İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.1990/30 K.1990/31

günlü, Esas: 1990/523 sayılı kararıyla, 743 sayılı "Türk Kanunu Medenisi"nin "Karının meslek veya sanatı" başlıklı 159. maddesinin Anayasa'nın 10., 59. ve 50. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.

Esas1990/30Karar1990/31Tarih29 Kasım 1990Okuma25 dk · 4.993 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Kasım 1990
Esas Sayı
1990/30
Karar Sayısı
1990/31
Karar Günü
29.11.1990
R.G. Tarih-Sayı
02.07.1992-21272
İtiraz yoluna başvuran
İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi.
İtirazın konusu
İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 29.5. 1990
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.993 kelime·25 dk okuma·11 bölüm

günlü, Esas: 1990/523 sayılı kararıyla, 743 sayılı "Türk Kanunu Medenisi"nin "Karının meslek veya sanatı" başlıklı 159. maddesinin Anayasa'nın 10., 59. ve 50. maddelerine aykırılığı savıyla iptaline karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Davacı vekili, gerek dava dilekçesinde, gerekse 14.4.1990 günlü

dilekçesinde; bayan müvekkilinin evli bulunduğunu, halk türküleri sanatçısı

olarak çalıştığını, kocasının kendisini âdeta pazarlayıp sömürmekte olduğunu,

bunu önlemek için açtığı boşanma davasının devam ettiğini, boşanma davası

açınca daha önce izin vermiş olan, çalışmasına bir şey demeyen davalı kocanın

sırf ızrar kasdıyla çalışma izni vermediğini, eski izni geri aldığını, bu

nedenle Medeni Kanun'un 159. maddesi gereğince dava açıp mahkemeden izin

istediğini bildirmiş ve ayrıca, karının, kocasının açık veya dolaylı izni ile

bir iş veyasanatla uğraşabileceğini ve kocanın izinden kaçınması durumunda ...

iznin hâkim tarafından verilebileceğini hükme bağlayan Medeni Kanun'un 159.

maddesinin Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğunu, çünkü bu madde ile erkeğe

ayrıcalık tanındığını, cinsiyetidolayısıyla kadının kocaya köle yapıldığını

ileri sürmüştür. Mahkeme, bu savların ciddi olduğu kanısına vararak Medeni Kanunun

159. maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.

III-YASA METİNLERİ

A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALI

4 Nisan 1926 günü yayımlanıp 4 Ekim 1926 gününde yürürlüğe giren 17.2-1926 günlü, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nin 159. maddesi şöyledir:

c) Karının meslek veya sanatı

"Madde 159. - Karı koca mallarını idare için hangi usulü kabul etmiş olursa olsun karı, kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya sanatla iştigal edebilir.

Kocanın izinden imtinaı halinde karı, kendisinin bir iş veya bir sanat ile iştigal etmesi birliğin veya bütün ailenin menfaati icabı olduğunu ispat ederse, bu izin, hâkim tarafından verilebilir.

Koca, karısının bir iş veya sanat ile iştigalden men ettiği takdirde keyfiyet kâtibiâdil marifetiyle ilân edilmedikçe, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade etmez."

B. DAYANILAN ANAYASA KURALLARI

1- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİ düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun

önünde eşittir.*

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

2- "Madde 49.- Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.

Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı desteklemek ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli tedbirleri alır.

Devlet, işçi-işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler alır."

3- "Madde 50.- Kimse, yaşma, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz.

Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartlan bakımından özel olarak korunurlar.

Dinlenmek, çalışanların hakkıdır.

Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir."

IV-İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca, Yekta Güngör ÖZDEN, Yılmaz ALİEFENDİOĞLU, Servet TÜZÜN, Mustafa GÖNÜL, Mustafa ŞAHİN, Oğuz AKDOĞANLI, Selçuk TÜZÜN, Ahmet N. SEZER, Erol CANSEL, Yavuz NAZAROĞLU ve Güven DİNÇER'in katılmalarıyla 11.9.1990 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri, itiraz konusu yasa kuralıyla dayanılan Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ve öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Eşitlik İlkesinin Medeni Yasalarda Aile Hukukuna Uygulanmasının

Karşılaştırmalı Hukuk Yönünden İncelenmesi:

İsviçre'de l Ocak 1912'de yürürlüğe giren ve Türkiye Cumhuriyeti

tarafından alınarak 4 Ekim 1926'da yürürlüğe konulan Medeni Yasa, erkek ve

kadın eşitliği konusunda çağının diğer medeni yasalarından, örneğin Alman ve

Fransız Medeni yasalarından daha ileri hükümler getirmişti. Nitekim 1804

tarihli Fransız Medeni Kanununun 203. maddesi eşler arasındaki hukuksal eşitlik

yerine, Roma hukukunun Patria Potestas'ına yani koca egemenliğine dayalı aile

anlayışını benimsemiş ve karının kocasının sözünü dinlemekle yükümlü olduğu

kuralını koymuştur. Bunun sonucu olarak, evleninceye kadar her türlü hukuki

işlemi yapmaya ehil olan kadın, evlendikten sonra bu işlemler için kocasının

iznini almak zorunda bırakılmıştır.

Alman Medeni Yasası, karıyı kocanın egemenliği altına sokmamış ve

ancak kocaya evin yönetiminde tek başına karar verme ve karının üçüncü

kişilerle yaptığı sözleşmeleri birliğin yararına görmezse feshetme yetkilerini

tanımıştır. (BGB, S. 1354, 1358). İsviçre Medeni Yasası 1912 yılında yürürlüğe

girdiği zaman, aile hukukunda kadının yerini dönemin diğer iki büyük yasasından

farklı ve daha ilerici bir anlayışla düzenlemiştir. Bu yıllarda batıda kadın

hakları tartışılmaya başlanmış vebir anlayış kadın erkek eşitliğinin

ayrıcalıksız olarak uygulanması yanlısı olurken; diğer bir tutucu anlayış

erkeğin üstün haklarını savunmuştur. İsviçre yasakoyucusu ise ortalama bir yol

izlemiştir. Nitekim İsviçre Medeni Yasası 11. maddesinin ikinci fıkrasında

(Türk Medeni Yasası, madde 8, fıkra 2), medeni haklardan yararlanmada cinsler

arasında eşitlik ilkesini getirirken, yasa dairesinde yararlanma sınırlamasını

da koymuştur. Aile hukuku düzenlemesine de yansıtılan bu eşitlik ilkesinin

istisnaları evlilik birliğinde karı ve kocanın karşılıklı hak ve borçlarında da

bazı ayrımlar getirdi. Bu nedenle, 1912'lerde ilerici bir niteliği olmasına

karşın, Medeni Yasa'nın evli kadın ve erkek arasında hakların ve yetkilerin

paylaşımında tam bir eşitlik sağladığısöylenemez. Zira, evli kadın evlilik

birliğinin daha sağlıklı olacağı gerekçesiyle bazı hallerde kocanın egemenliği

altına konulmuştur. Gerçi, evli kadının kocayla eş-değerde vasiyet düzenleme,

borçlandırıcı sözleşmeler yapma, dava açma haklarıyla, birliğinmutluluğunu ve

çocukların yetiştirilmesini sağlama, eşine sadık olma gibi borçları vardır

(İMK. md. 159/11,III; TMK. md. 151/11, III).Fakat yasakoyucu kocayı aile reisi

saydığından İMK. md. 160; TMK. md. 152) ona evin seçimi hakkım tanımış; (İMK.

md. 160/ II; TMK. md. 152/ II);karının kocanın aile ismini alması (İMK. md.

161; TMK. md. 153) yükümlülüğünü getirmiş; kocanın eşinin ve çocuklarının

iaşesini sağlama borcu olduğundan (İMK. md. 160/II, TMK. md. 152 / II)ailenin

ortak mutluluğu için karıyı gücü yettiği kadar kocanın muavin ve müşaviri

saymış ve evin bakımından kadını sorumlu tutmuştur (İMK. md. 163/11, TMK. md.

153/11). Bundan başka, evin sürekli gereksinimleri için koca gibi karıya da

tanınan temsil yetkisi kötüye kullanılır ya da gereği gibikullanılamazsa,

kocaya bu yetkiyi kısma veya tamamen geri alma yetkisi verilmiş (İMK. md. 164;

TMK. md. 156) ve kocanın izni olmadan kadının bu yetkiyi aşamayacağı

belirtilmiştir (İMK. md. 166; TMK. md. 158).

Mal rejimlerinde de kocaya kimi ayrıcalıklı haklar tanınmıştır.

Örneğin, mal ayrılığında karının, mallarının yönetimini kocaya bırakması

durumunda evliliğin devamınca hesap sormaktan vazgeçtiğinin ve mallarının bütün

gelirlerini ev masraflarına karşı kocasına bıraktığının varsayılması TMK. md.

186/11),mal birliği rejiminde birlik mallarının yönetiminin öncelikle kocaya

ait olması (TMK. md. 196/ I), karısının şahsi mallarından yararlanma hakkı

bulunması (TMK. md. 197), karının bir mirası kocasının izniyle reddedebilmesi

(TMK. md. 200), mal ortaklığındada buna benzer hükümlerin yer alması (MK: md.

212. 214, 214/2),'yine karının şahsi mallarına veya mal ortaklığı rejimi

kapsamındaki mallara ilişkin karı koca arasındaki hukuki tasarruflarla, koca

yararına karı tarafından üçüncü kişilere karşı üstlenilen borçların sulh hukuk

yargıcının onanıma bağlı tutulması, kadını koruma gerekçesiyle de olsa,

hukuksal konumunun kocasına göre farklı kurallara bağlandığını göstermektedir

(MK. md. 169). Velayet hakkının kullanımında ana babanın uyuşamaması üzerine

babanın oyunun üstünlük taşıması da koca lehine, kadın aleyhine yaratılmış bir

eşitsizliktir (MK. md. 263).

Bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, Medeni Yasa, kocanın aile başkanı olduğunu kabul ederek karı ve kocanın aile hukukundan kaynaklanan hak ve borçlarını bu eksen üzerine oturtmuş; sonuçta kocaya, karınınkinden farklı ve üstün haklar tanımıştır.

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kadının sosyal ve ekonomik hayatta

kazandığı yer, kadın erkek eşitliğinin yeni boyutlarda yorumunu gündeme

getirdi. Batının büyük medeni yasaları koca egemenliğine dayalı aile modelini

yeniden gözden geçirerek tüm eşitsizlikleri kaldırdı ve eşlerin hukuksal

eşitliği üzerine kurulan yeni bir aile yapısı kurdu. Örneğin Fransız Medeni

Yasası 13 Temmuz 1965 günlü yasayla değiştirildi ve karınınkocasının izni

gerekmeden mesleğini kullanabilmesi kuralı getirildi (CCFR. md. 223). Eşlerin

her birinin evliliğin yükümlülüklerini paylaşma ve geri kalan kazancı üzerinde

serbestçe tasarruf edebilme yetkisi tanındı (md. 224). Eşlerin her birine

çocuklarının eğitilmesi, yetiştirilmesi ve evin gereksinimlerini karşılayacak

sözleşmeleri yapma yetkisi verildi ve doğan borçlardan eşlerin ortak

sorumluluğu kabul edildi (md. 220).

Fransız Medeni Yasası'nda yasal mal rejimi mal ortaklığıydı. Bu rejimde koca, karısının malları üzerinde mutlak tasarruf yetkisine sahipti. Karının tasarruf ehliyeti kaldırılmıştı (CCFR. md. 1400 vd.). 13 Temmuz 1965'de getirilen değişiklikle eşlerin evlendikten sonra herbirinin veya ortak olarak meslekleriyle kazandıkları ekonomik değerler veya eşlerin kişisel mallarından elde ettikleri sermaye ve gelirler kazanç ortaklığını oluşturdu. Ancak, eşlerin bu tür gelir ve kazançlarının tamamını ortaklığa mutlaka koyma zorunluluğu da yoktur. Zira evin gereksinimleri için eşlerin yapacakları masraflar dışındaki tasarruflarım diledikleri gibi sarf yetkileri vardır.

Alman Anayasası'nın 3. maddesinin ikinci fıkrası: "Kadın ve erkek eşittir" kuralını koymakta, 117. maddesi de yasalardaki kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerin düzeltilmesini emretmektedir. Ancak, bu düzeltme çalışmaları için 3 Mart 1953'e kadar verilen sürede yasa koyucu gerekli yasal çalışmaları başaramadı. Alman Anayasa Mahkemesi 1954 yılında, "temel haklarla ilgili hükümlerin derhal uygulanması gerektiğine ve bu hakların uygulamasız bırakılmasının mümkün olamayacağına" karar verdi (Bundesgesetzblatt, 1954, s. 10).

Sonuçta 1.7.1957 günlü, kadın, erkek eşitliğini düzenleyen yasa

yürürlüğe girdi (Gleichberechtiounnsgesetz). Bu yasa özellikle Alman Medeni

Yasası'nın aile hukukundaki kadın erkek eşitliğine aykırı hükümlerini kaldırdı.

Koca egemenliğine dayalı aile yerine eşlerin ortak sorumluluğunu ilke kabul

eden aile modelini getirdi. (§ 1354). Kocanın karısının çalışmasını engelleme

hakkı veren §. 1357'yi değiştirdi ve ev işleriylebağdaştığı ölçüde kadına

çalışma özgürlüğü getirdi. Çocuğun velayetini ana babanın anlaşarak yürütmeleri

kuralını koydu (§. 1627). Mal rejimlerinde de kocanın ayrıcalıkları

kaldırılarak kazanç ortaklığını yasal mal rejimi olarak kabul etti (§. 1363).

Bu rejimde eşlerin evliliğe getirdikleri ve evlilik süresince kazandıkları

ekonomik değerler bir bütün oluşturmayıp, her birinin mülkiyetinde kalmakta,

(§. 1363); eşler bu mal varlığından serbestçe yararlanabilmektedir (§. 1364).

Ancak bir eş diğerinin rızası olmadan mal varlığının bütünü üzerinde taahhüt

veya tasarruf işlemleri yapamaz (§. 1365, 1369). Eşler, çalışmaları ve mal

varlıklarıyla aileye düzenli olarak bakmakla yükümlüdürler (§. 1360). Yasa,

aile hukukunun eşler arasındaki eşitsizlik yaratan diğer öbür hükümlerini

eşitlik kuralının gereklerine göre düzeltmiştir.

Türk Medeni Yasası'ndaki koca egemenliğine dayalı aile modeli

günümüzde de yürürlüktedir. Ancak, 1984 yılında Adalet Bakanlığı'nca hazırlanan

ve yayımlanmış olan Türk Medeni Kanunu Öntasarısı eşler arasında eşitliği

sağlayan çağdaş çözüm önerileri getirmektedir. Eşler aile gereksinimlerinin

karşılanmasında güçleri oranında katkıda bulunurlar, md. 149; eşler

oturacakları evi birlikte seçerler, md. 148; eşlerden her biri ortak yaşamın

devamı süresince ailenin sürekli ihtiyaçları için evlilik birliğini temsil

ederler, md. 151; evlilik birliğinin temsil yetkisinin kullanıldığı hallerde

eşler üçüncü kişilere karşı müteselsilen borçlu olurlar, md. 152; eşlerden her

biri meslek ve sanat seçiminde ve bunların icrasında diğer eşin ve evlilik

birliğinin menfaatlarını gözönünde tutarlar, md. 155.

Mal rejimlerinde de eşitlik kuralına uygun düzenlemeler yapılmış, mal ayrılığı rejiminde karının mal varlığının yönetimini kocaya bırakmak suretiyle hesap sormaktan vazgeçtiği varsayımı kaldırılarak her bir eşin kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanmak ve tasarruf haklarının olduğu kuralı getirilmiştir (ön tasarı, md. 177). Eğer bir eş, mallarının yönetimini diğer eşe bırakırsa, aksi kararlaştırılmadıkça, vekâlet hükümlerinin uygulanacağı kabul edilmiştir (ön tasarı, md. 175).

Özetlenen karşılaştırmalı hukuk düzenlemelerinden çıkan sonuca

göre, çağdaş yasalar aile hukukunda yaptıkları reformlarla karı kocanın yeni

hukuksal konumlarını kadın erkek eşitliği ilkesine dayandırmakta ve eski, koca

egemenliğine göre getirilmiş çözümleri kaldırmaktadır. Adalet Bakanlığı'nca

hazırlanan Ön Tasarı'nın kadın erkek eşitliğini aile hukukuna yansıtan yeni

hükümleri henüz yasalaşmamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin Medeni Yasanın aile

hukukunda eşler arasında eşitsizlik yaratan ve kocaya üstünlük kazandıran tüm

hükümlerini kendiliğinden inceleme ve anayasaya uygunluk denetimi yaparak

aykırı bulduklarını iptal etme yetkisi yoktur. Zira, Anayasa Mahkemesi, ancak

iptal davası yada mahkemelerden itiraz yoluyla gelen yasaları veya bunların

belirli hükümlerinin anayasaya aykırılığı savlarını inceleyebilir. İncelenen

olayda İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesi, Medeni Yasa'nın 159. maddesinin

Anayasa'nın 10, 49 ve 50. maddelerine aykırı olduğu savıyla başvurduğundan bu

maddenin anayasaya uygunluk denetimi yapılmaktadır. Aile hukukundaki tüm

eşitsizliklerin kaldırılarak eşlerin hukuksal konumlarının Anayasa'daki tam

eşitlik kuralına oturtulması yasakoyucunun takdirine düşen bir görevdir.

B. Medeni Yasanın 159. Maddesinin Anayasanın 10., 49., ve 50. Maddelerine Aykırılık Savlarının Anayasa ve Uluslarüstü Sözleşmeler Yönünden İncelenmesi:

a) Anayasa'nın 10. Maddesine Aykırılık Yönünden İnceleme:

1- İtiraz eden mahkeme, Anayasa Mahkemesi'ne başvuru kararında: "Anayasanın 10. maddesi (Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet ... ayrımı gözetmeksizin kanun önünde eşittir) demektedir. Olayımızda da görüleceği üzere davacı kadın olduğu için eşitlik ilkesi onun aleyhine bozulmuş, kocaya erkek olduğu için üstünlük tanınmış kadının çalışması MK. 159. maddesi gereğince kocanın iznine bağlanmıştır. Bu durum Anayasanın yukarıda belirtilen 10. maddesindeki eşitlik ilkesine uymamaktadır" demektedir.

Anayasa'nın 10. maddesindeki "Herkes ... cinsiyet ... ayrımı

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir" hükmü bir program madde; yani teorik

ve ideal bir düşünceyi yönlendiren bir madde değildir. Gerçi bu madde, Alman

Anayasası'nın ikinci maddesinin ikinci fıkrasındaki: "Kadın ve erkek

eşittir" tümcesi kadar açıklık taşımamaktadır. Bununla birlikte, 1961

Anayasası'nın 12- maddesinde düzenlenmiş olan eşitlik kuralı, Anayasa

Mahkemesi'nce çeşitli iptal davalarında veya itiraz başvurularında

içtihatlarını konusu olmuş ve bu kural 1982 Anayasası'nın 10. maddesinde de yer

almıştır. Anayasa Mahkemesi incelemelerinde de kavramı geliştirmeye devam

etmiştir. Böylece eşitlik kavramı, soyuttan somuta indirgenmiş ve bir yasa

hükmünün eşitlik kuralına aykırılığı savının çözümünde sık başvurulan bir norm

niteliğini almıştır. Örneğin, Anayasa Mahkemesi10.3.1964 günlü Resmi Gazete'de

yayımlanmış olan 25.10.1963 günlü Esas: 1963/ 148 Karar: 1963/256 sayılı

kararında: "Cinsiyet yasa önünde eşitliği engelleyen bir neden

değildir" açıklamasıyla, kadın erkek eşitliğini belirgin duruma

getirmiştir.

Kadın erkek eşitliği, kadının erkekle eşit konuma getirilmesi olarak yorumlanmalıdır. Bunun aksi, yani erkeğin, daha kısıtlı haklan olan kadınla eşit duruma getirilmesi eşitlik kuralını olumsuz yönde yorumlama ve uygulama anlamına gelir. Oysa, kadın-erkek eşitliğininamacı, her iki cinsin benzer ancak eşit olmayan yönlerinin olumlu doğrultuda hukuksal olarak eşit duruma getirilmesidir. Kuşkusuz, benzemeyen yönleri için yapılan farklı hukuksal düzenlemeler -örneğin kadına doğum izni verilmesi gibi- bu eşitliği etkilemez. Zira kadın ve erkeğin benzemeyen yönlerine ilişkin hukuk kurallarının amacı, eşitliği sağlamak değil; her iki cinsin farklı özelliklerine hukuksal alanda çözüm getirmektir.

Kadınla erkeğin eşitliği, iki cins arasındaki eşitsizliği yaratan

değer yargılarının değiştirilmesini gerektirir. Çağlar boyu toplumların büyük

kesiminde erkeğin kadına üstünlüğü yerleşik bir değer yargısı durumuna

getirilmiş ve bu yargının temelinde, kadının âciz, erkek tarafından korunmaya

muhtaç bir varlık (inbeccillitas sexus) olduğu varsayımı yer almıştır. Örneğin,

onbirinci yüzyılda Çin felsefesi, kadının en aşağı bir mahlûk olduğunu,

birlikte yaşadığı kişiler tarafından acı çektirilmesinin doğal bulunduğunu

savunuyordu. Ortaçağ Avrupa'sında da kadının eziyet edilmeye kendisini

alıştırması öğretiliyor; erkeğin karısını dövmesi kilise hukukunda haklı

bulunuyordu. Kocasını tehdit eden, hırsızlık yapan, rahibe karşı çıkan kadın

öldürülüyordu. Semavi dinlerin kadının özgürlüğünde ve haklarını kullanmada

olumlu katkıları olmuşsa da, uygulamada kadın ve erkek eşitsizliği

giderilememiştir. Kamu hukuku alanında kadın aleyhine olan eşitsizlikler daha

çabuk giderilerek kadınlar erkekle eş kamusal haklan elde etmişlerdir. Özel

hukuk alanında ise, kadın erkek eşitsizliği özellikle aile ve mirashukukunda

etkisini sürdürmüştür. Örneğin, 1804 tarihli Fransız Medeni Yasası'nın yapımını

başlatan Napoleon Bonapart: "La nature a fait de nos femmes nos esclaves =

Doğa, kadınlarımızdan kölelerimizi yaptı" diyebilmiştir. Bu düşünce biçimi

Fransız MedeniYasası'nda evli kadını, kocasının vesayetine konulmuş, tasarruf

yetkileri önlenerek çocuklaştırılmış, malları kocanın tasarrufuna terkedilmiş,

çalışma hakkı kocanın izin ve takdirine bırakılmış bir eş olması sonucunu

getirmiştir.

1912 tarihli İsviçre Medeni Yasası, kadın erkek eşitliğine olumlu yaklaşan, çağının ilerici bir yasası sayılıyordu. Ancak, özellikle aile hukuku kitabında koca egemenliğine üstünlük tanıyan aile modelini seçti. Bu yüzden evli kadının aile hukukundan kaynaklanan kimi haklarına kısıtlamalar getirdi.

Türk Medeni Yasası 1926 yılında İsviçre Medeni Yasasından alındığı

(iktibas edildiği) zaman, şeriat hükümlerine göre düzenlenmiş olan aile

hukukundaki kadın erkek eşitsizliği kimi yönleriyle terkedilmiş oldu. Örneğin,

kocanın karisini dövme hakkı, dört kadına kadar evlenebilmesi, velayet hakkına

tek başına sahip olması, dilediği zaman eşini boşayabilmesi gibi ayrıcalıklara

yalnız koca sahipti. Medeni Yasa, Türk aile hukukuna tek evlilik (monogami)

kuralını getirdi ve eski hukuktaki erkeğetanınan öbür üstünlükleri kaldırdı.

Türk Medeni Yasası bu yönüyle ilericiydi. Ancak, İsviçre'de evli kadının

statüsüne getirilen ve kocanın hukuksal konumuna göre iki cins arasındaki

eşitliği bozan bazı kısıtlamalar, Medeni Yasa'nın kabulü ile Türk aile hukukuna

da aynen getirilmiş oldu. Bu gün bu kısıtlamalar yönünden Medeni Yasa'nın karı

kocanın hukuksal konumlarını düzenleyen kimi hükümleri, kadın erkek eşitliği

kuralına ters düşmekte ve çağdışı sayılmaktadır.

Medeni Yasa'nın 159. maddesi de bugün modern aile hukukunun

dayanağı sayılan "eşlerin eşit haklara sahip olmaları" ilkesi ve

Anayasa'nın 10. maddesindeki kadın erkek eşitliği kuralıyla bağdaşmamaktadır.

Zira, birinci fıkra: "Karı ve koca mallarını İdare için hangi usulü kabul

etmiş olursa olsun, kan,kocanın sarahaten veya zımnen müsaadesi ile bir iş veya

sanat ile uğraşabilir" demek suretiyle, kocaya, karısının işini görmesi

veya mesleğiyle uğraşı için izin verme üstünlüğünü tanımıştır. Gerçi Medeni

Yasa' da mal ayrılığı yasal rejim olduğu için (MK.md. 170) kocanın

yasaklamasına rağmen mesleğine veya işine başlayan karının üçüncü kişilerle

yaptığı sözleşmeler ve hukuki tasarruflar geçerlidir. Ancak, karının bu yasağa

karşı gelişi, yargıç tarafından haklı bulunmadıkça (MK. md. 159/11) şiddetli

geçimsizliğe neden olduğu takdirde boşanma davasında kusurlu olduğuna ilişkin

aleyhine fiili bir karine yaratmış olur (MK. md. 134). Eşler mal birliği veya

mal ortaklığı rejimlerinden birini seçmişse karının meslek veya işini

sürdürmesine izin vermeyen kocanın,yasaklamasını noter aracılığıyla üçüncü

kişilere duyurması gerekir. Böyle davranmışsa, kadın üçüncü kişiyle yaptığı

hukuki işlemlerinden doğan borçlarından birliğe giren tüm mallarıyla değil;

yalnız mahfuz mallarının değeri oranında sorumlu olur. Koca ilânvermese de kötü

niyetli üçüncü kişilere karşı da sonuç aynıdır (MK. md. 204/11, 217/11).

Anayasaya uygunluk denetimi bakımından önemli olan, karının mesleğini yürütebilmesi ve işini sürdürebilmesi için kocanın iznine muhtaç olmasıdır. Koca izin vermezse karının yine de çalışabilmesi; ancak bu davranışının bir boşanma nedeni sayılabilmesi ve mal rejimlerinin türüne göre üçüncü kişilere karşı karının mali sorumluluklarının değişik olması anayasal denetimin dışında bir sorundur. Kocanın, eşinin mesleğini veyaişini yürütmesi için izin vermesi veya uygun görmezse izin vermemesi kadının kişilik haklarını ihlâl ettiği gibi Anayasa'nın 10. maddesindeki yerini bulan kadın erkek eşitliği ilkesine de aykırılık oluşturur.

2- aa) 10 Aralık 1948'de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nca

kabul ve ilân olunan; 27.5.1949 günlü, 7217 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmış

bulunan (DüsturIII,C. 30, S. 1020) İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'nin

Başlangıç kısmında: "Birleşmiş Milletler halklarının andlaşmada,

insanların temel haklarına, insan kişiliğine, onur ve değerine olan inançlarını

belirtmiş oldukları" açıklanmakta, 1. maddede "Herkes, ırk, renk,

cinsiyet, ... ayrımı gözetilmeksizin bildirideki tüm haklardan ve özgürlüklerden

yararlanabileceğini bildirmekte; yine 7. maddede "Herkes yasa önünde

eşittir" denildikten sonra, 16. maddenin birinci fıkrasında "Evlenme

çağına gelen her erkek ve kadın ırk, uyrukluk ve din bakımından hiçbir

kısıtlamaya uğramaksızın evlenmek ve aile kurmak hakkına sahiptir. Erkek ve

kadın evlenme konusunda, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesinde eşit

haklara sahiptir" hükmü getirilmektedir. Anayasa'nın Başlangıcında Türkiye

Cumhuriyetinin "Dünya milletleri ailesinin eşit haklara sahip, şerefli bir

üyesi" ve 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin "...insan haklarına

saygılı ... bir hukuk Devleti" olduğu; 12. maddesinde herkesin

"kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve

hürriyetlere sahip olduğu", 10. maddesinde, "cinsiyet ayrımı yapılmaksızın

herkesin kanun önünde eşit bulunduğu" vurgulanarak İnsan Hakları Evrensel

Bildirgesi' nin "Başlangıç"ına, 1. ve 7. maddelerine yollama

yapılmakla Bildirge hükümleriyle Anayasa ve iç hukuk ilkelerinin uyumlu olması

gereği belirtilmiş olmaktadır.

bb) Öbür yandan Roma'da 4 Kasım 1950'de T. C. Hükümeti'nin de

katıldığı taraf devletlerce imzalanmış olan "insan Haklarının ve Ana

Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi" 3 Eylül 1953'de

yürürlüğe girmiştir. T. C. Hükümeti 20 Mart 1952'de Paris'te "İnsan

Haklarının ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesine Ek Protokolü" da

imzalamıştır. Belirtilen Sözleşme ve Protokol 10.3.1954 günlü 6366 sayılı

"İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve buna ek

Protokolün Tasdiki Hakkında Kanun"la onanmıştır. Bu Sözleşmenin

"Başlangıç" kısmında: "Aşağıda imzası bulunan Avrupa Konseyi

üyesi hükümetler, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 10 Aralık 1948 de

ilân edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'ni bu bildirinin metninde açıklanan

hakların her yerde ve etkin olarak tanınmasını ve uygulanmasını sağlamayı hedef

aldığını; Avrupa Konseyinin amacının, üyeleri arasında daha sıkı bir birlik

kurmak olduğunu ve insan haklarıyla temel özgürlüklerin korunması ve

geliştirilmesinin bu amaca ulaşma yollarından birini oluşturduğunu; 14.

maddesinde desözleşmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanmada cinsiyet,

ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka görüşler, ulusal veya sosyal köken,

... veya herhangi başka bir durum bakımından hiçbir ayrım gözetilmeden

sağlanacağını" bildirmektedir. Bu suretle,Türkiye Cumhuriyeti Devleti,

İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerin Korunmasına Dair Avrupa sözleşmesini

kabul ederek 1948 Birleşmiş Milletler Evrensel Bildirgesi'ndeki temel

özgürlükleri ve insan haklarını iç hukukunda uygulayacağını bir kere daha

açıklamış olmaktadır. Esasen, incelenmekte olan, kadın-erkek eşitliği ve

herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez hak ve

özgürlüklere sahip olduklarına ilişkin ilkeler, her iki sözleşmede yer alan

düzenlemelere benzer biçimde, Anayasa'nın10. ve 12. maddelerinde bulunmaktadır.

cc) Evli kadınla erkeğin eşit haklara sahip oldukları, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme'ye (Ek) 7 nolu protokolün 5. maddesinde de ifadesini bulmuştur: "Eşler evlilikleri bakımından, evlilik süresince ve evliliğin sona ermesi durumunda kendi aralarında ve çocukları ile olan ilişkilerinde medeni nitelikteki haklar ve sorumluluklar yönünden eşittirler."

Bu protokol Türkiye tarafından 14.3.1985'de imzalanmıştır.

dd) 3232 sayılı Yasayla katılmamız uygun bulunan, l Mart 1980'de

imzaya açılan ve 3 Eylül 1981'de yürürlüğe giren "Kadınlara Karşı Her

Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesine katılmamızın onaylanması, 31.5.1963

günlü 244 sayılı Yasa'nın 3. maddesine göre, Bakanlar Kurulu'nca 24.7.1985'dekararlaştırılmış

ve bu sözleşme 14 Ekim 1985 günlü, 18898 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 25. maddesinin 3. bendine göre: "İşbu

sözleşme onaya bağlıdır. Onay belgeleri Birleşmiş Milletler Genel Sekreterine

tevdi edilecektir". 4. bendine göre de: "İşbu sözleşme bütün

devletlerin katılmasına açıktır. Katılma belgesinin Birleşmiş Milletler Genel

Sekreterine tevdi edilmesiyle katılma gerçekleşecektir."

Dışişleri Bakanlığı'nın, Birleşmiş Milletler Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliğine gönderdiği 5.12.1985 günlü, CTUK 721.701.30-220 sayılı yazıda: "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi' ne katılmamız 24.7.1985 tarih ve 85/9722 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanmış olup, buna ilişkin katılma belgesiilişikte sunulmuştur" denilmekte, bu suretle 25. maddenin 4. bendindeki koşul gerçekleşerek Türkiye Cumhuriyeti Devletinin bu sözleşmeye katılımı sağlanmış olmaktadır.

Sözleşmenin önsözünde: "Taraf devletler Birleşmiş Milletler Yasası' nın temel insan haklarına, insan itibar ve kıymetine ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmaları gereğine inancı tekrar teyit ettiklerini kaydeder,

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin İnsanlara karşı ayrımcılığın kabul edilemezliği prensibini teyit ettiğini ve tüm insanların özgür doğduğunu ve eşit itibar ve haklara sahip olduklarını ve bu beyannamede böylece ileri sürülen tüm haklar ve hürriyetlerin, cinsiyete dayalı olanlar dahil, hiçbir ayrıma tâbi kılınmaksızın herkes tarafından kullanılabileceğini kaydederek,

İnsan haklan sözleşmelerine taraf devletlerin, kadınlar ile erkeklerin tüm ekonomik, sosyal, kültürel, medeni ve siyasİ haklardan eşit olarak yararlanmalarını temin mükellefiyeti bulunduğunu kaydederek,

Ancak, bu çeşitli belgelere rağmen kadınlara karşı ayrımcılığın hale devam etmekte oluşundan endişe duyarak,

Kadınlara karşı ayrımcılığın, hak eşitliği ve insan şeref ve haysiyetine saygı ilkelerini ihlâl ettiğini, kadınların erkeklerle eşit olarak ülkelerinin siyasİ, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatlarına katılmalarını engellediğini, toplumun ve ailenin refahının artmasına engel teşkil ettiğini ve kadınların ülkeleri ve insanlık hizmetine de kullanabilecekleri olanaklarını geliştirmesini zorlaştıracağını kaydederek,

Hakkaniyet ve adalete dayalı yeni uluslararası ekonomik düzenin kurulmasının kadınlarla erkekler arasındaki eşitliği sağlamak için önemli bir aşama teşkil edeceğine inanarak...

Erkeklerle kadınlar arasında tam bir eşitliğin gerçekleşmesi için kadınlar ile erkeklerin toplumdaki geleneksel rollerinde bir değişiklik ihtiyacı bulunduğuna vâkıf olarak ... aşağıdaki hususlarda anlaşmışlardır" denilmektedir.

Bu sözleşme'nin 1. maddesi, kadın erkek eşitliğine dayalı olan medeni hakların ve diğer alanlardaki insan hakları ve özgürlüklerinin tanınmasını, kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını engelleyen, ortadan kaldıran veya bunu amaçlayan ve cinsiyete bağlı olarak yapılan herhangi bir ayrımı, yoksunluk ya da kısıtlama saymaktadır.

2. madde, kadınlara karşı her türlü ayrımı kınayarak, taraf devletlerin; (a) bendine göre kadın ile erkek eşitliği ilkesini kendi ulusal anayasalarına ve diğer ilgili yasalara, henüz girmemişse almayı ve yasalarla ve diğer uygun yollarla bu ilkenin uygulanmasını ve (c) bendinde kadın haklarının erkeklerle eşit olarak yasalkorunmasını sağlamayı, (f) bendinde kadınlara karşı ayrımcılık oluşturan yasa, yönetmelik, âdet ve uygulamaları değiştirmek ya da kaldırmak için yasal düzenlemeler de dahil, gerekli bütün önlemleri almayı taahhüt ettiklerini açıklamaktadır.

Özellikle, inceleme konusu olan Medeni Yasa'nın 159. maddesiyle ilişkisi bulunan Sözleşme'nin 15. ve 16. maddelerinde şu hükümler yer almaktadır: Madde 15, bend 2: "Taraf devletler medeni haklar bakımından kadınlara erkeklerinkine benzer hukuki ehliyet ve bu ehliyeti kullanmak için eşit fırsat tanıyacaklardır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin maddenin 3. bendine, Medeni Yasa' nın 159. maddesini dikkate alarak, çekince koyduğu anlaşılmaktadır. Oysa Medeni Yasa'nın 159. maddesine göre kocanın, iş veya mesleğini sürdürmek isteyen karıya izin vermemesi, hukuki ehliyetini sınırlaması anlamına gelmemektedir. Kocanın yasaklamasına karşın, karı her türlü hukuki işlem yapma ehliyetine sahiptir.

Evli kadının izinsiz çalışmasının hukuki sonuçları ayrıca yukarıda (b. l)'de incelenmiştir. Şu halde konulan çekince, Medeni Yasa'nın 159. maddesinin Sözleşme'ye aykırılığını dondurmaya elverişli değildir. Buna karşın, sözleşmenin 16. maddesinin l / g fıkrası: "Aile adı, meslek ve iş seçimi dahil, kan ve koca için eşit haklar sağlanacağını" açıklamaktadır. Karının, kocanın açık veya dolaylı izniyle bir iş veya sanatla uğraşabileceğini öngören Medeni Kanun'un 159. maddesi hükmü eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığından, sözleşmenin 16. maddesinin l/g fıkrasına açıkça ters düşmektedir. Türkiye, bu fıkraya 159. madde bakımından bir çekince de koymamıştır.

Anayasa'nın 10. maddesindeki "iki cinsin eşitliği"

kuralı ile yukarıda ayrıntılı biçimde incelenmiş olan, gerek cinsiyet ayrımı

gözetilmeksizin kadın ve erkeğin kanun önünde eşit haklara sahip olduklarını,

gerekse aile hukukunda karı ve kocanın eşit haklan olduğu kuralını vurgulayan

İnsan Haklan Evrensel Bildirgesi'nin "Başlangıç" kısmıyla L, 7. ve

16. maddeleri; İnsan Haklarının ve Temel Hürriyetlerinin Korunmasına Dair

Avrupa Sözleşmesi'nin "Başlangıç"Kısmı; bu Sözleşme'nin eki olan

Türkiye Cumhuriyeti'nce imzalanmış, ancak henüz onaylanmamış olan 7 nolu

Protokolünün 5. maddesi; Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi

Sözleşmesi'nin "Önsözü"; ile 14. maddesi; 3232 sayılı Yasayla

katılmamız uygun bulunan ve 3 Eylül 1981'de yürürlüğe giren "Kadınlara

Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin "Önsözü"; 1. ve

2. maddesinin (a), (c), (f) bentleri ile 16. maddenin l/ g fıkrasının uyum

içinde olduklarında bir duraksama yoktur.

Buna karşın, Medeni Yasa'nın 159. maddesinin kocanın, karının iş veya mesleğini yürütmesine izin vermesini öngören düzenlemesi; Türkiye Cumhuriyeti'nin de taraf olduğu, Türk iç hukuku bakımından kanun niteliği kazanmış olan uluslararası sözleşmelerde evrenselleşmiş "Kadın, erkek eşitliği" ve "karı ile kocanın eşit medeni haklara sahip oldukları" kuralına ve bu kurallarla uyum içinde olan Anayasa'nın 10. maddesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle Türk Medeni Kanunu'nun 159. maddesinin tümüyle iptali gerekir.

b) Anayasa'nın 49. Maddesi Yönünden İnceleme:

İtiraz yoluna başvuran mahkeme, Medeni Yasa'nın 159. maddesinin

Anayasa'nın 49. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık savının gerekçesinde :

"20. yüzyıla girdiğimiz, herşeyin dev adımlarla ilerlediği şu dünyamızda

kadınların çalışmasına daha fazla gerek duyulduğu kuşkusuzdur. Çalışma

hayatında kadınlar daha fazla emek sarfetmekte, her alanda ön plânda yer

almaktadır. Modern çalışma hayatında erkeğin ekonomiye katkısı ne ise, kadının

da aynıdır. Bazı alanlarda daha fazladır..." demiştir. Anayasa'nın 49.

maddesinin birinci fıkrasında: "Çalışma herkesin hakkı ve ödevidir"

denilmektedir. Madde, Anayasa'nın "Temel haklar ve ödevler" başlığını

taşıyan İkinci Kısmı'nın "Sosyal haklar ve ödevler" bölümünde yer

almakta olup kişininen önemli temel haklarından birini oluşturmaktadır.

Alman ve Fransız Medeni Yasalarındaki gibi Medeni Yasa'nın 159.

maddesinin düzenlendiği 20. yüzyıl başlarında evli kadının görevleri ev işi,

çocukların bakımı ve büyütülmesi, kocasına yardım olarak sınırlı düşünülmüş ve

erkek otoritesine dayalı, ataerkil aile modeli seçilmiştir. Ancak, yüzyılın

başından bu yana hızla gelişen sanayi, toplumların ekonomik, sosyal ve hukuksal

yapılarında ve bireylerin düşüncelerinde derin değişiklikler yaptı. Bu

değişikliklerinsanların eşit doğdukları ve eşit haklara sahip oldukları

inancını da asrın ortak sloganı haline getirdi. Cinslerin eşitliği ilkesi aile

yapısını da etkileyerek karı kocanın hukuksal eşitliği; eşit haklara sahip

oldukları görüşü üstünlük kazandı.

Evli kadın, aile birliğindeki görevleri yanında birlik yararına olacak mesleki faaliyet ve çalışma özgürlüğünü de elde etti. Kocanın iznini alma yerine, eşiyle anlaşarak çalışma olanağını sağladı. Evli kadını da içeren, kadın erkek eşitliği ile ilgili iki uluslararası sözleşmedeki konuyla ilgili maddeler de şöyledir:

Türkiye Cumhuriyeti tarafından da 3232 sayılı Yasa'yla kabul edilmiş olan "Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi" nin 11/1 maddesinde taraf Devletlerin, kadın erkek eşitliği esasına dayanarak erkeklerle eşit haklara sahip olmalarını sağlamak için aşağıda belirtilen konularda kadınlara karşı ayrımı önleyen bütün uygun tedbirleri almaları öngörülmüştür:

a) Bütün insanların vazgeçilmez hakkı olan çalışma hakkı,

b) istihdam konularında eşit seçim kıstasları uygulaması da dahil, erkeklerle eşit istihdam imkânlarına sahip olma hakkı,

c) Serbest olarak meslek ve iş hakkı,

d) Sosyal yardımlar dahil, eşit ücret hakkı."

11/2. maddede de, evlilik ve analık nedeniyle kadınlara karşı olan ayrımı önlemek ve etkin çalışma hakkını sağlamak üzere, taraf Devletler şu önlemleri almakla zorunlu tutulmuşlardır :

a) Hamilelik ve analık iznine veya evliliği bağlı olarak işten çıkarma ayrımını yasaklamak ve bu ayrımı yapanları cezalandırmak,

b)Önceki iş, kıdem ve sosyal haklar kaybedilmeksizin, ücretli olarak analık izni veya benzer sosyal içerikli tazminatlar vermek,

c) Özellikle çocuk bakımevi ağının tesisi ve geliştirilmesi yoluyla anne ve babanın aile yükümlülüklerini, görev sorumlulukları ve kamu hayatına katılma ile birleştirmeyi mümkün kılan destekleyici sosyal hizmetlerinin sağlanmasını teşvik etmek,

d) Hamilelik süresince zararlı olduğu kanıtlanan işlerde kadınlara özel koruma sağlamak.

3581 sayılı Yasa'yla katılmış olduğumuz Avrupa Sosyal Şartı'nda evli kadının da statüsünün özellikleri gözetilerek konulan, çalışma hayatında kadın erkek eşitliği temeline dayalı hükümler bulunmaktadır.

Sözleşme'nin başlangıç kısmında: "Sosyal haklardan yararlanmanın

ırk, renk, cinsiyet ... ayrımı yapılmaksızın güvence altına alınması"

gereği belirtilmekte; I. Bölümün 14. maddesi "Herkes sosyal refah

hizmetlerinden faydalanma hakkına sahiptir"; 16. madde: "Toplumun

temel birimi olan aile, tam gelişmesini sağlamak amacıyla, uygun sosyal hukuki

ve iktisadikorunmaya hak sahibidir", 17. madde: "Medeni hallerine ve

aile ilişkilerine bakılmaksızın, anneler ve çocuklar, uygun bir sosyal ve

ekonomik korunmaya hak sahibidir" hükmünü içermek suretiyle genelde

kadının da erkekler gibi ve onlarla eşit düzeyde sosyal,ekonomik ve hukuksal

korunmaya hakkı olduğu belirtilmekte veII.Bölüm, 1. madde de çalışma hakkının

etkin kullanımını sağlamak üzere taraf devletlerin, işçinin serbestçe girdiği

bir meslekte hayatını kazanma, ücretsiz iş bulma hizmetlerini sağlamayı ve

uygun mesleğe yöneltmeyi taahhüt ettiklerini açıklamakta; 4. maddenin 3.

bendinde ise "kadın ve erkek işçilerin eşit iş için eşit ücrete hak sahibi

oldukları" vurgulanmak suretiyle evli kadının da içinde bulunduğu

çalışanlar için eşit koşullar getirilmesi amaçlanmaktadır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, taraf olduğumuz, l Ağustos 1975'de imzalanan Helsinki Avrupa'da Güvenlik ve İşbirliği Konferansı Son Senedi (AGİK) inVII.bendi; ile 21 Kasım 1990'da Paris'te imzalanmış bulunan "Yeni Bir Avrupa için Paris Yasası"nın, "Yeni Bir Demokrasi, Barış ve Birlik Dönemi", "Gelecek için Rehber ilkeler" başlıklı bölümlerinde insanların renk, cins, dil, din ... ayrımına bakılmaksızın eşit olduklarını ve insan haklarının, temel ve özgürlüklerin tüm insanların doğumlarıyla birlikte kazandıkları haklar olduğu vurgulanmıştır.

Bu durumda, kadının, tıpkı erkek gibi mesleğini ve İşini özgürce

seçmekte, topluma yarar getiren etkinliklerde bulunmaya hakkı vardır.

Ana-yasa'nın 12. maddesine göre kişiye bağlı, dokunulmaz, devredilmez,

vazgeçilmez nitelikteki çalışma hak ye özgürlüğü, evli kadının da temel

haklarından biridir. Kocanın sahip olduğu çalışma hak ve özgürlüğü ile

aralarında hiçbir hukuksal fark ve ayrıcalık yoktur. Şüphesiz, eşler evlilik

birliğinin korunması, çocukların yetişmesi için karşılıklı özveride bulunacak

ve çalışma hak ve özgürlüklerini kullanmayı da karşılıklı uyurr. ve anlaşma

sağlayarak gerçekleştireceklerdir. Fakat çalışmak, mesleğini yürütmek,

kişiliğini geliştirmek, ailesine ve topluma çalışmasıyla katkıda bulunmak

isteyen kadına, Medeni Yasa'nın 159. maddesine dayanarak kocanın tek taraflı

olarak izin vermemek suretiyle anlaşmazlık çıkarması ve bu yasaklamaya karşın

çalışmasını sürdüren karısını kusurlu duruma düşürüp boşanma nedeni yaratmasına

veya -itiraz yoluna başvurulan olayda görüldüğü gibi- sömürü aracı olarak

çalıştırdığı karısının bu yüzden boşanma davası açması üzerine çalışması için

verdiği izni geri almasına olanak veren Medeni Yasa'nın 159. maddesi, Anayasa'nın

49. maddesinde yerini bulan temel haklardan olan çalışma özgürlüğüne de

aykırılık oluşturur. Bu nedenle Medeni Kanun'un 159. maddesinin iptali gerekir.

c) Anayasa'nın 50. Maddesi Yönünden İnceleme:

Konunun, çalışma koşulları ve dinlenme hakkıyla doğrudan bir ilişkisi görülmemiştir. Bu nedenle, iptali istenen yasa maddesinin Anayasa'nın 50. maddesine göre aykırılık savının değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

17.2.1926 günlü, 743 sayılı "Türk Kanunu Medenisi"nin 159. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,

29.11.1990 günündeoybirliğiyle karar verildi.

Başkan

Necdet

DARICIOĞLU

Başkanvekili

Yekta Güngör

ÖZDEN

Üye

Yılmaz

ALİEFENDİOĞLU

Üye

Servet TÜZÜN

Üye

Mustafa ŞAHİN

Üye

İhsan PEKEL

Üye

Selçuk TÜZÜN

Üye

Ahmet N. SEZER

Üye

Erol CANSEL

Üye

Yavuz

NAZAROĞLU

Üye GüvenDİNÇER

Anayasa Mahkemesi, E. 1990/30, K. 1990/31, 29 Kasım 1990 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı-yasa Metinleri
  5. A. İptali İstenen Yasa Kuralı
  6. B. Dayanılan Anayasa Kuralları
  7. Iv-ilk İnceleme
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. A. Eşitlik İlkesinin Medeni Yasalarda Aile Hukukuna Uygulanmasının
  10. Darıcıoğlu
  11. Özden
  12. Aliefendioğlu
  13. Nazaroğlu
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
1990/30
Karar No
1990/31
Tarih
29 Kasım 1990

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.1990/34 K.1990/29
  • AYM Norm Denetimi E.1990/13 K.1990/30
  • AYM Norm Denetimi E.1989/17 K.1990/33
  • AYM Norm Denetimi E.1990/37 K.1990/32
  • AYM Norm Denetimi E.1990/25 K.1991/1
  • AYM Norm Denetimi E.1990/27 K.1991/2

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.