İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2013/126 K.2014/17

22. İş Mahkemesi

Esas2013/126Karar2014/17Tarih29 Ocak 2014Okuma15 dk · 3.082 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Ocak 2014
Esas Sayısı
2013/126
Karar Sayısı
2014/17
Karar Günü
29.1.2014
R.G. Tarih-Sayı
09.05.2014-28995
İtiraz yoluna başvuran
İstanbul
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.082 kelime·15 dk okuma·19 bölüm

22. İş Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun'un 52. maddesiyle eklenen geçici 36. maddenin birinci ve ikinci fıkralarında yer alan “…bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla…” ibarelerinin Anayasa'nın 10. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'na muhalefetten yargılandığı kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi üzerine davacının, gözaltında ve tutuklulukta geçirdiği sürenin, 5510 sayılı Kanun'un geçici 36. maddesi kapsamında borçlandırılması talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna yaptığı başvurunun, Kanun'un yayımı tarihinden itibaren başlayan altı aylık süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, itiraza konu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren geçici 36. maddesi şöyledir:

“13/5/1971 tarihli ve 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca

kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle

yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu

12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya

beraatlerine karar verilenlerin, gözaltındaveyatutuklulukta geçensüreleriiçin

kendilerininyada hak sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu

maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması

kaydıyla, gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, talep tarihinde 82

nci maddeye göre belirlenen prime esas günlük kazanç alt sınırının % 32'si

üzerinden hesaplanacak primlerinin; bu durumlarından dolayı dava açıp tazminat

alanların borcun tebliğ tarihinden itibaren altı ay içerisinde kendilerince

veya hak sahiplerince, tazminat almamış olanların ise Hazinece ödenmesi

suretiyle borçlandırılır. Bu şekilde borçlanılan süreler Kanunun 4 üncü

maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında prim ödeme gün sayısı olarak

değerlendirilir. Ancak, sigortalılık başlangıç tarihinden önceki borçlanılan

süreler sigortalılık başlangıç tarihini geriye götürmez.

5434 sayılı Kanuna tabi çalışmakta iken 1402 sayılı Sıkıyönetim

Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar

nedeniyle yakalanan veya tutuklananlardan, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime

el koyduğu 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren haklarında kovuşturmaya yer

olmadığına veya beraatlerine karar verilenlerin, herhangi bir nedenle hizmet

sayılmayan gözaltında veya tutuklulukta geçen süreleri, kendileri veya hak

sahiplerinin bu durumlarını belgeleyerek bu maddenin yayımı tarihinden

itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla, gözaltına alındığı

veya tutuklandığı tarihteki emeklilik keseneğine esas aylık derece ve

kademesinin talep tarihindeki katsayılar ve emeklilik keseneğine esas aylığın

hesabına ait diğer unsurlar ile kesenek ve karşılık oranları esas alınmak

suretiyle hesaplanacak borçlanma tutarının altı ay içerisinde kendilerince veya

hak sahiplerince ödenmesi halinde hizmet sürelerine eklenir. Borçlanılan

süreler 5434 sayılı Kanunun geçici 205 inci maddesine göre yaş tespitinde

dikkate alınmaz.

Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kendi

sigortalılıklarından dolayı sosyal güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık

bağlanmış olanlar ile birinci ve ikinci fıkra kapsamında sayılan sözkonususüreleriherhangi birşekildesigortalılıkhizmeti

olarak değerlendirilmiş olanlar bu madde uyarınca borçlanamazlar. Sosyal

güvenlik kanunlarına göre gelir veya aylık bağlanmayan ya da toptan ödeme

yapılmak suretiyle hizmetleri tasfiye edilenlerden borçlanacakları bu süreler

ile birlikte emekli veya yaşlılık aylığına veya gelire hak kazanacak olanlara,

geçmişe yönelik aylık ve farkı ödenmez. Bu maddenin birinci ve ikinci fıkrası

kapsamında borçlandırılan süreler emekli ikramiyesi hesabında dikkate alınmaz.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Kurum yetkilidir.”

