KÜNYE
Anayasa
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 10 Aralık 1991
- Esas Sayısı
- 1991/46
- Karar Sayışı
- 1991/48
- Karar Günü
- 10.12.1991
- R.G. Tarih-Sayı
- 15.01.1992-21112
- İtiraz yoluna başvuran
- Kaman Asliye Hukuk Mahkemesi.
- İtirazın konusu
- 21.6.1987 günlü, 3402 sayılı "Kadastro
Karar Metni
1.223 kelime·6 dk okuma·7 bölüm
Kanunu"nun 46. maddesinin üçüncü fıkrasının iptali istemidir.
I- OLAY
Körmehmet köyü 1017 parsel sayılı taşınmaz 23.5.1978 günü itiraz edilmeksizin kesinleşen tapulama tutanağı ile "tahdidi yapılan ve tapusuz olan bu taşınmaz mal eşit hisseyle ve Tepeköyde oturan Bekir oğlu Vahit Seçilmiş ile Nuri oğlu Durdu Delibaş adlarına tapusuz-vergisiz olarak tespit edilen 539 nolu parselin batısında işbu 1017 nolu parsel 20 dönüm fazlası olarak ifrazen Maliye Hazinesi adına tespit" edilmiştir.
Davacılar Selahattin Seçilmiş ve Durdu Delibaş 7.12.1987 tarihli dava dilekçeleri ile tarla niteliğinde olan bu yere 1953 yılından beri zilyed oldukları halde miktar fazlası olarak hazine adına tescil edildiğini, kültür arazisi olan bu yerde hazinenin hakkı bulunmadığını, 3402 sayılı Kanun' un bahşettiği haktan yararlanarak hazine adına yapılan tesciliniptaliyle davacılar adına tapuya tescile karar verilmesini istemişlerdir.
9.6.1988 tarihli dilekçe ile davaya müdahale eden Köy Muhtarlığ1bu yerin Maliye Bakanlığı tarafından köye tahsis edildiğini, köy ortak malı olduğunu, 539 parselle bir bütün olan bu yer için davacılar tarafından açılan davanın mahkemece reddedildiğini ve bu sebeplerle de davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Kaman Malmüdürlüğü'nün 4.3.1988 tarihli 143 sayılı yazısından, 1017 parselin 20.2.1986 tarihinde "İlkokul Gelir arazisi olarak kullanılmak üzere Çaldıran Körmehmet Köyüne" tahsis edildiği anlaşılmaktadır.
Davacıların delil olarak dayandıkları 539 parselle ilgili Tapulama Mahkemesi'nin 28.4.1987 günlü Esas: 1980/63, Karar: 1987/507 sayılı karar örneğinden 539 sayılı parselin davacılar adına tespit edildiği, itirazı tapulama komisyonunca reddedilen Hazinenin dava açtığı ve bu davanın da reddedildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan keşifte dinlenilen tanık ve bilirkişiler bu yerin kültür arazisi olduğunu, davacılar ile seleflerinin 40-50 yıldır burayı kullandığını belirtmişlerdir.
Ziraat bilirkişisi 26.9.1991 tarihli raporunda bu yerin mer'a ya da boşluk arazisi olmayıp tarım arazisi olduğunu "emek veya para harcaması yapılmaksızın, sadece sürülmek suretiyle tarım yapılabilen eski kültür arazisi" olduğunu belirtmiştir. Bu rapora itiraz edilmemiştir.
1.10.1991 tarihli oturumda davalı Hazine vekili "3402 sayılı Yasa'nın 46/3. maddesine göre bu Kanunun yürürlüğe girdiğinde dava yer hazinenin mülkiyetinden çıkmış köy şahsiyeti adına okul arazisi olarak tahsis edilmiştir. Bu gibi yerlerde 3402 sayılı Yasa'nın davacı yararına kazandırıcı zaman aşımı yolu ile tapuya tescil edilmesi mümkün değildir" demiştir.
Mahkeme 14.11.1991 tarihli oturumda dava konusu maddenin iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmasına karar vermiştir.
III- YASA METİNLERİ
A. İPTALİ İSTENEN YASA KURALI
21.6.1987 günlü ve 3402 sayılı Kadastro Yasası'nın iptali istenen üçüncü fıkrasının yer aldığı 46. maddesi aynen şöyledir:
"Madde 46.- Kadastrosu yapılacak veya daha önce tapulama veya kadastrosu tamamlanmış bulunan yerlerde, 766 sayılı Kanunun 37 nci maddesi veya 4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallar bu Kanun hükümlerine göre doğan iktisap şartlarına istinaden zilyetleri adına tespit ve tescil olunur.
Hazine adına tescil edilmiş taşınmaz mallardan iskân suretiyle veya toprak tevzii suretiyle verilen yerler (işlemleri tamamlanmamış olsa dahi) başka bir şart aranmaksızın, hak sahipleri adına tespit ve tescil olunur. Bu şekilde hak sahipleri adına tespit ve tescil işlemleri gerçekleşinceye kadarki süre içinde evvelce tahakkuk ettirilenler de dahil olmak üzere ecrimisil alınmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, Hazinenin mülkiyetinden çıkmış bulunan veya amme hizmetine tahsis edilen taşınmaz mallar hakkında bu madde uygulanmaz.
İlgililerin, daha önce kadastrosu yapılan yerlerde bu maddeye dayanan talep ve dava hakkı, bu Kanunun yürürlüğe girmesi tarihinden itibaren 2 yıl geçmekle düşer."
B- DAYANILAN ANAYASA KURALLARI
Anayasa'ya aykırılık savının dayandığı Anayasa kuralları şunlardır:
1- "Madde 10.- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasİ düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir:
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."
2- "Madde 11.- Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarım ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz."
3- "Madde 13.- Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlâkın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.
Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınn lamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.
Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince yapılan ilk inceleme toplantısında,; itiraz yoluna başvuran mahkemenin iptalini istediği kurallar yönünden bakmakta olduğu bir davanın bulunup bulunmadığı sorunu öncelik taşıdığından ilk inceleme raporu, itiraz konusuyla ilgili dava dosyası ve ekleri, iptali istenen yasa ve dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve öbür yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
3402 sayılı Kadastro Yasası'nın 46. maddesi birinci fıkrasında "Kadastrosu yapılacak veya daha önce tapulama veya kadastrosu tamamlanmış bulunan yerlerde, 766 sayılı Kanunun 37 nci maddesi veya 4753 sayılı Kanun ile ek ve tadilleri uyarınca Hazine adına kaydedilen taşınmaz mallar bu Kanun hükümlerine göre doğan iktisap şartlarına istinaden zilyetleri adına tespit ve tescil olunur." denilmektedir.
Bu hükümle, daha önce Hazine adına kayıt edilen kimi taşınmazların
3402 sayılı Yasa hükümlerine göre iktisap koşullarının oluşması durumunda
zilyetleri adına tespit ve tescillerine olanak verilmektedir. Aynı maddenin
üçüncü fıkrasında ise 3402 sayılı Yasa'nın yürürlüğe girdiği tarihte Hazinenin
mülkiyetinden çıkmış bulunan veya kamu hizmetine tahsis edilen taşınmaz mallar
hakkında bu maddenin uygulanmayacağı belirtilmektedir. Maddenin birinci
fıkrasına göre zilyetleriadına tespit ve tescil edilebilecek taşınmaz mallar
Hazine adına kaydedilen tüm taşınmaz mallar olmayıp yalnızca 766 sayılı
Yasa'nın 37. maddesi ve 4753 sayılı Yasa ile ek ve değişiklikleri uyarınca
kaydedilen taşınmaz mallardır. Birinci ile üçüncü fıkralarının birlikte
değerlendirilmesinden; 766 sayılı Yasa'nın 37. maddesi veya 4753 sayılı Yasa ek
ve değişiklikleri uyarınca Hazine adına kaydedilen taşınmaz malların, Yasa'nın
yürürlüğe girdiği tarihte Hazine'nin mülkiyetinden çıkman veya kamu hizmetine
tahsis edilmesi durumunda iktisap koşulları oluşsa dahi zilyetleri adına tespit
ve tescil olanağı bulunmamaktadır. Diğer yönden taşınmaz mal, 766 sayılı
Yasa'nın 37. maddesi veya 4753 sayılı Yasa dışında bir nedenle Hazine adına
kayıt edilmişse iktisap koşullan gerçekleşse ve taşınmaz mal Hazine'nin
mülkiyetinde veya kamu hizmetine tahsil' edilmemiş bulunsa dahi taşınmaz malın
zilyeti adına tescil olanağı bulunmamaktadır. Şu durumda maddenin üçüncü
fıkrası, birinci fıkradaki koşulların tümüyle gerçekleşmesi durumunda onun
uygulanmasına engeldir. Gerçekte birinci fıkradaki koşulların oluşmaması
durumunda üçüncü fıkranın ona engel oluşturması söz konusu olamaz.
Dava konusu olayda, taşınmaz mal 766 sayılı Yasa'nın 37. maddesine göre değil aynı Yasa'nın 33. maddesine göre yirmi dönüm sınırlaması nedeniyle miktar fazlası olarak Hazine adına kayıt edilmiştir. Bu nedenle 46. maddenin birinci fıkrasının uygulanması söz konusu değildir. Aslında birinci fıkranın uygulanmasının sözkonusu olmadığı durumlarda üçüncü fıkranınuygulanması olanaksızdır.
Anayasa'nın 152. maddesinin birinci fıkrasıyla 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Yasa'nın 28. maddesi
uyarınca, bir davaya bakmakta olan mahkemenin itiraz yolunu izleyerek iptal
istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için Anayasa' ya aykırı gördüğü
ya da davanın yanlarından birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu
kanısına varacağı kuralın elindeki davada uygulanacak kural olması başlıca
koşuldur. Bu koşul gerçekleşmedikçeitiraz yolunun izlenmesi olanaksızdır.
Olayda, 46. maddenin birinci fıkrasının öngördüğü koşullar gerçekleşmediğinden
uygulanması söz konusu olmadığı gibi üçüncü fıkranın da, uygulanması
olanaksızdır. Bu nedenlerle uygulamayacağı bir kural için iptal istemiyle
itiraz başvurusu yapmaya mahkemenin yetkisi yoktur. Başvurunun reddine karar
verilmesi gerekir.
ÖZDEN
Başkanvekili
Güven DİNÇER
Üye
Servet TÜZÜN
Üye
Mustafa ŞAHİN
Üye
İhsan PEKEL
Üye
Selçuk TÜZÜN
Üye
Ahmet N. SEZER
Üye
Erol CANSEL
Üye
Yavuz
NAZAROGLU
Üye Haşim KILIÇ Üye Yalçın ACARGÜN
Anayasa Mahkemesi, E. 1991/46, K. 1991/48, 10 Aralık 1991 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası