KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 26 Şubat 2009
- Esas Sayısı
- 2007/22
- Karar Sayısı
- 2009/37
- Karar Günü
- 26.2.2009
- R.G. Tarih-Sayı
- 05.06.2009-27249
- İtiraz yoluna başvuran
- Akhisar
Karar Metni
1.492 kelime·7 dk okuma·16 bölüm
2. Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa'nın 7. maddesiyle değiştirilen 191. maddesinin (7) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurmak suçundan sanık hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 191/1, 191/2 ve 53/1 maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun itiraz konusu fıkrayı da kapsayan 191. maddesi şöyledir:
'(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi, bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı açılan davada mahkeme, birinci fıkraya göre hüküm vermeden önce uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında, tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine; kullanmamakla birlikte, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran kişi hakkında, denetimli serbestlik tedbirine karar verebilir.
(3) Hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilen kişi, belirlenen kurumda uygulanan tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranmakla yükümlüdür. Hakkında denetimli serbestlik tedbirine hükmedilen kişiye rehberlik edecek bir uzman görevlendirilir. Bu uzman, güvenlik tedbirinin uygulama süresince, kişiyi uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kullanılmasının etki ve sonuçları hakkında bilgilendirir, kişiye sorumluluk bilincinin gelişmesine yönelik olarak öğütte bulunur ve yol gösterir; kişinin gelişimi ve davranışları hakkında üçer aylık sürelerle rapor düzenleyerek hâkime verir.
(4) Tedavi süresince devam eden denetimli serbestlik tedbirine, tedavinin sona erdiği tarihten itibaren bir yıl süreyle devam olunur. Denetimli serbestlik tedbirinin uygulanma süresinin uzatılmasına karar verilebilir. Ancak, bu durumda süre üç yıldan fazla olamaz.
(5) Tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranan kişi hakkında açılmış olan davanın düşmesine karar verilir. Aksi takdirde, davaya devam olunarak hüküm verilir.
(6) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, hakkında kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmaktan dolayı cezaya hükmedildikten sonra da iki ilâ dördüncü fıkralar hükümlerine göre tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulabilir. Bu durumda, hükmolunan cezanın infazı ertelenir. Ancak, bunun için kişi hakkında bu suç nedeniyle önceden tedavi ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmemiş olması gerekir.
(7) Kişinin mahkûm olduğu ceza, tedavinin ve denetimli serbestlik tedbirinin gereklerine uygun davranması halinde, infaz edilmiş sayılır; aksi takdirde, derhal infaz edilir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün katılımlarıyla 6.3.2007 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan sanık
hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 191. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca
tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi ve sanığın bu
kararın gereklerine uygun davranması durumunda anılan maddenin (5) numaralı
fıkrası uyarınca davanın düşmesine karar verileceği, buna karşılık sanık
hakkında (6) numaralı fıkra uyarınca tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine
karar verilmesi ve sanığın da bu kararın gereklerine uygun davranması durumunda
ise aynı maddenin (7) numaralı fıkrası uyarınca cezanın infaz edilmiş
sayılacağı, 'cezanın infaz edilmiş sayılması'nın 'davanın düşmesi kararı'na
göre sanık açısından daha aleyhe hukuksal sonuçlar meydana getireceği, her iki
fıkradaki düzenlemenin aynı amaca yönelik olmasına karşın eşit koşullardaki
sanıklar hakkında farklı hukuksal sonuçlar doğurduğu belirtilerek, itiraz
konusu kuralın Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Kullanmak için uyuşturucu veya
uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak' başlıklı 191.
maddesinde, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi hakkında kullanmak için
uyuşturucu madde satın almak, kabul etmek ve bulundurmak suçundan dolayı kamu
davası açılması durumunda, aynı maddenin (2) ve (6) numaralı fıkralarında,
sanık hakkında tedaviye ve denetimli serbestlik tedbirine karar verilmesi
konusunda hakime takdir hakkı tanınmıştır. Buna göre, mahkeme, (2) numaralı
fıkra uyarınca sanık hakkında hüküm vermeden önce tedaviye ve denetimli
serbestlik tedbirine karar verebileceği gibi (6) numaralı fıkra uyarınca da
sanığa ceza verip ayrıca tedaviye ve denetimli serbestlik tedbiri kararına
hükmedebilecektir. Ancak, bu son durumda sanığa verilen cezanın infazı
ertelenecektir. Mahkemenin takdir hakkını (2) numaralı fıkra uyarınca
kullanması ve sanığın bu kararın gereklerine uygun davranması halinde (5)
numaralı fıkra uyarınca kamu davasının düşmesine karar verilirken, mahkemenin
takdir hakkını (6) numaralı fıkra uyarınca kullanması ve sanığın da bu kararın
gereklerini yerine getirmesi durumunda ise sanık hakkında verilen ceza infaz
edilmiş sayılacaktır. Davanın düşmesi kararıyla, kamu davası ortadan kalkmakta,
buna karşılık cezanın infaz edilmiş sayılması durumunda ise mahkumiyet kararı
varlığı dolayısıyla sonuçları aynen devam etmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza politikasına göre belirlenir. Yasakoyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul edilebileceği ve ceza sistemini tamamlayan müesseseler konusunda takdir yetkisine sahiptir.
İtiraz konusu maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere,
yasakoyucu, uyuşturucu kullanan sanığı öncelikle tedavi edilmesi gereken bir
kişi olarak kabul etmekte ve bu anlayışın yansıması olarak da tedavi olma
konusunda sanığa hükümden önce ve sonra olmak üzere, iki kez olanak
tanımaktadır. Buna göre hakim, öncelikle sanıktan tedavi olmak isteyip
istemediğini soracak, tedavi olmayı kabul etmesi halinde, kişisel durumunu veya
olayın diğer özelliklerini de değerlendirerek, 191. maddenin (2) numaralı
fıkrası uyarınca, hüküm vermeden önce tedaviye ve denetimli serbestlik
tedbirine hükmedebilecektir. Buna karşılık, sanığın hakim tarafından kendisine
önerilen tedavi olma teklifini kabul etmemesi veya hakimin sanığın kişisel
durumunu ve olayın diğer özelliklerini dikkate alarak hükümden önce tedaviye ve
denetimli serbestlik tedbirine hükmetmemesi durumunda ise yasakoyucu cezaya
hükmedildikten sonra, bu kişinin bir kez de ceza tehdidi altında tedavisini
sağlamak ve böylece sanığa bir olanak daha vermek amacıyla, 191. maddenin (6)
numaralı fıkrasıyla hakime takdir hakkı vermiştir. Buradaki düzenlemenin
amacının, hükümden önce tedavi olmayı reddeden sanığı ceza tehdidi altında
tedaviye zorlayarak, onu yeniden topluma kazandırmak olduğu anlaşılmaktadır.
Sanığın rızası ile sanığın kişiliğini ve olayın özelliklerini dikkate alarak
tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri kararı verilmesinde hakime hükümden önce
ve sonra olmak üzere takdir hakkı tanınması ve bunlar için farklı hukuksal
sonuçlar öngörülmesi, yasakoyucunun takdir yetkisi içindedir. Söz konusu takdir
yetkisinin, kişinin yeniden topluma kazandırılması düşüncesi gibi kamusal bir
yarar dikkate alınarak kullanıldığı ve ceza hukukunun genel ilkeleriyle
bağdaşmayan bir yönünün de bulunmadığı açık olduğundan, itiraz konusu kural
Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Yukarıda belirtilen gerekçe karşısında kuralın Anayasa'nın 10. maddesi yönünden ayrıca incelenmesine gerek duyulmamıştır. Anayasa'nın 10. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeye Fulya KANTARCIOĞLU ve Ahmet AKYALÇIN ek gerekçeyle katılmışlardır.
KILIÇ
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Sacit
ADALI
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
A. Necmi ÖZLER
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Şevket
APALAK
EK GEREKÇE
Başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı olduğunu ileri sürmesine karşın karar gerekçesinde bu yönden inceleme yapılmasına gerek görülmeyerek, Anayasa ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla ceza düzenlemeleri yapmanın yasa koyucunun takdir yetkisi içinde bulunduğu vurgulanmaktadır.
Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesiyle herkese hiçbir ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşit davranılması güvence altına alınmakta, böylece bireylerin yasalardan eşit yararlanma konusundaki temel haklarına da işaret edilmektedir. Eşitliğin hukuk devletinin de önde gelen temel ilkelerinden biri olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Yasa koyucunun ceza hukuku alanında düzenleme yaparken sahip olduğu takdir yetkisi, sınırsız olmayıp Anayasa ve hukukun genel ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. Başvuran mahkeme tarafından yasa koyucunun düzenleme yapma konusundaki takdirini eşitlik ilkesine aykırı olarak kullandığı ileri sürülerek, yalnız Anayasa'nın değil, evrensel hukukun da temel ilkelerinden biri olan eşitlik ilkesine aykırılıktan kaynaklanan bir temel hak ihlâlinden söz edilmektedir.
Ceza hukuku alanında, suç sayılan eylemlerin belirlenmesi ve korunan hukuki yarar, suçu işleyenler ile suçun nitelikleri gözetilerek bunlara verilecek cezanın türü ve miktarının saptanması yasa koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi içinde ise de bu durum, özellikle eşitlik ilkesine aykırılık gibi temel hak ihlâli savları karşısında Anayasal denetim yapılmasına engel oluşturmaz. Esasen Anayasa yargısının amacı ve işlevi de bu denetimi zorunlu kılmaktadır.
Bu nedenle konunun, başvuran Mahkeme'nin ileri sürdüğü eşitlik ilkesi yönünden de incelenerek itiraz konusu kuralın hangi gerekçe ile bu ilkeye aykırı olmadığının belirtilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun karardaki redde ilişkin görüşüne katılıyoruz.
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
Anayasa Mahkemesi, E. 2007/22, K. 2009/37, 26 Şubat 2009 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası