KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 10 Nisan 2013
- Esas Sayısı
- 2013/14
- Karar Sayısı
- 2013/56
- Karar Günü
- 10.4.2013
- R.G Tarih-Sayı
- 10.12.2013-28847
- İtiraz yoluna başvuran
- Tavşanlı
Karar Metni
2.023 kelime·10 dk okuma·11 bölüm
Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU
26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sanık hakkında iftira suçundan açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları
5237 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren 267. maddesi şöyledir:
'Madde 267- (1) Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.
(3) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş mağdurun aleyhine olarak bu fiil nedeniyle gözaltına alma ve tutuklama dışında başka bir koruma tedbiri uygulanmışsa, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Yüklenen fiili işlemediğinden dolayı hakkında beraat kararı veya kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olan mağdurun bu fiil nedeniyle gözaltına alınması veya tutuklanması halinde; iftira eden, ayrıca kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçuna ilişkin hükümlere göre dolaylı fail olarak sorumlu tutulur.
(5) Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunur.
(6) Mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanmış ise, beşinci fıkraya göre verilecek ceza yarısı kadar artırılır.
(7) (İptal: Anayasa Mahkemesi'nin 17/11/2011 tarihli ve E.: 2010/115, K.: 2011/154 sayılı Kararı ile.)
(8) İftira suçundan dolayı dava zamanaşımı, mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu tarihten başlar.
(9) Basın ve yayın yoluyla işlenen iftira suçundan dolayı verilen mahkûmiyet kararı, aynı veya eşdeğerde basın ve yayın organıyla ilan olunur. İlan masrafı, hükümlüden tahsil edilir.'
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 38. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 6.2.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. maddesi ile 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, bir davaya
bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, ilgili kural
ya da kuralların iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvurmaya yetkilidir. Ancak
bu hükümler uyarınca, bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi'ne başvurabilmesi için,
yöntemince açılmış, mahkemenin görevine giren bakmakta olduğu bir davanın
bulunması ve iptali istenen kuralın da bu davada uygulanacak olması gerekir.
Uygulanacak kural ise, bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde
etki yapacak nitelikteki kanun veya kanun hükmünde kararnamelerdir.
İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının iptalini talep etmiştir.
Başvuran Mahkemece 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin iptali istenen (5) numaralı fıkrasında, iftira sonucunda mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; mağdurun süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde ise mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunacağı; (6) numaralı fıkrasında ise mağdurun mahkûm olduğu hapis cezasının infazına başlanması hâlinde, beşinci fıkraya göre sanığa verilecek cezanın yarısı kadar artırılacağı kurala bağlanmıştır.
Başvuran Mahkemede bakılmakta olan davada, sanığın mağdurun kimliğini kullanarak iki farklı suçtan cezalandırılmasına sebebiyet verdiği iddia edilerek, sanığın eylemine uyan iftira suçundan cezalandırılması istenmiştir. Başvuran Mahkemece yapılan yargılama sonucunda iftira neticesinde mağdurun iki farklı suçtan ayrı ayrı süreli hapis cezaları ile cezalandırılmasına, sonrasında ise Mahkemece verilen ve temyiz olmaksızın kesinleşen bu kararın infazı sırasında tereddüt bulunması üzerine de mağdurun mahkûmiyetine ilişkin kararın infazının durdurulmasına karar verilmiştir.
5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (6) numaralı fıkrasında düzenlenen hapis cezasının infazına başlanılmasından maksat, hakkında kesinleşmiş hapis cezasını içeren mahkûmiyet kararı bulunan hükümlünün, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Kanunu'nun 21. maddesi uyarınca Cumhuriyet başsavcılığının yazılı emriyle ceza infaz kurumuna gönderilmesi ve bu kuruma alınmasıdır. Mahkemenin önündeki davada mağdurun iftira neticesinde almış olduğu cezadan dolayı cezaevine gönderilmesi yani hükmolunan hapis cezasının infazına başlanılması durumu gerçekleşmemiştir.
Diğer taraftan, Mahkemenin önündeki davada iftira neticesinde
mağdur süreli hapis cezası ile (fuhuşa aracılık suçundan 2 yıl hapis ve iftira
suçundan da 2 ay 12 gün hapis cezası) cezalandırılmıştır. Başka bir ifadeyle
mağdurun iftira neticesinde ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis
cezası ile cezalandırılması durumu da söz konusu değildir. Dolayısıyla,
Mahkemenin önündeki davada, 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (5) numaralı
fıkrasının mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis
cezasına mahkûmiyetinin düzenlendiği bölümünün ve hükmolunan
hapis cezasının infazına başlanılması nitelikli hâlinin düzenlendiği (6)
numaralı fıkrasının davada uygulanması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle;
1- 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesinin (5) numaralı fıkrasının 'Mağdurun ağırlaştırılmış müebbet hapis veya müebbet hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis cezasına; 'hükmolunur.' bölümü ile (6) numaralı fıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme'nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu fıkralara ilişkin başvurunun Mahkeme'nin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
2- 26.9.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 267. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ''süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına'' bölümünün esasının incelenmesine,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mustafa ÇAL tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) ve (5)
numaralı fıkraları arasında yaptırım miktarları bakımından dengesizlik
bulunduğu, bu dengesizliğin de hakkaniyete aykırı ceza uygulamalarına sebebiyet
verdiği, anılan Kanun'un 267. maddesinin suçun temel şeklinin düzenlendiği (1)
numaralı fıkrası gereğince işlemediğini bildiği hâlde hakkında soruşturma ve
kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için
bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin bir yıldan dört yıla
kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmüşken, suçun cezayı
ağırlaştıran nitelikli hâlinin düzenlendiği (5) numaralı fıkrası gereğince ise
mağdura iftirada bulunan ve mağdurun hapis cezasına mahkumiyetine sebebiyet
veren sanığın asgari 20 günden başlayacak hapis cezasına mahkumiyetinin söz
konusu olacağı, bu durumun da kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğu, suç
ve ceza arasındaki adil dengenin korunamadığı ve adalet duygularını zedelediği
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 11. ve 38. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
5237 sayılı Kanun'da 'adliyeye karşı suçlar' başlığı
altında 267. maddede düzenlenen iftira suçunun temel şeklinin yer aldığı
maddenin (1) numaralı fıkrasında, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette
bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında
soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını
sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişinin bir yıldan
dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı; suçun nitelikli hâllerinden
olan mağdurun iftira neticesinde hapis cezasıyla cezalandırılmasının
düzenlendiği ve itiraz konusu kuralı da içeren maddenin (5) numaralı fıkrasında
ise mağdurun süreli hapis cezasına mahkûmiyeti hâlinde, mahkûm olunan cezanın
üçte ikisi kadar hapis cezasına hükmolunacağı öngörülmüştür.
5237 sayılı Kanun'un 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, süreli hapis cezasının kanunda aksi belirtilmeyen hallerde bir aydan az, yirmi yıldan fazla olamayacağı belirtilmiş; (2) numaralı fıkrasında ise, hükmedilen bir yıl veya daha az süreli hapis cezası, kısa süreli hapis cezası olarak ifade edilmiştir.
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirlerine
ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa'nın konuya ilişkin
kuralları başta olmak üzere, ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve
ekonomik hayatın gereksinmeleri göz önüne alınarak saptanacak ceza siyasetine
göre belirlenir. Kanun koyucu, cezalandırma yetkisini kullanırken toplumda
hangi eylemlerin suç sayılacağı, bunun hangi tür ve ölçüdeki ceza yaptırımı ile
karşılanacağı, nelerin ağırlaştırıcı veya hafifletici sebep olarak kabul
edilebileceği konularında takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini
kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunmasını ve öngörülen
cezanın, cezalandırmada güdülen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını da
dikkate almak zorundadır. Bu nedenle suç ve ceza arasında adalete uygun bir
oranın bulunup bulunmadığının saptanmasında o suçun toplumda yarattığı infial
ve etki, kişiler üzerinde oluşturduğu tehlike, zarar görenin kişiliği ile ona
verilen zararın azlığı veya çokluğu, işlenme oranındaki azalma veya artış gibi
faktörlerin de dikkate alınması gerekir.
Kanun koyucunun, iftira suçunun temel şekli ve nitelikli hâlleri
ile failin cezalandırılmasında esas alınan özellikleri düzenlerken iftira
sonucunda mağdurun uğradığı zararın ağırlığını ve mağdur hakkında uygulanan
yaptırım miktarını ve türünü de dikkate alacağı açıktır. İşlemediğini bildiği
hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir
yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat
eden kişinin 5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası
gereğince bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması
öngörülmüşken, anılan Kanun'un 267. maddesinin (5) numaralı fıkrası gereğince
iftira neticesinde mağdurun yargılanıp hapis cezasıyla cezalandırılmasına neden
olan sanık hakkında ise mahkûm olunan hapis cezasının üçte ikisi kadar hapis
cezası öngörülmesi, sanıklar açısından ceza adaletine uygun olmayan sonuçlar
doğurmaktadır. Örneğin, sanığın hukuka aykırı bir fiili mağdura isnat
etmesinden ibaret eylemini gerçekleştirmesi durumunda mağdur hakkında bu iftira
nedeniyle soruşturma ve kovuşturma yapılmış olmasına bakılmaksızın sanık asgari
bir yıl hapis cezası ile cezalandırılacakken; iftira neticesinde mağdurun
işlemediği bir suçtan yargılanıp üstelik hapis cezasıyla cezalandırılmasına
neden olan sanık ise, itiraz konusu kural uyarınca (mahkûm olunan cezanın üçte
ikisi) asgari yirmi günden başlayan hapis cezası ile cezalandırılacaktır.
Anlaşılacağı üzere itiraz konusu kural uyarınca, iftira neticesinde suç
isnadının gerçek dışı olduğunun ortaya çıkmaması ve mağdurun yargılanıp hakkında
da hapis cezası özellikle de kısa süreli hapis cezası uygulanması hâli, suçun
temel şekline oranla daha hafif bir şekilde cezalandırılmaktadır. Bu bakımdan,
itiraz konusu kural suç ile ceza arasında bulunması gereken adil dengeyi
korumadığı gibi adalet duygularını zedeleyen bir durumun ortaya çıkmasına da
neden olmaktadır. Dolayısıyla, iftira suçunun temel şekli için öngörülen ceza
miktarı ile suçun nitelikli hâli olan iftira neticesinde mağdur hakkında süreli
hapis cezası uygulanması hâli için öngörülen ceza miktarı arasında kabul
edilebilir bir orantının bulunmadığı anlaşıldığından itiraz konusu kuralın
hukuk devletinde olması gereken adalet ve hakkaniyet ilkeleriyle
bağdaştırılması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın, Anayasa'nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edilmesi nedeniyle Anayasa'nın 10., 11. ve 38. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin (3) numaralı fıkrasında 'Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez' denilmekte, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
5237 sayılı Kanun'un 267. maddesinin (5) numaralı fıkrasının ''süreli hapis cezasına mahkûmiyeti halinde, mahkûm olunan cezanın üçte ikisi kadar hapis cezasına'' bölümünün iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu düzenini ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
KARARIN RESMÎ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE
GİRMESİNE, 10.4.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Mehmet ERTEN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan ÜSTÜN
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Celal Mümtaz
AKINCI
Üye Erdal TERCAN Üye Muammer TOPAL Üye Zühtü ARSLAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2013/14, K. 2013/56, 10 Nisan 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası