KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Eylül 2012
- Esas Sayısı
- 2012/20
- Karar Sayısı
- 2012/132
- Karar Günü
- 27.9.2012
- R.G. Tarih-Sayı
- 26.07.2013-28719
- İtiraz yoluna başvuran
- Ankara 6. İdare
Karar Metni
2.581 kelime·13 dk okuma·11 bölüm
Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun, 20.11.2008 günlü, 5812 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle değiştirilen 65. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan 'İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, ' kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır.' hükmünün Anayasa'nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Kamu İhale Kurumuna yapılan 'itirazen şikayet' başvurusunun süre aşımı nedeniyle reddine ilişkin işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralı
4.1.2002 günlü, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun, 20.11.2008 günlü, 5812 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle değiştirilen ve itiraz konusu kuralı da içeren 65. maddesi şöyledir:
'Bildirim ve tebligat esasları
MADDE 65 - (Değişik madde ve başlığı: 5812 - 20.11.2008 / m.25 / Yürürlük /m.35) Aday, istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve tebligatlarda aşağıdaki hususlara uyulması zorunludur:
a) Tebligatlar idareler veya Kurum tarafından aşağıdaki yöntemler kullanılarak yapılabilir:
1) İmza karşılığı elden.
2) İadeli taahhütlü mektupla.
3) Elektronik ortamda.
4) Faksla.
İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, yabancı isteklilerde ise ondokuzuncu gün kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır. Tebligatın bu tarihten önce muhataba ulaşması halinde ise fiili tebliğ tarihi esas alınır.
b) İdareler veya Kurum tarafından elektronik ortamda veya faks ile yapılan tebligatlar ile çerçeve anlaşmaya dahil olan istekliler tarafından elektronik ortamda sunulan fiyat tekliflerinin aynı gün teyit edilmesi zorunludur. Elektronik ortamda veya faks ile yapılan bildirimlerde bildirim tarihi tebliğ tarihi sayılır.
Ancak, idareler veya Kurum ile aday, istekli ve istekli olabilecekler tarafından, elektronik imza kullanılarak yapılan işlemlerde ve şikayet başvurularına ilişkin işlemler dahil Elektronik Kamu Alımları Platformu üzerinden yapılacak ihale sürecine ilişkin işlemlerde teyit aranmaz.
c) Elektronik haberleşmede kullanılacak araçlar ile bunların teknik özellikleri, yaygın olarak kullanılan haberleşme ve bilgi teknolojisi ürünleri ile uyumlu ve kolay erişilebilir olmalı ve eşit muamele ilkesini sağlamalıdır.
d) Her türlü bilgi alışverişi ile bilginin muhafazasında; verilerin bütünlüğü ile tekliflerin ve başvuru belgelerinin gizliliğinin sağlanması esastır.
Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde yapılacak tebliğler hakkında Tebligat Kanunu hükümleri uygulanır.'
B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 10., 13., 36. ve 125. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN'ın katılımlarıyla 7.3.2012 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Serhat ALTINKÖK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın, ihale işlemlerine karşı
yapılacak başvuruların idare veya Kamu İhale Kurumu dışındaki idari mercilere
ya da yargı mercilerine yapılması ve başvuru dilekçelerinin bu merciler
tarafından ilgisine göre ihaleyi yapan idareye veya Kamu İhale Kurumuna
gönderilmesi hâlinde, bu dilekçelerin ihaleyi yapan idare veya Kamu İhale
Kurumu kayıtlarına girdiği tarihin başvuru tarihi olarak kabul edilmesi ve
posta yoluyla yapılan başvurularda postadaki gecikmeler dikkate alınmamasına
karşın, idareler ve Kamu İhale Kurumu tarafından alınan kararlara ilişkin
tebligatın, iadeli taahhütlü mektupla yapılması hâlinde mektubun postaya verilmesini
takip eden yedinci günün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılmasının eşitlik
ilkesine aykırı olduğu, ayrıca ihale işlemlerine karşı şikayet ve itirazen
şikâyet başvurusunda bulunanların, postada yaşanacak herhangi bir gecikme
nedeniyle kendilerine fiilen herhangi bir bildirim ve tebligat yapılmaksızın,
haklarında alınan kararların tebliğ edilmiş sayılmasının da hak arama
özgürlüğünü ihlal edici nitelikte olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 10.,
13., 36. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.
4734 sayılı Kanun'un 65. maddesinde, kamu ihalelerinde aday, istekli ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve tebligatlarda uyulması zorunlu hususlar belirlenmiştir. İtiraz konusu kuralda ise iadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci günün kararın istekliye tebliğ tarihi sayılacağı hükme bağlanmıştır.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri 'hukuk güvenliği'ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.
Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin
birinci fıkrasında, 'Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile
adil yargılanma hakkına sahiptir.' denilerek yargı mercilerine davacı
ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve
adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle korunan hak
arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde,
Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken
şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili
güvencelerden biridir. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı
kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme
karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin
etkili yolu, yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir. Anayasa'nın
36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni
öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün
olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni öngörülmemiş
hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu kabul
edilmektedir. Ayrıca, hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama nedenine
yer verilmemiş olsa da, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallara
dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava açma hakkının
kapsamına ve kullanımına ilişkin düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün
doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen
kurallar olduğu açıktır. Ancak, bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer
alan güvencelere aykırı olamaz.
Anayasa'nın 13. maddesine göre ise temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi, hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Tebligat, yetkili makamlarca birtakım hukuki işlemlerin, bu işlemin hukuki sonuçlarından etkilenmeleri amaçlanan kişilere kanuna uygun şekilde bildirimi ve bu bildirimin usulüne uygun olarak yapıldığının belgelendirilmesi işlemidir. Usulüne uygun işlemlerin kendilerine bağlanan hukuki sonuçları doğurabilmesi için muhatabına bildirilmesi gerekir. Usulüne uygun olarak yapılan tebligat, Anayasa'da güvence altına alınmış olan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesinin ve bireylere tanınan hak arama hürriyetinin önemli güvencelerinden biridir.
İtiraz konusu kuralda, kamu idareleri ve Kamu İhale Kurumu
tarafından alınan kararlara ilişkin tebligatın, iadeli taahhütlü mektupla
yapılması hâlinde mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, kararın
istekliye tebliğ tarihi sayılmaktadır. Kendilerinden kaynaklanmayan ve
kendilerine kusur izafe edilmesi mümkün olmayan sebeplerle posta hizmetlerinde
yaşanan bir gecikme sonucunda, kendilerine fiilen herhangi bir bildirim ve
tebligat yapılmaksızın, haklarında alınan kararların tebliğ edilmiş
sayılmasının, ilgililerin kazandıkları ihaleye ilişkin sözleşme yapmaları,
Kanun'un 56. maddesi uyarınca ihaleye karşı itirazen şikayette bulunabilmeleri
veya ihaleye karşı adli ya da idari makamlar nezdinde dava açabilmeleri gibi
bazı hakların kullanılamamasına neden olacağı açıktır. Bir başka ifadeyle,
ulaşmayan bir tebligat nedeniyle muhatabının Kamu İhale Kurumuna süresinde
başvuru yapamaması, başvuru yapmış olsa dahi bu başvurunun süresinde
yapılmadığı gerekçesiyle reddedilecek olması ve bu konuda açılacak bir davanın
da yargı mercileri tarafından reddedilecek olması sonucunu doğuracaktır. Bu
durum tebligatın muhatabının, kendisine izafe edilemeyen nedenlerle posta
hizmetlerinde yaşanan gecikme sonucunda, tebligatın içeriğini ilgilendiren
konuların esasına ilişkin iddialarını adli veya idari makamlar önünde hiçbir
şekilde ortaya koyamamasına neden olacaktır. Dolayısıyla, itiraz konusu kural,
kendilerinden kaynaklanmayan gecikmelere karşı kişilere yeterince koruma
sağlamadığı için hukuki güvenlik ilkesine aykırılık oluşturduğu gibi kişilerin
hak arama özgürlüğünün özünü de zedelemektedir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 36. ve 13. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural, Anayasa'nın 2., 36. ve 13. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden Anayasa'nın 10. ve 125. maddeleri yönünden incelenmemiştir.
Bu görüşe Hicabi DURSUN ve Muammer TOPAL katılmamıştır.
ALTAN
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye
Erdal TERCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun itiraza konu ibareyi de içeren 65. maddesinin birinci fıkrasında 'Aday, istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve tebligatlarda aşağıdaki hususlara uyulması zorunludur;' denildikten sonra (a) bendinde, 'Tebligatlar idareler veya Kurum tarafından aşağıdaki yöntemler kullanılarak yapılabilir:
1) İmza karşılığı elden,
2) İadeli taahhütlü mektupla,
3) Elektronik ortamda,
4) Faksla,
İadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci gün, yabancı isteklilerde ise ondokuzuncu gün kararın istekliye tebliğ tarihi sayılır. Tebligatın bu tarihten önce muhataba ulaşması halinde ise fiili tebliğ tarihi esas alınır.' düzenlemesine yer verilmiştir.
Anılan Yasa'nın 4. maddesinde, düzenlemede sözü geçen 'Aday' kavramının 'Ön yeterlik için başvuran gerçek veya tüzel kişileri veya bunların oluşturdukları ortak girişimleri', 'İstekli' kavramının 'Mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalesine teklif veren tedarikçi, hizmet sunucusu veya yapım müteahhidini,' 'İstekli olabilecek' ibaresinin ise 'İhale konusu alanda faaliyet gösteren ve ihale veya ön yeterlik dokümanı satın almış gerçek veya tüzelkişiyi ya da bunların oluşturdukları ortak girişimi,' ifade edeceği belirtilmiştir.
İtiraza konu ibarenin de yer aldığı 65. madde hükümlerinde aday, istekliler ve istekli olabileceklere yapılacak her türlü bildirim ve tebligatlarda uyulması zorunlu hususlara yer verilmiştir.
Söz konusu maddenin değişiklik gerekçesinde, ihale, şikayet ve itirazen şikayet sürecinde idareler ve Kamu İhale Kurumu tarafından yapılan bildirim ve tebligatlarda yaşanan zaman kaybını önlemek amacıyla işin niteliğine uygun olarak hızlı ve etkin bildirim araçlarının kullanılması imkanı getirildiği belirtilerek, iadeli taahhütlü mektupla yapılan tebligatlarda mektubun postaya verilmesini takip eden yedinci günün, kararın istekliye tebliğ tarihi sayılacağı konusundaki itiraza konu ibarenin gerekli bulunduğu açıklanmıştır.
Diğer taraftan, söz konusu Yasa'nın 54. maddesinde, ihale
sürecindeki hukuka aykırı işlem veya eylemler nedeniyle bir hak kaybına veya
zarara uğradığını veya zarara uğramasının muhtemel olduğunu iddia eden aday
veya istekli ile istekli olabileceklerin, bu Yasa'da belirtilen şekil ve usul
kurallarına uygun olmak şartıyla şikayet ve itirazen şikayet başvurusunda
bulunabilecekleri; başvurunun süre, usul ve şekil kurallarına uygun olmaması,
usulüne uygun olarak sözleşme imzalanmış olması veya şikayete konu işlemlerde
hukuka aykırılığın tespit edilememesi veya itirazen şikayet başvurusuna konu
hususun anılan Kurumun görev alanında bulunmaması hallerinde başvurunun reddine
karar verileceği düzenlenmiştir.
Anılan düzenlemelerle, ihalelerin, şikayet ve itirazen şikayet başvurularıyla yasal düzenlemeler dışında, kesintiye uğramaması için, bu başvurulara ilişkin olarak hızlı ve etkin bir başvuru ve bildirim yolu öngörülmesinin amaçlandığı, bu amaç doğrultusunda başvuru ve karar alma sürelerine yönelik olarak kurallar belirlendiği ve sınırlamalar getirildiği anlaşılmıştır.
Kararda, itiraz konusu kuralla getirilen sınırlamanın hukuk devletine aykırılığı ve hak arama özgürlüğünü kısıtladığı hususları üzerinde durulmuştur.
Anayasa'nın 2. maddesinde yer verilen hukuk devleti kavramı Devletin bütün işlemlerinin hukuka, Anayasa'ya ve kanunlara uygun olması; bu işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının bağımsız mahkemelerce denetlenmesi; hukuki istikrar ve güven ortamının tesis ve idame ettirilmesi; kanunların Anayasa'ya ve hukukun genel ilkelerine uygun olması; yönetimde keyfiliğin değil hukuk kurallarına bağlılığın esas olması gibi öğeleri içermektedir.
Anayasa Mahkemesi'nin pek çok kararında hukuk devleti ilkesinden
ne anlaşılması gerektiği sorusu cevaplandırılmış ve Mahkeme'nin hukuk devleti
ilkesinin içeriğine dair yaklaşımı yerleşik hale gelmiştir. Anayasa
Mahkemesi'nin hukuk devleti kavramına ilişkin yerleşik görüşü bir kararda şu
şekilde ifade edilmiştir: 'Anayasanın 2. maddesinde belirtilen hukuk
devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren,
eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık, Anayasanın ve yasaların üstünde yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk
devletinde yasakoyucu, Anayasa kurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç
duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisine sahiptir.'
Öte yandan, Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ya da davalı kimliğiyle sav ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.
Anayasa Mahkemesi kararlarında bireylerin hak arama özgürlüğü
bağlamında dava hakkı tanınmasının önemine değinilmektedir. Örneğin bir
kararda, 'Anayasanın 36. maddesinde, (') güvence altına alınan dava
yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının
ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve
bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisini oluşturmaktadır.
Gerçekten, karşılaştığı bir suçlamaya karşı kişinin kendisini savunabilmesinin
ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri
sürüp kanıtlayabilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde
dava hakkını kullanabilmesidir. Kişilere yargı mercileri önünde dava hakkı
tanınması adil bir yargılamanın ön koşulunu oluşturur.'denilmektedir.
Mahkemenin bir başka kararında ise, ''Hak arama özgürlüğünü kısıtlayıp
güçleştirmek toplumu ve bireyleri en sağlıklı güvence olan hukuk-yargı
güvencesinden yoksun kılar. ' Sınırlı bir hak arama özgürlüğü, kısıtlı bir
idari yargı ise, hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.' sözleriyle aynı
esaslara vurgu yapılmıştır.
'Hak arama özgürlüğü', kişilerin yargı organlarına davacı veya
davalı olarak başvurabilmeleri ve bu organlar önünde adil ve hakkaniyete uygun
yargılanma haklarına sahip olmaları olarak tanımlanabilir. İnsan varlığını
soyut ve somut değerleriyle koruyup geliştirmek amacıyla hukuksal olanakları
kapsamlı biçimde sağlama, bu konuda tüm yollardan yararlanma hakkını içeren hak
arama özgürlüğü, hukuk devletinin başlıca ölçütlerinden, demokrasinin en çağdaş
gereklerinden ve vazgeçilmez koşullarından biridir. Toplumsal barışı
güçlendiren faktörlerin en önemlilerinden olan hak arama özgürlüğü, aynı
zamanda bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme ve haksızlığı giderme
uğraşısının uygar bir yöntemidir.
Anayasa'da yer alan hak arama özgürlüğü açısından itiraz konusu
kural incelendiğinde, anılan Yasa'nın ayrıntılarıyla düzenlediği bir süreç olan
ihale sürecini takip imkanına sahip olan aday, istekli ve istekli
olabileceklerin, bir ihale nedeniyle idareye başvurarak, teklif vererek veya ihale
dokümanı satın alarak başlattıkları süreçte, Yasa'da belirtilen imza karşılığı
elden, elektronik ortamda veya faksla tebligat yanında iadeli taahhütlü
mektupla tebligat yapılıp yapılmadığını öğrenebilecek durumda olmaları
karşısında itiraz konusu kuralla getirilen düzenlemenin, ilgililerin etkili bir
başvuru yolunu tıkadığını veya güçleştirdiğini söylemek mümkün değildir.
'İtiraz konusu kuralın, 4734 sayılı Kanun'un 65. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde yazılı dört ayrı tebligat yönteminden sadece iadeli taahhütlü
mektupla tebligat yapılabilenlerin bir şekilde kendisine tebligat yapılmasından
kaçınabilecekler için getirildiği açıktır. İhale sürecinin pürüzsüz
işleyebilmesi ve öngörülen sonuçların elde edilmesi için, kötü niyetli
kimselerin zorlayabilecekleri bir takım yasal boşlukların da kapatılması
gerekir. Hukukun kötü niyetlileri koruması' düşünülemez Kanunkoyucunun diğer
katılanların haklarını da gözetecek biçimde ihale sürecinin sağlıklı olarak
işletilmesi amacıyla etkin bir itiraz ve dava yolu için böyle tedbirlere
başvurmasının takdir yetkisinde olduğu açıktır.
Sonuç olarak hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin
olarak yapılan değerlendirme sonucunda, tebligat ve itirazın hızla
sonuçlandırılarak, ihalenin kesinleşmesi hedefine yönelik olan itiraz konusu
düzenlemenin, ihale sürecine kendi istekleriyle katılan ve bu süreci takip
edebilecek durumda bulunan gerçek veya tüzel kişilerin haklarını, hak arama
özgürlüğünü ortadan kaldıracak şekilde sınırlandırmadığı açıktır. İtiraz konusu
kuralın kişilerin ihaleyi yapan idare ve Kamu İhale Kurumu önünde sahip
oldukları anayasal haklarını engellemediği, birbirini takip eden işlemlerden
oluşan ihale sürecine karşı itiraz ve yargı yolunu kapatmadığı sonucuna
ulaşılmaktadır. Bu itibarla, ihale sürecinin hızlı ve etkili bir biçimde
sonuçlandırılmasına yönelik olarak getirildiği anlaşılan itiraz konusu
düzenlemenin, hak arama özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil
etmediği, ihale hukukuna ilişkin olarak sınırlama içermeyen, kanun koyucunun
takdiri kapsamında kalan bir düzenleme olduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olmadığı görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyoruz.
Üye Muammer TOPAL Üye Zühtü ARSLAN Üye Hicabi DURSUN Üye Muammer TOPAL
Anayasa Mahkemesi, E. 2012/20, K. 2012/132, 27 Eylül 2012 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası