İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2013/67 K.2013/164

Hâkimliği

Esas2013/67Karar2013/164Tarih26 Aralık 2013Okuma15 dk · 2.975 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
26 Aralık 2013
Esas Sayısı
2013/67
Karar Sayısı
2013/164
Karar Günü
26.12.2013
R.G. Tarih-Sayı
27.3.2014-28954
İtiraz yoluna başvuran
Sincan İnfaz
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.975 kelime·15 dk okuma·15 bölüm

Hâkimliği

İTİRAZIN KONUSU : 13.12.2004

günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin Anayasa'nın 2., 7., 11., 26., 38. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Üst aramaları yapılırken “onursuz aramaya son” şeklinde slogan atmaları nedeniyle haklarında “haberleşme araçlarından yoksun bırakma ve kısıtlama” cezalarına hükmedilen tutuklu/hükümlülerin yaptıkları itiraz başvurusunda, disiplin cezalarının dayanağını oluşturan itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

5275 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralı da içeren “Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama” başlıklı 42. maddesi şöyledir:

“Madde 42- (1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır.

(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:

a) Protesto amacıyla idarece verilen yemeği topluca almama eylemine katılmak.

b) Kurum işyurdu yönetim kurulunca uygun görülen işte çalışmamak.

c) Herhangi bir şeyi protesto amacıyla veya idareye karşı toplu olarak sessiz direnişte bulunmak.

d) Odalarda, eklentilerinde ve diğer alanlarda ilâç ve gıda maddesi stoku yapmak.

e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak.

(3) Hükümlüye gelen mektup, faks ve telgraflar, disiplin cezasının infazından sonra kendisine verilir. Aynı türden olsa bile sonraki disiplin cezasının infazına bu işlem yapılmadan başlanamaz.

(4) Anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları ile doğal afet hâllerinde yapılması gereken haberleşmeler ve avukat ile ilişkilerde bu madde hükmü uygulanmaz.”

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa'nın 2., 7., 11., 26., 38. ve 90. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 13. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 11.6.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hamit YELKEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, itiraz konusu kuralla, ceza infaz kurumlarında

hükümlülerin “gereksiz olarak marş söyleme ve slogan atma” eylemlerinin

disiplin suçu olarak tanımlanarak cezai müeyyideye bağlandığı, fakat bu

düzenleme yapılırken kanunda hangi eylemlerin gerekli hangilerinin gereksiz

olduğu gösterilmeyerek suç teşkil eden eylemleri belirleme yetkisinin idarenin

sübjektif takdirine bırakıldığı, bu durumun hukuk devletinin temel ilkelerinden

olan “belirlilik” ve “suçun yasallığı” ile “yasama

yetkisinin devredilmezliği” ilkelerini zedelediği, ayrıca ifade

özgürlüğünün hukuka aykırı olarak sınırlandırılması sonucunu doğurduğu

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7., 11., 26., 38. ve 90.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bir disiplin cezası olarak “haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası” tanımlanmış, (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (e) bendinde ise “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” anılan müeyyide ile cezalandırılacak eylemler arasında sayılmıştır. Buna göre, gereksiz olarak marş söyleyen veya slogan atan hükümlü bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılabilecektir.

Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devleti olarak nitelendirilmiştir. Hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır,

uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi

somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını

bilmelidir. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir

ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli

kılar.

Anayasa'nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Buna göre, Anayasa'da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa'nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.

Anayasa'nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, ... kanunun

suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz” denilerek “suçun

yasallığı”; üçüncü fıkrasında da “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik

tedbirleri ancak kanunla konulur” denilerek “cezanın yasallığı”ilkesi

getirilmiştir. Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, insan hak

ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun

da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa'nın 38. maddesine paralel

olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan “suçta

ve cezada kanunilik” ilkesi uyarınca, hangi eylemlerin yasaklandığı ve

bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde

kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması

gerekmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan

bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır.

Anayasa'nın 38. maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım

yapılmadığından disiplin suç ve cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere

tâbidir.

İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un sekizinci bölümünde düzenlenmiş, bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur.

Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir.

Bu çerçevede Kanun'da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, ceza infaz kurumunda “düzenli bir yaşamın sürdürülmesi”ni veya “güvenliğin” ya da “disiplinin” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 42. maddedeki “Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama” cezasının uygulanabilmesi için de bu koşullar geçerlidir.

Buna göre, kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda, itiraz konusu kuralda yer alan “gereksiz” ibaresinin, Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte değerlendirildiğinde, cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu niteliği taşımayan marş söyleme ve slogan atma eylemlerinin cezalandırılması ise Kanun gereği mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle, Kanun'da cezai yaptırımın bağlandığı eylemin açık, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olarak belirlendiği, bu yönüyle kuralda suçun unsurlarını belirleme yetkisinin idareye bırakılmadığı, idarenin bu konudaki yetkisinin sadece somut fiilin kanundaki suç tanımına uyup uymadığını belirlemekten ibaret olduğu, dolayısıyla kuralda “belirlilik” ve “suçun yasallığı” ile “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkelerine aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, Anayasa'nın 26. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir…” denilmek suretiyle temel

hak ve özgürlükler arasında yer alan ifade özgürlüğü güvence altına alınmıştır.

Maddenin ikinci fıkrasında ise bu özgürlüğün sınırlandırılması sebeplerine yer

verilerek bu hakkın mutlak olmadığı ve maddede belirtilen nedenlerle

sınırlandırılabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, bu özgürlüğün millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve maddede belirtilen diğer nedenlerle

sınırlandırılması mümkündür. Ancak, ifade özgürlüğünün sınırlandırılabilmesi

için belirtilen nedenlerden birinin varlığı yeterli olmayıp temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini belirleyen Anayasa'nın 13. maddesine

de uyulması gerekmektedir. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca ifade özgürlüğü,

Anayasa'nın 26. maddesinde belirtilen nedenlere bağlı olarak yalnızca kanunla

ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca

getirilen bu sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz.

Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel hak ve özgürlük açısından farklılık göstermekle birlikte kanunla getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların kullanılmasını ciddi surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir. Ancak bu durumda sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenebilir.

Ölçülülük ise amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.

İtiraz konusu kuralla, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin veya disiplinin sağlanması, dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması amacıyla hükümlülerin ifade özgürlüğüne bir sınırlama getirildiğinden, sınırlamanın kanunla ve Anayasa'nın 26. maddesinde belirtilen özel sınırlandırma nedenine bağlı kalınarak yapıldığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

Kuralla, cezanın infaz hukukunun amacına uygun olarak infaz edilebilmesi, hükümlülerin haklarını kullanabilmesi ve yükümlülüklerini yerine getirebilmesi amacıyla ifade özgürlüğüne bir sınırlama getirilmekte olup bu sınırlama, ceza infaz kurumlarında düzenin temin edilmesi, dolayısıyla kamu düzeninin sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken tedbirler kapsamında kalmaktadır.

Bu şekilde, demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında hükümlülerin ifade özgürlüğü sınırlandırılırken, Kanun'da sınırlandırma aracının sınırlandırma amacına uygun ve orantılı şekilde kullanılmasını sağlayacak yasal güvencelere yer verilmiş, böylece cezaevi düzeninin sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul denge de kurulmuştur.

Bu bağlamda, cezaevi düzenini bozacak şekilde marş söyleme ve slogan atma eylemleri için öngörülen iletişim araçlarından yoksun bırakma cezasının alt sınırı, Kanun'un 42. maddesinin (1) numaralı fıkrasıyla bir ay olarak belirlenmiş ve bu cezanın Kanun'un 37. maddesi gereği eylemin niteliği ve ağırlık derecesine göre en fazla üç aya kadar uygulanabilmesine izin verilmiştir. Fıkrada ayrıca cezai müeyyide belirlenirken eylemin niteliği ve ağırlık derecesi dikkate alınarak iletişim araçlarından yoksun bırakmanın kısmen uygulanmasına da imkân tanınmış, böylece her durumda hükümlünün iletişim araçlarından tümüyle yasaklanmasının önüne geçilmiştir.

Öte yandan Kanun'da, hükümlüye gelen mektup, faks ve telgrafların, disiplin cezasının infazından sonra kendisine verileceği ve aynı türden olsa bile sonraki disiplin cezasının infazına bu işlem yapılmadan başlanamayacağı ve söz konusu cezanın anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları ile doğal afet hâllerinde yapılması gereken haberleşmeler ve avukat ile ilişkilerdeki iletişimi kapsamayacağı da açıkça belirtilmiştir.

Kanun'da kurala konu disiplin suçu ve cezasının uygulanmasına karşı yargı yolu da açık tutulmuş, böylece idarenin sınırlandırma aracını sınırlandırma amacına ve Kanun'a aykırı şekilde kullanmasının önüne geçecek güvence de sağlanmıştır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 7., 13., 26. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ve Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın Anayasa'nın 11. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

13.12.2004 günlü, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ ile Engin YILDIRIM'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 26.12.2013 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

KARŞIOY GEREKÇESİ

5275 sayılı Kanun'un “Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama” başlıklı 42. maddesinin (2) numaralıfıkrasının itiraz konusu (e) bendinde “Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak.”denilmektedir.

İtiraz konusu kural, ceza infaz kurumlarında gereksiz marş söylenmesini ve slogan atılmasını yaptırıma bağlamıştır.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzenini egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 38. maddesinde, suç ve cezaların ancak kanunla belirlenebileceği öngörülmüştür. Kanun dışında suç veya ceza ihdas edilmesi veya buna izin verilmesi suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırılık oluşturur.

Anayasa'da, idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından Anayasa'da öngörülen ilkelerin disiplin suç ve cezalarıyönünden de geçerli olduğu, Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ifade edilmiştir.

Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hangi eylemlerin yasak olduğu ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların tür ve süresinin ne olduğu kuşkuya yer vermeyecek biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını zorunlu kılar.

Kuralda yer alan, gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak fiilinin yaptırımı, haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılması olarak gösterilmiştir.

Suç ve ceza kavramı bir bütün olduğundan, suçla ilgili Anayasal denetim yapılırken suç için öngörülen cezanın (yaptırımın) da gözetilmek suretiyle denetimin yapılması gerekir.

Suç ve cezanın belirlenmesi yasa koyucunun takdir yetkisi içinde olmakla beraber bu yetkinin Anayasa ve ceza hukukunun genel ilkelerine uygun olarak kullanılması Anayasal zorunluluktur.

İtiraz konusu kuralda öngörülen “gereksiz” ibaresinin neyi ifade ettiği açık ve anlaşılır olmadığı gibi itiraz konusu kuralda tanımlanan suçun da dâhil olduğu beş ayrı suç için öngörülen cezada birde çok yaptırıma yer verilerek bu yaptırımlar için değişik süreler belirlenmiş, ancak, bu yaptırımlardan hangilerinin hangi suç için ne kadar sürede tamamen veya kısmen uygulanacağı konusuna açıklık getirilmeyerek suç ve ceza belirsiz bırakılmıştır. Söz konusu belirsizlik, suç ve ceza arasında bulunması gereken adil dengenin var olup olmadığının denetlenmesine olanak vermediğiz gibi suç ve cezayı da belirsiz hale getirmektedir.

Bu durum, Anayasa'da tanımlanan hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gibi suç ve cezada kanunilik ilkesine de aykırıdır.

Kuralın iptali gerekir.

Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmadım.

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz Mahkemesince iptali istenen kural, 5275 sayılı Ceza ve

güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un “Haberleşme veya iletişim

araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama” başlıklı 42. maddenin (2) numaralı

fıkrasının “Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” şeklindeki (e)

bendi olmakla beraber; bu kuralın aynı yasa maddesinin (1) numaralı fıkrasından

bağımsız olarak ele alınabilmesinin mümkün olmadığını değerlendiriyoruz.

Gerçekten, anılan (1) numaralı fıkrada “Haberleşme veya iletişim araçlarından

yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup,

faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo

dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından tamamen

veya kısmen yoksun bırakılmasıdır.”denilmektedir. İptali istenen kuralın bu

kuraldan bağımsız olarak değerlendirilmesi, sadece disipline aykırı görülen

fiilin anayasal denetiminin yapılması, ancak bu fiile verilecek disiplin

yaptırımının anayasal denetim dışında bırakılması anlamına gelecektir.

Dolayısıyla bu açıdan bir değerlendirme ve yorumun gerekliliği açıktır.

42. maddenin (1) numaralı fıkrasında sayılan fiillerden “televizyon

izlemekten” ve “radyo dinlemekten” bir aydan üç aya

kadar tamamen veya kısmen yoksun bırakılma hallerinin Anayasa'nın 2. maddesinde

belirtilen “hukuk devleti”; 13. maddesindeki “ölçülülük” ve 17. maddesinde

öngörülen “insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi

tutulamama” ilkeleriyle uyarlı olmadığı kuşkusuzdur. (1) numaralı fıkrada

belirtilen diğer hal ve durumların, Anayasa'nın 22. maddesinin “istisnaların

uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” şeklindeki son

fıkrası karşısında Anayasa'ya aykırılığından söz edilemezse de; çağdaş

ölçütlere göre yemek yeme gibi, su içme gibi Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasında olan “yaşama hakkı”nın bir parçası sayılması

gereken “televizyon izleme ve radyo dinleme” hakkının, hükümlü

yönünden 1-3 ay süreyle men edilmesini öngören kuralın Anayasa'nın yukarıda

işaret edilen hükümlerine açıkça aykırı düştüğü, dolayısıyla iptali istenen

“Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” şeklindeki kuralın da “televizyon

izlemekten” ve “radyo dinlemekten” yaptırımları

yönünden Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna varmak gerekli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle; kuralın izah edilen şekilde iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaştığımızdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyoruz.

Üye

Mehmet ERTEN

KARŞIOY YAZISI

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un itiraz

yoluyla iptali istenen 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi “gereksiz

olarak marş söylemek ve slogan atmak” eyleminin, aynı maddenin (1)

numaralı fıkrası gereğince “bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve

telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon

etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen

yoksun bırakılma” yaptırımı ile cezalandırılmasını öngörmektedir. Bu

hükmüm uygulanmayacağı haller, maddenin (4) numaralı fıkrasında “anne,

baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları ile doğal afet

hallerinde yapılması gereken haberleşmeler ve avukat ile ilişkiler” şeklinde

belirtilmiştir. Buna göre, iptali istenen kuralın uygulandığı durumlarda,

hükümlü eş ve çocukları ile (4) numaralı fıkrada sayılan haller dışında

iletişim kuramayacak, eş ve çocuklarından gelen iletişim de kendisine

ulaştırılmayacaktır.

Anayasa'nın 17. maddesinde kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı hükme bağlanmış, 22. maddesinde herkesin haberleşme hürriyetine sahip olduğu öngörülmüş, 38. maddesinde ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilmiş, 41. maddesinde ailenin Türk toplumunun temeli olduğu, her çocuğun yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip bulunduğu güvence altına alınmıştır.

Ceza mahkumiyetinin, hükümlünün eş ve çocukları üzerinde de fiilen

ağır ekonomik, sosyal veya psikolojik sonuçları olması mümkündür. Ancak ceza

mahkumiyetinin şahsiliği ilkesi gereği, hükümlünün cezaevinde bulunmasının eş

ve çocuklarının temel hakları üzerinde kısıtlayıcı bir hukuksal etkisi olmaması

gerekir. İtiraz konusu kuralla, sadece hükümlünün değil, eş ve

çocuklarının iletişim ve ana-baba ile doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakları

sınırlanmaktadır. Daha açık bir anlatımla kural, hükümlünün eş ve

çocuklarını da cezalandırmaktadır. Özellikle küçük veya ergen yaştaki

çocukların cezaevinde de olsa ana-babalarıyla doğrudan iletişim kurmaya,

karşılaştıkları sorunları veya sevinçlerini paylaşmaya, fikir veya öğüt almaya

ihtiyaçları olacağı gözetildiğinde bu amaçla mektup yazmaya veya telefonla

görüşmeye kısıtlama getirilmesinin hükümlünün ifade özgürlüğüne getirilmiş

ölçülü ve zorunlu bir kısıtlama olmayıp, hükümlü eş ve çocuklarının

özgürlüklerine getirilmiş amaca elverişsiz, ölçüsüz ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir sınırlandırma olduğu görülmektedir. Maddenin

(4) numaralı fıkrasındaki istisna da bu sakıncaları gidermekten uzaktır.

Kuralın hükümlünün eş ve çocuklarıyla iletişimi yönünden Anayasa'nın 17., 22., 38. ve 41. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali gerekir.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye Engin YILDIRIM Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2013/67, K. 2013/164, 26 Aralık 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu : 13.12.2004
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Esasın İncelenmesi
  8. Altan
  9. Özgüldür
  10. Perktaş
  11. Akıncı
  12. Karşıoy Gerekçesi
  13. M. Emin KUZ
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Karşıoy Yazısı
  16. Özgüldür
  17. Perktaş
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2013/67
Karar No
2013/164
Tarih
26 Aralık 2013

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/68 K.2013/165
  • AYM Norm Denetimi E.2013/51 K.2013/159
  • AYM Norm Denetimi E.2013/153 K.2013/157
  • AYM Norm Denetimi E.2013/30 K.2014/13
  • AYM Norm Denetimi E.2013/61 K.2014/3
  • AYM Norm Denetimi E.2013/110 K.2014/8

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.