan yoksun bırakmak ve böylece yurttaşa son soruşturmaya değin

Anayasa’ya aykırı bir hükmün uygulanmasına göz yummak amacına değil……

Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü çoğunluk kararına karşıyım.

Üye Recai SEÇKİN Karşı oy yazısı · eklidir. Üye Halit ZARBUN Üye Muhittin GÜRÜN Üye Hakkı KETENOĞLU Üye Recai SEÇKİN

Anayasa Mahkemesi, E. 1967/29, K. 1967/28, 15 Eylül 1967 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İnceleme
  4. Gerekçe
  5. Akçoğlu
  6. Kuralmen
  7. Karşıoy Yazısı
  8. S. 3706) (Tasarı, kanunların Anayasa’ya uygunluğunun kazaî murakabesi
  9. II- Yukarıki bentte anılan hazırlık çalışmalarından anlaşılıyor ki
  10. IV- Anayasa’nın 151. maddesinde Anayasa’ya aykırılık iddiasının
  11. V- Anayasamızda hâkim ve mahkeme sözleri, çoğu kez, eş anlamlı
  12. VII- Defi ve itiraz yoluyla Anayasa’ya aykırılık iddiasını hâkime
  13. VIII- Sorgu hâkimlerinin son soruşturmanın önlenmesine ilişkin
  14. IX- Bir an için Anayasa’nın 151. maddesindeki (dâvaya bakan
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1967/29
Karar No
1967/28
Tarih
15 Eylül 1967

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1963/336 K.1967/29
  • AYM Norm Denetimi E.1967/30 K.1967/30
  • AYM Norm Denetimi E.1963/337 K.1967/31
  • AYM Norm Denetimi E.1967/36 K.1967/33
  • AYM Norm Denetimi E.1967/31 K.1967/34
  • AYM Norm Denetimi E.1967/35 K.1967/32

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.