KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 13 Kasım 2014
- Esas Sayısı
- 2014/172
- Karar Sayısı
- 2014/170
- Karar Günü
- 13.11.2014
- R.G. Tarih-Sayı
- 10.1.2015-29232
- İtiraz yoluna başvuran
- Sayıştay 1. Dairesi
- İtirazın konusu
- 11.10.2011 günlü, 666
Karar Metni
4.758 kelime·24 dk okuma·19 bölüm
sayılı Kamu Görevlilerinin Mali Haklarının Düzenlenmesi Amacıyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname'nin eki (I) Sayılı Cetvel'in "A- Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Alanlar" bölümünün (1) numaralı sırasının;
1- (d) bendinde yer alan ".diğer illerin il özel idaresi genel sekreteri." ibaresinin,
2- (e) bendinde yer alan ".büyükşehir belediyesi bulunmayan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı." ibaresinin,
Anayasa'nın 91. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.
I- OLAY
İl Özel İdaresi Genel Sekreteri ve İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısına, fazladan ek ödeme yapılması nedeniyle oluşan kamu zararının sorumlulardan tahsili yönünde düzenlenen rapor üzerine yapılan yargılamada, itiraz konusu kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu kanaatine varan Sayıştay 1. Dairesi, iptalleri için başvurmuştur.
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Kanun Hükmünde Kararname Kuralı
İtiraz konusu ibarelerin de yer aldığı KHK'ye ekli (I) Sayılı Cetvel şöyledir:
(I) SAYILI CETVEL
EK ÖDEME ORANLARI
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında, Anayasa'nın 91. maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN'ın katılımlarıyla 13.11.2014 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle Sayıştay 1. Dairesinin itiraz başvurusunda bulunmasının mümkün olup olmadığı meselesi görüşülmüştür.
Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.
Buna göre, somut norm denetimi olarak da adlandırılan itiraz yoluna ancak mahkemeler başvurabilmektedir. Dolayısıyla itiraz yoluna başvuracak merciin mahkeme sıfatını haiz olması gerekmektedir. Öte yandan, Anayasa'nın 152. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, "Bir davaya bakmakta olan mahkeme" ibaresinden, mahkemenin baktığı işin de bir dava olması hâlinde itiraz yoluna başvurabileceği anlaşılmaktadır.
Anayasa Mahkemesinin 27.12.2012 günlü, E.2012/102, K.2012/107 sayılı kararında yargısal faaliyet ve Sayıştay'ın bu açıdan konumu şu şekilde ifade edilmiştir:
"Yargısal faaliyet, kanunla kurulan bağımsız ve tarafsız
kuruluşlar tarafından, hukuki uyuşmazlıkların ve hukuka aykırılık iddialarının
özel yargılama usulleri izlenerek çözümlenmesi ve kesin hükme bağlanması
faaliyeti" olarak tanımlanmaktadır. Bağımsızlık ve tarafsızlık, yargı
fonksiyonunu idare fonksiyonundan ayıran en önemli ölçüt olup yargı yetkisini
kullanacak olan merciin, çözülmesi istenen uyuşmazlığa doğrudan veya dolaylı
olarak taraf olmayan ve uyuşmazlığın taraflarından tamamen bağımsız olan kişi
veya kişilerden oluşmasını gerektirmektedir. Öte yandan yargılama faaliyetinde
idari faaliyetten farklı olarak, uyuşmazlık, bağımsızlık ve tarafsızlığı
güçlendiren özel yargılama usulleri izlenerek çözümlenmektedir. Ayrıca, yargı
organları bir uyuşmazlığı kesin bir biçimde çözerken, idare organlarının
verdiği kararlar kural olarak kesin nitelikte değildir. Dolayısıyla verilen
karara karşı herhangi bir organa başvurulamaması, karara yargısal nitelik
kazandıran önemli bir gösterge olarak ortaya çıkmaktadır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeyi, ulusal kanunlarda mahkeme olarak nitelendirilmiş olup olmadığına bakmaksızın, belli bir usul izleyerek ve hukuk kurallarına dayanarak, gerektiğinde devlet zoruyla yerine getirilmesi mümkün olan karar verme yetkilerini elinde tutan organ olarak nitelemektedir (Sramek/Avusturya kararı, Başvuru No:8790/79, par.36).
1982 Anayasası'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında, Sayıştayın görevleri;
- Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün gelir ve giderleri ile mallarını Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetlemek,
- Sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak,
- Kanunla verilen inceleme, denetleme ve hükme bağlama işlerini yapmak,
şeklinde sayılmıştır.
Yukarıda yapılan tanıma göre yargısal faaliyetin en önemli unsuru,
bir hukuki uyuşmazlığın tüm yönleriyle esastan çözümlenerek karara bağlanması
ve bu kararın kesin hüküm niteliği taşımasıdır. Kesin hüküm, davanın tarafları
arasındaki hukuki ilişkinin, bütün bir gelecek için kati olarak tespiti veya
düzenlenmesi ve aynı davanın hükmün kesinleşmesinden sonra yeniden
açılamamasıdır. Sayıştay, sorumluların hesap ve işlemlerinin hukuka uygun olup
olmadığı, hukuka aykırı ise kamu zararı doğurup doğurmadığı ve hukuka aykırı
mali işlem ile kamu zararı arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığı yolunda,
6085 sayılı Sayıştay Kanunu'nda öngörülen yargılama usullerini izleyerek bir
inceleme yaptıktan sonra, her üç koşulun da gerçekleşmesi durumunda kamu
zararının sorumludan tazminine karar vermektedir. Sayıştayın tazmin kararı
vermesi, hukuka aykırılığın müeyyidesidir. Anayasa'nın 160. maddesinin birinci
fıkrasında, Sayıştayın bu kararının kesin hüküm niteliğinde olduğunun açıkça
belirtilmesi ve bu karara karşı herhangi bir hukuksal yola başvurma yolunun
öngörülmemiş olması, Sayıştay kararının yargısal anlamda kesin hüküm
niteliğinde olduğunu göstermektedir.
Öte yandan Anayasa'nın 164. maddesinin son fıkrasında yer alan "Kesin Hesap Kanunu tasarısının ve genel uygunluk bildiriminin Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olması, ilgili yıla ait Sayıştayca sonuçlandırılmamış denetim ve hesap yargılamasını önlemez ve bunların karara bağlandığı anlamına gelmez." biçimindeki hükümde, hesap yargılamasından söz edilmesi, Sayıştayın, sorumluların hesap ve işlemlerine ilişkin olarak verdiği kararların yargısal kimliğe sahip olduğunun önemli bir göstergesidir.
Ayrıca, Anayasa'nın 160. maddesinin ikinci fıkrasında, vergi ve
benzeri mali yükümlülükler ve ödevler hakkında Danıştay ile Sayıştay kararları
arasındaki uyuşmazlıklarda Danıştay kararının esas alınacağının öngörülmüş
olması, Sayıştayın bir yargı mercii olarak kabulünü gerektirmektedir.
Sayıştayın idari bir makam olarak kabulü durumunda, Sayıştay ile Danıştay
kararları arasındaki uyuşmazlıkta Danıştay kararının üstün olduğunu vurgulayan
Anayasa hükmünün bir anlamı kalmayacaktır. Çünkü yargı kararları ile idari
kararlar arasında kıyas yapılması dahi mümkün değildir. Anayasa koyucunun,
Sayıştay ile Danıştay kararları arasında bu şekilde bir kıyaslama yapma
ihtiyacı duyması, ikisini de yargı organı olarak görmesinin bir sonucudur.
Sayıştayın yargısal fonksiyon ifa edip etmediğinin saptanmasında
dikkate alınması gereken diğer bir unsur da, bağımsızlık ve tarafsızlıktır.
Anayasa'nın 160. maddesinin birinci fıkrasında Sayıştayın merkezi yönetim
bütçesi kapsamındaki kamu idareleri ile sosyal güvenlik kurumlarının bütün
gelir ve giderleri ile mallarını 'Türkiye Büyük Millet Meclisi adına' (TBMM)
denetleyeceğinin belirtilmiş olması, Sayıştayın TBMM'ye bağlı olarak faaliyet
yürüttüğü ve bağımsızlık unsurunu taşımadığı yolunda görüşlerin ileri
sürülmesine neden olmuştur. Ancak Anayasa'nın 160. maddesinin birinci
fıkrasının birinci cümlesinin lafzı dikkate alındığında, Sayıştayca TBMM adına
icra edilen görev denetim görevi olup sorumluların hesap ve işlemlerini kesin
hükme bağlama görevi değildir. Zira cümlede, 'Türkiye Büyük Millet Meclisi
adına' ibaresi 'denetlemek' ibaresinden hemen önce kullanıldığından 've'
bağlacından sonraki 'sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak'
ibaresini ilgilendirmemektedir. Şayet, 'Türkiye Büyük Millet Meclisi adına'
ibaresinin, 'sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlamak' ifadesini
de nitelemesi istenseydi, cümlenin ortasında ('denetlemek' ibaresinden hemen
önce) değil, başında kullanılması gerekirdi.
Kaldı ki Sayıştayın TBMM adına görev ifa etmesi, TBMM'ye bağlı olduğu anlamına gelmemektedir. Sayıştay mensupları, TBMM Başkanlığıyla herhangi bir hiyerarşik ilişki içerisinde bulunmadıkları gibi sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama faaliyeti sırasında, TBMM'den telkin, tavsiye ve talimat almadan tamamen bağımsız bir şekilde hareket etmektedirler.
Anayasa'nın 160. maddesinin dördüncü fıkrasında, bir yandan Sayıştayın işleyişi ve denetim usulleri ile Başkan ve üyelerinin teminatının kanunla düzenleneceği belirtilmek suretiyle yargılama usulleri kanuni güvenceye bağlanmış, öte yandan da Başkan ve üyelerinin diğer kamu görevlilerinden farklı teminatlarla donatılması gerektiği hükme bağlanarak karar mercilerinde görev yapacak kişilerin bağımsızlık ve tarafsızlıkları güçlendirilmiştir."
Bu açıklamalar ışığında, Sayıştayın sorumluların hesap ve işlemlerini kesin hükme bağlama görevi çerçevesinde verilen kararların maddi anlamda kesin hüküm teşkil eden yargı kararı niteliğinde olduğu ve bu görevin icrası kapsamında mahkeme sıfatını haiz bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
Sayıştayın, anılan görevinin icrası kapsamında mahkeme sıfatının bulunduğu saptandıktan sonra bu görev çerçevesinde karara bağladığı işlerin Anayasa'nın 152. maddesinin birinci fıkrası bağlamında "dava" niteliğinde olup olmadığının da tartışılması gerekmektedir.
Anayasa'nın 152. maddesinde sözü edilen "dava" kavramının, özel usul kanunlarındaki anlamına bağlı kalınmaksızın, bir anayasa yargısı terimi olarak, anayasa yargısındaki işlev ve amacı gözetilerek yorumlanması gerekmektedir. Dava kavramı her usul hukuku dalında ayrı içerik ve şekillere büründüğünden, bunlardan birine bağlı kalınarak yapılacak tanım, diğer yargı kollarında görülen işlerin dava kavramının kapsamı dışında bırakılması riskini taşımaktadır. Bu durum, anayasa yargısının işleviyle bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'nın 152. maddesinde sözü edilen dava kavramının tüm yargı kollarında görülen işler göz önünde bulundurularak anlamlandırılması kaçınılmazdır.
Sayıştayda görülen hesap yargılaması, Sayıştay
denetçisinin, sorumluların hesap ve işlemlerinin kanuna aykırı olduğu ve
bu nedenle kamunun zarara uğratıldığı iddiasını içeren yargılamaya esas raporun
Başkanlığa sunulmasıyla başlayan bir süreçtir. Sayıştay denetçisi, yargılamaya
esas raporunda, sorumlunun kanuna aykırı hesap ve işlemleri nedeniyle oluşan
kamu zararının sorumludan tazminine karar verilmesini
istemektedir. Sayıştay yargılama dairesi, hesap yargılaması kapsamında
sorumluların hesap ve işlemlerinin kanuna uygun olup olmadığını inceledikten
sonra neticeye göre ya sorumluların beraatına ya da kamu zararının
sorumlulardan tazminine karar vermektedir. Dolayısıyla Sayıştayın, hesap
yargılaması kapsamında baktığı yargısal işin Anayasa'nın 152. maddesi anlamında
bir dava olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, sorumluların hesap ve işlemlerini yargılayan Sayıştay 1. Dairesinin olayda uygulanacak kuralların Anayasa'ya aykırı olduğu sonucuna ulaşarak iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine yaptığı başvurunun esasının incelenmesi gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ayhan KILIÇ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmünde kararname kuralları, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, KHK'ye ekli (I) Sayılı Cetvel'de yer alan itiraz konusu kuralın kamu görevlilerinin mali haklarına ilişkin olduğu, KHK'nin dayanağını oluşturan 6223 sayılı Kamu Hizmetlerinin Düzenli, Etkin ve Verimli Bir Şekilde Yürütülmesini Sağlamak Üzere Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Teşkilat, Görev ve Yetkileri ile Kamu Görevlilerine İlişkin Konularda Yetki Kanunuyla Bakanlar Kuruluna kamu görevlilerinin mali haklarına ilişkin düzenleme yapma yetkisinin tanınmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa'nın 91. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kuralın da yer aldığı KHK, 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerdendir.
A- Kanun Hükmünde Kararnamelerin Yargısal Denetimi Hakkında Genel Açıklama
Anayasa'nın 91. maddesinde düzenlenen kanun hükmünde kararnameler,
işlevsel yönden yasama işlemi niteliğinde olduğundan yargısal denetimlerinin
yapılması görev ve yetkisi Anayasa'nın 148. maddesi ile Anayasa Mahkemesine
verilmiştir. Yargısal denetimde kanun hükmünde kararnamenin, öncelikle yetki
kanununa sonra da Anayasa'ya uygunluğu sorunlarının çözümlenmesi gerekir. Her
ne kadar, Anayasa'nın 148. maddesinde kanun hükmünde kararnamelerin yetki
kanunlarına uygunluğunun denetlenmesinden değil, yalnızca Anayasa'ya biçim ve
esas bakımlarından uygunluğunun denetlenmesinden söz edilmekte ise de
Anayasa'ya uygunluk denetiminin içerisine öncelikle kanun hükmünde kararnamenin
yetki kanununa uygunluğunun denetimi de girer. Çünkü Anayasa'da, Bakanlar
Kuruluna ancak yetki kanununda belirtilen sınırlar içerisinde kanun hükmünde
kararname çıkarma yetkisi verilmesi öngörülmüştür. Yetkinin dışına çıkılması,
kanun hükmünde kararnameyi Anayasa'ya aykırı duruma getirir.
Dayanaklarını doğrudan doğruya Anayasa'dan alan olağanüstü hal
kanun hükmünde kararnamelerinden farklı olarak, olağan dönemlerdeki kanun
hükmünde kararnamelerin bir yetki kanununa dayanması zorunludur. Bu nedenle,
kanun hükmünde kararnameler ile dayandıkları yetki kanunu arasında çok sıkı bir
bağ vardır. Kanun hükmünde kararnamenin yetki kanunu ile olan bağı, kanun
hükmünde kararnameyi aynen ya da değiştirerek kabul eden kanun ile kesilir.
Kanun hükmünde kararnamenin Anayasa'ya uygun bir yetki kanununa dayanması,
geçerliliğinin ön koşuludur. Bir yetki kanununa dayanmadan çıkartılan veya
dayandığı yetki kanunu iptal edilen kanun hükmünde kararnamelerin içeriği
Anayasa'ya aykırılık oluşturmasa bile bunların Anayasa'ya uygunluğundan söz edilemez.
Kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa'ya uygunluk denetimi, kanunların denetiminden farklıdır. Anayasa'nın 11. maddesinde, "Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." denilmektedir. Bu nedenle kanunların denetiminde, onların yalnızca Anayasa kurallarına uygun olup olmadıkları saptanır. Kanun hükmünde kararnameler ise konu, amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden hem dayandıkları yetki kanununa hem de Anayasa'ya uygun olmak zorundadırlar.
Anayasa'da kimi konuların kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenmesi yasaklanmaktadır. Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasında "Sıkıyönetim ve olağanüstü haller saklı kalmak üzere, Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleri ile dördüncü bölümde yer alan siyasî haklar ve ödevler..."in kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kural gereğince TBMM, Bakanlar Kuruluna ancak kanun hükmünde kararnameyle düzenlenmesi yasaklanmış alana girmeyen konularda kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisi verebilir.
Anayasa'nın herhangi bir maddesinde kanunla düzenleneceği öngörülen bir konunun, Anayasa'nın 91. maddesinin birinci fıkrasının açıkça yasakladığı hükümler ile ilgili olmadıkça ya da Anayasa'nın 163. maddesinde olduğu gibi kanun hükmünde kararname çıkarılamayacağı açıkça belirtilmedikçe kanun hükmünde kararname ile düzenlenmesi Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz.
B- İtiraz Konusu Kuralın 6223 Sayılı Yetki Kanunu Kapsamında Olup Olmadığının İncelenmesi
Anayasa'nın 91. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, yetki
kanununda, çıkarılacak kanun hükmünde kararnamenin, amacının, kapsamının,
ilkelerinin, kullanma süresinin ve süresi içinde birden fazla kanun hükmünde
kararnamenin çıkarılıp çıkarılamayacağının gösterilmesi gerekir. Buna göre bir
kanun hükmünde kararnamenin Anayasa'ya uygun olduğunun kabulü öncelikle konu,
amaç, kapsam ve ilkeleri yönünden dayandığı yetki kanununa uygun olmasına
bağlıdır. Bu bağlamda, Anayasa'nın ikinci kısmının "Sosyal ve Ekonomik
Haklar ve Ödevler" başlıklı üçüncü bölümünde düzenlenen haklar içinde
kalan ve Anayasa'nın 91. maddesinde belirtilen kanun hükmünde kararnameyle
düzenlenemeyecek yasak alan içinde bulunmayan kamu görevlilerinin mali ve
sosyal haklarının 6223 sayılı Yetki Kanunu'nun kapsamında kalması durumunda, kanun
hükmünde kararnameyle düzenlenmesinde Anayasa'ya aykırı bir durumun olmayacağı
açıktır.
6223 sayılı Yetki Kanunu'nun amacını düzenleyen 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, kapsamına ilişkin düzenlemelerin yer aldığı aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının (b) bendi ile bu bendin (7) numaralı alt bendinde ve son olarak ilkeler ve yetki süresine ilişkin hükümlerin yer aldığı 2. maddenin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde, kamu personelinin "atanma, nakil, görevlendirilme, seçilme, terfi, yükselme, görevden alınma ve emekliye sevk edilme usul ve esasları"ndan söz edilmiş, ancak mali haklara ilişkin bir ibareye yer verilmemiştir. Bununla birlikte, 6223 sayılı Yetki Kanunu'nda öngörüldüğü üzere;
- Mevcut bakanlıkların birleştirilmesine veya kaldırılmasına, yeni bakanlıklar kurulmasına,
- Mevcut bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşların mevcut, birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıklar bünyesinde hizmet birimi olarak yeniden düzenlenmesine,
- Mevcut bakanlıklar ile birleştirilen veya yeni kurulan bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesine, taşrada ve yurt dışında teşkilatlanma esaslarına,
ilişkin düzenlemeler söz konusu olduğunda, mali haklara dair
düzenlemelerin de yapılması mümkündür. Mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir
başka bakanlıkla birleştirilen bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve
kadrolarının düzenlenmesiyle ilgili olmayan hususlar 6223 sayılı Yetki
Kanunu'nun kapsamında bulunmadığından, kanun hükmünde kararnameyle doğrudan
mali haklarda bir düzenleme yapılamaz. Bir başka ifadeyle, 6223 sayılı Yetki
Kanunu'nun amaç, kapsam ve ilkeleri bakımından kamu personelinin mali ve sosyal
haklarına ilişkin olarak Bakanlar Kuruluna doğrudan bir düzenleme yapma yetkisini
vermediği, ancak mali ve sosyal haklarla ilgili hükümlerin 6223 sayılı Yetki
Kanunu'nun amacı ve kapsamına giren konularda yapılan düzenlemelerin doğal
sonucu olması durumunda mümkün olabileceği, 6223 sayılı Yetki Kanunu'nda
öngörülen amaç, kapsam ve ilkeleriyle bağlantılı olmaksızın sırf mali konularda
bir düzenleme yapılamayacağı açıktır.
İtiraz konusu kurallar, KHK'nin eki (I) Sayılı Cetvel'in "A- Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Alanlar" bölümünün (1) numaralı sırasının (d) bendinde yer alan ".diğer illerin il özel idaresi genel sekreteri." ibaresi ile (e) bendinde yer alan ".büyükşehir belediyesi bulunmayan illerin il özel idaresi genel sekreter yardımcısı." ibaresidir.
KHK'nin 1. maddesiyle 375 sayılı KHK'ye eklenen ek 9. maddeyle
mevzuatta değişik adlar adı altında kamu personeline yapılan tüm kurumsal ek
ödemeler ile genel ek ödemeler, yeni yapılan düzenlemelere paralel olarak
15.1.2012 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yürürlükten kaldırılmakta ve
yeni ek ödeme sistemindeki kadro ve görev unvanına karşılık gelen ek ödeme
oranları belirtilmektedir. İtiraz konusu kurallarla, büyükşehir belediyesi
bulunmayan illerin il özel idaresi genel sekreteri ile genel sekreter
yardımcısının kadro ve görev unvanına karşılık gelen ek ödeme oranları
düzenlenmiş olup bu kişilerin mali haklarına ilişkin bir düzenleme
yapılmaktadır. Bir başka ifadeyle, kuralda öngörülen mali haklara ilişkin
hüküm, mevcut veya yeni ihdas edilen ya da bir başka bakanlıkla birleştirilen
bakanlıkların görev, yetki, teşkilat ve kadrolarının düzenlenmesiyle bağlantılı
ve bunların zorunlu sonucu olmayıp doğrudan mali haklara ilişkin bir düzenleme
niteliğindedir. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar, 6223 sayılı Yetki
Kanunu kapsamında bulunmadığından Anayasa'nın 91. maddesine aykırıdır.
İptalleri gerekir.
VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Kanun, kanun hükmünde kararname ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez." denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
666 sayılı KHK'nin eki (I) Sayılı Cetvel'in "A-
Aylıklarını 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa Göre Alanlar" bölümünün
(1) numaralı sırasının (d) bendinde yer alan ".diğer illerin il
özel idaresi genel sekreteri,." ibaresi ile (e) bendinde yer
alan ".büyükşehir belediyesi bulunmayan illerin il özel idaresi
genel sekreter yardımcısı,." ibaresinin iptal edilmesi
nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte
görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı
Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu ibarelere ilişkin
iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasından başlayarak altı ay
sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
KILIÇ
Başkanvekili
Serruh
KALELİ
Başkanvekili
Alparslan
ALTAN
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
Üye
Recep
KÖMÜRCÜ
Üye
Burhan
ÜSTÜN
Üye
Engin
YILDIRIM
Üye
Nuri
NECİPOĞLU
Üye
Hicabi
DURSUN
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Erdal
TERCAN
Üye
Muammer
TOPAL
Üye
Zühtü
ARSLAN
Üye M. · Emin KUZ Üye Hasan · Tahsin GÖKCAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2014/172, K. 2014/170, 13 Kasım 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası