İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1990/31 K.1990/24

Parti) TBMM Grubu Adına Grup Başkanı Erdal İNÖNÜ.

Esas1990/31Karar1990/24Tarih24 Eylül 1990Okuma46 dk · 9.134 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
24 Eylül 1990
Esas Sayısı
1990/31
Karar Sayısı
1990/24
Karar Günü
24.9.1990
R.G. Tarih-Sayı
22.01.1991-20763
İptal davasını açan
Anamuhalefet Partisi (Sosyaldemokrat Halkçı
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.134 kelime·46 dk okuma·37 bölüm

Parti) TBMM Grubu Adına Grup Başkanı Erdal İNÖNÜ.

İPTAL DAVASININ KONUSU

Resmî Gazete'nin 14 Ağustos 1990 günlü, 20605. sayısında yayımlanan 12.8.1990 günlü, 107 sayılı "Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca Hükümete İzin Verilmesine Dair" ve yine Resmî Gazete'nin 7 Eylül 1990 günlü, 20628. sayısında yayımlanan 5.9. 1990 günlü, 108 sayılı "Körfez Krizi Sebebiyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye'de Bulunmasına, Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca İzin Verilmesine Dair" TBMM kararlarının, Anayasa'nın Başlangıç Bölümü ile 2., 6., 7., 8., 11., 87., 92. ve 104. maddelerine aykırılıkları savıyla iptali istemidir.

II- İLGİLİ YASA METİNLERİ

A. İptali İstenilen TBMM Kararları

1- TBMM'nin, 12.8.1990 günlü, 107 sayılı kararı şudur:

"Irak'ın Kuveyt'i işgali ve sonrasında meydana gelen ve

ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar sebebiyle, Türk Devletinin ve

Cumhuriyetinin varlığını tehlikeye düşürmesi muhtemel gelişmeler karşısında,

Anayasanın 117 nci maddesine göre millî güvenliğin sağlanmasından veSilahlı

Kuvvetlerin yurt savunmasına hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu

bulunan Hükümete; Ülkemize bir tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi

maksadına münhasır olarak, savaş hali ilanı, Silahlı Kuvvetlerin kullanılması,

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı

kuvvetlerin Türkiye'de bulunması konularında Anayasa'nın 92 nci maddesi

uyarınca izin verilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12.8.1990 tarihli 126

nci Birleşiminde kararlaştırılmıştır".

2- TBMM'nin 5.9.1990 günlü, 108 sayılı kararı şöyledir:

"Irak'ın Kuveyt'i işgal ve ilhak etmesi sonucu ortaya çıkan

Körfez Krizi sebebiyle, öncelikle Ortadoğuda barışın ve istikrarın yeniden

tesisini ve ülkemizin muhtemel tehlikelere karşı güvenliğinin idame

ettirilmesini sağlamak: kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek

gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde

kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla

karşılaşmamaya yönelik süratli ve dinamik birpolitika izlenmesine yardımcı

olmak üzere; lüzum, hudut ve şümulü Hükümetçe takdir ve tayin olunacak şekilde

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı silahlı

kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına Anayasa'nın 92 nci maddesi uyarınca izin

verilmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 5.9.1990 tarihli 3 üncü Birleşiminde

kararlaştırılmıştır".

B. Dayanılan Anayasa Kuralları

İptal gerekçesinde dayanılan Anayasa kuralları da şunlardır:

1- "BAŞLANGIÇ

(Beşinci ve altıncı paragraflar)

- Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmağa yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen, hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;

- Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli Devlet yetkilerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medenî bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu;"

2- "Madde 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

3- "Madde 6.- Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.

Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.

Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz."

4- "Madde 7.- Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez."

5- "Madde 8.- Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa ve kanunlara uygun olarak- kullanılır ve yerine getirilir."

6- "Madde 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.

Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."

7- "Madde 87.- Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri, kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak; Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek; Bakanlar Kuruluna belli konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi vermek; bütçe ve kesinhesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek; para basılmasına ve savaş ilânına karar vermek; milletlerarası andlaşmaların onaylanmasını uygun bulmak Anayasanın 14 üncü maddesindeki fiillerden dolayı hüküm giyenler hariç olmak üzere, genelve özel af ilânına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek ve Anayasanın diğer maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak ve görevleri yerine getirmektir."

8- "Madde 92.- Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verebilir."

9- "Madde 104.- Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eder; Anayasanın uygulanmasını, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir.

Bu amaçlarla Anayasanın ilgili maddelerinde gösterilen şartlara uyarak yapacağı görev ve kullanacağı yetkiler şunlardır:

...........................................................

b) Yürütme alanına ilişkin olanları:

...........................................................

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek,...".

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında ilk incelemeye ilişkin rapor, dava dilekçesi ve ekleri, İktidar Partisi Grubu adına Anavatan Partisi Genel Başkanı ve Grup Başkanı tarafından dava dilekçesine karşı gönderilen yazılı açıklama, iptali istenilen TBMM kararları ve dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve ötekiyasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Tam metinleri ilgili bölümde yer alan TBMM'nin 12.8.1990 günlü, 107 sayılı ve 5.9.1990 günlü, 108 sayılı kararlarına yönelik, davacının iptal istemini içeren dilekçesindeki Anayasa'ya aykırılık savlarının incelenmesinden önce, bu konuda Anayasa Mahkemesi'nin görevli olup olmadığı, çözülmesi gereken bir önsorun oluşturmaktadır. Bu saptamayı yapmak için de öncelikle Anayasa'nın açık ve belirleyici kurallarına başvurulması gerekir.

AnayasaMahkemesi'nin "Görev ve yetkileri" Anayasa'nın 148. maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiştir. Buna göre, "Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler, Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dâva açılamaz..."

Yine Anayasa'nın 85. maddesinde "Yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya üyeliğin düştüğüne Meclisçe karar verilmesi hallerinde, karar tarihinden başlayarak bir hafta içinde, ilgili üye veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinden herhangi biri, bu kararın, Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini onbeş gün içinde karara bağlar." biçiminde ayrık bir hüküm bulunmaktadır.

Anayasa'nın 148. maddesine koşut bir hüküm de, 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun"un "Görev ve yetki" başlığını taşıyan 18. maddesinin birinci fıkrasında yer almaktadır: "Kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün veya bunların belirli madde ve hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılıkları iddiasıyla açılan iptal davalarına bakmak;".

Anılan hükümlerden de anlaşılmaktadır ki, Anayasa'nın 85. maddesindeki yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya üyeliğin düşmesine ilişkin ayrık kural dışında, Anayasa'da, TBMM'nin "karar" niteliğindeki işlemlerini anayasal yargı denetimine tâbi tutan, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi'ne bu alanda da görev veren açık bir düzenlemeyoktur.

Önemle vurgulamak gerekir ki, bir yasama metnine verilen ad, o

metnin anayasal yargı denetimine tâbi olup olmayacağı konusunda tek ve yeterli

ölçüt değildir. Yasama metninin içeriğinin ve özünün de gözönünde

bulundurulması zorunludur. Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik kararlarında

benimsendiği gibi, Yasama Meclislerince Anayasa'da öngörülenler dışındaki adlar

altında ve başka yöntemler uygulanarak oluşturulan işlemlerin Anayasa

Mahkemesi'nin denetimine bağlı olup olmadığı saptanırken, uygulanan yöntemkadar

o metin veya belgenin içeriğinin niteliği üzerinde de durulup değer ve

etkisinin belirlenmesi gerekmekte ve bu açıdan yapılan değerlendirme, sözkonusu

metin veya belgenin, Anayasa'ca denetime bağlı tutulan işlemlerle eşdeğerde ve

etkinlikte olduğunuortaya koyuyorsa, onun da denetime bağlı tutulmasında

zorunluk vardır. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi'nin bu davada görevli olup

olmadığı sorununu sağlıklı bir çözüme kavuşturabilmek için yapılacak ilk iş,

Anayasa'ya uygunluk denetiminden geçirilmesi istenenTürkiye Büyük Millet

Meclisi'nin 107 ve 108 sayılı kararlarının niteliklerini belirlemek, Anayasa'ca

denetime bağlı tutulan işlemlerle eşdeğerde ve etkinlikte olup olmadıklarım

saptamaktır.

Anayasa, "Savaş hali ilânı ve silahlı kuvvet kullanılmasına

izin verme" başlıklı 92. maddesinde "Milletlerarası hukukun meşru

saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası

andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller

dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya

yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye

Büyük Millet Meclisinindir." kuralını içermektedir. Irak'ın Kuveyt'i önce

işgal, sonra da ülkesine katması sonucunda ortaya çıkan "Körfez

Krizi"nedeniyle ve ülkemizle ilgili zorunlu önlemlerin alınması amacıyla

Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca Hükümete izin veren Türkiye Büyük Millet

Meclisi'nin 107 ve 108 sayılı kararlarına yönelik davacının iptal istemi

gerekçesinde ve açıklamalarında yer alan savlarının özetlenerek dört kümede

toplanması, bunların kendi mantık yapıları içinde olduğu kadar, anayasal yargı

denetiminin gerekleri açısından da sırayla irdelenmesi yararlı görülmüştür.

1- Davacı tarafından TBMM'nin her iki Kararına ilişkin olarak, esas itibariyle yasa niteliğini taşıdıkları, içerikleri bakımından da Anayasa'ya aykırı bir düzenleme oluşturdukları için Anayasa Mahkemesi'nin denetim alanına girdiği ileri sürülmüştür. TBMM'nde bir tasarının gerektirdiği yasalaşma süreci ile bir metnin "karar" halini alabilmesi için başvurulması gerekli usullerin en azından biçimsel yönden ayrı özellikleri vardır. Asıl önemli olan, yasama organının bu iki işlemi arasındaki farklılığın, uygulamada olduğu kadar, hukuk öğretisinde de ortak değerlendirmelerle kabul edilmiş bulunmasıdır.

Bilindiği gibi, yasalar ya da yasalarla eşdeğerdeki pozitif hukuk metinleri nesnel, soyut, genel ve sürekli nitelikteki hukuk kurallarını içeren, etkileri yönünden de objektif hukuk alanında yeni bir durum yaratan ya da varolan bir durumu düzenleyen veya ortadan kaldıran kııra1-işlemler bölümüne girerler.

