İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2013/30 K.2014/13

2- Gaziantep İnfaz Hakimliği(E.2013/42)

Esas2013/30Karar2014/13Tarih29 Ocak 2014Okuma27 dk · 5.306 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
29 Ocak 2014
Esas Sayısı
2013/30
Karar Sayısı
2014/13
Karar Günü
29.1.2014
R.G. Tarih-Sayı
12.09.2014-29117
İtiraz yoluna başvuranlar
1- Çankırı İnfaz Hakimliği (E.2013/30)
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.306 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

2- Gaziantep İnfaz Hakimliği(E.2013/42)

İTİRAZLARIN KONUSU : 24.1.2013

günlü, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

1- 1. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesine eklenen (4) ve (5) numaralı fıkraların,

2- 2. maddesiyle, 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasının,

Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 36. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Disiplin cezası uygulanmasına karşı yapılan şikâyet başvurularının incelenmesi sırasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan mahkemeler, iptalleri için başvurmuşlardır.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

5271 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren 202. ve geçici 1. maddeleri şöyledir:

"Madde 202- (1) Sanık veya mağdur, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmiyorsa; mahkeme tarafından atanan tercüman aracılığıyla duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar tercüme edilir.

(2) Engelli olan sanığa veya mağdura, duruşmadaki iddia ve savunmaya ilişkin esaslı noktalar, anlayabilecekleri biçimde anlatılır.

(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, soruşturma evresinde dinlenen şüpheli, mağdur veya tanıklar hakkında da uygulanır. Bu evrede tercüman, hâkim veya Cumhuriyet savcısı tarafından atanır.

(4) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.) Ayrıca sanık;

a) İddianamenin okunması,

b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabilir. Bu durumda tercüme hizmetleri, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirilir. Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz. Bu imkân, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kötüye kullanılamaz.

(5) (Ek: 24/1/2013-6411/ 1 md.) Tercümanlar, il adlî yargı adalet komisyonlarınca her yıl düzenlenen listede yer alan kişiler arasından seçilirler. Cumhuriyet savcıları ve hâkimler yalnız bulundukları il bakımından oluşturulmuş listelerden değil, diğer illerde oluşturulmuş listelerden de tercüman seçebilirler. Bu listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.

Geçici Madde 1- (24/1/2013-6411/2 md.)

(1) Bu Kanunun 202 nci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen yönetmelik, Adalet Bakanlığınca bu maddeyi ihdas eden Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde çıkarılır. Bu yönetmelik uyarınca tercüman listeleri oluşturuluncaya kadar bu Kanunun 202 nci maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenen tercüme hizmetleri sanığın kendisi tarafından getirilen tercüman tarafından yerine getirilir."

B- Dayanılan Anayasa Kuralları

Başvuru kararlarında, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 36. ve 90. maddelerine dayanılmıştır.

IV- İLK İNCELEME

A- E.2013/30 Sayılı Başvuru Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN'ın katılımlarıyla 20.3.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğün durdurulması isteminin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

B- E.2013/42 Sayılı Başvuru Yönünden

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 2.5.2013 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.

V- BİRLEŞTİRME KARARI

24.1.2013 günlü, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un,

A- 1. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesine eklenen (4) ve (5) numaralı fıkraların,

B- 2. maddesiyle, 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici madde 1'in,

iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2013/30 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, E.2013/42 sayılı dosyanın esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2013/30 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, 2.5.2013 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

VI- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Hasan Mutlu ALTUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- 5271 Sayılı Kanun'un 202. Maddesine Eklenen (4) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

Başvuru kararlarında, itiraz konusu

kuralla tek resmi dil uygulamasından sapılacağı, Devletin egemenlik yetkisinin,

bu yetkinin kullanılma biçiminin ve Anayasa'nın bağlayıcılığı ilkelerinin

zedeleneceği, bireyler arasında "hakkını kullanabilen ve

kullanmayan"şeklinde eşitsizlik yaratılacağı, milli dayanışma ve toplumsal

huzurun zarar göreceği, Anayasa'nın Başlangıç'ında ifade edilen temel

ilkelerden sapılacağı, kişilere farklı bir dil seçeneği sunularak adil

yargılanma hakkının ortadan kaldırılacağı, savunma hakkının sınırlarının

daraltılacağı, bu yönüyle temel hakların korumadan yoksun bırakılacağı, böylece

bireylerin hak arama özgürlüklerini yeterince kullanamayacakları, tercüme

hizmetinin bedelinin Hazine tarafından ödenmemesi, tercümanı seçme hakkının

sanığa verilmesi ve dosyayı sürüncemede bırakacak davranışları belirleme

konusunda hâkime yetki tanınması nedeniyle hakkın kullanımına engel olunacağı,

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi nezdinde taraf bulunulan temel hak ve

özgürlüklere ilişkin sözleşmelerin ve Lozan Antlaşması'nın da ihlâl edileceği

belirtilerek kuralın, Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 3., 4.,

5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14., 36. ve 90. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kural, sanıkların duruşmada iddianamenin okunması ya da Cumhuriyet savcısının davanın esasıyla ilgili görüşünü bildirmesi üzerine, kendilerini Türkçeden daha iyi ifade ettikleri bir dilde sözlü savunma yapabileceklerini, bu savunmalarını yaparlarken tercümanı maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca oluşturulan listelerden kendilerinin seçebileceklerini, bu imkânı kullanmak istemeleri durumunda tercüme hizmetinin bedelinin Devlet Hazinesi tarafından karşılanmayacağını, bu imkânın duruşmanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kullanılamayacağını öngörmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Anayasa'nın 3. maddesinde, "Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir." denilerek tek resmi dil esasına dayalı üniter devlet yapısı kabul edilmektedir.

Anayasa'nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." denilerek yargı mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

İtiraz konusu kuralla belirli koşullar

altında sanıkların kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri Türkçe dışındaki

bir dilde savunmalarını yapabilmelerine imkân tanınmaktadır. Böylece itiraz

konusu kuralın da içerisinde yer aldığı maddede yapılan düzenleme gereğince

Türkçeyi hiç konuşamayan ve anlayamayan kişiler, anadilleri ya da bildikleri

başka bir dilde şikâyetlerini aktarabilmekte veya savunmalarını

yapabilmektedirler. Yabancı dilde yapılan bu işlemler Türkçeye tercüme edilerek

tutanaklara geçmektedir. İtiraz konusu kuralda ise Türkçe konuşabilen ve

anlayabilen kişilerin, kendilerini daha iyi ifade edebilecekleri bir dilde

savunma yapmalarına imkân tanınmaktadır. Tutanakların yine Türkçe yazıldığı ve

duruşmaların Türkçe yönetildiği hususu da dikkate alındığında, sanığın

duruşmanın sadece belirli bir aşamasında kullanabildiği bu imkân, Türkçe

dışında başka bir resmi dilin kabul edildiği ya da resmi dil kuralının ihlâl

edildiği şeklinde yorumlanamaz.

Diğer taraftan, ceza muhakemesinin gayesi maddi gerçeği

araştırmaktır. Ceza muhakemesi hukukunda maddi gerçeğe ulaşma iddia, savunma ve

yargılama makamlarının yargılama sürecine birlikte katılmalarıyla gerçekleşir.

Sanık da soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kendisine tanınan haklar ile

diyalektik yargılamanın gerçekleştirilmesine katkıda bulunarak adil bir hükme

ulaşılmasını sağlayan ceza muhakemesinin aktif süjelerinden birisidir. Maddi

gerçeğe ulaşmada savunmanın önemi konusunda hiçbir kuşku bulunmamaktadır. Bu

öneme uygun olarak, kişinin kendisini en doğru şekilde savunabilmesine imkân

tanıyan bir düzenlemenin, yargılamanın hukuka uygun ve adil biçimde

gerçekleşmesine katkı sağlayacağı açıktır. Kanun koyucu, toplumun taleplerine,

taraf olunan ikili ya da uluslararası antlaşmalara veya hukukun evrensel

ilkelerine uygun olarak ceza yargılaması alanında ihtiyaç duyulan düzenlemelere

gitmek konusunda takdir hakkına sahiptir. Bu takdir hakkı kullanılırken, doğal

olarak kabul edilen kuralın ilgili olduğu siyasi ve toplumsal koşullar da göz

önünde tutulur. Bu bağlamda kanun koyucu, verilen imkânın ceza yargılamasının

belirli aşamalarında kullanılabilmesini, tercümanın sanık tarafından

seçilebilmesini öngörebilir.

İtiraz konusu kural, uluslararası belgelerde temel hak ve

özgürlükler alanında kabul edilmiş olan asgari ilkelere uygun şekilde

düzenlenmiştir. Kural, yargılama yapılan ülkenin kullandığı dili konuşamayan ve

anlayamayanlar için, temel hak ve özgürlükler alanında taraf olunan

uluslararası sözleşmelerde kabul edilen "tercüman

yardımından ücretsiz olarak yararlanma hakkı"nın kapsamını, "farklı

bir dilde savunma yapabilme" yönünden duruşmanın belirli

aşamalarında sanığın kullanabileceği bir imkân olarak genişletmektedir. Bu

imkân, uluslararası sözleşmelerde kabul edilen "zorunlu

tercüme" niteliğini taşımadığından, verilen tercüme hizmetinin

bedelini karşılamak konusunda Devlet Hazinesinin yükümlendirilmesi beklenemez.

Bu nedenlerle kuralın hukuk devleti ilkesine ve adil yargılanma hakkına aykırı

bir yönü de bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 3. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Kuralın Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 4., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 14. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM ve Muammer TOPAL kuralın birinci cümlesi yönünden; Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM ve Muammer TOPAL kuralın üçüncü cümlesi yönünden bu görüşe katılmamışlardır.

B- 5271 Sayılı Kanun'un 202. Maddesine Eklenen (5) Numaralı Fıkranın İncelenmesi

Başvuru kararlarında, sanığa istediği adli yargı adalet komisyonundan tercüman seçme hakkı verilmez iken, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ülkedeki bütün adli yargı adalet komisyonlarından tercüman seçme imkânı tanınmasının hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu, ayrıca tercüme hizmetlerinin yönetmelikle düzenlenmesi şeklindeki kuralla yürütmeye olağanüstü düzenleme yetkisi tanındığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

Kural, tercümanlık yapacak kişilerin her yıl il adli yargı adalet komisyonları tarafından düzenlenen listelerden seçileceklerini, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının yalnızca bulundukları ilden değil, başka il adli yargı adalet komisyonlarının düzenlediği listelerden de tercüman seçebileceklerini, listelerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esasların yönetmelikle belirleneceğini öngörmektedir. Buna göre sanıklar, savunmalarını yaparken yalnızca kendi bulundukları ilin adli yargı adalet komisyonundaki listeden tercüman seçebilirken, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına böyle bir kısıtlama getirilmemektedir.

Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen

eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile

eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı

durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını

sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,

aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun

karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her

yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki

özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve

uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal

durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.

Kanun koyucunun yargılamanın

sürüncemede kalmasını ve kötü niyetli talepleri önlemek için, sanıkların

yalnızca bulundukları ildeki adli yargı adalet komisyonunun listesinde yer alan

tercümanları seçebileceklerini öngördüğü anlaşılmaktadır. Kuralda sanığa

listede yer alan tercümanlardan istediği kişiyi seçme konusunda da serbestlik

tanınmıştır. Sanığa böyle bir tercih hakkının da tanınması karşısında, sanığın

tercümanı başka bir ildeki listeden belirlemesini haklı gösterecek hukuksal bir

neden bulunmamaktadır. Buna karşılık hâkimler ve savcılar yargılamada maddi

gerçeğe ulaşmakla yükümlüdür. Hâkimler ve savcılar bu yükümlülüğün bir gereği

olarak, yargılamanın adil ve süratli bir şekilde yürütülmesini sağlamak adına

bazı durumlarda başka illerdeki listelerde yer alan tercümanlar arasından seçim

yapmak zorunda kalabilir. Bu zorunluluk karşısında başka illerdeki listelerden

tercüman seçilmesi, itiraz konusu kuralla yasal dayanağa kavuşmaktadır. Ayrıca,

haklı gerekçe karşısında sanığın tercümanın başka bir ildeki listeden seçilmesi

için mahkemeden talep hakkı olup bu hakkı engelleyen bir kural da yer

almamaktadır. Dolayısıyla tercümanların seçimi konusunda hâkim ve savcılarla

sanıklar arasında farklı bir düzenlemeye yer verilmesi hukuk devleti ve eşitlik

ilkelerine aykırılık oluşturmaz.

Anayasanın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği kuralına yer verilmiştir. Yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca kanun koyucunun Anayasa'ya aykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla düzenleyebileceği kuşkusuzdur. Yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi gereğince de bir konuya ilişkin temel ilkelerin kanun koyucu tarafından belirlenmesi, çerçevenin çizilmesi, sınırsız ve belirsiz bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılmaması gerekir. Anayasa'nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeye bırakması mümkündür.

İtiraz konusu kuralda, tercümanların il adli yargı adalet komisyonları tarafından seçileceği hususu belirlenmiş, bu seçimin nasıl yapılacağına ilişkin uzmanlık ve idare tekniğiyle ilgili ikincil konuların düzenlenmesi yönetmeliğe bırakılmıştır. Bu şekilde kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konunun yönetmelikle düzenleneceğinin öngörülmesi, yasamanın devredilmezliği ilkesinin ihlâli biçiminde yorumlanamaz.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 7. ve 10. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

C- 5271 Sayılı Kanun'a Eklenen Geçici 1. Maddenin (1) Numaralı Fıkrasının İncelenmesi

Başvuru kararlarında, tercüman listeleri oluşturulana kadar sanığın kendisi tarafından bir tercüman getirmesi koşulunun öngörülmesinin, hak arama özgürlüğünü kısıtladığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralla, tercüme hizmetlerinin yürütülmesi konusunda 5271 sayılı Kanun'un 202. maddesinin (5) numaralı fıkrasında kapsamı belirlenen yönetmeliğin çıkarılması için bir aylık süre tanınmakta, Adalet Bakanlığı tarafından yönetmelik çıkartılıp bu yönetmelikte belirlenen kurallar çerçevesinde tercüman listeleri hazırlanıncaya kadar bu imkândan yararlanmak isteyen sanıkların tercümanları bizzat getirebileceği öngörülmektedir.

Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir.

5271 sayılı Kanun'da Türk vatandaşı olan ve Türkçe bilen, ancak

Türkçe dışında bir dilde savunma yapmak isteyenler için tercümandan yararlanma

imkânı tanınırken, Adalet Bakanlığının öncelikle bir yönetmelik çıkarması, il

adli yargı adalet komisyonlarının da bu yönetmeliğe göre tercüman listelerini

oluşturmaları gerekmiştir. Bu yönetmeliğin çıkarılması ve tercüman listelerinin

oluşturulması işlemlerinin belirli bir süre alacağı kuşkusuzdur. Kuralla,

Adalet Bakanlığı tarafından yönetmelik çıkartılıp bu yönetmelikte belirlenen

kurallar çerçevesinde tercüman listeleri hazırlanıncaya kadar tercüme

hizmetlerinin nasıl yürütüleceğine ilişkin olası duraksamalar giderilmek

istenmiştir. Kanun koyucu arada geçecek süre içerisinde tercümandan yararlanmak

istenildiğinde nasıl bir yöntem izleneceği hususunu itiraz konusu kuralla

belirliliğe kavuşturmuştur. Bu yönüyle kural, hukuki güvenlik ve belirlilik

ilkeleri ile yargılamanın adil bir biçimde gerçekleşmesine ve hak arama

özgürlüğüne katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla kuralda hukuk devleti ilkesine ve

hak arama özgürlüğüne aykırı bir yön bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

VII- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ

24.1.2013 günlü, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

A- 1. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesine eklenen (4) ve (5) numaralı fıkralara,

B- 2. maddesiyle 5271 sayılı Kanuna eklenen geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasına,

yönelik iptal istemleri, 29.1.2014 günlü, E.2013/30, K.2014/13 sayılı kararla reddedildiğinden, bu fıkralara ilişkin yürürlüğün durdurulması istemlerinin REDDİNE,

29.1.2014 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VIII- SONUÇ

24.1.2013 günlü, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un;

A- 1. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesine eklenen;

1- (4) numaralı fıkrasının;

a- Birinci cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM ile Muammer TOPAL'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- İkinci ve dördüncü cümlelerinin Anayasa'ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE

c- Üçüncü cümlesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM ile Muammer TOPAL'ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- (5) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE

B- 2. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasının Anayasa'ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

29.1.2014 gününde karar verildi.

Başkan

Haşim KILIÇ

Başkanvekili

Serruh KALELİ

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Zehra Ayla

PERKTAŞ

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

KARŞIOY

İptali istenen 5271 sayılı Yasa'nın 202. maddesine eklenen dördüncü fıkrasının üçüncü cümlesi, "Bu tercümanın giderleri Devlet hazinesince karşılanmaz" şeklinde olup kuralın Anayasa'ya aykırı olmadığı şeklindeki çoğunluk görüşüne aşağıdaki nedenler ile katılınmamıştır.

Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan ve Anayasa Mahkemesinin istikrar kazanan kararlarında önemi vurgulanan "sosyal hukuk devleti", insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve özgürlükleri ile kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, milli gelirin adalete uygun biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir.

Anayasa'nın 5. maddesinde, kişilerin hak ve özgürlüklerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya çalışmak, devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmaktadır.

Bunların yanında savunma hakkı, uluslar arası hukuk bakımından adil yargılanma hakkı içerisinde en önemli yeri işgal ederken, Anayasa'nın 36. maddesinde de hak arama özgürlüğünün bir unsuru olarak güçlü bir koruma altına alınmıştır.

Anayasa Mahkemesi 20.10.2011 günlü, E.2011/54, K.2011/142 sayılı kararla, ceza davlarında temyiz taleplerinin belirli bir harç karşılığında yapılmasına ilişkin düzenlemeyi iptal ederken, "Ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistem itiraz konusu kuralla birlikte düzenlenmediği gibi, genel olarak ceza yargılaması alanında da, harçlar dahil "yargılama giderlerinden muafiyet" sağlayan adli yardım düzenlemesi bulunmamaktadır.

Yine hukukumuzda adli yardımına ilişkin tek düzenleme olan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümlerinin, kuralla getirilen temyiz harcı bakımından da uygulanmasını sağlayacak herhangi bir atıf yapılmamıştır. Dolayısıyla kural, ödeme gücü olmayanlar bakımından mahkemeye erişim hakkını engelleyecek niteliktedir tespitinde bulunulmuştur.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin üçüncü fıkrası (e) bendinde ise tercüme hizmetlerinin ücretsiz sağlanması, adil yargılanma hakkının asgari bir gereğidir. Asgari şartların uygulanma alanının genişletilebilmesi ülkelerin takdir hakkı kapsamında ise de tercümenin ücretsiz sağlanmasında devletlere tanınan bir takdir hakkı yoktur.

Türkçeyi hiç bilmeyenler için verilen tercümandan bedelsiz yararlanma hakkının savunmasını başka dilde yapmak isteyenlere tanınmaması Anayasal ilkelere uygunluk taşımaz.

Adalet herkes için eşit uygulanacak bir olgu ise, takdiren farklılaştırarak uygulama, demokratik hukuk devletinde her alanda adaletli hukuk düzeni ve hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması gerekliliğine uygun düşmeyecektir. Sosyal hukuk devletinin güçsüzleri güçlüler karşısında, mali olanakları olanı olmayan karşısında koruma zorunluluğu düşünüldüğünde kuralın sosyal adalet dengesini bozduğu tabiidir.

Tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkı, savunma hakkının bir parçası olarak düzenlenmiştir. Savunma hakkı ise mahkemeye erişim hakkından daha geri bir hak değildir. Devlet, savunma hakkının hukukun genel ilkeleri çerçevesinde özgürce, mali hesaplamalara girişilmeksizin kullanılması konusunda gerekli yolları açmak yükümlülüğündedir.

İtiraz konusu kuralla, ödeme gücü olanlara istediği dilde savunma hakkı tanınırken, olmayanlar için bu hakkın "mali karşılık"la sınırlanması Anayasa'nın 2., 5. ve 36. maddelerini ihlal eder niteliktedir.

Sonuç olarak; muhatabı olan bütün bireylere karşı temel hak ve özgürlüklere saygı duyduğunu ilan eden, hak arama özgürlüğünü kabul etmiş, adil yargılanmanın zorunlu unsurlarına bağlı bir sosyal hukuk devleti kurma amacındaki Anayasa ile çelişen, itiraz konusu kuralın incelenen bölümünde yer alan;

"Bu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmaz." cümlesi Anayasa'nın 2., 5. ve 36. maddelerine aykırıdır.

Üye

Zühtü ARSLAN

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

24.1.2013 günlü, 6411 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1. maddesiyle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Kanun'un 202. maddesine eklenen (4) ve (5) numaralı fıkraları ile 2. maddesiyle, 5271 sayılı Kanun'a eklenen geçici 1. maddenin (1) numaralı fıkrasına yönelik itiraz başvurularının çoğunluk kararıyla Anayasa'ya aykırı olmadığından dolayı reddine karar verilmiştir.

4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesinin ilk üç fıkrasında meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen sanık veya mağdurun tercüman aracılığı ile duruşmadaki iddia ve savunmasının alınması düzenlenmiştir.

İtiraz konusu (4) numaralı fıkra ile sanığa, iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde tercüman aracılığı ile yapabileceği, bu tercüman giderinin Devlet Hazinesince karşılanmayacağı belirtilerek, tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkı düzenlenmiştir.

İtiraz konusu kuralda yer alan

düzenlemeye göre, tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkından, iddianame

okunduktan sonraki sorgu aşamasında veya hüküm verilmeden hemen önce, iddia

makamının esas hakkındaki görüşüne karşı yapılan savunmada

yararlanılabilmektedir. Sulh ceza mahkemelerinde, çocuk mahkemelerinde ve

23.3.2005 günlü, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama

Şekli Hakkında Kanun'a, 31.3.2011 günlü, 6217 sayılı Kanun'un 26. maddesiyle

eklenen Geçici 3. madde gereğince asliye ceza mahkemelerinde Cumhuriyet

savcıları görev yapmamaktadır. Bu durumda son savunmalar sırasında bu hakkın

kullanılabileceği haller oldukça sınırlıdır. Ceza muhakemesi sisteminde

soruşturmanın sonucunu ve sanığın hukuki durumunu belirleyecek birçok delil

kovuşturma aşamasında dava dosyasına eklenmekte ve bu delillere göre hüküm

verilmektedir. İtiraz konusu kural gereği sanıklara bu delillerin dosyaya

girdiği anda tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkı tanınmadığı gibi,

mahkemelerin çok büyük bir çoğunluğu bakımından da sanıkların hüküm verilinceye

kadar bu haktan yararlanmasına imkân verilmemek suretiyle savunma ve adil

yargılanma hakları sınırlandırılmaktadır.

Tercümandan yararlanma hakkı, adil yargılanma hakkı ile doğrudan

ilişkili olup, aynı zamanda savunma hakkının gereklerinden birini

oluşturmaktadır. Adil yargılanma ve savunma hakları bakımından, tercümandan

yararlanma hakkı kapsamında "meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe

bilmeyenler" ile "savunmasını,

kendisini daha iyi ifade edebilecek kimseler"in farklı

değerlendirilmesini haklı kılacak bir gerekçe bulunmamaktadır. Aslında her iki

ibarede ortaya konulan durum "etkili biçimde savunma yapma olanağı

bulunmama"halini ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında maddenin

itiraz konusu (4) numaralı fıkrasının ilk cümlesi, "meramını

anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyenler" yönünden (1)

numaralı fıkrada düzenlenmiş olan hakkı "savunmasını,

kendisini daha iyi ifade edebilecek kimseler"yönünden yalnızca

iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi işlemlerinden

sonraya hasrederek sınırlandırmaktadır.

Anayasa'nın 36. maddesiyle güvence

altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının

ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve

bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birini oluşturur. İtiraz

konusu kuralla, bir yandan tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkı

düzenlenerek savunma hakkı genişletilirken, öte yandan herhangi bir haklı

nedene yer verilmeksizin bu hakkın kullanılması çok dar bir alanla,

kovuşturmanın belirli iki işlemiyle sınırlandırılmaktadır. Düzenleme ile ilgili

genel gerekçe ve madde gerekçesinde bu sınırlamanın nedenlerine ilişkin

herhangi bir açıklamaya yer verilmediği gibi itiraz konusu kuralın kapsamındaki

kişilerle ilgili olarak tercümanla savunma yapma hakkının bu şekilde

sınırlandırılması hakkın doğasından da kaynaklanmamaktadır.

Hak arama özgürlüğünün en önemli iki

öğesini oluşturan iddia ve savunma haklarının kısıtlanması, bu hakların

noksansız kullanımının ve âdil yargılanmanın engellenmesi Anayasa'nın 36.

maddesine aykırılık oluşturur. Anayasa'nın 142. maddesinde,'Mahkemelerin

kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla

düzenlenir.' hükmüne yer verilmiştir. Hukuk devletinde kanun

koyucu, Anayasa'nın temel ilkelerine ve Anayasa'da öngörülen güvence

kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, yargılama usullerinin belirlenmesi

konusunda takdir yetkisine sahiptir. Ancak, kanun koyucunun takdir yetkisi

kapsamında getirdiği usul kurallarının, Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen

'adil yargılanma hakkı'nın öngördüğü güvencelere aykırılık taşımaması da bir

zorunluluktur. 5271 sayılı Kanun'un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 202.

maddesinde 6411 sayılı Kanunla bir düzenleme yapılmaksızın da maddenin (4) numaralı

fıkrasında düzenlenen durumla ilgili olarak (1) numaralı fıkrada yer alan

kuralın uygulanması imkânı mevcut iken, yapılan yeni düzenleme ile savunma

hakkının sınırlandırılması kabul edilemez.

Savunma hakkı ve ücretsiz tercümandan yararlanma hakkını "savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebilecek kimseler"yönünden sınırlandıran diğer bir düzenleme ise, maddenin itiraz konusu (4) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer almaktadır. Buna göre, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın yararlanmış olduğu tercümanın giderleri Devlet Hazinesince karşılanmayacak, bu giderleri sanık kendisi karşılayacaktır.

5271 sayılı Kanun'un "Yargılama

giderleri" başlıklı 324. maddesinin (5) numaralı fıkrasına

göre "Türkçe bilmeyen ya da engelli olan şüpheli, sanık, mağdur

veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderleri, yargılama gideri sayılmaz

ve bu giderler Devlet Hazinesince karşılanır." Görüldüğü gibi

itiraz konusu kuralın aksine, 5271 sayılı Kanun'da Türkçe bilmeyen şüpheli,

sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen tercümanın giderlerinin Devlet

Hazinesince karşılanacağı düzenlenmiştir. Buna göre, Türkçe bilmediğini

söyleyen sanık 5271 sayılı Kanun'un 324. maddesinde yer alan düzenlemeye göre

tercüme hizmetinden ücretsiz olarak yararlanırken, Türkçe bilen ancak

savunmasını başka bir dilde yapmak isteyen sanık itiraz konusu kurala göre

tercüme bedelini ödemek zorunda kalacaktır.

İnsan hak ve özgürlüklerini uluslararası alanda koruyan iki önemli metinden Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (f) bendi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e) bendine göre, tercüme hizmetlerinin ücretsiz olarak sağlanması, adil yargılanma hakkının asgari bir gereğidir. Burada mahkemede konuşulan dili anlamayan ya da konuşamayan kişilerin gösterilmesi, ücretsiz tercüman hakkının bu kişilerle sınırlı olduğu anlamında yorumlanmamalıdır. Her iki Sözleşmeye göre kural, tercüman yardımından yararlanma hakkının ücretsiz olarak sağlanmasıdır.

Tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkını kullanan bir sanık, dava sonunda beraat etse de itiraz konusu düzenleme nedeniyle tercüme hizmetinin ücretini ödemek zorunda kalacaktır. Bu durumda savunma hakkını kendisini daha iyi ifade edeceği bir dilde yapmak isteyen kişinin, yeterli mali olanaklara sahip olmaması durumunda bu hakkını istediği gibi kullanamaması durumu ortaya çıkacaktır.

İtiraz konusu kuralla ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistem birlikte düzenlenmediğinden dolayı kural, ödeme gücü olmayanlar bakımından mahkemeye erişim hakkını engelleyecek niteliktedir.

Açıklanan nedenlerle, 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Kanun'un 202. maddesine eklenen (4) numaralı fıkrasının birinci ve üçüncü cümlelerinde yer alan kuralların Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olmaları nedeniyle iptalleri gerektiği düşüncesiyle, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkanvekili

Serruh KALELİ

KARŞI OY GEREKÇESİ

4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesinin ilk üç fıkrasında meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmeyen sanık veya mağdurun tercüman aracılığı ile duruşmadaki iddia ve savunmasının alınması düzenlenmiştir.

Uygulamada bazı sorunlar çıkması nedeniyle, kanun koyucu takdir yetkisini kullanarak 6411 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle, 5271 sayılı Kanun'un 202. maddesine (4) ve (5) numaralı fıkraları eklemiştir. İtiraz konusu (4) numaralı fıkraya göre, ayrıca sanığın;

a) İddianamenin okunması,

b) Esas hakkındaki mütalaanın verilmesi,

üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabileceği; bu durumda tercüme hizmetlerinin, beşinci fıkra uyarınca oluşturulan listeden, sanığın seçeceği tercüman tarafından yerine getirileceği, bu tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanmayacağı; bu imkanın, yargılamanın sürüncemede bırakılması amacına yönelik olarak kullanılamayacağı hususları düzenlenmiştir.

İtiraz konusu (4) numaralı fıkra ile sanığa, iddianamenin okunması, esas hakkındaki mütalaanın verilmesi, üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde tercüman aracılığı ile yapabileceği, bu tercüman giderinin Devlet Hazinesince karşılanmayacağı düzenlenerek, sanığa tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkı verilmiştir.

İtiraz konusu kuralda yer alan düzenlemeye göre, tercümandan

genişletilmiş yararlanma hakkından, iddianame okunduktan sonraki sorgu

aşamasında veya hüküm verilmeden hemen önce, iddia makamının esas hakkındaki

görüşüne karşı yapılan savunmada yararlanılabilmektedir. Bazı mahkemelerde

Cumhuriyet savcıları görev yapmamaktadır. Bu durumda son savunmalar sırasında

bu hakkın kullanılabileceği alanlar oldukça dardır. Ceza yargılanmasında sözlü

usul geçerlidir. Davanın her aşamasında dosyaya yeni deliller eklenmekte, yeni olgular

ortaya çıkmakta ve yeni savunmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Kanun koyucu her

aşamada tercümandan yararlanma hakkını tanımayarak, sanığa bir hak tanırken, bu

hakkı özüne uygun olmayacak biçimde ve ölçüsüz olarak sınırlamış, kuralı hukuk

devleti ve hak arama özgürlüğünü ihlal edecek şekilde düzenlemiştir.

Ayrıca, itiraz konusu kuralda, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın, başka dilde savunma yapabilmesi için, tercümandan bir imkan olarak yararlanması öngörülmüş olup, bu suretle yararlanılmış olan tercümanın gideri Devlet Hazinesi tarafından karşılanacak giderlerden olmayıp, sanık tarafından karşılanacaktır.

Ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistem itiraz konusu kuralla birlikte düzenlenmediği gibi, genel olarak ceza yargılaması alanında da, harçlar dahil yargılama giderlerinden muafiyet sağlayan adli yardım düzenlemesi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kural, ödeme gücü olmayanlar bakımından mahkemeye erişim hakkını engelleyecek niteliktedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olmaları nedeniyle iptalleri gerekir. Aksi yöndeki çoğunluğun görüşüne bu nedenle katılmıyoruz.

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 202. maddesinin (4) numaralı fıkrasında sanığın iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde tercüman aracılığı ile yapabileceği ve bu tercüman giderinin Devlet Hazinesince karşılanmayacağı hükmü düzenlenmiştir.

İtiraz konusu kuralla, "kendisini daha iyi ifade

edebilmek için" sanığın başka bir dilde savunma yapma imkanının

sadece iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi

aşamalarıyla sınırlı tutulması savunma hakkını ciddi bir şekilde

kısıtlamaktadır. Bir sanığın kendisini daha iyi ifade edebileceği bir dilde

savunması en doğal hakkıdır. Yargılamanın tüm aşamalarında tercümandan

yararlanma hakkı adil yargılanma hakkının bir parçası olup, mümkün olduğunca

herhangi bir sınırlamaya tabi tutulmamalıdır. Buna ek olarak, bilindiği üzere

sulh ceza, çocuk ve geçici olarak asliye ceza mahkemelerinde Cumhuriyet

savcıları görev yapmadığından sanığın tercümandan genişletilmiş yararlanma

hakkı, özellikle son savunmalar sırasında neredeyse kullanılamaz hale

gelmektedir. Herhangi bir meşru dayanak, ne genel gerekçede, ne de madde

gerekçesinde belirtilmemesine rağmen, tercümandan yararlanma hakkı

kovuşturmanın iki aşamasıyla sınırlandırılmıştır. Bu sınırlandırmanın ilgili

hakkın doğasıyla da bir bağlantısının olmadığı açıktır. Hukuk devletinde,

herhangi bir hak sınırlandırılırken bunun gerekçelerinin belirtilmesi veya bu

sınırlamanın hakkın doğasıyla bir ilgisinin olması gerekir. Bunlar olmadan bir

hakkın sınırlandırılması keyfilik riski taşımaktadır ve modern hukuk devleti

bir hakkı keyfi olarak sınırlayamaz. Bu durum, Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan

insan haklarına saygılı demokratik hukuk devleti anlayışla uyuşmadığı gibi,

iddia ve savunma haklarının kısıtlanarak, adil yargılanma hakkının

zayıflatılması 36. maddeye de aykırılık taşımaktadır.

Tercümandan genişletilmiş yararlanma hakkını kısıtlayan başka bir düzenleme ise, meramını anlatabilecek ölçüde Türkçe bilmesine rağmen kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan eden sanığın yararlanmış olduğu tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanmayarak bu giderleri sanığın kendisinin karşılamasıdır. Ödeme gücü olmayanlara etkili adli yardım sağlayacak bir sistemde düzenlenmediğinden, kural ödeme gücü olmayanlar bakımından mahkemeye erişim hakkını kısıtlamaktadır.

5271 sayılı Kanun'un 324. maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre

Türkçe bilmeyen şüpheli, sanık, mağdur veya tanık için görevlendirilen

tercümanın giderlerinin Devlet Hazinesince karşılanacağı belirtilmişken, itiraz

konusu kural bu gideri sanığa yüklemektedir. Buna göre, Türkçe bilmediğini

söyleyen bir sanık için tercüman giderleri devletçe karşılanırken, Türkçe bilen

ancak savunmasını başka bir dilde yapmak isteyen sanık tercüme bedelini ödemek

zorunda kalmaktadır. Devlet adeta, Türkçe bildiği halde kendisini daha iyi

ifade edebileceği başka bir dilde savunma yapmak isteyen sanığa gözdağı

vermekte, kelimenin tam anlamıyla bir bedel ödettirmeye çalışmaktadır. "Türkçe

biliyorsan, savunmanı Türkçe yap", demek sanığın kendisini daha

iyi ifade edebileceği bir dilde, mesela anadilinde savunma yapmasını

engellemekle neredeyse eş anlamlıdır.

Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi'nin 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (f) bendi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (e) bendine göre, tercüme hizmetlerinin ücretsiz olarak sağlanması, adil yargılanma hakkının bir parçası olup, mahkemede konuşulan dili anlamayan ya da konuşamayan kişilerin ücretsiz tercüman hakkının bu kişilerle sınırlı olduğu anlamına gelmemektedir. Her iki Sözleşmeye için de tercüman yardımından yararlanma hakkının her durumda ücretsiz olarak sağlanması esastır.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralların Anayasa'nın 2. ve 36. maddelerine aykırı olmaları nedeniyle çoğunluk görüşüne katılmadım.

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Muammer TOPAL

KARŞIOY GEREKÇESİ

Anayasanın 152. ve 6216 sayılı Kanunun 40. maddelerine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, bu davada uygulanacak kanun hükümlerini Anayasaya aykırı görürse, o hükümlerin iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.

Başvuruda bulunan infaz hâkimliğinin, bir hükümlünün "ziyaretçi kabulünden yoksun bırakılmasına" ilişkin disiplin cezasına itirazı üzerine yaptığı incelemede, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun duruşmada tercüman bulundurulacak hâlleri düzenleyen 202. maddesine 6411 sayılı Kanunla eklenen dördüncü ve beşinci fıkralar ile aynı Kanuna eklenen geçici 1. maddenin, önündeki işte uygulanacak kural olduğu düşüncesiyle Anayasaya aykırılık itirazında bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ceza infaz kurumlarındaki hükümlüler hakkında uygulanacak disiplin

cezalarının dayanağını oluşturan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanunun 52. maddesinde, bu disiplin cezalarına karşı şikâyet ve

itiraz durumunda 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu hükümlerinin uygulanacağı

hükme bağlanmaktadır. 4675 sayılı Kanunun 6. maddesinde ise, söz konusu şikâyet

ve itirazların incelenmesine ve karara bağlanmasına ilişkin usul hükümleri yer

almaktadır. Buna göre, disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyet başvurusu

üzerine infaz hâkiminin "duruşma yapmaksızın dosya üzerinden" karar

vermesi gerekmektedir. Aynı hüküm gereğince, infaz hâkimi, gerek gördüğünde

karar vermeden önce şikâyet konusu işlem hakkında re'sen araştırma yapabilir,

ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ilgili Cumhuriyet savcısının yazılı

görüşünü ve hükümlünün savunmasını alır. Ancak, şikâyetin incelenme usulüne

ilişkin bu hüküm, duruşma yapılmasını gerektirmemekte ve aynı fıkranın ilk

cümlesinde belirtilen, infaz hâkiminin duruşma yapmadan karar verme

zorunluluğunu kaldırmamaktadır.

5271 sayılı Kanunun 202. maddesi, Kanunun "Kovuşturma Evresi" başlıklı Üçüncü Kitabının "Kamu Davasının Yürütülmesi" başlıklı Birinci Kısmının "Duruşma" başlıklı İkinci Bölümünde yer almakta ve duruşmada tercüman bulundurulacak hâlleri düzenlemektedir. Bu maddeye eklenen dördüncü fıkrada ise, "sanığın" iddianamenin okunması ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesi üzerine sözlü savunmasını, kendisini daha iyi ifade edebileceğini beyan ettiği başka bir dilde yapabileceği belirtilmektedir.

Buna göre, itiraz konusu kuralla getirilen imkân, sadece sanıklara ve ancak kovuşturmanın duruşma safhasında, iddianamenin okunmasından ve esas hakkındaki mütalaanın verilmesinden sonra kullanılmak üzere tanınmaktadır. Oysa, Anayasaya aykırılık itirazında bulunan infaz hâkiminin bakmakta olduğu dosyadaki kişi sanık değil, kendisine verilen disiplin cezasına karşı yukarıda belirtilen hükümlere göre itiraz ve şikâyette bulunan hükümlüdür. Ayrıca, dosyada bir kovuşturma değil, disiplin cezasına itiraz ve şikâyet incelemesi söz konusudur. Dolayısıyla bu incelemede duruşma, iddianame ve esas hakkında mütalaa verilmesi de söz konusu değildir.

Yukarıda belirtildiği üzere, infaz hâkiminin, "duruşma yapmaksızın dosya üzerinden" karar vereceği açıkça hükme bağlandığından, hükümlülere verilen disiplin cezalarına itiraz edilmesi üzerine infaz hâkimliğince yapılan incelemede 5271 sayılı Kanunun duruşmaya ilişkin hükümlerinin ve itiraz konusu kuralların uygulanmasına imkân bulunmamaktadır. Bu itibarla, itiraz konusu kuralların, Anayasaya aykırılık itirazında bulunan infaz hâkimliğinin bakmakta olduğu şikâyet incelemesinde uygulanacak kurallar olmadığı açıktır.

Bu sebeplerle, itiraz konusu hükümlerin infaz hâkimliğinin incelediği dosyada uygulanacak kurallar olmadığı ve Anayasaya aykırılık itirazının ilk inceleme sonunda reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, esasa geçilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Üye Engin YILDIRIM Üye M. · Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2013/30, K. 2014/13, 29 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazların Konusu : 24.1.2013
  4. I- Olay
  5. Iıı- Yasa Metinleri
  6. Iv- İlk İnceleme
  7. V- Birleştirme Kararı
  8. Vı- Esasın İncelenmesi
  9. Vıı- Yürürlüğün Durdurulması İstemi
  10. Altan
  11. Perktaş
  12. Karşıoy
  13. M. Emin KUZ
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Karşı Oy Gerekçesi
  16. Altan
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2013/30
Karar No
2014/13
Tarih
29 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2013/61 K.2014/3
  • AYM Norm Denetimi E.2013/110 K.2014/8
  • AYM Norm Denetimi E.2013/87 K.2014/5
  • AYM Norm Denetimi E.2013/126 K.2014/17
  • AYM Norm Denetimi E.2013/77 K.2014/4
  • AYM Norm Denetimi E.2013/156 K.2014/2

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.