İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1976/1 K.1976/28

Karar günü:25/5/1976

Esas1976/1Karar1976/28Tarih25 Mayıs 1976Okuma32 dk · 6.466 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
25 Mayıs 1976
Esas Sayısı
1976/1
Karar Sayısı
1976/28
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.466 kelime·32 dk okuma·14 bölüm

Karar günü:25/5/1976

Resmi Gazete tarih/sayı:16.8.1976/15679

İtiraz yoluna başvuran: Danıştay 12. Dairesi.

İtirazın konusu : 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin (F) bendinde ve 17. maddesinde yer alan hükümleri, Anayasa'nın çalışma hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi, üniversite özerkliği ve eşitlik ilkelerine aykırı bulan Danıştay 12. Dairesi Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 151. ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 27. maddelerine dayanarak bu konuda bir karar verilmek üzere Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

I.

OLAY

27/12/1965

gününde Orta Doğu Teknik üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge

Plânlama Bölümüne asistan olarak giren ve "Plânlamanın Hukuki ve İdari

Meseleleri" konusunda ders vermeye başlayan davacı, sözleşmenin

yenilenmeyeceği yolundaki 27/9/1971 günlü Rektörlük işleminin iptali istemiyle

Danıştay'da dava açmış; Danıştay 5. Dairesinin kendisine gelen bu davayı görev

yönünden tevdi etmesi üzerine 12. Daire, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik

Üniversitesi Kanununun 6/F ve 17. maddeleri hükümlerinin, Anayasa'nın çalışma

hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi, üniversite özerkliği ve kanun önünde

eşitlik ilkelerine aykırı düştüğü kanısına kendiliğinden vararak iptalleri için

Anayasa Mahkemesine başvurulmasına oyçokluğu ile karar vermiştir.

III-

YASA METİNLERİ

1- Danıştay 12. Dairesinin itiraza dayanak yaptığı Anayasa kuralları :

"Madde 2- Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına ve Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, milli, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir."

"Madde 12- Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayrımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

"Madde 40- Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.

Kanun, bu hürriyetleri, ancak kamu yararı amacıyla sınırlayabilir..."

"Değişik Madde 114- İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır..."

"Değişik Madde 120- Üniversiteler, ancak Devlet eliyle ve Kanunla kurulur. Üniversiteler, özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir.

Üniversite özerkliği, bu maddede belirtilen hükümler içinde uygulanır ve bu Özerklik, üniversite binalarında ve eklerinde suçların ve suçluların kovuşturulmasına engel olmaz.

Üniversiteler, Devletin gözetimi ve denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel kanuna göre kurulan Devlet Üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır.

Üniversite organları, öğretim üyeleri ve yardımcıları, üniversite dışındaki makamlarca, her ne suretle olursa olsun, görevlerinden uzaklaştırılamazlar. Son fıkra hükümleri saklıdır.

Üniversite öğretim üyeleri ve yardımcıları serbestçe araştırma ve yayında bulunabilirler..."

"Değişik Madde 140- Danıştay, kanunların başka idari yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst derece idare mahkemesidir.

Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemek, Bakanlar Kurulunca gönderilen kanun tasarıları hakkında düşüncesini bildirmek, tüzük taşanlarını ve imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerini incelemek ve kanunla gösterilen işleri yapmakla görevlidir..."

2- İtiraza konu edilen yasa metinleri:

İtiraza konu edilen 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin (F) bendi ve 17. maddesi şöyledir :

"Madde 6/F- Mütevelli Heyeti, üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetini gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk ve diğer devletler vatandaşlarından idareciler, öğretim üyeleri ve memurlar tayin ve bunların ücretlerini, hizmet müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit eder.

Ancak, Türk vatandaşlarından olan öğretim üyelerinden bütün faaliyet ve gayretlerini Orta Doğu Teknik Üniversitesine hasredenler hariç olmak üzere diğer Türk vatandaşı öğretim üyelerine mukavele ile verilecek ücret miktarı birinci derece Devlet memurunun alabileceği aylık ve sair munzam istihkakları yekûnunu tecavüz edemez."

"Madde 17- Orta Doğu Teknik Üniversitesinin Mütevelli Heyeti ilk öğretim üyeleri, idarecileri, memur ve müstahdemleri halk ve mensup oldukları üniversite ile muamele ve münasebetlerinde hususi hukuk hükümlerine tâbi olup haklarında Memurin Muhakematı Kanunu ile Memurin Kanuni, Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümleri tatbik olunmaz.

Orta Doğu Teknik Üniversitesine ait mallar Devlet malı hükmündedir. Bunları çalanlar, ihtilas edenler, zimmetine geçirenler veya her ne suretle olursa olsun suistimal edenler hakkında Devlet mallarına karşı işlenen bu çeşit suçlara ait cezai takibat yapılır."

IV.

İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 15. maddesi uyarınca 20/1/1976 gününde Kani Vrana, Şevket Müftügil, İhsan Ecemiş, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel, Ahmet Koçak, Sekip Çopuroğlu, Fahrettin Uluç, Muhittin Gürün, Hasan Gürsel, Ahmet Salih Çebi, Adil Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Ahmet H. Boyacıoğlu'nun katılmalarıyle yapılan ilk inceleme toplantısında, aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur :

Anayasa'nın değişik 151. maddesinde "Bir davaya bakmakta olan mahkeme ,uygulanacak bir Kanunun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır" kuralına yer verilmiş ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 27. maddesinde de bu kural başka bir biçimde yinelenmiştir.

Anayasa'ya aykırılık iddialarını Anayasa Mahkemesine getirebilme yolunu mahkemelere açık tutan bu düzenin işleyebilmesi; ortada somut bir olayın yani görülmekte olan belli bir davanın bulunması, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen kanun hükmünün bu davada uygulanma durumunda olması ve mahkemenin aykırılık iddiasını ciddi yani üzerinde durulmasını gerektiren bir nitelikte görmesi ya da kendiliğinden bu hükmü Anayasaya aykırı bulması gibi koşulların gerçekleşmesine bağlıdır.

Dosyadaki belgelerin incelenmesinde görülen husus şudur :

Davacı,

sözleşmesinin yenilenmiyeceği, daha açık bir deyimle işine yön verildiği

yolundaki Rektörlük işleminin iptali için Danıştaya başvurarak dava açmış, bu

davanın incelenip karara bağlanmasını kendi görevi içinde görmeyen 5. Daire

14/11/1975 günlü kararla, dava dosyasını görevli bulduğu 12. Daireye

yollamıştır. 521 sayılı Yasa hükümleri uyarınca tekemmül eden dava dosyası,

kanun sözcüsünün esas hakkındaki düşüncesi de alındıktan sonra incelenip heyete

sunulmak üzere raportöre verilmiş ve 12. Dairece de 24.11.1975 gününde

görüşülmeye başlanmıştır. Danıştay 12. Dairesi çoğunlukla bu davayı İçerik

yönünden kendisinin görmesi ve çözmesi gerektiği kanısına varmış, ancak bu

yolda görev yapmasına engellik eden 7307 sayılı Yasanın 6/F. ve 17. maddeleri

hükümlerini Anayasaya aykırı bularak iptalleri için Anayasa Mahkemesine

başvurulmasına karar vermiştir.

Usulü dairesinde, Danıştaya açılmış ve ilgili kurulca da görüşülmesine başlanmış bulunan bu davanın yetki dışı olduğu öne sürülerek yok sayılması olanaksızdır. Çünkü yetki sorunu da, davanın görüşülmesine başlandıktan sonra mahkemece ele alınarak çözülecek konulardan birisini oluşturur. O halde Danıştay 12. dairesinin davaya bakıp işi yasalar çerçevesinde sonuçlandırması gerekmektedir. Yani, Danıştay 12. Dairesi 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6/F, ve 17. maddelerini bu evrede uygulamak suretiyle davayı karara bağlamak durumundadır.

Yeri gelmişken şu yön de belirtilmelidir ki, bir mahkemenin, kimi davalarda bir bölüm kanun hükümlerini uygulamak suretiyle davaları daha önce sonuçlandırmış olması, sonradan açılan davalarda uygulanma durumunda olan o yasa hükümlerinin iptali için itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurmasına engellik edemez. Böyle bir başvurmada da Anayasa Mahkemesinin Anayasaya uygunluk denetiminde öngörülen yasal koşulları araştırması, incelemesi ve saptaması, kendisini hiç bir zaman Uyuşmazlık Mahkemesi durumuna da getirmez. Çünkü Anayasa Mahkemesi bu yolla Mahkemenin görevini tayin etmiş olmamakta, yaptığı işlev itiraz yolu ile başvurmanın ön koşullarını saptamaktan ibaret kalmaktadır.

Anayasanın ve 44 sayılı Yasanın sözü edilen hükümleri karşısında, bakmakta olduğu bu davada uygulanacağı belirtilen hükümlerin Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay 12. Dairesinin, Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkili bulunduğu kuşkuya yer bırakmıyacak derecede açıktır.

Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayalıoğlu, itiraz konusu kuralların davanın bu evresinde Danıştay 12. Direşince uygulanacak hükümlerden olmadığım öne sürerek bu görüşe katılmamışlardır.

İlk inceleme sonunda; "dosyanın eksiği bulunmadığından işin esasının incelenmesine ve sınırlama konusunun esasın incelenmesi sırasında düşünülmesine Halit Zarbun ve Nihat O. Akçakayahoğlu'nun itiraz konusu kuralların davanın bu evresinde itiraz yoluna başvuran Danıştay Dairesince uygulanacak hükümlerden olmadığı yolundaki karşıoylariyle ve oyçokluğu ile" 20/1/1976 gününde karar verilmiştir.

V.

ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen kanun kuralları, Anayasaya aykırılık iddiasına dayanak gösterilen Anayasa ilkeleri; bunlarla ilgili gerekçeler ve başka yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :

İtiraz yoluna başvuran Danıştay 12. Dairesi, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 6. maddesinin F bendi hükmü ile 17. maddesini Anayasaya aykırı bulmakta ve bu hükümlerin iptalini istemektedir.

Danıştay'da iptal davasına konu edilen hususun, öğretim üyesi durumunda olan davacının, sözleşmenin uzatılmaması suretiyle görevine son verme işlemi olduğu açıktır. O halde Danıştay 12. Dairesinin bu davada uygulama durumunda olduğu kurallar, itiraz konusu hükümlerin, Türk Öğretim üyelerini hedef alan ve bunların üniversite ile olan ilişkilerini ve haklarındaki Mütevelli Heyetin yetkilerini düzenleyen bölüğü olmak gerekir.

Aşağıda anayasal denetim yönünden yapılacak incelemelerde konu bu çerçeve içinde kalınarak ele alınacak ve bu açıdan işin değerlendirilmesi yapılacaktır.

Bu yönden bakılınca 6. maddenin F bendi, Mütevelli Heyetine, Üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetlerini gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk vatandaşlarından öğretim üyeleri tâyin ve ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine bağlı kalmaksızın tesbit etme yetkisini vermekte ve 17. maddesi de bunların yani öğretim üyelerinin üniversite ile olan muamele ve münasebetlerinde özel hukuk hükümlerine tâbi oldukları kuralını getirmektedir.

Aslında bu kurallar iç içe bulunmakta ve biri ötekinin sonucu gibi görünmekte ise de, Anayasaya uygunluk denetiminin doğru bir biçimde yapılabilmesini sağlamak amacı ile itiraz yoluna başvuran Danıştay 12 Dairesinin dayandığı görüşlerin her maddeye taalluk eden kısmının ayrı ayrı özetlenmesi bunu takiben önce 17. maddenin, sonra da 6/F. bendi' nin anayasal denetimden geçirilmesi yerinde görülmüştür. Konu hakkındaki inceleme de bu yöntem izlenecektir.

A -

17. maddeye ilişkin inceleme :

Danıştay

12. Dairesi 17. madde hakkındaki Anayasaya aykırılık savını özetle şu

gerekçelere dayandırmaktadır: (Özel hukuk, eşit koşullara bağlı olan taraflar

arasındaki ilişkileri düzenleyen bir hukuk dalıdır. Kamu hizmetleri alanını ise

kamu hukuku ve bu arada idare hukuku kuralları düzenlemektedir. Anayasanın 1488

sayılı Yasa ile değişik 120. maddesiyle, üniversitelerin Devlet eliyle ve

kanunla kurulmuş özerk kamu tüzel kişileri oldukları kurala bağlanmıştır. Orta

Doğu Teknik Üniversitesinin de bu koşulları taşıyan bir kamu tüzel kişisi

olduğunda kuşku yoktur. Kamusal bir kuruluşun ve bu kuruluşa ilişkin bir kamu

hizmetinin yürütülmesinin söz konusu olduğu hallerde ise kural olarak kamu

hukuku gerekleri gözetilir ve bu alanda geçerli kurallar uygulanır.

Yüksek öğretim ancak Devlet eliyle yapılabilen bir kamu hizmetidir Anayasa Koyucu bu nedenle üniversitelere özel bir önem göstermiş; bilimsel ve yönetimsel özerklik tanımıştır. Bundan başka öğretim üyelerinin bilimsel yansızlık içinde eğitim ve öğretim işlerini sürdürebilmeleri, bilimsel araştırma ve yayında bulunabilmeleri, bu özerkliğin var olmasını zorunlu hale getirmiştir. Oysa Öğretim üyeleri ile üniversite ve Mütevelli Heyeti arasındaki işlem ve ilişkileri, özel hukuk hükümlerine bağlı tutarak üniversitenin özerkliğini sağlamaya olanak yoktur.

Danıştay önünde öğretim üyelerinin Özel hukuk hükümlerine tâbi oldukları öne sürülürken, adli yargı önünde de bunların statüer hukuka bağlı kamu ajanı durumunda oldukları söylenmekte ve haklarında yapılan idari işlemler böylece yargı denetiminden kaçırılmaktadır. Üniversite öğretim üyelerine uygulanan değişik işlemler onları çalışma güvencesinden yoksun bırakılmaları sonucunu doğurmuş ve eşitlik ilkesini de zedelemiştir.

İtiraz konusu 17. madde hükmü, bu haliyle yargı denetimi, kanun önünde eşitlik ve bilimsel Özerklik ilkelerine aykırı niteliktedir.)

Davacı dava dilekçesinde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde 1965 yılından beri asistan olarak çalıştığını, 1965 den görevine son verildiği 1971 yılına kadar hiç bir hocanın denetim ve gözetimi olmaksızın "Plânlamanın hukuki ve idari meseleleri" konusunda bağımsız olarak ders verdiğini, bütün Öğretim üyeleri gibi kendi çalışmasının da değerlendirilmeye tâbi tutulduğunu öne sürmekte; idare de savunmasında bu maddi olgulara itiraz etmemektedir.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerini özel hukuk hükümlerine tâbi tutan ve giderek bunları üniversite ile olan muamele ve münasebetlerde adli yargı önünde hak arama durumunda bırakan 17. madde hükmünün Anayasaya uygun olup olmadığı hususu, Anayasanın 140., 114., 120., 12, ve 2. maddeleri açısından ele alınarak incelenmelidir.

a) Anayasanın 140. maddesinin içeriğini saptayabilmek ve sözü edilen 17. maddenin bu kurala uygun olup olmadığını belirtebilmek için 140. maddenin birinci ve ikinci fıkraları üzerinde yeterince durmak ve getirilen düzenlemeyi açıklığa kavuşturmak gerekmektedir.

Anayasanın 1488 sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinin ikinci fıkrasında "Danıştay, idari uyuşmazlıkları ve davaları görmek ve çözümlemekle görevlidir " denilmekte ve bu yüksek idare mahkemesinin görev alanı bu biçimde belirtilmektedir.

Öğretide de kabul edildiği gibi idari uyuşmazlıkları, İdari makamlar arasında doğan ve çeşitli yasa hükümleriyle kesin olarak çözümü Danıştaya verilmiş bulunan ve 521 sayılı Danıştay Kanunu'nun 47. maddesi ile de Danıştayın birinci, ikinci ve üçüncü daireleriyle Danıştay Genel Kurulu veya İdari Daireler Kurulu görevlendirilmiş olan uyuşmazlıklar oluşturur. Hemen açıklamak gerekir ki, bu tür uyuşmazlıklar hakkında Danıştayın idari dairelerinden verilen kararlar yargısal nitelik taşımayan idari karakterdeki kararlardır.

İdare hukuku esaslarına, 521 sayılı Danıştay Kanununun 30. maddesiyle saptanan ilkeye göre, idari davalardan; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı açılacak tam yargı davaları, genel hizmetlerden birinin yürütülmesi için akdedilen İdari mukavelelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar anlaşılmak gerekir.

Anayasanın kabul ettiği bağımsız idari yargı sisteminin görev alanına giren bu idari davaların konusunu oluşturan idari işlem ve idari sözleşmelerin ne olduklarının ve nasıl nitelik taşıdıklarının Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile öğretim üyeleri arasındaki hukuki bağın böyle bir ilişki ortaya koyup koymadığının da incelenmesi önem taşımaktadır.

Bir tasarruf veya kararın idari işlem sayılabilmesi için, o tasarruf veya kararın bir kamu kurumunca ya da idare örgütü içinde yer alan bir idari makamca verilmiş olması ve idarenin idare hukuku alanında gördüğü idari faaliyetlerle ilgili bulunması gerekir. Başka bir deyimle bir kamu kurumunun kamu hizmetleriyle veya bu hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili kararları idari nitelik taşıyan kararlardır. Bunun gibi, idarenin, asli ve sürekli kamu hizmeti yürüten mensupları ve ajanları hakkındaki işlemlerinin de birer idari işlem olduğu; idare ile ajanları arasındaki ilişkinin idare hukuku ilkelerine bağlı ve idare hukuku kuralları ile düzenlenen bir kamu hukuku ilişkisi olduğu kuşkusuzdur.

Nitekim

Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinden birisinin işine son verilmesi

üzerine Ankara 4. İş Mahkemesine açtığı davada davalı üniversite, Orta Doğu

Teknik Üniversitesinin Devlet eliyle kurulmuş, Devletin gözetimi ve denetimi

altında bulunan ve Devletin başta gelen ödevlerinden sayılan eğitim ve öğretim

hizmetini yürüten Özerk bir kamu tüzel kişisi olduğunu; personelinin de memur,

daha geçerli bir deyimle kamu ajanı sayılmaları gerektiğini kamu ajanlarının

idare ile olan ilişkilerinden doğan uyuşmazlıkların ise kamu hukuku kurallarına

göre idari yargı yerinde çözülmesinin asıl olduğunu; yönetmelik hükümlerine

göre atama ve görevlendirme yapıldıktan sonra aktedilen sözleşmenin, esas olan

kamu hukuku ilişkisini değiştiremeyeceğini; zira bir kamu görevlisinin bağlı

bulunduğu kurumla olan tek ve değişmez ilişkinin statü hukuku ilişkisi

olduğunu; 7307 sayılı Yasanın 17. maddesindeki özel hukuk hükümlerine

göndermede bulunan hükmün öğretim üyelerine yüksek ücret vermeyi sağlamaktan

başka bir amaç taşımadığını, yukarıda açıklanan görüş doğrultusunda savunmuş

(Ankara 4. iş Mahkemesi, 22/9/1975 günlü, E. 1974/1646, K. 1975/2271 sayılı

karar) ve iş mahkemesi de benzer gerekçelerle ve görev yönünden davayı

reddetmiş ve Yargıtay 9. Hukuk Dairesi de bu kararı onamıştır. (9. Hukuk

Dairsi, 18/12/1975 günlü, 1975/28978-52589 sayılı karar).

Orta Doğu Teknik Üniversitesinde öğretim üyesi unvan ve yetkisiyle çalışanları "mukaveleli ajanlar" olarak tanımlamak gerekir. Çünkü bu unvan ve yetki ile çalışan ve bu itibarla da üniversite seçimlerine, kurullarına ve yönetimine katılan; ders vermek, deney ve sınav yapmak, akademik unvanlar vermek, öğretim üyelerinin seçimine ve inhasına katılmak gibi Devletin başta gelen eğitim ve öğretim hizmetlerini doğrudan doğruya yürüten öğretim üyelerinin üniversite ile olan ilişkisinin bir kamu ilişkisi olduğu açıkça ortadadır.

Bu tür bir ilişkinin hangi hukuk dalına tâbi tutulması ve bu ilişkiden doğan anlaşmazlıkların hangi yargı yerinde çözülmesi gerektiği konusu, Anayasanın 114. maddesiyle 140. maddesinin birinci fıkrasını birlikte ele almayı ve incelemeyi gerektirmektedir.

b)

Anayasanın 140. maddesinin birinci fıkrası "Danıştay, Kanunların başka

idari yargı mercilerine bırakmadığı konularda ilk derece ve genel olarak üst

derece idare mahkemesidir" ilkesini koyarak Danıştayın görevini açık ve

kesin bir biçimde çizmiş ve belirlemiştir. Bu ilkenin bu denli açıklığı ve

kesinliği karşısında, Danıştayın görev alanına giren bir anlaşmazlığın

çözümünün adli yargı yerine bırakılması konusunda yasama organının takdir ve

seçme serbestisine sahip olduğunu öne sürme olanaksızdır. Çünkü kanunların

başka idari yargı yerlerine bırakmadığı bütün idari davaları ilk derece idare

mahkemesi sıfatıyla çözme yetkisi kesin olarak Danıştaya aittir. Yasama

organının kanun koymak suretiyle kullanabileceği takdir hakkı ise, o idari

davanın çözümünü başka bir idari yargı merciine, yani alt derece idare

mahkemesine bırakmaktan ibaret kalır, ki, bu halde dahi Danıştayın üst derece

idare mahkemesi niteliğini koruyacağı açıktır.

Anayasanın 114. maddesinin birinci fıkrası "idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır" temel kuralını getirmiştir. Konulan bu Anayasa ilkesinde, idarenin "her türlü eylem ve işleminden" ve "yargı yolu" deyiminden söz edilmesi üzerinde ayrıca durulmak gerekir. Böylece bu kavramların, başka bir deyimle kuralın içeriği açıkça saptanmalıdır ki, itiraz konusu hükmün Anayasaya uygun ya da aykırı düştüğü ortaya konabilsin.

Bir

tasarruf veya kararın idari işlem sayılabilmesi için, o tasarruf veya kararın

bir kamu kurumu tarafından ya da idare örgütü içinde yer alan bir idari makamca

verilmiş olması ve idarenin, idare hukuku alanında gördüğü idari faaliyetlerle

ilgili bulunması koşul ve gereğine yukarıda değinilmiş ve gereken açıklamalar

yapılmıştır. Bir kamu kurumunun veya idare örgütü içinde yer alan bir idari

makamın idare hukuku alanında gördüğü faaliyetlerle ilgili olmayan, özel hukuk

alanında sonuç doğuran karar, işlem ve eylemleri de olabilir. Kamu

kuruluşlarının idare hukuku ilkelerine göre idari eylem veya işlem sayılmayan

ve medeni veya ticari nitelikteki tasarrufları haksız eylemleri, mallarının

idaresi, özel hukuk çerçevesi içinde yapılan ekonomik ve ticari nitelikteki

faaliyetleri, medeni ve ticari nitelikteki sözleşmeleri buna örnek olarak

gösterilebilir. Anayasanın 114. maddesi, idarenin eylem ve işlemi, hangi alanda

olursa olsun, daha açık bir deyimle ister kamu hukuku, isterse özel hukuk

alanına girsin, bunlara karşı mutlaka yargı yolunun açık olacağını kesin olarak

kurala bağlamıştır. Anayasanın bu kuralla açık tuttuğu "yargı

yolu"nun, kamu hukuku alanında idari yargı, özel hukuk alanında ise adli

yargı olduğu bir açıklamayı gerektirmeyecek derece belirgindir.

O

halde, Yasama organının, idare hukuku alanında oluşan ve sonuç doğuran bir

idari eylem veya işleme karşı adli yargı yolunu açma seçeneğine bu kural da

elverişli değildir. Bir varsayım olarak, idare hukuku esaslarına göre idari

eylem veya işlem sayılan konulara karşı adli yargı yerlerinde bir yasa ile dava

açılabileceğinin ye yargı denetiminin bu yolla sağlanabileceğinin kabul

edilmesi, Anayasa ilkelerine ters düşen ve şekli bir denetimden öteye gitmeyen

bir görüş olur. Çünkü idari yargının, yani adli yargıdan ayrı ve bağımsız bir

idari yargı sisteminin Anayasaca ve idare hukukunca kabul edilmiş olmasının

nedeni, kamu hizmetlerinde doğan anlaşmazlıkların yapılarındaki özellikler;

bunlara uygulanacak kuralların hukuki ve teknik bir nitelik taşıması; özel

hukuk dalı ile idare hukuku arasında büyük bir bünye, esas ve prensip farkının

var olması; idari işlemlerin, idare hukuku dalında uzmanlaşmış ve kamu hukuku

alanında bilgi ve tecrübe edinmiş hâkimlerce denetlenmesinin zorunlu sayılmış

olmasıdır. Adli yargı ile idari yargının birbirinden ayrılmasının temelinde,

özel hukukla idare hukukunun ayrı ilke ve kurallara oturmuş bulunmaları;

uyuşmazlık alanlarının ve bu uyuşmazlıklara uygulanacak hukuk kurallarının

değişik olması yatmaktadır. Gerçekten özel hukuka egemen olan temel ilke,

kişiler arasında hak ve menfaat eşitliğinin ve irade hürriyetinin bulunmasıdır.

Adli

yargının amacı, taraflar arasındaki uyuşmazlığın hak ve nasafet kurallarına

göre çözülerek haksızlığın giderilmesi ve varsa zararın tazmin ettirilmesi

olduğu halde idari yargı denetiminin ana ereği, idarenin, idare hukuku alanı ve

kanun çerçevesi içinde kalmasını sağlamaktır. Başka bir deyimle idari yargı

denetiminin amacı, idarenin, kanunların verdiği yetkileri asması veya kötüye

kullanması, ya da hukuka ve mevzuata aykırı işlem veya eylem, tesis etmesi

hallerinde, bu eylem ve işlemleri yetki, şekil, sebep, konu ve maksat

yönlerinden iptal etmek suretiyle idareyi hukuk alanı içinde kalmaya

zorlamaktır. Şu yön de açıklanmalıdır ki, hukuka ve mevzuata aykırı olması

nedeniyle bir idari işlemin iptal edilmesine ilişkin karar, geçmişe yürüyerek,

yani sakat idari işlemin yapıldığı günden itibaren hüküm ifade eder. Bundan

dolayı iptal hükmü idareye iptal edilen idari işlemden önce mevcut olan ve bu

işlemle değiştirilmiş bulunan hukuki durumu aynen iade etmek zorunluluğunu

yükler.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalara göre, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesinde yer alan ve görülen bu davada uygulanma durumunda olan, Orta Doğu Teknik Üniversitesinin öğretim üyelerini, mensup olduğu üniversite ile muamele ve münasebetlerinde özel hukuk hükümlerine bağlı tutan ve bu yolla bu muamele ve münasebetlerden doğacak uyuşmazlıklara, başka bir deyimle üniversite idaresinin Öğretim üyeleri hakkında alacağı idari kararlara karşı açılacak davalarda idari yargı yolunun kapatılmasını ve sonuç olarak da idari kararları iptal edilebilir olmaktan kurtararak hukuk alanında yaşamalarını sürdürme olanağı sağlayan bu hüküm, Anayasanın 140. ve 114. maddelerine açıkça aykırıdır.

c)

Anayasa Mahkemesinin eğitim ve öğretime ilişkin kararlarında da açıklandığı

üzere, plana bağlı olarak toplumsal, iktisadi ve kültürel kalkınmanın ilk

koşulu nitelikli adam yetiştirmektir. Nitelikli adam yetiştirmek ise sağlıklı

bir eğitim ve öğretimle gerçekleştirilebilir. Bundan dolayı Anayasanın 50.

maddesi, halkın eğitim ve öğretim gereksinmesini sağlamayı Devletin başta gelen

ödevlerinden saymıştır. Yine bu anlayışladır ki Anayasa Koyucu, idare örgütü

içinde yer alan üniversiteleri, taşıdıkları önem ve özellikleri de gözönünde

tutarak, 120. maddedeki düzenleme ile üniversite çalışmalarını, eğitim ve

öğrenimi hertürlü dış etkilerden uzak, bilimin gerektirdiği yansız ve baskısız

bir ortam içinde sürdürülmesini sağlayan ve bunları özerk kuruluşlar haline

getiren kurallara bağlamıştır.

Anayasa'nın

120. maddesinin üçüncü fıkrasında "Üniversiteler, Devletin gözetimi ve

denetimi altında, kendileri tarafından seçilen organları eliyle yönetilir. Özel

kanuna göre kurulan Devlet üniversiteleri hakkındaki hükümler saklıdır"

kuralı yer almaktadır. Bu fıkra hükmüyle, üniversite organlarının, o üniversitenin

öğretim üyelerince seçileceği ve üniversitenin seçilen bu organlar eliyle

yönetileceği ilke olarak belirtilmiş ve hemen arkasından da bu kuralın

istisnası gösterilmiştir. O halde Orta Doğu Teknik Üniversitesi yönünden

Anayasanın ayrık tuttuğu durumun yalnızca yönetim organları konusu olduğu

ortadadır. Başka bir deyimle Anayasa koyucu, sözü edilen bu üniversitenin

organlarının, kendi öğretim üyelerince seçilmiyebileceğini, başka kurumlarca

görevlendirilen kişilerden oluşan organlar eliyle de üniversitenin yönetilebileceğini

kabul etmiş olmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 25/2/1975 günlü, 1975/22

sayılı kararında (Resmi Gazete, gün: 3/12/1975, Sayı; 15431) "...Anayasa

Koyucunun, ayrık kuralı 120. maddeye eklerken, bütün bu ilkelere aykırı düşen

bir üniversite yönetim türünü amaçladığı kabul edilemez. Ayrık hükmün korumayı

amaçladığı yönetim biçimi, ayrıntılarına girmeden, yalnız (Mütevelli Heyeti)

sistemine dayanan, diğer temel ilkelere sadık kalan bir yönetim biçimidir ...Şu

halde kendileri tarafından seçilen organlar eliyle yönetilmeyen, yani

(Mütevelli Heyeti) sistemiyle yönetilen ve 1961 Anayasasından önce kuruluşunu

tamamlamış olan Orta Doğu Teknik Üniversitesinde, öğrenim ve öğretim ile ilgili

diğer temel ilkelerin de yürürlüğünü ve etkinliğini sürdürmesi doğaldır."

denilerek bu husus açıkça belirtilmiş bulunmaktadır. O halde 120. maddede yer

alan ve üçüncü fıkra dışında kalan kuralların da Orta Doğu Teknik

Üniversitesine karşı etkinliğini sürdürdüğünü, Anayasa açısından bu kuruluşun

tümüyle bu kurallara bağlı olduğunu doğal saymak gerekir.

Şu

yön de kesinlikle belirtilmelidir ki, üniversite öğretim üyelerinin; bilimsel

çalışma ve araştırmaları, öğrenim ve eğitimi, yan tutmadan, hiç bir endişeye

kapılmadan özgürce yapabilmeleri için her şeyden önce kendilerinin mesleki

güvenceye sahip kılınmaları şarttır. Mesleğini kaybetme kuşkusu içinde olan ve

kendini güvencede görmeyen bir öğretim üyesinden bilimin gerekleri beklenemez.

Oysa üniversiteler, sadece günlük teknik gereksinmeleri karşılayan bir yüksek okul

durumunda da değildirler; ülkenin içindeki ve dışındaki bilimsel hareketleri ve

gelişmeleri izlemek ve incelemek kurumlar hakkında bilimsel araştırmalar,

değerlendirmeler ve eleştiriler yapmak, böylece ülkenin bilimsel, teknik,

ekonomik, sosyal, kültürel ve hukuki gelişmesine katkıda bulunmak

zorundadırlar. Bu günün üstüne çıkamayan, yurttaki hareketleri izleyip

eleştirmeyen bilimsel verileri yayınlama gücünden yoksun ve sadece olanı

öğretmekle yetinen, yaratıcılık gücü olmayan kuruluşlar, adı ne olursa olsun,

gerçek anlamda üniversite sayılamazlar.

Orta

Doğu Teknik Üniversitesi ile öğretim üyeleri arasındaki muamele ve

münasebetlerde özel hukuk hükümlerinin uygulanacağını kurala bağlayan 17. madde

hükmü, bunların görevlerine son verilmesinde Mütevelli Heyetine sınırsız bir

takdir yetkisi vermektedir. Bu kural gereği, öğretim üyeleri ile üniversite

arasındaki sözleşmeler, Borçlar Kanununun 313. ve sonraki maddelerine bağlı bir

özel hukuk sözleşmesi niteliğine sokulmuştur. Özel hukuk sözleşmesinde aslolan,

yukarıda da açıklandığı gibi, irade serbestliği ve irade muhtariyetidir. Bu

esaslara göre Mütevelli Heyeti sözleşmelere dilediği anda son vermek ya da

süresi biten bir sözleşmeyi uzatıp uzatmamakta sınırsız bir takdir yetkisine

sahip olmaktadır. 17. maddedeki bu kural, öğretim üyelerinin bilimsel

özgürlüğünü, görev ve meslek güvencelerini, serbestçe araştırma ve yayında

bulunma haklarını, Özgürlük ve teminat içinde öğrenim ve öğretimde bulunma

yetkilerini zedelemekte ve giderek ortadan kaldıran bir niteliğe bürünmekte

olduğundan Anayasa'nın 120. maddesine de aykırı düşmektedir.

d)

Anayasa'nın 120. maddesi, üniversiteler arasında hiç bir ayırım yapmadan

üniversite öğretim üyelerinin tümüne belirli haklar ve yetkiler tanımıştır.

Bilimsel özgürlük, serbestçe araştırmada ve yayında bulunabilme, öğrenim ve

öğretimi özgürlük ve güvence içinde sürdürebilme hak ve yetkileri bunlara örnek

olarak gösterilebilir. Anayasa Koyucunun öğretim üyelerinin tümüne tanıdığı bu

hak ve yetkileri, öteki üniversite öğretim üyeleri geniş bir biçimde

kullanırken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyelerinin 17. madde ile

getirilen düzenleme ile bunlardan yoksun duruma düşürülmesi, kanun önünde

eşitlik ilkesine ters düşen tipik bir örnek oluşturur, özel hukuk hükümlerine

bağlı tutulması nedeniyle kendilerini, bilimsel özgürlük içinde, görev ve

meslek güvencesine sahip görmeyen ve devamlı tedirginlik ve kuşku içinde

hisseden bir Öğretim üyesinin Anayasa'da gösterilen hak ve yetkilerden

yararlandığı öne sürülemez. Aynı kamu hizmeti görenlerin bir bölüğünün

üniversite ile olan ilişkilerinde kamu hukukuna, diğerlerinin de özel hukuk

hükümlerine tâbi tutulması başlı başına bir eşitsizlik oluşturur. Çünkü eşit

durumda bulunan ve Devletin başta gelen öğrenim ve eğitim gereksinmesini sağlamak

üzere görevlendirilmiş olan kişilerin değişik hukuk kurallarına bağlanmalarında

hiç bir haklı neden yoktur ve gösterilemez.

İtiraz konusu 17. madde kuralı bu yönden de Anayasa'nın 12. maddesine aykırıdır.

e)

Anayasa Mahkemesi'nin kimi kararlarında da açıklandığı üzere, hukuk devleti

demek, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu, âdil bir hukuk düzeni

kuran ve bunu devam ettirmekle kendini yükümlü sanan, bütün davranışlarında

hukuk kurallarına ve Anayasa'ya uygun bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine

bağlı olan devlet demektir. Aslında yargı denetimi unsuru, hukuk devleti

ilkesinin diğer öğelerinin güvencesini oluşturan temel öğedir. Çünkü, insan

haklarına saygılı olmayan ve davranışlarında hukuka ve Anayasa'ya uymayan bir

yönetimi bu tutumundan caydıran ve onu meşruluk ve hukukilik sınırı içinde

kalmak zorunda bırakan güç, yargı denetimi gücü ve yetkisidir. Bu nedenle yargı

denetiminin etkinliğini ortadan kaldıran ve onu sadece biçimsel bir denetim

niteliğine dönüştüren itiraz konusu 17. maddedeki hüküm Anayasa'nın, 2.

maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle de bağdaşmamakta ve bu ilkeye aykırı bir

nitelik göstermektedir.

Özetlemek gerekirse; itiraz konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesinin "Orta Doğu Teknik Üniversitesinin... öğretim üyeleri... mensup oldukları üniversite ile muamele ve münasebetlerde hususi hukuk hükümlerine tabi" olduğunu belirleyen hükmü, Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından Anayasa'nın 140., 114, 120., 12. ve 2. maddelerine aykırıdır ve bu sınır içinde iptaline karar verilmelidir.

Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.

B-

6. maddenin (F) bendine ilişkin inceleme :

Danıştay

12. Dairesi. 6/F. maddesi hakkındaki Anayasaya aykırılık savını özetle şu

gerekçelere dayandırmaktadır: (Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 43

sayılı Kanunla değiştirilen 3. maddesi uyarınca üniversite, siyasi bir organ

olan Bakanlar Kurulu tarafından seçilen Mütevelli Heyetince yönetilir. Yasanın

6. maddesinin (F) bendi ise, Mütevelli Heyetine, öğretim üyelerinin ücret,

hizmet, müddet ve şartlan ile mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine

-tâbi olmaksızın saptama yetkisi tanımaktadır. Böylece öğretim üyelerinin

üniversite ve Mütevelli Heyetle olan muamele ve münasebetleri, bu heyetin

insafına terk edilmiş bulunmaktadır. Bu muamele ve münasebetleri, idarenin

Anayasa ve kanunlara bağlı bir hukuk devletinde ve bir hukuk düzeni içinde düşünmek

ve çözümlemek mümkün değildir. Ortada anayasal güvence altında demokratik

yollarla ve yazılı hukuka uygun şekilde gerçekleştirilmiş bir atama veya

sözleşme olmayan hallerde, işlemin gerçekleştirilmesinde ve sürdürülmesinde

çalışma ve sözleşme Özgürlüğü veya güvencesi bulunduğundan söz edilemez.

Mütevelli Heyetini Türk Yazılı Hukuku hükümleri dışında dilediği gibi harekette

özgür tutma, hukuk devleti kavramiyle bağdaşmaz. Diğer taraftan Mütevelli

Heyetinin, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaması, davalı idareyi Anayasa'nın

114. maddesindeki, idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tâbi

olduğu kuralının dışına çıkarmak istemektedir. Öte yandan hukuk dışı yetkileri

olan ve siyasi bir organ tarafından seçilen kurulun bu etkileri geçerli olduğu

sürece, atayacağı öğretim üyelerinin yan tutmadan, bilimsel özerklik içinde

çalışabileceğini söylemek olanaksızdır.

Sonuç olarak bu hüküm de, çalışma hürriyeti, hukuk devleti, yargı denetimi ve üniversite Özerkliği ilkelerine aykırıdır.)

İtiraz

konusu 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrası

"Mütevelli Heyeti, üniversitenin ilmi, teknik ve milletlerarası mahiyetini

gözönünde tutmak suretiyle müessesenin esas ve usullerine göre Türk ve diğer

devletler vatandaşlarından idareciler, öğretim üyeleri ve memurlar tayin ve

bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını,

mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit eder" hükmünü

taşımaktadır. Bu hüküm, açılan davada sözleşmesi uzatılmayan ve böylece işine son

verilmiş olan bir Türk öğretim üyesi yönünden uygulanma durumundadır. O halde,

bu işte Anayasa'ya uygunluk denetimi, sadece bu açıdan ele alınarak yapılmalı

ve bu sınır içinde kalınarak sonuca bağlanmalıdır.

a) İnceleme konusu olan bu hüküm, Mütevelli Heyetine iki yetki tanımaktadır. Bunlardan birincisi, Öğretim üyelerinin ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit etmek, ikincisi de öğretim üyesini, saptanan bu statüye sokan tayin işlemini yapmaktır.

Bu iki yetkinin ayrı ayrı değerlendirilmesi yapılacaktır.

Yukarıda da açıklandığı gibi, Anayasa'nın 1488 sayılı Yasa ile değişik 120. maddenin üçüncü fıkrasının istisna kuralı ile Orta Doğu Teknik Üniversitesinin 7307 sayılı Kanunda öngörülen değişik bir sistemle de yönetilebileceği düşünülmüş ve kural bu amaçla düzenlenmiştir. Üniversiteyi yönetme kavramının içinde ve özünde ilgilileri atama yetkisinin de varolduğu kuşkusuzdur. O halde salt atama yetkisinin Mütevelli Heyetine tanınmış olmasının Anayasa'ya aykırılık sorununu oluşturması düşünülemez.

Bu durumda Mütevelli Heyetine tanınan diğer yetkinin Anayasa'nın 117., 120., 2., 114. ve 12. maddeleri açısından anayasal denetimden geçirilmesi gerekmiş ve incelemede bu sıra ve yöntem izlenmiştir.

b)

Anayasa, üniversiteleri, yürütmeye ayrılan ikinci bölümün, "C, idare"

kısmında ve 120. maddede düzenlemiştir. Bu düzenleyiş biçimi dahi, Anayasa'nın,

üniversiteleri idare örgütü içinde kabul ettiğinin ve taşıdığı özellikler

bakımından ayrıca düzenlediğinin açık kanıtını teşkil eder. Daha açık bir

deyimle, Anayasa, Cumhuriyetin temel kuruluşlarını, yasama, yürütme ve yargı

olmak üzere üçe ayırmıştır. Yürütmeyi de, Cumhurbaşkanı, Bakanlar Kurulu ve

İdare olmak üzere üç kesimde toplamıştır. Türkiye Cumhuriyeti örgütüne dahil

olan bir anayasal kuruluşun bu teşkilât içinde bir yere oturtulması zorunluluğu

vardır. Aslında bu yerin, yürütme bölümünde ve bu bölümün de idare kesiminde

olması gerekir. Esasen Anayasa'nın sistemine ve düzenleyiş biçimine göre de

böyle düşünüldüğü ve hükümlere bu anlayış içinde yer verildiği, açıkça

görülmektedir.

Anayasa'nın 112. maddesi, idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağını buyurmaktadır. Bilindiği gibi yerinden yönetim kuruluşları; il idaresi, belediye ve köy gibi mahalli kuruluşlarla; Anayasa'ya göre özerk veya tarafsız kuruluşlar olan üniversiteler ve radyo ve televizyon idaresi gibi hizmet bakımından merkeze bağlı olmayan kamu kurumları olarak ikiye ayrılmaktadır.

Anayasa'nın

112. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "İdare Kuruluş ve görevleriyle

bir bütündür ve Kanunla düzenlenir" biçimindeki kural, birinci fıkrada

genel çerçevesi çizilen tüm kuruluşların bir bütünü oluşturduklarını açıkça

belirtmektedir. O halde üniversiteler, Anayasa'nın yürütme bölümünün, idare

kesiminde yer alan; kuruluş ve görevleriyle bir bütün olan idarenin bünyesinde

özerk bir hizmet ademi merkeziyet kuruluşudur. Anayasa'nın kabul ettiği bu

sisteme göre, üniversitelere, başka bir anayasal yer bulmaya olanak yoktur.

Durum böyle olunca Anyasa'nın 120. maddesinde hüküm bulunmayan hallerde idareyi

düzenleyen Anayasa'nın genel ilke ve kurallarının üniversite için de geçerli

olduğunu kabul etmek zorunludur. Örnek vermek gerekirse, Anayasa'nın 113.

maddesinde sözü edilen yönetmelik çıkarma yetkisinin üniversiteler için de

geçerli olduğu; 114 maddesinin, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı

yargı yolu açıktır diyen birinci fıkrası kuralının üniversiteleri de kapsadığı,

119. maddesindeki memurların siyasi partilere ve sendikalara üye olmalarını

yasaklayıcı kuralın üniversiteleri de içerdiği açıkça ortadadır.

Anayasa'nın

117. maddesinin son fıkrasında "Memurların nitelikleri, atanmaları, ödev

ve yetkileri, haklan ve yükümleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri

(Kanunla düzenlenir" ilkesi yer almıştır. Bu hüküm ilke olarak öğretim

üyeleri açısından da geçerli olduğunda duraksamaya yer yoktur. O halde yasa

koyucu, 120. maddenin üniversiteler için getirdiği özel ilkelerde de bağlı ve

sadık kalarak öğretim üyelerinin niteliklerini, atanma esâslarını, ödev ve

yetkilerini, haklarını ve yükümlerini, aylık ve ödeneklerini ve öteki özlük

işlerini yasa koymak suretiyle saptamalıdır. Çünkü, Mütevelli Heyeti eli ile

yönetim sistemi, ancak böyle bir Yasanın sınırları içinde işleyebilir ve bu

heyete uygulamada Yasa ile belli edilen ölçüler içinde bir takdir yetkisi

tanınabilir. Anayasa Koyucunun, sözü edilen istisna kuralı ile bütün yetkileri,

hiç bir mevzuat hükmü ile sınırlı olmaksızın Mütevelli Heyetine tanıdığı yolunda

bir görüş öne sürülemez. Anayasa'nın 4. maddesinin son tümcesinde "Hiç bir

kimse veya organ, kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi

kullanamaz" buyruğu ilke olarak yer almıştır. Oysa Anayasa'nın bir

hükmünün anlam ve kapsamını saptarken Anayasa'nın bütün kurallarının birlikte

ele alınması, değerlendirilmesi gerekir. Anayasa'nın düzenleniş biçimi ve

hükümlerinin İçeriği: Mütevelli heyetine, sözleşmeli personel istihdamı yolu

ile, öğretim üyelerinin bir kanunla düzenlenme konusu olan niteliklerini,

seçimle ve atama yöntemlerini; ödev, görev ve yetkilerini; aylık, ödenek, izin

ve sosyal güvence gibi haklarını ve yükümlülüklerini; disiplin, idari ve cezai

yönden kovuşturma esaslarını mer'i mevzuat hükümleriyle bağlı kalmaksızın

mutlak bir takdir yetkisiyle saptamasına olanak vermez. Bu koşullar altında

akademik bir kariyerin de oluşabileceği esasen düşünülemez.

Bu nedenle itiraz konusu kural, öğretim üyelerinin Kanunla düzenlenmesi gereken tüm özlük haklarının sözleşme ile düzenlenmesine olanak verdiğinden Anayasa'nın 117. maddesinin ikinci fıkrasına aykırıdır.

c) Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrasında "Üniversitelerin Kuruluş ve İşleyişleri ...... öğrenim ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine ...göre yürütülmesi esasları Kanunla düzenlenir" ilkesine yer verilmiştir. Anayasa Koyucu, 120. maddenin birinci fıkrasında üniversitelerin Kanunla Kurulacağı esasını koymakla yetinmemiş, altıncı fıkra ile ayrıca bu kuruluşun ve işleyişin diğer fıkralarda öngörülen ilkeler gözönünde tutulmak suretiyle kanunla düzenleneceğini de belirtmek gereğini duymuştur.

Bir kuruluşun temel yapısını kadrolar oluşturur, kadroları olmayan bir kurumun kuruluşu tamamlanmamış demektir.

Bir

Kurumun işleyişine gelince; sözü edilen kadrolara bağlı görev, yetki ve

sorumlulukların ne olduğunun; kurumun amacına ulaşabilmesi için bu görev ve

yetkilerin ne suretle ve hangi yollardan, yerine getirileceğinin ve

birbirleriyle olan ilişkilerinin saptanması o Kurumun işleyişinin belirlenmesi

demektir. Kurumun işleyişi belli görev, yetkilerin kullanılması ve

sorumlulukların yüklenilmesi yöntemidir. Örneğin Rektörün görev, yetkileri

kullanması ve sorumlulukları yüklenmesi rektörlüğün işleyişini; öğretim

üyelerinin görev, yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeleri de eğitim ve

öğretim çarkının işleyişini oluşturur. Bir kurumun kuruluş ve işleyişinin

sağlanabilmesi için sadece o kurumun çatısını oluşturan kadroların ve buna

bağlı olan görev, yetki ve sorumlulukların saptanması da yeterli değildir.

Çünkü bu kadroya oturan, bu görev, yetki ve sorumlulukları kullanacak olan

görevli de belirlenmelidir ki, Kurum istenilen doğrultuda işleme ve hareket

etme yeteneğini kazanabilsin. Varılan bu sonuç; personelin yetenekleri,

nitelikleri, hakları ve ödevlerinin ve tabi olacağı meslek disiplin kuralları

ile bunlara uymamaları halinde çarptırılacağı cezaların ve öteki kuralların

yasa ile saptanması zorunluğunu ortaya koyar. Anayasa'nın 117. maddesiyle ve

bir bakıma genel olarak memurlar için getirilmiş olan ilke, bu düşünce ile

Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrasında yer alan, Özel hükümle Öğretim

üyeleri yönünden ve değişik bir biçimde yinelenmiş olmaktadır. Bu hükme göre,

üniversitelerin kuruluş ve işleyişleri deyimi kapsamına dahil olan kadroların ve

bu kadrolara bağlı görev, yetki ve sorumlulukların, akademik personelin

nitelikleri, ödev ve yetkilerinin, haklan ve yükümleri ile, aylıklarının ve

ödeneklerinin, haklarında uygulanacak disiplin cezaları ile öteki özlük

işlerinin yasa ile düzenlenmesi anayasal bir zorunluk olarak ortaya

çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesinin 4/2/1966 günlü, E. 65/32, K. 66/3 sayılı

kararında da açıklandığı gibi; Anayasa'nın 120. maddesinin altıncı fıkrası ile,

üniversitenin kuruluş ve işleyişi ve bu kavram içinde olarak üniversitelerin

görevlerinin yerine getirilmesini sağlayacak kadroların saptanması; bu

kadroların sınıf, derece ve kademelerinin belirtilmesi, kadrolara bağlı

personelin nitelik, görev, yetki, sorumluluk, aylık, ödenek, izin, emeklilik

gibi esaslarının düzenlenmesi görevi kanun koyucuya verilmiştir. Yukarıda da

değinildiği gibi, Anayasa'nın 120. maddesinin üçüncü fıkrasında Orta Doğu

Teknik Üniversitesinin, kendisi tarafından seçilmemiş olan organlar eliyle

yönetilebileceği yolundaki ayrık hüküm, Mütevelli Heyetine, kanun konusu olan

hususları düzenleme yetkisi veremez. Anayasa Mahkemesince de kabul edildiği

gibi, yönetim yetkisinin özünde, görevlileri atama, disiplin cezası verme, ya

da görevden çıkarma yetkileri de vardır. Ancak bu yetki, görevlilerin atanacağı

statüyü, disiplin suçu ve cezası ihdas etme ve görevden çıkarma koşullarını

saptama yetkisini içermez.

Oysa Orta Doğu Teknik Üniversitesinde Mütevelli Heyetinin yaptığı iş, sözleşme ile öğretim üyesi istihdam etme yetkisini kullanma görünümü içinde, tamamı Kanun konusu olan hususları, hem de hiçbir mer'i mevzuat hükmüne tabi olmaksızın saptama işlemidir.

Mesleki güvencesi olmayan, görevine son verileceğinden ya da sözleşmesinin yenilenmeyeceğinden kuşku duyan ve böylece sürekli olarak tedirginlik ortamı içinde bulunan bir öğretim üyesinin, bilimsel özerkliği bulunduğunu, eğitim ve öğretim hizmetini yan tutmadan yürüteceğini, bağımsız ve yansız olarak araştırma ve yayında bulunabileceğini düşünmek ileri derecede iyimserlik olur.

Açıklanan nedenlerle, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin Türk vatandaşı olan Öğretim üyelerinin ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tabi olmaksızın Mütevelli Heyetince saptanmasını öngören hükmü Anayasa'nın değişik 120. maddesine bu yönden de aykırıdır.

d) Anayasa'nın 2., 114. ve!2. maddeleri yönünden ve 7307 sayılı Yasanın 17. maddesi açısından yukarıda yapılan açıklamalar, 6. maddenin (F) bendi için de geçerli olduğundan bunların burada yinelenmesine gerek görülmemiştir.

Açıklanan bu nedenlerle, sözü edilen maddenin (F) bendi, Anayasa'nın 2., 114. ve 12. maddelerine de aykırıdır.

Özetlemek gerekirse; itiraz konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "... ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tesbit"ine ilişkin kural, Türk Öğretim üyeleri açısından Anayasa'nın 117., 120., 2., 114. ve 12. maddelerine aykırıdır ve bu sınır içinde iptaline karar verilmelidir.

Nihat O. Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.

C-

İptal kararı üzerine uygulanma durumunu yitiren hükümler sorunu :

İtiraz

konusu 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 6. maddesinin (F) bendinin ikinci

fıkrasında yer alan "...ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve

şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın

tesbit" ine ilişkin kuralın Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından

iptaline karar verilince, Mütevelli Heyetinin bu maddedeki Türk vatandaşı

öğretim üyelerini atamayan ilişkin yetkisi de işlemez bir duruma gelmektedir.

22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve yargılanma Usulleri

Hakkında Kanunun 28. maddesinin ikinci fıkrasında "Ancak, eğer müracaat

kanun veya içtüzüğün sadece belirli madde veya hükümleri aleyhine yapılmış olup

da, bu belirli madde veya hükümlerin iptali kanun veya içtüzüğün diğer bazı

hükümlerinin veya tamamının uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, Anayasa

Mahkemesi, keyfiyeti gerekçesinde belirtmek şartiyle, Kanun veya İçtüzüğün

bahis konusu diğer hükümlerinin veya tümünün iptaline karar verebilir" denilmek

suretiyle Anayasa Mahkemesi'nin yetkisinin sınırları belirtilmiştir.

İptal kararı üzerine, sözü edilen maddede yer alan ve Mütevelli Heyetine Türk öğretim üyelerini tayin yetkisi veren kural da uygulanamaz duruma düştüğünden, 44 sayılı Yasanın 28. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisine ilişkin hükümün de Türk öğretim üyeleri açısından iptaline karar verilmelidir.

Nihat O Akçakayalıoğlu bu görüşe katılmamıştır.

D-

27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Yasanın 17. maddesindeki hükmün sınırlı biçimde iptali üzerine bir boşluk oluşmamasına karşın, 6. maddenin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "... ve bunların ücretlerini, hizmet müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit" ine ilişkin kural Türk öğretim üyeleri açısından ve yine Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisinin de aynı öğretim üyeleri yönünden iptal edilince bir boşluğun oluştuğu görülmektedir.

Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci fıkrasında "Gereken hallerde, Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir" denilmek suretiyle bu kuralın uygulanması Anayasa Mahkemesinin takdirine bırakılmış ve 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 50. maddesi de aynı paralelde hükümler düzenlemiştir. 6. maddenin (F) bendi ile ilgili iptal kararlarının, bu kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi, yerinde görülmüş, 17. maddedeki iptal kararı hakkında ise böyle bir süre saptanması gereksiz bulunmuştur.

Nihat O. Akçakayalıoğlu, Yasanın iptaline karar verilen her iki hükmü hakkında da bir yıllık süre verilmesi görüşü ile bu sonuca katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

:

1- 27/5/1959 günlü, 7307 sayılı Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kanununun 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve öğretim üyelerini, üniversite ile olan muamele ve münasebetlerinde hususi hukuk hükümlerine tâbi tutan kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

2- Aynı Kanunun 6. maddesinin (F) bendinin birinci fıkrasında yer alan "...ve bunların ücretlerini, hizmet, müddet ve şartlarını ve mukavele esaslarını, mer'i mevzuat hükümlerine tâbi olmaksızın tespit" ine ilişkin kuralın, Türk vatandaşı olan öğretim üyeleri açısından Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

3- Yukarıda belirtilen kuralın iptali üzerine aynı fıkrada yer alan tayin yetkisinin uygulanma olanağı kalmadığından, Mütevelli Heyetine tanınan tayin yetkisinin de üniversitenin Türk öğretim üyeleri açısından 22/4/1962 günlü, 44 sayılı Yasanın 28. maddesine dayanılarak iptaline, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

4- Yukarıda (2). ve (3). maddelerde verilen iptal hükümlerinin Anayasa'nın 152. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararın Resmi Gazete'de yayımlandığı günden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine, süre verilmesinde oybirliğiyle ve sürenin altı ay olarak belirtilmesinde Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun, sürenin bir yıl olarak belirtilmesi yolundaki karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

5- Yukarıda (1). maddede verilen iptal hükmünün yürürlüğe girmesi konusunda süre belirtilmesine yer olmadığına, Nihat O. Akçakayalıoğlu'nun bir yıl süre verilmesi yolundaki karşıoyu ile ve oyçokluğuyla;

25/5/1976 gününde karar verildi.

Başkan

Kâni Vrana

Üye

İhsan Ecemiş

Üye

Ahmet Akar

Üye

Halit Zarbun

Üye

Abdullah Üner

Üye

Ahmet Koçak

Üye

Şekip Çopuroğlu

Üye

Fahrettin Uluç

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Hasan Gürsel

Üye

Ahmet Salih Çebi

KARŞIOY

YAZISI

İtirazcı merci henüz, işin esasına geçmiş değildir. İptal konusu hükümlerin ise yargı mercilerinin görev ve yetkilerini kısıtlayan bir yanı yoktur.

Açıklanan durumda, uyuşmazlığın çözümüne girildikten sonra uygulanması düşünülebilecek hükümlerin peşinen anayasal denetimden geçirilmesine ve bu denetimin görev ve yetki sorunu ile birleştirilmesine karşıyım.

Üye

Adil Esmer

Üye

Nihat

O. Akçakayalıoğlu

Üye

Ahmet

H. Boyacıoğlu

Üye Nihat O. Akçakayalıoğlu

Anayasa Mahkemesi, E. 1976/1, K. 1976/28, 25 Mayıs 1976 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Olay
  4. Iıı-
  5. Yasa Metinleri
  6. İlk İnceleme
  7. Esasın İncelenmesi
  8. A -
  9. O
  10. B-
  11. C-
  12. D-
  13. Karşıoy
  14. Yazısı
  15. O. Akçakayalıoğlu
  16. H. Boyacıoğlu
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1976/1
Karar No
1976/28
Tarih
25 Mayıs 1976

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1976/29 K.1976/27
  • AYM Norm Denetimi E.1976/31 K.1976/30
  • AYM Norm Denetimi E.1976/13 K.1976/31
  • AYM Norm Denetimi E.1976/33 K.1976/32
  • AYM Norm Denetimi E.1976/23 K.1976/33
  • AYM Norm Denetimi E.1976/11 K.1976/37

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.