TBMM'nin 107 ve 108 sayılı kararlarının içerdikleri öğelerin özel,

somut, geçici ve sübjektif özellikleri bakımından ortaya koydukları hukuksal

yapıyı, birer kura1-işlem olarak kabule olanak yoktur. Bu kararlar, öznel işlem

yanı ağır basan, TBMM'nin irade açıklaması biçimindeki özel kurallarıdır. Bir

başka anlatımla, 107 sayılı karardaki "Irak'ın Kuveyt'i işgali ve

sonrasında meydana gelen ve ülkemizi yakından ilgilendiren olaylar..."

tümcesi, bireyselleşen somut nedeni oluşturmaktadır. Yine 107 sayılı karardaki

"... Türk Devletinin ve Cumhuriyetinin varlığım tehlikeye düşürmesi

muhtemel gelişmeler karşısında, Anayasanın 117 nci maddesine göre milli

güvenliğin sağlanmasından ve Silahlı Kuvvetlerin yurt savunmasına

hazırlanmasından Yüce Meclise karşı sorumlu bulunan Hükümete; ülkemize bir

tecavüz vukuu halinde derhal mukabele edilmesi..." biçimindeki ibareler,

özel ve geçici öğeler olarak bireyselleşmiş kapsamı, "... savaş hali

ilânı,Silahlı Kuvvetlerin kullanılması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı

ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması

konularında Anayasa'nın 92 nci maddesi uyarınca izin verilmesi ..." ise,

belirgin ve öznel öğeler olarak amacıöngörmektedir. Aynı saptama, 108 sayılı

karar için de geçerlidir. Örneğin, "Irak'ın Kuveyt'i işgal ve ilhak etmesi

sonucu ortaya çıkan Körfez Krizi..." tümcesi somut nedeni, "öncelikle

Ortadoğuda barışın ve istikrarın yeniden tesisini ve ülkemizin muhtemeltehlikelere

karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak; kriz süresince ve sonrasında

hâsıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini

etkili bir şekilde kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir

durumla karşılaşmamaya yönelik sür'atli ve dinamik bir politika izlenmesine

yardımcı olmak üzere..." biçimindeki anlatımlar, özel ve geçici öğeler

olarak kapsamı, "lüzum, hudut ve şümulü Hükümetçe takdir ve tayin olunacak

şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı

silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca

izin verilmesi, ..." biçimindeki tümceler ise, yine belirgin ve öznel

öğeler olarak amacı göstermektedir.

Ayrıca işaret etmek gerekir ki, Anayasa'nın 92. maddesinin içerdiği konular, Anayasa'nın yasayla düzenlenmesini öngördüğü alanın da dışındadır.

Açıklanan nedenlerle, anılan her iki TBMM kararı, Anayasa Mahkemesi'nce Anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulan işlemlerden, ayrıca nitelik ve içerik yönünden bunlara eşdeğer metinlerden görülmediğinden, Anayasa'ya aykırı olup olmadıklarını belirlemek için işin esasının incelenmesi olanağı bulunamamıştır.

2- Anayasa'nın 92. maddesi ile yasama organına tanınan yetkinin, ancak her olayın somut koşulları içinde TBMM'nde yapılacak değerlendirmeler sonucunda kullanılmasının gerektiği yolundaki sav, hukuksal idealizm açısından çekici ve doğru görülebilirse de, uygulamadan kaynaklanan gereksinmeler ve gerçeklerle bağdaştırılması son derece güçtür.

Uluslararası boyutlarda önem kazanan, çok hızlı karar alma ve

uygulama sürecini gerektiren körfez krizinin her aşamasında belirecek ikincil

olayları yasama organının önüne getirip değerlendirmek ve alınacak karar

sonucuna göre uygulamaya geçmek, bu tür olayların doğasına da, mantığına da

uymaz. Hükümete verilen iznin kapsam ve amacını aşmamak üzere, diplomasiye ya

da Türk Silahlı 'Kuvvetlerinin harekâtına ilişkin strateji ve taktiklerin

geliştirilip uygulanmasının, Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca TBMM tarafından,

yasama organının yetkileri kapsamındaki işlem türlerinden biri olan "karar"

ile kendisine "izin" verilmiş Hükümetin görevlendirilmesi,

Anayasa'nın 117. maddesinin amacı doğrultusunda uzmanlık ve yönetim tekniğinin

kaçınılmaz gereğidir. Şu halde, davacının bu yoldaki savının aksine, 107 ve 108

sayılı TBMM kararlarının, anayasal yargı denetimine bağlı tutulacak yasama

işlemlerinden olmadıkları için Anayasa'ya aykırı olup olmadıklarını saptamak

amacıyla esastan incelenmelerine gerek görülmemiştir.

3- TBMM'nin 107 ve 108 sayılı kararlar ile yetkisini Hükümete devrettiği, bu nedenle de özünde Anayasa'yı değiştirme niteliği taşıdığı savında ısrar da isabetli görülememiştir. Çünkü, bu kararla Hükümete verilen "izin" yasama yetkisinin devri değil, izin kararının yerinegetirilmesidir. Bu nedenle "Anayasayı değiştirme niteliği taşıdığı" kabul edilemez.

Aslında, yasama organınca 107 ve 108 sayılı kararlardaki somut neden, kapsam ve amaçlarla Hükümete izin verilmesi, iznin gelişim seyri ya da sonuçlarıyla TBMM'nin bağının kesildiği biçiminde yorumlanamaz. İzni veren yasama organı sahip olduğu salt güç nedeniyle, gerektiğinde bu izni değiştirir ya da geri alabilir. Ayrıca, saptanan içerik ve kapsamdaki izni kullanacak Hükümetin uygun zaman aralıklarıyla yasama organım gelişmeler hakkında bilgilendirmesi, parlamenter geleneğin doğal sonucudur.

Şu halde, açıklanan bu nedenlerle de, 107 ve 108 sayılı kararlar, anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulacak metinlerden sayılamaz.

4- Anılan kararlarla Hükümete verilen yetkilerin tümüyle yoruma ve öznel değerlendirmelere açık, belirsizlikler içinde bulunduğu, bu durumun ise Anayasa'ya aykırılık sınırlarını da aşarak, Anayasa'yı değiştirme niteliğini taşıdığı ... yolundaki savın da kabulü olanaklı görülememiştir. "Belirsizlik" kuşkusunayol açabilecek 108 sayılı karardaki olası iki neden üzerinde durmakta yarar görülmektedir.

Birinci neden, "Körfez Krizi" ibaresinden hangi körfezin amaçlandığının belirtilmemiş olmasıdır. Hiç kuşku yok ki, sözü edilen Körfez, kararda coğrafya öğeleri açıkça belirlenmiş, Irak ve Kuveyt'in de kıyısında bulundukları Basra Körfezi'dir. Karardaki anlatım, başka körfezlerin çağrışımına açık değildir.

ikinci neden ise, Hükümete verilen "izin"in sadece

"kriz süresince..." kullanılmasını değil, aynı zamanda "kriz

sonrası..." gibi belirsiz ve sınırsız bir zamana yayılabilme olasılığıdır.

Ancak, bu tür bir kuşkuyu ortadan kaldırabilecek yeterli açıklığı, Hükümete

verilen "izin"in dayanağını oluşturan Anayasa'nın 92. maddesinde

bulabilme olanağı vardır. Gerçekten, anılan bu madde uyarınca Hükümetin

TBMM'nden aldığı "izin"le savaş hâli ilânına başvurabilmesi, Türk

Silahlı Kuvvetlerini yabancı ülkelere gönderebilmesi ya da yabancı silahlı

kuvvetleri Türkiye'de bulundurabilmesi, kesin olarak "Milletlerarası

hukukun meşrusaydığı haller" koşuluna bağlıdır. Şu halde, 108 sayılı

karardaki "... kriz süresince" ibaresini izleyen ve tamamlayan

"... sonrasında ..." biçimindeki anlatım, söz konusu kararın sınırsız

süreyle kullanılabilme olanağını değil, ancak uluslararası ilişkilergeleneğinin

körfez krizi nedeniyle zorunlu kılabileceği, mâkul ve kabul edilebilir süredeki

meşru bir gereksinimi öngörmektedir. Bu koşullar, konu ve süre yönünden amaç

dışı uygulamalara olur vermez.

Öte yandan 107 ve 108 sayılı TBMM kararlarının öngörmeleri gereken

neden, kapsam ve amaç öğelerinin anlaşılabilir ölçülerin üstünde ayrıntılı bir

anlatıma kavuşturulması, üslûp sorunu ile ilgilidir. Bir bakıma Anayasa

Mahkemesi'nin görevi dışında kalan "yerindelik denetimi"ne girer.

Anlamı içeriğinden çıkarılabilen bir hukuksal metnin üslûbundaki yetersizlik,

geçersizlikle sonuçlanacak kesin bir yargının kanıtı olamaz. Kaldıki, söz

konusu kararların neden, kapsam ve sonuç öğelerinin nelerden oluştuğu,

zorlayıcı yorumlara gerek kalmayacak biçimde belirtilmiştir.Öznel

değerlendirmeyi aşamayan belirsizlik savı da, 107 ve 108 sayılı TBMM

kararlarının, anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulacak yasayla eşdeğerde

ve etkinlikte metinler olmadıklarını ve işin esasının incelenmesinin

gerekmediğini göstermektedir.

Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER bu görüşlere katılmamışlardır.

IV- SONUÇ

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin; 12.8.1990 günlü, 107 sayılı "Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca Hükümete İzin Verilmesine Dair" ve 5.9.1990 günlü, 108 sayılı "Körfez Krizi Sebebiyle, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yabancı Ülkelere Gönderilmesine ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına, Anayasanın 92 nci Maddesi Uyarınca İzin Verilmesine Dair" kararları, Anayasa Mahkemesi'nin biçim veöz yönünden denetleyeceği Anayasa'nın 148. maddesinde sayılan düzenlemelerden ya da nitelik ve içerik yönünden bunlara benzeyen metinlerden görülmediğinden iptal isteminin REDDİNE, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Selçuk TÜZÜN ve Ahmet N. SEZER'inkarşıoyları ve oyçokluğuyla,

24.9.1990 gününde karar verildi.

KARŞIOY

GEREKÇESİ

Esas Sayısı: 1990/31

Karar Sayısı: 1990/24

I. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12.8.1990 günlü, 107 sayılı ve

5.9.1990 günlü, 108 sayılı kararlarına yönelik iptal isteminin reddine ilişkin Anayasa Mahkemesi kararının oluşumunda kullandığım karşıoyun gerekçesini açıklamaya önemli iki duruma değinerek başlıyorum.

A. Mahkeme'nin kararında açıkça belirtildiği üzere, yasama

organının iptali istenen ilci kararı, Anayasa Mahkemesi'nin biçim ve öz

yönünden denetlemek yetkisini taşıdığı yasa, KHK ve TBMM İçtüzüğü olmadığı gibi

nitelik ve içerik yönünden de bu düzenlemelerin benzerlerinden görülmemiştir.

Daha açık bir anlatımla, yasama organı işleminin "Karar" adını

taşıması, denetlenmesine engeldeğildir. Genelde ve temelde "Yasama organı

kararları" Anayasa Mahkemesi'nce denetlenmezse de, adı karar olmakla

birlikte içeriğiyle karar sınırlarını aşmışsa, yasa, KHK ya da TBMM İçtüzüğü

niteliğindeyse denetlenebilir. Anayasa Mahkemesi, önceki kararlarında olduğu

gibi bu durumu vurgulamış bu konudaki tartışmaları olumlu biçimde sonuçlandırarak

kararların incelenebileceğini belirtmiştir. Bu bağlamda öz yönünden de inceleme

yapmış ve "Esasa girilmesine gerek olmadığına" değil, "...iptal

isteminin REDDİNE..." karar vermiştir. Kararların denetlenip

denetlenemeyeceği içerik ve niteliğinin saptanmasıyla olanaklıdır. İçerik ve

niteliğiyle "karar" olmaktan çıkan metinlerin denetleneceği bu

kararla yinelenerek sorunun bu yönüne açıklık getirildiğinden bilimde ve

uygulamada öne sürülen görüşlerin olumlu ve olumsuz yanları üzerinde durmaya

gerek kalmamıştır. İncelenen iki kararın iptalinin gerekmediği sonucuna,

Anayasa'ya aykırılık konusunda içerik yönünden ayrıntılı biçimde olmamakla

birlikte, karar niteliği ve içeriğinin aşılıp aşılmadığı konusunda öz yönünden

denetleme yapılarak varıldığından, kararda "yetki devri..."

niteliğinde görülmediği anlatımının-bana göre yanlışlığını ele alacağım.

Kurulda "Yetki devridir, bu nedenle Anayasa'ya aykırıdır ama içerik ve

nitelik yönünden yasa, KHK ve İçtüzük ya da bunların benzerlerinden olmadığından,

karar niteliği dışına çıkmadığından istemin reddi zorunluluğu"nda çoğunluk

birleşmiş, karşıoyda kalanlar ise denetlenebilecek metin niteliğinde olduğunu

benimsemişlerdi. Karar ise"Yetki devri sayılamaz" görüşünü de

içerecek biçimde yazılmıştır. Kurulu, Başkanvekili olarak yönetirken saptadığım

-yanılmıyorsam- bu hususa değiniyorum ki gelecekte çoğunluğun ya da karşıoy

sahiplerinin yanılgıya düşmemelerine daha çok özen gösterilsin.

B. 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri, Hakkında Yasa'nın "Tebligat" başlıklı 31. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, iptal davası açma hakkına sahip siyasal parti grupları, dava konusu düzenlemelerin Anayasaya aykırı olmadığı kanısını taşıyorlarsa 2949 sayılı Yasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrası uyarınca grup genel kurullarının üye tam sayısının salt çoğunluğuyla alacakları karar üzerine grup

başkanları ya da başkanvekillerince Anayasa Mahkemesi'ne yazılı düşünce verebilirler.

Dosyaya konulması için 19.9.1990 gününde havale edilen "Yıldırım AKBULUT, TBMM İktidar Grubu Genel Başkanı" imzalı tarihsiz dilekçe, "Ek" olarak gösterilen "grup kararı, onaylı belge ve kanun listesi" incelendiğinde okunulması ve dayanılması gereksiz birbaşvuru olduğu açık-seçik saptanmaktadır. Şöyle ki:

1- "TBMM Anavatan Partisi Grup Başkanlığı" yazısını taşıyan basılı kâğıda 4.9.1990 günü ve 04-90/07 sayısıyla "Grup Kararı" başlığıyla alınan metinde "... ekli listede adları ve numaraları yazılı Kanunların..." belirtmesinden sonra "Grubumuzca 4.9.1990 tarihinde, iştirak edenlerin oybirliğiyle kararlaştırılmıştır." denilmekte ve Grup Başkanvekiliyle iki kâtip üyenin imzaları yer almaktadır.

2- "Anayasa Mahkemesince Görüş Bildirilecek Kanunların Listesi" başlıklı (bundaki "ce" eki yazılı başvurudaki Grup Başkanı yerine "Genel Başkan" denilmesi gibi yanlıştır) dizinde ilk sırada "Başvuru Tarihi", karşısında da "İptali İstenen Kanunlar" gösterilmiştir. İki yapraktan oluşan listenin ikinci yaprağında, 10. sırada, başvuru tarihi olarak "11.9.1990", karşısında da daha sonra yazıldığı biçimiyle belli olan dava konusu iki kararın gün, sayı ve adları yazılıdır.

Bu durumlar karşısında:

a) Grup kararında "TBMM kararları" açıklığı yoktur. Yalnız yasalar için düşünce verilmesi karar alınmış, Grup Başkanına bu yolda yetki verilmiştir. Yetki alınmadan kararlar için yazılı düşünce gönderilmiştir. Başvuru yetkisiz yapılmıştır.

b) Grup kararı, 4.9.1990 günlüdür. Bu günde, 11.9.1990 da Anayasa Mahkemesi'ne başvuruda bulunulacağı nasıl bilinir ve belli olabilir ki düşünce verilecek Yasalara ilişkin listeye 10. sırada 11.9.1990 günü yazılır' Kaldıki, 108 sayılı karar, grup kararından bir gün sonra 5.9.1990 da TBMM'nce alınmıştır. Listenin başında da "Karar..." açıklığı yoktur. Sıkıştırılmış satırlar, listeye, yetki olmadan, 5.9.1990 daki karar için "Karar alınacaksa -Dava açılacaksa..." açıklıkları bulunmadan, dava açılacağı gün bilinmeden, kararların gün, sayı ve ad olarak sonradan eklendiğini, böylece gerçek dışı bir düzenlemeyledilekçenin Anayasa Mahkemesi'ne bir çekinme duyulmadan sunulduğunu göstermektedir.

3- Yazılı düşüncenin, yargıya, Anayasa Mahkemesi'ne saygıyla bağdaşmayan, düşünce türü dışında ağır eleştiri ve gözdağı niteliği taşıyan kimi bölümleri üzerinde durmuyorum. Anayasal erkler arasındaki uyuma özen gösterilmesi gereğini devlet hizmeti için yararlı bir ilke sayarak konuya değindim.

Olasılıklara karşı önceden verilmiş geniş kapsamlı bir oluru ve

108 sayılı karardan sonra da bu kararı içine alan ek oluru öngörmediği gibi,

çok önceki 107 sayılı karara hiç yer vermeyen, TBMM kararlarından konu olarak

bile sözetmeyen ANAP grup kararına dayanılarak, inceleme konusu kararlar için

düşünce bildirilemez, bildirilse de değerlendirmeye alınamaz. Siyasal nitelikli

yönler taşıyan yazılı düşüncede "savaş, savaş hâli, savaş ilânı"

konularında çelişkili görüşler yanında "karar ve izin" kurumlarının

biri-birine karıştırılarak gereksiz tartışmalara yer verilmiştir. TBMM'nin

somut verilere dayanan bir izni savunulurken tersine olan durumun varlığı

savında da bulunularak tutarlı sayılması olanaksız görüşler de sıralanmıştır.

Böyle bir düşüncenin okunmaması ve kararda Yasa'ya aykırı niteliğinin de belirtilmesi gerekirdi.

II. Yasama organının işlemler (düzenlemeleri)nin oluşturulmasında

uygulanan yöntemlerle birlikte içeriğine bakılarak yargı denetimine bağlı olup

olmayacağı saptanır. Anayasa Mahkemesi'nce denetlenecek metinlerle eşdeğer ve

aym etkinlikte ise oluşum yöntemi, evreleri ve adı engel sayılmaz. İçerik

gözetilerek varılan sonuç,kökleşmiş bir kararlılık düzeyine gelmiş, bu da

şimdiki kararda yinelenmiş olduğuna göre öbür yönleri sırasıyla ele alacağım.

Yargı denetimini ayrık durumlarla daraltmak, kimi bağışıklıklarda sınırlamak

hukuk devleti yönünden sakıncalı bir anlayıştır. Öğretide birleşilen önerilere

değer vererek denetim alanını genişletmek demokratikleşmede daha yararlı

edinimler getirecektir. Bu nedenle, yasama organı kararının niteliğine önem ve

ağırlık vererek denetim gereğini belirlemek ilke durumuna geldiğinden içerikve

niteliği doyurucu biçimde irdelemek zorunludur. Böylece sonuca varılacaktır:

A. Önce, öbür karşıoylarda açıklanan görüşlerin bu karşıoyumla

aynı doğrultuda olan bölümlerine katıldığımı belirtiyorum.

B. Tarihsel olaylarda deneyimler gözetilerek gerçekleştirildiği

varsayılan savaş konusundaki düzenlemelerden sorunla ilgili Anayasa'nın 92. maddesi, 1961 Anayasası'nın 66. maddesini birinci fıkra alarak oldukça kapsamlı biçimde yürürlüğe konulmuştur. Önce de, şimdi de "... savaş ilânına ve silâhlı kuvvet kullanılmasına izin vermek yetkisi" açık ve kesin biçimde yalnız ve ancak TBMM'nindir.

Sözü edilen maddenin birinci fıkrasındaki "izin vermek"

sözcükleri ile ikinci fıkrasında iki kez geçen "karar vermek"

sözcüklerinin, konu ve amaç gözetildiğinde, "karar vermek" anlamında

kullanıldıkları anlaşılmaktadır. İzin de bu kararla verilecektir. TBMM'nin

kararı bir iznin, bir istencin (iradenin) açıklanışıdır. Bu konudaki kararların

açıklanma biçimi, TBMM'ninkinde yasa yoluyla, Cumhurbaşkanınınkinde ise,

Anayasa'nın 104. maddesinin (b) / 7 ye göre, tek imzalı kararnameyle olmalıdır.

TBMM'nin izninin yasayla değil, olağan bir kararla olabileceği de

düşünülebilir. Böyle olunca, karar niteliği dışına çıkmayan bir istenç

açıklamasıyla yetinilmişse, ancak bu durumda Anayasaya uygunluk denetimine

bağlı tutulamaz. Savaş ilânı yetkisi "karar" konusu gösterilerek

yargısal denetim dışında çıkarılamaz. Adı "karar" olan işlem, başka

aykırılıklar taşıyorsa, karar niteliğini değiştirecek genişliklere, örneğin

yasayla düzenlenecek başka konulara yer veriyorsa olağan bir karar kabul

edilemez. Bir kararın, denetim sonucunda bir yasa bulunabilecek aykırılıkları

taşıdığı saptanırsa Anayasa'nın egemenliğini sağlamak, aykırılığı gidermek için

iptali yönüne gidilmelidir. Aykırılık bulunup bulunmadığını saptamak için:

1- Konuyu kendi yapısı içinde ele almak gerekir.

92. maddenin TBMM'ne verdiği yetki, hukuk dilinde "münhasır

yetki" adı verilen ve yalnızca yetkili kılınanın kullanacağı, başkasına

devredilemeyeceği türde bir yetki kurumudur. Bu yetki, başka bir organla

birlikte de kullanılamaz. Ortaklık, birliktelik, bölüşüm ve adına kullanmayı

olanaksız kılan yetki niteliği, anılan maddenin ikinci fıkrasıyla da

doğrulanmaktadır. İkinci fıkrayı oluşturan ayrık kural, birinci fıkrada

TBMM'nin yetkiyi doğrudan kullanmasının değişik biçimidir. TBMM yetkiyi kendisi

kullan-masaydı ayrık kurala gerek görülmezdi. TBMM dinlencede (tatilde) ya da

ara vermede iken ansızın silâhlı saldırı olmasında Cumhurbaşkanının da yetkili

kılınması bir ayrık durumdur. Bunun öngörülmesi birinci fıkradaki yetkisinin öz

yetki, temel yetki olduğunun kanıtıdır.

Anayasa'nın 87. maddesinde TBMM'nin görev ve yetkileri genel

olarak sayılırken yan tümcelerin sonunda kullanılan "denetlemek, yetki

vermek, kabul etmek, karar vermek, uygun bulmak" gibi sözcüklerle

anlatılmak istenen, TBMM İçtüzüğü'ne yansıyıp uygulama gelenekleriyle

belirginlik kazanan, yasa yoluyla istenci açıklamaktır. Daha açık bir

anlatımla, bu yetkilerin yasa yoluyla, yasa çıkarılarak, yasayla düzenlenerek

kullanılmasıdır. Bu maddede öngörülen "... ve savaş ilânına karar vermek."

yetkisi hiç kuşkusuz yasa ile kullanılacaktır. Savaş konusunda yalnızca

TBMM'nin olan yetkiyi başka hiçbir organ ve makamın kullanması, kullandırması

ya da kullandırmaması düşünülmez. "Savaşilânı"yla buna karşıt

görünümde, Anayasa'nın 92. maddesinin de geçen ve uluslararası hukukun geçerli

saydığı durumlar koşuluna bağlanan "... savaş hali ilânı..."

arasındaki sıkı ilişki, 4 Kasım 1983 günlü, 2941 sayılı Seferberlik ve Savaş

Hali Yasası (Resmî Gazete, 8.11.1983-18215)'nın savaş durumunun, savaşın ilânı

ile başladığını belirtmesiyle, kurulmaktadır. Bu durumda, 87. ve 92. maddelerin

yazılış biçimleri gözönünde tutulursa, savaş durumunun ilânı gibi asker

gönderme ya da yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme

yetkisi bir yasayla belirlenmelidir. Anayasa Mahkemesi öncelikle bu temel

geçerlik koşulunu uygun biçimde değerlendirememiştir. 92. maddedeki durumların

savaş ilânı anlamına geldiği de açıktır. Bilgi ve görgü artırma, araştırma ve

inceleme, deneyim, tören, karşılıklı dostluk ziyareti, konukluk ya da turistik

gezi amaçlanmadığına göre "Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası

andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller

dışında" Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesinin başka

anlamı olamaz. Gönderilmesi savaş düşünülmesine ve amaçlanmasına bağlı olmasa

bile gönderilen ülkenin yorumu, karşılayışı ve davranışı savaş sonucunu

getirebilir. Bu olasılığı gözardı etmek olanaksızdır.

TBMM, yetkisini kullanırken, açık ya da kapalı oturumda her durumu ayrıntısıyla ele alacak, Silahlı Kuvvetlerin görüşlerine ve önerilerine önem vererek olasılıkları değerlendirecektir. Sonuçtaki özgörüsü (takdiri), Anayasa dışına çıkılmadıkça yargı denetimidışındadır ama özgörüyü yansıtma aracı, işlem türü, dava durumunda yargısal değerlendirme konusudur. Yasayla yapılması gereken işlem, kararla gerçekleştirilemez. Karar yerine yasa olmasının hiçbir sakıncası yokken, yasa yerine karar uygulaması, anayasal aykırılığı gündeme getirir.

92. maddenin birinci fıkrasında açıkça "... izin verme

yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir." denilmesi, yasama organının

ortak kabul etmez, vazgeçilmez ve devredilemez yetkisini kesinlikle belirttiği

gibi bunun yasa yoluyla kullanılacağında da duraksama olmamak gerekir. Bu

sonuç, 22.7.1981 günlü, 2495 sayılı Bazı Kurum ve Kuruluşların Korunması ve

Güvenliklerinin Sağlanması Hakkında Yasa (Resmî Gazete 24.7.1981-17410) ile

18.12.1981 günlü, 2565 sayılı Askeri Yasak Bölgelerve Güvenlik Bölgeleri Yasası

(Resmî Gazete 22.12.1981-17552)'nın TBMM'nin Cumhurbaşkanının ve Bakanlar

Kurulu'nun ayrılan yetkileriyle de doğrulanmaktadır. İşin niteliği ve ivediliği

yasa yöntemini olanaksız kılsa bile -ki İçtüzük'le istenilen yöntem ve hızverilebilir-

karar da, karar sınırları içinde kalmalı, yasa niteliği ve içeriğini

taşımamalıdır. Kaldıki, öğretide ve uygulamada yasa yöntemini zorunlu bulan,

(örneğin Prof. Dr. Erdoğan TEZİ Ç, Coşkun KIRCA) güçlü görüşler vardır. Olayın

ve konunun nitelediği yasa yolunu gerektirmektedir. Yasa ve karar türü,

hukuksal tartışmalara elverişli olmakla birlikte, tartışma götürmeyecek olgu

TBMM'nin yetkisidir. Anayasa Mahkemesi de, yasama organındaki siyasal

çoğunluğun tutumu ne olursa olsun, hattâ onun bilinçli-bilinçsiz yasamanın

yerini değiştirmesine karşın TBMM'nin yetkisini koruyacak, Anayasa çerçevesi

dışında, bu yetkinin sınırlanmasını, engellenmesini devrini önleyerek hukuk

devletini -demokrasiyi güçlendirecek, Anayasa'nın bağlayıcılığını ve

üstünlüğünüsağlayacaktır. İktidar baskısı ya da oyçokluğuyla Anayasa'nın

savsaklanmasına, Anayasa'ya aykırılıklara, rejimin yozlaşmasına olur

vermeyecektir. İktidarlar geçici TBMM kalıcıdır. İktidar, TBMM demek olmadığı

gibi, demokrasi de TBMM çoğunluğu demek değildir. TBMM'ni iktidarla

özdeşleştirmek rejimin temelini sarsar. Böyle değerlendirilince parlamenter

düzen sözde kalır. Sayısa1-siyasal çoğunlukla Anayasa işlemez duruma

düşürülebilir ve yetki aşımları nedeniyle de anayasal denge ortadan kalkabilir.

Bunlar aslasiyasal değerlendirme olmayıp yargısal denetimin ölçütleri olan

hukuksal değerlendirmelerin güncel konularıdır. Anlaşılmaktadır ki ister

yasayla olsun, ister kararla olsun, yalnız ve ancak TBMM'nin olan yetkiyi başka

organ kullanamaz, bu yetki başka organa bırakılamaz. Yetkiyi kullanacak

TBMM'nin devri de yetkisiz olur. Anayasa'nın 6. maddesinin hiçbir kimse ya da

organın kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağını,

7- maddesinin de yasama yetkisinin devredilemeyeceğini öngörmesikarşısında

TBMM'nin kendi öz yetkisini kullanmayı hangi neden, durum, zaman ve koşulla

olursa olsun Bakanlar Kurulu'na bırakması geçersizdir. İnceleme konusu

kararlarla Bakanlar Kurulu'na verilen yetkiyle, aşama-kademe getirilmiştir.

İzin, ikili sisteme bağlanmıştır. TBMM yerine Bakanlar Kurulu duruma göre

davranacaktır. Oysa, Anayasa, silâhlı kuvvetlerin yabancı ülkelere

gönderilmesiyle yabancı silâhlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına (Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası andlaşmalarla uluslararası nezaket kurallarının

gerektirdiği durumlar dışında) izin verirken, her ayrıntıyı, tüm yönleriyle

ayrı ayrı değerlendirerek sonuca varmakla TBMM'ni yükümlü kılmıştır. Savaşa

neden olan, savaşla karşılaştıran işlemlerin özel bir özen ve duyarlık istediği

açıktır.Bir yasama organının ulusal yaşamı doğrudan ilgilendiren böyle bir durumdan

daha önemli pek az görevi olabilir. Anayasa Mahkemesi'nin, "olağanüstü

yönetim usulleri"nin (Anayasa 119, 120, özellikle 122. madde)

uygulanmasını gerektirebilecek durumlarda yetki kurumuna ağırlık vermesi, daha

özenli ve daha duyarlı davranması zorunludur. İnceleme konusu 107 ve 108 no.lu

Kararlarla "... Hükümete..." yetki verildiği açıktır. 107 no.lu

Kararın içeriği, saldırıyı karşılamak, savaş hâli ilânı, silahlı kuvvet

kullanılması, yabancı ülkelere silâhlı kuvvet göndermek, yabancı silâhlı kuvvetlerin

Türkiye'de bulunması durumlarıyla bir savaşın tüm tanımlarını kapsayan yetkiyi

göstermektedir. Bu karar ayrıca, Anayasa'nın 92. maddesinin ikinci fıkrasıyla

Cumhurbaşkanına tanınan yetkiyi de dışlamakta, bu yetkiyi de Hükümete

devretmektedir. Cumhurbaşkanı yetkisine sahip çıkarsa, ikili yetki ya da yetki

çatışması, sahip çıkmazsa yeni bir Anayasa'ya aykırılık söz konusu olabilir.

Sonuçta, TBMM'nin Hükümete devredilen yetkisi, Cumhurbaşkanı'nın başkanlık

yapacağı Bakanlar Kurulu'nda alınan kararlar yoluyla ya da Cumhurbaşkanının

denetlenmeyen eylemi işlemleriyle Cumhurbaşkanı'na devredilmiş olacaktır. Bu

durumun demokrasi, hukuk devleti, özellikle Parlamenter düzen yönünden sayısızsakıncaları

vardır. Anayasa değişmedikçe herkesin andıyla, sadakat borcuyla üst kurallara

bağlılığı, ona uygun davranma özeni bağsız-koşulsuz bir onurlu görevdir. Sözel

olarak savaş durumu ilânına yer vermeyen 108 no.lu kararın, Cumhurbaşkanı'nın

1.9.1990da TBMM'ni açış sözlerinde 107 no.lu kararı yeterli bulamamasından

kaynaklanan önerisinin yasama organındaki çoğunlukça bir buyruk sayılarak

alındığı anlaşılmaktadır. Bu kez, orta-doğuda barış ve kararlılığın yeniden

kurulması, körfez krizi süresi ve sonrasındaki gelişmeler, Türkiye'nin yüksek

yararları, dinamik politika eklen-tileriyle kararın boyutları genişletilmiştir.

Kararlarda yazılı öğeler, çözümü ve gerçekleşmesi umulup amaçlanan durumların

hepsi birer yasa konusu olacak niteliktedir. Bu konular Bakanlar Kurulu'nun

ancak yerine getirip gerçekleştireceği hususlardır, takdir edip

kararlaştıracağı değil, yetkiyi Bakanlar Kurulu'nun TBMM kararıyla üstlenmesi

de ona geçerlik kazandıramaz. Olağan biçimde, saldırıları özel bir yasa ya da

karar olmadan karşılamak, ülkeyi savunmak, bu doğrultuda her zaman gereken

önlemleri almak Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin günlük ve en doğal görevidir.

Olağanlığı, doğallığı aşan yetkiyi de Türk Ulusu adına TBMM verir. Bu yetkiyi

başka organa-organlara bırakamaz. Anayasa ve yasaların Bakanlar Kurulu'na

tanımadığı bir yetkiyi bir kararla tanımak, bu kararı Anayasa ve yasa yerine

hattâ üzerine çıkarmak demektir. TBMM bu kararlarla yeni bir kural koymuştur.

Kural koyma yetkisi de yalnızca TBMM'nindir. Bu yetki de ancak yasa ile

kullanılır, kural yasa ile konulur. Kaldıki yetki devri de, Anayasa'nın öngördüğü

belirgin ve çok ender sınırlarla yine yasayla olabilir. KHK'lerde olduğu gibi

bu düzenlemelere de TBMM'nin olan yasama yetkisinin devri (bu yetki hiç

devredilemez) değil, yetkilibulunan organın özel yetkilendirilmesi demek daha

doğru olur.

İçerikleri özetlenen 107 ve 108 no.lu kararların, 92. maddenin

geniş anlamda bir karar olarak değerlendirilmesinde bile böyle bir karar

niteliğini aştığı, bir yasa etkinliğinde ve düzeyinde olduğu bellidir. Yöntem

saptırmasıyla kararlarla yasa niteliğinde işlemler yapılamaz. Bu durumlarıyla,

yetki devri yasağını çiğnedikleri gözetilerek sonuca varılması gerekirdi.

Güçler ayrılığı ilkesini, denge ve uyumu bozan işlem ve düzenlemelere, geçerlik

tanınamaz. Anayasa Mahkemesi'nin yinelemesine gerek görmediğim birçok kararında

boyutlar yenileştirerek uygulanan hukuk devleti ilkesi, devletin temelidir.

Yönetsel nitelikli kararlar dışındaki işlem ve düzenlemelerin denetiminden

kaçırılması olarak algılanması, ayrıcalıklı işlem değerlendirmesi ya da her

işlemin denetime bağlı tutulması yanlış olacağı gibi büsbütün denetim dışı

bırakılması da yanlıştır.

2. Somut olayları, yine güncel, ivedi, zorunlu, somut durumları,

tüm koşulları saptanamadan olasılıklar için önceden izin vermek, bir anlamda da

sağgörü (basiret)ye bağlanamaz. Genelde her saldırı için hazır bekleyen silâhlı

kuvvetlerin varlığı, uyanıklığı ve gücü inceleme konusu yasama kararlarındaki

ayrıntıyı gereksiz kıldığı gibi önceden önlemi de fazla kılmaktadır. KHK

çıkarılması işlemini andırır biçimde önceden izin açık-seçik bir yetkî

devridir. Bu durum, ayrıca Anayasa'nın 117. maddesinde TBMM'ne karşı sorumlu

olan Bakanlar Kurulu'nun bu olayda sorumsuzluğuna yol açacak biçimde TBMM'nin

denetiminin ortadan kaldırıldığını da göstermektedir. Denetimsizlik, bir boşluk

ve karanlıktır. Yargı denetimi, demokrasinin başlıca özelliklerindendir. Hiçbir

organ, makam ve kimse Anayasa'nın dışında ve üstünde olmadığı için, denetim

yoluyla bu tür sapma olasılıkları önlenmelidir. TBMM'nin yetkisinin devrine

yolaçan bir düzenlemeyi hoşgörüyle karşılamak, denetim yetkisinden ödün vermek,

yeni yetki aşımlarını, yetkisiz işlem ve eylemlerle sorumsuzlukları özendirici

bir anlam taşır.

3. Daha önceki, 16.3.1964 günlü 93; 17.11.1967 günlü, 148 ve 20.7.

1974 günlü 303 sayılı TBMM kararlarından ilkinde Hükümetin devreye konulması ya

da adının geçirilmesi söz konusu olmamıştır. Hükümet (anayasal adıyla Bakanlar

Kurulu) yasama organının istem ve kararını yerine getirmekle doğal yükümlüdür.

Ama yasama organının yerine geçip onun adına öngörme, onun adına buyurma, onun

adına izini verme yetkisi yoktur. Sonraki iki kararda, şimdikilere benzeyen bir

anlatımın bulunması, bugün de onların izlenmesini gerektirmez, îki dönemin

Anayasası, koşulları, karar konusu ayrı olduğu gibi, önceki üç karar yargı

denetimine sunulmamıştır. Bu bakımdan, hukuksal niteliğine kesinlik verilemez.

Her durum için ancak TBMM karar verir. Kaldıki 1974 de Hükümete yetki

verildiğinde Türk Silâhlı Kuvvetleri Kıbrıs'açıkmıştı. Kararın daha çok,

Yunanistan'ın Nikos Samsar'a arka çıkmaması için caydırıcı amaç taşıdığı

anlaşılmaktadır. Bunlarda önlem niteliği varken şimdiki 107 ve 108 no.lu

Kararlarda geniş, sınırlanması güç olduğundan belirsiz bir yetki ve tam bir

yetkidevri vardır. Artık hukukta "egemenlik işlemleri" ayrımı

öğretinin bir örneklemesi olarak anlatılıp ayrıcalık ve bağışıklığı kalmadığına

göre TBMM'nin son iki kararını, yetkiyi sahibine geri vermek ya da onun geri

alıp doğrudan (bizzat) kendisinin kullanmasını sağlamak üzere iptal etmek

gerekirdi. Anlaşmalarla tanınan hakların kullanıldığı Kıbrıs olayı, Körfez için

hukuksal uygulamalar yönünden sağlıklı bir örnek oluşturamaz. Önceden alınan

izinle, varlığı, saygınlığı ve etkinliği her zaman korunmak gereken TBMM'nin

dışlanarak istenildiği zaman, istenildiği gibi davranmak serbestisinin

sağlanması amacı güdüldüğü anlaşılmaktadır. Parlamenter düzende yasama

organının silâhlı kuvvet kullanılma kararına ilişkin tekeli ancak dinlence

sırasında kalkar, başka yolkapalıdır.

4. Konunun siyasal, askerî, ekonomik, uluslararası ya da ülkenin

konunun yükü incelemeyle ilgili değildir. Bu ve ilgili-bağlantılı konulardaki

siyasal özgörü ve seçim, Anayasa dışına çıkılmadıkça, yargı denetimine de bağlı

değildir. Ne var ki yargıçlar, bilgi birikimleriyle genelde bu konuları da

kanılarında değerlendirecek düzeyde kişilerdir. Krizin değişken, kritik ve

belirsiz oluşu yargıyı etkilemez. Bakanlar Kurulu kararlarıyla uygulama yolu

açılmış olan girişimler yaşamsal önemdedir. Kararların kurduğu ilinti, yasayla

gerçekleşmesi gereken durumlar karar konusuna indirgemiştir. Savaşın hak

verdirip olanaklı kılacağı anayasal önlemler de bu nedenle alınabilecektir.

Sonuçta yasama organının özel bir karan olmadan da savaşa girebilecektir.

Kararlarda geçen gerek (lüzum), sınır (hudut) ve kapsamı (şümulü) özgörü ve belirleme

yetkisi TBMM'nindir. Ülkesi, koşulları, süresi ve gereği belli olmadan

kullanılacak yetki yasama işlemine karışmak, elatmaktır. Yasa ya da karar

olması sonucu değiştirmemekte,TBMM'nin izni ayrı bir işlem, Bakanlar Kurulu'nun

bu izni kullanma kararı ikinci bir işlemdir. Cumhurbaşkanının öneri, öğüt

(tavsiye) ya da istemiyle yasama organının yetkisini devretmesi, Bakanlar

Kurulu'nun bunu benimsemesi hukuksallık için asla yeterlideğildir. Savaş ilânı

durumunda işi yürütmeye bırakıp çekilmekle bir sayılır. Oy çoğunluğunun

bulunması bu çelişkiyi ortadan kaldıramaz. TBMM'nin, yetkisini devir yetkisi

yoktur. Savaşın yaşamsal zorunluluk olmadıkça yeğlenmemesi ilkesi de konumuz

dışındadır. Olması ya da olmaması yasama organının özgörüşündedir, ancak Ana-yasa'ya

uygun olarak Yasama organı işleminin amacı kapsamı ve dayanağı tam bir uygunluk

taşımalıdır. Önlem dışında peşin yetki olamayacağı, olası durumlar için değil

somut olaylar ve belirgin olgular için TBMM'nin istencini belirteceği

görüşündeyim. Bu arada bu kararlarla bir tür Anayasa değişikliğinin eylemli

biçimde gerçekleştirildiği görüşü de yabana atılamaz. Denetimde, biçim öncü

etken değildir. Biçime dayanılarak kurulacak yargı doyurucu olamaz. Aynı

odaktan kaynaklanan iki kararın içerik ağırlığı belirgindir. Anayasa'nın 92.

maddesinin birinci fıkrasında öngörülen durumları tümüyle kapsayıp her

olasılığı karşılayacak sınırsızlıkta olan kararların gelişim öyküsü TBMM

görüşme tutanaklarındadır. 1976 Kanunî Esasisi'nin 7., 1924 Teşkilâtı Esasiye

Kanunu'nun 26. ve 1961 Anayasası'nın 66. maddeleri, başlangıçtan beri

Padişah'ın ve TBMM'nin öz yetkisi içinde bulunan işlerin Hükümete

bırakılmasının yerinde olmadığını tarihsel yönden de açıklamaktadır. Dinlence

sırasında bile TBMM toplantıya çağrılmak, kaçınılmaz durumda Cumhurbaşkanı

karar vermelidir. Bu ayrık durum, ayrık yetkilendirme, asıl yetkiyi ortadan

kaldıramaz. Her durum için yasama organı ayrıca düzenleme yapmalı, karar

almalıdır.Önce de belirtmeye çalıştığım gibi bu konularda Bakanlar Kurulu için

Anayasa'da bir yetki öngörülmemiştir.

5. Kararların kura1-işlem yanları ağır basan iki kararın özne1-işlem sayılması güçtür. Amaç ne olursa olsun anayasal uygunluk öncelik alır. Kararın 13. sayfasına rastlayan 1. sıranın son paragrafında esasın incelenmesi olanağının bulunmadığı yazılmıştır. Oysa, başta açıkladığım gibi kararların niteliği ve inceleme özelliği, öz yönünden konu üzerinde durmaya zorunlu kılmış, bu inceleme yapıldığı için denitelik ve içerik yönünden uygunluk denetimine bağlı tutulan işlemlerden ya da bunlara eşdeğer me* tinlerden görülmemiştir. Öz yönünden de ele alınmasaydı çoğunluk bu sonuca varmaz, azlık oyu da belki başka nedenle oluşurdu.

6. Kararın 14. sayfasında, 3. sıranın ikinci tümcesini oluşturan "Çünkü bu kararla Hükümete verilen izin, yasama yetkisinin devri değil, izin kararının yerine getirilmesidir" gerekçesine katılmak olanağı yoktur. Anayasa'nın 92. maddesindeki yetki bir yönetsel yasama işlemi ürünü değil,bir kural işlemdir. Yasa ya da kararla kullanılabilecek bir yetkidir. Bu maddeye aykırı davranış öncelikle Anayasa'nın 6. maddesine aykırılığı getirir. Yasama yetkisinin kullanımı genelde yasayla olur.

III- Denetlemede çok açık olmayan, dayanılması güç durumlarda

sözel yoruma değil amaçsal yoruma ağırlık verilmelidir. Anayasa'nın 92.

maddesindeki yetkinin 87. maddeye, konunun özel önemine ve örneklerine

bakılarak yasayla düzenlenmesi benimsenmese, karar biçimi ve yöntemi yeterli

görülse bile, yetkinin TBMM'nin olduğunda kuşkuya yer yoktur. Bu durumda TBMM

kararının yargı denetimine bağlı olamayacağı savları, Anayasa Mahkemesi'nin

kökleşmiş inancaları (içtihatlar-kararlar) karşısında dayanaksız kalmıştır.

Ancak hukuk devletinde salt yönetsel olmayan kararları tartışmasız denetim

kapsamında gösteren açık kurallar daha yararlı olacak, dava ekonomisini de

zaman öğesini de olumlu yönde etkileyecektir. Bu husus gerçekleşmese bile,

nasıl ABD. Federal Yüksek Mahkemesi, ABD. Anayasası'nda "yasalar

Anayasa'ya aykırı olamaz" ve "Federal Mahkeme yasaların Anayasa'ya

uygunluğunu denetler" gibi kurallar bulunmamasına karşın, yarım yüzyılı

geçen bir süreden beri kararlarıyla, yasaların anayasaya uygunluğunu

duraksamadan denetlemesi yolunu açmışsa ve buna ABD. Kongresi (Senato,

Temsilciler Meclisi) ve Cumhurbaşkanı karşı çıkmıyor, beğeniyle karşılanan

büyük bir saygı duyuyorlarsa, Türkiye'mizde de Anayasa Mahkemesi ad-biçim

engelini aşma durumunu geniş yorumla, içerik ve nitelikle de göstermelidir.

Mahkeme, kendi yetkisini kendisinin daraltması-sınırlandırması görünümünde bir

çekingenliği bırakıp yasama organını güçlendiren kararlar almalı, düzeni sarsıp

bozacak, Anayasa değişmeden sistemi değiştirecek, eylemli biçimde başkanlık ya

da başkacı sistemlere geçişe yarayacak sakıncalı yetki devirlerini

durdurmalıdır. Yargı denetimde ayrıklık ya da bağışıklık sınırı genişledim

emeli, bu anlama gelecek kararlardan kaçınılmalıdır. İşlemler, düzenlemeler

ister yasa, ister karar türünde olsun denetlendikçe geçerli ve güçlü olur,

denetlenen de o ölçüde aklanır. TBMM'nin yetkilerine ortak özen gösterilmezse, hükümetler

ve onlara egemen olanlarca yasama organı giderek dışlanır, Anayasa'yla

bağdaşmayan eylemli yönetim biçimleri ortaya çıkar. Üç devlet erki birbirine

karşı olmayacağı gibi hiçbir anayasal organ kendi kendisini etkisiz kılamaz.

Anayasal dinamikler oluşturan demokratik kurumlar, tutumlarıyla anayasayı

anlamlı kılıp yaşatırlar. Bu kurumların başında yargı organları gelir. Hangi

biçim ve yöntemle ve ne boyutla olursa, olsun, anayasaldüzeyde yetki devirleri

ağır birer yetki aşımı olarak gözardı edilmesi olanaksız anayasaya aykırılık

nedenidirler. Bu aykırılıkların konusu olan işlem, düzenleme ve tüm oluşumlar

geçersizdir.

İçeriği yetki devrini öngören bir düzenlemenin yasa ya da karar

türünde olmasına bakılmaksızın aykırı niteliği nedeniyle yargı denetimine bağlı

tutularak anayasal çelişkinin giderilmesi gerekir. "Karar"

adı-biçimiyle gerçekleştirilerek denetimin engellenmesi oyunları önleneceği

gibi aykırılığı saptamaya karşın hukukiçinde korumak ikilemi de ortadan kalkar.

Hem yetki devrini görmek, hem de bunu yürürlükte tutarak geçerli kılmak Anayasa

Mahkemesi'nin Anayasa'ya aykırı tutumu sayılır. Aykırılıklar çağdaş yorumlarla

önlenmelidir. Anayasa Mahkemesi oldukça aykırılık olmamalıdır (sürmemelidir).

Saptanan aykırılığa dokunamamak hukuktan ödün vermek anlamındadır. Yetki

aşımını durdurup önlememek yeni ve daha ağır yetki aşımlarına neden olmak

sorumluluğunu getirir. İptal kararları, TBMM. nin üstünde olmak, kendini onun

yerine koymak değildir. Anayasa'nın unutulup gözardı edilmesinde ya da bilinerek

savsaklanmasında Anayasa'yı anımsatmak, tüm anayasal organları Anayasa

saygısına çağırmaktır. Kuşkusuz egemenlik, bağımsız-koşulsuz Türk Ulusu'nundur.

Yasama organı ulusal egemenliğikullanmakla yetkili tek organ olmayıp egemenlik

kapsamındaki yargılama yetkisini ulus adına ancak bağımsız mahkemeler kullanır.

Bilime ve yürürlükteki Anayasa kurallarına aykırı haksız ve gereksiz

eleştirilerle amaçlı sataşmalara bakmadan yargı denetimini,bağımsızlığına uygun

biçimde, sürdürmek gerekir.

V- Yukarda belirtilen nedenler ve durumlar karşısında, inceleme

konusu 107 ve 108 no.lu "Karar" adlı yasama işlemlerini, yasa yerine karar yolu seçildiğinden, karar yolu uygun bulunsa da yasa konularını kapsayarak yasa içerik ve niteliğinde bulunduğundan, bu yolla yasama yetkisinin devrini öngördüğünden Anayasa'nın 2., 6., 7., 87., 92. ve 104. maddelerine aykırı buluyorum.

Başkan

Yekta Güngör ÖZDEN

Başkanvekili

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Servet

TÜZÜN

Üye

Mustafa

GÖNÜL

Üye

Mustafa

ŞAHİN

Üye

İhsan

PEKEL

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Üye

Erol

CANSEL

Üye

Yavuz

NAZAROĞLU

Üye

Güven

DİNÇER

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı: 1990/31

Karar Sayısı: 1990/24

TBMM'nin 12.8.1990 günlü, 107 sayılı ve 5.9.1990 günlü, 108 sayılı kararlarının iptali istemiyle dava açılmıştır.

Anayasanın, Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkilerini belirleyen 148. maddesinde, TBMM kararlarının, Anayasada belirtilen ayrık durumlar (M. 85) dışında Anayasaya uygunluk denetimine bağlı tutulacağına ilişkin bir kural bulunmamaktadır. Ancak, Anayasa Mahkemesi, daha önceki bir çok kararında da belirtildiği gibi, Anayasaca Anayasaya uygunluk denetiminebağlı kılınan işlere eşdeğer etkinlikteki ya da değer ve etki bakımından içtüzük düzenlemesi veya yasa niteliğindeki TBMM kararlarını görevi içinde görerek Anayasal denetime bağlı tutmakta, böylece Meclis Kararları yoluyla, yasa ya da içtüzük değer ve etkinliğindeki tasarrufların Anayasal denetim dışında kalmasına olanak vermemektedir.

Anayasanın 92. maddesinin birinci fıkrasında "Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisinindir." denilmektedir.

Bu fıkrada açıkça görüldüğü üzere, savaş hali ilânına ve maddede sayılan ayrık durum dışında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi münhasıran TBMM'ne aittir.

"İzin verme", doğal olarak öncelikle "izin istemi"ni gerekli kılar. Yürütme organı, bu maddeye göre, lüzum, amaç ve kapsamı belirli bir istekle TBMM'ne başvurur, TBMM, yürütme organınca belirlenen hususları değerlendirerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine izin verir ya da sebepleri geçerli görmezse bu isteği reddeder. İşin özelliği ve ivediliği gözönüne alınırsa bu maddeye göre verilecek, iznin Meclis kararı niteliğinde olması ve bu nitelikteki Meclis Kararının da Anayasal yargı denetimi dışında kalması gerekir.

Anayasal yargı denetimi dışında tutulan TBMM'nin, bu bağlamda, silahlı kuvvetlerin yabancı ülkelere ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına ilişkin izin verme kararıdır. Çünkü Anayasaya uygun olarak verilecek izin işlemi bireysel bir işlem niteliğindedir, kesindir ve hukuksal sonuçlarım hemen gösterir.

Ancak, amaç ve kapsam belirlemeden ve herhangi bir süreyle sınırlamadan, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkeye gönderilmesine ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulundurulmasına karar verilmesi işinin ve bu konudaki değerlendirmenin hükümete bırakılması, TBMM'ne ait olan "izin verme yetkisinin" hükümete devredilmesi anlamına gelir.

Anayasanın 92. maddesiyle TBMM'ne verilen bu münhasır yetkinin yürütmeye ve devredilmesi Meclis kararıyla yapılamaz.

Nitekim, Anayasanın 8. maddesine göre yürütme yetkisi ve görevi,

Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve yasalara uygun olarak

kullanılır ve yerine getirilir. Meclisin izin verme kararı, tamamlayıcı ve

bireysel işlem olmaktan çok, ileriye dönük ve kural koyucu özellikte ise;

silahlı kuvvet göndermenin kapsam, lüzum ve zamanını değerlendirmeyi bir süre

sınırı da getirilmeden yürütmeye bırakıyorsa yetki devri niteliğine dönüşür. Bu

tür meclis kararı, yasadeğer ve etkinliğinde bir işlem kabul edilerek Anayasal

yargı denetimine bağlı tutulmalıdır. Nitekim Anayasa, KHK çıkarma yetkisinin

bir yasayla verilmesini öngörmüştür. Ote-yandan, söz konusu izin vermenin,

Anayasaya göre, TBMM'ne ait münhasır bir yetki olması nedeniyle yasayla devrine

dahil olanak bulunmadığı haklı olarak ileri sürülebilir ise de, bu konunun işin

esasının incelenmesi aşamasında ele alınması gerekir.

TBMM'nin 7.9.1990 günlü, 108 sayılı karan "Irak'ın Kuveyt'i

işgal ve ilhak etmesi sonucunda ortaya çıkan körfez krizi sebebiyle, öncelikle

Ortadoğu'da barışın ve istikrarın yeniden tesisini ve Ülkemizin muhtemel

tehlikelere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve

sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek

menfaatlerini etkili bir şekilde kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride

telâfisi güç bir durumla karşılaşmamaya yönelik süratli ve dinamik bir politika

izlenmesine yardımcı olmak üzere; lüzum, hudut ve şümulü Hükümet'ce takdir ve

tayinolunacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere

gönderilmesine ve yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına Anayasanın

92. maddesi uyarınca izin verilmesi" biçimindedir.

Bu karara göre, yabancı ülkelere asker gönderilmesi ya da yabancı

silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulundurulup bulundurulmaması, tamamen

Hükümet'in takdirine ve değerlendirmesine bırakılmıştır. Bu yetkinin

kullanılması bir süreyle sınırlı değildir. Hükümet, uygun gördüğü kapsamda ve

zamanda, körfez kriziyle ilgili herhangi bir ülkeye Türk Silahlı Kuvvetleri'nin

gönderilmesine ya da yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına

"izin" verebilecektir. Böylece Anayasanın 92. maddesine göre TBMM

kendisine ait olan Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yabancı ülkelere gönderilmesinin

ya da yabancı silahlı kuvvetlerinin Türkiye'de bulunmasının gerekip

gerekmeyeceğini değerlendirme ve izin verme yetkisi bu kararla, bir süre sınırı

da getirilmeden Hükümete devredilmiştir. Nitekim Bakanlar Kurulu'nun bu konuda

Meclise gönderdiği teskerede "izin"den değil, "yetki"

verilmesinden söz edilmektedir. Bu durum, Anayasanın 92. maddesinin birinci

fıkrasının, bir anlamda, değiştirilmesi sonucunu da doğurmuştur.

Öte yandan, bu karar Anayasanın 92. maddesinin ikinci fıkrasını da etkilemiştir. Bu fıkraya göre, TBMM tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması durumunda Cumhurbaşkanı da, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına kararverebilir. 108 saydı karardan sonra, TBMM tatilde ve ara vermede iken, Cumhurbaşkanı'ndan başka, Hükümet de, bu konuda karar verebilecek duruma girmiştir. Dolayısıyla Anayasa da olmayan bir yetki Hükümete verilmiş ve bu karar bu anlamda Anayasanın 92. maddesinin ikinci fıkrasında da değişiklik yapmıştır.

Yukarıda açıklandığı biçimde bir yetki yasası niteliğinde olan, hatta Anayasanın 92. maddesini bir anlamda değiştiren, TBMM'nin söz konusu 107 ve 108 sayılı kararlan, ileriye dönük hükümler taşımaları ve kural koyucu nitelikleri nedeniyle yasa değer ve etkisindedirler. Bu kararlarla, Anayasaya göre TBMM'ne ait olan "izin verme yetkisi" belirli bir süreyle de sınırlandırılmadan Hükümete devredilmiş, Anayasanın 92. maddesine değişik anlam kazandırılmıştır. Budeğer ve etkinlikteki kararların Anayasanın 92. maddesinde öngörülen "izin verme" amacına dönük TBMM karârı olarak kabul edilip Anayasal yargı denetimi dışında tutulması, Türkiye Cumhuriyeti'nin hukuk devleti olma niteliğiyle de bağdaşmaz.

Sonuç olarak, bukararların Anayasaya uygunluk denetiminin yapılması Anayasa Mahkemesi'nin görevi içindedir. Anayasa Mahkemesi görevini, önüne getirilen bir yasama işlemine ne ad verildiğine bakarak değil, içeriği ve niteliğiyle belirlemelidir.

Verilen karara, açıklanan nedenlerle, işin esasının incelenmesine geçilmesi gerektiği görüşüyle karşıyım.

Başkanvekili

Yekta Güngör ÖZDEN

KARŞIOY

YAZISI

Esas Sayısı: 1990/31

Karar Sayısı: 1990/24

TBMM'nin 12.8.1990 günlü, 107 sayılı ve 5.9.1990 günlü, 108 sayılı kararlarının Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olup olmadığının öncelikle saptanması gerekmektedir.

Bu kararlar Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi ise esasa geçilip dava dilekçesindeki Anayasa'ya aykırılık savlan incelenecek, tabi değilse için esasının incelenmesinin gerekmediği sonucuna varılacaktır.

Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri Anayasa'nın 148. maddesinde belirtilmiştir. Aynı doğrultuda bir hükümde 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev ve yetki" başlığını taşıyan 18. maddesinde yer almaktadır.

Anayasa'nın 85. maddesinde yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya üyeliğin düştüğüne Meclisçe karar verilmesi hallerinde bu kararın, Anayasa veya İçtüzük hükümlerine aykırılığı iddiasıyla iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulabileceği, "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlığı altında 90. maddenin son fıkrasında; usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğu belirlendikten sonra bunlar hakkındaAnayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamayacağı öngörülmüştür.

Dava konusu edilen TBMM kararlan denetime bağlı tutulan yasama belgeleri arasında gösterilmemiştir.

Yasama Meclisi'nce Anayasa'da belirtilen adlara ve yöntemlere uygulanarak yapılan işlemlerin Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı olup olmadığının saptanmasında Anayasa'nın açık kurallarına başvurulması doğaldır.

Ancak, Anayasa Mahkemesi'nin bazı kararlarında belirlendiği gibi; Yasama Meclisi'nce Anayasa'da öngörülenler dışındaki adlar altında ve başka yöntemler uygulanarak meydana getirilen metnin veya belgenin Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabi olup olmadığının saptanmasında uygulanan yöntem kadar içeriğinin niteliği üzerinde durulması, değer ve etkisinin ortaya konulması, sonuçta bu metin veya belge Anayasa denetimine tabi tutulan işlemlerle eş değerde ve etkinlikte ise denetime bağlı olduğunun kabul edilmesi zorunludur.

Yasa niteliğinde kurallar koyan metinler bakımından da aynı doğrultuda düşünmek gerekir.

Şekil yönünden bütün parlamento kararları Anayasa Mahkemesi'nce denetlenebilir. Maddî yönden dava konusu işlemin niteliği gözönünde tutulmalıdır. Aksi halde Meclis kararları ile "kanun niteliğinde" işlemler yapma olasıdır.

Anayasa'nın 92. maddesi uyarınca çıkarıldıkları belirlenen 107 ve 108

sayılı TBMM kararları nitelikleri itibariyle Anayasa Mahkemesi'nce Anayasa'ya uygunluk denetimine tabi tutulan işlemlerle eşdeğerde ve etkinliktedir.

Anayasa'ya uygunluk denetiminin yapılması için işin esasının incelenmesi gerektiği kanısında olduğumdan. Sayın çoğunluk kararma katılmıyorum.

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

KARŞ1OY

YAZISI

Esas Sayısı : 1990/31

Karar Sayısı: 1990/24

I- Anayasa'nın 92. Maddesinin Öngördüğü Düzenleme

Anayasa'nın 87. maddesinde, TBMM'nin görev ve yetkileri genel olarak belirtilirken "savaş ilânına karar vermek"te Meclisin yetkileri arasında sayılmıştır. Anayasa'nın 92. maddeside savaş hali ilam konusunda TBMM'ne verdiği yetkinin kullanım koşullarını ve biçimini ayrıntılı olarak göstermiştir.

1. fıkrası 1961 Anayasası'nın 66. maddesinden aynen alınan 1982 Anayasası'nın 92. maddesi şöyledir: "Milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği haller dışında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanı da Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kullanılmasına karar verebilir."

Anayasa'da savaş ilânı ve silahlı kuvvet kullanılması gibi yetkilerin ayrıntılı bir düzenleme ile TBMM'ne verilmesinin nedenlerini daha önce yaşanan olaylardan edinilen deneyimlerde aramak gerekir.

Nitekim 1961 Anayasası'na ilişkin Kurucu Meclis görüşmeleri incelendiğinde TBMM'ne yetki veren böyle ayrıntılı bir düzenleme getirilmesinde Osmanlı İmparatorluğu'nun 1. Dünya Savaşı'na yetkililerin çoğunun bilgisi dışında yalnızca birkaç kişinin kararı ile sürüklenerek kendisini bir oldu bitti içinde bulması ve 1950 yılında da Kore'ye asker gönderme kararının TBMM toplantıya çağrılmaksızın, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Millî Savunma Bakanı'nca verilmesi gibi olaylar etkin olmuştur.

Cumhuriyet Anayasalarımızın tümünde, savaş ilânı ve Silahlı Kuvvetler'in kullanılmasına karar verme yetkisi TBMM'ne verilmiştir. 1924 Anayasası da 26. maddesinde savaş ilânını TBMM'nin "bizzat kendi ifa ettiği" görevler arasında saymıştır.

Anayasa'nın bu hükmüne göre savaş hali ilânına TBMM yetkilidir. Ancak, Anayasa bu yetkinin kullanılmasını "Milletlerarası hukukun meşru saydığı" haller için öngörmüştür.

Savaşa karar vermek ve savaş ilân etmek yetkisi yalnızca TBMM'ne ait olduğuna göre Hükümetin, savaşı kışkırtıcı nitelikteki davranışlarıyla, meclisi savaş ilânına zorunlu kılacak durumlara düşürmemesi ve onu oldu bitti karşısında bırakmaması gerekir. Bu nedenledir ki, 92. madde ile Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması TBMM'nin iznine bağlı tutulmuştur. Ancak aynı madde "Türkiye'nin taraf olduğu milletlerarası andlaşmaların veya milletlerarası nezaket kurallarının gerektirdiği hallerde" meclisin iznine gerek görmemiştir.

Hangi devlete veya devletlere savaş ilân edileceğine TBMM'nin kendisi karar vereceği gibi, Türk Silahlı Kuvvetleri yabancı ülkeye gönderilecekse bu ülke veya ülkelerin hangileri olacağını da TBMM saptamalıdır. Hangi devlet veya devletlerin silahlı kuvvetlerinin Türkiye'de bulunabileceğine karar vermesi gereken organda yalnızca TBMM'nin kendisidir.

Türkiye'nin taraf olduğu ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulundurulabilmesine olanak veren andlaşmalar önceden meclisin onayından geçtiğinden onun bilgisi içinde olacaktır. Çünkü bu durumda Türk Silahlı Kuvvetleri' ningönderilebileceği yabancı ülkeler ile gönderme nedenleri ile Türkiye'de bulunabilecek yabancı kuvvetlerin hangi ülkelere ait olacağı ve Türkiye'de bulunma nedenleri önceden bilinmektedir. Ayrıca Milletlerarası nezaket kurallarının gereği olarak silahlı kuvvet göndermek ve kabul etmek içinde meclisten karar almak gerekli görülmemiştir.

Bu ayrık durumlar için gerekli koşulların Anayasa'nın yalnızca yasama organını yetkili kıldığı konularda öncelikle aranması zorunludur.

92. maddenin 2. fıkrası ile ülkenin ani bir silahlı saldırıya uğraması ve bu nedenle silahlı kuvvet kullanılmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması durumunda Cumhurbaşkanının da silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar verebileceği öngörülmüş; ancak, bu ayrık durum TBMM'nin tatildeveya ara vermede olması ve ülkenin silahlı bir saldırıya uğraması koşullarına bağlanmıştır.

II- Savaş Hali İlânı ve Silahlı Kuvvet Kullanılması Konusunda

TBMM'nin Yapacağı İşlemin Biçimi ve İçeriği:

Anayasa'nın 92. maddesinin 1. fıkrası, milletlerarası hukukun meşru saydığı hallerde savaş hali ilânına ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisinin TBMM'ne ait olduğunu belirtmektedir, maddedeki izin verme ifadesi karar verme anlamındadır. Nitekim 2. fıkrada kimi koşullarda Cumhurbaşkanı'nın da silahlı kuvvetlerin kullanılmasına karar verebileceğinden, TBMM'nin görev ve yetkilerini genel olarak gösteren 87. maddede ise "savaş ilânına karar vermek"ten söz edilmektedir.

92. maddenin 1. fıkrası 1961 Anayasası'nın 66. maddesinden aynen alınmıştır. 1961 Anayasası'na ilişkin TBMM'ni, Birleşik Toplantısı içtüzüğü (M. 24, 25), bu konudaki yasama işleminin bir meclis kararı ile oluşacağını açıkça göstermiştir. Nitekim 1961 Anayasası'nın TBMM'nin görev ve yetkileri ile ilgili 64. maddesinin gerekçesinde "savaş hali ilânı kararı"nın mahiyeti icabı kazaî murakabeye tabi olamayan kararlardan olduğu açıkça belirtilmiştir. 1982 Anayasası'nda da bu yasama işleminin niteliğinin değiştirildiğine ilişkin bir açıklık yoktur.

Diğer yönden Anayasa'da bu işlemin yasa biçiminde yapılacağına ilişkin bir kuralda bulunmamaktadır. İşlemin niteliğinde bunun bir karar şeklinde oluşmasını zorunlu kılmaktadır. Bu nedenlerle 92. maddedeki işlemler, TBMM'nin yasa prosedürü içinde değil karar biçiminde gerçekleştirilmesi gereken işlemlerdir. Bu işlemler, yani savaş hali ilânı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme konusunda TBMM işlemi karar niteliğinde olacağından bunlar Anayasa'nın öngördüğü biçim ve içerikte ise Anayasa'ya uygunluk denetimine bağlı olmayacaklardır.

Bu aşamada 92. maddenin düzenlediği konularda alınmış bir meclis kararının Anayasa'nın öngördüğü nitelikte bir karar olup olmadığının saptanabilmesi için bu kararın içeriği üzerinde durmak gerekir.

Savaş ilânına ilişkin kararda, hangi ülke veya ülkelere savaş ilân edildiğinin; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına gerek duyulduğunda bu konulardaki meclis kararlarında ise yer, süre ve koşulların açıkça belirtilmesi zorunludur. Bu gibi durumlarda TBMM meydana gelen olayın somut koşullan içinde yapacağı değerlendirme sonucu kendisine tanınan yetkiyi kullanır. Ülke, yer ve süre belirtmeyen, koşulsuz bir meclis kararı belirsiz ve dolayısıyla sınırsız olacaktır.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi söz konusu olduğunda, bu ülke veya ülkelerin hangileri olduğu, gönderilecek kuvvetin niteliği ve ne kadar süre için gönderildiğinin; yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verilmesi durumunda da bu kuvvetin niteliği, hangi ülke veya ülkelerden ne kadar süre için geleceğinin TBMM kararında belirtilmesi ve kararınbu verilere dayandırılması zorunludur.

J11- Dava Konusu 12.8.1990 Gün ve 107 Sayılı TBMM Kararı ile 7.9.1990 Gün ve 108 Sayılı TBMM Kararı ve Bunların Hukukî Nitelikleri:

1- 12.8.1990 Gün ve 107 Sayılı Karar:

12.8.1990 gün ve 107 sayılı Kararla TBMM'nin, Hükümete, Ülkemize bir tecavüz vukuunda, savaş hali ilânına, silahlı kuvvetlerin kullanılması, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunması konularında izin verildiği belirtilmektedir.

Oysa,Anayasa'nın 92. maddesinin 2. fıkrası TBMM tatilde veya ara vermede iken ülkenin ani bir saldırıya uğraması ve bu sebeple silahlı kuvvet kullanmasına derhal karar verilmesinin kaçınılmaz olması halinde Cumhurbaşkanının silahlı kuvvet kullanılmasına kararverebileceğini hüküm altına almıştır. Bu kararla TBMM, Anayasa'nın "Meclis tatilde veya ara vermede iken", ivedi ve "kaçınılmaz durumlar" için Cumhurbaşkanına verdiği yetkiyi bu koşulların hiçbiri yokken Hükümete (Bakanlar Kuruluna) vermektedir.

Herşeyden önce Bakanlar Kurulu, TBMM'nin kendisine verdiği bu yetkiyi, yalnızca parlamentonun tatilde veya ara verme halinde değil, toplantıda olduğu sırada kullanabileceği gibi bu kararla Hükümete yalnız savaş ilânı değil onun yanında yabancı ülkeye asker göndermeveya ülkede yabancı asker bulundurma yetkisi de verilmektedir. Karar bu biçimi ile Anayasa'nın çok daha sınırlı olarak Cumhurbaşkanına verdiği bir yetkiyi daha genişletilmiş olarak Hükümete tanımaktadır.

Bu nedenle 107 sayılı karar Anayasa'nın 92. maddesinin 2. fıkrasının içeriğini değiştirir niteliktedir. Bakanlar Kurulu'na Türk silahlı Kuvvet-leri'ni sınırsız kullanma yetkisi veren bir yasama işlemini kendisine verilen and ne olursa olsun başka bir biçimde anlamak olanaksızdır.

2- 7.9.1990 Gün ve 108 Sayılı Karar:

5.9.1990 gün ve 108 sayılı TBMM kararı ise Türk Silahlı

Kuvvetleu'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı silahlı kuvvetlerin

Türkiye'de bulunmasına karar verme konusunda Anayasa'nın 92. maddesi 1.

fıkrasının TBMM'ne verdiği yetkiyi hükümete devretmektedir. Karar içeriğine

göre, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesine ve yabancı

silahlı küvetleri Türkiye'de bulunmasının "lüzum, hudut ve şümulü'-'

Hükümetçe takdir ve tayin olunacaktır. Böylece ortada somut bir olay

bulunmaksızın meclise ait bir yetki çok uzun ve belirsiz bir süre için Hükümete

verilmektedir. 108 nolu kararın bu biçimi ile, meclis tatilde veya ara vermede

olmadığı durumlarda da Hükümet bu yetkiyi doğrudan doğruya kullanabilecektir.

Oysa 92. maddenin 2. fıkrası silahlı kuvvet kullanılmasına TBMM'si dışında

kimin, hangi koşullarda karar verebileceğini saptamıştır. 2. fıkrada öngörülen

durum ve koşullar dışında karar kesinlikle TBMM tarafından verilecektir. Silahlı

kuvvet kullanılmasının "lüzum, hudut ve şümulü"nü Hükümete bırakan

bir meclis işleminin Anayasa'nın 92. maddesinin öngördüğü nitelikte bir karar

olarak anlamak olanaksızdır. Çünkü Türk Silahlı Kuvvetleri ülke dışına

gönderilecekse, hangi ülkeye ne miktarda ve ne kadar bir süre için

gönderileceği ya dayabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına gerek

görülüyorsa hangi ülkeden ne kadar kuvvetin, ne kadar bir süre için geleceğini

TBMM'nin bilmesi ve kararını bu somut verilere göre vermesi gerekir. Kararda

ülke dışına silahlı kuvvet gönderme veya ülkeye yabancı silahlı kuvvet kabulü

de nitelik veya miktar yönünden bir sınırlandırma yapılmamıştır. Karardaki bu

sınırsızlık onun 92. maddeye uygun bir karar olmaktan çıkarıp Anayasa'nın

yalnızca TBMM'ne tanıdığı bir yetkinin Bakanlar Kurulu'na devrine olanak veren

bir yasa olarak kabulünü zorunlu kılmaktadır,

SONUÇ / HÜKÜM

IV- SONUÇ

Anayasa Mahkemesi'nin görev ve yetkileri Anayasa'nın 148. maddesinde gösterilmiştir. Buna göre;

"Anayasa Mahkemesi, kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İç Tüzüğü'nün Anayasa'ya şekil ve esas bakımından uygunluğunu denetler."

Anayasa'da 85. maddesindeki yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına veya üyeliğin düşmesine ilişkin ayrık kural dışında TBMM'nin

"karar" türündeki işlemlerinin Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlı

olacağını belirleyen bir düzenleme bulunmamaktadır. Ancak Anayasa Mahkemesi'nin

yerleşmiş görüşüne göre Yasama Meclisi'nce Anayasa'da öngörülenler dışındaki

adlar altında ve başla yöntemler uygulanarak oluşturulan işlemlerin Anayasa

Mahkemesi'nin denetimine bağlı olup olmadığının saptanmasında meydana getirilen

metnin veya belgenin oluşturulmasında uygulanan yöntem kadar içeriğinin

niteliği üzerinde durulması, değer ve etkisinin ortaya konulması ve bu metin

veya belge, denetime bağlı tutulan işlemlerle eşdeğerde ve etkinlikte ise,

denetime bağlı olduğunun kabul edilmesi zorunludur. O halde dava konusu yasama

işleminin adı değil içeriği önemlidir. Eğer yasama işlemi karar biçiminde oluşsa

dahi içeriği bir yasa veya içtüzük düzenlemesiniortaya koyuyorsa anayasa

uygunluk denetimine bağlıdır.

1- Şu durumda yukarıda açıklandığı gibi 12.8.1990 gün ve 107 sayılı yasama işlemi TBMM Kararı adını taşımakta ise de içeriği yönünden, Anayasa'nın yalnızca TBMM'ne ve bazı sınırlı durum ve koşullarda da Cumhurbaşkanı'na verdiği 92. maddesindeki yetkileri Hükümete devretmektedir. 107 sayılı TBMM kararı bu içeriği nedeniyle Anayasa'nın 92. maddesini değiştiren bir yasa niteliğinde olduğundan Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlıdır.

2- Anayasa, 7. maddesindeki yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine karşın, yasamanın yürütme organına kural dışı olarak kimi konularda yetki verebileceğini açıkça belirtmiştir. Bu ayrık durumlarda TBMM kendisine ait bir yetkiyi Bakanlar Kurulu'na ancak bir yasa ile devredebilir. 7.9.1990 gün ve 108 sayılı TBMM kararı adındaki işlemle Meclis, Anayasa'nın 92. maddesinin kendisine tanıdığı ve yalnızca kendisi tarafından kullanılabilecek yetkileri Hükümete (Bakanlar Kuruluna) devrettiğine göre 107 sayılı Karar da içeriği yönünden yasa niteliğindedir; ve bu nedenle Anayasa Mahkemesi'nin denetimine bağlıdır.

Bu nedenlerle esasın incelenmesi gerekeceğinden çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.

Üye

Selçuk

TÜZÜN

Üye

Ahmet

N. SEZER

Anayasa Mahkemesi, E. 1990/31, K. 1990/24, 24 Eylül 1990 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. Iı- İlgili Yasa Metinleri
  5. A. İptali İstenilen TBMM Kararları
  6. B. Dayanılan Anayasa Kuralları
  7. Iıı- İlk İnceleme
  8. Iv- Sonuç
  9. Karşıoy
  10. Gerekçesi
  11. I. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 12.8.1990 günlü, 107 sayılı ve
  12. A. Mahkeme'nin kararında açıkça belirtildiği üzere, yasama
  13. B. 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
  14. II. Yasama organının işlemler (düzenlemeleri)nin oluşturulmasında
  15. A. Önce, öbür karşıoylarda açıklanan görüşlerin bu karşıoyumla
  16. B. Tarihsel olaylarda deneyimler gözetilerek gerçekleştirildiği
  17. III- Denetlemede çok açık olmayan, dayanılması güç durumlarda
  18. V- Yukarda belirtilen nedenler ve durumlar karşısında, inceleme
  19. Aliefendioğlu
  20. Tüzün
  21. Gönül
  22. Şahin
  23. Pekel
  24. Tüzün
  25. N. Sezer
  26. Cansel
  27. Nazaroğlu
  28. Dinçer
  29. Karşıoy
  30. Yazısı
  31. Karşıoy
  32. Yazısı
  33. Aliefendioğlu
  34. Karş1oy
  35. Yazısı
  36. I- Anayasa'nın 92. Maddesinin Öngördüğü Düzenleme
  37. II- Savaş Hali İlânı ve Silahlı Kuvvet Kullanılması Konusunda
  38. Tüzün
  39. N. Sezer
  40. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1990/31
Karar No
1990/24
Tarih
24 Eylül 1990

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1989/23 K.1990/26
  • AYM Norm Denetimi E.1990/32 K.1990/25
  • AYM Norm Denetimi E.1990/33 K.1990/27
  • AYM Norm Denetimi E.1990/5 K.1990/28
  • AYM Norm Denetimi E.1990/30 K.1990/31
  • AYM Norm Denetimi E.1990/34 K.1990/29

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.