İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1978/67 K.1979/14

Resmi Gazete tarih/sayı:24.5.1979/16646

Esas1978/67Karar1979/14Tarih13 Mart 1979Okuma35 dk · 6.960 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
13 Mart 1979
Esas Sayısı
1978/67
Karar Sayısı
1979/14
Karar Günü
13/3/1979
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.960 kelime·35 dk okuma·27 bölüm

Resmi Gazete tarih/sayı:24.5.1979/16646

İTİRAZ

YOLUNA BAŞVURAN

Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi.

İTİRAZIN

KONUSU

15/5/1974 günlü, 1803 sayılı "Cumhuriyetin 50 nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun"un 7, maddesinin (A) bendindeki, bu yasadan yararlanıp, müebbet ağır hapis cezalan 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin şartlı salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin, çevrilen bu cezalar üzerinden hesabedileceğine ilişkin hükmün, Anayasa'nın 12. maddesine aykırı olduğu öne sürülerek iptali istenmiştir.

I

OLAY

Sanık, kan gütme itkisiyle adam öldürmek sucundan dolayı, Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin 24/2/1976 günlü, Esas : 1975/127 ve Karar : 1976/15 sayılı hükmü ile Türk Ceza Kanununun 450/10 ve 59. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş, 1803 sayılı Yasanın 1. maddesinin (D) bendi de uygulanarak, bu ceza aynı hükümle 24 yıl ağır hapse çevrilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18/5/1976 günlü, 1401-1866 sayılı ilâmı ile onanarak kesinleşen hükümde, "Meşruten tahliyede hesabın otuzaltı sene ağır hapis cezası üzerinden" yapılacağı da ayrıca belirtilmiştir.

Hükümlü, bu cezasını Elmalı Cezaevinde çekmekte iken 19/6/1978 günlü dilekçe ile o yer Cumhuriyet Savcılığına başvurmuş; şartla salıverilmede, dışarda geçireceği 1/3 sürenin 36 yıl üzerinden hesaplanmasına karar verildiği halde, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesi karşısında, bu karardan yararlanamama olasılığının belirdiğini, sözü geçen Yasanın 7/A maddesinin bu Yasadan yararlanıp, ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve müebbet ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerle ilgili hükmünün bu nedenle Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, bu hükmün iptali için gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

Elmalı Cumhuriyet Savcısının "Tek bir suçtan dolayı müebbet ağır hapse mahkûm edilen hükümlünün şartla salıverilmesinin hesabında 1803 sayılı Kanunun l/D bendi ile 7. maddesinin A bendi hükmüne tevfikan müebbet cezanın çevrildiği 24 yıl ağır hapsin esas alınması" gerekeceği yolundaki 19/6/1978 günlü yazılı düşüncesine karşın, Anayasaya aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varan Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi, Yasa önünde eşitlik kuralına aykırılığı nedeniyle, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlara ilişkin hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

III.

METİNLER

1 - İptali istenen Yasa kuralı:

15/5/1974 günlü, 1803 sayılı Yasanın iptali istenen hükmü de içeren 7. maddesinin (A) işaretli bendi şöyledir:

"Madde 7 - A) Bu kanundan yararlanıp, ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve müebbet ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin şartlı salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri 1/3 süre, çevrilen bu cezaları üzerinden; muvakkat hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olup da, bu kanundan yararlananların şartla salıverilmelerinde ise, dışarda geçirecekleri 1/3 süre, af ile yapılacak indirimden önceki esas ceza miktarı üzerinden yapılır. Şartla salıverilmede; 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun değişik 19 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilen iyi hallilik ile, ikinci fıkrasında öngörülen şartlar, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki süre için aranmaz."

2 - Dayanılan Anayasa Kuralı:

"Madde 12. - Herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

IV.

İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi içtüzüğünün 15. maddesi uyarınca, Şevket Müftügil, Ahmet H. Boyacıoğlu, Muhittin Gürün, Lûtfi Ömerbaş, Ahmet Erdoğdu, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Muammer Yazar, Adîl Esmer, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Nahit Saçlıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu, Necdet Darıcıoğlu ve Bülent Olçay'ın katılmalarıyla, 12/12/1978 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında aşağıdaki sorunlar üzerinde durulmuştur :

Anayasa'nın değişik 151. maddesinde; bir davaya bakmakta olan mahkemenin, uygulanacak bir Yasanın hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varması durumunda, iptal istemiyle, Anayasa Mahkemesine başvuracağı ve bu konuda verilecek karara kadar davayı geri bırakacağı kuralı yer almıştır.

22/4/1962 günlü, 44 sayılı Anayasa Mahkemesi'nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun aynı konuyu düzenleyen 27. maddesi de bu kuralı yinelemektedir.

Anayasa'ya aykırılık sorununun Anayasa Mahkemesi'ne iletilmesi yolunu mahkemelere açık tutan bu kural, itiraz yoluna başvuran mahkemenin elinde yöntemince açılan ve bakılmakta olan bir davanın bulunmasını, Anayasa'ya aykırılığı öne sürülen Yasa hükümlerinin bu davada uygulanma durumunda olmasını zorunlu kılmaktadır. Eldeki işe bu açıdan bakıldığında aşağıda açıklanan sonuçlar saptanmaktadır :

1. Genel anlamda dava; yasalarda gösterilen yöntemlere uyularak yargı yerlerine getirilen işlerden ve orada çözülmesi gereken uyuşmazlıklardan oluşmaktadır. Mahkeme önüne getirilen iş hükme bağlanmış ve uyuşmazlık çözülmüş ise, Anayasaya uygunluk denetimi yönünden, bakılmakta olan bir davanın varlığından artık söz edilemeyecektir.

Ancak,

cezanın yerine getirilmesi sırasında, hükümlü ile Cumhuriyet Savcısı arasında,

örneğin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesinde belirtilen türden bir

uyuşmazlık doğarsa, bu uyuşmazlığın çözülmesi için, aynı Yasanın 405. maddesine

dayanılarak karar verilmesi konusunun mahkemeye getirilmesi ya da çözülmesi

gereken bir uyuşmazlıkla ilişkili olsun olmasın, bir mahkûmiyet hükmünün

yorumunda veya belirlenen cezanın hesabında duraksamaya düşüldüğünden söz

edilerek yahut cezanın bir bölümünün ya da tümünün yerine getirilmesi

gerekmeyeceği savı ileri sürülerek doğrudan doğruya hükümlü veya Cumhuriyet

Savcısı tarafından bu konuda mahkemeden bir karar istenmesi halinde, o mahkemenin

elinde bakılmakta olan bir davanın bulunduğu kuşkusuzdur.

Sanığa

Türk Ceza Kanununun 450/10. ve 59. maddeleri gereğince verilen müebbet ağır

hapis cezası 1803 sayılı Yasanın l/D maddesi uygulanarak 24 yıl ağır hapse

çevrilmiştir. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 18/5/1976 günlü, 1401-1886 sayılı

ilâmı ile onanarak kesinleşen 24/2/1976 günlü, Esas : 1975/127 ve Karar :

1976/15 sayılı bu hükümde "Meşruten tahliyede hesabın otuzaltı sene ağır

hapis cezası üzerinden" yapılacağı da ayrıca belirtilmiş bulunmaktadır.

Oysa, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesi, bu Yasadan yararlanıp, müebbet ağır

hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin şartlı salıverilmelerinde,

dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin, çevrilen bu cezaları üzerinden

hesaplanacağını öngörmektedir. 1803 sayılı Yasanın sözü edilen maddesi

karşısında, Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin şartla salıverilmeye ilişkin

kararından yararlanamayacağı kaygısı içinde bulunduğunu açıklayan hükümlü,

dilekçesinde, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin müebbet ağır hapis hükümlülerine

ilişkin hükmünün Anayasaya aykırılığı nedeniyle iptali yoluna gidilmesi için

gerekli işlemin yapılmasını istemiştir.

Hükümlünün bu dilekçesinde, her ne kadar açıkça belirtilmemiş ise de, çekilmekte olan cezanın hesabında ve yerine getirilmesindeki duraksamanın dile getirilmesinden, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesi hükmüne dayanıldığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, mahkemenin elindeki işin Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. maddesinde yazılı öğeleri içeren bir dava niteliğinde olduğunu kabulde zorunluk vardır.

2. İtiraz yoluna başvurma koşullarından biri de, iptali istenen Yasa hükmünün, bakılmakta olan davada uygulanma yeri ve olanağı bulunmasıdır.

Uygulanacak yasa hükmünün ise, taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözmeye ya da eldeki davayı sona erdirmeye yarayacak ve mahkeme kararının dayanağını oluşturacak Yasa kuralı olduğunda kuşku yoktur Durumu böylece belirledikten sonra, 1803 sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) işaretli bendinde yer alan itiraz konusu hükmün bu açıdan değerlendirilmesi gerekmektedir.

Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanununun 402. ve 405. maddeleri kapsamına giren bu davada,

mahkeme; Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanarak kesinleşen hükmün "Meşruten

tahliyede hesabın otuzaltı sene ağır hapis cezası üzerinden" yapılmasına ilişkin

bölümü ile 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin itiraz konusu hükmü karşısında

beliren duraksamayı gidermek ve ortaya çıkan uyuşmazlığı çözmek durumunda

olduğuna göre açıklanması istenen bu hükmün infaz yönünden duraksama ve

uyuşmazlığa yol açan içeriği yanında itiraz konusu kuralın gerçek anlamını da

araştırmak zorundadır. İtiraz konusu Yasa hükmü gözönünde tutulmaksızın

Mahkemece doğru bir değerlendirme yapılamayacağından ve sağlıklı bir sonuca

ulaşılamayacağından, bu hükmün bakılmakta olan davada uygulanma yeri ve olanağı

bulunduğu yadsınamaz.

Muhittin Gürün, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Nihat O. Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu ve Bülent Olçay bu görüşe katılmamışlardır.

Böylece, yapılan ilk inceleme sonunda :

"l - İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin elinde görülmekte olan bir davanın bulunduğuna oybirliğiyle,

2 - 1803 sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) işaretli bendindeki müebbed ağır hapis cezasına çarptırılmış olanlara ilişkin hükmün davada uygulanma yeri bulunduğuna Muhittin Gürün, Osman Tokcan, Rüştü Aral, Nihat O, Akçakayalıoğlu, Hüseyin Karamüstantikoğlu, Kenan Terzioğlu ve Bülent Olcay'ın (söz konusu hükmün davada uygulanma olanağı bulunmadığı) yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğuyla,

3 - Esasın yukarıda belirtilen hükümle sınırlı olarak incelenmesine oybirliğiyle"

Karar verilmiştir.

V-

ÖZÜN İNCELENMESİ

İşin özüne ilişkin rapor, Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi'nin başvurma kararı ve ekleri, Anayasaya aykırılığı öne sürülen Yasa kuralı, ilgili Yasa ve dayanılan Anayasa kuralları, bunlara ilişkin gerekçeler ve Öbür yasama belgeleri, konu ile ilişkisi bulunan öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp, düşünüldü :

13/7/1965 günlü, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun, şartla salıverilmeyi düzenleyen, 1712 sayılı Yasa İle değişik 19. maddesine göre; muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanlar, hükümlülük süresinin 2/3 ünü, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlar ise bu cezanın 24 yılını iyi halli hükümlü olarak çektikten sonra, istemde bulunmamış olsalar da, şartla salıverileceklerdir.

1803

sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) bendi aynı konuda değişik bir sistem getirmiş,

bu Yasadan yararlanıp, Ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve müebbet ağır hapis

cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenler ile muvakkat özgürlüğü bağlayıcı

cezalara mahkûm edilmiş olup da, bu Yasadan yararlananların şartla

salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin hesaplanması yöntemlerini

ayrıca hükme bağlamıştır. Bu düzenlemeye göre, 1803 sayılı Af Yasasından

yararlanıp, ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve müebbet ağır hapis cezaları 24

yıl ağır hapse çevrilenlerin şartla salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri

1/3 süre, çevrilen bu cezalar üzerinden; muvakkat Özgürlüğü bağlayıcı cezalara

mahkûm edilmiş olupda, bu Yasadan yararlananların şartla salıverilmelerinde

ise, dışarıda geçirecekleri 1/3 süre, af ile yapılan indirimden Önceki esas

ceza miktarı üzerinden hesaplanacaktır.

Müebbet ağır hapis cezasının otuzaltı yıl üzerinden hesabedilerek muvakkat ağır hapsin bağlı olduğu koşullar altında geçeceğini hükme başlayan Türk Ceza Kanununun 13. maddesinin son fıkrası da gozönünde tutulursa, yalnız Af Yasasından yararlanmış olanları kapsamına alan yeni düzenlemenin, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlara, şartla salıverilme yönünden yeterli Ölçüde yarar sağlamadığı açıkça görülecektir.

Örneğin,

647 sayılı Yasanın değişik 19. maddesinde yer alan genel kurala göre, Türk Ceza

Kanununun 77. maddesinin 1. bendi uyarınca, Özgürlüğü bağlayıcı muvakkat

cezaların birleştirilmesi sonucunda kendisine 36 yıl ağır hapis cezası

uygulanacak hükümlü, bu cezanın 2/3 ü olan 24 yılı çekmekle şartla salıverilme

olanağına kavuşacaktır. 1803 sayılı Yasanın uygulanmadığı durumlarda müebbet

ağır hapis cezasına çarptırılan hükümlüler de bu cezanın 24 yılını çektikten

sonra aynı olaağa kavuşmuş olacaklardır. Oysa 1803 sayılı Af Yasasının her iki

cezayı da 24 yıla indirmesine karşın, itiraz konusu kuralın uygulanmasıyla,

müebbet ağır hapis hükümlülerinin, 24 yılın 1/3 ünü oluşturan 8 yılın bu

cezadan çıkarılması sonucunda kalan 16 yılı; 36 yıl ağır hapse mahkûm olanların

ise, 36 yılın 1/3 ünü oluşturan 12 yılın 24 yıldan çıkarılması sonucunda kalan

12 yılı çektikten sonra şartla salıverilmelerinden söz edilebilecektir.

Başvurma kararında, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlarla muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş bulunanlar arasında şartla salıverilmeden yararlanma yönünden eşitlik ilkesine uyulmadığı öne sürüldüğüne, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin müebbet ağır hapis cezasına çarptırılmış olanlara ilişkin hükmünün bu nedenle iptali istendiğine göre, doğru ve sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için, her iki cezanın şartla salıverilme yönünden karşılaştırmalı olarak incelenmesinde yarar görülmektedir.

765

sayılı Türk Ceza Kanununun 16. maddesi, müebbet ağır hapis cezasına mahkûm

edilmiş olup da cezasının 20 yılını iyi hâl ile geçirenlerin şartla

salıverilebileceklerini öngörmekte idi. Bu madde 3038 sayılı Yasa ile

değiştirilerek, müebbet ve muvakkat ayırımı gözetilmeksizin, dördüncü devrenin

ağır hapiste 3/4 ünü iyi hal ile geçirenlerin şartla salıverilebilecekleri

ilkesi getirilmiştir. 6123 sayılı Yasanın Türk Ceza Kanununun 13. ve 16.

maddelerinde yaptığı değişiklikle, cezanın çektirilmesinde devreler üçe

indirilmiş, üçüncü devrenin, ağır hapiste 3/4 ünü çekenlere şartla

salıverilmeden yararlanma olanağı tanınmıştır. Müebbet ağır hapis cezasına

çarptırılanlara üçüncü devreye geçme hakkı tanınmadığı için, bu durumda

bulunanların şartla salıverilmeden yararlanmaları da engellenmiş olmaktadır.

Böylece, müebbet ağır hapis cezası, koşulsuz, ölünceye kadar devam eden,

muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalardan ayrı, Özel bir ceza türü durumuna

sokulmuştur. Bu durum, 647 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği 16/7/1965 gününe

kadar sürmüştür.

647 sayılı Yasanın 1712 sayılı Yasa ile değişik 19. maddesi, "Muvakkat hürriyeti bağlayıcı cezalarda hükümlülük süresinin 2/3 ünü ve müebbet ağır hapiste 24 yılını çekmiş olupta Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulunanlar talepleri olmasa dahi şartla salıverilirler." kuralını içermektedir. Maddeye göre, şartla salıverilme kararı verilebilmesi iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlı bulunmaktadır.

Koşullardan biri hükümlülük süresinin belirli bir bölümünün çekilmiş olmasıdır. Bu süre tüm muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalarda hükümlülük süresinin 2/3 üdür. Türk Ceza Kanununun 6988 sayılı Yasa ile değişik 16. maddesi, ağır hapiste üçüncü devrenin 1/2 sinin, hapis ve hafif hapiste 1/3 ünün çekilmiş olmasını Öngörmekte, böylece cezanın ağırlığına göre, çekilecek ceza süresi için değişik ölçüler getirmekte idi. 647 sayılı Yasanın değişik 19. maddesi, tüm muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalar için aynı ölçüyü benimsemiş bulunmaktadır.

Aynı

madde, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanların, cezalarının 24 yılını

çekmiş olmaları halinde şartla salıverileceklerini belirtmektedir. Maddenin,

ilk bakışta, çekilmesi gereken ceza süresi yönünden, muvakkat Özgürlüğü

bağlayıcı cezalar ile müebbet ağır hapis cezası için ayrı ölçüler koyduğu

düşünülebilirse de, müebbet ağır hapis hükümlüleri şartla salıverildiklerinde,

Türk Ceza Kanununun 13. maddesinin son fıkrası ve 17. maddesi uyarınca, 36 yıl

ağır hapse mahkûm edilenlere aynı statüde birleştiklerine göre, 36 yılın 2/3 ü

olan 24 yıllık süre bu durumda da geçerli olacaktır. Böylece, çektirilecek ceza

süresi yönünden, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalarla müebbet ağır hapis

cezası arasında bir ayırım gözetilmemiştir. Bununla birlikte, cezaların infazı

sırasında, ceza infaz kurumlarından kaçanların şartla salıverilmeden

yararlanmalarında değişik ilke ve ölçülerin benimsendiği 647 sayılı Yasanın

değişik 19. maddesinin ikinci fıkrasından anlaşılmaktadır.

Şartla salıverilme yönünden gerçekleşmesi zorunlu olan ikinci koşul, Tüzüğe göre iyi halli hükümlü niteliğinde bulunmaktır. Ceza İnfaz Kurumları ile Tevkif evlerinin Yönetimine ve Cezaların İnfazına dair 1/8/1967 günlü Tüzüğün 178-182, maddeleri iyi halin saptanması yöntemlerine ilişkin kuralları içermektedir. Bu kurallar iyi hal konusunda muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanlar ile müebbet ağır hapis hükümlüleri arasında bir ayırım yapmamıştır.

1803 sayılı Yasanın itiraz konusu hükmüne gelince:

7. maddenin (A) bendindeki kurala yer verilmemiş olsaydı, uygulama yönünden bir ayrılık doğmayacak, 647 sayılı Yasanın 1712 sayılı Yasa ile değişik 19. maddesi hükümlülük süresinden söz ettiğine göre, şartla salıverilme ceza türüne bakılmaksızın afla yapılan indirimden sonraki ceza üzerinden, yapılacaktı. Yasada böyle bir kurala yer verilmesi sonucu uygulamada ortaya çıkan ayrılıklar, müebbet ağır hapis cezası ile şartla salıverilme kapsamına giren tüm süreli cezalar arasında da bulunmakla birlikte, müebbet ağır hapis hükümlüleri ile 36 yıl ağır hapis cezasına çarptırılanlar arasında daha somut biçimde görülmektedir.

Değişik olasılıklara göre yapılan karşılaştırmaların sonuçları aşağıda gösterilmiştir :

1. 1803 sayılı Af Yasası çıkarılmamış olsaydı; her iki hükümlü de cezalarının 24 yılım çektikten sonra şartla salıverilmeden yararlanacaklardı. Bununla birlikte, her iki hükümlünün de, koşulların gerçekleşmemiş olması nedeniyle, şartla salıverilmeden yararlanamamaları durumunda, 36 yıl ağır hapis cezasına çarptırılan hükümlü bu süreyi doldurduğunda salıverilecek, müebbet ağır hapis hükümlüsü ise tüm yaşamını cezaevinde geçirecekti.

2. 1803 sayılı Af Yasasının çıkarılmış olmasına karşın bu Yasada itiraz konusu kuralar yer verilmemiş olsaydı; her iki hükümlü de cezalarının 2/3 ü olan 16 yılı çektikten sonra şartla salıverilmeden yararlanacaklar ve sekizer yıllık deneme süresi sonunda bu cezaların tamamını çekmiş sayılacaklardı.

3. İtiraz konusu kuralın 1803 sayılı Yasada yer almış bulunması nedeniyle 36 yıl ağır hapis cezası 24 yıla indirilen hükümlü, bu cezanın 12 yılını çektikten sonra; müebbet ağır hapis cezası 24 yıla çevrilen hükümlü ise, dört yıl fazlasıyla, bu cezanın 16 yılını çektikten sonra şartla salıverilmeden yararlanabileceklerdir. Oysa, her ikisinin de şartla salıverilmeden yararlanamamaları durumunda, 24 yıla çevrilmiş bulunan cezalarının tümünü çektikten sonra salıverilmeleri gerekecektir.

Müebbet ağır hapis cezası, işlenen tek bir suç için hükmolunacağı gibi, Türk Ceza Kanununun 71. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 24 yıldan aşağı olmamak üzere en az iki ağır hapis cezasına mahkûmiyet halinde de uygulanacaktır. İtiraz konusu kural karşısında bu tür hükümlülerin şartla salıverilmelerinde hangi yöntemin geçerli olacağı ve bu durumda bulunanların dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin nasıl hesaplanacağı da önem taşımaktadır.

1803 Sayılı Yasanın 7/A maddesi; "...muvakkat hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olup da, bu kanundan yararlananların şartla salıverilmelerinde ise, dışarda geçirecekleri 1/3 süre, af ile yapılacak indirimden önceki esas ceza miktarı üzerinden yapılır." kuralını koymaktadır.

Bir kimseye işlediği iki ayrı suç için, ayrı ayrı 24 er yıl ağır hapis cezası verilmişse, bu kimseye, temelde muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olmasına karşın, Türk Ceza Kanununun 71. maddesinin ikinci fıkrasına dayanılarak müebbet ağır hapis cezası uygulanmaktadır.

Türk

Ceza Kanununun cezaların birleştirilmesine ilişkin kuralları içeren 68 - 77.

maddelerinde, değişik olasılıklara göre ceza miktarı saptanırken, yalnız 70.

maddede "Birden ziyade müebbet ağır hapse mahkûmiyet halinde idam cezası

verilir." denilmiş, öteki maddelerde belli cezaların birleşmesinde şu ya

da bu ceza "tatbik olunur" sözcükleri kullanılmış, "Mahkûm

olunur" sözcüklerinin kullanılmamasına özen gösterilmiştir. Gerçekten,

müebbet ağır hapis cezası da dahil olmak üzere, bir kimse hakkında cezaların

birleştirilmesi sonucu belli bir cezanın uygulanmasıyla, o kimsenin doğrudan

aynı cezaya mahkûm edilmiş olması her zaman aynı sonuçları doğurmayacaktır.

Örneğin; Türk Ceza Kanununun 76. maddesine göre, cezaların birleştirilmesi

sonucu tek bir cezanın uygulanmasına karar verilmiş olsa bile, "Fer'i

cezalar ve mahkûmiyetin bütün diğer cezai neticeleri her ceza hakkında ayrı

ayrı tayin ve tatbik" olunacaktır. Aynı biçimde, Türk Ceza Kanununun 6123

sayılı Yasa ile değişik 71. maddesinin gerekçesinde; "Burada karşımıza

Türk Ceza Kanununun 112. maddesi çıkmaktadır. Bu maddede nevileri başka başka

cezaları havi hükümler en ağır ceza için konulan müddetin geçmesiyle ortadan

kalkar denilmektedir ki, kabul edilen maddelere göre de 112. madde ile aykırı

olmamak üzere müruru zaman içinde infaz edilmek üzere cem'edilen cezaların

çözülerek ve yine umumi af için da aynı şekilde muamele yapılarak neticeye

varılabileceği kabul edilmiş bulunmaktadır." denilmektedir. Tüm bu

anlatılanlar, tek bir suçtan müebbet ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş

olmakla, cezaların birleştirilmesi sonucu bu cezanın uygulanmasına karar

verilmiş bulunması halinin her zaman aynı sonuçları doğurmayacağı; 1803 sayılı

Af Yasasında, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanların şartla

salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin, aftan önceki ceza

üzerinden hesabedileceği öngörüldüğüne göre, cezaların birleştirilmesi sonucu

haklarında müebbet ağır hapis cezası uygulanacak olanların da, temelde muvakkat

özgürlüğü bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş bulunmaları nedeniyle, şartla

salıverilmelerinde dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin, Türk Ceza Kanununun 13.

maddesinin son fıkrası uyarınca 36 yıl üzerinden hesabedilmesi gerekeceği

görüşüne değer kazandırmaktadır. :

1803

Sayılı Af Yasası çıkarılmamış olsaydı; müebbet ağır hapis cezası, ister tek bir

suçtan ötürü verilsin, ister cezaların birleştirilmesi sonucu uygulanması söz

konusu olsun, hükümlüler, cezalarının 24 yılım çektikten sonra şartla

salıverilecekler, bu olanaktan yararlanamamaları durumunda ise ömürleri boyunca

cezalarını çekmeğe devam edeceklerdi. İtiraz konusu kuralın Af Yasasına

konmasıyle, her iki cezanın da müebbet ağır hapis olmasına karşın, bu ceza,

cezaların birleştirilmesi sonucu verilmiş ise, şartla salıverilmede dışarda

geçirilecek süre, 36 yılın 1/3 ü oranında, tek bir suçtan dolaya verilmiş ise,

24 yılın 1/3 ü oranında olacaktır. Böylece, Özellikle şartla salıverilme

yönünden aynı statüye bağlı bulunan müebbet ağır hapis hükümlülerinden tek bir

suçtan dolayı bu cezaya çarptırılanlar, ötekilerden ancak dört yıl sonra

özgürlüklerine kavuşabileceklerdir. Bu nedenle, asıl eşitsizlik, haklarında

Türk Ceza Kanununun 71. maddesinin ikinci fıkrası gereğince müebbet ağır hapis

cezası uygulananlarla, tek bir suçtan dolayı bu cezaya çarptırılanlar arasında

doğmuş bulunmaktadır. Çünkü burada hem şartla salıverilme koşulları hem de

cezanın türü bakımından özdeşlik vardır.

Türk

Ceza Kanununun müebbet ağır hapis cezasını, süre, mahkûmiyetin sonuçları,

cezayı artırıcı ve eksiltici nedenler ve zamanaşımı yönünden ayrı bir

düzenlemeye, bağlı tuttuğu, bu cezaya çarptırılanların, şartla

salıverilmeden yararlanamamışlar ise, tüm yaşamları boyunca cezalarını çekmek

zorunda kalacakları, bu cezanın, özgürlüğü bağlayıcı muvakkat cezalardan daha

ağır olduğu, 1803 sayılı Af Yasasının müebbet ağır hapis hükümlülerini şartla

salıverilme yönünden de daha elverişsiz bir duruma sokmasında haklı nedenler

bulunduğu kuşkusuz savunulabilecektir. Ancak, aralarında kimi ayrılıklar

bulunan müebbet ağır hapis cezası ile muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalar Türk

Ceza Kanununun ve 647 sayılı Yasanın şartla salıverilmeyi düzenleyen kuralları

önünde tam bir eşitlik içindedirler. Her ne kadar 647 sayılı Yasada, müebbet

ağır hapis cezasına çarptırılanların, cezalarının 24 yılını çektikten sonra

şartla salıverilebilecekleri belirtilmekte ise de, Türk Ceza Kanununun 13.

maddesinin son fıkrası hükmü gözönünde tutulursa, 24 yılın, 36 yılın 2/3 ü

olduğu, bu oranın öteki cezalar için de geçerli bulunduğu görülür. Aynı

biçimde, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanların iyi halli olup

olmadıklarının saptanması da muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara

çarptırılanlarla aynı yönteme bağlanmış, deneme süresinin asıl cezaya oranı ve

şartla salıverilme kararının geri alınmasının doğuracağı sonuçlar yönünden de

her hangi bir ayırım yapılmamıştır. Ayrı olan tek nokta, infaz kurumlarından

kaçan müebbet ağır hapis hükümlülerinin, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara

çarptırılanlar gibi, cezalarının 4/5 ini çektikten sonra değil, 30 yıl sonra

şartla salıverilmeden yararlanma olanağına kavuşmalarıdır. Buna karşın, 1803

sayılı Af Yasası, infaz kurumlarından kaçanlar için itiraz konusu kurala

paralel bir kural getirmemiş, Af Yasasından yararlanan bu durumdaki bütün

hükümlülerin çevrilen cezaları esas alınarak bu cezalarının 4/5 ini çektikten

sonra şartla salıverilmeleri öngörülmüştür.

Eğer Yasa Koyucunun, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanların cezalarının daha ağır olması nedeniyle, daha az korunmaya lâyık oldukları düşüncesiyle şartla salıverilmede çektirilmesi gereken ceza süresini isteyerek yüksek tuttuğu görüşünden hareket edilirse, aynı duyarlığı, bu cezaya çarptırılıp da infaz kurumlarından kaçanlar için de göstermesi beklenirdi. Ne var ki, 647 sayılı Yasanın şartla salıverilmeyi düzenleyen değişik 19. maddesi, cezanın ağırlığını şartla salıverilme koşullarını etkileyici bir öğe olarak kabul etmemiştir.

Bu arada, ceza ve zamanaşımı sürelerinin daha uzun ya da ceza mahkûmiyetinin sonuçlarının daha ağır olmasının şartla salıverilmeyi de daha ağır koşullara bağlamayı haklı kılacağı sonucuna varılırsa, aynı mantıkla, örneğin, ceza ve zamanaşımı süresinin daha fazla olması nedeniyle, 20 yıl ağır hapis cezasına çarptırılanların 19 yıl ağır hapis cezasına çarptırılanlardan veya mahkûmiyetin doğuracağı değişik sonuçlar nedeniyle 6 yıl ağır hapsin 5 yıl ağır hapis cezasından ya da niteliği bakımından daha ağır bir ceza olması nedeniyle ağır hapsin hapis cezasından daha ağır koşullara bağlanması ve şartla salıverilmenin bu ilkelere göre düzenlenmesi gerekirdi.

Kuşkusuz,

Yasa Koyucu, suçların özelliğini ve cezaların ağırlığını gözönünde bulundurarak,

çıkaracağı Af Yasaları ile, değişik türde suç işleyenlerin ya da değişik

cezalara çarptırılanların aftan değişik ölçülerde yararlanmalarını, üstelik,

haklı nedenler varsa, bir kesiminin hiç yararlanmamasını sağlamaya yetkilidir.

Bu tür düzenlemelerin Yasa önünde eşitlik ilkesini zedelediği de Öne

sürülemeyecektir. Ancak, itiraz konusu kural yönünden bu durum da söz konusu

değildir. Gerçekten, Yasa Koyucu, bir yandan müebbet ağır hapis cezasına

çarptırılanları ceza indiriminden en üst düzeyde yararlandırmakta, öte yandan,

itiraz konusu kuralla, müebbet ağır hapis hükümlülerinin dört yıllık bir

gecikme ile şartla salıverilmelerine yol açmaktadır. Böylece, af indirimi

yönünden sağladığı eşitliği şartla salıverilmeden yararlanma yönünden

bozmaktadır.

Türk

Ceza Kanununun 97. ve 98. maddelerine göre af, davayı ve cezayı ortadan

kaldırmak, cezayı azaltmak ya da değiştirmek amacıyla çıkarılır. Af

yasalarıyla, ceza yasalarının tecil, tekerrür, şartla salıverilme gibi temel

kurumlarına geçici değişiklikler getirilerek suçlular arasında ayırım gözetmek

ve temel yasaların suçlara ve cezalara göre kurduğu dengeyi bozmak, af

kurumunun geleneksel hukuki yapısına da uygun düşmemektedir. Af yasalarının,

belirgin özelliği, geçmişteki olaylara uygulanmasında ve yürürlüğe girişinden

kısa bir süre sonra hemen tümüyle işlevini tamamlasında yoğunlaşmaktadır. Oysa,

şartla salıverilme kararları, cezaların, belli sürelerinin çektirilmesinden

sonra verilmektedir. Şu halde, kimi durumlarda itiraz konusu kural yıllar

geçtikten sonra yine uygulanacak, böylece, Af Yasası geçmiş için değil gelecek

için yürürlükte kalmış olacaktır.

Şartla

salıverilme koşullarında yapılacak genel bir düzenleme ile, müebbet ağır hapis

cezasına mahkûm olanların şartla salıverilmeden yararlanabilmeleri için

çektirilmesi zorunlu ceza süresinde her hangi bir değişiklik yapılmaksızın,

muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanların şartla

salıverilmelerinde çektirilmesi gerekli ceza süresi, örneğin, hükümlülük

süresinin 1/2 sine düşürülebilecektir. Bu doğrultudaki yasal düzenlemenin

eşitlik ilkesine ters düşmeyeceğinde kuşku yoktur. Çünkü, böyle bir değişikliğe,

uygulamadaki aksaklıkların giderileceği ve daha olumlu sonuçlara ulaşılacağı

varsayımı ile gidilecek, böylece yeni Yasanın yürürlükteki düzeni iyileştirme

amacı, yapılan değişikliğin haklı nedenlerini oluşturacaktır. Öte yandan,

suçlular yararına hükümleri içermekte olması nedeniyle bu Yasa, hem yürürlüğe

girişinden önceki olaylara hem yürürlükte kaldığı sürece ayırım yapılmaksızın

her olaya eşit ölçüde uygulanacaktır. Bu nitelikteki değişikliklerin Af

Yasalarıyla getirildiği durumlarda aynı sonuca ulaşma olanağı kesinlikle

yoktur. Eğer Af Yasası, örneğin, şartla salıverilme kurumunu böyle bir

değişiklikle düzeltmek ve daha iyi bir infaz rejimini yürürlüğe koymak amacını

güdüyorsa getirilecek kuralın yalnız yayımından önceki olaylara değil, sürekli

olarak her olaya uygulanması; müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanları,

gerçekten daha az korunmaya değer görüyorsa bunu da, şartla salıverilme gibi

bir kurumla değil, Af Yasasının birincil işlevine uygun olarak cezayı daha

kısıtlı ölçüde azaltmak yoluyla sağlaması gerekmektedir.

Anayasa'nın 12. maddesindeki Yasa önünde eşitlik ilkesi uyarınca, benzer durumlarda bulunan kişilerin benzer hukuk kurallarına bağlı tutulmaları gerektiği gibi, benzer durumda bulunan kişilerin başka başka kurallara bağlı tutulmaları için de haklı bir nedenin var olması zorunludur. Aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz." hükmü ile de aynı durumda bulunan kişilerden veya topluluklardan bir bölümüne diğerlerinden daha çok veya daha geniş hak ve yetkiler tanınarak Yasa önünde eşitlik ilkesinin zedelenmesi önlenmekte, böylece birinci fıkra hükmü başka bir yönden açıklığa kavuşturulmaktadır.

İtiraz konusu kural, şartla salıverilmede dışarda geçirilecek 1/3 sürenin, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlar için 24 yıl üzerinden, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanlar için ise, af ile yapılacak indirimden önceki esas ceza miktarı üzerinden hesaplanacağını öngörmektedir. Böylece, çektirilen cezanın muvakkat Özgürlüğü bağlayıcı bir ceza niteliğinde olup olmamasına göre, dört yıl önce ya da sonra özgürlüğe kavuşma sonucunu doğuran bir ayırım yapılmış olmaktadır.

Müebbet ağır hapis cezasının kendine özgü kimi değişik yönleri bulunmasına karşın, şartla salıverilme söz konusu olduğunda, bu cezaya çarptırılanlar, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanlarla eşit koşullara bağlı tutulmuşlardır. Bu eşitlik, 7/2/1974 gününe kadar işlenmiş suçları kapsamına alan ve geçmişteki olaylar için uygulanması gereken 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin itiraz konusu hükmü ile bozulmuştur. Böylece ortaya çıkan eşitsizlik, müebbet ağır hapis cezasına çarptırılanlarla muvakkat Özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılanların hukuken aynı statüde bulundukları şartla salıverilme konusunda etkisini sürdürmektedir.

Bu kuralın doğurduğu eşitsizlik yalnız müebbet ağır hapis cezası ile muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalar arasında oluşmamış, müebbet ağır hapis cezasının tek bir suç nedeniyle ya da cezaların birleştirilmesi sonucu verildiği durumlarda da ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Bütün bu açıklamalar karşısında, 1803 sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) bendinde yer alan itiraz konusu kuralın, bu Yasadan yararlanıp, müebbet ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerle, muvakkat özgürlüğü bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olup da, bu Yasadan yararlananlar arasında şartla salıverilme yönünden var olan eşitliği bozduğunda ve müebbet ağır hapis hükümlülerinin zararına eşitsizliğe yol açtığında kuşku kalmamaktadır.

Belirtilen nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 12. maddesine aykırı bulunmakta ve iptaline karar verilmesi gerekmektedir.

Ahmet Erdoğdu, Rüştü Aral, Ahmet Salih Cebi, Muammer Yazar, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Yekta Güngör Özden bu görüşe katılmamışlardır.

VI.

SONUÇ

15/5/1974 günlü, 1803 sayılı "Cumhuriyetin 50 nci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun"un 7. maddesinin itiraz konusu (A) bendinde yer alan hükmün sınırlama kararı uyarınca incelenen ve Af Yasasından yararlanarak müebbed ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin şartla salıverilmelerinde, dışarda geçirecekleri 1/3 süreyi, Af Yasası ile çevrilen ceza üzerinden hesaplanacağını öngören kuralın Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, Ahmet Erdoğdu, A. Rüştü Aral, Ahmet Salih Cebi, Muammer Yazar, Nihat O. Akçakayalıoğlu ve Yekta Güngör Özden'in karşıoylariyle ve oyçoğluğuyla,

13/3/1979 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

İtiraz yoluyla Anayasa Mahkemesi'ne getirilen işlemde dava koşullarından biri de "iptali istenen hükmün davada uygulanacak hüküm" niteliğinde olmasıdır.

Kanımızca bu olayda, sözü edilen koşulun varlığı düşünülemez.

Gerçekten, Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin, Yargıtay 1. Ceza Dairesince onanarak kesinleşen mahkûmiyet kararında, hükmedilen müebbet ağır hapis cezası 1803 sayılı Af Yasasının 1/D maddesi uygulanarak 24 yıl ağır hapis cezasına çevrildikten sonra, "meşruten tahliyede hesabın otuzaltı sene ağır hapis cezası üzerinden hesap olunacağı" da ayrıca hüküm altına alınmıştır. Hüküm fıkrasında yer alan bu kayıt, 1803 sayılı Yasanın 7/A maddesinin hükümlü hakkında uygulanması anlamına gelmektedir. Kesin hüküm niteliğini kazanmış bulunan karar yasal yoldan ortadan kaldırılmadıkça, hüküm fıkrasındaki söz konusu kaydı hükmü veren mahkemenin bile kaldırmasına ya da değiştirmesine olanak yoktur.

Kesin hükümden doğan bu hukuksal durum karşısında, hüküm fıkrasındaki kaydın 1803 sayılı Af Yasasının 7/A maddesi hükmüne uygun olup olmadığının Ceza Yargılamaları Usulü Yasasının 402. maddesi uyarınca, incelenmesine yasal bir olanak düşünülemez.

Böyle olunca da, 1803 sayılı Yasanın itiraz konusu 7/A maddesi hükmünün, Ceza Yargılama Usulü Yasasının 402. maddesi uyarınca görülen davada "uygulanacak hüküm" niteliğini taşıyamayacağı, kanımızca, yadsınılamayacak biçimde ortaya çıkmaktadır.

Bu durum karşısında, özün incelenmesine geçilmeksizin, mahkemenin başvurmasının yetkisizlik nedeniyle reddi gerekeceği düşüncesi ile Çoğunluk görüsüne karşıyız.

Başkan

Şevket Müftügil

Başkanvekili

Ahmet Boyacıoğlu

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Lütfi Ömerbaş

Üye

Ahmet Erdoğdu

Üye

Osman Tokcan

Üye

Rüştü Aral

Üye

Ahmet Salih Çebi

Üye

Muammer Yazar

Üye

Adil Esmer

Üye

Nihat

O. Akçakayalıoğlu

Üye

Nahit Saçlıoğlu

Üye

Necdet Darıcıoğlu

Üye

Yılmaz Aliefendioğlu

Üye

Yekta Güngör Özden

KARŞIOY

YAZISI

Cumhuriyetin

50. Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve cezaların Affı Hakkında 15/5/1974 günlü, 1803

sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) bendinde yer alan yaşam boyu ağır hapis

cezasına çarptırılmış olanlara ilişkin kuralla sınırlı olarak verilen karar

gereğince itirazın özü incelenmiştir. Özet olarak, koşullu salıvermelerde,

yaşamboyu ağır hapis cezasına çarptırılanlarla geçici özgürlüğü bağlayıcı ceza

giyenler arasında 1/3 süre bakımından eşitlik getirdiğinden söz edilerek 1803

sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) bendinin iptali istenmiştir. Söz konusu (A)

işaretli bendde, yaşamboyu ağır hapis cezası hükümlüleri ile geçici Özgürlüğü

bağlayıcı cezalara hükümlü olanlar arasında koşullu salıvermede, dışarıda

geçirecekleri 1/3 süre bakımından ayrım yapmıştır. Yasa koyucunun yaptığı bu

ayrım şöyledir :

A -

Ölüm cezaları 30 yıl, yaşamboyu ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin koşullu salıverilmelerinde, dışarıda geçirecekleri 1/3 süre, çevrilen bu cezaları üzerinden,

B -

Geçici özgürlüğü bağlayıcı cezalara çarptırılmış olanların koşullu salıverilmelerinde, dışarıda geçirecekleri 1/3 süre ise, af ile yapılacak indirimden önceki esas ceza miktarı üzerinden yapılır.

1803 sayılı Af Yasasının;

1 - l/C maddesiyle Özgürlüğü bağlayıcı cezalar'ın 12 yılı, bağışlanmış,

2 -

l/D maddesiyle, ölüm cezasına mahkûm olanların cezaları 30 yıl ağır hapse,

yaşamboyu ağır hapse çarptırılanların cezaları da 24 yıl ağır hapis cezasına

çevrilmiştir. Bu yasanın itiraz konusu 7. maddesinin (A) bendine göre,

yaşamboyu ağır hapse hüküm giyipte bu cezalar 24 yıla çevrilenlerin, koşullu

salıverilmelerinde dışarıda geçirecekleri 1/3 sürenin kaynağı Af Yasası ile

çevrilen cezadır. Daha açık bir deyimle, yaşamboyu ağır hapis cezasına hükümlü

olan kişi için bu süre, çevrilen 24 yıl ağır hapsin 1/3 üzerinden

hesaplanacaktır. Geçici özgürlüğü bağlayıcı ceza ile hüküm giyen kişinin

koşullu salıverilmesinde ise ölçü değişiktir. Yasa koyucu burada başka bir ilke

koymuştur. Bu tür hükümlülerin koşullu salıverilmelerinde, dışarıda geçirilecek

1/3 sürenin saptanmasında Ölçü, afla yapılan indirimden Önceki esas ceza

miktarıdır. Yasa koyucu, ölüm ve yaşamboyu ağır hapis cezalarına hüküm

giyenlerle, geçici özgürlüğü bağlayıcı cezaya çarptırılanlar arasında, koşullu

salıverilmede, dışarıda geçecek 1/3 sürenin hesabında ayrım yapmıştır. Bu

ayrım, suçla ceza arasındaki denge, cezanın ağırlık durumu, cezanın kişiselliği

ilkeleri gözönünde tutularak yasa koyucu tarafından bilerek ve istenerek

yapılmıştır.

Yüksek

Anayasa Mahkemesi, çoğunluk kararında T. C. K. 13. maddesine göre, koşullu

salıverilmelerde, yaşamboyu ağır hapis cezalarının 36 yıl üzerinden hesap

edileceğini, Af Yasasının l/C maddesi uyarınca bu cezanın 12 yılı bağışlandığı

için geriye kalan 24 yılın temel alınacağını, öteyandan yine Af Yasasasının l/D

maddesiyle, yaşamboyu ağır hapse hüküm giyenlerin cezaları da 24 yıla çevrilmiş

bulunduğunu ele almış ve böylece yaşamboyu ağır hapis, cezasına hüküm giyenler

ile geçici ağır hapis cezalarına çarptırılanların af sonucu, 24 yıla

getirilerek eşitlik sağlandığını kabul etmiştir. Bundan sonra itiraz konusu 7/A

maddesinin, şartla salıvermelerde dışarıda geçecek 1/3 sürenin hesabında

getirdiği ilkelerin eşitliği bozduğu ve bu nedenle Cezaların İnfazı Hakkında

647 sayılı Yasanın 19. maddesindeki hükümlülük süresinin koşullu salıverilmede

ceza türüne bakılmaksızın afla yapılan indirimden sonraki ceza üzerinden

yapılması gerekirken bu kuralın dışına çıkan ayrı bir düzenleme getirmiş olduğu

düşüncesine dayanmıştır. Çoğunluk yaşamboyu ağır hapis cezasına hüküm

giyenlerle, geçici ağır hapis cezasına hüküm giyenlerin şartla

salıverilmelerinde hesaplanacak süre bakımından itiraz konusu 7/A maddesi ile

36 yıl ağır hapis cezası 24 yıla indirilen hükümlü bu cezanın 12 yılını

çektikten sonra, yaşamboyu ağır hapis cezası 24 yıla çevrilen hükümlü ise 4 yıl

fazlasıyla bu cezanın 16 yılını çektikten sonra şartla salıverilmeden

yararlanacağını, bu uygulamanın yaşamboyu ağır hapis cezaları 24 yıla

çevrilenler aleyhinde olduğunu, bu durumun da Anayasanın 12. maddesindeki

eşitlik ilkesini bozduğunu kabul ederek itiraz konusu 7/A maddesinin iptaline

karar vermiştir.

Anayasanın

12. maddesine göre herkes yasa önünde eşittir. Bu ilke nedeniyle hiçbir kişiye,

aileye, zümreye veya sınıfa ayrıcalık tanınamaz. Anayasanın bu konuda güttüğü

amaç, özdeş koşullar içinde olan, özdeş nitelikte bulunan durumların yasalarca

eşit işleme bağlı tutulmasını sağlamaktır. Yoksa kimi yurttaşlar için haklı

nedenlere dayanarak ortaya çıkan ayrım, ya da kimi yurttaşların durumlarındaki

ayrımın geliştirdiği zorunluklar dolayısiyle ayrı ayrı kurallar konması ve

uygulanması durumunda eşitlik ilkesinin zedelendiğinden söz edilemez. Söz

gelimi Yüksek öğrenim görmüş bir Devlet görevlisinin aylık ve ödeneğinin

Ortaokulu bitirmiş bir görevliye oranla yüksek tutulmasında eşitlik ilkesinin

zedelendiği ileri sürülemez. Bunun gibi, yaşamboyu ağır hapis cezasına hükümlü

bir kişinin işlediği suç ve kendine verilen ceza ile geçici ağır hapis cezasına

çarptırılan kişinin işlediği suç ve uygulanan ceza arasında ayrım vardır. Bu

iki tür suçlulara uygulanacak işlemlerde eşitlik olamaz. Yaşamboyu ağır hapis

hükümlüsüne, af yasası dolayısiyle koşullu salıvermede ceza evinde kalma süresi

elbette ötekinden çok olacaktır. Bu nedenlerle;

a) Bu durumdaki hükümlülere, cezalan 24 yıl ağır hapse indirilerek aftan yararlandıkları halde, bu kararla ve ikinci kez bağışlama olanağı sağlandığından,

b) Yaşamboyu ağır hapis cezasına çarptırılanların işledikleri suça ve cezaya göre koşullu salıverilmelerinde, öteki geçici ağır hapis cezasına hüküm giyenlere oranla daha az yararlanmaları gerektiğinden ve bu iki tür hükümlüler arasında özdeş bir uygulama söz konusu olamıyacağından,

c) Yaşamboyu ağır hapis cezasına çarptırılan hükümlü ile geçici ağır hapis cezasına hükümlü olanlar arasında koşullu salıvermede 1/3 sürenin tutarında kararda Öngörüldüğü gibi özdeş ölçülere başvurma durumunda, yasa önünde eşitlik ilkesinin bozulacağından,

d) Yasa Önünde eşitlik ilkesinin, yaşamboyu ağır hapise çarptırılıpta koşulla salıvermede bu durumda olanlar arasında ancak düşünülmesi gerektiği halde yukarıda açıklandığı biçimde niteliği, koşulları ayrı olan kişiler arasında eşitlik aranarak karar verildiğinden,

e) Koşullu salıvermede, af dolayısiyle cezaların indirilmesinde ya da daha az cezaya çevrilmesinde ceza türüne göre ayrı düzenleme getirilmesi yasama gücünün yetkisine giren bir konu olduğu halde bunun, hiç ilgisi olmayan eşitlik ilkesi ile bağdaşmadığı ileri sürülerek karar verildiğinden,

İtiraz konusu 7/A maddesinin, yaşamboyu ağır hapis cezasına çarptırılan kişilerin, koşullu salıverilmelerinde, dışarıda geçirecekleri 1/3 süreyi, Af Yasası ile çevrilen ceza üzerinden hesaplanacağını öngören kuralın, Anayasaya aykırı olduğundan iptaline ilişkin çoğunluk kararına karşıyım.

Üye

Muhittin Gürün

Üye

Osman Tokcan

Üye

Rüştü Aral

Üye

Hüseyin Karamüstantikoğlu

Üye

Kenan Terzioğlu

Üye

Bülent Olçay

KARŞIOY

YAZISI

1803 sayılı Af Kanunu 7/A maddesiyle, müebbet ağır hapis cezalarını 24 yıl ağır hapse çevirmiş ve bu cezaya çarptırılanların şartla salıverilmelerinde de, dışarda geçirilecek sürenin, 24 yıllık cezanın üçte biri olarak saptamıştır. Yasa koyucu müebbet ağır hapis cezasına hüküm giyenlerin şartla salıverilmelerinde dışarda geçirilecek 8 yıllık süreyi, suçun ağırlığı ile birlikte cezanın eğitici etkisinin yerine gelmesi için ancak yeterli görmüştür. Gerçekten ceza çektirilmesinin çeşitli amaçlarından biri de, cezayı çektirmekle suçlunun eğitilmesini, ıslahı, topluma uyarlı ve yararlı hale getirilmesidir. Belli bir sürede hükümlünün eğitim ve cezanın eğitici etkisi altında kalması gerekir.

Cezanın ağırlığı ve eğitici etkisi gibi nedenler haklı nedenlerdir. Eşitlik ilkesine bu yönden aykırılık yoktur.

Çoğunluk kararına esas yönünden de katılmıyorum.

Üye

Ahmet Erdoğdu

KARŞIOY

YAZISI

Anayasa'nın öngördüğü anayasal denetim amacı, yasaların Anayasa'ya diğer bir anlatımla Anayasa'nın dayandığı ilkelere aykırı olup olmadığıdır. Yoksa yasanın gerekli olup olmadığını, haklı nedenlere dayanıp dayanmadığını araştırmak değildir. Bu itibarla çoğunluk kararında yer verilen bir kısım görüşlerin haklı kabul edilmeleri mümkün olsa bile bu hal dava konusu yasa hükmünün iptalini gerektirmez. Gereklilik ve haklılık öğelerinin takdiri yasama organına aittir.

Öte yandan, çoğunluğun dayandığı Anayasa'nın 12. maddesi aynen şöyledir: "herkes, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin, kanun önünde eşittir.

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz."

İptali

istenen 1803 sayılı Yasanın 7. maddesinin (A) işaretli bendinin bu öğelere

dolaylı yada dolaysız olarak ters düşen bir yönü yoktur. (A) bendinde yer alan

ayrılık, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep

farklılığından ya da zümre veya sınıf imtiyazından kaynaklanmamakda, aksine bu

yönden aralarında ayrılık olanlara da farksız uygulanmaktadır. Şartla salıverme

hükümlerinin uygulanmasındaki farklılık da mahkûm oldukları cezaların

türlerinin ve sürelerinin farklılığından kaynaklanmaktadır. Nitekim aynı

yasanın 1. maddesinde de bu farklılığa yer verilmiş, 12 yıldan az hürriyeti

bağlayıcı cezaların tümü affedilmişken ölüm cezaları 30 yıla, müebbet ağır

hapis cezaları 24 yıla çevrilmiştir. Ceza Yasamızın sistemi içinde hapis

cezaları arasında temelde bir ayrılık olmaması bunların aynı nitelikte

sayılmalarını gerektirmez. Ceza Süreleri, ceza sürelerini etkileyen nedenler

yani cezaları azaltan veya çoğaltan sebepler, mütemmim ve fer'i cezaların

uygulanması zaman aşımı süreleri bakımından aralarında farklar vardır. Nitekim

647 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girmesi tarihine kadar infaz yönünden de ayrı

hükümlere tâbi idiler. 647 sayılı Yasanın infaz bakımından olan farklılığı

kaldırması, bu cezaların özdeş sayılmalarını gerektirmez. Kaldı ki 647 sayılı

Kanunun öngördüğü özdeşlik Anayasa denetimini etkileyen bir öğe değildir.

Öte

yandan bir eylemi suç saymak veya daha evvel suç sayılan bir eylemi suç

olmaktan çıkarmak, cezanın bir kesimini veya tamamını affetmek, şartla

salıverme koşullarını ve infaz biçimlerini saptamak, af indiriminde cezaların

türlerini ve sürelerini nazara alarak farklı indirim yapmak bakımından Anayasa

bir sınır çizmemiştir. Bu itibarla Af Yasasının 1. maddesi ile 30 seneye

çevrilen ölüm cezaları ile 24 seneye çevrilen müebbet ağır hapis cezalarının

şartla salıverme süresinin hesaplanmalarında, çevrilen ceza süresinin esas

alınmasının Anayasaya ters düşen bir yönü yoktur. Ölüm cezası ile müebbet ağır

hapis cezasına hükümlü olanların af indirimi sırasında en üst derecede

yararlandırılmış olmaları da şartla salıverme sırasında da en üst düzeyde

yararlandırılmalarını zorunlu kılmaz. Aslında ölüm ve müebbet ağır hapis

cezalarının verilmesini gerektiren eylemlerle muvakkat hapis cezalarının

verilmesini gerektiren eylemler, meydana getirdikleri zarar, işleniş biçimleri,

işleyenin ve mağdurun sıfatları bakımından birbirinden çok farklıdırlar ve

birinciler ikincilere oranla çok daha vahim ve sakıncalı" eylemlerdir. Bu

nedenle muvakkat ağır hapis cezasına mahkum olmuş bir kimsenin şartla salıverme

süresinin hesabında mahkum olduğu esas cezasının tümünün hesaba katılmasına

karşın idam ve müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olan kimselerin şartla

salıverme sürelerinin hesabında, mahkûmun aleyhine olarak, çevrilen ceza

süresinin esas alınmasında Anayasaya aykırı bir yön yoktur.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Yukarıda açıklanan nedenlerle dava konusu hükmün iptaline ilişkin Çoğunluk kararına karşıyız.

Üye

Rüştü Aral

KARŞIOY

YAZISI

15/5/1974 tarihli, 1803 sayılı Af Yasasının l/C maddesile "müstakilleri (12) yıldan fazla hürriyeti bağlayıcı bir cezaya ...... mahkûm edilenlerin hürriyeti bağlayıcı cezalarının (12) yılı ve para cezalarının tamamı" affedilmiştir. (Bu genel kuralın ayrıcaları da vardır. Ancak onların konumuzla ilgisi yoktur.) Aynı maddenin D bendile de "ölüm cezasına mahkûm edilenlerin bu cezaları 30 yıl ağır hapse, müebbet ağır hapse mahkûm edilenlerin cezaları da 24 yıl ağır hapse çevrilmiştir."

Sözü geçen yasanın 7/A maddesi de "Bu Kanundan yararlanıp, ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve müebbet ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin şartlı salıverilmelerinde, dışarıda geçirecekleri 1/3 süre, çevrilen bu cezaları üzerinden, muvakkat hürriyeti bağlayıcı cezalara mahkûm edilmiş olup da, bu kanundan yararlananların şartla salıverilmelerinde ise, dışarıda geçirecekleri 1/3 süre, af ile yapılacak indirimden önceki esas ceza miktarı üzerinden" hesabedileceği kuralını getirmiştir.

Çoğunlukla verilen iptal kararının dayandığı gerekçe kısaca şudur: (Geçici hürriyeti bağlayıcı cezaların en ağırı 36 yıl ağır hapistir. Bunun 12 yılı Af Yasasının l/C maddesine göre indirilince geriye 24 yıl kalır. Müebbet ağır hapisde aynı yasanın l/D maddesile 24 yıla indirilmiştir. Bu durumda en ağır geçici ceza olan 36 yıllık muvakkat ağır hapisle müebbet ağır hapis af sonucu 24 yıla indirilmek suretile birbirine eşit kılınmışlardır. Şartla salıverilme süresinin saptanmasında Af Yasasının 7/A maddesi bu eşitliği bozmuştur. O halde bu 7/A maddesi İptal edilmelidir.) çoğunluk bu anlamdaki gerekçeye dayanarak Af Yasasının 7 nci maddesinin ilgili bölümünü iptal etmiştir.

Ancak,

bir yasa tümüyle gözönüne alınmak gerekir. Yasanın bir maddesile müebbet ağır

hapis 24 yıla indirilmiş ama müebbet ağır hapsi gerektiren suçla geçici

cezaları icabeden suçların ağırlıklarının bir olmadığı düşünülerek müebbet ağır

hapis hükümlülerinin ceza evinde geçirecekleri süre uzatılmıştır. Her iki hüküm

aynı yasada yer aldığına göre cezaların Önce eşit kılındığından, sonrada bu

eşitliğin bozulduğundan söz edilemez. Yasa koyucu 7/A maddesini yasalaştırmakla

ceza hukukunun ana ilkelerinden ikisini; suçla cezanın denkliği ve cezanın

kişisel oluşu ilkelerini gerçekleştirmiştir. Bu tutum Anayasaya aykırılık

değildir. Eğer kanun, hükmedilmiş bulunan müebbet ağır hapsi, afla, geçici ağır

hapse çevirmeyip bu nevi cezayı tüm yasalardan çıkarmış olsaydı o takdirde

çoğunluğun düşündüğü doğru olabilirdi. Ama ortada böyle bir yasal düzenleme

yoktur.

Karar, suçla ceza ilişkisindeki denge ilkesini bozduğu gibi, Anayasaya aykırı olmayan bir yasa hükmünü iptal etmenin doğurduğu sonuç bakımından da af niteliğini taşımakla Anayasanın 64 üncü maddesine aykırı olmuştur. Bu nedenle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye

Ahmet Salih Çebi

Üye

Nihat

O. Akçakayalıoğlu

KARŞIOY

GEREKÇEM

Karşıoy veren öbür üyelerin gerekçelerine katılıyorum. Ayrıca, çoğunluk oyuyla alınan iptal kararına katılmadığımı aşağıdaki gerekçeyle açıklıyorum :

1803 Sayılı Af Yasası'nın l/C maddesiyle hürriyeti bağlayıcı cezalardan 12 yıl bağışlanmış, böylece geçici ağır hapis cezası olarak hükmedilen 36 yıl, 24 yıla inmiştir. Anılan Yasanın l/D maddesi gereğince de ölüm cezasına mahkûm edilenlerin bu cezaları 30 yıl ağır hapse, müebbet (yaşamboyu) ağır hapse mahkûm edilenlerin cezaları da 24 yıl ağır hapse çevrilmiştir. Yasa koyucu, yetkisini olumlu biçimde kullanarak bağışlamasını yasalaştırmıştır.

İtiraz davası konusu yapılan 7/A maddesiyle de; ölüm cezaları 30 yıl ağır hapse ve yaşamboyu ağır hapis cezaları 24 yıl ağır hapse çevrilenlerin koşulla salıverilmelerinde dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin çevrilen "son" cezaları üzerinden, geçici hürriyeti bağlayıcı cezalara çarptırılmış olup da af yasasından yararlananların koşulla salıverilmelerinde dışarda geçirecekleri 1/3 sürenin ise afla yapılan indirimden önceki "ilk" cezaları üzerinden indirileceği ilkesi getirilmiştir. Dizin durumunda şöyle belirtilebilir :

Üye

Muammer Yazar

Böylece,

koşullu salıverme uygulamasında, cezası başlangıçta daha ağır olanların aftan

sonraki cezalarından daha az indirim yapılmasına karşın, başlangıçta cezası

daha az olanların aftan sonraki cezalarından daha çok indirim yapılacaktır.

Ağır suç - ağır ceza için daha az indirim, ağırlığı daha az suç - daha az ceza

için daha çok indirim yöntemi izlenerek adaletli davranıldığı somut biçimde

görülmektedir. Yasanın öngördüğü bağışlama ve koşullu salıvermede indirme

düzeni, kamu vicdanını doyurucu işlerliktedir. Başlangıçları, nedenleri,

cezaları ayrı olunca yararlanma durumlarının da ayrı olması olağan, üstelik

doğaldır. Ölüm ve yaşamboyu ağır hapis cezalarına çarptırılanlarla, 36 yıl ağır

hapis cezasına çarptırılanların bir tutulmamasının anlaşılmayan yönü yoktur.

İtiraz

ve dava, bağışlamadan sonra gelinen 24 yılı temel almıştır. Yanılgı hurdadır.

Bağışlamayla gelinen 24 yıllar eşit olunca ikisi için koşulla salıvermede ayrı

ölçüler alınmasının eşitliği bozduğu savında bulunulmaktadır. Yasa koyucu,

bağışlamayla getirdiği düzeyi gözetmiş, iki ayrı suç arasında sonuç yönünden

ayrılık olmadığını, yaşamboyu ağır hapis cezasını çekmekte olanla 36 yıl ağır

hapis cezasını çekmekte olanların afla 24 yılda birleştiğini saptamış, böylece

doğan eşitsizliği kaldırmak için ikisinin yararlanacağı indirime ölçü

getirmiştir. Bunu düşünmemiş, amaçlamamış olsaydı yasaya bu ölçüyü koymazdı.

Cezayı indirmekle bir bağışlama, 1/3 sürenin gözetilmesinde ikinci kez

bağışlama yasanın amacına da aykırı düşer Bir cezalı, bir yasadan ikinci kez

yararlanma beklememelidir. Af yasaları, adaleti olumsuz yönde etkileyen, kamu

vicdanında yeni yaralar açan, çoğu kez siyasal Ödünler niteliğinde, gereksiz,

yararsız ya da zamanı iyi seçilmemiş düzenlemelerdir, itiraz davası olumlu

karşılanıp iptal kararı verilmekle geçici ağır hapis cezasına çarptırılanlar

aleyhine durum doğmuştur. Kararla eşitsizlik yaratılmıştır. Üstelik, yalnızca

36 yıl ağır hapis cezası alanlar aleyhine değil, tüm geçici hürriyeti bağlayıcı

cezalar alanlar aleyhine bu sonuç yaratılmıştır. Mahkememizin buna yetkisi

olmamak gerekir. Denetim konusu madde biçimsel yönden aykırılık taşımamaktadır.

Öz yönünden de bir uygunsuzluk, aykırılık bulunmamaktadır.

Benzer durumda ayrı indirim uygulansa eşitsizlik ve tutarsızlık olurdu. Oysa, benzemeyen cezalar için ayrı uygulama vardır. Bunun temel - üst kurallara ters düşen yanı yoktur. Yasakoyucu ayırım yapmak gereğini duymasa, bu zorunluluk ortaya çıkmasa idi, özel olarak belirtmezdi. Kötüye kullanılmış yetki, yalnış açıklanmış bir takdir yoktur. Eşitsizliği gidermek için yaşamboyu ağır hapiste az, geçici özgürlüğü bağlayıcı (Örneğin 36 yıl ağır hapiste) cezada, çok indirim yapılarak denge sağlanmıştır.

İlgililerin

dileği, yükümlülerin yakınması, yanlış uygulamalar, çelişkili kararlar,

cezaevlerinin durumu gözetilemez. Devlet yükümlülüklerini yerine getirmelidir.

Kaldıki, cezaevlerindeki olayların kökeninin dışarda olduğu, fanatik kişi ya da

grupların ideolojik nedenlerle kargaşa çıkardıkları güçlü olasılıktır. Yönetim

ve olanak durumundaki yetersizlikler bahane yapılmaktadır. Afla adalet çatışır

duruma gelmiştir. Şimdi, yeni bir af gibi iptal kararı alınmıştır. Yasama

organının yerine geçilip karar verme, uygunluk denetimi yaparken yargı yönetimi

kurar gibi bir tutum içine girme görünümü verecek nitelikteki kararlardan

özenle kaçınmak gerekir. Anayasamızın 2 ve 12. maddeleriyle ceza hukukunun

temel ilkelerini, Mahkememizin önceki kararlarını, yasama erkinin yetki alanını

ve Mahkememizin görev - yetkilerini gözeterek çoğunluk kararına katılmıyorum.

İlk · Ceza Afla · kalan ceza Dışarda · geçirilecek 1/3 sürenin temel alacağı ceza Ölüm · cezası 30 · yıl ağır hapis 30 · yıl ağır hapis Yaşamboyu · ağır hapis 24 · yıl ağır hapis 24 · yıl ağır hapis Geçici · Hür. Bağ. C. (36 · yıl ağır hapis) 24 · yıl ağır hapis 36 · yıl ağır hapis Üye Yekta Güngör Özden

Anayasa Mahkemesi, E. 1978/67, K. 1979/14, 13 Mart 1979 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz
  4. Yoluna Başvuran
  5. İtirazın
  6. Konusu
  7. I
  8. Olay
  9. Metinler
  10. İlk İnceleme
  11. V-
  12. Özün İncelenmesi
  13. Sonuç
  14. Karşıoy
  15. Yazısı
  16. O. Akçakayalıoğlu
  17. Karşıoy
  18. Yazısı
  19. A -
  20. B -
  21. Karşıoy
  22. Yazısı
  23. Karşıoy
  24. Yazısı
  25. Karşıoy
  26. Yazısı
  27. O. Akçakayalıoğlu
  28. Karşıoy
  29. Gerekçem
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1978/67
Karar No
1979/14
Tarih
13 Mart 1979

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1979/4 K.1979/16
  • AYM Norm Denetimi E.1979/6 K.1979/15
  • AYM Norm Denetimi E.1979/7 K.1979/18
  • AYM Norm Denetimi E.1978/68 K.1979/19
  • AYM Norm Denetimi E.1979/11 K.1979/17
  • AYM Norm Denetimi E.1979/10 K.1979/20

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.