KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 27 Mayıs 2015
- Esas Sayısı
- 2014/155
- Karar Sayısı
- 2015/52
- R.G. Tarih-Sayı
- 2.6.2015-29374
- İtiraz yoluna başvuranlar
- 1- Erzurum 6. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/155)
Karar Metni
3.034 kelime·15 dk okuma·19 bölüm
2- İstanbul 89. Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/157)
3- Avanos Asliye Ceza Mahkemesi (E.2014/184)
İTİRAZLARININ KONUSU : 23.3.2005
tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 85. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının Anayasa'nın 2., 10., 11., 19., 38. ve 58. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
Sanıklar hakkında kullanmak amacıyla uyuşturucu madde bulundurmak suçundan açılan kamu davalarında, itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Kanun'a, 6545 sayılı Kanun'un 85. maddesiyle eklenen ve itiraz konusu kuralı da içeren geçici 7. maddesi şöyledir:
"GEÇİCİ MADDE 7- (1) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında hâlen denetimli serbestlik veya tedavi kararı uygulananlar bakımından Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesi hükümleri çerçevesinde bu tedbirlerin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişilerle ilgili olarak 191 inci madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(3) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Türk Ceza Kanununun 191 inci maddesinde tanımlanan suç nedeniyle yürütülen kovuşturmalarda, hakkında daha önce denetimli serbestlik veya tedavi kararı verilmiş olup da bu yükümlülükleri ihlal eden kişilerin yargılanmasına devam olunur."
B- İlgili Görülen Yasa Kuralları
1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ilgili görülen 191. maddesi şöyledir:
"Madde 191- (Değişik: 18/6/2014 - 6545/68 md.)
(1) Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alan, kabul eden veya bulunduran ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Bu suçtan dolayı başlatılan soruşturmada şüpheli hakkında 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar aranmaksızın, beş yıl süreyle kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilir. Cumhuriyet savcısı, bu durumda şüpheliyi, erteleme süresi zarfında kendisine yüklenen yükümlülüklere uygun davranmadığı veya yasakları ihlal ettiği takdirde kendisi bakımından ortaya çıkabilecek sonuçlar konusunda uyarır.
(3) Erteleme süresi zarfında şüpheli hakkında asgari bir yıl süreyle denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Bu süre Cumhuriyet savcısının kararı ile üçer aylık sürelerle en fazla bir yıl daha uzatılabilir. Hakkında denetimli serbestlik tedbiri verilen kişi, gerek görülmesi hâlinde denetimli serbestlik süresi içinde tedaviye tabi tutulabilir.
(4) Kişinin, erteleme süresi zarfında;
a) Kendisine yüklenen yükümlülüklere veya uygulanan tedavinin gereklerine uygun davranmamakta ısrar etmesi,
b) Tekrar kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması,
c) Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması,
hâlinde, hakkında kamu davası açılır.
(5) Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.
(6) Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez.
(7) Şüpheli erteleme süresi zarfında dördüncü fıkrada belirtilen yükümlülüklere aykırı davranmadığı ve yasakları ihlal etmediği takdirde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.
(8) Bu Kanunun;
a) 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti,
b) 190 ıncı maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, suçundan dolayı yapılan kovuşturma evresinde, suçun münhasıran bu madde kapsamına girdiğinin anlaşılması hâlinde, sanık hakkında bu madde hükümleri çerçevesinde hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilir.
(9) Bu maddede aksine düzenleme bulunmayan hâllerde, Ceza Muhakemesi Kanununun kamu davasının açılmasının ertelenmesine ilişkin 171 inci maddesi veya hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin 231 inci maddesi hükümleri uygulanır.
(10) (Ek: 27/3/2015-6638/12 md.) Birinci fıkradaki fiillerin; okul, yurt, hastane, kışla veya ibadethane gibi tedavi, eğitim, askerî ve sosyal amaçla toplu bulunulan bina ve tesisler ile bunların varsa çevre duvarı, tel örgü veya benzeri engel veya işaretlerle belirlenen sınırlarına iki yüz metreden yakın mesafe içindeki umumi veya umuma açık yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır."
2- 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun ilgili görülen 231. maddesi şöyledir:
"Madde 231- (1) Duruşma sonunda, 232 nci maddede belirtilen esaslara göre duruşma tutanağına geçirilen hüküm fıkrası okunarak gerekçesi ana çizgileriyle anlatılır.
(2) Hazır bulunan sanığa ayrıca başvurabileceği kanun yolları, mercii ve süresi bildirilir.
(3) Beraat eden sanığa, tazminat isteyebileceği bir hâl varsa bu da bildirilir.
(4) Hüküm fıkrası herkes tarafından ayakta dinlenir.
(5) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,
gerekir. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/7 md.) Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.
(7) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.
(8) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. (Ek cümle: 18/6/2014-6545/72 md.) Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;
a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,
b) Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,
c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,
karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.
(9) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.
(10) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.)Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.
(11) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.
(12) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.
(13) (Ek: 6/12/2006-5560/23 md.) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.
(14) (Değişik: 23/1/2008 - 5728/562 md.) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz."
C- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararlarında, Anayasa'nın 2., 10., 11., 19., 38. ve 58. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
A- E.2014/155 ve E.2014/157 Sayılı Başvurular Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 22.10.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- E.2014/184 Sayılı Başvuru Yönünden
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 17.12.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- BİRLEŞTİRME KARARLARI
23.3.2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'a, 18.6.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'un 85. maddesiyle eklenen geçici 7. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi istemiyle yapılan E. 2014/157 sayılı itiraz başvurusunun 22.10.2014 tarihinde, E. 2015/184 sayılı itiraz başvurusunun ise 17.12.2014 tarihinde, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2014/155 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin E.2014/155 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
VI- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Hasan Mutlu ALTUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Kuralın Anlam ve Kapsamı
5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak fiilleri suç olarak tanımlanmaktadır. 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle iki temel konuda düzenlemeye gidilmiştir.
5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde 6545 sayılı Kanun'un 68.
maddesiyle ceza miktarı ve soruşturma yöntemleri ile ilgili olarak birtakım
değişiklikler yapılmıştır. Yapılan değişiklik öncesinde, kullanmak amacıyla
uyuşturucu bulundurduğu belirlenen kişilerin fiilleri "bir yıldan iki
yıla kadar hapis cezası" yaptırımıyla karşılanmaktaydı. Ancak bu
kişiler hakkında kovuşturma sırasında veya hüküm verildikten sonra "tedavi
ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına" karar verilebileceği de
kabul edilmişti. Böylece hâkime bu suçtan baktığı bir davada sanığın suçu
işlediği kanısına varması durumunda üç yoldan birini seçmek konusunda takdir
yetkisi tanınmıştı. Buna göre hâkim sanığın bir yıldan iki yıla kadar hapis
cezasına mahkûm edilmesine karar verebileceği gibi hüküm vermeden önce davada
durma kararı vererek sanık hakkında tedavi edilmesi için bir sağlık kuruluşuna
başvuru zorunluluğu getirebilmekte ya da aynı tedbirin hükümden sonra infaz
aşamasında uygulanmasına karar verebilmekteydi. Tedavinin olumlu sonuçlanması
durumunda en çok üç yıl süren bir denetimle ilgili kişinin uyuşturucu madde
kullanmadığı belirlenirse dava veya hüküm düşürülmekteydi.
5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesiyle yapılan değişiklikle fiilin yaptırımı "iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası" biçiminde değiştirilmiştir. Ayrıca bu suçla ilgili olarak açılan soruşturmalarda Cumhuriyet savcısının şüpheliler hakkında "beş yıl süreyle kamu davası açılmasının ertelenmesine" karar vereceği, bu süre içerisinde şüpheliler hakkında asgari bir yıllık süreyle denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağı, bu sürenin en fazla bir yıl daha uzatılabileceği, şüpheliler hakkında tedavi kararı verilebileceği, eğer beş yıllık deneme süresi içerisinde yeniden aynı suçu işlerlerse haklarında dava açılacağı hususları düzenlenmiştir.
İtiraz konusu kuralla ise Kanun'un yürürlüğe girdiği 28.6.2014 tarihi itibarıyla 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde düzenlenen suçlarla ilgili olarak yürütülen kovuşturmalarda, daha önce denetimli serbestlik veya tedavi tedbiri uygulanmayan kişiler hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verileceği öngörülmüştür.
6545 sayılı Kanunla yapılan bu düzenlemeler çerçevesinde 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde düzenlenen suçlarla ilgili olarak yürütülen kovuşturmalarda, duruşmalar sonunda sanıklar hakkında mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği anlaşıldığında, bu karara hükmolunacaktır. Suç işlediği kanısına varılan kişiler hakkında ise 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesiyle yapılan değişiklikten önceki ve sonraki metne, kuralların içerdiği kapsam, yaptırım ve neticelere göre bir bütün olarak karşılaştırma yapılarak lehine olan düzenleme çerçevesinde mahkûmiyet hükmü kurulacak, ardından itiraz konusu kuralla bu hükmün açıklanması geri bırakılacaktır.
Bu şekilde 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde tanımlanan suçu işlediği anlaşılan ve geçmişte haklarında tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmamış olan kişilerin tamamının, deneme süresi zarfında kendilerine yüklenen yükümlülüklere aykırı davranmadıkları ve yasakları ihlal etmedikleri takdirde, haklarında açılan kamu davalarının düşürülmesi imkânı tanınmaktadır.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararlarında, itiraz konusu kuralın hükmün açıklanmasının
geri bırakılması konusunda zorunluluk içermesi nedeniyle hâkimin takdir hakkını
sınırladığı, uyuşturucu madde kullanma ve bu amaçla bulundurma suçlarında
hükmün açıklanması geri bırakılmazsa sanık hakkında tedavi ve denetimli
serbestlik tedbiri uygulanacağından bu denetim sonunda en geç üç yıl içerisinde
kamu davasının düşmesi ihtimalinin bulunduğu, kuralla birlikte hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi zorunluluğu getirildiğinden
hükmün açıklanmasının beş yıl süreyle erteleneceği, böylece hâlen görülmekte olan
davalar bakımından sanık olan kişiler hakkında daha uzun bir deneme sürecinin
gerçekleşmesi gerektiğinden aynı suçu işleyen sanıklar arasında bir
eşitsizliğin ortaya çıkacağı gibi bunun kişi özgürlüğü ve güvenliğine de aykırı
olduğu, aynı durumun suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan
cezadan daha ağır bir ceza verilemeyeceğine ilişkin ilkeyi ihlâl ettiği,
kuralla birlikte sanıkların tedavi edilmeleri imkânı ortadan kalktığından,
bunun uyuşturucu madde suçlarının yaygınlaşmasına neden olacağı, bunun ise
Devletin gençliğin korunmasına ilişkin anayasal göreviyle bağdaşmadığı
belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 2., 10., 11., 19., 38. ve 58. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Ceza hukukunun, toplumun kültür ve uygarlık düzeyi, sosyal ve
ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniyle suç ve suçlulukla mücadele amacıyla
ceza ve ceza muhakemesi alanında sistem tercihinde bulunulması Devletin ceza
siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler
bakımından kanun koyucu Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana
kurallarına bağlı kalmak koşuluyla, soruşturma ve yargılamaya ilişkin olarak
hangi yöntemlerin uygulanacağı, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp
sayılmaması, suç sayıldıkları takdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza
yaptırımlarıyla karşılanmaları gerektiği, hangi hâl ve hareketlerin
ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarak kabul edileceği gibi konularda
takdir yetkisine sahiptir.
Anayasa'nın 10. maddesinde öngörülen "kanun önünde
eşitlik" ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için söz
konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı
kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için
değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı,
ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'da öngörülen
eşitlik ilkesi zedelenmez.
Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında, "Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." denilerek "suçun kanuniliği"; üçüncü fıkrasında da "Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur" denilerek "cezanın kanuniliği" ilkesi getirilmiştir.
Anayasa'da öngörülen suçta ve cezada kanunilik ilkesi, insan hak
ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde, ceza hukukunun
da temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Suçta ve cezada kanunilik
ilkesi uyarınca, hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek
cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde kanunda gösterilmesi,
kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin
yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan, hukuk devletinin temel
aldığı, uluslararası hukukta ve insan hakları belgelerinde de özel bir yere ve
öneme sahip bulunan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması
amaçlanmaktadır. Kanunilik ilkesi, özgürlüğün sınırlarının önceden bilinerek,
insanın davranışlarını bu çerçevede düzenlemesini temin için getirilmiştir.
Ceza hukukunun evrensel ilkelerinden sayılan kanunilik ilkesinin alt
ilkelerinden biri de "lehe olan kanunun uygulanması ilkesi"dir.
Bu ilke Anayasa'nın 38. maddesi yanında 5237 sayılı Kanun'un "Zaman
bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesinde de kural olarak yer
almıştır. Kanun koyucu toplumun ihtiyaçlarına göre bazı suçlar için uygulanacak
ceza miktarlarının zamanla değiştirilmesini öngörebilir. Ancak lehe olan
kanunun uygulanması ilkesi uyarınca suç işlediği anlaşılan kişiler hakkında,
fiili işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir
ceza verilemez. Lehe olan kanunun uygulanması ilkesiyle kişilerin suç
işledikleri tarihte mevcut olmayan ceza miktarlarıyla karşılaşmalarının
önlenmesi amaçlanmıştır.
Uyuşturucu madde kullanımı, bütün devletler tarafından etkili
şekilde mücadele edilmeye çalışılan bir sorundur. Uyuşturucu maddelerle ilgili
suçların önlenmesi yanında, bu maddeleri kullanan kişilerin topluma
kazandırılması, sağlıklarının korunması, kendilerine zarar vermelerinin
önlenmesi ya da yaşam haklarının pozitif anlamda Devletçe korunması zorunluluğu
da mücadelenin en önemli unsurlarından birisini oluşturmaktadır. Ülkemizde de
gerek ceza hukuku yaptırımları gerekse tedavi ve diğer sosyal politikalarla
uyuşturucudan kaynaklanan bireysel ve toplumsal zararların en aza indirilmesi
konusunda çalışmalar sürdürülmektedir. Bu bağlamda kanun koyucunun işlenen
suçlara ilişkin ceza yaptırımlarını ve uygulanacak güvenlik tedbirlerini
belirlerken uyuşturucuyla mücadelenin çok yönlü yapısına uygun tercihlerde
bulunduğu görülmektedir. Bu kapsamda 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinde düzenlenen
suçlara ilişkin kovuşturmalarda, uyuşturucu madde bağımlısı olma potansiyeline
sahip kişilerin topluma kazandırılmasını sağlamak üzere hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasının öngörülmesi de bu tercihle ilgilidir. Kanun koyucu
tarafından itiraz konusu kuralla uyuşturucu maddelerle ve bu maddelere
bağımlılıkla mücadele gibi toplumun tamamını ilgilendiren bir konuda, doğrudan
cezalandırma yerine belirli bir süre tanıyarak topluma kazandırma yönteminin
tercih edildiği anlaşılmaktadır. Bu yönüyle kural, kanun koyucunun ceza
hukukuna ilişkin konularda toplumun ihtiyaçları doğrultusunda takdir yetkisi
çerçevesinde yaptığı bir düzenleme niteliğinde olup kuralda hukuk devleti
ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Diğer yandan 5237 sayılı Kanun'un 191. maddesinin 6545 sayılı
Kanun'un 68. maddesiyle değiştirilmeden önceki metnine göre bu suçtan sanık
olan kişiler hakkında tedavi ve denetimli serbestlik uygulanması zorunluluğunun
bulunmadığı, dolayısıyla üç yıllık deneme süresine ilişkin imkânın her sanık açısından
uygulanmadığı, mahkemenin takdirine göre sanıklara doğrudan doğruya bir yıldan
iki yıla kadar hapis cezasının verilmesinin mümkün olduğu dikkate alındığında,
itiraz konusu kuralla haklarında daha önce tedavi ve denetimli serbestlik
tedbiri kararı verilmeyen bütün sanıkların doğrudan ceza tehdidine maruz
kalması ihtimalinin ortadan kalkması ve haklarındaki hükmün açıklanması geri
bırakılmak suretiyle pişmanlık duyup beş yıllık deneme süresi içerisinde suç
işlemekten kaçındıkları takdirde haklarında düşme kararı verilmesi imkânına
kavuşmaları karşısında itiraz konusu kuralda, lehe olan kanunun uygulanması
ilkesine aykırılık bulunmadığı gibi bu durumda hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına karar verilmesinin sanığın aleyhine bir eşitsizlik yaratmadığı açık
olduğundan, eşitlik ilkesine aykırı bir yön de yoktur.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 11., 19. ve 58. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
ARSLAN
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Başkanvekili
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Serruh
KALELİ
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
M. Emin KUZ
Üye
Kadir
ÖZKAYA
Üye
Rıdvan
GÜLEÇ
Anayasa Mahkemesi, E. 2014/155, K. 2015/52, 27 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası