İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2011/126 K.2012/110

üyeleri Kemal KILIÇDAROĞLU ve Emine Ülker TARHAN ile birlikte 119 milletvekili

Esas2011/126Karar2012/110Tarih18 Temmuz 2012Okuma37 dk · 7.492 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
18 Temmuz 2012
Esas Sayısı
2011/126
Karar Sayısı
2012/110
Karar Günü
18.7.2012
R.G. Tarih-Sayı
25.05.2013-28657
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.492 kelime·37 dk okuma·12 bölüm

üyeleri Kemal KILIÇDAROĞLU ve Emine Ülker TARHAN ile birlikte 119 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

A- İptal davası ile ilgili, 30.3.2011 günlü, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 59. ve 60. maddeleri uyarınca Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın reddine;

B- 23.8.2011 günlü, 653 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin;

1- 1., 2., 3., 4., 5. ve 21. maddeleri ile 20. maddesindeki, ''eki (I) sayılı Cetvelin Ekonomi Bakanlığına ait bölümünde yer alan boş ve dolu Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı, Dış Ticaret Başkontrolörü, Dış Ticaret Kontrolörü ve Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadroları iptal edilmiş ve'' bölümünün,

2- 6. maddesiyle değiştirilen 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin,

Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 10., 36., 87., 91., 112., 125. ve 127. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulmasına;

karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenen Kanun Hükmünde Kararname Kuralları

23.8.2011 günlü, 653 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin dava konusu kuralları da içeren 1., 2., 3., 4., 5., 6., 20. ve 21. maddeleri şöyledir:

'MADDE 1- 3/6/2011 tarihli ve 637 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (ğ) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

ğ) Denetim Hizmetleri Başkanlığı.

MADDE 2- 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 15 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

Denetim Hizmetleri Başkanlığı

MADDE 15- (1) Denetim Hizmetleri Başkanlığı, bir Başkan ile Başkanlığa tahsisli kadrolarda görev yapan yeterli sayıda Dış Ticaret Uzmanı ve Dış Ticaret Uzman Yardımcısından oluşur.

(2) Denetim Hizmetleri Başkanlığının görevleri şunlardır:

a) Bakanlık teşkilatının her türlü faaliyet ve işlemleriyle ilgili olarak inceleme, denetim ve soruşturma yapmak.

b) Bakanlık teşkilatının denetimi altındaki her türlü kuruluşun faaliyet ve işlemleri ile ilgili olarak Bakanlığın görev ve yetkileri çerçevesinde inceleme, denetim ve soruşturma yapmak.

c) Özel anlaşmalara dayalı olarak Bakanlığa verilmiş görevlere ilişkin konularda ilgili merciler, gerçek ve tüzel kişiler nezdinde inceleme, denetim ve soruşturma yapmak.

ç) Bakanlığın amaçlarını daha iyi gerçekleştirmek, mevzuata, plan ve programa uygun faaliyet göstermesini sağlamak üzere çalışma yapmak ve gerekli teklifleri hazırlamak.

d) Mevzuatın Bakanlığa tanıdığı inceleme, denetim ve soruşturma yetkilerini kullanmak.

e) Bakan tarafından verilen benzeri görevleri yapmak.

(3) Denetime tabi gerçek ve tüzel kişiler, gizli dahi olsa bütün belge, defter ve bilgileri ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı ilk talep halinde Başkanlıkta görevli Dış Ticaret Uzmanlarına göstermek ve bu Dış Ticaret Uzmanlarının saymasına ve incelemesine yardımcı olmak zorundadır. Başkanlıkta görevli Dış Ticaret Uzmanları, görevleri sırasında tüm resmi daire, kurum, kuruluş ve kamuya yararlı derneklerle, gerçek ve tüzel kişilerden gerekli yardım, bilgi, evrak kayıt ve belgeleri istemeye yetkilidir. Kanuni bir engel olmadıkça bu isteğin yerine getirilmesi zorunludur.

(4) Denetim Hizmetleri Başkanı müşterek kararla atanır.

(5) Denetim Hizmetleri Başkanlığına tahsisli kadrolara atanma, Başkanlığa tahsisli kadrolarda görev yapan Dış Ticaret Uzmanlarının görev, yetki ve sorumlulukları ile Başkanlığın çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.

MADDE 3- 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 35 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı' ibaresi 'Denetim Hizmetleri Başkanı' şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 4- 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.

(16) Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihte, Bakanlıkta Dış Ticaret

Başkontrolörü ve Dış Ticaret Kontrolörü kadrolarında bulunanlar Dış Ticaret

Uzmanı kadrolarına, Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadrolarında bulunanlar Dış

Ticaret Uzman Yardımcısı kadrolarına, bulundukları kadro dereceleriyle başkaca

bir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği

tarihten önce Dış Ticaret Kontrolörü unvanını ihraz etmiş olanlardan, İç

Denetçi ve Bakanlık Müşaviri kadroları ile Daire Başkanı ve üstü kadrolarda

görev yapanlar ve yurtdışı teşkilatı kadrolarına sürekli görevle atananlar, bu

fıkranın yürürlüğe girdiği tarihte Dış Ticaret Uzmanı unvanını ihraz etmiş

sayılır. Bunların Stajyer Dış Ticaret Kontrolörlüğünde geçirdikleri süreler Dış

Ticaret Uzman Yardımcısı, Dış Ticaret Başkontrolörlüğü ve Dış Ticaret

Kontrolörlüğünde geçirdikleri süreler Dış Ticaret Uzmanı kadrosunda geçmiş

sayılır.

(17) Bu Kanun Hükmünde Kararnameyle Denetim Hizmetleri Başkanlığı ile Başkanlığa tahsisli kadrolarda görev yapan Dış Ticaret Uzmanlarına verilen görev ve yetkiler kapsamında olmak kaydıyla mevzuatta Dış Ticaret Kontrolörlerine yapılan atıflar Başkanlığa tahsisli kadrolarda görev yapan Dış Ticaret Uzmanlarına yapılmış sayılır.

(18) Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanının görevi, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihte sona erer ve bu personel ekli (1) sayılı liste ile ihdas edilen Bakanlık Müşaviri kadrosuna halen bulunduğu kadro derecesiyle atanmış sayılır. Bakanlık Müşaviri kadrosunun herhangi bir sebeple boşalması halinde bu kadro, hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkra ile onaltıncı fıkra uyarınca atanan veya atanmış sayılan personele ilişkin olarak bu maddenin onbirinci fıkrası hükümleri uygulanır.

MADDE 5- 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin 'Hizmet Birimleri' bölümünde yer alan '9) Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı' ibaresi '9) Denetim Hizmetleri Başkanlığı' şeklinde ve (II) sayılı cetvelin 'Kadro Unvanı' bölümünde yer alan 'Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı' ibaresi 'Denetim Hizmetleri Başkanı' şeklinde değiştirilmiştir.

MADDE 6- 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

h) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya mülkiyeti

Hazineye, kamu kurum veya kuruluşlarına veya gerçek kişilere veyahut özel hukuk

tüzel kişilerine ait olan taşınmazlar üzerinde kamu veya özel sektör tarafından

gerçekleştirilecek olan yatırımlara ilişkin olarak ilgililerince hazırlandığı

veya hazırlatıldığı halde yetkili idarece üç ay içerisinde onaylanmayan etüt,

harita, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını,

parselasyon planlarını ve değişikliklerini ilgililerinin valilikten talep

etmesi ve valiliğin Bakanlığa teklifte bulunması üzerine bedeli mukabilinde

yapmak, yaptırmak ve onaylamak, başvuru tarihinden itibaren iki ay içinde yetkili

idarece verilmemesi halinde bedeli mukabilinde resen yapı ruhsatı ve yapı

kullanma izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatını vermek.

MADDE 20- 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Ekonomi Bakanlığına ait bölümünde yer alan boş ve dolu Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı, Dış Ticaret Başkontrolörü, Dış Ticaret Kontrolörü ve Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadroları iptal edilmiş ve ekli (2) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Ekonomi Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığına ait bölümlerine eklenmiştir.

MADDE 21- Bu Kanun Hükmünde Kararname yayımı tarihinde yürürlüğe girer.'

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 10., 36., 87., 91., 112., 125. ve 127. maddelerine dayanılmıştır.

III- İLK İNCELEME

A- Dava dilekçesinde, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ'ın

kamuoyunda Wikileaks belgeleri olarak bilinen ve bir internet sitesinde yer

alan yazıda 'Kapsamlı reformların önde gelen savunucularından, Anayasa

Mahkemesi Hakimi Haşim Kılıç, 1 Ağustos tarihinde bize özel olarak CHP'nin

mevcut problemleri için kendini suçlaması gerektiğini aktarmıştır. CHP,

muhalefet etmek görüntüsünü vererek ya da çok çekişme yarattıktan sonra

isteksizce 'her şeyi' ' demokrasi yanlısı ortaya atılan tüm reformları- kabul

ederek, kendisi için prensipsiz ve erişilemez bir imaj yaratmakta. CHP, Hükümet

doğru şeyi yapsa bile, sanki tek işinin AK Parti Hükümetinin yaptığı her şeye

muhalefet etmek gibi davranmak olduğunu söylemiştir. Bu da seçmenleri kaçırıyor

demiştir.' ifadelerinin yer aldığı, kamuoyuna yansıyan ve Anayasa

Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ tarafından da yalanlanmayan belgeye dayalı

bilgilere göre, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında Amerika Birleşik Devletlerinin

Ankara Büyükelçiliği yetkililerine olumsuz değer yargılarında bulunduğu, bu

konudaki gizli görüşmenin kamuoyuna yansıması ile de Anayasa Mahkemesi

Başkanı'nın Cumhuriyet Halk Partisinin tarafı olduğu bir davada tarafsız karar

veremeyeceği izlenimi doğduğu, davanın tarafıyla ilgili gerçek bir önyargı veya

tarafgirlik içerisinde olması nedeniyle bağımsızlığını koruyamadığı, bu nedenle

tarafsız olarak karar veremeyeceği ileri sürülmüş, 6216 sayılı Kanun'un 59.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde yer alan 'İstişari görüş ve

düşüncesini ifade etmiş olduğu dava ve işlere, bakamazlar.' ve 60.

maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki 'Başkan ve üyeler tarafsız hareket

edemeyecekleri kanısını haklı kılan hâllerin olduğu iddiası ile

reddolunabilirler.' şeklindeki hükümlere dayanarak reddi hâkim talebinde

bulunulduğu belirtilmiştir.

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 8.12.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki reddi hâkim talebi görüşülmüştür.

Hâkimin reddi kurumu, hâkimin bakacağı davada tarafsızlığını

sağlamaya yönelik olup temel bir hak olan adil yargılanma hakkıyla ilişkilidir.

Nitekim herkesin, kanuni ve tarafsız bir mahkeme önünde yargılanma hakkı

bulunmaktadır. Bu nedenle hukukumuzda, hâkimin tarafsız kalamayacağı varsayılan

veya tarafsızlığından kuşku duyulabilecek durumlarda, hâkimin kendi

mahkemesinin yetki ve görevine giren belli bir davaya bakamayacağı veya

reddedilebileceği kabul edilmiştir. Herkesin, tarafı olduğu davada hâkimin

reddi talebinde bulunmak hakkı var ise de talebin incelenebilmesi için bazı

usuli şartların yerine getirilmesi gerekmektedir. Bu şartların gerçekleşmesi

durumunda talep içerik yönünden incelenebilecektir.

6216 sayılı Kanun'un 35. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)

bendi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az beşte biri

oranındaki üyeleri iptal davası açmaya yetkilidirler. Anılan Kanun'un 38.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, dava dilekçesinde kendilerine

tebligat yapılmak üzere iki üyenin adının gösterilmesi ve dilekçeyi onların

imzalaması yeterli olup davayı açan diğer milletvekillerinin imzalarının

bulunması aranmaz. Ancak, dava dilekçesinde imzaları bulunan

milletvekillerinin, diğer milletvekilleri adına hâkimin reddi talebinde

bulunabilmeleri için, içeriğinde yer alan talep konularının yanında hâkimin

reddi konusunda verdikleri yetkiyi yansıtan açık iradelerinin de dava

dilekçesinden anlaşılması gerekir.

Dava dilekçesi ve eklerinin incelenmesinde dava dilekçesine imza verenler yönünden iptali istenilen düzenlemeler yanında hâkimin reddi istemini de içeren bir yetkilendirme bulunmadığından, hâkimin reddi talebinin OYBİRLİĞİYLE reddine karar verilmiştir.

B- Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 8.12.2011 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin esas inceleme aşamasında karar bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

C- Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim KILIÇ hakkındaki hâkimin reddi talebinin reddine yönelik karara karşı yapılan itiraz üzerine, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 29.12.2011 gününde yapılan toplantı sonucunda:

İptal başvurusunda bulunanların, hâkimin reddi talebinin reddine

yönelik kararın tebliği üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı

tarafından onaylanan imzalarını da içeren 22.12.2011 tarihli dilekçe ile

yaptıkları itiraz başvurusunda; iptal davasının açılması ve başkan ile üyelerin

reddinin, Anayasa'nın 150. maddesi ve 6216 sayılı Kanun ile düzenlendiğini,

belirtilen mevzuatta başkan ve üyelerin reddi hakkında iptal davası için

belirlenen kuralların dışında, ayrıca bir yetkilendirmede bulunmasının

öngörülmediğini, yürürlükteki mevzuat uyarınca ayrıca bir grup kararı ya da

yetkilendirme yapılmasına gerek bulunmadığından Anayasa ve kanunlarda

öngörülmeyen kuralların aranmasının hukukla bağdaşmadığını belirterek hâkimin

reddi talebinin reddine ilişkin karara itiraz etmişler ve hâkimin reddi

konusundaki istemlerinin yeniden görüşülmesini talep etmişlerdir.

Dava dilekçesinde imzaları bulunan milletvekillerinin, 22.12.2011 günlü dilekçeleri incelendiğinde, taleplerinin hâkimin reddi talebinin reddine yönelik 8.12.2011 günlü, 2011/126 esas sayılı karara itiraz mahiyetinde olduğu, yeniden hâkimin reddi talebinde bulunulmadığı, usuli eksikliğin giderilmiş olduğu ve itirazın kabul edilmesinden sonra hâkimin reddi talebinin tekrar görüşülmesini istedikleri anlaşılmıştır.

Anayasa'nın 153. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde, 'Anayasa Mahkemesi kararları kesindir.'; 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, 'Mahkeme kararları kesindir.'; anılan Kanun'un 60. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise 'Bu takdirde, Genel Kurul ya da bölümlerde ilgili üye katılmaksızın ret konusu hakkında kesin karar verilir.' denilmiştir. Bu kurallardan anlaşılacağı üzere, hâkimin reddine ilişkin verilecek kararlar da dâhil olmak üzere Anayasa Mahkemesi kararları kesin niteliktedir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesinin kararlarına karşı itiraz dâhil olmak üzere hiçbir kanun yoluna başvurulamaz.

Açıklanan nedenlerle, hâkimin reddi konusundaki istemin yeniden

görüşülmesi talebinin, itiraz mahiyetinde olduğu, Anayasa'nın 153. maddesinin

birinci fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 60. maddesinin (2) numaralı, 66.

maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin

olması ve kararlara karşı itiraz yolunun bulunmaması nedeniyle REDDİNE,

Alparslan ALTAN, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin

YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Celal Mümtaz AKINCI'nın 'Başvurunun yeniden

hâkimin reddi talebi niteliğinde olması nedeniyle esasının görüşülmesi'

yolundaki karşıoyları ve 6216 sayılı Kanun'un 65. maddesinin (1) numaralı

fıkrası gereğince OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Ümit DENİZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen Kanun Hükmünde Kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi Hakkında Genel Açıklama

Anayasa'nın 91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler,

işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde olduğundan yargısal denetimlerinin

yapılması görev ve yetkisi Anayasa'nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine

verilmiştir. Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki

kanununa sonra da Anayasa'ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her

ne kadar, Anayasa'nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki

kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa'ya biçim ve

esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de

Anayasa'ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin

yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa'da, Bakanlar

Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde kararname

çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması, kanun

hükmünde kararnameyi Anayasa'ya aykırı duruma getirir.

Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa'dan alan olağanüstü hal

kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun

hükmünde kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle,

kanun hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir

bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun

hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir.

Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa'ya uygun bir yetki kanununa dayanması,

geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya

dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği

Anayasa'ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa'ya uygunluğundan söz

edilemez.

Kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa'ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa'nın 11. maddesinde, 'Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.' denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa'ya uygun olmak zorundadırlar.

Anayasa'da kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasında 'Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler...'in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kural gereğince, Türkiye Büyük Millet Meclisi, 'Bakanlar Kurulu'na ancak kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.

Anayasa'nın herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa'nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz.

B- Kanun Hükmünde Kararname'nin Dava Konusu Maddelerinin 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığı ile Anayasa'nın 91. Maddesi Yönünden İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Bakanlar Kurulunun, 6223 sayılı Yetki Kanunu'nun kapsamında olmayan 637 sayılı KHK ile düzenlenmiş alanlarda, 653 sayılı KHK ile ivedilik taşımayan ve etkin önlemler ile zorunlu düzenlemeler içermeyen hukuksal tasarruflara girişerek yasal düzenlemelerde bulunduğu, Anayasa'nın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar ve kişi hakları ve ödevlerinin, kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyecek olması nedeniyle yasak alan içerisinde kaldığı ve 6223 sayılı Yetki Kanunu'nun kapsamında olmadığı belirtilerek kuralların, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 87. ve 91. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

1- KHK'nin 3. Maddesi

Dava konusu kuralın değişiklik yaptığı 637 sayılı KHK'nin 35. maddesi, 666 sayılı KHK'nin 1. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, bu maddeye ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

2- KHK'nin 5. maddesiyle 637 sayılı KHK'nin Eki (II) Sayılı Cetvel'in 'Kadro Unvanı' Bölümündeki Değiştirilen 'Denetim Hizmetleri Başkanı' İbaresi

637 sayılı KHK'nin Eki (II) sayılı Cetvel'in 'Kadro Unvanı' bölümündeki değiştirilen 'Denetim Hizmetleri Başkanı' ibaresi, 666 sayılı KHK'nin 1. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, bu ibareye ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek gerekir.

3- KHK'nin Diğer Kuralları

6223 sayılı Yetki Kanunu'nun amaç ve kapsamını düzenleyen 1. maddesinde Kanun'un amacı, kamu hizmetlerinin düzenli, süratli, etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde yürütülmesini sağlamak olarak belirlenmiş ve yetkinin kapsamı iki başlık altında tespit edilmiştir. Yetkinin kapsamına ilk olarak kamu hizmetlerinin bakanlıklar arasındaki dağılımının yeniden belirlenmesi girmektedir. Bu çerçevede gerekli görülmesi halinde yeni bakanlıklar kurulması, var olan bakanlıkların birleştirilmesi, bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarının yeniden belirlenmesi için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir. Bu amaçla;

1- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına, anılan bakanlıkların bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlarıyla hiyerarşik ilişkilerine,

2- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların bağlılık ve ilgilerinin yeniden belirlenmesine veya bunların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,

3- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,

ilişkin kanun hükmünde kararname çıkarılabilecektir.

İkinci olarak, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen memurlar, işçiler, sözleşmeli personel ile diğer kamu görevlilerinin atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esaslarına ilişkin olarak değişiklikler ve yeni düzenlemeler yapılması için kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verilmiştir.

Belirtildiği üzere, Anayasa uyarınca kanunla düzenlenmesi uygun görülen bir konu, Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgisi olmadığı veya hakkında Anayasa'da özel hüküm bulunmadığı sürece kanun hükmünde kararname ile düzenlenebilecektir.

653 sayılı KHK'nin hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan diğer kuralları, yukarıda belirtilen amaçlara uygun olarak, verilen süre içerisinde çıkarılmış olmaları, 6223 sayılı Yetki Kanunu'nun kapsamında kalmaları, Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgilerinin bulunmaması, Anayasa'nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname ile düzenlenemeyeceklerinin açıkça öngörülmemesi nedeniyle Anayasa'ya aykırılık oluşturmamaktadır.

Yukarıdaki açıklamalar ve yapılan inceleme sonucunda; KHK'nin hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilenler dışında kalan davaya konu kurallarına ilişkin iptal isteminin reddi gerekir.

Fulya KANTARCIOĞLU 21. madde yönünden bu görüşe katılmış, diğer maddeler yönünden ise katılmamıştır.

C- Kanun Hükmünde Kararname'nin Anayasa'ya Aykırılığı İleri Sürülen Maddelerinin İçerik Yönünden İncelenmesi

1- KHK'nin 1., 2. maddeleri ile 5. maddesiyle 637 sayılı KHK'nin Eki (I) Sayılı Cetvel'in 'Hizmet Birimleri' Bölümündeki Değiştirilen '9) Denetim Hizmetleri Başkanlığı' İbaresi ve 20. maddesinin ''eki (I) sayılı cetvelin Ekonomi Bakanlığına ait bölümünde yer alan boş ve dolu Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı, Dış Ticaret Başkontrolörü, Dış Ticaret Kontrolörü ve Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadroları iptal edilmiş ve'' Bölümünün İncelenmesi

Dava dilekçesinde, dava konusu kurallar ile dış ticaret kontrolörleri unvanının dış ticaret uzmanı olarak değiştirildiği, bu değişiklikler ile dış ticaret kontrolörlerinin, dış ticaret uzmanı yapılmak suretiyle 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak istihdam edilmelerinin ve böylece görev güvencesinden mahrum olarak çalışmalarının amaçlandığı, görevlerini bağımsız ve tarafsız olarak yapmalarının engellendiği belirtilerek kuralların, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 36., 112. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

653 sayılı KHK'nin 2. maddesi ile 637 sayılı KHK'nin 15. maddesi başlığı ile birlikte değiştirilmiş, Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı kaldırılarak yerine Denetim Hizmetleri Başkanlığı kurulmuştur. Kural, Ekonomi Bakanlığının merkez hizmet birimleri arasında yer alan Denetim Hizmetleri Başkanlığının görevlerini, bu görevi yerine getireceklerin dış ticaret uzmanı ve dış ticaret uzman yardımcılarından oluşmasını, Denetim Hizmetleri Başkanının müşterek kararname ile atanmasının yanında denetim elemanlarının Başkanlığa tahsisli kadrolara atamaları, atananların görev, yetki ve sorumlulukları ile Başkanlığın çalışma usul ve esaslarının yönetmelikle belirlenmesini öngörmektedir.

Değişen 15. madde ile getirilen düzenlemelere uyum sağlanması

amacıyla; 653 sayılı KHK'nin 1. maddesiyle, 637 sayılı KHK'nin 6. maddesinin

birinci fıkrasında yer alan 'Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı'

ibaresi 'Denetim Hizmetleri Başkanlığı' olarak, 5. maddesiyle aynı

KHK'nin eki (I) sayılı Cetvel'in 'Hizmet Birimleri' bölümünde yer alan '9)

Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı' ibaresi '9) Denetim

Hizmetleri Başkanlığı' biçiminde değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin yanı

sıra KHK'nin dava konusu bölümünün de yer aldığı 20. maddesiyle, 190 sayılı

KHK'nin eki (I) sayılı Cetvel'de bulunan Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu'nun

kadroları iptal edilmiş ve yerine ekli (2) sayılı Listedeki kadrolar ihdas

edilerek 190 sayılı KHK'nin eki (I) sayılı Cetvel'in Ekonomi Bakanlığı ve

Diyanet İşleri Başkanlığına ait bölümlerine eklenmiştir.

Ekonomi Bakanlığı kuruluncaya kadar Dış Ticaret Müsteşarlığında

denetim görevi, 9.12.1994 günlü, 4059 sayılı Hazine Müsteşarlığı İle Dış

Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca Dış Ticaret

Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı aracılığıyla yerine getirilmiştir. Yeni kurulan

Denetim Hizmetleri Başkanlığının Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulundan,

Başkan'ın kurul dışından seçilebilmesi ve Denetim Hizmetleri Başkanlığında

çalışacak olanların diğer idari görevlerden ayrı bir kariyer sayılan 'kontrolörlük'

yerine 'dış ticaret uzmanı' statüsünde olanlar arasından

seçilmeleri dışında fark bulunmamaktadır. Denetim Hizmetleri Başkanlığında

inceleme, denetim ve soruşturma görevi yapacak denetim elemanları, dış ticaret

uzmanları arasından yönetmelikle belirlenecek usullere göre seçilecektir. Bu

doğrultuda 637 sayılı KHK'nin geçici 3. maddesinin (16) numaralı fıkrası

uyarınca dış ticaret başkontrolörleri ile dış ticaret kontrolörleri dış ticaret

uzmanlığı kadrolarına, stajyer dış ticaret kontrolörleri ise dış ticaret uzman

yardımcısı kadrolarına atanmışlardır.

Anayasa'nın Başlangıç'ının dördüncü fıkrası, 'Kuvvetler

ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,

belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı

medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve

kanunlarda bulunduğu'; 2. maddesi ise 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun

huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,

Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,

demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.' biçimindedir. Belirtilen

hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak

ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup

bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,

hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan

devlettir.

653 sayılı KHK'nin genel gerekçesinde düzenlemenin amacı, denetim

hizmetlerinden beklentilerin değişmesi sonucunda, denetim görevinin idareye yol

gösterici olması, idari işlem sürecinde karar alma mekanizmasını güçlendiren,

buna ışık tutan bir yapıya kavuşmasının yanında, dış ticaret kontrolörlerinin,

dış ticaret uzmanı kadrolarına atanması sağlanarak meslek grupları arasındaki

farklılıkların giderilmesi, Bakanlıkta tek tip kariyer memurluğu sistemi

oluşturulması ve böylece kariyer memurluğunda homojen bir yapının meydana

gelmesi ile iş verimliliğinin daha da arttırılması olarak açıklanmaktadır.

Anayasa'nın 2. maddesinde vurgulanan hukuk devleti ilkesinin gereği olarak

yasama işlemlerinin kişisel yarar için değil kamu yararı için yapılması

gerekir. Bu nedenle kanun koyucu Anayasa'da öngörülen koşullar çerçevesinde

diğer alanlarda olduğu gibi kamu görevlilerinin durumları ile ilgili olarak da

kamu yararı amacıyla bazı değişiklikler yapabilir. Ekonomi Bakanlığının

kurulması ve yeni yapılanma aşamasında olmasının gereği olarak, denetimin

içeriğinin ve denetim yapacakların belirlenmesinde farklı yöntemlerin tercih

edilmesi doğaldır. Farklı yöntemlerin belirlenmesinde özel bir çıkarın ya da

belirli kişilerin hedef alındığı ya da kamu yararı dışında bir amaçla bu değişikliğin

yapıldığını gösteren emare de bulunmamaktadır. Dava konusu kuralların

gerekçesinden kamu yararının amaçlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, yapılan

düzenlemelerin amacı etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup

olmadığını, sonuç doğurup doğurmayacağını değerlendirme anayasallık denetiminin

kapsamı dışında kalmaktadır.

Hukuk devletinin tam olarak gerçekleşmesi için yasama işlemlerinin Anayasa'ya uygun olması gerekir. Hukuk devletinin somut uygulamasında bakanlıkların yapılarının farklılaştırılması, değiştirilmesi olağandır. Hukuk devleti ilkesinin ortadan kaldırılmasından ya da anlamsız hale getirilmesinden söz edebilmek için, devlet organlarının hukuka bağlılığı ilkesini veya bunun kurumsal güvencelerini ortadan kaldıran bir değişikliğin yapılmış olması gerekir. KHK ile hukuk devleti içinde takdir hakkına dayanan farklı uygulama modellerinden biri tercih edilmiştir.

Dış ticaret kontrolörlüğü ayrı meslek olarak kabul edildiğinden,

kontrolörler kendi istekleri dışında ancak denetim hizmetlerinin gerekleriyle

bağdaşmayan sıhhi, ahlaki veya mesleki yetersizliklerinin yargı kararı, sağlık

kurulu veya teftiş raporu ile tespit edilmesi durumunda idari görevlere

atanabilmektedirler. Dış ticaret kontrolörlerine sağlanan güvence kanuna değil,

26.3.1995 günlü, 22239 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan ve yürürlükten

kaldırılan Dış Ticaret Kontrolörleri Yönetmeliği'ne dayanmaktadır.

Yönetmelik'in değiştirilmesi durumunda güvencenin de ortadan kalkacağı

şüphesizdir. KHK'nin 2. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu denetim görevine

atanacak dış ticaret uzmanlarının belirlenmesi yöntemi yönetmeliğe bırakılmış,

dolayısıyla yürütme organına yine dolaylı takdir hakkı verilmiştir. Çıkarılacak

yeni yönetmelikle güvence sağlansın ya da sağlanmasın her durumda idari göreve

atanma işlemine karşı yargı yoluna gidilebileceği açıktır. Bu nedenle denetim

görevi yapacak olan dış ticaret uzmanlarının hukuki güvenceden yoksun

çalışacakları iddiası yerinde değildir. Bunun yanında dış ticaret uzmanlarının

kadro karşılığı sözleşmeli olarak çalışmaları hukuk güvencesi altında olmaya

engel teşkil etmemektedir. Kadro karşılığı sözleşmeli çalışmak hem memur

güvencesine hem de sözleşmeliliğin yüksek ücretine sahip olmak anlamına

gelmektedir. Sözleşme yapılması bu kişileri memur statüsünden çıkarmamaktadır.

Bu nedenle görev güvencesinin olduğu açıktır. Ayrıca kadro karşılığı sözleşmeli

çalışmak, tarafsız ve bağımsız çalışmayı engellemediğinden Anayasa'nın 2.

maddesindeki hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Kuvvetler ayrılığı ilkesi, Anayasa'nın Başlangıç'ında belirtildiği

gibi, devlet organları arasında işbölümü ve medeni bir işbirliği anlamına gelip

organların karşılıklı olarak birbirlerini dengelemeleri esasına dayanır.

Yürütmenin kanun hükmünde kararname ile düzenlenebilecek konularda Anayasa'dan

aldığı yetkiyi kullanarak denetim hizmetlerinde çalışacak personelin seçimine

ilişkin yöntemi değiştirmesi mümkündür. Daha önce yürürlükte olan kurallarla

temel olarak paralel şekilde düzenlenmiş, sadece denetim elemanlarının seçim yöntemi

kanunla değiştirilmiştir. 27.9.1984 günlü, 3046 sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve

Görev Esasları Hakkında 174 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 13/12/1983 Gün

ve 174 Sayılı Bakanlıkların Kuruluş ve Görev Esasları Hakkında Kanun Hükmünde

Kararnamenin Bazı Maddelerinin Kaldırılması ve Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi

Hakkında 202 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında

Kanun'un 21. maddesi uyarınca bakan, bakanlık kuruluşunun en üst amiri olup tüm

bakanlık teşkilatı ile bağlı ve ilgili kuruluşların iş ve işlemlerini

denetlemekle görevli ve yetkilidir. Ayrıca, Anayasa'ya göre siyasal, ceza

kanunlarına göre cezai ve nihayet özel hukuk çerçevesinde de mali sorumluluğu

bulunmaktadır. Asli denetleme görevi ve sorumluluğu bakana aittir. Denetim

hizmetleri, hangi ad altında yapılırsa yapılsın temel olarak tüm denetlemeler

bakan adına yapılmaktadır. Asli sorumluluğu taşıyan bakanın kendi adına denetim

yapacak görevlileri belirlemesi kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırılık

oluşturmaz.

Anayasa'nın yasama yetkisi başlıklı 7. maddesinde yasama

yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu

yetkinin devredilemeyeceği kurala bağlanmıştır. KHK ile Denetim Hizmetleri

Başkanlığına tahsisli kadrolara atanacakların belirlenmesi yönetmeliğe

bırakılmıştır. Belirtilen 'atanma' kavramı, Anayasa'nın 128. maddesi

anlamında ilk kez memuriyet görevine atanmaya ilişkin değildir. Bu kavram hâlen

dış ticaret uzmanı olarak çalışanların arasından denetim hizmetini yerine

getirecek olanların belirlenmesine yöneliktir. Kanun ile düzenlenmesine gerek

bulunmayan denetim görevi yapacakların belirlenmesi yönteminin değiştirilmesi

sonucu yürütmeye takdir hakkı verilmesinin Anayasa'nın 7. maddesine aykırı yönü

bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 653 sayılı KHK'nin iptali istenilen 1., 2. maddeleri ile 5. maddesiyle eki (I) sayılı Cetvel'in 'Hizmet Birimleri' bölümünde değiştirilen '9) Denetim Hizmetleri Başkanı' ibaresi ve 20. maddesinin ''eki (I) sayılı Cetvelin Ekonomi Bakanlığına ait bölümünde yer alan boş ve dolu Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı, Dış Ticaret Başkontrolörü, Dış Ticaret Kontrolörü ve Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadroları iptal edilmiş ve'' bölümü Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralların, Anayasa'nın 36., 112. ve 125. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

2- KHK'nin 4. Maddesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, dava konusu kural ile dış ticaret kontrolörlerinin

unvanlarının dış ticaret uzmanı olarak değiştirilmesi ve sözleşmeli olarak

istihdam edilmelerinin görev güvencesinden mahrum bir şekilde çalıştırmalarına

neden olduğu, kontrolörlerin dış ticaret uzmanlığı kadrolarına, Dış Ticaret

Kontrolörleri Kurulu Başkanının bakanlık müşaviri kadrosuna kanunla

atanmalarının kişilerin hukuk güvenliğini zedelediği, kazanılmış hakları

ortadan kaldırdığı, bu durumun hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil ettiği,

kanun ile atama yapıldığından yargı mercilerinde dava açma hakkının ortadan

kalktığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 36., 112. ve

125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kural ile 653 sayılı KHK uyarınca Denetim Hizmetleri

Başkanlığına dönüştürülerek kadroları kaldırılan Dış Ticaret Kontrolörleri

Kurulu Başkanının, bakanlık müşaviri kadrosuna, bu Kurulda görev yapan

başkontrolör ve kontrolörlerin, dış ticaret uzmanı kadrolarına, stajyer

kontrolörlerin ise dış ticaret uzman yardımcısı kadrolarına hiçbir işleme gerek

olmaksızın atanmış sayılacakları, belirtilen kişilerin daha önceki görevlerde

geçirdikleri sürenin dış ticaret uzmanlığında geçirilmiş sayılması, dış ticaret

kontrolörlerine yapılmış atıfların denetim görevi yapan dış ticaret uzmanlarına

yapılmış sayılacağı öngörülmektedir. Ayrıca, dava konusu kuralla, Ekonomi

Bakanlığında Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı ve Kurulda görev yapan

başkontrolör, kontrolör ve kontrolör yardımcılarının bu görevlerinin KHK'nin

17.9.2011 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi ile sona

ermesi düzenlenmektedir.

Kural ile geçici 3. maddenin (11) numaralı fıkrasına atıf yapılarak, bu madde uyarınca atanan ya da atanmış sayılan personelin mali olarak hak kaybına uğramaları engellenmiş, (11) numaralı fıkraya yapılan atıfla atandıkları ya da atanmış sayıldıkları kadro unvanlarında isteğe bağlı olarak herhangi bir değişiklik olanlarla kendi istekleriyle başka kurumlara atananlara, fark tazminatı ödenmesine son verileceği hükme bağlanmıştır. Dava konusu kural uyarınca Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanlığı bünyesindeki kadroları kaldırılan personel, kanun yoluyla yeni kadrolarına atanmışlardır.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinde kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla her türlü düzenlemeyi yapmak yetkisine sahip olup, düzenlemenin kamu yararına, başka bir anlatımla ülke koşullarına uygun olup olmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya aittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır.

KHK'nin genel gerekçesinde, dış ticaret kontrolörlerinin, dış ticaret uzmanı kadrolarına atanarak meslek grupları arasındaki farklılıkların giderilmesi ve Bakanlıkta tek tip kariyer memurluğu sistemi oluşturulmasının hedeflendiği, bu şekilde kariyer memurluğunda homojen bir yapının meydana gelmesi ile iş verimliğinin arttırılacağı, düzenlemenin amacının kamu yararına olduğu belirtilmiştir. Ancak somut düzenlemenin amaçlanan hedefi sağlamada etkin ve elverişli olup olmadığı yönündeki değerlendirme anayasallık denetiminin kapsamı dışında kalmaktadır.

Kuralların genel ve soyut olması esastır. Ancak, bir kuralın

uygulamada tek bir kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi etkilemesi, kuralın

genelliği ilkesine zarar vermez. Dava konusu kuralın, birden çok kişi hakkında

işlem tesis etmekte olup emredici nitelikte olması yani idareye herhangi bir

takdir yetkisi bırakmamış olması onun genel norm olma niteliğini

etkilememektedir. Kural, yeni yapılanma sağlamak üzere yapılan düzenlemeler

nedeniyle kadrosu kaldırılan Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulunda görevli

kontrolörlerin görevlerinin, yasanın yürürlüğe girdiği tarihte sona ermesini ve

bu kişilerin dış ticaret uzmanı ya da dış ticaret uzman yardımcısı unvanlı

kadrolara atanmalarını öngörmektedir. Mevcut olmayan kadrolarda bulunanların

uygun başka kadrolara hak kaybına uğramadan atanmaları amaçlanmıştır.

Kazanılmış hak, kişinin bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş,

kendisi yönünden kesinleşmiş kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır.

Kazanılmış haklara saygı gösterilmesi hukuk devleti ilkesinin temel

gereklerinden biridir. Dava konusu kuralda, kişilerin bulunduğu statülerden

doğan, tahakkuk etmiş, kendileri yönünden kesinleşmiş ve kişisel alacak

niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme öngörülmediğinden kazanılmış

hakları ihlal eden bir müdahale de söz konusu değildir. Kaldı ki bu kişilerin yeni

atandıkları kadrodaki mali haklarının mevcut kadrolarındakine göre daha düşük

olması halinde yeni kadrolarındaki gelirleri mevcut gelirlerine eşitleninceye

kadar fark olarak ödenmesi öngörülmektedir. Bu şekilde mali olarak hak kaybına

uğramaları engellenmiştir. Ayrıca, kamu görevlilerinin statülerine ilişkin

konularda kazanılmış haklarının olmayacağı açıktır. Bir kamu görevlisinin bir

statüye atanmasıyla ömür boyu o statüde çalışacağı yönünde kazanılmış hak elde

ettiği söylenemez. Bu nedenle dava konusu kuralın kazanılmış haklara müdahalesi

söz konusu değildir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinde olması gereken temel unsurlardan biri de hukuk güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği bireyin hukukî durumunun sürece­ği yönündeki beklentilerinin belli koşullar içinde güvence altına alınması anlamına gelir. Kamu görevlilerinin de hukukî güvenlik içerisinde çalışmaları gerektiği şüphesizdir. Ancak hukuk güvenliği ilkesi, zaman içinde değişen koşul ve ihtiyaçlara göre kanunlarda değişiklik yapılmasına da engel değildir.

Anayasa'nın 128. maddesine göre, kamu hizmetlerinin gerektirdiği

asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Diğer kamu görevlilerinden anlaşılması gereken, memurlar ve işçiler dışında

kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde idareye kamu hukuku

ilişkisiyle bağlı olarak çalışanlardır. Kadro karşılığı sözleşmeli çalışan kamu

görevlileri de Anayasa'nın 128. maddesi kapsamındadır. Kadro karşılığı

sözleşmeli çalıştırmanın personelin görev güvencesini ortadan kaldırdığı,

hukukî güvenlik ilkesine dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu iddia

edilmiş ise de, bu iddia daha önce belirtilen gerekçelerle yerinde değildir.

Kadro karşılığı sözleşmeli çalışan personel, memur güvencesinin yanında

sözleşmeli olmanın sağladığı yüksek ücrete de sahip olmaktadır. Sözleşme olması

bu kişileri memur statüsünden çıkarmamakta, sözleşmenin sona erdirilmesi

memuriyet görevinin sona ermesi anlamına gelmemektedir. Bu durum kadro

karşılığı olmayan sözleşmeli personel ile arasındaki farkı oluşturmaktadır.

Sözleşme sona erdiğinde yine aynı görevde kadrolu olarak çalıştırılmaktadırlar.

Kadro karşılığı sözleşmeli çalışma ek haklar getirdiğinden görev güvencesini

ortadan kaldırmamakta, hukukî güvenlik ilkesine dolayısıyla hukuk devleti

ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinin

birinci fıkrasında, 'Herkes meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.' denilerek yargı organlarına davacı ve davalı

olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil

yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa'nın 125. maddesinde ise 'İdarenin

her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.' denilmektedir.

Her iki maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü,

kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Kişilere yargı mercileri önünde dava

hakkı tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.

Yürütme organı, gerçekleştirilecek kamu hizmetinin niteliğine göre

koşullarını oluşturarak kadro düzenlemesi yapabilir, kamu hizmetine göre yeni

kadro oluşturabilir ya da kadroyu kaldırabilir. Teşkilat yapısı değişen, tek

tip kariyer memurluğu sistemi getirilmesi hedeflenen Ekonomi Bakanlığında, Dış

Ticaret Kontrolörleri Kurulunun yerine Denetim Hizmetleri Başkanlığının

kurulması nedeniyle Kurula ait kadrolar kaldırılmıştır. Kadroların kaldırılması

hukuki ve fiili imkânsızlık doğurmuş ve açığa çıkan personelin atamaları

doğrudan genel ve soyut nitelikteki kanunla yapılmıştır. 657 sayılı Devlet

Memurları Kanunu'nun 91. maddesinin birinci fıkrası 'Kadrosu kaldırılan

memurlar, en geç altı ay içinde kendi kurumlarında niteliklerine uygun bir

kadroya atanırlar.' şeklindedir. Dava konusu kuralın olmadığı

düşünüldüğünde yürütme organının, kadrosuzluk nedeniyle bu kişileri dış ticaret

uzmanlığına ya da uygun başka bir idari göreve atamak zorunda olduğu

kuşkusuzdur. Bu nedenle 657 sayılı Kanun'un belirtilen amir hükmü uyarınca,

uygun bir statüye atamanın gerekliliği ve zorunluluğu karşısında, yeni

oluşturulan kadrolara doğrudan kanunla atama yapılmasının hak arama hürriyetini

kısıtladığından söz etmek mümkün değildir. Oluşan zorunluluklar nedeniyle

atamanın, kanun yoluyla ya da kanunla yürütmeye verilecek bağlı yetkiye göre

yapılması arasında fark bulunmamaktadır. Kadroların kaldırılmış olması

nedeniyle atamalar konusunda idareye kanunla bağlı yetki verilse bile bunun

işlevsel bir yararı bulunmamaktadır. Yürütmeye verilecek bağlı yetkiye göre

yapılacak atama işlemine karşı idari dava yolu açık ise de yargılamada atamanın

sebep unsuru incelenemeyeceğinden bu yol etkin olmayacaktır. Üstelik bakanlık

müşavirliği dâhil olmak üzere yeni kadrolara atananlar çıkarılacak yönetmelik

uyarınca ya da idari takdirle yeniden denetim görevine ya da başka görevlere

atanabileceklerdir. İdari takdir ile belirtilen görevlere atama yapılmaması

halinde bu işleme karşı yargı yoluna başvurulabileceği, idarenin takdir hakkını

kanunlara uygun kullanıp kullanmadığının denetlenebileceği açıktır. Kaldırılan

kadrolara hangi yöntemle olursa olsun artık atama yapılamayacağından yargı yolu

kapatılmamış, hak arama özgürlüğü engellenmemiştir

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 36. ve 125. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 7. ve 112. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

3- KHK'nin 6. Maddesiyle Değiştirilen 644 sayılı KHK'nin 2. Maddesinin Birinci Fıkrasının (h) Bendinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, kural ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığının

görevlerinin düzenlenmesi görüntüsü altında, 3194 sayılı İmar Kanunu, 5393

sayılı Belediye Kanunu, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 2634 sayılı Turizmi

Teşvik Kanunu ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nda örtülü değişiklikler yapıldığı,

yatırımcılar lehine eşitliğe aykırı bir ayrımcılık yapılarak sermaye kesimine

imtiyaz tanındığı, yerel yönetimlerin onaylamama veya ruhsatlandırmama

kararlarına karşı yargı yolunun kullanılabileceği, kamu gücü ve otoritesini

kullanarak sermaye sınıfına imtiyaz tanınmasının ve kamu yararının bertaraf

edilmesinin amaçlandığı, yerel yönetimlerce hazırlanan planların dengesinin ve

bütünlüğünün bozulduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2.,

7., 10., 87. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Dava konusu kuralda yer alan 'üç ay' ibaresi, 11.10.2011

günlü, 662 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri

Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde

Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesi ile 'dört

ay' olarak değiştirildikten sonra 16.5.2012 günlü, 6306 sayılı Afet Riski

Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un 19. maddesi ile 'dört

ay içerisinde' ibaresi 'üç ay içinde' olarak yeniden

değiştirilmiştir. Kuralda yer alan sürelere ilişkin yapılan

değişikliklerin kuralı anlamsız kılmaması ve anayasal denetime engel olmaması

nedeniyle, kural bir bütün olarak içerik yönünden incelenmiştir.

Dava konusu kural ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devletin

hüküm ve tasarrufu altında bulunan veya mülkiyeti Hazineye, kamu kurum veya

kuruluşlarına veya gerçek kişilere veyahut özel hukuk tüzel kişilerine ait olan

taşınmazlar üzerinde kamu veya özel sektör tarafından gerçekleştirilecek olan

yatırımlara ilişkin olarak, ilgililerince hazırlandığı veya hazırlatıldığı

halde yetkili idarece üç ay içerisinde onaylanmayan etüt, harita, her tür ve

ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını, parselasyon planlarını

ve değişikliklerini ilgililerinin valilikten talep etmesi ve valiliğin

Bakanlığa teklifte bulunması üzerine bedeli mukabilinde yapma, yaptırma ve

onaylamanın yanı sıra başvuru tarihinden itibaren iki ay içinde yetkili idarece

verilmemesi halinde bedeli karşılığında resen yapı ruhsatı ve yapı kullanma

izni ile işyeri açma ve çalışma ruhsatı verme yetkisi verilmiştir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 7. maddesinde ise 'Yasama yetkisi Türk Milleti

adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.' hükmü yer

almaktadır. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında yasama yetkisinin

devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre

kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak

söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma

ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş

olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin

ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Yürütme

organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralının Anayasa'nın 7. maddesine

uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması çerçeveyi çizmesi, sınırsız,

belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.

Belirtildiği üzere Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yatırım konusunda yerine getireceği iş ya da işlemler sınırlı konu ve sayıdadır. Dava konusu kural ile yetki verilirken sınırları belirli olduğundan Bakanlığa sınırsız bir düzenleyici işlem yapma yetkisi tanınmamıştır. Dolayısıyla, Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırılık söz konusu değildir.

Mahalli idarelere ilişkin Anayasa'nın 127. maddesinin birinci

fıkrasında, bunların il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek

ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar

organları gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan

kamu tüzelkişileri oldukları, ikinci fıkrasında yerel yönetimlerin kuruluş ve

görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla

düzenleneceği belirtilmiştir. Maddenin beşinci fıkrasında ise merkezi idarenin,

mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine

uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum

yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla

kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahip

olduğu belirtilmektedir. Anayasa'nın 123. maddesinde ise idarenin kuruluş ve

görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra

idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim

esaslarına dayandığı hükme bağlanmıştır. İdarenin bütünlüğü, merkezi devlet

modelinin yönetim alanındaki temel ilkesi olup, bu ilkeyle, idarenin yerine

getirdiği çeşitli görevlerle bu görevleri yerine getiren kurumları arasında

birlik sağlanması ve idari yapı içinde yer alan kurumların bir bütünlük

içerisinde çalışması öngörülmüştür.

Kuralla kamu ya da özel sektör tarafından yapılacak yatırımlarla

ilgili olarak ilgili idarelerin bazı imar, ruhsat ve izinlere ilişkin

yetkilerinin belli koşullarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca kullanılmasına

olanak sağlanmıştır. İlgililerin talebinin bulunmaması veya valilikçe bu

talebin uygun görülmediğinden Bakanlığa iletilmemesi durumunda Bakanlık

tarafından yetki kullanılması mümkün değildir. Kuralda belirtilen yetkiler

ancak kanunla tanınan sürede iş ya da işlemlerin yapılmaması durumunda ilgilinin

talebinin ve valiliğin teklifte bulunması koşuluyla Bakanlık tarafından

kullanılabilecektir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, 644 sayılı KHK'nin 2.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca işlemi gerçekleştirmeden önce yetkili

olan yerel idareden konuya ilişkin görüşlerini soracaktır. İdareler, bu iş ve

işlemlerin yapılmama gerekçelerini etraflıca açıklayarak görüşlerini en geç on

beş gün içinde Bakanlığa bildirmek zorundadır. Böylece yapılacak iş ve

işlemlerde yetkili idare ile Bakanlık arasında koordinasyon ve eşgüdümün

sağlanması, süreçteki suiistimallerin azaltılması ve yatırım ortamının yerel

idarelerle işbirliği içerisinde iyileştirilmesi hedeflenmektedir. Merkezi

idarenin yerinden yönetim kuruluşları yerine geçerek işlem yapması istisnaî

nitelikte yetki olup ancak yerel yönetimlerin ihmal veya temerrüdü halinde

kullanılabilecektir.

Anayasa'da mahallî müşterek ihtiyaçların nelerden ibaret olduğu yolunda bir kurala yer verilmemiştir. Mahallî müşterek ihtiyaçların saptanması kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu, kamu yararını gözeterek belirtilen takdir yetkisi çerçevesinde belli bir toplumsal ihtiyacın teminine yönelik kamu hizmetinin görülmesini merkezi idareye bırakabileceği gibi bu hizmetin görülmesini mahallî idarelerin yetki alanına da bırakabilir. Yerel yönetimleri ortadan kaldırma ya da etkisiz kılma amacına yönelik olmaması ve belirli alanlar bakımından geçici bir süre için kimi görev ve yetkilerin merkezi yönetim birimine bırakılması, yerinden yönetim ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.

Yatırım yapılması için kolaylıklar sağlanmasında önemli kamu

yararı olduğu ve geciken bazı işlemlerin merkezi idare tarafından yapılmasının

öngörülmesinin meşru bir amaca dayandığı söylenebilir. Büyük ölçekli

yatırımlar, yapıldığı coğrafi bölge açısından yerel, ancak tüm ülkeye getirdiği

faydalar açısından ulusal nitelik taşımaktadır. Bu nedenle günümüzde yatırım

yapılması mahallî müşterek ihtiyaçları karşılamaktan öte tüm toplumu ve ülkeyi

ilgilendiren ulusal ihtiyaçtır. Ulusal ihtiyaçların öncelikle karşılanmasında

kamu yararı olduğu kuşkusuzdur. Kamu yararı için gerekli hallerde belirli bir

alan ya da bölge ile ilgili olarak belirtilen plânları yapma ya da inşat izni,

yapı kullanım izni, çalışma veya işyeri açma ruhsatı verme konusunda Çevre ve

Şehircilik Bakanlığına yetki ve görev verilmesinde Anayasa'nın 127. maddesi

açısından bir engel bulunmamaktadır.

Dava dilekçesinde, Anayasa'nın eşitlik ilkesine aykırılık

iddiasında bulunulmuş ise de Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik

ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli

değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda

bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,

ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Belirtilen ilkeyle, aynı

durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa

karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her

yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki

özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve

uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal

durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi

zedelenmez.

Dava konusu kuralla yatırım yapacaklara eşitlik ilkesine aykırı olarak getirilmiş bir ayrıcalık bulunmamaktadır. Yerli ya da yabancı yatırımcıların, yatırım yapmayanlardan hukuken farklı oldukları açıktır. Kural ile yatırımcıya imar planı dışına çıkma ya da ruhsatsız işyeri açma gibi imtiyazlar tanınmamaktadır. Sadece dünya ekonomisinin ve uluslar arası rekabetin koşulları gereği yatırıma yönelik işlemlerin hızlandırılması sağlanmakta, bu konuda yasa koyucunun yatırımları teşvik için kanunlar çıkardığı, yürütmenin teşvik politikaları oluşturduğu göz önüne alındığında farklı kuralların uygulanması eşitlik dolayısıyla hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural, Anayasa'nın 2., 7., 10. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ve 87. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.

Fulya KANTARCIOĞLU bu görüşe katılmamıştır.

4- KHK'nin 21. Maddesinin İncelenmesi

Başvuru dilekçesinde, kuralın herhangi bir özel gerekçe belirtilmeden Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 7., 10., 87. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

653 sayılı KHK'nin 21. maddesi yürürlük maddesidir. Yürürlük maddesi, yasal düzenlemelerin ne zaman yürürlüğe gireceğini göstermekte ve yapım tekniği açısından her tür yasal düzenlemede bulunmakta, yazılmamış olması yasal düzenlemelerin geçerliliğini de etkilememektedir. İptal istemine konu 21. maddenin, KHK'nin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceğini öngördüğünden Anayasal ilkelere aykırılık oluşturmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, iptal isteminin reddi gerekir.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

23.8.2011 günlü, 653 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin;

A) 1- 1., 2. ve 4. maddelerine,

2- 5. maddesiyle 3.6.2011 günlü, 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Eki (I) sayılı Cetvel'in 'Hizmet Birimleri' bölümündeki değiştirilen '9) Denetim Hizmetleri Başkanlığı' ibaresine,

3- 6., 20. ve 21. maddelerine,

yönelik iptal istemleri, 18.7.2012 günlü, E. 2011/126, K. 2012/110 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddelere ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

B) 1- 3. maddesi,

2- 5. maddesiyle 3.6.2011 günlü, 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin Eki (II) sayılı Cetvel'in 'Kadro Unvanı' bölümündeki değiştirilen 'Denetim Hizmetleri Başkanı' ibaresi,

hakkında, 18.7.2012 günlü, E. 2011/126, K. 2012/110 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu madde ve ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 18.7.2012 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

23.8.2011 günlü, 653 sayılı Ekonomi Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin içerikleri itibariyle Anayasa'ya aykırılığı ileri sürülen;

1- 1. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- 2. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

3- 3. maddesi, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, bu maddeye ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

4- 4. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

5- 5. maddesiyle 3.6.2011 günlü, 637 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin;

a- Eki (l) sayılı Cetvel'in 'Hizmet Birimleri' bölümündeki değiştirilen '9) Denetim Hizmetleri Başkanlığı' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- Eki (ll) sayılı Cetvel'in 'Kadro Unvanı' bölümündeki değiştirilen 'Denetim Hizmetleri Başkanı' ibaresi, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesi ile yürürlükten kaldırıldığından, bu ibareye ilişkin konusu kalmayan iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,

6- 6. maddesiyle değiştirilen 29.6.2011 günlü, 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

7- 20. maddesinin '' eki (1) sayılı cetvelin Ekonomi Bakanlığına ait bölümünde yer alan boş ve dolu Dış Ticaret Kontrolörleri Kurulu Başkanı, Dış Ticaret Başkontrolörü, Dış Ticaret Kontrolörü ve Stajyer Dış Ticaret Kontrolörü kadroları iptal edilmiş ve'' bölümünün Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

8- 21. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

18.7.2012 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

23.8.2011 günlü, 653 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK)'nin içerik yönünden iptal istemi reddedilen kurallarının, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmaması nedeniyle E:2011/113, K:2012/108 sayılı karara ilişkin karşıoy gerekçesi doğrultusunda iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Muammer TOPAL

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

Fulya

KANTARCIOĞLU

Anayasa Mahkemesi, E. 2011/126, K. 2012/110, 18 Temmuz 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. Iı- Yasa Metinleri
  5. Iıı- İlk İnceleme
  6. Iv- Esasın İncelenmesi
  7. V- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  8. Altan
  9. Kantarcıoğlu
  10. Özgüldür
  11. Perktaş
  12. Akıncı
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Kantarcıoğlu
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2011/126
Karar No
2012/110
Tarih
18 Temmuz 2012

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2012/11 K.2012/104
  • AYM Norm Denetimi E.2012/9 K.2012/103
  • AYM Norm Denetimi E.2011/85 K.2012/109
  • AYM Norm Denetimi E.2011/113 K.2012/108
  • AYM Norm Denetimi E.2012/72 K.2012/107
  • AYM Norm Denetimi E.2012/7 K.2012/102

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.