KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 17 Mayıs 2012
- Esas Sayısı
- 2011/136
- Karar Sayısı
- 2012/72
- Karar Günü
- 17.5.2012
- R.G. Tarih-Sayı
- 26.06.2012-28335
- İtiraz yoluna başvuran
- Kestel Asliye
Karar Metni
1.798 kelime·9 dk okuma·21 bölüm
Hukuk Mahkemesi (Aile Mahkemesi Sıfatıyla)
İTİRAZIN KONUSU
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ''süresiz olarak'' ibaresinin Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Daha önce davalı lehine hükmedilen yoksulluk nafakasının iptali ile tamamen kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralda yer alan ''süresiz olarak'' ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun itiraz konusu ibareyi de içeren 'Yoksulluk Nafakası' başlıklı 175. maddesi şöyledir:
'Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.
Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 12.1.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.11.2001 günlü, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ''süresiz olarak'' ibaresinin esasının incelenmesine, oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu ''süresiz olarak'' ibaresi nedeni ile boşanma neticesinde eşlerden birinin diğeri lehine ömür boyu sürecek bir mali yükümlülük altına girdiği, nafakaya hangi hallerde hükmedileceğinin, hangi hallerde kaldırılacağının ve tarafların ekonomik koşullarının ne şekilde dikkate alınacağının yasada açıkça belirtilmemiş olduğu, yoksulluk nafakasının boşanan eşlerin yeniden evlenmelerini engelleyici niteliği bulunduğu belirtilerek, kuralın, Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan 'sosyal hukuk devleti', vatandaşlarına asgari bir yaşama düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, 'insan onuru'nun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti sağlamaya çalışır. Sosyal hukuk devleti, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak eşitliği, sosyal adaleti sağlayan ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.
4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesine göre yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için boşanmaya hükmedilmiş olması, nafaka talep eden eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşmüş ya da düşecek olması, diğer eşle eşit kusurlu veya diğer eşe nazaran daha az kusurlu veya boşanmaya neden olan olaylarda tamamen kusursuz olması ve nafaka talep edilen eşin nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.
Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 176. maddesinde sayılan yoksulluk nafakasının kaldırılmasına ilişkin şartlar gerçekleşmediği müddetçe, herhangi bir süre sınırı olmaksızın nafaka isteyebilecektir.176. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, yoksulluk nafakası, nafaka alacaklısının evlenmesi ya da taraflardan birisinin ölümü halinde kendiliğinden, alacaklının evlenmeden fiilen evli gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi, nafaka yükümlüsünün ödeme gücünün tamamen yitirilmesidurumlarında ise mahkeme kararıyla ortadan kalkmaktadır.
İtiraz konusu 'süresiz olarak' ibaresi, nafaka alacaklısının her zaman ölünceye kadar yoksulluk nafakası alacağı anlamına gelmemektedir. Kanun koyucunun 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 175. maddesinde'süresiz olarak' ibaresine yer vermesinin amacı, boşanmadan dolayı yoksulluğa düşecek olan eşin diğer eş tarafından, şartları bulunduğu sürece ekonomik yönden desteklenmesi ve asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanmasıdır.
Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, ahlâki değerler ve sosyal dayanışma düşüncesi yer almaktadır. Yoksulluk nafakasının amacı nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir.
İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 10. ve 41. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
KILIÇ
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet
ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
KARŞI OY YAZISI
İtirazen iptal başvurusunda bulunan mahkeme, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun yoksulluk nafakası ile ilgili 175. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ''süresiz olarak'' ibaresinin Anayasa'nın 2., 10. ve 41. maddelerine aykırılığı savıyla iptalini istemiştir.
Nafaka sözlük anlamı itibarıyla zorunlu
ihtiyaç ve maişet için sarfolunacak para ve azık demektir. Başka bir ifade ile
nafaka, yasaların belirlediği durumlarda genelde zaruret içinde bulunan kimse
yada kimselere kanunda belirtilen yükümlüler tarafından verilmesi gerekli
yardımlardır. Mevzuatımızda nafaka, bakım nafakası ve yardım nafakası olarak
ikiye ayrılmaktadır. Yardım nafakası, herkesin yardım etmediği takdirde
yoksulluğa düşecek olan üst soyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermesi
şeklinde düzenlenmişken; bakım nafakası, doğum, evlenme ve boşanma gibi
olgularla ilgili nafaka yükümlülüklerini ihtiva etmektedir. Bakım nafakası;
tedbir nafakası, yoksulluk nafakası ve iştirak nafakası olmak üzere üç alt
başlıkta ele alınmaktadır.
Türk Medenî Kanunu'nda yardım nafakası için herhangi bir süre şartı öngörülmemişken, bakım nafakasının bir türü olan yoksulluk nafakasının kanunda belirlenen şartlar dâhilinde süresiz talep edilebileceğinin öngörülmesi Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan 'sosyal hukuk devleti' ilkesine aykırıdır.
Hukuk, hakkaniyet ve nesafete dayanır fakat hakkaniyet ve nesafet bir romantizm veya hissi bir insanlık duygusu değildir. Aristo'ya göre hakkaniyet doğru ve haklı görünen şeydir. Hakkaniyet ve nesafet ahlaki, sosyal ve siyasî gerçek karşısında bir değer hükmünü gerektirir ve bu itibarla da toplumsal ilerleme ve istikrar vasıtasıdır. Hakkaniyet Medeni Kanun ve Borçlar Kanununun çeşitli maddelerinde rastlanan bir kavramdır.
Anayasa Mahkemesi pek çok kararında hakkaniyet ilkesini ölçü
olarak kullanmıştır. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin
nitelikleri arasında sayılan 'hukuk devleti'nin, insan haklarına dayanan, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan
kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan,
hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki
engelleri kaldıran devlet olduğunu pek çok kararında yinelemiştir.
Yasaların hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın bir
gereğidir. Yasa koyucu hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir
yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı
ölçütlerini göz önünde tutarak kullanmalıdır.
Evlilik hukuku ve daha da genişi olan aile hukuku, diğer hukuk
kurallarından büyük çapta bağımsız bir alanı düzenlemeye yönelik kurallar
içermektedir. Yoksulluk nafakasını düzenleyen 4721 sayılı Kanun'un 175.
maddesi evliliğin süresi, nafaka alacak eşin yaşı, çalışma gücünün niteliği
gibi özel şartlar aramamıştır. İnsanların boşanarak aralarındaki hukuki
ilişkiyi bitirmiş olmalarına rağmen evlilik birliğinde var olan
sorumluluklarının ömür boyu devam etmesi, hem insaflı değil, hem de hakkaniyete
aykırıdır. Boşanmadan kaynaklanan bir nafaka alacağının varlığının belli
koşullar altında, nafaka borçlusunun veya nafaka alacaklısının yaşamı boyunca,
sanki mülkiyet hakkıymış gibi sürekli olması, hak düşürücü süre ve zaman aşımı
kavramlarının kabul edildiği bir hukuk sisteminde adalet duygusunu
zedelemektedir.
Yoksulluk nafakasının süresiz olması, ileride nafakanın
artırılması, nafakanın azaltılması veya nafakanın kaldırılması davalarının
açılmasına neden olacaktır. Bu durumda nafaka yükümlüsü eski eşin nafaka alan
tarafın kanunda yazılı şartları taşıyıp taşımadığını kontrol amacıyla, onun
özel hayatına müdahale anlamına gelebilecek davranışlara ve onun üzerinde
psikolojik baskı kurmasına neden olabilecektir. Yoksulluk nafakasının süresiz
olması bu nafakayı alan tarafın, karşı tarafı ömür boyu cezalandırmak amacıyla
gelir getirici bir işte çalışmama ve evlilik ekti yapmadan birlikte yaşama gibi
davranışlara itebilecektir. Bu haller yoksulluk nafakasının süresiz de olsa bir
ceza olmadığını savunan görüşleri haksız çıkarmaktadır. Tarihin hiçbir
döneminde, hiçbir hukuk sistemi boşanan eşlerden biri yoksulluğa düşecek diye
diğeri için ömür boyu sürebilecek yoksulluk nafakası yükümlülüğü öngörmemiştir.
Dolayısı ile yoksulluk nafakasının süresiz uygulanmasının nedeni ahlaki ve
sosyal gerekçelerle açıklanamaz.
Öte yandan, yoksulluk olgusunun sebebi, sadece, eşinden boşanan
tarafın davranışları ve boşanmanın kendisi değildir. Bazı insanların,
kendi özellikleri, doğal koşullar veya savaş gibi insan eliyle yaratılan
sorunlar nedeniyle, geçimlerini sağlamakta, hatta karınlarını doyurmakta güçlük
çekmeleriyle ilgili bir olgu olarak yoksulluğa tarihin her döneminde, her
toplumda rastlanabilmektedir. Yoksulluk, günümüzde birtakım makro ve mikro
faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan sosyal bir olgu haline
gelmiştir. Makro faktörlerin başında; küreselleşme, işsizlik, küresel
sermaye, ekonomik krizler ve göç gibi unsurlar gelmektedir. Eğitimsizlik,
kapasite yoksunluğu, yoksulluk kültürü ve bireysel özellikler gibi unsurlar ise
mikro faktörler arasında yer almaktadır.
Artık küresel bir sorun halini alan yoksulluk, beraberinde çeşitli sosyal problemler de getirmekte ve birtakım olumsuz sonuçlar da doğurmaktadır. Yoksulluk, genel olarak, sosyal dışlanma, şiddet ve suç, gecekondulaşma ve gettolaşma, marjinalleşme, konut ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı gibi sorunlara yol açmaktadır. Yoksulluk ayrıca, aile parçalanmaları, boşanma ve depresyon gibi problemler doğurmaktadır.
Bu yapısal durumun değişmesi, kamu yetkilileri tarafından bazı
önlemler alınmasını ve bazı harcamalar yapılmasını, aynı biçimde, sosyal
politika alanında işlev gören bir dizi kurumun varlığını gerektirmektedir.
Avrupa Konseyi'nin 1961'de ortaya koyduğu, 1996'da da revize edilerek
geliştirilen Avrupa Sosyal Şartı'na yansıdığı biçimiyle hak vurgusu, sadece
çalışanların sosyal güvenlik, örgütlenme ve çalışma hayatını etkileyen
kararlara katılma haklarını değil, bunların ötesinde, daha genel anlamda
vatandaşlık haklarını da kapsamaktadır. Bu bağlamda Avrupa Sosyal Şartı'nın
bütün vatandaşların yoksulluk ve sosyal dışlanmaya karşı korunma hakkına sahip
olduklarını belirten 30. maddesi, bu hakkın hayata geçirilmesi için kullanılan
önemli bir önlem olarak asgari gelir desteği uygulamasını gündeme
getirmektedir. Bunun yanı sıra, istihdama yönelik politikaların, toplumsal
cinsiyetle ilgili ayırımcılığı önleme politikalarının, azınlıkların veya göçmen
işçilerin sorunlarına yönelik çözümler geliştirme, özürlüler gibi özel
ihtiyaçları olanlara yönelik önlem alma, evsizlik veya düşük standartta konut
sorunlarını oradan kaldırma çabalarının, sosyal hak ve siyasi sorumluluk
temelli yaklaşımların geliştirilmesi gerekmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan 'sosyal hukuk devleti' vatandaşlarına asgari geçim düzeyi sağlamayı kendisine görev bilen ve bu yüzden devletin sosyal ve ekonomik yaşama aktif müdahalesini meşru ve gerekli gören bir anlayışı ifade eder. Vatandaşların sosyal durumlarıyla ilgilenen sosyal hukuk devleti, insan onurunun korunmasını amaçlar ve bunun için sosyal adaleti ve refahı sağlamaya çalışır. Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında vurguladığı gibi, sosyal devlet, sosyal adaletin, refahın ve güvenliğin gerçekleşmesini sağlayan devlettir.
Kültürümüzden kaynaklanan yardımsever eğilimlerinin, aile dayanışmasının, hayır kurumları ve vakıflar gibi geleneksel kurumların yoksullukla mücadele bağlamındaki faaliyetleri sık sık övgüyle anılmaktadır. Ancak, aynı zamanda toplumsal bir olgu olan ve Devletin aktif olarak mücadele etmesi gereken yoksulluğun sorumluluğunun, boşanan taraflardan birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesi, kanımca, sosyal devlet ilkesine, hakkaniyete ve mantığa da uygun bir çözüm değildir.
Açıkladığım nedenlerle; itiraz istemine konu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir. Bu nedenle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
Zühtü
ARSLAN
Üye
Hicabi
DURSUN
Anayasa Mahkemesi, E. 2011/136, K. 2012/72, 17 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası