KÜNYE
Anayasa İtiraz
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 31 Mayıs 2012
- Esas Sayısı
- 2011/71
- Karar Sayısı
- 2012/90
- Karar Günü
- 31.5.2012
- R.G. Tarih-Sayı
- 23.10.2012-28450
- Yoluna başvuran
- Hava
Karar Metni
2.756 kelime·14 dk okuma·38 bölüm
Kuvvetleri Komutanlığı Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU : 22.5.1930
günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I-
OLAY
Sanığın, üste hakaret suçundan yargılandığı kamu davasında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III-
YASA METİNLERİ
A-
İtiraz Konusu Yasa Kuralı
22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun itiraz konusu 85. maddesi şöyledir:
'Madde 85-1. (Değişik : 22/3/2000 - 4551/21 md.)
Bir amire veya üste hakaret eden üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile, hakaret hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Hakaret bir maddei mahsusa tayini ile vukua gelmiş ise altı aydan beş seneye kadar hapsolunur.
3. Hakaret umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya sair neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan etmiş evrak ile yapılmış ise bir seneden beş seneye kadar hapsolunur.'
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır.
IV-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın
152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan
mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin
hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, ilgili kural ya da
kuralların iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak bu
hükümler uyarınca, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için,
yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bakmakta olduğu bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak
kural ise, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların
çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak
nitelikteki kanun veya kanun hükmünde kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 1632 sayılı Kanun'un 85. maddesinin tamamının iptalini istemiştir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme'de görülmekte olan davada, sanığın kendisine edilen küfürlere karşılık olarak 'sensin' demek suretiyle üste hakaret suçunu işlediği ileri sürülerek, eylemine uyan 1632 sayılı Kanun'un 85. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
1632
sayılı Kanun'un 85. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, üste hakaret suçunun temel
şekli ve hakaretin hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden
dolayı vuku bulması; (2) numaralı fıkrasında hakaretin bir maddei mahsusa tayini ile vukua gelmiş olması;
(3) numaralı fıkrasında ise hakaretin umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya
sair neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan
etmiş evrak ile yapılmış olması hali düzenlenmiştir. İtiraz yoluna başvuran
Mahkeme'nin önündeki davada, cezalandırılması istenilen suçun maddei mahsusa
tayini ile vukua gelmiş olması ve umuma teşhir olunmuş yazı, resim veya sair
neşir vasıtalariyle veya resmi makamlara verilipte üzerine muamele cereyan
etmiş evrak ile yapılmış olması söz konusu olmadığından itiraz konusu kuralın
(2) ve (3) numaralı fıkralarının uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle;
1- 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2- Dosyada eksiklik bulunmadığından, 22.5.1930 günlü, 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin (1) numaralı fıkrasının esasının incelenmesine, Serruh KALELİ, Serdar ÖZGÜLDÜR, Burhan ÜSTÜN ile Nuri NECİPOĞLU'nun karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
20.7.2011 gününde karar verilmiştir.
V-
ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Anayasa Mahkemesi Raportörü Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 1632 sayılı Kanun'da düzenlenen üste hakaret suçu ile 477 sayılı Kanun'da düzenlenen asta hakaret suçu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan hakaret suçu için öngörülen ceza miktarları arasında orantısızlık bulunduğu, 5237 sayılı Kanun'da karşılıklı hakaret halinde verilecek cezada indirim veya ceza verilmesinden vazgeçilmesi imkanı bulunmasına rağmen 1632 sayılı Kanun'da üste hakaret suçu bakımından bu hallerin düzenlenmediği belirtilerek itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1632 sayılı Kanun'un 85. maddesinde sırf askeri suçlardan olan üste hakaret suçu düzenlenmiştir. Maddenin itiraz konusu (1) numaralı fıkrasında, bir amire veya üste hakaret eden sanığın üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile, hakaretin hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulması halinde ise sanığın altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı kurala bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı
işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına
gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
Yasa
koyucu ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde yetkisini kullanırken kuşkusuz,
Anayasa'ya ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi
eylemlerin suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü,
cezayı ağırlaştırıcı veya hafifletici tutum ve davranışların neler olacağı,
hangi cezaların para cezasına çevrilebileceği veya ertelenebileceği gibi
konularda takdir yetkisine sahiptir. Söz konusu takdir yetkisinin
kullanılmasında suçun askeri suç olup olmamasının da dikkate alınacağı
açıktır. Askerlik hizmetinin ulusal güvenliğin sağlanmasındaki
belirleyici yeri ve ağırlığı, sivil yaşamda suç oluşturmayan ya da önemsiz
görülebilecek cezaları gerektiren kimi eylemlerin suç olarak kabul edilmelerini
ve ağır yaptırımlara bağlanmalarını gerekli kılabilmektedir.
İtiraz
yoluna başvuran Mahkeme itiraz konusu kuralla ilgili aykırılık savında, benzer
suçlar için öngörülen hükümleri karşılaştırarak ceza miktarları arasında
orantısızlık bulunduğunu ve 5237 sayılı Kanun'da düzenlenen karşılıklı hakarete
ilişkin hükümlerin 1632 sayılı Kanun'a göre sanık lehine olduğunu belirtmişse
de sadece suçun konusunu esas alarak ve benzer suçlar için öngörülen ceza
miktarlarını kıyaslayarak suç ve ceza arasında adil denge bulunup bulunmadığı
konusunda bir karar vermek sorunu tek yönlü ya da eksik olarak ele almak
anlamına gelir. Suç ve ceza arasında adalete uygun bir oranın bulunup
bulunmadığının saptanmasında benzer bir suç için konulmuş ceza ile yapılacak
bir kıyaslamanın değil, o suçun yarattığı etkinin ve sonuçlarının dikkate
alınması gerekir. Yasa koyucu, benzer eylemler için değişik cezalar yanında,
daha hafif bir eylem için daha ağır bir cezayı da uygun görebilir. Bu yönüyle
de yasa koyucu, üste hakaret eyleminin askeri itaat ve disiplin üzerindeki
etkisini ve doğuracağı tehlikeyi dikkate alarak asta hakaret eylemine oranla
daha ağır bir şekilde cezalandırılmasını benimsemiştir. Dolayısıyla yasa
koyucunun, takdir yetkisine dayanarak ve eylemin meydana getireceği neticeleri
de dikkate alarak düzenlediği itiraz konusu kuralda hukuk devleti ilkesi ile
çelişen bir yön bulunmamaktadır.
Diğer
taraftan yasa koyucu, farklı hukuksal konumda olan kişileri farklı kurallara
tâbi tutabilir. Asker kişiler ile sivil kişiler aynı hukuksal konumda
olmadıkları gibi 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'nda 'ast' ve 'üst' olarak
tanımları yapılmış asker kişiler de aynı hukuksal konumda değildirler. Hakaret
suçunun, askeri düzen ve disiplinin gereği olarak askeri hiyerarşiye dayalı bir
ilişki içinde bulunan asker kişiler ile hiyerarşik ilişkinin bulunmadığı toplum
yaşamında ve kişiler üzerinde farklı etki ve sonuçlarının olduğu açıktır. Yasa
koyucu da bu farklı sonuçları dikkate alarak hakaret suçu bakımından sivil
asker ayrımı yanında asker kişiler açısından da ast ve üst ayrımı yaparak asta
hakaret ve üste hakaret eylemlerini farklı kurallara bağlamış ve itiraz konusu
kuralla üste hakaret eylemi için Askeri Ceza Kanunu'nda düzenleme yapmıştır. Bu
anlamda farklı hukukî statü içinde bulunan ast ve üst olarak sınıflandırılan
asker kişiler ile sivil kişilerin farklı kurallara tâbi tutulmasında eşitlik
ilkesine aykırılıktan bahsedilemez.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Haşim KILIÇ, Fulya KANTARCIOĞLU, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Engin YILDIRIM ile Celal Mümtaz AKINCI bu görüşe katılmamışlardır.
VI-
KILIÇ
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
KARŞIOY
YAZISI
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, astına hakaret eden üst veya amirlerin eyleminin disiplin suçu olarak disiplin mahkemesinde, üst veya amirine hakaret eden astın eyleminin ise askeri suç olarak askeri mahkemede yargılanacağını, böylece aynı sözleri söyleyerek aynı suçu işleyen kişilerin farklı mahkemelerde yargılanıp, farklı sonuçların ortaya çıkacağını, bunun da Anayasa'nın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Öncelikle
disiplin mahkemesinin bildiğimiz anlamda bir mahkeme olmadığını belirtmek
gerekir. Disiplin mahkemelerinin üyelerinin hâkim sınıfından olmaması, bu
mahkemelerde görev yapan subay ve astsubayların aynı zamanda normal kıta
görevlerini sürdürmeleri, bu üyelerin birlik komutanı tarafından seçilmeleri,
birlik komutanın aynı zamanda bu mahkemede iddianame düzenleyerek dava açması
gibi hususların varlığı bu mahkemelerin bağımsız ve tarafsızlığına gölge
düşürmektedir. Nitekim İrfan Bayrak-Türkiye davasında (Başvuru No: 39429/98),
AİHM, bağımsızlığı ve tarafsızlığı şüpheli disiplin mahkemelerinin mahkemeden
çok bir kurul niteliği taşıdığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal
edildiği sonucunu varmıştı.
Kanunlarda
yapılan sınıflandırmalar veya farklılaştırmalar, kişilerin ve durumların sahip
oldukları özelliklerin tümü veya bazı yönleri bakımından taşıdıkları benzerlik
ve farklılıklardan türemektedir. Herhangi bir ayrımcılığa imkân tanımamak için
eşitlik ilkesi, yasayla yapılan ayrım, sınıflandırma veya farklılaştırmaların
ilgili konunun içeriği bakımından meşrulaştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu
amaçla kullanılacak haklı neden veya nedenlerin anlaşılabilir, amaçla ilgili,
makul ve adil olması gerekir. Önümüzdeki konuda ayrımcılığı meşrulaştıran temel
neden astın üste hakareti ile üstün asta hakaretinin askeri disiplin, itaat ve
hiyerarşiyi korumada aynı değerde olmadıkları görüşüdür. Bu yaklaşım, askeri
disiplin ve hiyerarşiyi mutlak bir değer olarak anayasamızın ve insan
haklarının en temel ilkelerinden olan ayrımcılık yasağının üstüne
çıkarmaktadır. Ast ve üst olarak sınıflandırılan asker kişilerin hukuksal
konumlarının aynı olmaması, eşitlik ilkesinin en temel özelliği olan ayrım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını meşru göstermenin bir nedeni olmamalıdır.
Astın üste hakaret etmesi askeri disiplini bozan bir eylem olmakla birlikte üstün asta hakaret etmesinin de askeri disipline zarar verdiğini söyleyebiliriz. Hakarete uğrayan bir ast kendisini çaresizlik içinde hissedebilir ve motivasyonunu kaybedebilir. Sırf askeri hiyerarşi ve disiplin zarar görmesin diye aynı eylemi yapanlardan üstün daha çok, astın ise daha az korunması günümüzün insan hakları anlayışı ile bağdaşmamaktadır. Ast konumunda bulunanların insan haklarından daha az yararlanmaları demek olan bu durum kabul edilemeyeceği gibi askeri hiyerarşi ile askeri disiplin ve itaati sağlamaya yönelik düzenlemeler de Anayasa'ya ve insan haklarına aykırılık teşkil edemez.
Sonuç olarak, itiraz konusu kuralın Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti ilkesi ile beraber düşünüldüğünde, 10. maddesine aykırı olduğu düşüncesiyle, çoğunluk görüşüne muhalefet edilmiştir.
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
Zühtü
ARSLAN
KARŞI
OY GEREKÇESİ
İtiraz
yoluna başvuran mahkeme, Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin iptali için
başvuruda bulunurken, ast ve üstün birbirlerine karşı hakaret suçlarını
kıyaslamakta ve astın üste hakaretinin bir askeri cürüm olarak düzenlenmesine karşın,
astın üste karşı hakaretinin 477 sayılı Kanun'da bir disiplin suçu şeklinde
düzenlendiğini, dolayısiyle ast yönünden vahim sonuçlara yol açan bir durumun
söz konusu olduğunu ileri sürmektedir. Diğer bir deyişle, itiraz başvurusu ast
yönünden bir değerlendirmeye dayalı bulunmaktadır. Oysa, astın bu kabil
fiilleri, 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü Ve Disiplin
Suç Ve Cezaları Hakkında Kanun'un 'Astına söven, hakaret eden ve kötü
davrananlar' başlıklı 55. maddesinde bir disiplin suçu olarak özel şekilde
düzenlenmiştir. İtiraz Mahkemesinin gerekçesinde belirtilen mahzurlar, ancak bu
hükmün Anayasa Mahkemesi önüne getirilmesi halinde inceleme konusu
yapılabilecektir. Bu maddeyi getirme yetkisi ise kuşkusuz bu konuda yargılama
yapmayı yetkili Disiplin Mahkemesine ait bulunmaktadır. İtiraz yoluyla
getirilen Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesi ise astın üste karşı hakaret
fiillerini, bir askeri cürüm biçiminde düzenleyen bir hüküm mesabesindedir ve
bu kuralın iptali halinde, sadece astın üste karşı hakaret fiilleri suç
olmaktan çıkabilir ve bu halde dahi, bir başka özel Yasa'da düzenlenen bir fiil
(üstün asta hakareti) bu kararla Askeri Ceza Kanunu kapsamına alınamaz.
Açıklanan nedenlerle, itiraz yoluna başvuran mahkemenin, gerekçelendirdiği başvuruyu yapmaya yetkili olmadığı, dolayısiyle işin esasına geçilmeden başvurunun yetkisizlik nedeniyle reddi gerektiği kanısına vardığımızdan; çoğunluğun işin esasına geçilmesine dair kararına katılmıyoruz.
Başkan
Haşim KILIÇ
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1632
sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin itiraz konusu ilk fıkrasında 'Bir
amire veya üste hakaret eden üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile hakaret
hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa
altı aydan üç seneye kadar hapsolunur' denilmektedir. Disiplin suçu
niteliğindeki asta hakaret suçu ise 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanunu'nun
55. maddesinde düzenlenerek astına sövenlerin, hakaret edenlerin veya askeri
usul ve kurallar ve nizamlar dışında kötü davrananların iki aya kadar oda veya
göz hapsi cezası ile cezalandırılacakları öngörülmüştür. Böylece üste hakaret
suçu askeri suç olarak düzenlendiği halde asta hakaret suçu disiplin suçu
kapsamına alınmıştır.
Anayasa'nın
2. maddesinde yar alan hukuk devletinin, her alanda olduğu gibi ceza hukuku
alanında da eşitlik ve adaleti sağlamakla yükümlü olduğu kuşkusuzdur. Bu
doğrultuda, Anayasa Mahkemesi'nin bir çok kararında belirtildiği gibi, yasa
koyucunun cezalandırma yetkisini kullanırken, Anayasa'nın ve ceza hukukunun
temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla, hangi eylemlerin suç sayılacağını,
bunlara verilecek cezanın türünü, miktarını, oranını, artırım ve indirim
nedenlerini belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmakta ise de bu yetki
kullanılırken suç ile ceza arasındaki adil dengenin korunması ve öngörülen
cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olması insan
haysiyetine aykırı ve zalimane olmaması gibi hususların dikkate alınması
zorunludur. Suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi bozan ya da
kişinin Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen insan haysiyetiyle bağdaşmayan
muameleye tâbi tutulması sonucunu doğuran veya 38. maddesindeki ilkeleri
gözetmeyen düzenlemeler yasa koyucunun takdir yetkisi içinde kabul
edilemeyeceğinden yalnız söz konusu Anayasal ilkelere değil, hukuk devleti
ilkesine de aykırılık oluşturur.
Askerlik hizmetinin, ulusal güvenliğin sağlanmasındaki yeri ve önemi, sivil yaşamda suç sayılmayan eylemlerin suç olarak kabul edilmelerini ya da hafif sayılabilecek cezaları gerektiren eylemlerin daha ağır yaptırımlara bağlanmalarını zorunlu kılabilir. Ancak, bu durumun, insan onurunu zedelemeyen adil ve hakkaniyete uygun bir ceza sisteminin uygulanması gereğini ortadan kaldıramayacağı açıktır.
Astın
üste hakareti halinde, itiraz konusu kural uyarınca uygulanacak ceza, aynı suçu
üstün asta karşı işlemesi durumunda verilecek ceza ile karşılaştırıldığında
arada çok büyük bir fark bulunduğu, ayrıca bu cezaların uygulandığı suçların
birinin askeri suç, diğerinin disiplin suçu kapsamında olması nedeniyle değişik
hukuki sonuçlara yol açtığı görülmektedir. Ölçüsüzlüğü ve adaletsizliği gözardı
edilemeyecek kadar belirgin olan, bu nedenle insan onuruyla da bağdaşmayan bir
kuralı, askeri hizmetlerin gereğine ve özelliğine dayanarak meşrulaştırmak,
kaçınılmaz olarak yasa koyucunun askeri suçlar konusundaki takdir yetkisinin
denetimsizliğe varacak derecede genişletilmesine yol açar. Oysa, hukuk
devletinde suç ile ceza arasındaki adil dengenin her koşulda aranması ve yasa
koyucunun bu konudaki takdir yetkisinin denetlenmesi gerekir.
Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 2. ve 17. maddelerine aykırı olan itiraz konusu kuralın, iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Nuri NECİPOĞLU
KARŞIOY
YAZISI
Askeri Ceza Kanunu'nun 85. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında, bir amire veya üste hakaret eden asker kişinin üç aydan bir seneye kadar hapis cezası ile, hakaret hizmet esnasında yahut hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulursa altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.
İtiraz eden mahkeme, bu suçun, cezası ve yargı yeri yönünden asta hakaret suçuyla karşılaştırıldığında orantısız ve gayrı adil olduğunu belirterek kuralın Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğunu öne sürmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiş, 17. maddesinde kişinin maddi ve manevi varlığı güvence altına alınmıştır.
Hakaret, kime yapılırsa yapılsın kişi haysiyetine yönelik haksız bir eylem olduğundan, bütün çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi, ceza kanunları ile yaptırıma bağlanmıştır. Askeri Ceza Kanunu'nda üste hakaretin ayrı bir suç olarak ihdas edilmesinin, askeri disiplini korumaya yönelik olduğu, buna karşılık asta hakaretin aynı derecede önemli görülmediği anlaşılmaktadır.
Asta
ve üste karşı hakaret eylemlerine verilen cezalar ve bunlara bağlı kanuni
sonuçlar bakımından itiraz eden mahkemenin başvurusunda açıklandığı üzere her
iki durumda aşırı derecede farklar bulunduğu, asta hakaretin askeri disiplinin
sağlanmasında elverişli ve zorunlu bir yöntem olmadığı, kişi haysiyetinin rütbe
ile ölçülemeyeceği, cezada farklılığın ancak askeri disiplin gerekleriyle
açıklanabilecek ölçülerde kalması gerektiği, kaldı ki asta hakaretin yeterli
yaptırımla karşılaşmamasının silahlı kuvvetler kurumundaki disiplin bozucu
etkisinin bazı hallerde üste hakaretin etkisinden bile daha fazla olabileceği
gözetildiğinde, itiraz konusu kuralın hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı
sonucuna varılmaktadır. Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırılık nedeniyle
iptali gerekir.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
Anayasa Mahkemesi, E. 2011/71, K. 2012/90, 31 Mayıs 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası