İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1970/61 K.1971/35

İtiraz yoluna başvuran : Ordu Asliye Ceza Mahkemesi

Esas1970/61Karar1971/35Tarih6 Nisan 1971Okuma15 dk · 3.025 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
6 Nisan 1971
Esas Sayısı
1970/61
Karar Sayısı
1971/35
Karar Günü
6/4/1971
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.025 kelime·15 dk okuma·5 bölüm

İtiraz yoluna başvuran : Ordu Asliye Ceza Mahkemesi

İtiraz konusu : 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanun’a 30.6.1970 günlü, 1308 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle konulan ek maddenin 1. ve 2. bentleri hükümlerinin Anayasa’nın 11. ve 35. maddelerine aykırı bulundukları kanısıyla, sözü geçen ek maddenin tümünün iptaline karar verilmesi istenilmiştir.

I- Olay

28.10.1970 gününde, 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçak­lar Hakkındaki Kanuna aykırı hareketten sanık olan kişi hakkında Ordu C.

Savcılığının 6136 sayılı Kanun’un 1308 sayılı Kanun’la değişik 13. maddesi uyarınca cezalandırılması istemini kapsayan 29.10.1970 günlü, 1191/11l sayılı iddianamesiyle açılmış bulunan kamu davasının duruşması sırasında Ordu Asliye Ceza Mahkemesin­ce, bu dava nedeniyle uygulama yerleri bulunan 1308 sayılı Yasa ile 6136 sayılı Yasa’ya katılan ek maddenin 1 ve 2 sayılı bentleri hükümlerinin Anayasa’nın 11. ve 33. maddelerine aykırı görülmesi nedeniyle, bunları kapsayan ek maddenin tümünün iptaline karar verilmesi için Anayasa’nın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22.4.1962 günlü,

44 sayılı Kanu­n’un 27. maddesinin 1 sayılı bendi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına karar verilmiştir.

III- İlk inceleme

Anayasa Mahkemesi, başkan Hakkı Ketenoğlu'nun, başkan­lığında, başkanvekili Lutfi Ömerbaş ve üyelerden Celâlettin Ku­ralmen, Sait Koçak, Avni Givda, Nuri Ülgenalp, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Kâni Vrana, Muhittin Gürün, Şevket Müftügil ve Ahmet H. Boyacıoğlu’nun katıl­maları ile 7.1.1971 gününde yaptığı toplantıda, Anayasa Mahkeme­si İçtüzüğü’nün 15. maddesi uyarınca gerekli ilk incelemeyi yapa­rak, itiraz yoluna başvuran mahkemenin Anayasa’ya aykırılığı ne­deniyle iptaline karar verilmesini istediği kanun hükümlerinin tümünü bakmakta olduğu davada uygulama durumunda olup olmadığı yönünü görüşmüştür.

Anayasanın 151. ve Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki 22.4.1962 günlü, 44 sayılı Kanun’un 27. maddeleri hükümlerine göre mahkemeler, ancak bakmakta oldukları bir dava dolayısıyla Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla baş­vurabilirler. Bir davanın hukukça var sayılabilmesi için ise onun kanunlara uygun olarak açılmış ve ayrıca mahkemenin yetkisi içine girmekte bulunmuş olması gerekir.

Bundan başka aynı hükümler uyarınca mahkemelerin bu başvurmaları, o dava nedeniyle uygulanacak kanun hükümleri ile dahi sınırı bulunmaktadır.

Dosya içindeki kâğıtların incelenmesi sonunda itiraz yo­luna başvurmuş bulunan mahkemenin kanuna göre bakmakta olduğu bir davanın bulunması koşulunun gerçekleştiği görülmüş ise de bu dava nedeniyle mahkemenin uygulama durumunda bulunduğu kanun hükümleri arasında, itiraz konusu yapılıp iptallerine karar ve­rilmesi istenen hükümlerin tümünün yer alıp almadığı yö­nünün ayrıca incelenip belli edilmesi gerekmiştir.

Sanık hakkında 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Kanunun 30.6.1970 günlü, 1308 sayılı Kanun’la değişik 13. maddesine aykırı düşen eyleminden ötürü aynı hükümler gere­ğince cezalandırılması isteğiyle mahkemeye kamu davası açılmıştır.

Yargılama sonunda sanığın eyleminin saptanması hâlinde ise suçun işlendiği güne göre mahkeme, 6136 sayılı Kanuna, 30.6.1970 gün­lü, 1308 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle konulan ek maddenin sanı­ğın bulunduğu yerin dernek ve üzerinde taşıdığı da ruhsatlı ateş­li silâh olması bakımlarından sadece (... derneklerde ruhsatlı ateşli silah taşımak) yasağına ilişkin olan hükmünü uygulama du­rumunda bulunabilir.

Zira 6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçak­lar Hakkındaki Kanun’a ek maddeyi koyan 30.6.1970 günlü, 1308 sa­yılı Kanun 2.7.1970 gününde yani suçun işlendiği 28.10.1970 gü­nünden önce yürürlüğe girmiş bulunduğundan suçunun saptanması hâlinde sanığın ek maddenin sadece (... derneklerde ruhsatlı ateşli silah taşıma) yasağına ilişkin bulunan hükümle cezalandı­rılması olanağı vardır.

Bu nedenle işin esasının mahkemenin bakmakta olduğu davaya göre 6136 sayılı Kanun’a 1308 sayılı Ka­nun’un 7. maddesiyle eklenen itiraz konusu ek maddenin 2 sayılı bendinin koyduğu (... derneklerde ruhsatlı ateşli silah taşıma) yasağına ilişkin hükümle sınırlı olarak incelenmesine oyçokluğu ile karar verilmiştir.

Üyelerden Recai Seçkin, Kâni Vrana ve Ahmet H.Boyacıoğlu, burada Anayasaya uygunluğunun denetlenmesi istenilen esas ilkenin ruhsatlı ateşli silâhın ek maddenin ilk fıkrasında sayılan yer­lerde taşınmasına ilişkin tüm hükümlere deygin olması nedeniyle incelemenin daha geniş bir şekilde yani itiraz konusu maddenin 2 sayılı bendinin tümü ile sınırlandırılması gerektiğini ileri sürerek çoğunluk görüşüne katılmamışlardır.

IV- İtiraz konusu edilen kanun hükümleri

Mahkemece iptali istenilen kanun hükmü şöyledir:

6136 sayılı Ateşli Silâhlar ve Bıçaklar Hakkındaki Ka­nuna 30.6.1970 günlü, 1308 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle konulan ek madde :

"Ek madde- Üniversite; resmî ve özel yüksek okul, akademi ve türlü eğitim ve öğretim müesseselerinde; öğrencilerin toplu olarak ikâmet ettikleri yurt ve benzeri yerlerde; derneklerle bunlara bağlı yerlerde ve bunların toplantı ve kongrelerinde; her türlü spor müsabakalarının yapıldığı yerlerde, kanuna uygun veya kanuna aykırı olarak grev ve lokavt yapılmakta olan iş yerlerinde veya yukarıda yazılı olan yerlerin müştemilâtında:

1. Bu kanuna aykırı olarak ateşli silâhları, bunlara ait mermileri, 4 üncü maddede yazılı olan bıçak ve benzerlerini Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde yazılı olanları taşıyan ve bulunduran­lar hakkında, kanunda belli edilen cezaların iki katı hükmolunur.

2. Bu maddede gösterilen yerlerde, 6136 sayılı Kanunun 13. ve 15 inci maddelerinde ve Türk Ceza Kanununun 264 üncü maddesinde yazılı olanları, 6136 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin l inci ve 2 inci bent­lerinde gösterilen görevliler ile Ordu, Emniyet ve Jandarma men­supları dışında, ruhsatlı olsalar dahi, taşıyan ve bulunduranlar hakkında, kanunda daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası hükmolunur."

V- Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri

Mahkemenin, gerekçesine dayanak yaptığı Anayasa maddeleri şunlardır:

"Madde 11- Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir.

Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu düzeni, sosyal ada­let ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hürriyetin özüne dokunamaz.”

"Madde 33- Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilinden dolayı cezalandırılamaz.

Cezalar ve ceza tedbirleri ancak kanunla konulur.

Kimseye, suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.

Kimse, kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını suç­landırma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.

Ceza sorumluluğu şahsîdir.

Genel müsadere cezası konulamaz."

VI- Esasın incelenmesi

İtirazın esasına ilişkin rapor, Ordu Asliye Ceza Mahkeme­sinin Adalet Bakanlığı aracılığı ile gelen 29.10.1970 günlü, 1970/487 - 85 sayılı kararı ile ekleri, Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerle dayanılan Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleriyle ilgili Meclis görüşme tutanakları okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

Anayasa suç ve ceza konularında, bir eylemin ancak kanun­la suç sayılabileceği, cezalarla ceza tedbirlerinin yani emniyet tedbirlerinin ancak kanunla konulabileceği, kimsenin işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir eyleminden do­layı cezalandırılamayacağı, kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan ağır bir ceza verilemeyeceği, kimsenin kendisini veya kanunun gösterdiği yakınlarını cezalandır­ma sonucu doğuracak beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göster­meye zorlanamayacağı, ceza sorumunun şahsiliği (mad.

33) ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza konulamayacağı (mad. 14) gi­bi başlıca birkaç ceza ilkesini belirtmekle yetinerek bunların dışında kalan konuları ve özellikle belli bir zamanda ne gibi ey­lemlerin suç sayılacağının ve o suçlara ne miktar ve ne çeşit ce­za verileceğinin ve hangi ceza tedbirlerinin ne yolda uygulanaca­ğının saptanmasını yasa koyucuya bırakmış bulunmaktadır.

Kanun koyucu bu konuda Anayasa kuralları, ceza hukuku ilkeleri ve toplum yaşantısının zorunluluk ve yararlarının gerekleri ile bağlı kalarak takdirini kullanabilecektir.

Ceza sistemi açıklanırken cezaların ne yolda hesaplan­ması konusunu da ele almak zorunluğu vardır. Ceza hukukunda, ay­kırı eylemleri yasaklamanın en önde gelen aracı ceza tehdididir. Bu tehdidin, toplumun suç işlemesini önlemeğe muvaffak olamadığı kişiyi, en az tekrar suç işlemekten alıkoyacak ölçüde bulunması gerekir. İşte bu ölçünün belli edilip saptanması, genel olarak cezanın hesaplanmasını ifade eder.

Cezanın hesaplanması, biri kanun koyucuya ve ötekisi onu uygulayacak mahkemelere ait olmak üzere iki ayrı evreyi kapsar. Soyut olan birinci evrede kanun koyucu, önce suçlara uygulanacak olan ceza veya emniyet tedbirlerinin miktar ve çeşitlerini genel ve soyut olarak kanunda belli eder.

Bundan sonra yine kanun koyu­cu ceza kanun veya ceza hükümlerinde tanımlanıp ögeleri gösteri­len her suç karşılığında hangi çeşitten ve ne ölçülerde ceza verilebileceğini saptar yani ceza çeşit ve ölçülerini soyut ve özel şekilde gösterir. Böylece her suç için saptanan ceza kanunda gösterilen çeşitten olmak zorunlu bulunduğu gibi yine kanunda gösterilen sınırlar içinde kalınması gerekir.

Cezaların genel ve soyut veya özel ve soyut olarak belli edilip saptanmasında gözönünde tutulan ölçü genel olarak bilimsel, yarara dayanan ve deneysel bir nitelik gösterir. Ancak en başta suçun ağırlığının gözönünde tutulması gerekmektedir. Böylece her suçun cezasının önceden belli olması ve bunun işlenen suçun ağırlığı ile orantılı bulunması esaslarına uygunluk sağlanmış olur. Yukarıda gösterilen evrede suçlunun kişiliği söz konusu değildir.

Ancak cezanın mah­kemelerce uygulanması evresinde hâkim, yalnız suçun ağırlığını veya hafifliğini değil suç işleyenin kişiliğini de gözönünde tutarak kanunun o eylem için belli edip saptadığı cezayı buna uydurmak durumundadır.

Hâkim bu uygulamayı yaparken, ceza hukukunun belli esasla­rını ve bu arada özellikle kendi takdir yetkisinin nitelik ve sınırını, ceza çeşidinin seçilmesi, ölçüsünün saptanması ve ce­zanın kanuni veya takdirî sebeplere dayanılarak arttırılması veya indirilmesi gibi başlıca üç hususu gözönünde tutmak zorun­luğundadır.

Suç karşılığında bir tehdit ve dolayısıyla tenkil aracı olarak cezanın çeşit ve ölçülerini önceden genel ve soyut veya özel ve soyut bir şekilde belli edip saptamak, Anayasa’nın 64. maddesiyle yasa koyucuya tanınmış bulunan yetkiler içinde olmakla beraber bu yetkiler dahi hiç kuşku yok ki Anayasa’nın temel ilkeleri ve ceza hukukunun kuralları ile sınırlıdır.

Bu sınırlardan birincisi, Anayasa’nın 11. maddesinin "Temel hak ve hürriyetler, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak ancak kanunla sınırlanabilir. Kanun, kamu yararı, genel ahlâk, kamu dü­zeni ve millî güvenlik gibi sebeplerle de olsa, bir hakkın ve hür­riyetin özüne dokunamaz." şeklindeki hükmüdür.

Ancak, toplum halinde yaşamanın esas koşullarını hiçe sa­yarak toplumun huzurunu bozan ve bu arada diğer kişilerin temel hak ve hürriyetlerini de çiğneyen, hukuki deyimiyle suç işleyen kişilerin cezalandırılması yani ceza tehdidi altında bulundu­rulması ve böylece ceza yaptırımları uygulanarak tekrar suç işle­melerine engel olunması, herhangi bir tartışmaya yer vermeyecek bir toplum gerçeğidir.

Bu arada suçlunun, işlediği eylemin ağır­lığı ile orantılı ve kişiliğine uydurulmuş bir ceza yaptırımına çarptırılması gereği de aşikârdır. Bu nedenlerle, ceza konusunda Anayasanın, sözü geçen 11. maddesi hükmüne dayanmağa genel hukuk kuralları ve hukuk mantığı bakımlarından bir olanak düşünülemez.

Bu yönleri gözönünde tutan Anayasa koyucusu, sözü edilen ceza konularını temel hak ve ödevlere ayırdığı İkinci Kısmı’nın kişi­nin hakları ve ödevlerini gösteren İkinci Bölümü’nde ayrıca dü­zenlemek gereğini duymuştur.

İşte bu gerek nedeni ile, esasen ce­za hukuku alanında tarihsel ve uzun bir gelişim evresinden geçe­rek gittikçe oluşmuş ve bugün belli ve kesin bir nitelik kazan­mış olan cezaların kanuniliği ve şahsiliği temel ilkeleri Anaya­sa’nın 53. maddesinde, gerek kişi ve gerek toplum yönünden birer güvence olarak yer almış bulunmaktadır.

O hâlde ceza konusunda gerek yasa koyucunun ve gerek mahkemelerin Anayasa’daki bu güvenceleri gözönünde tutarak cezaları belli edip saptamaları olanağı vardır.

Ceza alanında kişi hürriyetleri yönünden gözönünde tutul­ması zorunlu temel ilkelerden oluşan kişi ve toplum güvenceleri Anayasa’nın 33. maddesinde, yukarıda açıklanan amaçlarla açık bir şekilde gösterildiği gibi temel hak ve hürriyetlerin en başında gelen yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme ve kişi hür­riyetlerini ayrıca 14. maddesinin birinci fıkrası hükmü ile yine güvence altına almış bulunan Anayasa koyucu,

bu hak ve hürriyet­lerle ilgili olarak aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarına koyduğu "Kimseye eziyet ve işkence yapılamaz." ve "İnsan haysiye­tiyle bağdaşmayan ceza konulamaz." şeklindeki genel ilkelerle ki­şi dokunulmazlığı ve hürriyeti terimleriyle ifade ettiği bu hak­ların da mutlak olmadığını ve ancak toplum yaşantısının zorunlu kıldığı hâllerde kanunda açıkça gösterilmek ve hâkim kararına dayanmak koşulları ile kayıtlanabileceğini belirtmiş ve bundan başka eziyet ve işkenceyi ve insan haysiyetiyle bağdaşamayacak ceza konulmasını da yasaklamış bulunmaktadır.

Nitelikleri ve kap­samları açıklanan bu hükümlere göre sözü geçen 33. ve 14. mad­delerde sayılan yasaklar dışında kalan ceza yaptırımlarının yasa koyucu tarafından genel ve soyut olarak belli edilip saptanan çeşit ve ölçülerinin Anayasaya aykırı bir yönleri bulunamayacağı­nın kabulü doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur.

Zira Anayasa, yuka­rıda gösterilen güvencelerle yetinerek ceza alanında uygulanacak yaptırımların genel ve soyut olarak dahi çeşit ve ölçülerini bel­li edip saptamak gereğini duymamıştır.

Hiç kuşku yok ki her ceza yaptırımı cezalandırılan kişiye bir acı getirir. Bu acı daha ziyade birtakım yoksunlukların so­nucudur. Ceza yaptırımlarının konulmasında ve dolayısıyla uygulanmasında daima böyle bir erek kendini duyurur. Ancak acının makul ve insani bir sınırı aşmaması, eziyet ve işkence derece ve nite­liğini almaması şarttır.

Ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleri toplumların uygarlık seviyelerine yakından bağlı olduğundan bugün en ileri ülkelerde dahi henüz vazgeçilmesi uygun görülmeyen hürriyeti sınırlayıcı yaptırımlarda ve özellikle hapis cezasında hükümlünün en büyük yoksunluğu, irade ve hareket serbestliğini ceza süresince yitirmekte olmasıdır. Zira hükümlü, bu yaptırımın yerine getirilmesi sırasında, sözgelimi istediklerini yapamaz; dilediğini dilediği zaman yiyip içemez.

Bütün bu yoksunluklar, cezanın tehdit ve dolayısıyla tenkil amaçlarını taşımasının doğal bir sonucudur.

Diğer yönden ceza yaptırımlarının çeşit ve ölçüleri bakımından bir sınır olarak görülen bunların insanın haysiyeti ile bağdaşır olması sorununa gelince insan haysiyeti kavramı, insanın hangi durum ve koşullar arasında bulunursa bulunsun, sırf insan olmasının kendisine tanıtıp kazandırdığı değerin gerek diğer bireyler ve gerek toplum tarafından tanınmasını ve sayılması­nı anlatır.

Bu, öyle bir davranış ve tanıma çizgisidir ki ondan aşağı düşülünce yapılan işlemler, insanı insan olmaktan çıkarmış demektir. Ancak insan haysiyeti kavramını toplumların kendi görenek ve geleneklerine ve toplum yaşantısının kurallarına göre insanın saygıya değer olabilmesi için onda bulunması zorunlu gö­rülen kişisel niteliklerle karıştırmamak dahi gerekir.

Zira in­san haysiyeti kavramı, insana sadece insan olması bakımından ka­zandırılmış ve dolayısıyla tanınmış toplumsal değerinden ibaret­tir. Bu açıklamaların dahi gösterdiği gibi, insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza yaptırımı konulması olanağı yoksa da bu il­kenin hürriyeti sınırlayıcı ceza yaptırımlarının suçun ağırlığı ile orantılı olarak belli edilip saptanması zorunluğu bakımından mutlak bir sınır teşkil edeceği düşünülemez.

Çünkü toplum yaşan­tısının belli bir evresinde toplumun huzurunu bozan ve bu nedenle suç sayılan eylemlerin önlenmesi ve faillerin tenkil edilmesi bakımlarından, ceza yaptırımlarının, makul ve İnsanî sayılacak sınırları aşmamak kaydıyla çeşitleriyle ölçülerinin değiştiril­mesi veya çoğaltılması veyahut azaltılması zorunluğu doğabilir.

Nitekim yukarıdaki amaçlarla Türk Ceza Kanunu ile diğer kanunların ceza yaptırımlarını kapsayan hükümlerinde çeşitli zamanlarda gerekli değiştirmeler yapılmış bulunmaktadır.

Bundan başka olayımızda olduğu gibi merciinden usulüne uygun olarak verilen bir müsaade sonunda bir ateşli silahın ka­nunda saptanan koşullar altında bulundurulması veya taşınması suç sayılmamış iken kanunda sonradan yapılan bir değişiklik sonunda ruhsatlı ateşli silâhın belli yerlerde taşınmasının veya bulundu­rulmasının yeniden suç sayılmasına ilişkin kanun hükmünün dahi Anayasa’ya aykırılığı ileri sürülemez.

Zira kanun koyucu, ceza yaptırımı ile önlemek istediği eylemlerin ögelerini yani suçluluk koşullarını genel ve soyut olarak belli edip saptama yetkisine sahiptir. Her ceza yaptırımı, esasında kamu hukuku alanında yer alan ve amacı kamu düzenini kurmak veya korumak olan bir hukuk kuralından ibaret bulunduğundan burada bu kuralın konulmasından sonra işlenecek eylemlerde kazanılmış bir haktan söz etmeye de olanak yoktur.

İtiraz konusu ek maddeyi getiren 30.6.1970 günlü, 1308 sa­yılı kanunla ilgili Millet Meclisi Adalet Komisyonu raporunda teklif sahibi milletvekilinin "Son günlerde öğrenciler tarafın­dan yürütülen toplu hareketlerde ve aykırı fikirlere sahip öğrenci grupları arasında cereyan eden olaylarda öğrencilerin ve öğren­ci arasına giren bazı zararlı anarşik unsurların devlet kanunla­rına ve birbirlerine karşı ateşli silahları, patlayıcı, yakıcı, yaralayıcı, bereleyici suç aletlerini ve maddelerini kullandık­larının görüldüğü,

aynı zamanda, kanuna uygun veya kanuna aykırı grev ve lokavt olaylarında da gerek işçilerle işveren gerek gre­ve iştirak eden veya etmeyen işçiler veya bunlarla devlet kuvvet­leri arasında vuku bulan çarpışmalarda aynı silâh ve aletlerin kullanılmasının mutat hâle gelmiş bulunduğu,

sportif faaliyetler arasında bilhassa muhtelif şehir takımları arasında yapılmakta olan futbol müsabakalarında maçtan evvel veya sonra halk grupla­rının birbirleriyle veya devlet kuvvetleriyle çatışma haline gel­dikleri ve bu arada yukarıda sayılan silâh ve diğer suç aletlerinin istimal edildiği” yolundaki gerekçeler benimsendiği gibi ka­nun tasarısının Millet Meclisinde ve Cumhuriyet Senatosunda görü­şülmesi sırasında da aynı gerekçenin esas alındığı görülmüş ve böylece bu Kanun’la getirilen ek madde ile toplum yaşantısının huzurunu sağlamak ve bu suçlara cüret edecekleri tehdit ve eden­leri de tenkil eylemek amacının güdüldüğü,

kanunda yazılı suçla­rın bir bölümünün doğrudan doğruya ve bir bölümünün de öğeleri değiştirilerek cezalarının artırıldığı ve bu arada ruhsat alın­ması hâlinde suç teşkil etmeyen bazılarına yeni ögeler eklenerek tekrar suç hâline sokulduğu anlaşılmıştır.

İşte Anayasa Mahkeme­sinin sınırlama kararı uyarınca inceleme konusu yapılmış bulunan “.... derneklerde ruhsatlı ateşli silâhlar taşımak” tan ibaret eylemin yukardaki gerekçelerle yasa koyucu tarafından ya­sak eylemler arasına sokulmasının yukarda geniş bir şekilde açıklanan ilkelere aykırı bir yönü görülmemesi nedeniyle Anayasa’nın 11. ve 33. maddeleri hükümlerine veya başka bir hükmüne aykırı­lığından söz edilemez.

İtiraz yoluna başvuran mahkemece, bir ceza yaptırımım kapsayan kanun hükmünün Anayasa’ya uygunluğunun denetlenmesi sıra­sında bu yaptırımla karşılanan eylemlerin ceza yaptırımları ye­rine sosyal veya ekonomik tedbirlere dayanan çalışmalarla önlen­mesi olanağının bulunup bulunmadığı konusu incelenerek ve varılan sonuca dayanılarak o kanun hükmünün Anayasa’ya uygun olup olmadığını bu ölçüye de vurmak yoluyla saptamak ve dolayısıyla iptal etmek olanağının bulunduğu ileri sürülmüş ise de toplumda belli fiillerin işlenmesine engel olmak veya bunların hiç olmazsa art­masını önlemek için bunların suç sayılıp sayılmaması ve suç sayıldıklarında hangi

çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği konuları dahi, yukarıda gösterilen te­mel ilkelere, güvencelere ve Anayasadaki buyurucu veya yasaklayı­cı hükümlere aykırı düşmemek kaydıyla yasa koyucunun takdirine bırakılmış bulunduğundan mahkememizce o hükmün Anayasa’ya uygun­luğunun denetimi sırasında böyle bir ölçüye dayanmaya yer yoktur.

Toplum yaşantısında huzurun sağlanması amacıyla gerekli düzeni, sosyal ve ekonomik tedbirler alınmaksızın soyut olarak sadece ceza yaptırımlarının artırılması sonunda suçların işlenmesine ve dolayısıyla artmasına engel olunamadığı yolunda sosyolojik ve kriminolojik araştırmalara dayanan bilimsel verilerin dahi Anayasa denetiminde bir ölçü olarak alınmasına, aynı gerekçelerle, olanak düşünülemez.

Ceza hukuku, karakteri itibarıyla eski, sosyal bakımdan toplumun kültür ve uygarlık seviyesi ve sosyal ve ekonomik yaşan­tısı koşullarıyla yakından ilgili, kuralları eşit, tek biçimde olup kamu hukuku alanında yer alan bir hukuk dalı bulunduğundan başka ancak devlet tarafından konulabilir ve biçimlendirilebilir olması nedeniyle kuralları, bir bakıma siyasi bir karakter de ta­şır.

Yani toplumun belli bir zamandaki tüm yaşantısının siyasi oluşumu, ceza hukuku kurallarına, ya doğrudan doğruya veya dolayısıyla etkili olur ve onlara yansır. Bu etkileme ve yansıma Ana­yasa’da yer alan temel ceza kurallarına ve gerek bunlarla ve ge­rek öteki hükümlerle konulan sınırlara ve genel hukuk kurallarına aykırı düşmemek kaydıyla ceza hukuku alanında olağan bir durunu sayılmak gerekir.

O hâlde bir eylemi veya davranışı yeniden suç sayan bir ceza hükmünün soyut olarak ceza siyaseti veya cezanın siyasiliği yönlerinden Anayasa’ya uygunluk denetimine bağlı tutulabileceği gibi yersiz bir düşünceye varılamaz.

Zira ceza kural­ları ile kapsadıkları ceza yaptırımları, toplumun belli bir za­mandaki tüm yaşantısının çeşitli nedenlerle meydana getireceği zorunlukların doğurduğu gereksinmeleri karşılamak üzere ancak devlet tarafından gerek toplumun ve gerek onu oluşturan birey­lerin yaşantılarının düzen ve güvenlerini sağlamak amaçlarıyla konulabilmektedir.

Özetlenecek olursa yasa koyucu, yukarıda açıklanan kayıtların belli ettiği sınırlar içinde kalmak şartıyla belli bir ey­lem ve davranışı soyut ve genel olarak suç sayarak onu ceza yap­tırımı ile önlemek isteyebileceği gibi önce suçluluktan çıkardı­ğı bir eylemi, yeniden suçluluk hâline sokmak veyahut ceza yaptı­rımlarını çeşit ve ölçüleri bakımından soyut ve genel olarak artırmak veya azaltmak yetkisine sahiptir. Bu nedenlerle yerinde görülmeyen itirazın reddine karar verilmelidir.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Sınırlama kararı çerçevesi içinde 6136 sayılı Kanun’a 1308 sa­yılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen maddenin 2 sayılı bendinin koyduğu "derneklerde ruhsatlı ateşli silah taşıma" yasağına ilişkin hükmün Anayasaya aykırı olmadığına ve itirazın reddine 6.4.1971 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Başkan Hakkı Ketenoğlu Başkanvekili Avni Givda Üye Celalettin Kuralmen Üye Fazıl Uluocak Üye Sait Koçak Üye Muhittin Taylan Üye İhsan Ecemiş Üye Recai Seçkin Üye Ahmet Akar Üye Halit Zarbun Üye Kâni Vrana Üye Muhittin Gürün Üye Lütfi Ömerbaş Üye Şevket Müftügil Üye Ahmet H. Boyacıoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1970/61, K. 1971/35, 6 Nisan 1971 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. III- İlk inceleme
  5. IV- İtiraz konusu edilen kanun hükümleri
  6. V- Mahkemenin dayandığı Anayasa hükümleri
  7. VI- Esasın incelenmesi
  8. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1970/61
Karar No
1971/35
Tarih
6 Nisan 1971

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1971/23 K.1971/34
  • AYM Norm Denetimi E.1971/2 K.1971/36
  • AYM Norm Denetimi E.1971/5 K.1971/40
  • AYM Norm Denetimi E.1971/7 K.1971/42
  • AYM Norm Denetimi E.1971/8 K.1971/43
  • AYM Norm Denetimi E.1971/4 K.1971/39

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.