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa'nın 10. maddesine dayanılmış, Anayasa'nın 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 11.12.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre,

mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun

hükmünde kararname kurallarını Anayasa'ya aykırı görürler veya taraflardan

birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o

hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu

kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde

yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali

istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak

yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde

veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte

bulunan kurallardır.

Başvuru kararında, 5510 sayılı Kanun'a, 6111 sayılı Kanun'un 52.

maddesiyle eklenen geçici 36. maddenin ikinci fıkrasında yer alan “...bu

maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması

kaydıyla...” ibaresinin de iptali istenilmektedir. Anılan ikinci

fıkranın uygulanabilmesi için 1402 sayılı Kanun'a muhalefet nedeniyle

gerçekleşen yakalama veya tutuklama esnasında, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti

Emekli Sandığı Kanunu'na tabi olmayı gerektiren bir görevde bulunulması

gerekmektedir. Davacının ise 5510 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce ve

aynı zamanda 1402 sayılı Kanun'a muhalefet nedeniyle gözaltına alınarak

tutuklandığı sırada, 5434 sayılı Kanun'a tabi bir hizmeti bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, 5510 sayılı Kanun'un geçici 36. maddesinin ikinci fıkrası, davada

uygulanacak kural değildir.

Bu nedenlerle, 31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Kanunu'na, 6111 sayılı Kanun'un 52. maddesiyle eklenen geçici 36. maddenin;

A- İkinci fıkrasında yer alan “...bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla...”ibaresinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu ibareye ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

B- Birinci fıkrasında yer alan “...bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla...”ibaresinin ESASININ İNCELENMESİNE, M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Yunus Emre YILMAZOĞLU tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, Kanun'da öngörülen borçlanma imkânından yararlanabilmenin Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı aylık süre içinde başvurulması koşuluna bağlanmasının, sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren bir suç nedeniyle, Kanun'un yayım tarihini izleyen altı aylık süre içinde henüz yargılaması tamamlanmamış olanların bu imkândan yararlanamamalarına neden olduğu, bu durumun ise eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa'nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.

Kanun'un geçici 36. maddesinin itiraz konusu ibarenin de yer

aldığı birinci fıkrasıyla, 1402 sayılı Kanun uyarınca kurulan sıkıyönetim

mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan ya da tutuklanan

kişilerin, gözaltında veya tutuklulukta geçirdikleri süreleri, Kanun'da

öngörülen yöntemle borçlanmalarına imkân sağlanmaktadır. İlgililerin bu maddede

öngörülen borçlanma imkânından yararlanabilmesi için yakalama ya da

tutuklamanın, 1402 sayılı Kanun uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin

görev alanına giren bir suç nedeniyle gerçekleşmiş olması ve Türk Silahlı

Kuvvetlerinin yönetime el koyduğu 12.9.1980 tarihinden itibaren haklarında

kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmiş bulunması koşulları

aranmaktadır. Borçlanma taleplerinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin Yargıtay uygulamasında,

sadece beraat ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlar değil,

mahkûmiyetle sonuçlanmamış her türlü karar bu kapsamda değerlendirilmektedir

(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 18.3.2013 günlü, E.2013/359, K.2013/5041 sayılı

kararı). Sosyal Güvenlik Kurumunun da geçici 36. maddeye ilişkin uygulaması

aynı yöndedir.

Dava konusu kuralla, Kanun'un geçici 36. maddesinin birinci fıkrasında öngörülen borçlanma imkânından yararlanılabilmesi altı aylık hak düşürücü süreye bağlanmakta ve bu sürenin, Kanun'a, 6111 sayılı Kanun'un 52. maddesi ile eklenen geçici 36. maddenin yürürlüğe girdiği 25.2.2011 tarihinden itibaren başlayacağı öngörülmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde

belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına

dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir

hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan,

bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız

yargı denetimine bağlı olan devlettir. Kanunların kamu yararının sağlanması

amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi

ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu

nedenle, kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir

yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı

ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.

Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik

ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için

söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür.

Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı

işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını

önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı

kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun

önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına

gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik

kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı

hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik

ilkesi zedelenmez.

Yargıtay ve Sosyal Güvenlik Kurumu uygulamaları da dikkate alındığında, geçici 36. maddenin birinci fıkrasında, sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren bir suç nedeniyle yakalanan ve tutuklananlardan, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayanlara, gözaltında ya da tutuklulukta geçen süreleri borçlanma imkânının getirildiği anlaşılmaktadır.

Kanun koyucu, yasal düzenlemeler yaparken belli hak düşürücü süreler öngörebilir. Bu itibarla, kanun koyucunun, Kanun'un geçici 36. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen borçlanma imkânından yararlanılabilmesini altı aylık hak düşürücü süreyle sınırlamış olmasında Anayasa'ya aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Geçici 36. madde ile getirilen borçlanma hakkı, uygulamada

gelişen yönüyle sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren bir suç

nedeniyle yargılanmakla birlikte hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı

bulunmayan herkese tanınan bir hak niteliğindedir. Ancak, Kanun'un geçici 36.

maddesinin birinci fıkrasında öngörülen borçlanma imkânından yararlanılabilmesi

için getirilen altı aylık sürenin başlangıcında Kanun'un yürürlüğe girdiği

tarihin esas alınması, sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren bir suç

nedeniyle yargılanıp hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmama

bakımından özdeş durumdaki kişiler arasında farklı uygulama yapılmasına neden

olmakta ve hakkındaki ceza kovuşturması söz konusu altı aylık sürenin dolduğu

tarihten sonra sona erenlerin bu haktan yararlanmaları imkânsız hale

gelmektedir. Bir başka ifadeyle, kanunda öngörülen süreden önce “aynı

durumda olup aynı şartları sağlayanlar” borçlanma hakkından yararlanmaktayken,

kendi iradeleri dışında ve yargılamanın daha uzun sürmesi nedeniyle kanunda

öngörülen şartları itiraz konu ibare ile öngörülen süreden sonra sağlayanlar bu

imkândan yoksun kalmaktadır.

Haktan yararlanabilme yönünden kanunda aranılan diğer şartları taşıdığı hâlde, hakkındaki yargılama henüz kesin hükümle sonuçlanmamış kişilerin başvurmalarına engel teşkil edecek biçimde, altı aylık başvuru süresinin kanunun yürürlük tarihinden itibaren işlemeye başlamasının öngörülmesi adalete ve hakkaniyete uygun düşmediği gibi eşitlik ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 10. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

31.5.2006 günlü, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'na, 13.2.2011 günlü, 6111 sayılı Kanun'un 52. maddesiyle eklenen geçici 36. maddenin birinci fıkrasında yer alan “…bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla…” ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 29.1.2014 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim

KILIÇ

Başkanvekili

Serruh

KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

Muammer

TOPAL

KARŞIOY GEREKÇESİ

Anayasanın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddelerine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse, o hükümlerin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.

Başvuruda bulunan mahkemenin, 5510 sayılı Kanunun geçici 36. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında geçen “… bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla…” ibarelerinin Anayasaya aykırılığı itirazında bulunması üzerine, Anayasa Mahkemesi ikinci fıkranın davada uygulanacak kural olmadığını belirterek, bu fıkrada geçen ibareye ilişkin başvurunun reddine; ilk fıkrada geçen aynı ibare bakımından ise esasa geçilmesine karar vermiştir.

Geçici 36. madde, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca kurulan sıkıyönetim mahkemelerinin görev alanına giren suçlar nedeniyle yakalanan ve tutuklananlardan, 12 Eylül 1980'den sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin gözaltında veya tutuklulukta geçen sürelerinin borçlanılarak emeklilik sürelerinde değerlendirilmesine imkân sağlamaktadır.

İtirazda bulunan mahkeme, 1402 sayılı Kanuna muhalefetten açılan ceza davasında zamanaşımı sebebiyle hakkındaki davanın düşürülmesine karar verilen davacının, gözaltında ve tutuklulukta geçen sürelerinin borçlandırılmasına ilişkin talebinin idarece reddi üzerine açtığı davada, uygulanacak kural olduğunu ileri sürdüğü geçici 36. maddede yer alan yukarıdaki ibarelerin Anayasaya aykırılığını iddia etmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, geçici 36. madde ile getirilen

imkândan faydalanılabilmesi için öngörülen şartlardan biri de, 1402 sayılı

Kanun uyarınca yakalanan ve tutuklananlar hakkında 12/9/1980 tarihinden

itibaren “kovuşturmaya yer olmadığı” veya “beraat” kararı verilmesidir. 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda açık bir şekilde tanımlanan bu kararlar

“düşme” kararından tamamen farklıdır. 5271 sayılı Kanunda, kovuşturma evresi

sonunda verilebilecek diğer kararlar da düzenlenmektedir. Geçici 36. madde

benzeri düzenlemelerin kapsamının ve düzenleme ile getirilen imkânlardan

yararlanacak olanlara ilişkin şartların belirlenmesinde kanun koyucunun takdir

yetkisi bulunduğundan, düzenlemede bu kararların bir bölümüne veya tamamına yer

verilmesi mümkündür. Örneğin denetimli serbestlikle ilgili düzenlemede

“soruşturma sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı veya kovuşturma sonucunda

beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, davanın reddi veya düşme kararı verilmesi

halinde” demek suretiyle daha geniş kapsamlı bir saymanın tercih edildiği

görülmektedir. Bu itibarla, geçici 36. maddede 5271 sayılı Kanunun 223.

maddesine göre yargılama sonunda verilebilecek kararlardan sadece “beraat”

kararına yer verilmesinin hata veya unutmadan kaynaklandığının veya örnek verme

amaçlı olduğunun, dolayısıyla davasının düşmesine karar verilen kişilerin de

beraat etmiş gibi değerlendirilerek geçici 36. madde hükmü kapsamında

bulunduklarının kabul edilmesi yerinde değildir.

Anayasaya aykırılık itirazında bulunma yetkisi bakımından ilk

derece mahkemesinden farklı bir durumda olmayan Yargıtayın ilgili hukuk

dairesinin, 5510 sayılı Kanunda geçen beraat veya kovuşturmaya yer olmadığı

kararlarını geniş yorumlayarak mahkûmiyetle sonuçlanmamış her türlü kararı bu

kapsamda değerlendirmesi de Anayasaya aykırılık itirazının incelenmesine esas

alınmış ve hakkındaki ceza davası zamanaşımı sebebiyle düşürülen kişinin durumu

beraat etmiş gibi kabul edilmiştir. Yasama organının, haklarında kovuşturmaya

yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerle sınırlı olarak tanıdığı borçlanma

hakkını, haklarındaki dava bunların dışında bir kararla sona eren kişileri de

kapsayacak şekilde yorumlamak kuşkusuz yorum yetkisini aşar.

Diğer taraftan, bir kuralın kapsamında yer almayan kişiler tarafından açılan davalarda kişinin kanun kapsamında olmadığı gerekçesiyle red kararı verileceği için kuralın bu anlamda davada uygulanacak hüküm olduğu düşünülebilirse de, bu durumda kişilerin, kapsamında olmadıkları kanun hükümlerinin Anayasaya aykırılığını iddia edebileceklerinin kabulü gerekir ki Anayasanın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddelerindeki “davada uygulanacak hüküm”den anlaşılması gereken bu olmamalıdır.

Nitekim bu davada da, ikinci fıkrada geçen ve Anayasaya aykırılığı ileri sürülen ibareye ilişkin başvuru, ilgili kişinin tutuklandığı sırada 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tâbi olmayı gerektiren bir görevde bulunmaması sebebiyle itiraz başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanacak kural olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. İlgilinin her iki fıkranın da kapsamında bulunmamasına rağmen, ikinci fıkranın davada uygulanacak kural olmadığı gerekçesiyle ilk inceleme safhasında esasa geçilmesi reddedilirken, birinci fıkrada geçen ibarenin esasının incelenmesinde isabet bulunmadığını düşünüyorum.

Bu sebeplerle, ilk fıkradaki mezkûr ibarenin de davada uygulanacak kural olmadığı ve buna ilişkin başvurunun da reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, esasa geçilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye

Zühtü

ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

5510 sayılı Kanunun geçici 36. maddesinin ilk fıkrasındaki “… bu maddenin yayımı tarihinden itibaren altı ay içerisinde talepte bulunması kaydıyla…” ibaresinin Anayasanın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.

Kararda, geçici 36. madde ile getirilen borçlanma imkânından yararlanılabilmesi için belirlenen altı aylık sürenin başlangıcında Kanunun yürürlüğe girdiği tarihin esas alınması sebebiyle, yargılaması süre dolduktan sonra sona erenlerin bu haktan yararlanmalarının imkânsız hâle geldiği, dolayısıyla Kanunda öngörülen şartları kendi iradeleri dışında ve yargılamanın daha uzun sürmesi nedeniyle öngörülen süreden sonra sağlayanların bu imkândan yoksun kaldıkları belirtilmiştir.

Anılan madde, sıkıyönetim mahkemelerinin görevine giren suçlar nedeniyle yakalanan ve tutuklananlardan, 12/9/1980'den sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenlerin gözaltında veya tutuklulukta geçen sürelerinin borçlanılarak emeklilik sürelerinde değerlendirilmesine imkân sağlamaktadır.

Primi ödenmemiş geçmiş sürelerin kanunla öngörülen şartlarla sigortalılık süresinden sayılmasına imkân veren hizmet borçlanmaları hukukî niteliği itibariyle malî affa benzemektedir. Bu bakımdan, hizmet borçlanması yasama organının kanunla buna imkân vermesi kaydıyla ve borçlanmanın kapsamı ile şartlarının kanunla belirlenmesi suretiyle mümkün olmaktadır. Bu nitelikleri itibariyle, hizmet borçlanmasından yararlanacak kişilerin talepte bulunmaları için yasama organı tarafından süre sınırlamaları öngörülmektedir.

Anayasada düzenlenen temel hak ve hürriyetler arasında af gibi imkânlardan yararlanma şeklinde bir hak bulunmadığından, hizmet borçlanmaları da kişiler için bir hak değil, yasama organının getirdiği bir lütuf ve atıfettir. Bu itibarla, kanunla belirlenen başvuru süreleri ve hizmet borçlanmasından faydalanma şartları yasama organının takdir yetkisi içinde kalan konulardır. Anayasa Mahkemesi de affın kapsamının belirlenmesi konusunda, “belirtilen konulara ilişkin yasaların uygulanma tarihinin saptanmasında yasakoyucunun Anayasal ilkelere bağlı kalmak koşuluyla takdir hakkı olduğunun kabulü gerekir” demektedir(18/7/2001 tarihli ve E.2001/4, K.2001/332 sayılı Karar).

Kararda, itiraz konusu kuralın sıkıyönetim mahkemelerinin görevine giren suçlar nedeniyle “yargılanıp hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmama bakımından özdeş durumdaki kişiler arasında farklı uygulama yapılmasına” neden olduğu için adalete ve hakkaniyete uygun düşmediği ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmadığı belirtilmektedir.

Oysa itiraz konusu ibareyi içeren maddenin yayımlandığı 25/2/2011

tarihinden önce veya bu tarihten itibaren altı ay içinde haklarında

kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilenler ile başka bir karar

verilenlerin yahut henüz karar verilmeyenlerin aynı hukukî durumda oldukları

söylenemez. Eşitlik ilkesi hukukî durumları aynı olanlar için söz konusu

olduğundan, farklı hukukî durumlarda bulunan bu kişiler arasında ortaya çıkan

farklılığın eşitlik ilkesine aykırı olduğundan söz edilemez. Kararda ayrıca

itiraz konusu kuralla getirilen imkândan yararlanma şartları bakımından oluşan

farklılığın kişilerin kendi iradeleri dışında ortaya çıktığı belirtilmekte ise

de, kişilerin hukukî durumları arasındaki farklılıkların iradî olup olmamasının

eşitlik ilkesi bakımından bir öneminin bulunmadığı açıktır. Bu sebeple itiraz

konusu kuralda eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan, Kanunda öngörülen şartları taşımayanların bir süre

sonra bu nitelikleri kazanma ihtimalinin bulunması sebebiyle kuralın eşitlik

ilkesine aykırı olduğuna hükmetmek, bu tür düzenlemelerin geçici hükümlerle

değil, belirli bir süre sınırı veya sürenin başlangıcı için bir tarih

belirlemeden sürekli hükümlerle yapılması gerektiği anlamına gelir. Oysa bu

düzenlemelerle getirilen imkânların süreklilik kazanmaması, sosyal güvenlik

sistemi ve malî disiplin açısından önem taşıdığı gibi geçici düzenlemelerle

getirilen imkânlardan faydalanmak isteyenler için belirli bir başvuru süresi

öngörülmesi hukukî belirlilik ve güven ilkeleri ile istikrar bakımından da

önemlidir. İtiraz konusu kural yukarıda açıklanan sebeplerle eşitlik ilkesine

de, adalet ve hakkaniyete de aykırı değildir.

İtiraz konusu kuralın Anayasaya aykırılığı itirazının temelini, geçici 36. maddenin, öngörülen süre içinde haklarında kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmeyenleri kapsamaması, başka bir ifadeyle eksik düzenleme oluşturmaktadır.

Kanun koyucunun bir konuyu düzenlerken, benzer durumdaki bazı

kişileri düzenleme kapsamına almamasının ve bunlar arasında farklı uygulamalara

sebep olabilecek bir düzenleme eksikliği bırakmasının veya isterse getirebileceği

bir kuralı getirmemesinin iptal nedeni sayılamayacağı yönündeki Anayasa

Mahkemesi kararlarında da (24/11/1987 tarihli ve E.1987/24, K.1987/32 sayılı

Karar; 18/1/1989 tarihli ve E.1988/3, K.1989/4 sayılı Karar)belirtildiği üzere,

bu hususlar kanun koyucunun takdir yetkisi içindedir. Buna göre, özde Anayasaya

aykırı düşmeyen bir kuralın uygulama alanının genişletilmesi amacı ile iptal

isteminde bulunulamayacağı gibi kişiler arasında farklı uygulamaya sebep olduğu

ileri sürülen eksik düzenlemenin, hükmün iptali ile değil, diğerlerine de aynı

hakkı tanıyan yasama tasarruflarıyla düzeltilmesi Anayasaya uygun olacaktır.

Anayasa Mahkemesi, eksik düzenleme sonucunda eşitlik ilkesine aykırılık

oluşması hâlinde kuralı Anayasaya aykırı bulmakta ise de,itiraz konusu kuralda

eşitlik ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

Anayasanın 153. maddesinin ikinci fıkrasında, Anayasa Mahkemesinin bir kanun hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak şekilde hüküm tesis edemeyeceği belirtilmektedir.

İtiraz konusu ibarenin iptali, anılan madde ile getirilen borçlanma imkânının, yasama organının öngördüğü şartları taşımayanlara da tanınması sonucunu doğurmaktadır. Böylece, düzenlemenin kapsamı kanun koyucunun öngörmediği ölçüde ve yeni bir uygulamaya yol açacak şekilde genişletilmiş olmaktadır.

Bu sebeplerle, itiraz konusu kurala yönelik iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye M. · Emin KUZ Üye M. · Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2013/126, K. 2014/17, 29 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. M. Emin KUZ bu görüşe
  9. Kılıç
  10. Kaleli
  11. Altan
  12. Kömürcü
  13. Üstün
  14. Yıldırım
  15. Necipoğlu
  16. Dursun
  17. Tercan
  18. Topal
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Arslan
  21. Karşıoy Gerekçesi
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2013/126
Karar No
2014/17
Tarih
29 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/77 K.2014/4
  • AYM Norm Denetimi E.2013/156 K.2014/2
  • AYM Norm Denetimi E.2013/100 K.2014/14
  • AYM Norm Denetimi E.2013/103 K.2014/7
  • AYM Norm Denetimi E.2013/130 K.2014/18
  • AYM Norm Denetimi E.2013/92 K.2014/6

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.