İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2011/45 K.2013/24

Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE

Esas2011/45Karar2013/24Tarih31 Ocak 2013Okuma44 dk · 8.768 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
31 Ocak 2013
Esas Sayısı
2011/45
Karar Sayısı
2013/24
Karar Günü
31.1.2013
R.G. Tarih-Sayı
13.1.2015-29235
İptal davasını açan
Anamuhalefet Partisi (Cumhuriyet Halk Partisi) Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu adına Grup
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.768 kelime·44 dk okuma·18 bölüm

Başkanvekilleri M. Akif HAMZAÇEBİ ve Muharrem İNCE

İPTAL DAVASININ KONUSU

17.2.2011 günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un;

1- 3. maddesinin;

a- (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, "Yükseköğretim kurumları ve Yükseköğretim Kurulu" yönlerinden,

b- (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin,

2- 4. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasında yer alan ".müşterek kararname." ibaresinin,

b- (11) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan ".Bakanlar Kuruluna." ibaresinin,

3- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ".Bakanlar Kurulu." ibaresinin,

4- 6. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,

b- (4) numaralı fıkrasının birinci ve son cümlelerinin,

c- (14) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ".hizmet bedeli." ibaresinin,

d- (16) numaralı fıkrasının (a) bendinin,

5- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan ".Bakanlar Kurulunun."ibaresinin,

6- 14. maddesiyle değiştirilen, 25.4.2001 günlü, 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu'nun;

a- 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresinin,

b- 15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresinin,

7- Geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

Anayasa'nın 2., 7., 10., 128., 130. ve 131. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

II- YASA METİNLERİ

A- İptali İstenilen Yasa Kuralları

Kanun'un iptali istenilen kuralların yer aldığı;

1- 3. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

"(3) Başkanlık, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır. Başkanlığın yürüttüğü iş ve işlemlerin yerine getirilmesinde, Başkanlık çalışanları ve görevlendirilen diğer uygulayıcı birimlere sınav sorularının oluşturulması, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme yöntem ve süreçlerinin seçimi ve uygulanmasında hiçbir organ, makam, merci veya kişi tarafından talimat verilemez.

(4) Başkanlık, sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme

hizmetlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu aşamalarda, soru hazırlama,

donanım ve yazılım olarak bilgisayar ve iletişim altyapısı, baskı, paketleme,

taşıma, dağıtım, güvenlik ve işgücü hizmetleri satın alabilir. Sınav

hizmetleriyle sınırlı kalmak üzere bu mal ve hizmetlerin

temininde, Başkanlık ile Başkanlığın kuracağı veya iştirak edeceği

şirketler tarafından gerçek kişiler, kamu tüzel kişileri veya özel hukuk

tüzel kişilerinden alınan mal ve hizmetlerle ilgili olarak 4/1/2002 tarihli ve

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri uygulanmaz. Söz konusu mal ve

hizmetlerin teminine ilişkin usul ve esaslar, Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak

Yükseköğretim Kurulu tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir."

2- 4. maddesinin (2) ve (11) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Başkan, Devlet üniversitelerinde görev yapan profesör unvanına sahip öğretim üyelerinden, Yükseköğretim Kurulunun önereceği üç aday arasından müşterek kararname ile dört yıllığına atanır. Süresi dolan Başkan, bir defaya mahsus olmak üzere yeniden atanabilir. Başkan ve Devlet üniversitelerinde görevli öğretim üyeleri arasından atanan Başkan yardımcılarının yaş haddi, öğretim üyelerinde olduğu gibidir. Görev süresi biten Başkan, yeni Başkan atanıncaya kadar görevine devam eder.

.

(11) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:

a) Sınav sorularının hazırlanması veya sınavların yapılması için gerekli görevlileri belirlemek ve komisyonları oluşturmak.

b) Sınavların yürütülmesinde gerekli kılavuz, açıklama ve belgeleri onaylamak.

c) Yükseköğretim Kurulunun öngördüğü sınavları aksatmayacak biçimde diğer kurumlardan gelen talepleri karşılamak üzere, Başkanlığın yıllık iş programını oluşturmak.

ç) Sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme faaliyetlerine yönelik olarak adaylardan veya kurumlardan alınacak hizmet bedellerini ve bedel alınmayacak hizmetleri, kişi, kurum ve kuruluş itibarıyla tespit etmek.

d) Gerekli hâllerde sınavların kısmen veya tamamen iptaline, ertelenmesine, adayların eşdeğer sınavlara alınmasına veya aday işlemlerinin geçersiz sayılmasına ve sorumlular hakkında gerekli işlemlerin başlatılmasına karar vermek.

e) Sınav koordinatörlükleri ile buralarda görevlendirilenlerin görevlerini belirlemek.

f) Bakanlar Kuruluna sunulmak üzere, doğrudan merkeze bağlı olarak kurulacak temsilciliklerin yeri ve sayısı hakkında kararlar almak.

g) Başkanlığın görev alanına giren diğer konular arasından Başkan tarafından gündeme alınanları görüşüp karara bağlamak."

3- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Başkanlık, merkez teşkilatı ile doğrudan Başkanlığa bağlı temsilciliklerden oluşur. Temsilciliklerin açılacağı yer ve sayıları Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenir."

4- 6. maddesinin (2), (4), (14) ve (16) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Başkana, Yükseköğretim Kurulu Başkan Vekiline ödenen aylık ve sosyal yardımları; Başkan yardımcılarına, Yükseköğretim Yürütme Kurulu üyelerine ödenen aylık ve sosyal yardımları geçmemek üzere, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek tutarda ödeme yapılır. Başkan ve Başkan yardımcıları tam zamanlı görev yapar ve görevleri süresince, lisansüstü eğitim faaliyetleri hariç, başka hiçbir kurum veya kuruluşta ücretli iş göremez.

.

(4) Başkanlıkta, Daire Başkanı, I. Hukuk Müşaviri, Basın

ve Halkla İlişkiler Müşaviri, Hukuk Müşaviri, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme

Merkezi Uzmanı ve Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Uzman Yardımcısı ile

doğrudan Başkanlığa bağlı temsilcilikleri yönetmekle görevlendirilen Şube

Müdürü kadrolarına atananlar, kadroları karşılık gösterilmek suretiyle, 657

sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması hakkındaki

hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak çalıştırılabilir. Bu

suretle çalıştırılacak personele, bu Kanuna ekli (1) sayılı cetvelde unvanları

itibarıyla yer alan taban ve tavan ücretleri arasında kalmak üzere, Bakanlar

Kurulu kararıyla belirlenecek tutarda aylık brüt sözleşme ücreti ödenir. Söz

konusu personele, çalıştıkları günlerle orantılı olarak, hastalık ve yıllık

izinler dâhil, ocak, nisan, temmuz, ekim aylarında birer aylık sözleşme ücreti

tutarında ikramiye ödenir. Bunlardan üstün gayret ve çalışmaları sonucu

emsallerine göre başarılı çalışmalar yaptıkları tespit edilenlere, Başkanın

onayı ile haziran ve aralık aylarında birer aylık sözleşme ücreti tutarına

kadar teşvik ikramiyesi ödenebilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin

usul ve esaslar ile söz konusu personele yapılacak diğer ödemeler Bakanlar

Kurulunca tespit edilir.

.

(14) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı tarafından

yapılan merkezi sistem sınavlarında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve

kurum müdürlükleri ile koordinatörlüklerce, her bir başvuru kaydı için

adaylardan alınacak başvuru, tercih, şifre verme gibi hizmet bedeli,

okulların ve koordinatörlüklerin sınav hizmetlerine yönelik ihtiyaçlarında

kullanılmak üzere koordinatörlük ile okul ve kurum müdürlüklerinin bağlı olduğu

il veya ilçe millî eğitim müdürlükleri nezdinde açılan hesaba aktarılır.

Başvuru, tercih, şifre verme gibi hizmet bedellerinin tahsiline ve söz konusu

tutarların harcanmasına ilişkin usul ve esaslar Millî Eğitim Bakanlığı ve

Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı arasında imzalanacak protokolle,

koordinatörlüklere ilişkin usul ve esaslar Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi

Başkanlığınca Maliye Bakanlığının görüşü alınarak belirlenir. Bu harcamalar

Sayıştay tarafından denetlenir.

.

(16) ÖSYM'nin gelirleri şunlardır:

a) Yurt içi ve yurt dışı sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme hizmetleri karşılığında alınacak ücretler.

b) Yayın ve telif haklarından alınan ücretler.

c) Genel bütçeden yapılacak yardımlar.

ç) Başkanlığa yapılacak her türlü bağış, yardım ve vasiyetler.

d) Başkanlık gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler.

e) Diğer gelirler."

5- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Sınav soruları ile bunları hazırlamakla görevlendirilmiş olan kişilerin kimlikleri gizli tutulur. Başkanlık, gizliliğin sağlanması için gerekli bütün tedbirleri alır ve ilgili tüm kurumlarla işbirliği yapar. Soru havuzundaki sorular hiçbir koşul altında kısmen ya da tamamen üçüncü şahıslara verilmez. Adli ve idari soruşturma ve kovuşturmalarda soru havuzuna erişim için Bakanlar Kurulunun izni gereklidir."

6- 14. maddesi şöyledir:

"MADDE 14- 25/4/2001 tarihli ve 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanununun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında ve 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "genel lise, erkek teknik öğretim, kız teknik öğretim ve ticaret ve turizm öğretimine bağlı okul mezunları" ibaresi "lise ve dengi okulları bitirenler" şeklinde değiştirilmiştir."

7- Geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Yükseköğretim

Kurulu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi kadrolarında bulunan; Genel

Sekreter, I. Hukuk Müşaviri, Hukuk Müşaviri, Araştırma Geliştirme Değerlendirme

Müdürü, Bilgi İşlem Müdürü, Kütüphane ve Dokümantasyon Müdürü, Planlama ve Mali

İşler Müdürü, Sınav Hizmetleri Müdürü, İdari İşler Müdürü, Müdür ve Müdür Yardımcılarının

görevleri sona ermiş ve kadroları iptal edilmiştir. Bunlar herhangi bir

işlem veya tebligata gerek kalmaksızın Yükseköğretim Kuruluna ekli (2) sayılı

liste ile ihdas edilen Araştırmacı kadrolarına atanmış sayılır. Bu

şekilde atanmış sayılanların atandıkları kadroların aylık, ek gösterge, her

türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali haklar toplamının net tutarının, eski

kadrolarına bağlı olarak en son ayda almakta oldukları aylık, ek gösterge, her

türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali haklar toplamının net tutarından az

olması hâlinde aradaki fark, farklılık giderilinceye kadar, atandıkları kadroda

kaldıkları sürece, herhangi bir kesintiye tâbi tutulmaksızın tazminat olarak

ödenir. İsteğe bağlı unvan değişikliği yapanlar ile başka kurum ve kuruluşlara

geçenlere fark tazminatı ödenmesine son verilir."

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Dava dilekçesinde, Anayasa'nın 2., 7., 10., 128., 130. ve 131. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 36. ve 138. maddeleri ise ilgili görülmüştür.

III- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Serruh KALELİ, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fettah OTO, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI ve Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 18.5.2011 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin ise esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

IV- ESASIN İNCELENMESİ

Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Hikmet TÜLEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun'un 3. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin, "Yükseköğretim kurumları ve Yükseköğretim Kurulu" Yönlerinden İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi

Başkanlığının (ÖSYM) görevlerini, yükseköğretim kurumları ve diğer kamu kurum

ve kuruluşları olmak üzere ikiye ayırmak gerektiği, Anayasa'nın 130. ve 131.

maddeleri uyarınca, yükseköğretim kurumlarıyla ilgili planlama, düzenleme,

yönetme ve denetleme görevinin Yükseköğretim Kuruluna (YÖK) verildiği,

yükseköğretime giriş dâhil kurumların tüm sınavlarının, seçme ve yerleştirme

işlemlerinin YÖK'ün görev ve yetkilerinden ayrılamayacağı, ÖSYM'nin görev ve

yetkilerini kendi sorumluluğu altında ve YÖK'ten bağımsız olarak yerine getirip

kullanmasının, YÖK'e ait görev ve yetkilerin ayrı bir karar organına devri

niteliği taşıdığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 3. maddesinin (3) numaralı fıkrasının dava konusu birinci cümlesinde, ÖSYM'nin, bu Kanunla ve diğer mevzuatla verilen görev ve yetkilerini kendi sorumluluğu altında, bağımsız olarak yerine getireceği ve kullanacağı öngörülmüştür. Fıkranın ikinci cümlesinde ise ÖSYM'nin yürüttüğü iş ve işlemlerin yerine getirilmesinde, ÖSYM çalışanları ve görevlendirilen diğer uygulayıcı birimlere sınav sorularının oluşturulması, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme yöntem ve süreçlerinin seçimi ve uygulanmasında hiçbir organ, makam, merci veya kişi tarafından talimat verilemeyeceği belirtilmek suretiyle, ÖSYM'nin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır.

Anayasa'nın "Yükseköğretim kurumları" başlıklı 130. maddesinde, Devlet ve vakıf üniversitelerinin kuruluş ve işleyişlerine ilişkin esaslar düzenlenmiş, anılan maddenin dokuzuncu fıkrasında ise yükseköğretime girişin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.

Anayasa'nın "Yükseköğretim üst

kuruluşları" başlıklı 131. maddesinin birinci fıkrasında, yükseköğretim

kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek,

yükseköğretim kurumlarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma

faaliyetlerini yönlendirmek, bu kurumların kanunda belirtilen amaç ve ilkeler

doğrultusunda kurulmasını, geliştirilmesini ve üniversitelere tahsis edilen

kaynakların etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak ve öğretim elemanlarının

yetiştirilmesi için planlama yapmak maksadı ile YÖK'ün kurulacağı ifade

edilmiştir. Fıkrada YÖK'ün kuruluş amaçları belirlenirken aynı zamanda

görevleri de sayılmıştır. Buna göre, yükseköğretim kurumlarının öğretimini

planlamak, bu kurumlardaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini

yönlendirmek YÖK'ün görevleri arasında sayılmıştır. Bu görevlerin, ülkenin

ihtiyaçları da dikkate alınarak yükseköğretime geçirilecek öğrencilerin sayısı,

bu öğrencilerin hangi alanlardan ve ne oranda seçileceği, kontenjanların ne

şekilde dağıtılacağının belirlenmesi gibi hususları da kapsayacağı açıktır.

Anayasa'nın 130. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, yükseköğretime girişin kanunla düzenleneceği belirtilmiş ancak, yükseköğretime giriş işlemlerinin ne şekilde ve hangi birim tarafından yapılacağına ilişkin açık bir hükme yer verilmemiş, bu husus kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır.

Kanun koyucu, yükseköğretime giriş sınav ve yerleştirme işlemlerinin, Kanunla kurulan ÖSYM tarafından yerine getirilmesini öngörmüştür. ÖSYM, hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşu olup statüsü Anayasa'da değil, Kanun'da düzenlenmiştir. Kanun'da, ÖSYM'nin idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve YÖK ile ilgili bir kuruluş olduğu ifade edilmektedir. Yükseköğretime girişte uygulanacak sınav ve yerleştirme işlemlerinin merkezi idare teşkilatı dışında oluşturulmuş idari ve mali özerkliği haiz bir kurum olan ÖSYM'ye bırakılması kanun koyucunun takdirinde olduğu gibiÖSYM'nin teşkilatının düzenlenmesi bağlamında kanun koyucuyu sınırlandıran anayasal bir kural da bulunmamaktadır.

Türk idari teşkilatı içinde yer alan ilgili kuruluşlar, kamudaki bazı alanları düzenlemek ve korumak amacıyla kurulan, kamu tüzel kişiliğine sahip, yönetimleri idari ve mali açıdan özerk olan kuruluşlardır. Kurumların özerkliğinin unsurlarının neler olduğu yönünden Anayasa'da açık bir kural yer almadığı gibi ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlaması da bulunmamaktadır. Özerk kamu kurumlarının statüleri ilgili kanunlarda gösterilmektedir. Dolayısıyla, kamu kurumlarının kuruluş ve işleyişlerinin düzenlenmesi ve gerektiğinde bu kurumların varlığına son verilmesi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisinin olduğu açıktır.

Kanun koyucu, yasamanın asliliği ve genelliği ilkesinin bir gereği olarak, Anayasa'da düzenlenmeyen bir alanı doğrudan düzenleyebilir. Bu bağlamda, kanun koyucunun ÖSYM'nin teşkilat, görev ve yetkileri ile ÖSYM tarafından yapılacak her türlü sınav ve yerleştirmeler ve bu sınavlarda görev alanların yetki ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasları belirlemek konusunda anayasal sınırlar içinde takdir yetkisi bulunmaktadır.

Kaldı ki ÖSYM'nin YÖK'ten kurumsal anlamda tamamen bağımsız olduğu da söylenemez. Zira, Kanun'da ÖSYM'nin YÖK'ün ilgili kuruluşu olduğu ve başta üniversiteye giriş sınavları olmak üzere ÖSYM'nin yapacağı her türlü bilim, yetenek ve yabancı dil sınavlarının YÖK kararlarına istinaden yapılacağı açıkça belirtilmiştir. İtiraz konusu kural ile ÖSYM görevlerini yerine getirirken, bu görevlerin niteliği gereği fonksiyonel olarak bağımsız kılınmıştır.

ÖSYM'nin yapacağı sınavlar ile seçme ve yerleştirmeler, YÖK kararlarına dayalı olarak yapılacağından, bu konularda temel ilkeleri ve çerçeveyi belirlemek yetkisi YÖK'e aittir. ÖSYM, YÖK tarafından belirlenen temel ilke ve çerçeve içerisinde sınavlar ile seçme ve yerleştirmelerin yapılmasından sorumludur. Bu itibarla dava konusu kural ile YÖK'ün devre dışı bırakıldığı ve ÖSYM'nin YÖK'e ait görev ve yetkileri kullandığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

B- Kanun'un 3. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, hiçbir çerçeve çizilmeden, ölçüt, esas ve usul

getirilmeden, ÖSYM'nin sınav hizmetleriyle sınırlı kalmak üzere maddede

belirtilen bir takım mal ve hizmetlerin teminine ilişkin usul ve esasların

belirlenmesinin doğrudan yönetmeliğe bırakıldığı, yönetmelik hazırlanırken Kamu

İhale Kurumunun görüşünün alınacak olmasının kanun koyucu tarafından

belirlenmesi gereken esas ve usullerin gereğinin yerine getirildiği anlamına

gelmeyeceği, kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, kanun ile yürütmeye genel

nitelikte kural koyma yetkisinin verilemeyeceği, kanun koyucunun temel ilkeleri

koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi ve sınırsız, belirsiz

bir alanı yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerektiği belirtilerek kuralın,

Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 3. maddesinin (4) numaralı fıkrasında, ÖSYM'nin sınav,

ölçme, değerlendirme ve yerleştirme hizmetlerini yerine getirirken ihtiyaç

duyduğu aşamalarda, soru hazırlama, donanım ve yazılım olarak bilgisayar ve

iletişim altyapısı, baskı, paketleme, taşıma, dağıtım, güvenlik ve işgücü

hizmetleri satın alabileceği ve sınav hizmetleriyle sınırlı kalmak üzere bu mal

ve hizmetlerin temininde, ÖSYM tarafından gerçek kişiler, kamu tüzel kişileri

veya özel hukuk tüzel kişilerinden alınan mal ve hizmetlerle ilgili olarak 4734

sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerinin uygulanmayacağı kurala bağlanmıştır.

Fıkranın dava konusu son cümlesinde ise söz konusu mal ve hizmetlerin teminine

ilişkin usul ve esasların, Kamu İhale Kurumunun görüşü alınarak YÖK tarafından

hazırlanacak yönetmelikle belirleneceği öngörülmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir. Hukuk devleti ilkesinin bir başka gereği ise kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır.

4734 sayılı Kanun, kamunun mal ve hizmet alımlarına ilişkin ihalelerinde saydamlığın, rekabetin, eşit muamelenin, güvenilirliğin, gizliliğin, kamuoyu denetiminin, ihtiyaçların uygun şartlarla ve zamanında karşılanmasının ve kaynakların verimli kullanılmasının en geniş şekilde sağlanması, kamu kurum ve kuruluşlarının kullanımlarında bulunan her türlü kaynaktan yapacakları ihalelerde tek bir yasal düzenlemeye tâbi olmaları amacıyla çıkarılmıştır.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da vurgulandığı gibi, Devlet

harcamalarında Kamu İhale Kanunu'nun uygulanmasını zorunlu kılan bir Anayasa

kuralı yoktur. Kamu İhale Kanunu bir Anayasa kuralı niteliğinde olmadığından,

kamu mal ve hizmet alımlarının mutlaka Kamu İhale Kanunu'nda öngörülen usuller

uygulanarak gerçekleştirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Kanun koyucunun

bazı mal ve hizmetler yönünden farklı usuller benimsemesinde anayasal açıdan

bir engel yoktur. Ancak, kanun koyucunun, bazı mal ve hizmetleri Kamu İhale Kanunu'nda

öngörülen usullerin dışında tutarak farklı usullere tâbi kılabilme yetkisine

sahip olması, bu amaçla çıkarılacak kanunlarda hiçbir anayasal ilkeyle bağlı

olmayacağı anlamına gelmez. Bir mal ve hizmet alımı ihalesinin Kamu İhale

Kanunu'nda öngörülen usullerin dışına çıkarılırken, bunun özellikle hukuk

devleti ilkesinin bir gereği olan kamu yararı gözetilmeden yapılamayacağı

açıktır. Anayasa'ya uygunluk denetiminde ise kanun koyucunun kamu yararı

anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında

belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup

olmadığı incelenecektir.

Kanun gerekçesinden dava konusu kuralla, ÖSYM'nin ülke genelinde

ve yurt dışında sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme hizmetlerini

yürüttüğü, bu görevlerini belli bir takvime uygun olarak gerçekleştirmek

zorunda olduğu, ÖSYM'nin bu hizmetlerin tamamını kendi personeli ile yerine

getirmesinin her zaman mümkün olmaması dolayısıyla birçok hizmetin ihale

yoluyla sağlanması gerektiği, ancak ihale işlemlerinin uzun bir süreç

gerektirmesi ve takvime bağlanan sınavların zamanında yapılma zorunluluğu

bulunmasından dolayı, sınav ve yerleştirmelere ilişkin mal ve hizmet alımı

işlemlerinin 4734 sayılı Kanun'dan muaf tutularak sürecin kısaltılması ve

uygulamanın kolaylaştırılmasının amaçlandığı dikkate alındığında, dava konusu

kuralın kamu yararı gözetilerek kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 7. maddesinde, "Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez." denilmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.

Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmünün Anayasa'nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.

YÖK'e verilen, mal ve hizmet teminine ilişkin usul ve esasları

belirleme yetkisi, işin özelliğinden kaynaklanan, uzmanlık gerektiren, teknik

konuları içeren, objektif bir düzenleme yetkisidir. Kanun koyucu, sınav

hizmetleriyle sınırlı olmak üzere ÖSYM'nin sınav, ölçme, değerlendirme ve

yerleştirme hizmetlerini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu aşamalarda, soru

hazırlama, donanım ve yazılım olarak bilgisayar ve iletişim altyapısı, baskı,

paketleme, taşıma, dağıtım, güvenlik ve işgücü hizmetlerini gerçek kişiler,

kamu tüzel kişileri veya özel hukuk tüzel kişilerinden satın alabileceğini

belirterek, yönetmeliğin kapsamında yer alacak konularla ilgili asli

düzenlemeleri yapmış ve bu şekilde YÖK'e verilen yetkinin çerçevesini

belirlemiştir. Buna göre, kanun ile belirlenen bu çerçeve içerisinde teknik ve

uygulamayı esas alan detayların belirlenmesi konusunda idareye yetki verilmesi

yasama yetkisinin devri niteliğinde değildir.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 7. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

C- Kanun'un 4. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ".müşterek kararname." İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, müşterek kararnamelerin yürütme organının idari nitelikte bir düzenlemesi olduğu, ÖSYM'nin anayasal güvence altında özerk bir yapıda bulunduğu ve bu yönüyle ÖSYM Başkanı'nın bir bakanlık ya da Başbakan ile bir ilgi ve bağlantısının bulunamayacağı, bu nedenle de müşterek kararnameyle atanmasının hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu, anayasal konumlarının, yükseköğretim kurumları ve YÖK'ün Başbakan ya da bir bakanla hiyerarşik bağlantısına izin vermediği gibi YÖK'ün ilgili kuruluşu olan ÖSYM'nin de bu tür bir bağlantıya girmesine izin vermeyeceği belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 130. ve 131. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 4. maddesinin dava konusu ibareyi de içeren (2) numaralı fıkrasında, ÖSYM Başkanının devlet üniversitelerinde görev yapan profesör unvanına sahip öğretim üyelerinden, Yükseköğretim Kurulunun önereceği üç aday arasından müşterek kararname ile dört yıllığına atanacağı öngörülmüştür.

Anayasa'da ÖSYM ile ilgili

herhangi bir kural yer almadığı gibi, ÖSYM Başkanının hangi organ

tarafından ve nasıl bir yöntem izlenerek atanacağı ile ilgili olarak da

emredici ya da yasaklayıcı herhangi bir hüküm de bulunmamaktadır. Yasama yetkisinin asliliği ve genelliği

ilkesi gereğince kanun koyucu bu alanı dava konusu kural ile düzenlemiştir.

Anayasa'da düzenlenmemiş bir alanın kanun koyucunun takdirine bırakıldığı,

Anayasa'nın temel ilkeleri ile yasaklayıcı hükümlerine aykırı olmamak kaydıyla,

bu konudaki tercihin kanun koyucunun takdiri kapsamında kaldığı kabul

edilmelidir. Kanun koyucu, dava konusu kuralı vazederken ÖSYM Başkanının,

Yükseköğretim Kurulunun belirleyeceği üç aday arasından müşterek kararname ile

atanması yöntemini tercih etmiştir.

Anayasa'nın 8. maddesinde, "Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir." denilmekte, 104. maddesinde de "kararnameleri imzalamak" Cumhurbaşkanının yürütme alanındaki görev ve yetkileri arasında sayılmaktadır. Anayasa'nın 104. maddesinde sözü edilen "kararnameler", kanun hükmünde kararnameler ile Bakanlar Kurulunun çeşitli kararnamelerinin yanında üst düzey yöneticilerin atanması ile ilgili müşterek kararnameleri de kapsamaktadır.

Kamu politikasının tayinine katılan, etkin bir otoriteye sahip olan, kuruluşların amacının gerçekleşmesinde önemli yetki ve sorumluluklarla donatılan, planlama, örgütlenme, personel ve kadrolarını yöneten, denetim ve temsil gibi işlevleri yerine getiren kamu görevlilerinin, üst düzey yönetici konumunda olmaları nedeniyle bunların atamaları müşterek kararname ile yapılmaktadır.

Kanun'a göre ÖSYM Başkanı, Başkanlık hizmetlerini mevzuata, Yönetim Kurulu kararlarına, Başkanlığın amaç ve politikalarına, stratejik planına, performans ölçütlerine ve hizmet kalite standartlarına uygun olarak düzenleyen, yürüten ve hizmet birimleri arasındaki koordinasyonu sağlayan, en üst amirdir. Bu nedenle, üst düzey yönetici konumunda bulunan ÖSYM Başkanının ataması da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olan ÖSYM'nin Başkanının müşterek kararnameyle atanması, merkezi idarenin yerinden yönetim kuruluşları üzerindeki vesayet yetkisinin bir gereği olarak görülmelidir. Bu çerçevede ÖSYM Başkanının, Yükseköğretim Kurulunca gösterilen adaylar arasından müşterek kararname ile atanmasının özerklikle bağdaşmayacağı ileri sürülemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 130. ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

D- Kanun'un 4. Maddesinin (11) Numaralı Fıkrasının (f) Bendinde Yer Alan ".Bakanlar Kuruluna...", 5. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ".Bakanlar Kurulu...", 9. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinde Yer Alan ".Bakanlar Kurulunun." İbarelerinin İncelenmesi

1- 4. Maddenin (11) Numaralı Fıkrasının (f) Bendinde Yer Alan ".Bakanlar Kuruluna.." İbaresi ile 5. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan ".Bakanlar Kurulu.." İbaresi

Dava dilekçesinde, ÖSYM'ye bağlı olarak kurulacak temsilciliklerin yeri ve sayısı hakkında yönetim kuruluna tanınan görev ve yetkinin "karar alma" ile sınırlı kaldığı, alınan kararın uygulanmasının Bakanlar Kuruluna bırakıldığı belirtilerek, temsilciliklerin açılması bağlamında ÖSYM ile Bakanlar Kurulu arasında kurulan bu bağlantının, Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerinde ifadesini bulan özerklik ilkesini zedeleyeceği ileri sürülmüştür.

Dava konusu kurallarla, ÖSYM'nin doğrudan merkeze bağlı olarak açılacak temsilciliklerinin yer ve sayılarının, yönetim kurulunun teklifi ve Bakanlar Kurulu kararıyla belirleneceği kurala bağlanmıştır.

Anayasa'nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği öngörüldükten sonra, idarenin kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı hükme bağlanarak, kamu tüzel kişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmiştir.

Yerinden yönetim kuruluşları, yer veya hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları biçiminde ikiye ayrılmaktadır. Mahalli idareler, Anayasa'nın 127. maddesinde düzenlenmiş ve bunlara tanınan idari ve mali özerkliğin kapsamı gösterilmiştir. Buna karşılık, Anayasa'da, özel olarak hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarını düzenleyen herhangi bir hükme yer verilmemiştir.

Anayasa Mahkemesinin kararlarında ifade edildiği üzere,

Anayasa'nın 127. maddesi, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarını

kapsamamaktadır. Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, Anayasa'nın 123.

maddesine dayanılarak kamu tüzel kişiliği biçiminde kurulmaktadır. Kamu tüzel

kişiliğini haiz olunması, idari ve mali özekliğe sahip olmayı zorunlu

kılmaktadır. Zira tüzel kişilik, özünde, merkezî idareden bağımsız karar

alabilmeyi gerektirmektedir. Ancak Anayasa'da, yer yönünden yerinden yönetim

kuruluşları olan mahallî idarelerden farklı olarak hizmet yönünden yerinden

yönetim kuruluşlarının idari ve mali özerkliğinin ölçüsüyle ilgili herhangi bir

hüküm yer almamaktadır. Bu nedenle, hizmet yönünden yerinden yönetim

kuruluşlarına tanınacak özerkliğin derecesinin tayin edilmesi kanun koyucunun

takdirindedir.

Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarının özerkliklerinin unsurları konusunda Anayasa'da açık bir kural yer almadığı gibi ilgili kanunlarda da her duruma uyan genel ve tek bir özerklik tanımlaması da bulunmamaktadır. Bu kurumların özerkliklerine yönelik düzenlemeler kanunlarda yer almaktadır. Özerklik kişi ve kuruluşların kendi faaliyetlerine ilişkin kararları alma ve uygulama konusunda gerekli yetkiyle donatılmış olması anlamına gelmektedir. Bu aynı zamanda kurumların dış etkilere karşı korunmasını ifade eder. Kamu kuruluşlarına özerklik tanınmasının nedeni faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almaktır.

Özerk kamu kurumlarının kuruluş ve işleyişlerinin düzenlenmesi hususunda anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda, hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olan ÖSYM'nin doğrudan merkeze bağlı olarak açılacak temsilciliklerinin yer ve sayılarının Bakanlar Kurulu kararıyla belirlenmesi hususunun da kanun koyucunun takdirinde olduğu,kuruluşun özerkliğini etkilemediği, dolayısıyla Anayasa'ya aykırı bir yönünün bulunmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

2- 9. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının Son Cümlesinde Yer Alan ".Bakanlar Kurulunun." İbaresi

Dava dilekçesinde, ÖSYM'nin YÖK'ün ilgili kuruluşu olduğu ve yükseköğretim kurumları ile bağlantısının bulunduğu, YÖK ve yükseköğretim kurumlarının özerk oldukları, yükseköğretime giriş ve yerleştirme bağlamında bu özerkliğin ÖSYM için de geçerli olması gerektiği, ÖSYM'nin kimi görev ve yetkilerinin Bakanlar Kurulu bağlantılı yürütülmesinin Anayasa'nın 130. ve 131. maddelerinde ifadesini bulan özerklik ilkesini zedeleyeceği ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 138. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

Kanun'un 9. maddesinde sınavların güvenliğine yönelik kurallar düzenlenmiş olup maddenin (1) numaralı fıkrasının dava konusu ibareyi de içeren son cümlesinde, adli ve idari soruşturma ve kovuşturmalarda soru havuzuna erişim için Bakanlar Kurulunun izninin gerekli olduğu kurala bağlanmıştır. Fıkranın dava konusu olmayan bölümünde ise sınav soruları ile bunları hazırlamakla görevlendirilmiş olan kişilerin kimliklerinin gizli tutulacağı, ÖSYM'nin, gizliliğin sağlanması için gerekli bütün tedbirleri alacağı ve ilgili tüm kurumlarla işbirliği yapacağı ve soru havuzundaki soruların hiçbir koşul altında kısmen ya da tamamen üçüncü şahıslara verilmeyeceği belirtilmiştir.

Madde gerekçesinde, ÖSYM'nin sınavlara yönelik olarak yerine getirdiği hizmetlerin çağın gereği dijital ortamlarda yürütüldüğü, bilgi ve haberleşme teknolojilerindeki gelişmelerin hızlı bir şekilde çeşitlenerek devam etmesi nedeniyle sınav hizmetleriyle ilgili olarak güvenliğin en üst seviyede sağlanmasının önem arz ettiği ve sınavların güvenliğine yönelik olarak bu düzenlemelerin yapıldığı ifade edilmiştir.

Kamu kuruluşlarına faaliyetlerini hizmetin gereklerine ve kamu yararına uygun bir şekilde sürdürmelerini güvence altına almak amacıyla özerklik tanınmakta olup özerk kamu kurumlarının statüsü kanunlarda gösterilmektedir. Dolayısıyla, bu kurumların kuruluş ve işleyişlerinin düzenlenmesi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.

ÖSYM, idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve YÖK ile ilgili bir hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşu olup statüsü Anayasa'da değil, Kanun'da düzenlenmiştir. Bu itibarla, sınavların güvenliğine yönelik tedbirler kapsamında soru havuzuna erişimin Bakanlar Kurulunun iznine bağlanmasının öngörülmesi kanun koyucunun takdirinde olup ÖSYM'nin özerkliğini zedeleyen bir yönü bulunmamaktadır. Kaldı ki, ÖSYM tarafından oluşturulan soru havuzuna erişim izninin Bakanlar Kuruluna verilmesinin, merkezi idarenin vesayet yetkisi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

Diğer taraftan ÖSYM'nin en önemli görevi başta yükseköğretim

kurumlarında öğrenim görecek adayların puan sıralamasına göre tespiti veya

yerleştirilmesi ile yükseköğretim kurumlarında atama veya yükselmelerde esas

alınan sınavlar olmak üzere, ulusal ve uluslararası her türlü bilim, yetenek

veya yabancı dil sınavları ile gerektiğinde yerleştirme işlemlerini yapmak,

ilgili mevzuat hükümleri uyarınca kamu kurum ve kuruluşlarının kadro ve

pozisyonlarında görev almaya veya görevde yükselmeye yönelik sınavları ve

gerektiğinde yerleştirme işlemlerini yapmaktır. ÖSYM'nin yapacağı bu sınavlarla

ilgili olarak soruların hazırlanması, soru havuzunun oluşturulması ve soruların

güvenliğinin sağlanmasının önem arz etmesi ve soru havuzlarının

oluşturulmasının zorluğu dikkate alındığında, sınav hizmetlerinin dolayısıyla

soruların güvenliğinin en üst seviyede sağlanması gerekmektedir. Bu bağlamda

sınavların güvenliğine yönelik kuralın, kamu yararı amacıyla getirilmiş olduğu

açıktır.

Anayasa'nın 138. maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız

oldukları, Anayasa, kanun ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre

hüküm verecekleri, hiç bir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge

gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı, görülmekte olan bir dava

hakkında Yasama Meclisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru

sorulamayacağı, görüşme yapılamayacağı veya herhangi bir beyanda

bulunulamayacağı, yasama ve yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına

uymak zorunda bulundukları, bu organlar ve idarenin mahkeme kararlarını hiçbir

suretle değiştiremeyeceği ve bunların yerine getirilmesini geciktiremeyeceği

kurala bağlanmıştır.

Yasama organının mahkeme kararlarını değiştirememesi ilkesi yasama organının kanun yoluyla kesinleşmiş olan kararları ortadan kaldıramaması anlamına gelir. Mahkeme kararının kanun yoluyla değiştirilememesi ilkesi, maddi hukukta herhangi bir değişiklik yapmaksızın sadece somut mahkeme kararlarının kanun yoluyla değiştirilmesi ya da uygulanmasının engellenmesi hâlleri için söz konusu olacaktır.

Kanun koyucu tarafından, ÖSYM'nin yapacağı sınavların güvenliğinin sağlanması amacıyla soru havuzuna erişimin Bakanlar Kurulunun iznine bağlanmasını öngören kuralın, yargılamanın ne yönde yapılacağı veya belirli somut bir uyuşmazlığı nasıl karara bağlayacağı hususunda bir ifade içermediği gibi hâkimlerin görevlerini bağımsızlık içinde yapmalarını, Anayasa'ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm vermelerini engelleyen ve yargı yetkisinin kullanılması bakımından mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat verilmesine yol açan bir yönü de bulunmamaktadır.

Öte yandan Bakanlar Kuruluna verilen takdir yetkisi, kamu yararının sağlanmasının yanı sıra hizmet gerekleri ve yetkiyi veren Kanun'un amacının gerçekleştirilmesi ile de sınırlıdır. İdare takdir yetkisini kullanırken, hukukun genel ilkelerine ve hakkaniyete de uymak zorundadır. Her idari eylem ve işlemde olduğu gibi Bakanlar Kurulunca, dava konusu kuraldaki takdir yetkisi kullanılırken de bu genel ilkelere ve sınırlamalara uygun hareket edilmesi gerekir.

Belirtilen özel ve genel sınırlamalara uygun hareket edilip

edilmediği, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin keyfi kullanılıp kullanılmadığı

yargı denetimine de tabidir. Anayasa'nın 125. maddesinde, "İdarenin

her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." denilerek,

idarenin hukuka bağlılığı, yargı denetimi sayesinde etkili biçimde sağlanmış ve

idare edilenler, idarenin kanunsuz ve keyfi davranışlarına karşı korunmuştur. Dava

konusu kural uyarınca ÖSYM tarafından oluşturulan soru havuzuna erişim izni

konusunda Bakanlar Kurulu işlemi nedeniyle bir hak kaybına veya zarara

uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden kişilerin yargı

yoluna başvurabilmesi her zaman mümkündür. Dolayısıyla, soru havuzuna erişim

izni konusunda, idarenin işlem ve eylemlerinin hukuka aykırı olduğunu iddia

eden kişilerin dava açma hakkının ve her türlü hukuka aykırılık iddiasını dile

getirmesinin engellenmediği, bu işlem ve eylemlerin yargı denetimi dışında

tutulmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 130., 131. ve 138. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

E- Kanun'un 6. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, Başkan ve Başkan yardımcılarına yapılacak

ödemelerin üst sınırlarının Kanun'da belirtildiği hâlde alt sınırlarının

belirtilmediği, bu durumun kanunların genel, soyut, anlaşılabilir, sınırlarının

belirli ve öngörülebilir olmasını gerektiren hukuk devleti ilkesine aykırı

olduğu, kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel,

sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesinin

yasama yetkisinin devri anlamına geleceği, yürütmeye bırakılan yetkinin üst

sınırı ve çerçevesi belirlenirken alt sınırın belirlenmemiş olmasının yapılacak

ödemelerde asgari bir garanti içermediği, bunun ise hukuki güvenlik ilkesine aykırılık

oluşturacağı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 128. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 6. maddesinin (2) numaralı fıkrası ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına yapılacak ödemelerin tutarını belirlemeye yönelik olup fıkranın dava konusu birinci cümlesinde, ÖSYM Başkanına Yükseköğretim Kurulu Başkan Vekiline ödenen aylık ve sosyal yardımları, Başkan Yardımcılarına ise Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyelerine ödenen aylık ve sosyal yardımları geçmemek üzere, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilecek tutarda ödeme yapılacağı öngörülmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden birisi de "belirlilik"tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle

bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut

eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların

idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey

ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını

ayarlar.

Anayasa'nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet

Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmüştür. Anayasa'da

kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları

belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Belirlilik

ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği

de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve

öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme

içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik

sağlanabilir. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli

bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir

normun varlığıdır.

Anayasa'nın 128. maddesinde de memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği kurala bağlanmıştır.

Kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen alanda temel ilkelerin kanunla konulmasını ve çerçevenin kanunla çizilmesini ifade etmektedir. Bu niteliği taşıyan bir düzenleme ile uzmanlık gerektiren ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi konusunda yürütme organına yetki verilmesi, kanunla düzenleme ilkesine aykırılık oluşturmaz.

Kanun koyucunun, çalışan personele yapılacak ödemeleri belirlerken, hizmetin niteliği ve niceliğinin yanı sıra ülkenin ekonomik ve mali kaynaklarını gözeterek tavan belirlemesi takdir yetkisi içindedir.

Dava konusu kuralla ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına

yapılacak ödemelerin tespit edilmesi konusunda Bakanlar Kuruluna yetki

verilmiştir. Bakanlar Kuruluna tanınan bu yetki sınırsız bir yetkiyi ifade

etmemektedir. Yapılacak ödemelerin üst sınırları kanun koyucu tarafından

belirlenmiş ve bu tutarları geçmemek üzere Bakanlar Kurulunun yetkili olduğu

belirtilmiştir. Buna göre, Başkana YÖK Başkan Vekiline ve Başkan Yardımcılarına

ise Yükseköğretim Yürütme Kurulu Üyelerine ödenen aylık ve sosyal yardımları

geçmemek üzere ödeme yapılacaktır. Bu miktarı geçmemek kaydıyla Bakanlar

Kuruluna ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına yapılacak ödemelerin tespit

edilmesi hususunda sınırlı bir yetki verilmiştir.

Kanun koyucu, takdir yetkisini kullanarak ve belli bir üst sınır belirleyerek, bu sınır dâhilinde ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına yapılacak ödemelerin tutarını tespit etme yetkisini Bakanlar Kuruluna vermiştir. Yapılacak ödemelerin alt sınırının belirtilmemesi, alt sınırın sıfır olması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla yapılacak ödeme, sıfır ile öngörülen üst sınır arasında kanunda bahsedilen usulde belirlenecektir. Yapılacak ödemeler için alt sınırın düzenlenmemiş olması kuralın belirsiz ya da öngörülemez nitelikte olduğunu göstermez.

ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına yapılacak ödemelerin tutarını belirleme hususunda Bakanlar Kuruluna verilen takdir yetkisi, kamu yararının sağlanmasının yanı sıra hizmet gerekleri ve yetkiyi veren Kanun'un amacının gerçekleştirilmesi ile de sınırlıdır. Bakanlar Kurulu takdir yetkisini kullanırken, hukukun genel ilkelerine ve hakkaniyete de uymak zorundadır. Her idari eylem ve işlemde olduğu gibi, idarenin, dava konusu kuraldaki takdir yetkisini kullanırken de bu genel ilkelere ve sınırlamalara uygun hareket etmesi gerekir.

Kuralla, ÖSYM Başkanı ile Başkan Yardımcılarına yapılacak ödeme tutarının üst sınırı belirlenerek Bakanlar Kuruluna bu çerçevede ve sınırlı olarak verilen yetkinin keyfi kullanılıp kullanılmadığı yargı denetimine de tabidir. Anayasa'nın 125. maddesinde, "İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır." denilerek, idarenin hukuka bağlılığı, yargı denetimi sayesinde etkili biçimde sağlanmış ve idare edilenler, idarenin kanunsuz ve keyfi davranışlarına karşı korunmuştur. Dolayısıyla kuralla, belirsizlik oluşturularak hukuk güvenliği ilkesinin zedelendiği, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi verilerek yasama yetkisinin devredildiği söylenemez.

Öte yandan YÖK başkanvekili ile yürütme kurulu üyelerine ödenen aylık ve sosyal yardımlar ilgili kanunlarında gösterildiğine ve dava konusu kuralda da ÖSYM Başkanı ile başkan yardımcılarına yapılacak ödemeler için YÖK başkanvekili ile yürütme kurulu üyelerine yapılacak ödemeler baz alındığına göre, Devlet memurları ve diğer kamu görevlilerinin özlük haklarının kanunla düzenleneceğine ilişkin Anayasa hükmüne aykırı bir durum da bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2., 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

F- Kanun'un 6. Maddesinin (4) Numaralı Fıkrasının Birinci ve Son Cümlelerinin İncelenmesi

Kanun'un 6. maddesinin dava konusu kuralları da içeren (4) numaralı fıkrası, 2.11.2011 günlü, 28103 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bu nedenle, konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.

G- Kanun'un 6. Maddesinin (14) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan ".hizmet bedeli." İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, kanunların, ilgili kişilerin belli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak düzenlemeleri içermesi gerektiği, buna karşılık (14) numaralı fıkranın birinci cümlesinde hizmet bedelinin niteliği, ölçütleri, sınırı, kimler tarafından nasıl belirleneceğinin gösterilmediği, dava konusu "hizmet bedeli" ibaresinin kuralda yer alış şekliyle belirsiz olduğu ifade edilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 6. maddesinin dava konusu ibareyi de içeren (14) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde, ÖSYM tarafından yapılan merkezi sistem sınavlarında Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum müdürlükleri ile koordinatörlüklerce, her bir başvuru kaydı için adaylardan alınacak başvuru, tercih, şifre verme gibi hizmet bedelinin, okulların ve koordinatörlüklerin sınav hizmetlerine yönelik ihtiyaçlarında kullanılmak üzere koordinatörlük ile okul ve kurum müdürlüklerinin bağlı olduğu il veya ilçe milli eğitim müdürlükleri nezdinde açılan hesaba aktarılacağı öngörülmüştür.

Dava konusu kuralda, ÖSYM tarafından yapılan merkezi sistem sınavlarında başvuru, tercih, şifre verme gibi işlemler için adaylardan alınacak hizmet bedellerinin hangi hesaplarda tutulacağı ve bu hesaplarda toplanan paraların ne tür ihtiyaçlar için harcanacağı konuları düzenlenmiş olup kural, sınav hizmetleri için alınacak hizmet bedellerinin neler olduğu veya bunların miktarı ya da hizmet bedellerinin hangi organ tarafından ve nasıl belirleneceği ile ilgili düzenlemeler içermemektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri "belirlilik ilkesi"dir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.

Anayasa'da, yükseköğretim kurumlarına öğrenci alınması amacıyla

sınavları hazırlayan ve yapan, tespit edilen esaslara göre değerlendiren,

öğrenci adaylarının yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmesini sağlayan ve bu

faaliyetlerle ilgili araştırmaları ve diğer hizmetleri yapan bir kurum

kurulmasını öngören herhangi bir hüküm yer almamaktadır. Kanun koyucu,

yasamanın asliliği ve genelliği ilkesinin bir gereği olarak, Anayasa'da

düzenlenmeyen bir alanı doğrudan düzenleyebilir. Bu nedenle, kanun koyucunun bu

hizmetlerin yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, yasal düzenlemeler yapmak,

bu kapsamda öngördüğü kuruluşları kurmak ve bunların görev ve yetkilerinin

sınırları ile işlevlerini belirlemek konusunda, anayasal sınırlar içinde takdir

yetkisi bulunmaktadır. Bu bağlamda, yürütmekte olduğu sınav, ölçme,

değerlendirme, yerleştirme, araştırma ve diğer hizmet bedellerini belirlemek

görev ve yetkisinin ÖSYM'ye verilmesi hususu da kanun koyucunun sahip olduğu

takdir yetkisi kapsamındadır.

Diğer taraftan, Kanun'un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde, sınav, ölçme, değerlendirme, yerleştirme, araştırma ve diğer hizmet bedellerini belirlemek ÖSYM'nin görev ve yetkileri arasında sayılmış ve Kanun'un 4. maddesinin (11) numaralı fıkrasının (ç) bendinde de sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme faaliyetlerine yönelik olarak adaylardan veya kurumlardan alınacak hizmet bedellerini ve bedel alınmayacak hizmetleri, kişi, kurum ve kuruluş itibarıyla tespit etmek görevi ÖSYM Yönetim Kuruluna verilmiştir. Bu nedenle, hizmet bedellerinin kimler tarafından tespit edileceği ve niteliği konusunda bir belirsizlik bulunmamaktadır.

Ayrıca ÖSYM, Kanunla kendisine verilen sınav, ölçme, değerlendirme, yerleştirme, araştırma ve diğer hizmetler için alınacak bedellerin tespitine yönelik işlemlerine karşı Anayasa'nın 125. maddesi gereğince yargı yolu açık olup belirsiz olduğu ileri sürülen kavramlar ve bu kavramların kapsamı yargı kararları yoluyla da somutlaştırılmaktadır.

Dava konusu kural, sınav hizmetleri için alınacak hizmet bedellerinin neler olduğu veya bunların miktarı ya da hizmet bedellerinin hangi organ tarafından ve nasıl belirleneceği ile ilgili herhangi bir düzenleme içermemektedir. Dolayısıyla, ÖSYM tarafından yapılan merkezi sistem sınavlarında başvuru, tercih, şifre verme gibi işlemler için adaylardan alınacak hizmet bedellerinin hangi hesaplarda tutulacağı ve bu hesaplarda toplanan paraların ne tür ihtiyaçlar için harcanacağı konusunu hükme bağlayan kuralın, bu açıdan da bir belirsizliğe yol açtığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

H- Kanun'un 6. Maddesinin (16) Numaralı Fıkrasının (a) Bendinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, yurt içi ve yurt dışı sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme hizmetleri karşılığında alınacak ücretlerin ÖSYM'nin gelirleri arasında sayıldığı, ancak kanun koyucunun bu ücretlerle ilgili hiçbir çerçeve çizmediği, belirleme yapmadığı, ücretlerin niteliği, ölçütleri, sınırı, kimler tarafından ve nasıl belirleneceğinin gösterilmediği, bu yönleriyle belirsizlik içerdiği ifade edilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un 6. maddesinin (16) numaralı fıkrasında, ÖSYM'nin gelirlerinin, yurt içi ve yurt dışı sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme hizmetleri karşılığında alınacak ücretler, yayın ve telif haklarından alınan ücretler, genel bütçeden yapılacak yardımlar, Başkanlığa yapılacak her türlü bağış, yardım ve vasiyetler, Başkanlık gelirlerinin değerlendirilmesinden elde edilecek gelirler ve diğer gelirlerden oluştuğu belirtilmiştir.

ÖSYM'nin statüsü Anayasa'da değil, Kanun'da düzenlenmiş olup Kanun'da, ÖSYM'nin idari ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve YÖK ile ilgili bir kuruluş olduğu ifade edilmiştir. Özel bütçe,5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun 12. maddesinde, "Bir bakanlığa bağlı veya ilgili olarak belirli bir kamu hizmetini yürütmek üzere kurulan, gelir tahsis edilen, bu gelirlerden harcama yapma yetkisi verilen, kuruluş ve çalışma esasları özel kanunla düzenlenen ve bu Kanuna ekli (II) sayılı cetvelde yer alan her bir kamu idaresinin bütçesidir." şeklinde tanımlanmıştır.

Anayasa'da özel bütçeli kurumların gelirlerini değerlendirerek gelir elde etmelerini yasaklayan bir hüküm bulunmadığı gibi 5018 sayılı Kanun'un 3. maddesinin kamu gelirini tanımlayan (i) bendinde, "Kamu geliri: Kanunlarına dayanılarak toplanan vergi, resim, harç, fon kesintisi, pay veya benzeri gelirler, faiz, zam ve ceza gelirleri, taşınır ve taşınmazlardan elde edilen her türlü gelirler ile hizmet karşılığı elde edilen gelirler, borçlanma araçlarının primli satışı suretiyle elde edilen gelirler, sosyal güvenlik primi kesintileri, alınan bağış ve yardımlar ile diğer gelirleri ifade eder." denilerek hizmet karşılığı elde edilen gelirlerin de kamu geliri olduğu hükme bağlanmıştır.

Kanun'un 6. maddesinin (14) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde

yer alan "hizmet bedeli" ibaresinin incelendiği bölümde

açıklandığı üzere, kanun koyucunun yükseköğretim kurumlarına öğrenci alınması

amacıyla sınavları hazırlayan ve yapan, tespit edilen esaslara göre

değerlendiren, öğrenci adaylarının yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmesini

sağlayan ve bu faaliyetlerle ilgili araştırmaları ve diğer hizmetlerin yerine

getirilmesini sağlamak amacıyla, yasal düzenlemeler yapmak, bu kapsamda

öngördüğü kuruluşları kurmak ve bunların görev ve yetkilerinin sınırları ile

işlevlerini belirlemek konusunda, anayasal sınırlar içinde takdir yetkisi

bulunmaktadır. ÖSYM'nin gelir kaynaklarının belirlenmesi hususu da bu yetki

kapsamındadır.

Ayrıca, Kanun'un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (g) bendinde, sınav, ölçme, değerlendirme, yerleştirme, araştırma ve diğer hizmet bedellerini belirlemek ÖSYM Başkanlığının görev ve yetkileri arasında sayılmış ve Kanun'un 4. maddesinin (11) numaralı fıkrasının (ç) bendinde de sınav, ölçme, değerlendirme ve yerleştirme faaliyetlerine yönelik olarak adaylardan veya kurumlardan alınacak hizmet bedellerini ve bedel alınmayacak hizmetleri, kişi, kurum ve kuruluş itibarıyla tespit etmek görevi ÖSYM Yönetim Kuruluna verilmiştir. Bu nedenle, hizmet bedellerinin kimler tarafından tespit edileceği ve niteliği konusunda bir belirsizlik bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

I- Kanun'un 14. Maddesiyle Değiştirilen, 4652 Sayılı Kanun'un 10. Maddesinin İkinci Fıkrasında Yer Alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." İbaresi ile 15. Maddesinin Birinci Fıkrasında Yer Alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." İbaresinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, görevin niteliği ve hizmetin gereği emniyet

örgütüne sadece belirli liselerden mezun olanların girebilmesi gerektiği,

sınırlama yapılmadan bütün lise ve dengi okul mezunlarına böyle bir hakkın

tanınmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağı, Türkiye'de lise ve dengi

okullarda çeşitli mesleklere yönelik özel eğitimler yapıldığı, bu okullarda

eğitim görenlerin bitirdikleri okulların özelliklerine göre meslek sahibi

oldukları, öğrencilerin mezun olduklarında hangi mesleklerde

çalışabileceklerini bildikleri ve ona göre okul tercih ettikleri, okullar

mesleğin eğitim ve öğretim özelliğine göre ayrılırken, mezunların hiçbir ayrıma

tabi tutulmaksızın tüm mesleklere kabulünün Anayasa'nın eşitlik ilkesiyle

bağdaşmayacağı, hukuksal durumları farklı olanların aynı mesleğe alınmasının

eşitlik ilkesini zedeleyeceği ve okullar arasındaki eğitim eşitliğini bozacağı

belirtilerek kuralların, Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

Polis yükseköğretim kurumlarına ilişkin esasları düzenleyen 4652

sayılı Polis Yükseköğretim Kanunu'nun 10. maddesinde, polis meslek

yüksekokullarının kuruluşu ve öğrenci kaynakları ile öğretim süresine; 15.

maddesinde de, Güvenlik Bilimleri Fakültesinin öğrenci kaynakları ile

öğrencilerin hak ve yükümlülüklerine ilişkin kurallar düzenlenmiştir. 4652

sayılı Kanun'da, Kanunla yapılan değişiklikten önceki düzenlemede öğrenci

kaynakları arasında "genel lise, erkek teknik öğretim, kız teknik

öğretim ve ticaret ve turizm öğretimine bağlı okul mezunları"na yer

verilerek, lise ve dengi okul mezunlarının bir bölümüne polis yükseköğretim

kurumlarına girme imkânı verilmiş iken dava konusu düzenlemeler ile "lise

ve dengi okul mezunları" biçiminde değişiklik yapılarak, herhangi

bir ayrım yapılmaksızın tüm lise ve dengi okul mezunlarının belirli şartları

taşımaları hâlinde polis yükseköğretim kurumlarına öğrenci olarak girebilmeleri

imkânı sağlanmıştır.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 132. maddesinde "Türk Silahlı Kuvvetleri

ve emniyet teşkilatına bağlı yükseköğretim kurumları özel kanunlarının

hükümlerine tabidir" denilmektedir. Ancak Anayasa'da polis

yükseköğretim kurumlarının öğrenci kaynakları ile ilgili herhangi bir kural yer almadığı gibi bu kurumlara öğrenci olarak

girebilecek okul mezunlarını belirleme konusunda emredici ya da

yasaklayıcı herhangi bir hüküm de

bulunmamaktadır. Kanun koyucu,

yasamanın asliliği ve genelliği ilkesinin bir gereği olarak, Anayasa'da

düzenlenmeyen bir alanı doğrudan düzenleyebilir. Bu bağlamda, lise

ve dengi okul mezunlarının bir ayrıma tabi tutulmaksızın, yapılacak sınavlarda

başarılı olmaları kaydıyla polis yüksek öğretim kurumlarına girebilmelerini

sağlayan düzenleme, kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır.

Diğer taraftan hukuk devletinde, kanunların kamu yararı gözetilerek çıkarılması zorunludur. Kanun koyucu, Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla düzenleme yapma yetkisine sahip olup düzenlemede kamu yararının bulunup bulunmadığının belirlenerek takdir edilmesi kanun koyucuya aittir. Anayasa'ya uygunluk denetiminde, kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil, incelenen kuralın kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarları gözetilerek yasalaştırılmış olup olmadığının incelenebileceği açıktır.

Kanun gerekçesinden dava konusu kurallarla, Polis Akademisine bağlı fakülte ve yüksek okullara girişte, ayrımcılığa son verilerek, hukuk devleti, eşitlik ilkesi ve eğitimde fırsat eşitliği ilkesinin gereği olarak lise ve dengi okulları bitiren herkesin mezun oldukları okullara göre veya başkaca bir ayrıma tabi tutulmaksızın polis yükseköğretim kurumlarına girebilmesine imkân sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Kanun koyucunun, mezun oldukları okullara göre veya başkaca bir ayrıma tabi tutulmaksızın bütün lise ve dengi okul mezunlarının polis yükseköğretim kurumlarına girebilmesine imkân sağlamasının, lise ve dengi okul mezunları arasında ayrımcılığı ve eşitsizliği gidermek amacına dayandığı, dolayısıyla düzenlemenin kamu yararı amacı dışında bir yönünün bulunmadığı ve bu nedenle hukuk devleti ilkesine aykırı olmadığı açıktır.

Anayasa'nın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesi, aynı hukuki durumda bulunanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Aynı durumda bulunanların aynı, ayrı durumda bulunanların ayrı kurallara bağlanması eşitlik ilkesini zedelemez.

Ülkemizde lise ve dengi okullarda eğitim ve öğretim, mesleğin

özelliklerine göre şekillenmekte olup bu okullar mesleğin, eğitim ve öğretimin

özellikleri bakımından farklılık göstermektedir. Dava konusu kurallarla, lise

ve dengi okul mezunları arasında herhangi bir ayırım yapılmaksızın ve ayrıcalık

tanınmaksızın bütün lise ve dengi okul mezunlarının polis yükseköğretim

kurumlarına girebilmesi imkânı sağlanmıştır. Böylece, bir kısım lise ve dengi

okul mezunlarının belli alanlarda yükseköğrenim görme ve buna bağlı olarak

belli meslekleri icra etme hakkından mahrum bırakılması önlenmiştir.

Dolayısıyla, kişilerin eşit haklara sahip olmaları ve Devletin de kişilere eşit

muamele etmesinin gereği olarak bütün lise ve dengi okul mezunlarına polis

yükseköğretim kurumlarına girme hakkı verilmesinin eşitsizliğe yol açtığı ileri

sürülemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kurallar Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

J- Kanun'un Geçici 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci Cümlesinin İncelenmesi

Dava dilekçesinde, ÖSYM'de yapılan değişikliklerin kadroların iptalini gerektirmediği, düzenlemenin kamu yararının gerektirdiği zorunluluk nedeniyle değil, sadece mevcut idarecileri görevden almak ve kadrolaşmak amacıyla getirildiği, bu hükümle görevleri sona erdirilerek araştırmacı unvanlı kadrolara atanan kişilerin maaşları dondurularak kazanılmış haklarının ihlal edildiği ve idari bir işlemle yapılması gereken görevden alma işleminin kanun ile yapıldığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kanun'un geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Kurumun yeniden yapılandırılması sonucu açığa çıkan yönetici personelin durumu düzenlenmektedir. Buna göre yeniden yapılandırma sonucu kadrosu kaldırılan yönetici personelin görevi, Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihte sona erecek ve bu kişiler herhangi bir işlem veya tebligata gerek kalmaksızın Yükseköğretim Kuruluna ekli (2) sayılı liste ile ihdas edilen araştırmacı kadrolarına atanmış sayılacaktır. Diğer taraftan bu şekilde araştırmacı kadrosuna atanmış sayılanların eski mali haklarının korunması ve isteğe bağlı unvan değişikliği yapanlar ile başka kurum ve kuruluşlara geçenlere fark ödenmesinin sona ermesi öngörülmüştür.

Anayasa'nın 2. maddesindeki "hukuk devleti" ilkesi gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Bir kuralın Anayasa'ya aykırılık sorunu çözümlenirken "kamu yararı" konusunda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme yalnızca kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığı ile sınırlıdır. Kanun ile kamu yararının gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini denetlemenin anayasa yargısıyla bağdaşmayacağı, bunun kanun koyucunun takdirinde olduğu açıktır.

Yükseköğretim Kurulu Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nun mülga 10. ve 45. maddeleriyle Yükseköğretim Kuruluna bağlı bir kuruluş iken, Kanunla idari ve mali özerkliğe sahip, kendine özgü bütçesi olan, uzmanlığa dayalı bir personel rejimi ve idari yapısını oluşturacak yasal zemin hazırlanarak Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı adı altında yeniden yapılandırılmıştır.

YÖK'ün tespit ettiği esaslar çerçevesinde yükseköğretim kurumlarına öğrenci alınması amacıyla sınavları hazırlayan ve yapan, öğrenci isteklerini de göz önünde tutarak YÖK'ün tespit ettiği esaslara göre değerlendiren, öğrenci adaylarının yükseköğretim kurumlarına yerleştirilmesini sağlayan ve bu faaliyetlerle ilgili araştırmaları ve diğer hizmetleri yapan YÖK'e "bağlı" bir kuruluş iken, bu Kanunla ve ilgili diğer mevzuatla verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere kamu tüzel kişiliğine, idari ve mali özerkliğe sahip, YÖK ile "ilgili", merkezi Ankara'da bulunan özel bütçeli bir kuruluş olarak ihdas edilmiştir.

Kanun'un genel gerekçesinden, gelişmiş teknolojilerin kullanılarak

elektronik ortamda da sınavların gerçekleştirilebilmesi, ölçme ve değerlendirme

işlemlerinin eşdeğer nitelikte sınavlar ile yapılabilmesi, sınav merkezlerinde

sınav güvenliğini sağlayıcı önlemlerin kolaylıkla uygulanabilmesi, ihtiyaç

duyulacak yerlerde büro veya temsilciliklerin açılabilmesi ile sınavların tüm

bölgelerde aynı etkinlikte gerçekleştirilebilmesi amacıyla müstakil bir kanunu

bulunmayan ÖSYM'nin teşkilatı, görevleri, organizasyonu ve personel yapısı ile

caydırıcı ceza hükümlerini düzenleyen bir kanun teklifinin hazırlandığı, kanun

koyucunun amacının kamu yararını sağlamaya dönük olduğu anlaşılmaktadır. Somut

düzenlemenin bu amaçları etkin bir şekilde gerçekleştirmeye elverişli olup

olmadığı yönündeki bir değerlendirme, anayasallık denetiminin kapsamı

dışındadır.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesinin temel

gereklerinden biri de kazanılmış hakların korunmasıdır. Kazanılmış hak, kişinin

bulunduğu statüden doğan, tahakkuk etmiş ve kendisi yönünden kesinleşmiş ve

kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haktır. Dava konusu kuralda kişilerin

bulunduğu statülerden doğan, tahakkuk etmiş ve kendileri yönünden kesinleşmiş

ve kişisel alacak niteliğine dönüşmüş haklara yönelik bir düzenleme

öngörülmediğinden kazanılmış hakları ihlal eden bir müdahale söz konusu

değildir. Bu kişilerin yeni atandıkları kadrodaki mali haklarının (aylık, ek

gösterge, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali haklar toplamının), mevcut

kadrolarındakine göre daha düşük olması halinde yeni kadrolarındaki gelirleri

mevcut gelirlerine eşitleninceye kadar aradaki farkın ödenmesi öngörülmektedir.

Bu nedenle maddede sayılan görevlerde bulunanların görevlerine son verilerek

araştırmacı unvanlı kadrolara atanmalarını öngören kuralın kazanılmış hakları

ihlal ettiği söylenemez.

Diğer taraftan, genel ve objektif niteliği haiz bir

kuralın, durumlarına uyan herkese ve her olaya uygulanabilecek olması

karşısında o kuralın gerçekte tek kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi

ilgilendiriyor olması onun soyut niteliğini ortadan kaldırmaz. Bireysel

nitelikte bir işlemden söz edilebilmesi için somut yani subjektif olarak bir

kişinin hukuki durumunda değişiklik yapan bir irade açıklamasının bulunması

gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan subjektif olarak somut bazı kişilerin

hukuki durumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir düzenlemede bulunulmayıp

idari ve mali özerkliğe sahip, kendine özgü bütçeli ve buna dayalı personel

rejimi ve idari yapısı düzenlenen Kurumda, durumlarına uyan herkese ve her

olaya uygulanabilecek bir kural öngörülmüştür. Dolayısıyla dava konusu

kurallarla bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmemiş, aksine genel

ve soyut bir norm getirilmiştir. Buna göre kuralda belirtilen kadrolarda görev

yapan kişilerin dava konusu düzenlemeden etkilenmeleri, bu kuralın genel, soyut

ve objektif niteliğini haiz olmadığı anlamına gelmez.

Kuralın dolaylı şekilde hak arama özgürlüğüyle ilgili olması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesi yönünden de incelemesi yapılmıştır.

Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilerek yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Dava konusu kuralla, anılan kadrolarda yapılan değişiklikler, Başkanlığın teşkilat yapısının değiştirilmesinin bir sonucudur. Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru, Başkanlığın yeniden teşkilatlandırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Genel nitelikte olduğu sonucuna ulaşılan yasal düzenlemeyle oluşturulan bu durumun, sebep unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespitinin anayasal bir sorun olduğu ve bu yöndeki denetimin Anayasa Mahkemesince yapılması gerekliliği karşısında hak arama hürriyetinin ortadan kaldırıldığı söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, dava konusu kural Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

17.2.2011 günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un;

A) 1- 3. maddesinin;

a- "Yükseköğretim kurumları ve Yükseköğretim Kurulu" yönlerinden (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,

b- (4) numaralı fıkrasının son cümlesine,

2- 4. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasında yer alan ".müşterek kararname." ibaresine,

b- (11) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan "Bakanlar Kuruluna." ibaresine,

3- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ".Bakanlar Kurulu." ibaresine,

4- 6. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesine,

b- (14) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ".hizmet bedeli." ibaresine,

c- (16) numaralı fıkrasının (a) bendine,

5- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan ".Bakanlar Kurulunun." ibaresine,

6- 14. maddesiyle değiştirilen, 25.4.2001 günlü, 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu'nun;

a- 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresine,

b- 15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresine,

7- Geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesine,

yönelik iptal istemleri, 31.1.2013 günlü, E. 2011/45, K. 2013/24 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bende, cümlelere ve ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,

B) 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasının birinci ve son cümleleri hakkında, 31.1.2013 günlü, E. 2011/45, K. 2013/24 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu cümlelere ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

31.1.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

17.2.2011 günlü, 6114 sayılı Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un;

A) 1- 3. maddesinin;

a- (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin, "Yükseköğretim kurumları ve Yükseköğretim Kurulu" yönlerinden,

b- (4) numaralı fıkrasının son cümlesinin,

2- 4. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasında yer alan ".müşterek kararname." ibaresinin,

b- (11) numaralı fıkrasının (f) bendinde yer alan "Bakanlar Kuruluna." ibaresinin,

3- 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan ".Bakanlar Kurulu." ibaresinin,

4- 6. maddesinin;

a- (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin,

b- (14) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan ".hizmet bedeli." ibaresinin,

c- (16) numaralı fıkrasının (a) bendinin,

5- 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının son cümlesinde yer alan ".Bakanlar Kurulunun." ibaresinin,

6- 14. maddesiyle değiştirilen, 25.4.2001 günlü, 4652 sayılı Polis Yüksek Öğretim Kanunu'nun;

a- 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresinin,

b- 15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ".lise ve dengi okulları bitirenler." ibaresinin,

7- Geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ikinci cümlesinin,

Anayasa'ya aykırı olmadığına ve bu bende, cümlelere ve ibarelere ilişkin iptal isteminin REDDİNE,

B) 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasının birinci ve son cümleleri, 11.10.2011 günlü, 666 sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin 1. maddesiyle yürürlükten kaldırıldığından, konusu kalmayan bu cümlelere ilişkin iptal istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,

31.1.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Başkanvekili

Serruh

KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Mehmet

ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

Muammer

TOPAL

Üye

Zühtü

ARSLAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2011/45, K. 2013/24, 31 Ocak 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. Iı- Yasa Metinleri
  5. Iıı- İlk İnceleme
  6. Iv- Esasın İncelenmesi
  7. V- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  8. Kılıç
  9. Kaleli
  10. Altan
  11. Erten
  12. Özgüldür
  13. Kömürcü
  14. Üstün
  15. Yıldırım
  16. Necipoğlu
  17. Dursun
  18. Tercan
  19. Topal
  20. Arslan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2011/45
Karar No
2013/24
Tarih
31 Ocak 2013

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2012/80 K.2013/16
  • AYM Norm Denetimi E.2011/131 K.2013/22
  • AYM Norm Denetimi E.2012/155 K.2013/4
  • AYM Norm Denetimi E.2012/156 K.2013/5
  • AYM Norm Denetimi E.2013/11 K.2013/20
  • AYM Norm Denetimi E.2011/146 K.2013/11

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.