İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1987/11 K.1988/2

Halkçı Parti) Grubu adına Grup Başkanı Erdal İnönü.

Esas1987/11Karar1988/2Tarih21 Ocak 1988Okuma34 dk · 6.880 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
21 Ocak 1988
Esas Sayısı
1987/11
Karar Sayısı
1988/2
Karar Günü
21.1.1988
R.G. Tarih-Sayı
29.03.1988-19769
İptal davasını açan
TBMM Anamuhalefet Partisi (Sosyal-demokrat
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.880 kelime·34 dk okuma·37 bölüm

Halkçı Parti) Grubu adına Grup Başkanı Erdal İnönü.

İPTAL DAVASININ KONUSU

23.5.1987 günlü, 3332 Sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 2., 3., 4., 5., 6. ve 10. maddelerinin, Anayasa'nın 2., 6., 7., 10., 13., 35., 36., 125., 128., 160. ve 165. maddelerine aykırılığı sebebiyle iptali istemidir.

II- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca Orhan Onar, Mahmut C. Cuhruk, Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan, Mehmet Çınarlı, Selâhattin Metin, Servet Tuzun, Mustafa Şahin, Adnan Kükner ve Vural Fuat Savaş'ın katılmalarıyla 18.6.1987 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında; 3332 sayılı yasanın iptali istenen 5. maddesiyle ilgili olarak, bu maddenin tümünü kapsayan iptal gerekçelerine dava dilekçesinde yer verilip verilmediği üzerinde durulmuştur.

11sayfadan oluşan dava dilekçesinde 3332 sayılı yasanın 5. maddesinin Anayasaya aykırılığına ilişkin açıklamalar, bu dilekçenin 6-9. sayfalarında (Yasanın "Sermayeye iştirak" başlıklı 5. maddesinde) başlığını taşıyan 4. Bölümde yer almaktadır.

Davacı 5. maddenin bütünüyle ilgili iptal gerekçelerini sözkonusu Bölümün 6 - 8. sayfalarında genel olarak açıkladıktan sonra 8. sayfasında bu maddenin (a) bendi; 9, sayfada ise aynı maddenin (c) bendi için özel nitelikteki ek gerekçelere ayrıca yer vermiş bulunmaktadır.

Bu durumda, dava konusu 5. maddenin (a) ve (c] bentleri dışındaki onüç bendi için gerekçe gösterilmediği düşünülemez.

Böylece yapılan ilk inceleme sonunda dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine Orhan Onar, Selâhattin Metin ve Vural Fuat Savaş'ın "İptali istenilen 5. maddenin (a) ve (c) bentleri dışında kalan onüç bendi için gerekçe gösterilmemiş olması eksiklik oluşturduğu cihetle, söz konusu eksikliğin giderilmesi gerektiği" yolundaki karşıoylarıyla ve oyçokluğu ile karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa, Anayasanın ilgili hükümleri, iktidar Partisi TBMM Grubu tarafından gönderilen yazılı görüş ve konu ile ilgili diğer yasama metinleri incelendikten ve Maliye ve Gümrük Bakanı'nın 19 Ocak 1988 tarihinde yaptığı sözlü açıklama dinlendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü :

A. Genel Açıklama

Bazı maddelerin yukarıda özetlenen itiraz gerekçelerine dayalı

olarak iptali istenilen ve amacı "sermayenin tabana yaygınlaştırılması,

sermaye piyasasının geliştirilmesi, ihracatı teşvik ve anonim şirketlerin

sermaye yapılarının güçlendirilmesi" (Madde .1) olarak belirlenen

25.3.1987 günlü, 3332 sayılı yasa birbiriyle doğrudan ilişkisi olmayan üç

bölümden oluşmakta, "İhracatın Teşviki" başlıklı Birinci Bölümde

Devlet Yatırım Bankası'nın "mal ve hizmetlerinin ithalat ve ihracatı ile

yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin, dış yatırımların ve yurt içi yatırım malı

imalat ve satışının kredilendirilmesi, finansmanı, desteklenmesi ve garanti

edilmesi konularında özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket halinde

faaliyet göstermek üzere" yeniden düzenlenmesi için Bakanlar Kurulu'na

yetki verilmekte (Madde 2) ve bu bankanın kaynakları (Madde 3) ile tâbi

olmayacağı yasalar (Madde 4) gösterilmektedir.

"Sermaye Şirketlerinin Sermaye Yapılarının

Güçlendirilmesi" başlıklı İkinci Bölüm esas itibariyle, finansman güçlüğü

içinde bulunan anonim şirketlerden alacaklı olan bankaların, bu alacaklarını

kısmen veya tamamen borçlu şirket sermayesine dönüştürmek suretiyle sözkonusu

şirketlerin malî yapılarını güçlendirmek ve faaliyetlerini sürdürmelerine imkân

vermek için gerekli düzenlemeleri belirlemektedir (Madde 5). Alacaklı bankaları

bu düzenlemeye uygun şekilde davranmaya teşvik için bazıvergi ve prim

borçlarının ertelenmesi ile bazı vergi istisnaları öngörülmüştür (Madde 6 ve

8). Bankaların aslî görevleri olan bankacılık hizmetini aksatmamaları amacıyla

borçlu şirketlerden devralınan hisselerin, "iştirak edilen sermaye

şirketinin % 15'iaşması halinde" 1992 yılından itibaren 7 yıl içinde ilgili

banka ile "sermaye ve yönetim ilişkisi olmayan" üçüncü kişilere

satılması ile ilgili yasal esaslar da bu bölümde belirlenmiştir (Madde 7). Bu

bölümde ayrıca, Konut Edindirme Yardımı Hesaplarından evi olanlara veya ailede

birden fazla kişinin yardım alması halinde, talepleri üzerine; gelir ortaklığı

senetleri, devlet için borçlanma senetleri veya hisse senetleri

verilebileceğini âmir bir madde (Madde 9) ile Modern Teknolojiyi Teşvik

başlıklı bir başkamadde (Madde 10) yer almaktadır.

"Sermaye Piyasasının Geliştirilmesiyle İlgili Diğer Kanunlarda Yapılan Değişiklikler" başlıklı Üçüncü Bölüm'de Kurumlar Vergisi Kanunu'nun bazı maddelerinde yapılan değişiklikler ve eklenen geçici maddeler (Madde 11, 12, 13, 14 ve 15) ile Vergi Usul Kanunu'nda (Madde 16) ve Bankalar Kanunu'nda (Madde 17 ve 18) yapılan değişiklikler yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca uygulama usul ve esasları ile (Madde 19), uygulanmayacak kanun hükümleri (Madde 20) ve Yürürlük (Madde 21) ileYürütme (Madde 22) ilkeleri belirlenmiştir.

Dava dilekçesinde Anayasaya aykırı olduğu öne sürülen ve iptali istenen maddelerden üçü (2., 3. ve 4. maddeler) Devlet Yatırım Bankası'nın yeniden düzenlenmesi ile ilgili Birinci Bölüm'de; üçü de (5., 6. ve 10. maddeler) Sermaye Şirketlerinin Sermaye Yapılarının Güçlendirilmesine ait İkinci Bölüm'de yer almaktadır.

Yukarıda da belirtildiği üzere Yasanın üç bölümü arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Bu nedenle dava konusu maddelerin Anayasaya aykırılık iddialarını Bölüm ve madde sırasına göre ele alıp incelemek yerinde olacaktır.

B. Dava Konusu Maddelerin Anayasaya Aykırılığı Sorunu

Dava dilekçesinde, 2. maddenin dört fıkrasının da Anayasaya aykırı olduğu iddia edilmiştir. Birinci ve ikinci fıkraların Anayasaya aykırılığı yukarıda belirtildiği üzere Bakanlar Kurulu'na Devlet Yatırım Bankası'nın yeniden düzenlenmesi için verilen yetkilerin, yasama yetkisinin devri mahiyetinde olduğu ve bu nedenle Anayasanın :

"Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük MilletMeclisinindir. Bu yetki devredilemez."

kuralını içeren 7. maddesi ile,

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması hiçbir surette, hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz."

diyen 6. maddesine aykırı bulunduğu iddia edilmiştir.

Anayasanın Başlangıç'ında, "Millet iradesinin mutlak

üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu

millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada

gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni

dışına çıkamayacağı" belirtilmiş ve yukarıdaaynen alınan 6. maddesinde de

Türk Milletinin egemenliğini, "Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili

organları eliyle" kullanacağı vurgulanmıştır. Kuvvetler ayrımı ilkesini

benimseyen Anayasaya göre Türk Milleti, egemenliğini yasama, yürütme ve yargı

organları eliyle kullanır. Yine Anayasanın Başlangıç'ında, "Kuvvetler

ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,

belli devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir

işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda

bulunduğu" ilkesi benimsenmiştir.

Egemenliğin Türk Milletine ait olduğunu ve bu egemenliğin "Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organlar eliyle" kullanılacağını belirleyen Anayasanın "İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği" başlıklı 123. maddesinin üçüncü fıkrası : "Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur." demektedir.

Anayasanın bu açık düzenlemeleri ışığında, dava konusu 2. maddenin

birinci ve ikinci fıkraları incelendiği zaman, yasama yetkisini Türk Milleti

adına kullanmakla yetkili Türkiye Büyük Millet Meclisi'-nin, Devlet Yatırım Bankası'nı,

kanunda sayılan belli hizmetleri görmek için "özel hukuk hükümlerine tâbi

bir anonim şirket şeklinde faaliyet göstermeküzere yeniden düzenlemek" ile

Bakanlar Kurulu'nu görevlendirdiği ve bu görevi yerine getirebilmesi için de

gerekli esasların tesbitini, "bankanın unvanı, maksat ve iştigal konuları,

sermaye yapısı, idare ve temsil, organlarının teşkili, atama ve seçilme

usulleri, görev ve yetkileri, denetlenmesi ve tasfiyesi ile ilgili"

hususlarda karar alma görev ve yetkisini de Bakanlar Kurulu'na verdiği görülür.

Bu düzenlemede, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin yasama yetkisini kullanarak bir kanun çıkardığı ve bu kanunla, yürütme yetki ve görevini kullanan Bakanlar Kurulu'na sınırları belli bir alan içinde takdir yetkisine dayanarak Anayasa ve yasalara aykırı olmayan bir düzenleme görevi verdiği açıkça ortadadır. Dava dilekçesinde öne sürülen ve personel rejimi ile denetleme konularında bu düzenlemenin Anayasaya aykırı olduğu yolundaki iddialar aşağıda ayrıca inceleneceği gibi; dava konusu fıkralarla getirilen düzenlemenin genel yapısı itibariyle Anayasanın 6. ve 7. maddelerine aykırı bir yönü olmadığı açıktır.

Dava dilekçesinde sözkonusu ikinci fıkraya yukarıda incelenen hususlar dışında iki ayrı konuda da Anayasaya aykırılık iddiası öne sürülmüştür. Bu iddialardan birincisi bu fıkrada Bakanlar Kurulu'na bankanın "... denetlenmesi .... ile ilgili hususları" düzenleme yetkisi verilmesiyle ilgilidir. Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetkinin Anayasanın 165. ve 160. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Anayasanın 165. maddesi "Kamu İktisadi Teşebbüslerinin Denetimi" başlığını taşımakta ve aynen şöyle demektedir :

"Sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi esasları kanunla düzenlenir."

Dava konusu fıkrada sözü edilen ve esaslarının Bakanlar Kurulu

tarafından belirlenmesi istenen denetim, bankanın "iç denetimi" olup,

Anayasanın 165. maddesinde yer alan ve Türkiye Büyük Millet Meclisince

yapılması öngörülen denetimle bir ilgisi yoktur. Bu nedenle de yasayla

düzenlenmesi gerekmez. Nitekim Bakanlar Kurulu, bufıkranın verdiği yetkiye

dayanarak 17.6.1987 tarihinde belirlediği "Esasların 22. maddesinde

"Denetim Kurulu"nun oluşum şeklini, 23. maddesinde "Denetim

Kurulunun Görev ve Yetkileri"ni belirlemiş ve 27. maddesinde de "Özel

Denetim"e yer vermiştir. Bu düzenlemeden de açıkça görüleceği üzere dava

konusu fıkrada yer alan "denetim" sözcüğü, Bankalar Kanunu'na göre

her bankanın sahip olması gereken "iç denetim" anlamındadır.

Anayasanın 165. maddesi gereği Türkiye Büyük Millet Meclisince yapılması gereken denetim ise, 2.4.1987 günlü, 3346 sayılı "Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun"da yer almıştır.

Bu nedenle dava konusu ikinci fıkranın adı geçen Bankanın denetim esaslarının Bakanlar Kurulu tarafından belirlenmesini öngören düzenlemesinde Anayasaya aykırı bir yön yoktur.

Dava dilekçesinde aynı düzenlemenin Anayasanın 160. maddesine de aykırı olduğu iddia edilmiştir. "Sayıştay" başlığını taşıyan 160. maddede Sayıştay'ın görevi şöyle belirlenmiştir :

"Sayıştay, genel ve katma bütçeli dairelerin bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek ve sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak ve kanunlarla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmakla görevlidir..."

Madde metninden açıkça belli olduğu gibi, Devlet Yatırım Bankası'nın yeniden organize edilmesiyle oluşacak yeni bankanın denetimi, Sayıştay'ın görevi dışındadır. Bu nedenle ileri sürülen aykırılık iddiasının, 160. maddeyle bir ilgisi olmadığı için reddi gerekir.

Dava dilekçesinde ikinci fıkra ile ilgili olarak öne sürülen bir başka Anayasaya aykırılık iddiası bankada görev yapacak kamu görevlileri ile ilgilidir. Yukarıda belirtilen bu iddiaya göre, Bakanlar Kurulu kendine verilen düzenleme yetkisi ile "bu bankada görev yapacak kamu görevlilerine ilişkin tüm hususları düzenleyecektir." Böyle bir düzenleme ise Anayasanın 128. maddesine aykırıdır.

Anayasanın "Kamu Hizmeti Görevlileriyle İlgili Hükümler"e ait bölümünde yer alan ve "Genel İlkeler" başlığını taşıyan 128. maddesi üç fıkradan oluşmakta olup dava konusu ile ilgili ilk iki fıkrası aynen şöyledir :

"Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir."

İddianın yerinde olup olmadığına karar verebilmek için sözkonusu

banka personelinin niteliğini belirlemek gerekir. Bilindiği gibi kamu bankaları

tıpkı bankacılık sektöründe faaliyet gösteren özel sektör bankaları gibi kredi

ve mevduat işlemlerine dönük faaliyette bulunmakta ve özel sektör bankaları ile

yoğun bir rekabet içinde çalışmaktadır. Adı geçen sektörde özel işletmecilik

esasları hakimdir. Bu nedenle banka personelinin hizmetini "genel idare

esaslarına göre" yürütülen "kamu hizmetleri "nden saymağa imkân

yoktur. Dolayısıyla adı geçen banka personelinin nitelikleri, atanmaları, görev

ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük

işlerinin Bakanlar Kurulu kararı ile belirlenecek ilkeler çerçevesinde

düzenlenmesinde Anayasanın 128. maddesine herhangi bir aykırılık yoktur.

Dava dilekçesinde sözkonusu kanunun 2. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarının Anayasanın "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı;

"Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." hükmünü içeren 2. maddesine ve yasama yetkisinin devredilemeyeceğine âmir 7. maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Sözkonusu fıkralarda öngörülen ve Bakanlar Kurulunca hazırlanacak

banka esas mukavelesinin, Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirketlerin kuruluşuna

ilişkin hükümlerine tâbi olmadan Ticaret Sicili'-ne tescil ve ilanı bankanın

sahip olduğu kamu tüzelkişiliğinin doğal bir gereği olduğu gibi bu tür

işlemlerin çabuklaştırılmasında kamu yararı vardır. Yine bankanın tüzelkişiliğe

sahip olması, banka faaliyetlerinin herşeyden önce Bakanlar Kurulunca

belirlenecek esaslar çerçevesinde yürütülmesini ve bu nedenle de sadece

Bakanlar Kurulunca düzenlenmeyen hususlarda Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin

uygulanmasını gerektirir. Bu itibarla dava konusu 2. maddenin üçüncü ve

dördüncü fıkralarında Anayasanın 2. ve 7.maddelerine herhangibir aykırılık söz

konusu değildir.

Açıklanan nedenlerle dava dilekçesinde öne sürülen ve 2. maddenin tümüyle iptaline yönelik talebin reddi gerekir.

Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden ve Muammer Turan bu görüşe katılmamışlardır.

Davadilekçesinde sözkonusu yasanın 3. maddesiyle Bakanlar Kuruluna, adı geçen bankaya "bütçe, fonlar, bankalar ve diğer kaynaklardan tahsis edilecek imkânları" belirleme ve bunların kullanımını yönlendirme yetkisi verilmesinin Anayasanın Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen 2., Egemenliğin Millete ait olduğunu açıklayan 6. ve yasama yetkisinin devredilmezliğini öngören 7. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Bütçeden herhangi bir kamu hizmeti için ödenek ayrılmasının hangi usullerle yapılacağı Anayasa ve ilgili yasalarla belli edilmiştir. Aynı şekilde fonların hangi amaç için kurulduğu ve ne tür hizmetlerde kullanılacağı kendi yasalarında veya kanun hükmünde kararnamelerde belirtilmiştir. Bankaların da bir başka bankaya nasıl fon aktaracağı ilgili yasalarda düzenlenmiştir. Bakanlar Kurulu'na tanınan yetki ile bu yasal düzenlemelerin ihlali sözkonusu olamaz. Fıkrada geçen "diğer kaynaklar" sözcüğü ise ileride ortaya çıkması mümkün bazı kaynakların, bu amaca ve kendi yasal düzenlemelerine uygun biçimde tahsisini mümkün kılmak için getirilmiştir.

Bu nedenle söz konusu maddenin Anayasaya aykırı bir yönü yoktur.

Necdet Darıcıoğlu, Yekta Güngör Özden, Muammer Turan ve Mehmet Çınarlı bu görüşe katılmamıştır.

Banka için, anonim şirket haline dönüştürüldükten sonra, esas itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarının faaliyetlerine uygulanan bazı kanunlarla, 3182 sayılı Bankalar Kanunu'nun kalkınma ve yatırım bankalarıyla ilgili olanlar dışındaki hükümleri ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun anonim şirket kuruluşunaait hükümlerinin uygulanmayacağını öngören 4. madde, dava dilekçesinde, "Yasama yetkisinin devri" şeklinde nitelendirilerek Anayasanın 6. ve 7. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, sözkonusu banka anonim şirket haline dönüştürülmekle beraber, kamu tüzelkişiliğini korumaya devam etmektedir. Bu nedenle bazı kanunlara tâbi olmaktan çıkarılmasında kamu yararıvardır. Böyle bir düzenlemenin Anayasaya aykırı herhangibir yönü yoktur.

Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.

Onbeş bentten oluşan 5. madde ile ilgili Anayasaya aykırılık iddiaları dava dilekçesinde izlenen sıraya göre ele alınırsa ilk iddia; Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan ile Maliye ve Gümrük Bakanından oluşan kurulun, alacağını şirket sermayesine dönüştüren Banka ve bankaların borçlu şirket genel kurulunca kabul edilen tekliflerini ele alıp incelemesini ve onaylamasını öngören (d) ve (f) bentlerine aittir. Kurula tanınan bu yetkinin, Anayasanın Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen 2. maddesi ile "Kanun Önünde Eşitlik" başlığını taşıyan 10. maddesinin;

"Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." hükmünü içeren son fıkrasına aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Dava konusu 5. maddenin tümü, daha önce de açıklandığı üzere

finansman güçlüğü içinde bulunan anonim şirketlerden alacaklı olan banka veya

bankaların bu alacaklarının tamamını veya bir kısmını borçlu şirketin

sermayesine dönüştürmesi ve bu yolla borçlu şirketin faaliyetini sürdürmesine

imkân yaratılması amacıyla düzenlenmiştir. Bu maddenin öngördüğü bütün işlemler

tarafların kendi çıkarlarını gözeten özgür iradeleriyle gerçekleştirilecektir.

5. maddenin (d) bendinde oluşumu belirlenen kurul, tarafların özgür

iradeleriyle oluşan bu anlaşmanın, "anonim şirketin sermaye yapısının

güçlenmesine yardımcı olacağı kanaatine varırsa" (f) bendi uyarınca

uygulanmasına karar verecek ve bu kararını Başbakan'ın onayına sunacaktır.

Alacaklı banka veya bankalar ile borçluanonim şirket arasında tamamen kendi

özgür iradeleriyle belirlenen anlaşmanın, sözkonusu yasanın öngördüğü

"finansman güçlüğü içindeki anonim şirketin güçlendirilmesi" amacına

gerçekten yardımcı olup olmayacağının incelenmesinde kamu yararı vardır. Bu

nedenle böyle bir incelemeyi geniş ve uzman kadrolarıyla en iyi şekilde

yürütecek iki bakanlığın yapması gerekli ve yararlıdır. Öte yandan yasa koyucu,

finansman güçlüğü içindeki anonim şirketlerden alacaklı olan bankaları bu tür

bir yardım ve işbirliğine teşvik etmek için, dava konusu yasanın diğer

maddelerinde vergi ve prim borçlarının ertelenmesi, vergi istisnası ve vergi

oranlarının indirimi gibi çeşitli önlemler getirmiştir. Bu önlemlerden sadece

yasanın amacını gerçekleştirmek için çaba gösteren alacaklıbankaların

yararlanmasını sağlamak için (d) ve (f) bentlerinde düzenlenen devlet

denetimine ihtiyaç vardır. Böyle bir denetimin "hukuk devleti" ve

"eşitlik" ilkelerine ters düşen bir yönü yoktur. Bu nedenle dava

dilekçesinde öne sürülen Anayasaya aykırılıkiddiası yerinde değildir.

Yekta Güngör Özden ve Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.

Dava dilekçesinde 5. maddenin (a) bendinin de Anayasanın "Mülkiyet Hakkı" başlıklı 35. maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir. Bu madde aynen şöyledir :

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

Davacı, alacaklı bankanın veya bankaların sermayeye

dönüştürülmesini istedikleri alacaklarının, şirketteki tahakkuk etmiş banka

alacaklarının yüzde ellisini aşması halinde, alacaklı diğer bankaların;

teklifte bulunan ve bu teklife katılan banka veya bankaların sermayeye

dönüştürülmesini istedikleri toplam alacakların yüzde ellisini aşması halinde

debu şirketten en az elli milyon lira alacaklı olan Gelir veya Kurumlar Vergisi

Kanunlarına göre tam mükellef statüsünü haiz bulunan diğer gerçek kişi veya

kurumların bu teklife katılabileceklerinin öngörülmesini ve teklife katılmayan

banka ve diğer kişilerinalacaklarının, 1999 yılına kadar faizsiz ertelenmesinin

şart koşulmasını, erteleme süresi beş yılı geçtiği takdirde de ertelenen bu

alacaklar için erteleme yılını takip eden beşinci yılın sonundan başlamak üzere

kısa vadeli kredilerde uygulanan genel reeskont oranının dörtte biri kadar faiz

uygulamasının belirlenmiş olmasını, mülkiyet hakkının ihlali olarak

nitelendirmiştir.

Dava konusu yasanın temel amacı, daha önce de belirtildiği gibi,

finansman güçlüğü içinde acze düşmüş anonim şirketlerin desteklenerek

faaliyetlerine devamını sağlamaktır. Böyle bir yardım, sadece şirkete

faaliyetine devam imkânı vermekle kalmayacak, faaliyetin devamı ile şirket

borçlarının ödenmesi de mümkün olacaktır. Daha açık bir deyişle herhangibir

alacaklı bankanın borçlu şirketesağlayacağı finansman desteği sayesinde, diğer

alacaklı kişi ve kurumların da, böyle bir destek olmasaydı geri alınması mümkün

olmayan alacaklarının geri alınmasını sağlayacaktır. Sözkonusu finansman

desteği, uzun dönemde bütün alacaklıların yararına sonuçlar doğuracaktır.

Ticari hayatı düzenleyen çeşitli yasalarda bütün alacaklıların çıkarını koruyan

bu tür düzenlemelere çokça rastlanır. Meselâ İcra ve İflas Kanunu'nda

"kaydedilmiş olan alacakların üçte ikisine malik ve alacaklıların üçte

ikisine baliğ olan bir ekseriyet" tarafından imza edilmiş bir

konkordatonun kabul edilmiş sayılacağı (Madde 297) öngörülmüştür. Bu tür

düzenlemelerin temel amacı, bütün alacaklıların uzun dönemde çıkarlarının

korunmasıdır. Böyle bir düzenleme olmadığı takdirde alacağınıntümünü kaybetme

riski ile karşı karşıya bulunan alacaklıların alacaklarını bir süre faizsiz;

bir süre de düşük oranlı da olsa faiz karşılığı ertelemek fakat mutlak bir

güvence altına almak, kişilerin mülkiyet hakkının korunması olarak

değerlendirilmelidir.Bu nedenle sözkonusu (a) bendi Anayasaya aykırı

görülmemiştir.

Yekta Güngör Özden ve Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.

Dava dilekçesinde 5. maddenin (c) bendinin son cümlesinin, şirket genel kurulu kararı aleyhine, toplantı ve karar nisabı ile ilgili hususlar dışında iptal davası açılamamasını öngörmüş olmasının Anayasanın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesi ile "Yargı yolu" başlıklı 125. maddesine aykırı olduğu öne sürülmüştür.

Bu iddianın incelenmesine önce Anayasanın 125. maddesine aykırılık olup olmadığı hususunu ele alarak başlamakta yarar vardır. Çünkü Anayasanın 125. maddesi;

"İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." diyen birinci fıkra ile başlamakta ve çeşitli idare kademeleri ile ilgili düzenlemeler getirmektedir. Dava konusu bendin son cümlesi ise Türk Ticaret Kanunu'na göre kurulan ve yönetilen anonim şirketlerle ilgilidir. Bu nedenle (c) bendinin son cümlesinin 125. madde ile ilişkilendirilmesi mümkün değildir.

"Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. madde aynen şöyledir :

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." (c) bendinin son cümlesi, şirket genel kurulu kararı aleyhine, toplantı ve karar nisabı ile ilgili hususlar dışında iptal davası açılamayacağı hükmünü getirmekle, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının kullanılmasını sınırlamaktadır. Çünkü 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 381. maddesinde şirket genel kurulu kararları aleyhine kimler tarafından ve hangi hallerde iptal davası açılacağı hükme bağlanmıştır. Gerçi Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasında :

"Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, Cumhuriyetin, millî güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir." denilmiş olmakla beraber, dava konusu bendin son cümlesi ile getirilen sınırlama burada sayılan sınırlama nedenlerine dayalı olmayıp hak arama hürriyetini demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olarak ortadan kaldırmıştır. Bu nedenle 5. maddenin (c) bendinin son cümlesi Anayasanın 36. maddesine aykırıdır.

Mahmut C. Cuhruk ve Servet Tüzün bu görüşe katılmamıştır.

Dava dilekçesindeonbeş bentten oluşan 5. maddenin doğrudan gerekçe gösterilerek iptali istenen bentleri, yukarıda incelenen [d), (f), (a) bentleriyle (c) bendinin son cümlesidir. Ancak dava dilekçesinde maddenin tümünün iptali talep edilmiş ve doğrudan gerekçe belirtilmeyen diğer bentlerinin de yukarıdaki bentler için öne sürülen gerekçelerle iptali istenmiştir.

Bu gerekçelere göre yapılan inceleme sonucu, banka veya bankalarla alacaklı şirket arasında düzenlenecek protokol esaslarını belirleyen (b) bendinin, bu protokole kâr garantisi ile ilgili bir hususun konabileceğini öngören (e) bendinin ve şirket kayıtlarında bulunmayan borçların sorumlularını belirleyen (h) bendinin, Anayasaya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

Yekta Güngör Özden ve Muammer Turan bu görüş katılmamıştır.

Bu bentler dışında kalan (g), (i), (j), (k), (I), (m), (n) ve (o) bentleri ile (c) bendinin ilk cümlesinin de Anayasaya aykırı olmadığı ortadadır.

Dava dilekçesinde 6. maddenin birinci fıkrasında iki bakandan oluşan kurula, borçlarına karşılık bankalar tarafından bu kanun hükümleri uyarınca hisse senedi alınan şirketlerin amme borçlarını erteleme yetkisinin verilmesini Anayasanın Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen 2., Egemenlik hakkının kullanılmasını düzenleyen 6. ve yasama yetkisinin devredilemeyeceğini âmir 7. maddesine; ikinci fıkrasında Bakanlar Kurulu'na ertelenen borçlara uygulanacak tecil faizini yarıya indirme yetkisinin verilmesini de Anayasanın 2., 6., 7. ve "Kanun önünde eşitlik" ilkesini düzenleyen 10. maddesine aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Kamu alacaklarının ve Sosyal Sigortalar Kurumu primlerinin tahsil

edilme usullerini düzenleyen yasalarda, ilgili bakana ortaya çıkacak zaruret

hallerinde alacağı erteleme yetkisi verildiği bilinmektedir. Dolayısıyla kurulu

oluşturan iki bakanın sahip oldukları yetkiyi birlikte kullanmalarında

Anayasaya aykırı bir yön yoktur. Öte yandan Mahkememizin pek çok kararında

belirtildiği gibi,(ancak kişilerin başka bir kurala bağlı

tutulmaları haklı bir nedene veya kamu yararına dayanmıyorsa eşitliğin

ihlalinden söz edilebilir. Burada ise, finansman güçlüğü içinde bulunan bir

anonim şirket ile bu şirketin finansman yapısını güçlendirmek için alacağının

bir kısmını veya tamamını şirket sermayesine dönüştürmeye karar vermiş banka

veya bankalar söz-konusudur. Yasa koyucunun bu durumdaki taraflararasında

işbirliğini teşvik ve himaye etmek için bazı önlemlere başvurmasında eşitlik

ilkesini ihlal eden bir taraf yoktur.

Bu nedenlerle dava konusu yasanın 6. maddesinde Anayasaya aykırı bir yön görülmemiştir.

Yekta Güngör Özden ve Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.

Dava dilekçesinde kamu ortaklığı fonuna ayrılan kısımdan modern teknolojiyi getiren yatırımlara ortak olunabileceğini âmir 10. maddenin Anayasanın 2., 6. ve 7. maddelerine aykırı olduğu iddia edilmiştir.

Sözkonusu madde ile 29.2.1984 günlü, 2983 sayılı yasa ile oluşturulan Kamu Ortaklığı Fonu'na yeni bir kullanma alanı belirlenmekte, Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı Kurulu'na ek bir görev verilmektedir. Böyle bir düzenlemede Anayasanın 2., 6. ve 7. maddelerineherhangibir aykırılık yoktur.

Muammer Turan bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV- SONUÇ

25.3.1987 günlü, 3332 Sayılı "Sermaye Piyasasının Teşviki, Sermayenin Tabana Yaygınlaştırılması ve Ekonomiyi Düzenlemede Alınacak Tedbirler ile 5422 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, 213 Sayılı Vergi Usul Kanunu ve 3182 Sayılı Bankalar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun"un;

1- 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN ve Muammer TURAN'ın;

2 - 3. maddesininAnayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine Necdet DARICIOĞLU, Yekta Güngör ÖZDEN, Muammer TURAN ve Mehmet ÇINARLI'nın;

3 - 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine Muammer TURAN'ın;

4 - 5. maddesinin;

a) . (c) bendinin son cümlesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline Mahmut C. CUHRUK ve Servet TÜZÜN'ün;

b) (a), (b), (d), (e), (f) ve (h) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına Yekta Güngör ÖZDEN ve Muammer TURAN'ın;

5 - 6. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine Yekta Güngör ÖZDEN ve Muammer TURAN'ın;

6 - 10. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına, iptal isteminin reddine Muammer TURAN'ın;

karşıoyları ve oyçokluğuyla;

7- 5. maddesinin (c) bendinin ilk cümlesiyle (g), (i), (j), (k), (l), (m), (n) ve (o) bentlerinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin reddine oybirliğiyle;

21.1.1988 gününde karar verildi.

KARŞIOY

YAZISI

Borçlu anonim şirket ile alacaklı bankalar arasında varılan mutabakat gereğince, sermaye artırımı için esas mukavelede değişiklik yapılmasını öngören şirket genel kurulu kararı aleyhine, emredici kanun hükümlerine, esas mukaveleye ve dürüstlük kurallarına aykırı hareket olunmasından dolayı Ticaret Kanunu'nda öngörülen kimi dava yollarının, şirket ve çoğunluk yararına kapatılmış olması hak arama özgürlüğünün demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı düşecek derecede sınırlandırılması sayılamaz. Bu nedenle çoğunluk görüşüne karşıyım.

Başkan

Orhan

ONAR

Başkanvekili

Mahmut

C. CUHRUK

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

Üye

Yekta Güngör ÖZDEN

Üye

Muammer

TURAN

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Selâhattin

METİN

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

Adnan

KÜKNER

Üye

Vural Fuat SAVAŞ

KARŞIOY

YAZISI

1) 25.3.1987 günlü, 3332 sayılı Yasanın 2. maddesiyle statüsü ve fonksiyonları yeniden düzenlenen Devlet Yatırım Bankası, kamu tüzelkişiliğine sahip, anonim şirket türünde yeni bir yapıya kavuşturulmuştur.

Kuruluş ve işleyişiyle ilgili hususları önemli ölçüde Bakanlar Kurulunun belirleyeceği, çalışma konularının özelliği bakımından özel hukuk hükümlerine bağlı kılınan yeni banka, "mal ve hizmetlerin ithalat ve ihracatı ile yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin, dış yatırımların ve yurt içiyatırım malı imalât ve satışının kredilendirilmesi, finansmanı, desteklenmesi, sigorta ve garanti edilmesi konularında" faaliyet gösterecektir.

Sermayenin tabana yaygınlaştırılmasını, sermaye piyasasının geliştirilmesini, ihracatın teşvikini ve anonim şirketlerin sermaye yapılarının güçlendirilmesini amaç edinen 3332 sayılı Yasa, 1. maddesinde öngörülen hedefe ulaşılabilmesi için, Anayasaya uygun, etkili bir çalışma düzeni kurulmasına yeterince katkıda bulunmamaktadır. Kanımızca sözkonusu olumsuzluk, daha çok anılan Yasanın 2. maddesinde yer alan ve Bakanlar Kurulunca unvanı "Türkiye İhracat Kredi Bankası AŞ." olarak saptanan kuruluşun denetlenmesiyle ilgili hususların Bakanlar Kurulu kararıyla belirleneceğine ilişkin hükmün Anayasaya aykırılığından kaynaklanmaktadır.

Anayasanın 165. maddesi, sermayesinin yarısından fazla doğrudan doğruya veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi esaslarının kanunla düzenleneceğini öngörmüş bulunmaktadır. Maddenin gerekçesinde de, denetimin şekil ve usulünün Anayasada açıkça gösterilmesinin sakıncalı görüldüğü belirtilerek Yasa Koyucuya bu konuda serbestlik tanıdığı ifade edilmek suretiyle düzenleme alanının kesin sınırları çizilmiştir. Yasama organının, yasama işlevini yerine getirirken bu sınırları aşmaması zorunludur.

Oysa, 3332 sayılı Yasanın dava konusu 2. maddesinin ikinci fıkrası, Bankanın denetlenmesi ile ilgili hususların da Bakanlar Kurulunun kararıyla belirleneceğinden söz etmektedir.

Böylece sermayesinin tümü Devletçe taahhüt edilen; hisse

senetlerinin kamu ve özel sektör bankalarına, benzeri finansman kuruluşlarına,

sigorta şirketlerine veya diğer gerçek ve tüzelkişilere devri halinde bile

sermayesinin en az % 51'i Devlete kalan, faaliyet alanıve konuları itibariyle

özel hukuk hükümlerine tabi, AŞ. türünde bir kamu tüzelkişisi niteliğindeki

Türkiye İhracat Kredi Bankasının Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesi

esaslarını yasal düzenleme dışında bırakarak idari düzenlemelerin kapsamı içinealan

dava konusu 2. maddenin ikinci fıkrası adı geçen Bankanın denetlenmesi yönünden

öncelikle Anayasanın 7. ve 165. maddelerine; Türkiye Büyük Millet Meclisi adına

denetleme görevinin yasayla Sayıştay'a verilebileceği yolundaki kuralın

işletilmemiş olması açısından da 160. maddesine uygun düşmemektedir.

2) 3332 sayılı Yasanın iptali istenilen 3. maddesi, 2. maddedeki faaliyetleri gerçekleştirmek üzere, bütçe, fonlar, bankalar ve diğer kaynaklardan Türkiye İhracat Kredi Bankası AŞ.'ne tahsis edilecek imkânları belirleme ve bunların kullanımını yönlendirme hususunda Bakanlar Kurulunu yetkili kılmaktadır.

Konuya özellikle bütçe ve fonlardan aktarılacak kaynaklar açısından bakıldığında, düzenlemenin Anayasal ilke ve kurallarla uyum içinde bulunmadığı görülmektedir.

Anayasanın "Bütçenin hazırlanması ve uygulanması" ile

ilgili 161., "Bütçenin görüşülmesine ilişkin 162. ve "Bütçelerde

değişiklik yapılabilme esasları"nı belirleyen 163. maddeleri, ayrıca 1050

sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun 6. maddesi, genel ve katma bütçelerden

tahsis edilecek imkânları belirleme yetkisini doğrudan doğruya ve salt Türkiye

Büyük Millet Meclisine tanımaktadır. Oysa, inceleme konusu madde, usulünce

hazırlanacak yasa tasarılarının Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülüp

kanunlaştırılmasını sağlama yoluna başvurulmaksızın, Bakanlar Kurulunu, Devlet

bütçesinden Türkiye İhracat Kredi Bankasına tahsis edilecek imkânları

kendiliğinden belirleme yetkisiyle donatmış bulunmaktadır.

Durum, fonlardan aktarılacak kaynakları belirleme yönünden de farklı bir görünüm arz etmemektedir.

Kuruluş amaçları doğrultusunda faaliyetlerini sürdüren fonların bağlı oldukları ve uygulamak zorunda bulundukları kurallar, esasta her birinin kendi mevzuatında yer alan kurallardan oluşmaktadır.

Devlet bütçesinden olduğu gibi Bakanlar Kurulu kararıyla kurulanlar dışındaki fonlardan da Türkiye İhracat Kredi Bankasına kaynak aktarılmasında ve bunların kullanımının yönlendirilmesinde Bakanlar Kuruluna sınırsız yetkiler verilmesi, ister istemez fonların kuruluş amaçlarıdışında kullanılmasına; amacı ve konusu yasama organınca belirlenen fonlarda ise Yasa Koyucunun istek ve iradesine ters düşen uygulamalara yol açacaktır.

Belirtilen içeriği itibariyle 3332 sayılı Yasanın 3. maddesinin bütçe ve fonlardan tahsis edilecek imkânların belirlenmesi ve bunların kullanımının yönlendirilmesi hususunda Bakanlar Kurulunun yetkilendirilmesine ilişkin hükmü yasama yetkisinin devri niteliğini taşımakta, bu yönüyle Anayasanın 7. maddesine aykırı düşmektedir.

Oyçokluğu ile verilen 21.1.1988 günlü, Esas : 1987/11 ve Karar: 1988/2 sayılı karara yukarıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.

Başkanvekili

Mahmut

C. CUHRUK

KARŞIOY

GEREKÇESİ

Yinelemekten kaçınarak, üyelerden Necdet DARICIOĞLU, Muammer TURAN ve Mehmet ÇINARLI'nın birlikte karşıoy kullandığımız karar bölümlerine ilişkin görüşlerine katıldığımı açıklıyor, ayrıca şu yönlere değinmekle yetindiğimi belirtiyorum :

1- İnceleme konusu yasa, Devlet Yatırım Bankası'nın Bakanlar

Kurulu'nca özel hukuk kurallarına bağlı bir anonim ortaklık olarak yeniden

düzenleneceğini öngörmekle birlikte fmadde 2, fıkra l), tüzel kişiliğinin

süreceğini açıklamış (fıkra 2) KİT olmaktan çıkarılmıştır (mad. 4). Çoğunluk

oyuyla oluşan karar, kuruluşu, bu uyarlamalarla değişik bir hukuk yapısı

saymıştır. Butemel özellikler gözetildiğinde iptal istemini geri çeviren

değerlendirmelere, Anayasa kuralları katında katılmak olanaksızdır. Yasanın 2.

maddesinin ikinci fıkrasındaki "denetlenmesi..." sözcüğü açıkça

dışarıdan denetimi anlatmaktadır. Amaç da budur. Nitekim "denetlenmesi ve

tasfiyesi" denilerek "Bankanın denetlenmesi, bankanın tasfiyesi"

belirtilmiştir. Türkçe'mizin anlatım biçimini de iterek, yasa kuralına yazılışından

başka anlam vererek, uygunluk denetimini daraltmak doğru değildir. Denetim

yetkisi, ilgili - sorumlu Bakanı da kapsamına alacak bir etkinlik olacağından

bunun koşullarını, yöntemini ve sınırlarını Bakanlar Kurulu saptayamaz. Bu

hususu Bakanlar Kurulu'na bırakmak, yasama yetkisinin devri niteliğindedir.

Ayrıca, uygunluk denetimine sunulmuş bulunan, yürürlük durumu kuşkulu bir

Yasayla bankanın denetleneceği kabul edilerek, başka bir yasaya dayanarak iptal

istemi kararabağlanamaz. Dayanılan yasanın yürürlükten kaldırılması, incelenen

yasanın ona bağlı işleyişini durdurur, bağımsız yapısını bozar.

Kaldıki, 3346 nolu Yasanın 2. maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

Devlet Yatırım (yeni adıyla Türkiye İhracat ve Kredi Bankası AŞ.) Bankası 3346

nolu Yasa ile konulan denetime bağlı olmayıp TBMM'nce Anayasa'nın 162.

maddesinde söz konusu millî bütçenin incelenmesi yoluyla yapılır. Bu açıklığa

karşın, kararın Anayasa'nın 165. maddesinin içeriğine dayanarak bu maddeye göre

bir denetimi söz konusu etmesi yanlıştır. Bu tür bir denetim 3346 nolu Yasanın

3-10. maddelerinde düzenlenmiştir. 162. maddeye göre denetim ise, özel olmayıp

millî bütçeye bağlı, o incelenirken değinilerek yapılacak bir sözde denetimdir.

Sayıştay'ın denetimine girmezken Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu'nun,

TBMM'nin etkin denetimleri dışına çıkarılan bir Devlet bankası düşünülemez.

Aktif ve pasifi içeren iki sayfalık bilanço ile gerçek bir denetim

yapılamayacağı gibi iç denetim de, dış denetimin, yasama organı denetiminin

yerini tutamaz. İkisinin yöntemi, sonuçları ve yaptırımı ayrıdır. Gerekçeler,

hedeflere ulaşma durumunu, tüm konu ve sorunları irdeleyen ayrıntılı bir rapor

olmadan kaynakların aktarılması izlenemez, denetlenemez. Bu olanağı vermeyen

düzenleme Anayasa'ya uygun bulunamaz. Bakanlar Kurulu'nun isterse 3346 (önceki

468) nolu yasa dışına çıkarabilmesi kolaylığı, açık bir yetki devridir. Anayasa

Mahkemesi yetki devrine, TBMM'nin denetimini dışlayan düzenlemeye geçerlik

vermemiştir, veremez. Bütçe Komisyonu'nun Başbakan ya da Bakanı sorumlu tutması

da düşünülemez. Özel komisyonun yetkisi geçerlidir.

Bankanın belirli çalışmalarını yürüten, kamu hizmetlerinin

gerektirdiği aslî ve sürekli görevleri yerine getiren memurlarıyla öbür kamu

görevlilerinin atanma koşulları, yeterlikleri ve özlük haklarının Bakanlar

Kurulu'nca saptanması büyük bir aykırılıktır. Yasanın 2. maddesinin ikinci

fıkrasındaki "... idare ve temsili, organlarının teşkili, atama ve seçilme

usulleri, görev ve yetkileri..." memur ve öbür kamu görevlileriyle ilgili

olmayıp yönetim düzeyiyle sınırlıdır. Kararın bu düzenlemeyi tersine çevirerek,

öğretide birleştirilengörüşlere tümüyle ters biçimde memur ve öbür kamu

görevlilerini, "özel işletmecilik ilkeleri egemendir ve personelin

hizmetini de genel yönetim ilkelerine göre yürütülen kamu hizmetleri saymak

olanaksızdır" diyerek Bakanlar Kurulu kararıyla belirlemeleri uygun

bulması sakıncalıdır.

Bakanlar Kurulu kararının Türk Ticaret Yasası kurallarına

üstünlüğünün ve önceliğinin benimsenmesi de böyledir. Bakanlar Kurulu kararına

bırakılan hususları yasa düzenleseydi bir aykırılık doğmazdı. Adalet sür'ate

feda edilemeyeceği gibi, hızlandırılması olanağı varken, çalışmalarını bırakıp

hız nedeniyle Bakanlar Kurulu'nu yetkili kılmak Anayasa'yı yasaya feda

etmektir. Bakanlar Kurulu'nun yürürlüğe koyduğu ESASLAR'la Ekonomik İşler

Yüksek Koordinasyon Kurulu'na bırakılan, sonrabu Kurulun Banka Yönetim

Kurulu'na devrettiği söylenen yetkiler savımızı doğrulamaktadır. Anayasa

Mahkemesi'nin 23-25.10.1969 günlü, Esas 1967/41, Karar 1969/57; 25.5.1976

günlü, Esas 1976/1, Karar 1985/8 sayılı kararlarıyla benimsenen görüşlere ters

düşenşimdiki karar, kanımca, Anayasa'nın 2., 7., 128., 161. ve 165. maddelerine

aykırıdır.

2- Yasa'nın 3. maddesinin Bakanlar Kurulu'na tanıdığı Bütçe, fonlar, bankalar ve öbür kaynaklardan ayrılacak oranlan belirleme yetkisi (Bakanlar Kurulu böyle anlamayıp Anayasa'ya uygun uygulama yapsa, yasal sınırlar içinde de kalsa) hukuka, Anayasa'ya aykırılığı açık bir durumdur. Belirlemeyi yasama organı, yasa, aktarım ve uygulamayı Bakanlar Kurulu yapar. İncelenen yasa kuralı Anayasa'nın 7. ve 161. maddelerine aykırıdır.

3- Yasa'nın 5. maddesinin (a) ve (b) bentleri, yürütme erkinin

ağır etkisi altında bulunan bankalara tanınan yetkilerle ayrıcalıklara,

kayırmalara, siyasal yandaşlıklarla keyfiliklere neden olabileceğinden; (d),

(e), (f) bentleri, hiçbir objektif ölçü vermeden iki Bakandan oluşan Kurula

yetki tanımakla ve yine siyasal bir konumda bulunan Başbakanın onayıyla

tamamlanmış saymakla kişisel-özel uygulamalara açık bulunduğundan; (h) bendi

genel kurulları dışlayarak herhangi bir nedenle kayıtlara geçmemiş borçların

alacaklılarına karşı yalnız şirket adına imza atanları sorumlu tutarak

alacaklıyı güç durumda bırakıp şirkete ayrıcalık sağlamakla da Anayasa'ya aykırı

düzenlemelerdir. Şirkete karşı başvuru hakkını, kayda geçirilmiş alacakların

faizi için tanımak, bankaları aynı tutmak da uygun değildir. Belirtilen bentler

Anayasa'ya açıkça aykırı olup eşitlik ilkesinin korunmasına ilişkin birçok

örnek Anayasa Mahkemesi kararı bu yargıyı güçlendirmektedir. Sözleşme

özgürlüğünü ve mülkiyet hakkını doğrudan ilgilendirenolumsuz kurallara geçerlik

tanınması yerinde değildir, (a) bendi, Anayasa'nın 10., 13. ve 48.; (b) bendi

10.; (d), (e) ve (f) bentleri 10., 35.; (h) bendi 13. ve 48. maddelerine

aykırıdır.

4- Yasanın 6. maddesi kurallara uygun çalışarak yasal

yükümlülüklerini yerine getiren ortaklıkların yararlanmadığı olanaklardan,

borçlu, şirketleri yararlandırmakla açık bir eşitsizlik getirmiştir. Yasanın

TBMM'nde görüşülmesi sırasında kamu bankalarından şirketlere verilen ve geri

dönmeyen (batık olarak nitelendirilen,adlandırılan) kredilerin 1986 Kasım ayı

itibariyle tutarının 1 trilyon 131 milyar TL. olduğu açıklanmıştır (Maliye

Bakanı A. Kurtcebe Alptemoçin, TBMM Tutanak Dergisi, Dönem 17, Cilt 36, Yasama

yılı 4, Birleşim 70, 26.2.1987, sayfa 150). Anamuhalefet Partisi sözcüsünün 3

trilyon TL. olarak gösterdiği (13.2.1987, 67. Birleşim, Sayfa 602) geri

dönmeyen kredilerin tutarı ne olursa olsun kamu bankalarının şirketlerin

sermayesine katılması ve bu şirketlerin ortağı durumuna getirilmeleriyle ortaya

çıkacak durumlargözardı edilemez. Uygulamanın yaratacağı, kaçınılması güç

eşitsizlikler "gelecek yarar gözetilerek" hoş görülemez. Hukuksal

ölçüler yeğlenmemiş, gelişigüzel uygulamalara ortam hazırlanmıştır. 6. Madde

Anayasa'nın 10. maddesine aykırıdır.

5- Yasa'nın 10. maddesi kaynak aktarımının aracıdır. Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı'na ileri teknolojiye yönelik yatırımlara ortak olma olanağını sağlayan bu madde belirsiz, sınırsız, ölçüsüz, kapalı ve genel yetki vermektedir. Kişisel, özellikle siyasalkökenli değerlendirmelerle bunlara dayalı uygulamalara elverişli madde, özelleştirmenin gelirleri için tehlikelidir. Çağın olanakları, teknolojik düzeyi ve bu alanın genişliği katılma - ortak olma konularını belirlemek gereğinin yasama organınca yapılmasını uygun kıldığı gibi fonlardan ayrılacak paraların oranının da böylece saptanmasını zorunlu göstermektedir. Bu nedenlerle madde Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırıdır.

Yasama organının doğrudan ya da dolaylı denetiminden kurtulmak,

kimi oluşumları ve yürütmenin eylem ve işlemlerini denetimden kaçırmak çabası,

siyasal iktidarların eğilimi, Anayasa'ya ve hukuka karşı direnişleri düzeyine

gelir, bu tutum alışkanlığa dönüşürse, demokrasi, gölgelenir. Yasama organını

dışlayarak, yargı organlarını etkisiz veyararsız duruma getirerek, yalnız

siyasal çoğunluğun istek ve görüşlerine geçerlik tanıyarak Anayasa'ya saygılı

kalınamaz. Uygunluk denetimi, Anayasa'nın egemenliğini sağlamak çalışmasıdır.

Hangi nedenle olursa olsun bu çalışmanın inançla sürdürülmesi hukukun devleti

güçlendiren, topluma ve bireylere aydınlık ve mutluluk getiren utkusu

olacaktır. Yasama ve yargıya ilişkin ödünler demokrasiyi olumsuz yönde etkileyecek

gerilemelerdir. Demokrasi, gerçek hukuk devletinin adıdır. Hukuk devleti,

hukuka karşı çıkılarak, hukuk engel sayılarak, hukuku geçersiz kılacak oyunlara

girişilerek gerçekleştirilemez. Böylesine davranışlar hukuk devleti niteliğini

değiştirir. Anayasa Mahkemesi hukuk devletinin, demokrasinin güvencesi olduğunu

kanıtlayan duyarlıkla aykırılıkları önlemeli, yetkililerin sözde kalan

geçiştirici açıklamalarıyla değil, Anayasa kurallarıyla yasaları

değerlendirmelidir. Kişisel güvenceler kurumsal güvencenin ve kuralların yerini

alamaz. Bu inan ve anlayışla karara karşıyım.

Üye

Necdet

DARICIOĞLU

KARŞIOY

YAZISI

Özel hukuk alanında, hak ve menfaat eşitliği, irade muhtariyeti ve sözleşme serbestliği ile kişilerin kâr ve zararlarını kendilerinin daha iyi bileceği, düşüneceği; ona göre tavır ve davranışta bulunacağı esas kabul edilmiştir. Bu sebeple devletin ve kanunkoyucunun bu alana müdahalesi ancak, kamu düzeninin zorunlu kıldığı hallerde ve asgari ölçüdedir. Medeni Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu vs.'nin amir hükümleri kamu düzeninin, kamu yararının ve genel ahlâkın zorunlu kıldığı istisnai hükümlerdir.

Kamu hukuku alanında ise durum tamamen aksinedir. Burada irade izhar edeceklerin sübjektif hakları ve menfaatleri sözkonusu değildir. Görevlilerin yetkileri, medeni haklardan yararlanma mahiyetinde olmadığı gibi bu alanda yetki kullanmaları da medeni hakları kullanma gibi kendi takdirlerine ve ihtiyarlarını bırakılamaz. Kamu hizmetlerinin görülmesi ve kamu yararının sağlanması amacıyla verilen yetki ve görevler, daha çok amir hükümlerle belirlenir.

Dava konusu, 25.3.1987 günlü ve 3332 sayılı Kanunla, hem de yeni yasa kuralları konmadan, Bakanlar Kuruluna, mevcut asgari yasa kurallarının da dışına çıkma imkânı ve yetkileri tanınmaktadır :

I- kanunun 2 nci ve 4 üncü maddelerinde 1050 sayılı Muhasebei

Umumiye Kanunu, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu, 237 sayılı Taşıt Kanunu, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu, 3182 sayılı Bankalar Kanunu, 233 sayılı KHK. gibi birçok yasal hükümlerin uygulanmayacağının belirtilmesi ve bu hususlarda Bakanlar Kurulunun, hiçbir esasa bağlanmadan, mutlak olarak, yetkili kılınması Anayasanın yasama yetkisinin devredilemeyeceği kuralına aykırıdır.

II- Anayasanın 128 inci maddesinde bulunan : "Memurların ve

diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları

ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla

düzenlenir" biçimindeki hükme rağmen, Kanunun 2 nci maddesinde : "...

anonim şirket nevine dönüştürülmesi ile ilgili esaslar, intikal hükümleri,

bankanın ilgili olduğu bakanlığın tesbiti, bankanın unvanı, maksat ve iştigal

konuları, sermaye yapısı, idare ve temsili, organlarının teşkili, atama ve

seçilme usulleri, görev ve yetkileri, denetlenmesi ve tasfiyesi ile ilgili

hususlar Bakanlar Kurulu kararıyla belirleneceği" öngörülmektedir. Bankada

çalışan personel "memur ve diğer kamu görevlileri" kapsamına girer.

Girmediği varsayılsa bile, Anayasanın, 48-55 ve 60-62 nci maddeleri gibi, bir

çok hükümleri gereği; işçiler için de yasal kurallar çıkarılmıştır. Bu

kuralları dışlayarak, Bakanlar Kuruluna her türlü personel hakkında mutlak

yetki tanınması da Anayasa aykırıdır.

III- Anayasa, kamu iktisadi teşebbüslerininki de dahil, Devletin

bütün gelir ve giderleri ile mallarının TBMM'nce denetlenmesini zorunlu görmüş ve denetleme esaslarının kanunla düzenleneceğini öngörmüştür. Kanımca, kanunun 2 nci maddesiyle yalnız iç denetime ait hususların değil, bütün denetim esaslarının Bakanlar Kurulunca belirtilmesine yetki tanınmakta, böylece, mevcut yasal hükümlerin dışına çıkılabilmesi öngörülmektedir. Bu sebeple 2 nci madde, Anayasanın 160-165 inci maddelerinin ilgili hükümlerine de aykırılık oluşturmaktadır.

IV- Kanunun, "Kaynaklar" başlıklı, 3 üncü maddesiyle

"Bütçe, fonlar, bankalar ve diğer kaynaklardan tahsis edilecek imkânları

belirlemeye" Bakanlar Kurulu yetkili kılınmaktadır. Bakanlar Kurulunca yeniden

düzenlenecek bankaya, bütçe veya fonlar, bankalar ve diğer kaynakların

imkânları kendi mevzuatlarına göre tahsis edilecek olsaydı; yani kaynakların

tahsisi için ayrıca ilgili mevzuatta hüküm bulunması gerekse idi, "Tahsis

edilecek imkânları belirlemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir" denmezdi... Bu

madde ile, Bakanlar Kuruluna, bütçe, fonlar, bankalar ve diğer kaynaklardan

tahsis edilecek imkânları ihdas hususunda, belirsiz ve sınırsız yetkiler

tanınmakta; çeşitli mevzuatla, ayrı sebep, konu ve maksatlar için konmuş olan

meblağlarda geniş değişiklikler yapmak olanağı verilmektedir ki, bu haliyle

hüküm, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırıdır.

V- Kanunun 5 inci maddesi "Sermayeye iştirak" başlığını

taşımaktadır :

A) Alacaklarını sermayeye dönüştürülmesini istemeyen bankaların ve diğer kişilerin alacaklarının faizsiz ertelenmesi ve ertelemelerin beş seneden fazla sürmesi halinde de reeskont oranının dörtte biri kadar faiz uygulanacağının öngörülmesi Anayasanın 35 inci maddesindeki mülkiyet hakkına, 36 ncı maddesindeki hak arama hürriyetine ve 48 inci maddesindeki sözleşme hürriyetine aykırıdır.

Konkordato, icra ve iflâs hukukunun bir müessesesi olup yargı mercilerince yürütülür, denetlenir, tasdik olunur ve temyizen incelenir... Taraflarca önceden yapılan sözleşmelerle sübjektif ve müktesep hak haline gelmiş asıl alacaklar ile faizlerinin; sözleşme tarihinden sonra çıkarılan bir kanunla silinmesi veya eksiltilerek süresiz ertelenmesine imkân tanınması; bu hususta idari ve siyasi merci ve organların yetkili kılınması ile, konkordato kuralları arasında hiç bir ilgi ve benzerlik yoktur.

B) Kamu iktisadi teşebbüslerinin, bu arada bankaların üzerindeki Başbakan ve bakanların yetki ve etkinlikleri gözönünde tutulduğunda alacaklı bankalar ve borçlu şirketler arasında yapılacak anlaşma ve protokolün serbest irade mahsulü olacağını kabul etmek güçtür. Bu anlaşmaların iki bakandan ibaret bir Kurulun ve ayrıca Başbakanın onayı ile tekemmül edeceğinin belirtilmesi ise durumu, hayli sübjektifleştirme ve siyasileştirmektedir. Hukuki yönü ağır basması gereken konuda hiçbir objektif esasın konmaması hukuk devleti ilkesine aykırıdır.

C) "Şirketin muhasebe kayıtlarında bulunmayan... borçlar için şirkete başvurulamaz" hükmü de, başta hak arama hürriyeti olmak üzere Anayasanın birçok hükmüne aykırıdır.

VI- Kanunun 6 ncı maddesindeki; alacakları ödenmeyen bankaları, sermayelerine ortak eden şirketlerin; vergi ve prim borçlarının, iki bakanın kararıyla ve cari faiz oranının yarıya kadar indirilerek, beş seneye kadar tecil edilmesine dair hüküm, eşitlik kuralına ve vergi ödevinin kanuniliği ilkesine aykırıdır.

Ayrıca, işçiler ve onların emekli, dul ve yetimleri için kurulan, ayrı bir tüzelkişiliği olan, özel hukuk hükümlerine göre çalışması gereken bir sosyal güvenlik kuruluşunun müktesep hak haline gelmiş alacaklarının beş sene geciktirilmesine iki bakanın ve tecil faizinin cari faizin yarısına kadar indirilmesine Bakanlar Kurulunun yetkili sayılması hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmaz.

VII- Kamu ortaklığı fonuna ayrılan kaynaklarla "Modern

teknoloji getiren yatırımlar" gibi genel ve objektiflikten uzak, sübjektif değerlendirmeye çok müsait kavram ve terimlerle özel şirketlere ortak olunmasını öngören "Modern teknolojiyi teşvik" başlıklı 10. madde de amaç saptırması görüyor,bunu da hukuk devleti kurallarına aykırı buluyorum.

Çoğunluk kararının, bu görüşlerime uymayan kısımlarına karşıyım.

Üye

Yekta Güngör ÖZDEN

KARŞIOY

YAZISI

25.3.1987 tarihli ve 3332 sayılı Kanun'un 3. maddesinde "Bakanlar Kurulu, Bankaya 2 nci maddedeki faaliyetleri gerçekleştirmek üzere, bütçe, fonlar, bankalar ve diğer kaynaklardan tahsis edilecek imkânları belirlemeye ve bunların kullanımını yönlendirmeye yetkilidir" denilmektedir.

Bu maddede geçen "bütçe" kelimesiyle Devlet bütçesinin kastedildiği anlaşılmaktadır. Devlet bütçesinden nereye, nasıl bir imkân tahsis edileceğini belirlemeye yetkili merci Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu husus Anayasa'nın 161. 163. maddelerinde kurala bağlanmıştır.

Dava konusu edilen 3. madde ile Bakanlar Kurulu'na, Devlet bütçesinden, yeni bir düzenlemeye tabi tutulan Devlet Yatırım Bankası'na tahsis edilecek imkânları belirleme yetkisi verilmektedir. Kanunla, belli maksatlar için kurulan fonlardan da sözü geçen Banka'ya kaynaktransfer etmeye Bakanlar Kurulu yetkili kılınmıştır. Eğer, bu yetkileri, Banka'ya Bütçe ve fonlardan tahsis edilecek imkânlar için tasarı hazırlayıp Meclis'e sunma yetkisi olarak anlarsak, böyle bir yetki Anayasa ve kanunlarla zaten Bakanlar Kurulu'na tanınmış olduğundan, dava konusu 3. maddenin "Bakanlar Kurulu ... yetkilidir" hükmü, gereksiz bir tekrar, alışılan deyimiyle, bir "haşiv" haline gelir.

Kanun koyucuya haşiv isnat ederek yorum yapmak, uygun bir yorum metodu sayılamayacağından, sözü geçen 3. madde ile Bakanlar Kurulu'na, evvelce kendisinde mevcut olmayan yeni bir yetki verilmiş olduğunun kabulü zaruridir.

Bütçe'den ve kanunla kurulan fonlardan Banka'ya kaynak transferine imkân veren böyle bir yetkinin tanınması ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ait olan kanun yapma yetkisinin, bu konuda, Bakanlar Kurulu'na devredilmesi anlamına gelir.

Anayasa'nın 7. maddesinde yasama yetkisinin devredilemeyeceği belirtilmiştir. Dava konusu 3. madde ile Bakanlar Kurulu'na tanınan yetki, Anayasa'nın bu hükmüne aykırı düşmektedir.

Yukarıda açıkladığım gerekçelerle söz konusu maddenin iptal edilmesi gerektiğini düşündüğümden, aksi yönde oluşmuş bulunan Mahkeme kararına katılmıyorum.

Üye

Muammer

TURAN

KARŞIOY

YAZISI

Anayasanın "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlığını taşıyan 13. maddesi birinci fıkrasında, "Temel hak ve hürriyetlerin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, millî egemenliğin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabileceği" belirtilmektedir.

Söz konusu 23.5.1987 günlü, 3332 sayılı Kanun'un 5. maddesinin tüm fıkraları birlikte değerlendirildiğinde; yasa koyucunun, finansman güçlüğü içinde bulunan anonim şirket genel kurulunca, protokol hükümlerinin ve protokola uygun olarak sermaye artışını öngören esas mukavele değişikliğinin kabulüne ilişkin olarak alınan kararla, finansman güçlüğünün giderilmesinin üçüncü kişiler yönünden sağlayacağı kamu yararı gerçeğini gözönünde tutarak hak arama hürriyetine sınırlama getirdiği ve netice itibariyle bu madde ile ulaşılmak istenen amacın, kamu yararı ile borçlu anonim şirket haklarını bağdaştırmak olduğu anlaşılmaktadır.

Bu nedenlerle, şirket genel kurul kararı aleyhine, toplantı ve karar nisabı ile ilgili hususlar dışında, iptal davası açılamamasının Anayasa'ya aykırılık oluşturduğu yolundaki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Mehmet

ÇINARLI

Üye

Servet

TÜZÜN

Anayasa Mahkemesi, E. 1987/11, K. 1988/2, 21 Ocak 1988 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. Iı- İlk İnceleme
  5. Iıı- Esasın İncelenmesi
  6. A. Genel Açıklama
  7. B. Dava Konusu Maddelerin Anayasaya Aykırılığı Sorunu
  8. Karşıoy
  9. Yazısı
  10. Onar
  11. C. Cuhruk
  12. Darıcıoğlu
  13. Turan
  14. Çınarlı
  15. Metin
  16. Tüzün
  17. Şahin
  18. Kükner
  19. Karşıoy
  20. Yazısı
  21. C. Cuhruk
  22. Karşıoy
  23. Gerekçesi
  24. Darıcıoğlu
  25. Karşıoy
  26. Yazısı
  27. I- kanunun 2 nci ve 4 üncü maddelerinde 1050 sayılı Muhasebei
  28. II- Anayasanın 128 inci maddesinde bulunan : "Memurların ve
  29. III- Anayasa, kamu iktisadi teşebbüslerininki de dahil, Devletin
  30. IV- Kanunun, "Kaynaklar" başlıklı, 3 üncü maddesiyle
  31. V- Kanunun 5 inci maddesi "Sermayeye iştirak" başlığını
  32. VII- Kamu ortaklığı fonuna ayrılan kaynaklarla "Modern
  33. Karşıoy
  34. Yazısı
  35. Turan
  36. Karşıoy
  37. Yazısı
  38. Çınarlı
  39. Tüzün
  40. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1987/11
Karar No
1988/2
Tarih
21 Ocak 1988

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1987/12 K.1988/3
  • AYM Norm Denetimi E.1988/2 K.1988/4
  • AYM Norm Denetimi E.1987/30 K.1988/5
  • AYM Norm Denetimi E.1988/6 K.1988/6
  • AYM Norm Denetimi E.1988/8 K.1988/7
  • AYM Norm Denetimi E.1987/16 K.1988/8

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.