İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2001/226 K.2006/119

Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun'un,

Esas2001/226Karar2006/119Tarih22 Aralık 2006Okuma17 dk · 3.458 kelime

KÜNYE

Anayasa

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
22 Aralık 2006
Esas Sayısı
2001/226
Karar Sayısı
2006/119
Karar Günü
22.12.2006
Resmi Gazete Tarih-Sayısı
27.11.2007-26713
İtiraz yoluna başvuran mahkemeler
—
1- Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi (Esas
2001/226
2- Konya 1. İdare Mahkemesi (Esas
2004/29
3- Zeytinburnu 2. Sulh Ceza Mahkemesi (Esas
2005/7
İtirazların konusu
15.5.1930 günlü, 1608 sayılı
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.458 kelime·17 dk okuma·25 bölüm

Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun'un,

1- 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesinin,

2- 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 6. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü tümcesinin,

3- 10. maddesinin ikinci fıkrasının,

Anayasa'nın 2., 8., 9., 19., 125., 140., 141., 142. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

I- OLAY

1608 sayılı Yasa'nın 1. maddesine göre, işyerinin kapatılmasına ve para cezası verilmesine ilişkin idari yaptırımlar uygulanması şeklindeki işlemlerin kaldırılması istemiyle yapılan başvuruları inceleyen ve itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptal istemiyle başvurmuşlardır.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”un, itiraz konusu bölümleri de içeren 5., 6. ve 10. maddeleri şöyledir:

“Madde 5 – (Değişik: 5/7/1934 - 2575/2 md.)

Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak muterize imza ettirilir.

İtirazda sebep gösterilmesi şarttır. Sebep gösterilmiyen itirazlar yapılmamış sayılır. Ticaret ve sanattan men kararlariyle para cezasını vermediğinden dolayı hapse değiştirme hükmünün infazı itirazın neticesine kadar geri bırakılır.”

“Madde 6 – (Değişik: 5/7/1934 - 2575/2 md.)

İtiraz üzerine tetkikat evrak üstünde yapılır.

İtiraz, cezanın salâhiyeti olmayanlar tarafından tâyin olunduğu ve tutulan zabıt varakasının sahteliği ve ceza tâyinine müessir olacak maddi ve fahiş hataya müstenit bulunduğu hususlarına münhasır olmak üzere dermeyan edilebilir. Bu sebeplere dayanan itirazlar varit ise hâkim ceza kararını iptal ve para cezası alınmış ise belediyenin geri vermesine hükmeder. İtiraz varit görülmezse karar tasdik olunur. İtirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir. Hâkim izahat almak üzere lüzum görürse muterizi veya vekilini celbederek dinliyebilir. Zabıt varakasının sahteliği iddiasından başka hallerde zabıt varakasını yapan memurlar celp ve davet olunmaz.

“Madde 10 – Bu kanunda yazılı para cezaları belediye idareleriyle belediye zabıta vazifesini ifa eden memurlar tarafından infaz ve tahsil olunur. Cezayı vermeyenlerin hapis hükmü müstesna olmak üzere Tahsili Emval Kanunu mucibince mallarına müracaat edilir.

Cezayı ödemekten aczi tahakkuk edenler hakkında tayin edilmiş olan para cezasının her bir lira ve küsuru için bir gün hapsedilmek üzere belediye idarelerinin verecekleri müzekkereler cumhuriyet müddeiumumiliklerince infaz olunur.

Bu suretle hapsedilenler mahpus iken cezayı öderlerse mahpus kaldıkları müddetin bir günü için bir lira tenzil edilerek mütabaki hapisten sarfı nazar olunur.”

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararlarında Anayasa'nın 2., 8., 9., 19., 125., 140., 141., 142. ve 155. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işlerin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. 2001/226 Esas sayılı dosyada öncelikle 1608 sayılı Yasa'nın itiraz konusu 10. maddesinin ikinci fıkrası yönünden uygulanacak kural sorunu üzerinde durulmuştur.

Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve

Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, bir davaya bakmakta

olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde

kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin

ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali

için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca

bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için, elinde yöntemince

açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen

kuralın o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak yasa kuralları,

bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye

veya kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kurallardır.

Dava konusu uyuşmazlıkta Mahkeme, davalı belediye encümeni'nin kararının iptali yönündeki istemin kabulü ya da reddi yönünde karar verecek ve bundan sonraki aşamada bu kararın infaz edilmesi söz konusu olacaktır. Dolayısıyla 1608 sayılı Yasa'nın 10. maddesinin iptali istenilen ikinci fıkrasındaki “cezayı ödemekten acz”e ilişkin düzenleme, davalı belediye encümeni kararının iptali istemiyle açılan davada uygulanacak kural niteliğinde olmayıp, kararın infaz edilmesi aşamasında uygulanacak kural niteliğindedir.

Bu nedenle, 1608 sayılı Yasa'nın 10. maddesinin ikinci fıkrası, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin davada uygulayacağı kural olmadığından, buna ilişkin başvurunun, Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, 10.4.2001 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Birleştirme Kararı

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”un 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesinin iptali istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin 2004/29 ve 2005/7 esas sayılı davaların, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle 2001/226 Esas sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2001/226 esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B- 30.3.2005 Günlü, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu'nun Kimi Hükümlerini Değiştiren 6.12.2006 Günlü, 5560 Sayılı Yasa'nın 31. Maddesinin İtiraz Başvurularına Etkisinin Değerlendirilmesi

19.12.2006 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiş olan 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa'nın 31. maddesiyle Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

“Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır.”

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 5560 sayılı Yasa ile değişik 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının a) bendi uyarınca, Kabahatler Kanunu'nun “idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde” uygulanacaktır.

Kabahatler Kanunu'nun “Karar Verme Yetkisi ve Kanun Yolları” başlıklı Dördüncü Bölümünde 27. maddede “Başvuru Yolu”, 28. maddede “Başvurunun İncelenmesi”, 29. maddede “İtiraz Yolu” konuları düzenlenmiştir.

Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, “İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabil(eceği)…” belirtilmiştir. İncelenen itiraz başvurularında anayasaya aykırılığı iddia edilmiş olan 1608 sayılı Yasa'nın 5. maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu ilk tümcesinde ise, “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabilir” hükmü yer almaktadır.

Bu iki düzenleme karşılaştırıldığında, 1608 sayılı Yasa'nın 5.

maddesinin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesi bağlamında “aksine

hüküm” içeren bir düzenleme olarak nitelenip nitelenemeyeceği hususunun

üzerinde durulması gerekmektedir. Sözü edilen düzenlemede yer alan, diğer

kanunlarda aksine hüküm bulunup bulunmamasına ilişkin ibareden, diğer

kanunlarda yer alan ve idari yaptırım kararlarına yönelik itirazları inceleme

görevini idari yargı yerlerine veren düzenlemelerin kastedildiği açıktır. Bu

nedenle, gerek 1608 sayılı Yasa'nın itiraz konusu düzenlemesinde gerekse,

Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinde yer alan düzenlemede sulh ceza mahkemesinin

görevli kılınması karşısında 1608 sayılı Yasa'nın 5. maddesinde yer alan

düzenlemenin aksine değil paralel hüküm içeren bir yasal düzenleme olduğunun

kabulü gerekir. Böylece, dava konusu uyuşmazlıkların hangi yargı yerinde

çözümlenmesi gerektiği sorusunun cevabı bağlamında 1608 sayılı Yasa'nın 5.

maddesinin ilk fıkrasının itiraz yoluna başvuran mahkemelerin bakmakta

oldukları davalarda uygulanacak kural olma niteliğini devam ettirdiği

görülmektedir. Bu nedenle, itiraz başvurularının esası hakkında karar verilmesi

gerekir.

Sacit ADALI ile Mehmet ERTEN bu düşünceye katılmamıştır.

C- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

1- Yasa'nın 5. Maddesinin Birinci Fıkrasının İlk Tümcesinin İncelenmesi

Başvuru kararlarında özetle, bakılmakta olan davaların

konusunu oluşturan para cezaları ile iş yeri kapatma cezalarının birer idari

işlem olduğu, idari uğraş alanında ve kamu gücü kullanılarak tesis edilmiş bir

yönetsel işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi

gerektiği halde sulh ceza mahkemesinin görevli kılınmış olmasının hukuk devleti

ilkesi ile bağdaşmadığı, zira hukuk devleti ilkesinin yargılamanın doğal ve

asıl yerinde yapılmasını gerekli kıldığı, itiraz konusu kuralın adli ve idari

yargı ayrımına yer veren ve idari işlemlerin kural olarak idari yargı

yerlerinde çözümlenmesi ilkesini benimsemiş olan Anayasa'nın 2., 8., 9., 125.,

140, 142. ve 155. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı Yasa'nın 3.1.1940 günlü, 3764 sayılı

Yasa ile değişik 1. maddesinde “Belediye meclis ve encümenlerinin

kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve salâhiyet

dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun

nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenlere veya

yapmayanlara elli liraya kadar hafif para cezası tertibine ve üç günden onbeş

güne kadar ticaret ve sanat icrasından men'e … belediye encümenleri

salâhiyettardır. (...)”; aynı Yasa'nın 5.7.1934 günlü 2575 sayılı Yasa

ile değişik 5. maddesinin iptali istenilen tümceyi de içeren ilk fıkrasında

da “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde

mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaatla şifahi veya

yazılı itiraz olunabilir. İtiraz şifahi ise bir zabıt tutularak

muterize imza ettirilir.” denilmektedir.

Anayasa'nın, Cumhuriyetin niteliklerinin belirlendiği 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin insan haklarına saygılı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik, sosyal bir hukuk Devleti olduğu vurgulanmıştır.

Hukuk Devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan Devlettir. Hukuk Devleti ilkesi, Devletin tüm organlarının üstünde hukukun mutlak egemenliğinin bulunmasını, yasakoyucunun da her zaman Anayasa ve hukukun üstün kuralları ile kendisini bağlı saymasını gerektirir.

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır”; 140. maddesinin birinci fıkrasında, “Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev yaparlar”; 142. maddesinde, “Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir”; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, “Danıştay, idarî mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idarî yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar” kurallarına yer verilmiştir.

İdarenin hizmetlerini gereği gibi ve ivedilikle görebilmesi için, yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi vardır. İdare bu yetkilerle, kamu düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve gereği gibi koruyabilir. Bu nedenle, idareye, geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi tanınmıştır. Kişilere, idare hukuku alanındaki düzene aykırı davranışları nedeniyle verilen idarî cezalar, idarî yaptırımların en önemlilerinden biridir.

Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğunu vurgularken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine bağlı olmasını amaçlamıştır. Çünkü yargı denetimi demokrasinin “olmazsa olmaz” koşuludur. Anayasa'nın “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralıyla benimsediği husus da etkili bir yargısal denetimdir. Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında yer alan bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır. Kural olarak bunlardan kamu hukuku alanındaki eylem ve işlemler için idarî yargının, özel hukuk alanındakiler için de adlî yargının görevli olduğunda duraksanamaz.

İtiraz konusu Yasa kuralında, 1608 sayılı Yasa'nın 1. maddesine

göre tesis edilen idari işlemlere karşı yapılacak itirazları inceleme görevi

sulh ceza mahkemelerine verilmiştir. Anayasa Mahkemesi'nin daha önceki kimi

kararlarında da belirtildiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa'da

adlî ve idarî yargı ayrımına gidilmiş ve idarî uyuşmazlıkların çözümünde idare

ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, kural olarak

idare hukuku alanına giren konularda idarî yargı, özel hukuk alanına giren

konularda adlî yargı görevli olacaktır. Bu durumda idarî yargının görev alanına

giren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi konusunda

yasakoyucunun mutlak bir takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı

değildir. İdarî yargının denetimine bağlı olması gereken idarî bir uyuşmazlığın

çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması halinde yasakoyucu tarafından

adlî yargıya bırakılabilir.

Buna göre, haklı nedenlerin ve kamu yararının bulunması halinde

idari işlemlere yönelik itirazları inceleme görevi yasakoyucu tarafından adli

yargıya bırakılabilir. Bu çerçevede, belediyelerce uygulanan kimi idari

yaptırımlara karşı, belediye teşkilatının yaygınlığına paralel bir idari yargı

teşkilatlanmasının söz konusu olmaması nedeniyle sulh ceza mahkemelerine

başvuru olanağı tanınmasının hak arama özgürlüğünü kolaylaştırıcı nitelikte

olduğu, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasını olanaklı kıldığı ve sayılan

hususların sözü edilen itirazları inceleme görevinin adli yargıya

bırakılmasının haklı nedenini oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Açıklanan

nedenlerle itiraz konusu Yasa kuralı Anayasa'ya aykırı değildir; iptal

isteminin reddi gerekir.

Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mustafa YILDIRIM, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

İtiraz konusu Yasa kuralının Anayasanın 8., 9. ve 141. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

2- Yasa'nın 6. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan “… itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir” Kuralının İncelenmesi.

Başvuru kararlarında, itiraz konusu yasa kuralının günün şartları içerisinde mahkemelerin iş yoğunluğu, sonradan yürürlüğe giren yasalar vb. nedenlerle fiilen uygulanamaz duruma gelmiş olduğu ve bu durumun Anayasaya aykırılık sonucunu ortaya çıkardığı iddiasına yer verilmiştir.

Anayasa'nın 141. maddesinde, davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargıya görev olarak yüklenmiştir. Diğer bazı yasal düzenlemelerde de mahkemelerin bakmakta oldukları kimi dava ve işleri çok daha kısa süreler içinde sonuçlandırmalarına yönelik hükümler bulunmaktadır. İtiraz konusu kuralın, Anayasa'nın 141. maddesinde yer alan hükme paralel bir düzenleme olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu yasa kuralı Anayasa'ya aykırı değildir; iptal isteminin reddi gerekir.

Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mustafa YILDIRIM, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

İtiraz konusu kuralın Anayasanın 2., 8., 9., 125., 140., 142. ve 155. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

15.5.1930 günlü, 1608 sayılı “Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun”un 2575 sayılı Yasa ile değiştirilen;

1- 5. maddesinin birinci fıkrasının ilk tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mustafa YILDIRIM, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- 6. maddesinin ikinci fıkrasının dördüncü tümcesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mustafa YILDIRIM, Serruh KALELİ ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

22.12.2006 gününde karar verildi.

Başkan

Tülay

TUĞCU

Başkanvekili

Haşim

KILIÇ

Üye

Sacit

ADALI

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

Mustafa

YILDIRIM

Üye

Cafer

ŞAT

Üye

A. Necmi ÖZLER

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

KARŞIOY

GEREKÇESİ

15.5.1930 günlü 1608 sayılı Yasa'nın değişik 1. maddesinde belediye meclis ve encümenlerinin kendilerine kanun, nizam ve talimatnamelerin verdiği vazife ve selâhiyet dairesinde ittihaz ettikleri kararlara muhalif hareket edenlerle belediye kanun ve nizam ve talimatnamelerinin men veya emrettiği fiilleri işleyenler veya yapmayanlar için idare tarafından para cezası ve ticaret ve sanat icrasının belli süre yasaklanması cezası verilmesi öngörülmüş, değişik 5. maddesinde de, ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaatla şifahi veya yazılı itiraz olunabileceği hükme bağlanmıştır.

Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararlarında belirtildiği

gibi, idarenin kamu hizmetlerini süratli ve etkili biçimde görebilmesi için,

yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi vardır. İdare bu yetkilerle, kamu

düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve gereği

gibi koruyabilir. Bu nedenle, idareye, geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama

yetkisi tanınmıştır. İdarî para cezaları ile ticaret ve sanattan belirli süre

yasaklama, idari yaptırımların en önemlilerindendir. Bu yaptırımlar da aynı

amaçla etkili ve yaygın biçimde uygulanmaktadır. İdarî cezaları diğer

cezalardan ayıran en belirgin özellik, onların idarî makamlar tarafından kamu

gücü kullanılarak verilmesidir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmektedir. Demokratik hukuk devletinin önde gelen özelliklerinden biri de kuşkusuz tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı tutulmasıdır. Bu husus, Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında somutlaştırılarak “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” denilmiştir. Bu kuralla yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına giren tüm eylem ve işlemlerinin etkili biçimde yargısal denetime bağlı tutulması amaçlanmıştır.

Tarihi çok eskilere dayanan idari-adli yargı ayırımı, Anayasa'da

da benimsenerek buna ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anayasa'nın 125.

maddesinin birinci fıkrasında, “idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı

yargı yolu açıktır”; 140. maddesinin birinci fıkrasında, “Hakimler ve savcılar

adli ve idari yargı hakim ve savcıları olarak görev yaparlar”; 142. maddesinde

“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri

kanunla düzenlenir”; 155. maddesinin birinci fıkrasında da, “Danıştay, idari

mahkemelerce verilen kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar

ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk

ve son derece mahkemesi olarak bakar” denilerek îdari-adli yargı ayrılığı tüm

kurum ve kurallarıyla Devletin hukuk düzeni içindeki yerini almıştır. Buna

göre, kural olarak, idarenin kamu hukuku alanına giren, kamu gücü kullanarak

idari usullerle tesis ettiği işlem ve eylemlerinin idari yargı, özel hukuk

alanına giren işlemlerinin de adlı yargı denetimine bağlı tutulması

gerekmektedir.

Anayasa'nın idarî-adli yargı ayırımını kabul etmiş olması nedeniyle idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde işin niteliğinden kaynaklanan ve kamu yararının zorunlu kıldığı çok sınırlı durumlar dışında adli yargının görevlendirilmesi olanaklı değildir.

Açıklanan nedenlerle işin niteliğinden veya kamu yararının zorunlu kıldığı bir durumdan kaynaklanmayan ve idari nitelikte olduğunda duraksama bulunmayan cezalara karşı adli yargıya başvurulmasını öngören itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırılığı nedeniyle iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Başkan

Tülay

TUĞCU

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

KARŞI

OY

1608 sayılı Umuru Belediyeye Müteallik Ahkâmı Cezaiye Hakkında 16 Nisan 1340 Tarih ve 486 Numaralı Kanunun Bazı Maddelerini Muaddil Kanun'un 2575 sayılı Kanun ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hâkimliğine müracaat ile şifahi veya yazılı itiraz olunabilir” şeklindeki tümce ile 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “İtirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir” şeklindeki tümcenin Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülmüştür.

Ceza kararında yer alan para cezası ile işyeri kapatma cezasının, kabahat eyleminin karşılığı olarak verilen birer idari yaptırım olduklarında kuşku bulunmamaktadır.

İtiraz başvurusundan sonra ve 1 Haziran 2005 günü yürürlüğe giren,

5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3.maddesinin (1) numaralı fıkrasında “

Bu kanunun genel hükümleri diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da

uygulanır” denilmiş, idari yaptırım kararlarına karşı başvuru yolunu

düzenleyen ve bu Kanun “genel hükümleri” arasında yer alan 27.maddesinin

(1) numaralı fıkrasında da “ İdari para cezası ve mülkiyetin kamuya

geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya

tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde, sulh ceza mahkemesine

başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması halinde idari

yaptırım kararı kesinleşir” hükmüne yer verilmiştir. Aynı Kanunun 28.

maddesinde ise sözü edilen idari yaptırım kararlarına karşı yapılacak

başvurunun incelenmesine ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir. Böylece, 1608 sayılı Kanun'un 2575 sayılı Kanun ile

değiştirilen 5.maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ceza kararlarına

tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hâkimlere ve bulunmayan

yerlerde sulh hâkimliğine müracaat ile şifahi veya yazılı itiraz

olunabilir” şeklindeki görevli mahkeme ile itiraz süresi ve biçimini

düzenleyen tümce ile 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “İtirazın

otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir” şeklindeki inceleme

usulünü düzenleyen tümcenin, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3.

maddesindeki yollama ile 27. ve 28. maddelerinde yer alan görevli mahkeme

itiraz süresi ve inceleme usulüne ilişkin hükümlerle değiştirilmiş olduğundan,

bakılmakta olan davada uygulanma olanağı kalmamıştır.

Ayrıca, itiraz karara bağlanmadan önce, Anayasa Mahkemesi'nin

1.3.2006 günlü, 2005/108-2006/35 sayılı kararıyla iptal edilen 5326 sayılı

Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesi, 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa'nın

31.maddesi ile “(1) Bu kanun; a) İdari yaptırım kararlarına karşı kanun

yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda hüküm bulunmaması halinde,…

uygulanır.” şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile de adli yargı

içerisinde yer alan sulh ceza mahkemeleri, idari yaptırım kararlarına karşı

yapılacak başvuruları diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde

incelemekle görevli kılınmıştır. Yasa koyucu aksine hüküm bulunmama halini

sadece kanun yolu ile sınırlamıştır. Buna göre, 1608 sayılı Kanun'un 5.

maddesinde görevli mahkemenin sulh hâkimliği (sulh ceza mahkemesi) olduğu

belirtildiğinden, görevli mahkeme bakımından aksine bir hüküm

bulunmamakta ve bunun sonucu olarak da 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun

6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa ile değiştirilen 3. maddesi uyarınca bir kez

daha değiştirilmiş bulunmaktadır. Kaldı ki, bu değişiklikler sadece görevli

mahkeme bakımından yapılmamış, itiraz süresi beş günden onbeş güne çıkartılmak,

itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi zorunluluğu kaldırılmak, idari

yaptırım kararlarına karşı yapılacak başvuruların incelenmesine ilişkin usul ve

esasları düzenlemek gibi konularda da yapılmıştır.

Diğer taraftan, para cezasına

ilave olarak verilen işyeri kapatma cezasının aynı ceza kararında yer

almasının, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi ile yeniden düzenlenen

3. maddesindeki hükümler gözetildiğinde, görevli mahkemeyi değiştiremeyeceği

açıktır. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 19. maddesindeki düzenleme, görevli mahkemeyi

belirlemeye, yargılama usul ve esaslarını saptamaya yönelik olmayıp, sadece

diğer kanunlarda yer alan bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi İşyerinin

kapatılması gibi yaptırımların gerekli değişiklik yapılıncaya kadar ilgili

kanunlarında saklı tutulmasına ilişkindir. Yaptırımların, yapılacak değişikliğe

kadar ilgili kanunlarda saklı tutulmasını sağlayan düzenlemenin başvurulacak

görevli mahkemeyi değiştirmeyeceği tabiidir.

Belirtilen nedenlerle, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun yeniden, düzenlenen 3.maddesi ile 27. ve 28. maddeleri bakılmakta olan davada uygulanacak kuraldır. 1608 sayılı Kanun'un 5. ve 6. maddelerinde yer alan itiraz konusu tümcelerin ise bakılmakta olan davada uygulanma olanağının kalmadığı, dolayısıyla başvuru hakkında karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesi gerektiğinden, çoğunluğun uygulanacak kural olduğuna ilişkin kararına katılmadık.

Üye

Mustafa

YILDIRIM

Üye

Serruh

KALELİ

KARŞIOY

GEREKÇESİ

16 Nisan 1340 tarihli ve 486 sayılı Kanun'un 2575 sayılı Kanun ile değiştirilen 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Ceza kararlarına tebliği tarihinden itibaren beş gün içinde mahsus hakimlere ve bulunmayan yerlerde sulh hakimliğine müracaat ile şifahi veya yazılı itiraz olunabilir” şeklindeki kuralın, idari işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın çözümünde uygulanacağı açıktır. Adli ve idari yargı ayrımını benimsemiş olan Anayasa'nın 2., 125., 140. ve 155. maddeleri gereğince bu durumda kural olarak idari yargının görevli olması gerekirken sulh ceza mahkemelerinin görevli kılınmasının Anayasa'ya aykırı olduğu, bu nedenle iptali gerektiği yolundaki itiraz gerekçelerine katılmaktayım.

Yasa'nın 6. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “… itirazın otuz gün içinde neticelendirilmesi mecburidir” kuralının, mahkemeler üzerinde gerçekçi olmayan bir zaman baskısı kurarak Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkını zedeleyeceği, kuralın uygulanamadığı durumlarda yaratacağı belirsizliklerin ve sonradan yürürlüğe giren yasalarla doğacak çelişkilerin Hukuk Devleti'nin gereği olan hukuk güvenliği ilkesi ile bağdaşmadığı, bu nedenle Anayasa'nın 2. maddesine de aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye

Sacit

ADALI

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2001/226, K. 2006/119, 22 Aralık 2006 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I- Olay
  4. Iıı- Yasa Metinleri
  5. Iv- İlk İnceleme
  6. V- Esasın İncelenmesi
  7. Tuğcu
  8. Kılıç
  9. Adalı
  10. Kantarcıoğlu
  11. Erten
  12. Yıldırım
  13. Şat
  14. Özgüldür
  15. Karşıoy
  16. Gerekçesi
  17. Kaleli
  18. Tuğcu
  19. Kantarcıoğlu
  20. Karşı
  21. Oy
  22. Yıldırım
  23. Kaleli
  24. Karşıoy
  25. Gerekçesi
  26. Adalı
  27. Erten
  28. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2001/226
Karar No
2006/119
Tarih
22 Aralık 2006

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2002/153 K.2006/113
  • AYM Norm Denetimi E.2003/75 K.2006/114
  • AYM Norm Denetimi E.2003/97 K.2006/115
  • AYM Norm Denetimi E.2006/163 K.2006/121
  • AYM Norm Denetimi E.2006/111 K.2006/112
  • AYM Norm Denetimi E.2005/89 K.2006/120

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.