KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 23 Temmuz 2009
- Esas Sayısı
- 2006/65
- Karar Sayısı
- 2009/114
- Karar Günü
- 23.7.2009
Karar Metni
2.169 kelime·11 dk okuma·15 bölüm
R.G. Tarih-Sayı :07.10.2009-27369
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Seferihisar Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
4.4.1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 21.1.1983 günlü, 2789 sayılı Yasa'nın 1. maddesiyle değiştirilen 305. maddesinin ikinci fıkrasının 18.11.1992 günlü, 3842 sayılı Yasa'nın 28. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendi ile 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 272. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11., 12., 13., 36. ve 141. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sanığın bir banka şubesinden almış olduğu çek defterlerini yasal ihtara rağmen süresi içerisinde ilgili bankaya iade etmemesi üzerine açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
1- 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun itiraz konusu bendi de içeren 305. maddesi şöyledir:
'(Değişik: 2789 - 21.01.1983) Ceza Mahkemelerinden verilen hükümler temyiz olunabilir. Ancak, onbeş sene ve ondan yukarı hürriyeti bağlayıcı cezalara ait hükümler hiç bir harç ve masrafa tabi olmaksızın Yargıtayca re'sen tetkik olunur.
1. İkimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezalarına dair olan hükümler,
2. Yukarı sınırı onmilyar lirayı geçmeyen para cezasını gerektiren suçlardan dolayı verilen beraat hükümleri,
3. Bu Kanun ile sair kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümler,
Temyiz olunamaz.
Bu suretle verilen hükümler tekerrüre esas olmaz. Ancak haklarında 343 üncü madde hükümleri dairesinde Yargıtaya başvurulabilir.'
2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun itiraz konusu bendi de içeren 272. maddesi ise şöyledir:
'(1) İlk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, onbeş yıl ve daha fazla hapis cezalarına ilişkin hükümler, bölge adliye mahkemesince re'sen incelenir.
(2) Hükümden önce verilip hükme esas teşkil eden veya başkaca kanun yolu öngörülmemiş olan mahkeme kararlarına karşı da hükümle birlikte istinaf yoluna başvurulabilir.
(3) Ancak;
a) Sonuç olarak belirlenen ikibin lira dahil adli para cezasına mahkumiyet hükümlerine,
b) Üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adli para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümlerine,
c) Kanunlarda kesin olduğu yazılı bulunan hükümlere,
Karşı istinaf yoluna başvurulamaz.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11., 12., 13., 36. ve 141. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi hükmü uyarınca Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün katılımlarıyla 4.5.2006 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için
Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da
o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
Başvuran Mahkeme, 1412 sayılı Yasa'nın 305. maddesinin ikinci
fıkrasının (1) numaralı bendi ile 5271 sayılı Yasa'nın 272. maddesinin (3)
numaralı fıkrasının (a) bendinin iptalini istemektedir. 1412 sayılı Yasa'nın
305. maddesinin ikinci fıkrasının (1) numaralı bendinde, ceza mahkemelerinden
verilen ve miktarı ikimilyar lirayı (2000 YTL) geçmeyen mahkumiyet hükümlerinin
temyiz edilemeyeceği kuralı; 5271 sayılı Yasa'nın 272. maddesinin (3) numaralı
fıkrasının (a) bendinde ise ilk derece ceza mahkemelerinden verilecek ikibin
liraya kadar adli para cezalarına ilişkin mahkumiyet hükümlerine karşı istinaf
yoluna başvurulamayacağı kuralı yer almaktadır. İtiraz konusu kuralın davada
uygulanacak kural olduğunun kabulü için öncelikle yürürlükte bulunması
gerekmektedir Oysa, 1412 sayılı Yasa 5320 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 18. maddesiyle 1 Haziran
2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kaldırılmış, ancak aynı Yasa'nın 8.
maddesinde bölge adliye mahkemelerinin Resmi Gazete'de ilan edilecek göreve
başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş kararlar hakkında,
kesinleşinceye kadar 1412 sayılı Yasa'nın 305 ilâ 326. maddelerinin (322.
maddenin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç) yürürlükte olacağı
hükmüne yer verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihi
bugüne kadar Resmi Gazete'de ilan edilmediğinden, 5271 sayılı Yasa'nın 272.
maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi yürürlüğe girmemiştir.
Bu durumda, 5271 sayılı Yasa'nın 272. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi henüz yürürlüğe girmediğinden, bakılmakta olduğu davada uygulanacak kural niteliğinde değildir.
Açıklanan nedenlerle;
A- 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı 'Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 272. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu bende ilişkin başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
B- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 4.4.1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 305. maddesinin ikinci fıkrasının 3842 sayılı Yasa ile değiştirilen (1) numaralı bendinin esasının incelenmesine,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, sanıkların işledikleri suçların türü ve alacakları ceza miktarına göre temyiz yoluna başvuramamaları ya da bu yolun kimi sanıklar için açık kimi sanıklar için kapalı olmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca itiraz konusu kuralla kişinin bir üst mahkemeye başvuru ve kararın denetlenmesini isteme hakkının elinden alınmasının adil yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiği belirtilerek, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 5., 10., 11., 12., 13., 36. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralı da içeren 1412 sayılı Yasa'nın 305. maddesinde,
ceza mahkemelerince verilen kararların hangilerinin temyiz edilebileceği
hangilerinin ise temyiz edilemeyeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasında, 'hüküm' sayılan kararlara karşı temyiz yoluna
başvurulabileceği (isteğe bağlı temyiz), ancak onbeş sene ve daha fazla
hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin hükümlerin re'sen temyize tabi olduğu
belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise temyiz edilebilme kuralının
istisnaları sayılmıştır. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının itiraz konusu
(1) numaralı bendinde, ikimilyar liraya kadar (ikimilyar dahil) para cezasına
ilişkin hükümlerin temyiz edilemeyeceği belirtilmektedir. Buna göre, gerek 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca kısa süreli hürriyeti bağlayıcı
cezaya seçenek olarak hükmedilen, gerekse aynı Yasa'nın 52. maddesi uyarınca
doğrudan hükmedilen adli para cezalarının miktar olarak 2000 TL'yi aşmaması
durumunda temyiz edilebilmelerine olanak bulunmamaktadır.
Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Yargı yerlerinin verdikleri kararlarda, gerek yanılma, gerekse
normları değişik biçimde yorumlama sonucu olarak doğan ve olağan sayılması
gereken yasaya ve hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlamak amacıyla bazı
yöntemlerin konulması yoluna gidilmiştir. Bir yargı yerinin verdiği kararda
aykırılık olduğu savı ile ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümlenmek üzere yargı
önüne getirilmesi 'kanun yolu'na başvurmadır. Kanun yoluna başvuru hakkı, adil
yargılanma hakkının kapsamı içerisinde kabul edilmektedir. Bunun nasıl
yapılacağı ise usul hükümleri ile gösterilmektedir. Anayasa'nın 142. maddesinde
'mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişlerinin ve yargılama
usullerinin' yasa ile düzenlenmesi öngörülmüştür. Yasa yoluna ilişkin
düzenlemeler, yargılama usulü kapsamındadır. Yargılamanın olabildiğince hızlı
sonuçlanması ve suçluların bir an önce cezalandırılması gerektiğinden her
karara karşı değil, fakat önemli kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi gereği
benimsenmektedir. Mahkemelerce verilen tüm kararlara karşı kanun yolunun açık
tutulması, kanun yolu kurumunu işlemez duruma getirebilir. Kaldı ki, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 7 numaralı protokolünün 'Cezai konularda iki
dereceli yargılanma hakkı' başlıklı 2. maddesinde de bir mahkeme tarafından
cezai bir suçtan mahkum olan kimsenin verilen hükmü bir üst mahkemede
inceletmek hakkına sahip olduğu ancak bu hakkın kullanılmasına yasada
düzenlenmiş haliyle az önemli suçlar ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi
olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz
edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabileceği
hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa'nın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup, aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından, uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak olanaklı değildir. Bu nedenle, kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri, diğerinin sınırını oluşturabilmektedir.
Hak arama özgürlüğü Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa'nın 142. ve davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını ifade eden Anayasa'nın 141. maddelerinin, hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve
Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan
devlettir. Yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,
objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk
devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle yasakoyucunun hukuki düzenlemelerde
kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet
ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.
İtiraz konusu kuralda, ceza mahkemelerince sonuç olarak hükmedilen
ikimilyar liraya kadar adli para cezalarına ilişkin hükümlerin temyiz
edilemeyeceği belirtilmektedir. Söz konusu kuralla, verilen cezanın doğrudan ya
da kısa süreli hapis cezasından çevrilen adli para cezası olup olmadığı dikkate
alınmaksızın, yalnızca sonuç olarak hükmedilen ceza miktarını esas alınmıştır.
Yasakoyucunun ceza mahkemelerinden verilen kararların bir kısmına temyiz yolunu
kapatmadaki amacının tüm kararların Yargıtay incelemesine tabi tutulması
durumunda Yargıtayın iş yükünün artacağı ve sonuçta yargılamanın yavaşlayacağı
düşüncesi olduğu açıktır. Bir başka ifade ile yasakoyucu, önemsiz sayılabilecek
bazı suçlardan ötürü verilen kararlara karşı temyiz yoluna başvurulmasına yasa
ile sınır getirmiştir. Ceza adalet sisteminde 'önemsiz sayılabilecek suçlar'
kategorisi içerisinde mütalaa edilebilmeleri mümkün bulunan doğrudan para
cezası verilmesini gerektiren suçlar için öngörülen temyiz edilebilme
sınırının, paranın bugünkü satın alma gücü karşısında adalet duygusunu rencide
edecek veya hukuk devleti kavramıyla bağdaşmayacak sonuçlara yol açacak boyutta
bulunmaması nedeniyle, itiraz konusu kuralın doğrudan hükmedilen adli para
cezaları yönünden Anayasa'nın 2., 36., 141. ve 142. maddelerine aykırı bir yönü
bulunmamaktadır.
Buna karşılık, hapis cezasını gerektiren suçları ve dolayısıyla da bu suçlardan ötürü verilen adli para cezalarını 'önemsiz' olarak kabul ekmek mümkün değildir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin Ek 7 numaralı protokolünün 2. maddesinde iki dereceli yargılanma hakkının istisnası olarak gösterilen 'az önemli suçlar' ya da 'hafif suçlar' tabirinin, aynı Sözleşme'nin maddeye ilişkin açıklamasında suçun cezasının hapis cezasını gerektirip gerektirmeyeceğine bakılarak saptanması gerektiğinin ifade edilmesi karşısında, itiraz konusu kuralla getirilen düzenlemenin hapis cezasından çevrili adli para cezaları bakımından adil yargılanma hakkıyla bağdaşmadığı açıktır.
Diğer taraftan, hapisten çevrilen adli para cezalarına ilişkin
mahkumiyet kararlarının mevzuatımızda hükümlü bakımından dolaylı olarak hak
yoksunluğu sonucunu doğurabilecek suçlara ilişkin olması durumunda, sanıkların
bu kararları temyiz edememesi hakkaniyete aykırı bir takım sonuçlara da yol
açabilecektir. Örneğin hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik veya güveni kötüye
kullanma suçlarında, malın değerinin azlığı, etkin pişmanlık veya diğer cezai
indirim nedenlerinin uygulanması sonucunda, sonuç olarak hükmedilecek hapisten
çevrili adli para cezalarının temyiz edilebilirlik sınırının altında kalma
olasılığı mevcuttur. Bu durumda, temyiz sınırının altında kalan hapisten
çevrili bir adli para cezasına mahkum olan kişi devlet memuru olamayacak,
milletvekili seçilemeyecek veya bir siyasi partiye üye olamayacaktır. Kişi
hakkında böylesi ağır sonuçlar doğurabilecek bir suçtan dolayı verilecek
mahkumiyet kararını önemsiz veya hafif saymaya olanak bulunmadığı gibi, korunan
hukuki yarar ve yasakoyucuya tanınan takdir yetkisi birlikte
değerlendirildiğinde, söz konusu düzenlemenin adalet ve hakkaniyet
ilkeleriyle de bağdaşmadığı açıktır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralla yalnızca sonuç olarak hükmedilen adli para cezası esas alınarak, hapisten çevrili adli para cezalarının nitelikleri ve kişi bakımından sonuçları göz ardı edilerek, bunları da kapsayacak biçimde temyiz yoluna getirilen parasal sınır, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine dayanılarak iptal edildiğinden, ayrıca Başlangıç ile 5., 10., 11., 12., 13. ve 141. maddeleri yönünden incelemeye gerek duyulmamıştır.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında 'Kanun,
kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da
bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte
yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi İptal hükmünün yürürlüğe
gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede
yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez' denilmekte, Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun'un 53. maddesinin
dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır. Maddenin beşinci fıkrasında
ise Anayasa Mahkemesi'nin, iptal halinde meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu
düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici mahiyette görmesi halinde
yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı belirtilmektedir.
4.4.1929 günlü, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, 21.1.1983 günlü, 2789 sayılı Yasa'nın 1. maddesiyle değiştirilen 305. maddesinin ikinci fıkrasının 18.11.1992 günlü, 3842 sayılı Yasa'nın 28. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı bendinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Mustafa
YILDIRIM
Üye
Cafer
ŞAT
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye Zehra · Ayla PERKTAŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2006/65, K. 2009/114, 23 Temmuz 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası