İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2014/36 K.2015/51

R.G. Tarih-Sayı :10.06.2015-29382

Esas2014/36Karar2015/51Tarih27 Mayıs 2015Okuma28 dk · 5.646 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
27 Mayıs 2015
Esas Sayısı
2014/36
Karar Sayısı
2015/51
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.646 kelime·28 dk okuma·15 bölüm

R.G. Tarih-Sayı :10.06.2015-29382

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Pasinler Sulh Ceza Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU : 26.9.2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve 24. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.

I- OLAY

Evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptıkları ve yaptırdıkları iddiasıyla sanıklar hakkında açılan kamu davasında, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

Kanun'un itiraz konusu kuralları da içeren "Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören " başlıklı 230. maddesi şöyledir:

"(1) Evli olmasına rağmen, başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kendisi evli olmamakla birlikte, evli olduğunu bildiği bir kimse ile evlilik işlemi yaptıran kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

(3) Gerçek kimliğini saklamak suretiyle bir başkasıyla evlenme işlemi yaptıran kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan suçlardan dolayı zamanaşımı, evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikah yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir."

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve 24. maddelerine dayanılmış, Anayasa'nın 13. maddesi ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN ve M. Emin KUZ'un katılımlarıyla 18.2.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hamit YELKEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırma eylemlerinin suç olarak düzenlenip cezai müeyyideye bağlandığı, oysa evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın özel hayat ile din ve vicdan özgürlüğüne ilişkin hususlar olduğu, dolayısıyla resmî bir evlilik akdi olmaksızın birlikte yaşamanın dahi suç olmadığı bir hukuki düzende evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın suç olarak düzenlenmesinin, Anayasa'nın 5., 10., 17., 20. ve 24. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 43. maddesine göre, itiraz konusu kurallar, ilgisi nedeniyle Anayasa'nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.

İtiraz konusu kurallarda, aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar ile evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden evlenme için dinsel tören yapan kimsenin iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı; ancak, resmi nikâh yapılması halinde dinsel törenle evlilik yaptıranlar aleyhine açılan kamu davasının ve hükmedilen cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılacağı düzenlenmektedir.

Anayasa'nın 20. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde, "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir." denilmek suretiyle özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı; 24. maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise "Herkes, vicdan, dinî inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dinî âyin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz." hükümlerine yer verilerek din ve vicdan hürriyeti güvence altına alınmıştır.

Anayasa'nın 20 maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel

hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı, bir yönüyle özel

hayatın ve aile hayatının gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne

serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların, yalnız

kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini

isteme hakkını korurken, diğer yönüyle, resmî makamların özel hayata müdahale

edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip

yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla, Anayasa'nın 20.

maddesindeki düzenlemeyle özel hayat ve aile hayatı, Anayasa'da belirtilen

istisnalar haricinde Devlete, topluma ve diğer kişilere karşı koruma altına

alınmıştır.

Anayasa'nın 24. maddesinde düzenlenen din ve vicdan özgürlüğü ise herkesin vicdan, dinî inanç ve kanaat özgürlüğünü güvenceye kavuştururken, bu özgürlüğün özel bir görünümü olan "dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü"nü de içine almaktadır. Bu özgürlüğün kapsamı Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesinin 22 No'lu Genel Görüşünde şu şekilde açıklanmıştır:

"Dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü, 'gerek alenen gerekse özel alanda bireysel olarak veya topluluk halinde' kullanılabilir. Dini veya inancı dışa vurma özgürlüğü, ibadet, dinsel ritüellerin yerine getirilmesi, uygulama ve öğretme gibi çok geniş bir davranış yelpazesini kapsar. İbadet kavramı, bir inancın doğrudan ifade edilmesini sağlayan törensel ve ayinsel eylemleri kapsadığı gibi, bu uygulamalara özgü olan ibadet yerlerinin inşası, ayinsel ifade/duaların ve nesnelerin kullanılması, sembollerin sergilenmesi ve bayram ya da dinlenme günlerine uyulmasını da kapsar."

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da "Herkes özel hayatına, aile hayatına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir" denilerek özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı; 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise "Herkes düşünce, din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına ve topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir." denilmek suretiyle din ve vicdan özgürlüğü güvence altına alınmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), özel hayat ve aile hayatına

saygı gösterilmesini isteme hakkını önemle ele almakta ve özel

hayat kavramının, bütün unsurlarıyla tanımlanamayacak kadar geniş bir kavram

olduğunu, kişinin ismi ve kimliği, bireysel gelişimi, aile yaşamı yanında, dış

dünya ile bağlantısını, başkaları ile ilişkisini, ticari ve mesleki faaliyetlerini

de kapsadığını belirtmektedir (Bkz. Niemietz/Almanya,

B. No: 13710/88, 16/12/1992, § 29-33). AİHM, aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkı kapsamında, "aile hayatı"

kavramını da geniş bir şekilde yorumlamakta, bu yönüyle sadece resmî

evliliklerin değil, gayriresmî evliliklerin de bu hakkın korumasından

yararlanacağını belirtmektedir (Bkz. Marckx/Belçika,

B. No: 6833/74, 13/6/1979, § 31; Keegan/İrlanda, B. No: 16969/90, 26/5/1994, § 44; Kroon ve

diğerleri/Hollanda, B. No: 18535/91, 27/10/1994, § 30).

AİHM, din ve vicdan özgürlüğünün önemini ise şöyle vurgulamaktadır:

"Sözleşme'nin 9. maddesinde korunan düşünce, din ve vicdan

özgürlüğü, Sözleşme'deki anlamıyla 'demokratik toplumun' temel taşlarından

birisidir. Bu özgürlük dini boyutuyla, inananların kimliklerini ve yaşam

biçimlerini oluşturmalarını sağlayan en önemli unsurlardan biri olmanın yanı

sıra aynı zamanda ateistler, agnostikler, septikler ve din karşısında kayıtsız

kalanlar için de çok kıymetli bir değerdir. Yüzyıllar süren bir mücadele

sonunda, büyük bedellerle kazanılan ve demokratik toplumun ayrılmaz bir unsuru

olan çoğulculuk da bu özgürlüğe dayanmaktadır. Din özgürlüğü her ne kadar

öncelikle bireysel vicdanı ilgilendiren bir mesele olsa da, o aynı zamanda

diğer şeylerin yanı sıra, kişinin 'dinini açıklama' (açığa vurma) özgürlüğünü

de ifade etmektedir." (Kokkinakis/Yunanistan, B. No:14307/88,

25/5/1993, § 31)

Buna göre, din ve vicdan özgürlüğü "demokratik toplumun temel taşlarından biri" ve "insanların kimliklerini ve yaşam biçimlerini oluşturmalarını sağlayan" bir temel hak olarak, tıpkı özel hayat ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı gibi kural olarak devletin ve diğer kişilerin müdahale edemeyeceği bir alan oluşturmaktadır.

Bununla birlikte, Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında,

çeşitli nedenlerle özel hayatın korunması hakkına sınırlamalar getirilebileceği

belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Aynı şekilde, her ne

kadar Anayasa'nın 24. maddesinde din ve vicdan özgürlüğü yönünden hiçbir

sınırlama nedenine yer verilmemişse de bu durum söz konusu özgürlüğün dışsal

alanının, yani kişinin dinini ve inancını dışa vurma özgürlüğünün mutlak

olduğunu göstermemektedir. Zira Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da

belirtildiği gibi temel hak ve özgürlüklerin doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu gibi Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan kurallar da

temel hak ve özgürlüklerin sınırını oluşturur. Bir başka deyişle, temel hak ve

özgürlüklerin kapsamının ve objektif uygulama alanının Anayasa'nın bütünü

dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.

İtiraz konusu kurallarda, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar

ile evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden

evlenme için dinsel tören yapanların cezalandırılması öngörülerek, kişilerin

özel hayatlarına ve aile hayatlarına saygı gösterilmesi hakkı ile din ve vicdan

özgürlüğüne bir sınırlama getirildiği açıktır. Zira kişiler arasında evlilik

bağının nasıl kurulacağına ilişkin tercihte bulunulmasının ve bu bağın dinsel

ritüel ve uygulamalara göre yapılabilmesinin kişilerin özel hayatlarına ve aile

hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı kapsamında kaldığı

tartışmasızdır. Din ve vicdan özgürlüğü yönünden de uluslararası alanda genel

kabul görmüş normlar uyarınca, bu özgürlüğün özel bir görünümü olan "dini

veya inancı dışa vurma özgürlüğü"; ibadet, dinsel ritüellerin yerine

getirilmesi, uygulamalar ve öğretme gibi çok çeşitli davranışları

kapsamaktadır. Dolayısıyla, evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın da

anılan özgürlük kapsamında kaldığı hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

İtiraz konusu kurallara ilişkin suçlarla korunmak istenen hukuki menfaat dikkate alındığında, anılan sınırlamanın amacının, evlilikle kurulan aile düzenini korumak olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten de söz konusu suçlarla, resmî niteliği bulunmayan dolayısıyla da hukuki himaye sağlamayan evlenmenin dinsel törenini yapmak ve yaptırmak yasaklanarak, evlilik kurumunun bahşettiği haklardan eşlerin mahrum kalmamalarının sağlanmaya çalışıldığı görülmektedir.

Aile düzeninin korunması ve evlilik kurumunun sağladığı haklardan

kişilerin yararlanabilmesi, aile bireylerinin maddi ve manevi bütünlüğünün

korunması ve geliştirilmesine, dolayısıyla kamu yararının gerçekleşmesine

hizmet edeceğinden, anılan amaçla özel hayatın korunması hakkı ile ve din ve

vicdan özgürlüğüne sınırlamalar getirilmesi mümkündür. Ayrıca Anayasa

Mahkemesinin birçok kararında vurgulandığı üzere kanun koyucunun benimsediği

ceza siyasetine göre hangi fiillerin suç olarak nitelendirileceğine karar

verilmesi hususunda takdir yetkisi bulunduğundan, bu sınırlamayı suç ve ceza

ihdas etmek suretiyle gerçekleştirmesi de mümkün bulunmaktadır. Ancak getirilen

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen güvencelere bağlı kalınarak

yapılması gerekmektedir.

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlüğü yalnızca kanunla ve demokratik bir toplumda gerekli olduğu ölçüde sınırlanabilir. Ayrıca getirilen bu sınırlamalar, hakkın özüne dokunamayacağı gibi Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

Ölçülülük, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Ölçülülük, aynı zamanda yasal önlemin sınırlama amacına ulaşmaya elverişli olmasını, amaç ve aracın ölçülü bir oranı kapsamasını ve sınırlayıcı önlemin demokratik toplum düzeni bakımından zorunluluk taşımasını da içeren bir ilkedir.

Ölçülülük ilkesi uyarınca, özel hayat ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlüğüne müdahale edilebilmesi

için demokratik toplum düzeni bakımından bir zorunluluğun bulunması, itiraz

konusu sınırlama bakımından, aile kurumunun sağladığı hukuki himayenin, bir

başka ifadeyle kişilerin evlilik bağının kurulmasından kaynaklanan haklarının,

bu sınırlama olmaksızın korunamaması gerekir. Oysa hukuk düzeninde, kişilerin

evlilik bağının kurulmasından kaynaklanan haklarını koruyacak hukuki

müesseselere yer verilmiş bulunmaktadır. Gerçekten de Türk Medeni Kanunu'nun

ilgili hükümleri uyarınca, eşlerin evlilik bağından kaynaklanan haklarını ileri

sürebilmeleri için kanunda belirtilen memur önünde resmi nikâh yaptırmaları

zorunlu olup, aksi takdirde evlilik bağından kaynaklanan birçok hakka sahip

olmaları mümkün değildir. Başka bir ifadeyle, kişilerin resmî evlilik

yaptırmamaları hâlinde maruz kalabilecekleri hukuki yaptırımlar mevcut olup

bunlar, kişilerin resmî evlilik yaptırmalarını sağlayabilecek

elverişliliktedir. Dolayısıyla kişilerin dini inançları gereği evlenmenin

dinsel törenini yapma ve yaptırma fiillerini cezalandırmayı gerektirecek bir

zorunluluk bulunmamaktadır.

Sadece evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırmanın suç olarak düzenlenmemesi, bu birlikteliği hukuk düzenince geçerli olarak kabul edilen bir niteliğe kavuşturmamakta ve evlenmenin dinsel töreninin yapılması evlilik birliğinin kurulmasını ve birlikten kaynaklanan hakların kullanılmasını sağlamamaktadır.

Demokratik toplum düzeni bakımından bir zorunluluk bulunmadığı hâlde, bir başka ifadeyle, itiraz konusu kurallarla getirilen sınırlamanın amacı olan aile düzeninin korunması yönünden gerekli olmadığı hâlde, itiraz konusu kurallarla kişilerin özel hayatları ve aile hayatlarına saygı gösterilmesini isteme hakkı ile din ve vicdan özgürlükleri kapsamında kalan evlenmenin dinsel törenini yapma ve yaptırma fiillerinin suç olarak düzenlenip bunlara cezai yaptırım bağlanması, anılan haklara orantısız bir müdahalede bulunulması sonucunu doğurmakta ve ölçülülük ilkesine aykırı düşmektedir.

Ölçülülük ilkesi uyarınca sınırlama amacını gerçekleştirebilecek

daha hafif bir sınırlama aracı bulunmaktayken daha ağır bir sınırlama aracının

seçilmesi mümkün değildir. Yani itiraz

konusu kurallar bağlamında özel hayatın korunması hakkı ile din ve vicdan

özgürlüğüne daha hafif bir sınırlama aracıyla müdahalede bulunularak, sınırlama

amacı olan "aile düzenini korumak" mümkünken bundan daha ağır

bir müdahale aracı kullanılması, ölçülülük ilkesine uygun düşmez. Hukuk

düzenince resmî evlilik dışındaki hiçbir evlilik türüne hukuki sonuç

bağlanmamak suretiyle, bir başka ifadeyle, "hukuki müeyyide aracı"

kullanılarak itiraz konusu kurallarla amaçlanan aile düzeninin korunmasına

yönelik önlem alınmış bulunmaktadır. Dolayısıyla hukuk düzenince bu önlem

alınmışken "hukuki müeyyide" aracından daha ağır bir müeyyide

öngören "suç ve ceza aracı"na başvurulması, itiraz konusu

kurallarla yapılan sınırlamanın ölçüsüzlüğünü gösteren diğer bir unsur olarak

ortaya çıkmaktadır.

Esasen, kişilerin herhangi bir dini tören veya nikâh olmaksızın fiilen birlikte yaşamaları ve çocuk sahibi olmaları, özel hayata saygı gösterilmesi bağlamında hukuk düzenince suç olarak nitelendirilip cezalandırılmazken, kişilerin özel hayatlarına ilişkin tercihleri ve dini inançları gereği evlenmenin dinsel törenini yaptırmalarının suç olarak düzenlenmesi, anılan ölçüsüzlüğü açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer yandan, evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden evlenme için dinsel tören yapan kimseler de sonuç itibariyle özel hayatlarına ilişkin tercihleri ve dini inançları gereği evlenmenin dinsel törenini yaptıranlara yardım etmek amacıyla hareket ettiklerinden, bu kişilerin fiillerinin cezalandırılmasını öngören kural da yukarıda belirtilen aynı gerekçelerle ölçülülük ilkesini ihlal etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa'nın 13., 20. ve 24. maddelerine aykırıdır. İptalleri gerekir.

Bu görüşe Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Recep KÖMÜRCÜ katılmamışlardır.

Kuralların Anayasa'nın 10. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

Kurallar Anayasa'nın 13., 20. ve 24. maddelerine aykırı bulunarak iptal edildiklerinden Anayasa'nın 5. ve 17. maddeleri yönünden incelenmelerine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkralarının Anayasa'ya aykırı olduklarına ve İPTALLERİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ile Recep KÖMÜRCÜ'nün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 27.5.2015 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Engin YILDIRIM

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

26.9.2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Birden çok evlilik, hileli evlenme, dinsel tören" başlıklı 230. maddesinin itiraz istemine konu (5) ve (6) numaralı fıkraları şu şekildedir:

"(5) Aralarında evlenme olmaksızın, evlenmenin dinsel törenini yaptıranlar hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir. Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan kalkar.

(6) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme için dinsel tören yapan kimse hakkında iki aydan altı aya kadar hapis cezası verilir."

Hemen işaret etmek gerekir ki anılan düzenlemenin benzeri 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda (11.6.1936 tarih ve 3038 sayılı Kanunla eklenmiş) 237. madde ile düzenlenmiş olup, metin olarak düzenleme şu şekildeydi:

".(3. fıkra) Evlenme akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren kağıdı görmeden bir evlenme için dini merasim yapanlar hakkında da bundan evvelki fıkrada yazılı ceza verilir. (Bir aydan üç aya kadar hapis)

(4. fıkra) Aralarında evlenme akti olmaksızın evlenmenin dini merasimini yaptıran erkek ve kadınlar iki aydan altı aya kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Mülga 765 sayılı Kanun'un 237. maddesinin itiraz istemine konu kurallar ile paralellik gösteren dördüncü fıkrasının iptali istemiyle yapılan başvuruyu, Anayasa Mahkemesi aşağıdaki gerekçeyle OYBİRLİĞİYLE reddetmiştir:

".Kanunkoyucu kamu düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında düzenleme yaparken, Anayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmak şartıyla, toplumda hangi eylemlerin suç sayılacağı veya sayılmayacağı ve suç sayılan eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahiptir.

Medeni Kanun, Türkiye Cumhuriyeti'nin modern, çağdaş ve laik hukuk sistemine geçişinin temel yapı taşlarından birini oluşturmaktadır. Medeni Kanun'un özellikle resmi nikâh akdine ilişkin hükümlerinin gerektiği şekilde uygulanmasının Türk toplum ve aile hayatı açısından taşıdığı önem ve bu hükümlere uyulmadan dini nikâha dayalı olarak oluşturulan birlikteliklerin özellikle kadın ve çocuklar yönünden doğuracağı olumsuzluklar dikkate alınarak Anayasa'nın 174. maddesiyle resmi nikâh kurumu özel olarak korumaya alınmıştır.

Anayasa'nın 41. maddesinde de, ailenin Türk toplumunun temeli olduğu ve Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunmasını. sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı belirtilerek ailenin ve özellikle ananın ve çocukların korunması devlete bir görev olarak verilmiştir. Devletin, bu görevi de gözetildiğinde dini nikâha dayalı fiili birleşmelerin aile, toplum ve kamu düzenini bozucu sonuçlarını ortadan kaldırabilmek için resmi nikâhtan önce dini nikâh kıydırılmasının suç sayılıp cezalandırılmasında, hukuk devleti ilkesine ve ceza hukukunun genel ilkelerine aykırılık bulunmamaktadır.

Anayasa'nın Başlangıç'ında 'Laiklik ilkesinin gereği kutsal din

duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı',

14. maddesinde 'Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbirinin dil, ırk,

din ve mezhep ayrımı yaratmak amacıyla kullanılamayacağı', 24. maddesinde

de 'Kimsenin dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı, dini inanç

ve kanaatlerinden dolayı kınanamayacağı ve suçlanamayacağı' belirtilmiştir.

Anayasa'nın 24. maddesinin son fıkrasında ise 'Kimse, devletin sosyal,

ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına

dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne

suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan

şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz' denilerek bir bakıma

laiklik ilkesi açıklanarak bu ilkenin din ve Devlet işlerinin birbirinden

ayrı tutulması biçimindeki klâsik tanımı vurgulamıştır.

Anayasa'nın bu kurallarında belirtilen laiklik, inanç özgürlüğüne saygıdan kaynaklanan ve dini bu özgürlüğün enginliğine bırakan bir kavram olduğundan, din düşmanlığı, dinsizlik ya da din karşıtlığı olarak algılanamaz. Devletin farklı inançlardaki kişilere aynı yakınlıkta ya da uzaklıkta olması, bunlar arasında hiçbir ayırım yapmaması laiklik ilkesinin gereğidir. Dini nikâhın Medeni Kanun'da öngörülen evlenme akdinden önce yapılmasının yasaklanması, bu akidden sonra yapılmasını engellemediğinden laiklik ilkesine aykırı değildir.

Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın 2., 10., 12., 13. ve 24. maddelerine aykırı değildir. İstemin reddi gerekir." (Any.Mah.nin 24.11.1999 tarih ve E.1997/27, K.1999/42 sayılı kararı; RG.2.5.2002, Sayı: 24743)

İptali istenen kuralların gerekçesi ise şu şekildedir:

".Maddenin beşinci fıkrasında, resmi nikâh bulunmadan

evlenmenin dinsel töreninin yaptırılmasının cezalandırılacağı hususundaki hükme

yer verilmiştir. Böylece Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendi

vurgulanmış olmaktadır. Ancak, medeni nikâhın yapılması durumunda kamu

davası ve hükmedilen cezanın bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılacağı

hükme bağlanarak, resmi nikâhın yapılmasını teşvik edici bir hüküm

getirilmiştir. Hâlen insanların fiilen ve uzun süreler, nikâhsız olarak

yaşadıkları ve bunun suç oluşturmadığı düşünülecek olursa, böyle bir hükmün

yerinde olduğu kabul edilmelidir. Son fıkrada ise evlenme

akdinin kanuna göre yapılmış olduğunu gösteren belgeyi görmeden bir evlenme

için dinsel tören yapan kimsenin cezalandırılması öngörülmüştür."

Görüldüğü üzere, yasakoyucu, itiraz istemine konu kuralların gerekçesinde, bu düzenlemenin Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendi gereğince yapıldığına açıkça işaret etmiştir.

Anayasa'nın "İnkılâp Kanunlarının Korunması" başlıklı 174. maddesinde, sekiz bent halinde sayılan "İnkılâp Kanunlarının" Anayasa'ya aykırı olduğu şeklinde anlaşılmayacağı ve yorumlanamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Bu kanunlardan dava konusu bakımından önemi olan (4) nolu bentte "17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına dair medeni nikâh esası ile aynı Kanun'un 110. maddesi hükmü"nün bu kapsamda olduğu belirtilmektedir.

Anayasa'nın 174. maddesiyle ilgili bir Anayasa Mahkemesi kararında, madde ile korunan değer konusunun açıklığa kavuşturulduğu görülmektedir:

"... İnkılâp kanunlarının korunması başlığını taşıyan

Anayasa'nın 174. maddesi kimi sözcük değişiklikleriyle 1961 Anayasası'nın 153.

maddesinin yinelenmesi biçimindedir. Maddede, sıralanan sekiz yasanın

Anayasa'ya aykırı olduğu biçimde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı

öngörülürken, bu Yasaların Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne

çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güden

devrim yasaları olduğu belirtilmiştir. 174. maddede belirtilen devrim yasaları

birbirleriyle sıkı ilişki içindedir. Hepsi laiklik konusunda ayrı bir alanı

düzenleyerek ülkenin çağdaş yapısını kurmuşlardır. 174. maddenin

bağımsız olarak, ayrıca Başlangıç bölümü, 2. ve 24. maddelerle birlikte

değerlendirilmesi, Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik anlayışını açık biçimde

ortaya koyar..." (Any. Mah.nin 7.3.1989 tarih ve E.1989/1,

K.1989/12 sayılı kararı; RG. 5.7.1989, Sayı:20216)

Anayasa'nın "Başlangıç" bölümünde, "...bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk'ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve onun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda;... Hiç bir faaliyetin... Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya karıştırılmayacağı;... FİKİR, İNANÇ ve KARARIYLA anlaşılmak, sözüne ve ruhuna bu yönde saygı ve mutlak sadakatle yorumlanıp uygulanmak üzere, TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet sevgisine emanet ve tevdi olunur." denilmektedir.

Anayasa Mahkemesi'nin bir kararında da işaret edildiği üzere:

"... Anayasa'nın 176 ncı maddesinde, Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve

ilkeleri belirten Başlangıç kısmının, Anayasa metnine dahil olduğu açıklanmış,

anılan maddenin gerekçesinde de Başlangıç kısmının, Anayasa'nın diğer

hükümleriyle eşdeğer olduğu vurgulanmıştır. Cumhuriyet'in niteliklerini belirleyen

2. maddesinde ise 'Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve

adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine

bağlı, Başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayalı, demokratik, laik ve

sosyal hukuk devletidir" kuralı ile Başlangıçta belirtilen temel

ilkeler Cumhuriyetin nitelikleriyle özdeşleştirilmiştir..." (Any.

Mah.nin 13.6.1985 tarih ve E.1984/14, K.1985/7 sayılı kararı; RG. 24.8.1985

Sayı:18852)

Benzer bir değerlendirme, 1961 Anayasası'nın Başlangıç ve 2. maddesiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesince şu şekilde yapılmıştır:

"... Gerçekte Türkiye Cumhuriyeti'nin nitelikleri, 1961

Anayasası'nın Başlangıç bölümü ile 2. maddesinde belirgin bir biçimde saptanmıştır. Cumhuriyetimiz, milli

şuur ve bütünlük içinde, barışa ve insanlık hak ve özgürlüğüne dayalı memleket

kalkınmasını sosyal adalet ve Atatürk Devrimleri ilkeleri

doğrultusunda amaçlayan siyasal bir varlıktır. Burada özellikle Atatürk

Devrimleri deyimi üzerinde durmak gerekir. Devrim kavramı, sözcüğün

açık anlamından da belirleneceği üzere, durgunluğun, alışkanlığın,

hareketsizliğin tercihidir. Devrimcilikte hiç bir zaman duraklama yoktur. Bilim

ve tekniğin gelişmesiyle modern toplum yaşamının koşulları da sürekli olarak

değişikliğe uğrar. Kendisini bu değişmeye uyduramayan, yani devrim yapamayan

sosyal topluluklar çağın gerisinde kalmaya ve ileri toplumların sömürgesi

olmaya mahkûmdurlar. İşte Atatürk devrimlerinde temel amaç, çağdaş

uygarlık düzeyine ulaşmaktır. Belirli bir süre geçtikten sonra Atatürk

Devrimlerinin amaçlarına ulaştığını ve artık yeni bir atılıma gereksinme

duyulmayacağını kabul etmeye olanak yoktur. Çünkü Atatürk Devrimleri çağdaş

uygarlık düzeyi doğrultusunda sürekli hareket halindedirler ve birbirini ara

vermeden izlerler..." (Any. Mah.nin 25.2.1975 tarih ve E.1973/37,

K.1975/22 sayılı kararı; RG. 3.12.1975, Sayı:15431)

Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması" başlıklı 14. maddesinde:

"Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.

Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasa da belirtilenlerden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.

Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir." denilmektedir.

Anayasa'nın 174. maddesinin gerekçesinde de "Atatürk inkılâplarının Atatürk'ün amaç olarak gösterdiği Batı uygarlık düzeyine varıştaki önemleri tartışılmayacak kadar açıktır. Türk Milleti bu inkılâpların bilincine varmış ve onlarla ilgili değerlendirmelerini etrafında toplandığı fikirler nüvesine katmıştır. Ancak zaman zaman Atatürk inkılâplarının anlamını kavrayamayanların belirdikleri görüldüğünden, inkılâpları Anayasanın himayesine alan 1961 Anayasasındaki hükmün yeni Anayasada korunması yerinde görülmüştür..." şeklinde bir belirlemede bulunduğu anlaşılmaktadır.

Anayasa'nın 41. maddesi ise aileyi Türk toplumunun temeli kabul etmiş; Devletin, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alması gerektiğine işaret etmiştir.

Anayasa'nın "Din ve Vicdan Hürriyeti" başlıklı 24. maddesinin son fıkrası şu düzenlemeyi öngörmektedir:

"Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

765 sayılı Mülga Türk Ceza Kanunu'nun, laikliğe aykırı olarak

devletin içtimai veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen

de olsa dini esas ve inançlarına uydurmak amacıyla propaganda yapmak veya

telkinde bulunmak suçunu düzenleyen 163. maddesinin iptali istemiyle yapılan

itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi iptal istemini reddederken şu gerekçeye

dayanmıştır: "... Laiklik ilkesini benimseyen Cumhuriyet, hukukun

laikliğini sağlamış, böylece Devlet bağımsız ve yansız bir hukuk kurumu olarak

çağdaş ve uygar yapısını bulmuştur. Böylece laikliğin Anayasa'nın 2.

maddesiyle, temel kural durumunda siyasal ve hukuksal yaşamda geçerli

bulunması, laikliği koruyan Türk Ceza Yasasının 163. maddesini

Anayasamızın 2. maddesinin doğal ve zorunlu bir sonucu durumuna getirmektedir... Laiklik

ilkesini koruyan Türk Ceza Yasasının 163. maddesinin 4. fıkrasının, Anayasanın

anılan ilkeye saygınlık sağlayan 12. maddesine aykırı bir yönü yoktur... Türk

Ceza Kanununun 163. maddesinin 4. fıkrasında tanımlanan suçun maddi ve manevi

öğeleri Anayasanın 19. maddesinin 5. fıkrasındakilerin koşutu olup, Anayasanın

19. maddesinde de geçen 'istismar, kötüye kullanma, yasak dışına çıkma ve

kışkırtma' sözcükleri, Türk ceza Kanunun 163. maddesinin 4. fıkrasındaki

'propaganda ve telkini' kapsamaktadır. Anılan Anayasa hükmünde yasaklanan

eylemlerin yaptırımının yasada gösterileceği de açıkça belirtilmiştir. Bu

bakımdan itiraz konusu kural Anayasanın 19. ve ayrıca 12., 20. ve 33.

maddelerine aykırı değildir..." (Any. Mah.nin 3.7.1980 tarih ve E.1980/19,

K.1980/48 sayılı kararı; AMKD, Sayı:18)

İtiraz konusu kuralların Anayasa'nın 174. maddesinde sayılan sekiz inkılâp kanunundan birinin (medeni nikâh esasının) ceza hukuku alanında korunmasına yönelik olması karşısında; "Atatürk inkılâpları - laiklik - Anayasal Koruma" konusundaki bir başka Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçeye yer vermek yerinde olacaktır:

"... Atatürk devrimlerinin hareket noktasında laiklik ilkesi

yatar ve devrimlerin temel taşını bu ilke oluşturur. Başka

bir anlatımla, laiklik ilkesi açısından verilecek en küçük bir ödün

Atatürk devrimlerini yörüngesinden saptırarak yok olması sonucunu

doğurabilir. Bu nedenledir ki Anayasamız 'Hiçbir düşünce ve

mülahazanın... Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve

medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği

kutsal din duygularının devlet işlerine ve politikaya kesinlikle

karıştırılmayacağı' yolunda kesin bir buyruğa 'Başlangıç'ta yer vermek

zorunluluğunu duymuş bulunmaktadır... Türk devrimi, Atatürk'ün önderliğinde

gerçekleştirilen ulusal bağımsızlığın ve çağdaşlaşma hareketinin adıdır ve bu

düşünce sistemi 1982 Anayasası'nın temel dayanağını ve felsefesinin

oluşturmuştur... Bu nedenledir ki Anayasamızın 24. maddesinin 4.

fıkrası hükmüne başka manalar izafe etmek, Atatürkçü düşünceye ve Türk

devrimine ters düştüğü kadar, bizatihi hükmün açık olan ve yoruma

elverişli bulunmayan beyanına ... aykırı olur..." (Any. Mah.nin 25.10.1983

tarih ve E.1983/2 (SPK), K.1983/2 sayılı kararı; AMKD, Sayı:20)

Benzer değerlendirmelerin yapıldığı diğer bir Anayasa Mahkemesi Kararının gerekçesine göz atmak yararlı olacaktır:

"... İnkılâp kanunlarının korunması başlığını taşıyan

Anayasanın 174. maddesi, kimi sözcük ve değişiklikleriyle 1961

Anayasasının 153. maddesinin yinelenmesi biçimindedir. Maddede sıralanan sekiz

Yasa'nın Anayasaya aykırı olduğu biçimde anlaşılamayacağı ve yorumlanamayacağı

öngörülürken, bu yasaların Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne

çıkarma ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laiklik niteliğini koruma amacını güden

devrim yasaları olduğu belirtilmiştir... 174. maddenin içeriğinde sıralanan

yasaların adları, Türkiye Cumhuriyeti için önemlerini açıklamaktadır. Çağdaş

uygarlık düzeyini aşmak ve Türkiye Cumhuriyeti'nin laik niteliğini korumak

amacını taşıdıkları Anayasa'da kabul edilip 'inkilâp kanunları' olarak anılmaları,

Türk Devrimi ve Atatürk ilkelerinin gerçekleşme amacı olduklarını

göstermektedir... 174. madenin bağımsız olarak ayrıca Başlangıç

bölümü, 2. ve 24. maddelerle birlikte değerlendirilmesi Türkiye Cumhuriyeti'nin

laiklik anlayışını açık biçimde ortaya koyar... 174. maddede belirtilen Devrim

Yasaları birbiriyle sıkı ilişki içindedir. Hepsi laiklik konusunda ayrı bir

alanı düzenleyerek ülkenin çağdaş yapısını kurmuşlardır. Her biri başlı

başına büyük önem taşıyan ve birer devrim anıtı olan bu Yasalar, Türkiye

Cumhuriyeti'ni sonsuza dek yaşatacak değerdedir..." (Any. Mah.nin

7.3.1989 tarih ve E.1999/1, K.1989/12 sayılı kararı; AMKD, Sayı:25)

Yukarıda kapsamlı olarak metinlerine yer verilen Anayasa hükümleri

ile Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin kararları birlikte

değerlendirildiğinde; Anayasanın 174. maddesinin 4. fıkrası ile koruma altına

alınan inkılâp kanunlarından "17 Şubat 1926 tarihli ve 743 sayılı Türk

Kanunu Medenisiyle kabul edilen, evlenme akdinin evlendirme memuru önünde yapılacağına

dair medeni nikâh esası ile aynı Kanunun 110. maddesi hükmü" (743 sayılı

Türk Kanunu Medenisi 22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile

yürürlükten kaldırılmakla beraber, Anayasanın 174/4. maddesinde sözü edilen

düzenlemeler 4721 sayılı Kanunun 141., 142. ve 143. maddelerinde aynı muhafaza

edilmiştir.) Ceza hukuku alanında 1936 yalından bu yana koruma altına alınmış

(765 sayılı TCK.nun 237/3-4 Md; 5237 sayılı TCK.nun 230/5-6 Md) olup;

Anayasanın 174/4. md.nin "Başlangıç"taki değinilen ilkeler, 2., 14.,

24/son ve 41. maddeleriyle birlikte yorumlanması gerekliliği karşısında,

"din ve vicdan hürriyeti"nin bu inkılâp kanununun önüne

geçirilebilmesine imkân bulunmadığı, Türk kadınının çağdaş uygarlık

düzeyine ulaştırılması, kadının ve ailenin korunması amacına yönelik olan

"medeni nikâh" esasını benimsemesi ve ülkenin laik düzeninin korumayı

hedefleyen bu inkılâp kanununun aksine tutum ve davranışları engellemeye matuf

dava konusu kuralların gerçekte bu Anayasal ilkenin korunmasına yönelik bir ceza

yaptırımından ibaret olduğu, esasen yasa koyucunun dahi bu kurallara ilişkin

gerekçede, düzenlemeyle Anayasa'nın 174. maddesinin (4) numaralı bendinin

vurgulanmakta olduğunu ifade ettiği, keza önceki (mülga) Türk Ceza Kanunu'ndaki

aynı düzenlemenin Anayasa Mahkemesince Anayasa'ya aykırı görülmeyerek

iptal isteminin reddedildiği, anılan İnkilâp Kanununu dolaylı yoldan

zayıflatabilecek bir yorum biçimiyle düzenlemenin vicdan ve din hürriyeti

ile bağdaşmadığının öne sürülmesinin, yorumda Anayasa'nın işaret

edilen diğer hükümlerinin birlikte ele alınması gerekliliği karşısında

kabul edilemeyeceği, ayrıca işaret edilen Anayasa Mahkemesi kararlarının

da bunu desteklemediği, bilakis aksini ortaya koyduğu, kaldı ki, iptali

istenen kuralın (5) numaralı fıkrasının 2. cümlesinde yer alan,

"Ancak, medeni nikâh yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün

sonuçlarıyla ortadan kalkar" hükmü de dikkate alındığında aile

hukukunu, özel hayatı, din ve vicdan hürriyetini ve medeni nikâh esasını

koruyan bu kuralın ölçülü olmadığının da söylenemeyeceği, dolayısiyle

kuralların Anayasa'nın herhangi bir hükmüne aykırı düşmediği ve bu nedenle

iptal isteminin reddi gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun

kuralın iptali yolundaki kararına katılamadık.

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY YAZISI

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 230. maddesinin (5) numaralı fıkrasında düzenlenen, evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel törenini yaptırmak ve (6) numaralı fıkrasında yer alan söz konusu töreni yapmak suçlarının Anayasa'ya aykırılığı konusundaki çoğunluk kararına aşağıdaki nedenlerle katılmamaktayım:

Ulusal kurtuluş savaşı ile elde edilen bağımsızlık ve milli

hakimiyet temelinde ve devrimle kurulan Türkiye cumhuriyeti'nin medeni

milletler camiasına kendini kabul ettirmesinin başlıca dayanaklarından biri de

kadın-erkek eşitliğini esas alan Türk Kanunu Medenisi olmuştur. Medeni Kanun'la

çok eşliliğe son verilerek resmi nikah esasının kabul edilmesinden sonra da

yeni hukuki kurumların ayakta tutulabilmesi için, bazı önlemler öngörülmüştür.

Medeni nikah yapılmadan dini nikah yapılmasının bazı yaptırımlara tabi

tutulması da bu kapsamdadır. Konuya salt hukuki ve Anayasal açıdan

bakıldığında, Anayasa Mahkemesinin 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun bu iptal davasındaki

kurallarla aynı düzenlemeyi içeren 237. maddesinin dördüncü fıkrasının iptali

istemini reddeden, 2.5.2002 tarihli ve 24743 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan,

Esas.1999/27, Karar:1999/42 sayılı ve OYBİRLİĞİYLE alınmış kararındaki

gerekçeler, bu iptal istemi yönünden de aynen geçerli olup, iptal isteminin

reddi gerekmektedir. Ancak bu kere konuya insan hakları ekseninde bir

gerekçeyle yaklaşılarak farklı bir sonuca varıldığından, iptal istemine konu

olan kuralların koruduğu hukuksal değerler ile ihlal edildiği sonucuna varılan

Anayasa hükümlerinin yeniden karşılaştırılması yararlı olacaktır.

Modern laik yaşamın ve buna bağlı toplum düzeninin gereklerini yüce dinimizin emirleri ile en güzel şekilde bağdaştırmasını bilen halkımızın büyük bir çoğunluğu, evlilik akdini icra ederken hem hukuki hem de dini ve sosyal vecibeleri vecibeleri yerine getirmeyi usul edinmiş, buna göre öncelikle remi nikahın yapılması, sonra da dini tören ve düğün yapılması şeklindeki uygulama bir örf ve adet haline gelmiştir.

Kanun'un 230. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci

cümlesinde, aralarında evlenme akdi olmaksızın evlenmenin dinsel törenini

yaptıranların iki aydan altı aya kadar hapis cezasına çarptırılması

öngörülmekle birlikte, ikinci cümlede "Ancak, medeni nikah

yapıldığında kamu davası ve hükmedilen ceza bütün sonuçlarıyla ortadan

kalkar" denilmiştir. Bu düzenlemenin, ceza mevzuatında yer alan

diğer suçlara ilişkin etkin pişmanlık ve hafifletici sebeplerden farklı, suçu

adeta "tazyik hapsi" niteliğinde bir yaptırıma bağlayan bir kural

olduğu görülmektedir. Bundan da amacın, kimseyi dini tören yaptığı için

cezalandırmak olmayıp, sadece dini törenin nikah akdinden sonra yapılmasını

sağlamak, böylece resmi evlenme akdinin ertelenerek, dini esasa göre kurulan

aile birlikteliğinin hukuk düzeni dışında kalmasından dolayı kadın ve doğacak

çocuklar yönünden muhtemel hak kayıplarını önlemek olduğu anlaşılmaktadır.

Konuya sosyolojik açıdan bakıldığında, toplumuzda hem resmi hem de dini nikah ile evlenen çiftlerin oranının Türkiye İstatistik Kurumu'nun verilerine göre 2011 yılında ilk evliliğinde hem resmi hem de dini nikahla evlenenlerin oranı % 93,7 iken sadece resmi nikahla evlenenlerin oranı % 3,3 ve sadece dini nikahla evlenenlerin oranı % 3'tür. Bölgelere göre nikah türleri incelendiğinde, resmi evliliği olmayıp sadece dini nikah yaptıranların oranının en yüksek olduğu bölgenin Güneydoğu Anadolu bölgesi olduğu (% 8,3), en düşük orana sahip bölgenin ise Batı Marmara bölgesi olduğu (% 0,9) görülmektedir (Türkiye İstatistik Kurumu Bülteni, Sayı:13662, 13 mayıs 2013).

Yine Civelek ve Koç tarafından 2005 yılında yapılmış aile

araştırmasında da sadece dini nikahı olanların oranının 1968'de % 15 iken

1978'de % 12, 1988'de % 8, 1998'de %7 ve 2003'te de % 5,8 olduğu görülmektedir.

Bu verilere göre 1968'den 2003'e kadar sadece imam nikahlı birlikteliklerde %

61 azalma meydana gelmiştir. Yine aynı araştırmanın bulgularından, Türkiye

genelinde "imam nikahı"nın bölgesel ve sosyo-kültürel

faktörlere göre değişiklik arzettiği, bu bağlamda coğrafi olarak Batı'dan

Doğu'ya arttığı, eğitim seviyesi yükseldikçe azaldığı, kırsal bölgelerde

kentlere daha fazla olduğu, hane refah seviyesiyle de ilgili olduğu, refah

seviyesi çok kötü olan ailelerde % 15, orta olan hanelerde % 4, iyi olan

hanelerde ise % 1 oranında olduğu görülmüştür. Bu tablodan çıkan sonuç,

toplumsal düzenin temel esaslarından biri olarak kabul edilen kadın-erkek

eşitliğine dayalı evlilik kurumunun, yani Medeni Kanun'a göre yapılan evlenme

akdinin Devletçe bazı yaptırımlarla desteklenmesine ihtiyacın, kalkınmışlık

düzeyi arttıkça ters orantılı olarak azaldığı, ancak toplumun bazı kesimleri ve

bazı bölgeler itibariyle halen bazı yaptırımlara ihtiyaç bulunduğu ve iptali

istenen kuralın bu yönde önemli bir kamu yararına hizmet ettiğidir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik, laik

ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 5. maddesinde Devletin temel

amaç ve görevleri sayılmış, 10. maddesinde eşitlik ilkesi, 17. maddesinde

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, 41. maddesinde

ailenin korunması ve çocuk hakları düzenlenmiştir. Eşitliği güvence altına alan

10. maddeye 2004 yılında eklenen fıkrada "Kadınlar ve erkekler

eşit haklara sahiptir. Devlet bu eşitliğin yaşama geçirilmesini sağlamakla

yükümlüdür"denilmiş; fıkraya 2010 yılında eklenen cümlede de "Bu

maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz" hükmü

getirilmiştir. İptali istenen kuralla herkesten önce kadınları korumakta

olduğundan, anayasal denetimde işin bu yönünün gözden kaçırılması hatalı

sonuçlara götürecektir.

Sosyolojik araştırmalara göre aralarında herhangi bir şekilde

evlenme akdi olmadan aile hayatı yaşayan çiftlerin oranı, sadece dini törenle

evlenenlerin oranından daha düşüktür. Öte yandan, bu kategorideki kişilerle

dini törenle evlenmiş olduğunu düşünen kişiler arasında eşitlik karşılaştırması

yapılması da mümkün değildir. Çünkü eğitim ve ekonomik gücü yüksek olan

kişilerin kurduğu birlikteliğin her iki taraftan herhangi birinin isteği ile

sona erdirilmesi genelde toplumsal barışı bozucu bir etki yatamazken, inançları

gereği kendisini dini nikahla bağlı sayan taraflar arasında birlikteliğin

bozulması çok ciddi sorunlara ve geniş aileleri de karıştıran, toplumsal barışı

bozucu ciddi suçlara yol açabilmektedir. Durum ve konumları itibariyle farklı

olanlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı açıktır.

Kuralların öngördüğü cezanın Anayasa'nın 20. ve 24. maddelerindeki

temel haklara ölçüsüz bir müdahale teşkil ettiğinden de söz edilemez. Çünkü

buradaki müdahale, sadece belli bir dini törenin zamanlamasına yönelik, haklı

nedenlere dayanan bir müdahaledir. Medeni nikahın yapılmasıyla suç ve cezanın

ortadan kalkacak olması, müdahaleyi daha da hafiflettiğinden, ölçüsüz

sayılamaz. Çoğunluk gerekçesinde de belirtildiği gibi, 20. ve 24. maddelerdeki

özgürlüklerin, bunların doğasından kaynaklanan bazı sınırları vardır. Dinsel

bir törenin yapılmasından önce kişinin bazı koşulları yerine getirmesinde haklı

bir neden ve üstün bir kamu yararı varsa, ölçülü olmak şartıyla Devletçe bazı

kurallar konabilir. Nitekim 80 yıldır halkımızın büyük çoğunluğu dini

vecibelerini de ihmal etmeden bu kurallara uymuş ve bu kuralların kaldırılması

yönünde yasa koyucu üzerinde önemli bir toplumsal talep yaşanmamıştır.

Kurallarla sıkıntısı olan kişilerin çoğunlukla, evlilik kurumunun kanuni

yükümlülüklerinden kurtulmak ve partnerini, özellikle inançlı bir kişi ise,

hukuken evli olmaksızın birlikte yaşamaya ikna etmek için dinin manevi gücünden

yararlanmak isteyenler olduğu anlaşılmaktadır. Bunların da özgürlükler

kapsamında himaye edilecek meşru bir hukuki yararlarının olmadığı açıktır.

Dini töreni yapan kişiler yönünden de kurallara ilişkin iptal isteminin aynı gerekçelerle reddi gerekir. Kaldı ki, başkalarını evlendirmek gibi dini bir zorunluluk da bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 10., 20. ve 24. maddelerine aykırı olmayan yasa kurallarının iptali isteminin reddine karar verilmesi gerekir.

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye Serruh KALELİ Üye Recep KÖMÜRCÜ Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2014/36, K. 2015/51, 27 Mayıs 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu : 26.9.2004
  5. I- Olay
  6. Iıı- Yasa Metinleri
  7. Iv- İlk İnceleme
  8. V- Esasın İncelenmesi
  9. Altan
  10. Özgüldür
  11. Kömürcü
  12. Dursun
  13. Akıncı
  14. M. Emin KUZ
  15. Karşıoy Gerekçesi
  16. Karşıoy Yazısı
  17. Özgüldür
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2014/36
Karar No
2015/51
Tarih
27 Mayıs 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2014/176 K.2015/53
  • AYM Norm Denetimi E.2014/162 K.2015/47
  • AYM Norm Denetimi E.2015/49 K.2015/46
  • AYM Norm Denetimi E.2015/45 K.2015/44
  • AYM Norm Denetimi E.2014/177 K.2015/49
  • AYM Norm Denetimi E.2015/34 K.2015/48

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.