İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2014/194 K.2015/55

11. İcra Hukuk Mahkemesi

Esas2014/194Karar2015/55Tarih17 Haziran 2015Okuma28 dk · 5.536 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
17 Haziran 2015
Esas Sayısı
2014/194
Karar Sayısı
2015/55
RG Tarih-Sayı
26.6.2015-29398
İtiraz yoluna başvuran
Ankara
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.536 kelime·28 dk okuma·27 bölüm

11. İcra Hukuk Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

3.7.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun;

1- 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın,

2- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen geçici 8. maddesinin,

Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.

l- OLAY

Belediyeye ait taşınmazlar ile diğer hak, alacak ve mallar üzerine konulan hacizlerin kaldırılmasına ilişkin icra dairesi kararının iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

III- YASA METİNLERİ

A- İtiraz Konusu Yasa Kuralları

1- Kanun’un 15. maddesine, 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen itiraz konusu fıkra şöyledir:

“İcra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamaz.”

2- Kanun’un 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen itiraz konusu geçici 8. maddesi şöyledir:

“GEÇİCİ MADDE 8- 15 inci maddenin son fıkrası hükümleri, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanır. Bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizler, söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılır.”

B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları

Başvuru kararında, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine dayanılmış, Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri ise ilgili görülmüştür.

IV- İLK İNCELEME

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Haşim KILIÇ, Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, Zühtü ARSLAN, M. Emin KUZ ve Hasan Tahsin GÖKCAN’ın katılımlarıyla 25.12.2014 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

V- ESASIN İNCELENMESİ

Başvuru kararı ve ekleri, Başraportör Ayşegül ATALAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Kanun’un 15. Maddesine 6552 Sayılı Kanun’un 121. Maddesiyle Eklenen Fıkranın İncelenmesi

Başvuru kararında, hangi mallarının haczedilmesine müsaade

ettiğinin borçlu olan belediyeden sorulmasını ve sadece belediyenin bildirdiği

mallara haciz uygulanmasını öngören kuralın belirsiz ifadeler içerdiği,

alacağın tahsilinin belirsiz bir süreye ve masraflı olarak ötelenmesine yol

açtığı, hak arama özgürlüğünün kullanılmasını zorlaştırdığı ve hatta

engellediği, eşitlik ilkesi gereğince Devletin kendi kuruluşu dahi olsa

ayrıcalık tanımaması gerekirken belediyelere böyle bir imtiyaz tanınmasının

eşitlik ilkesine aykırı olduğu, ayrıca mahkeme kararlarının infazını

engellediği gibi zor şartlara tabi kılması nedeniyle yargısal denetimi de

önlediği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesine göre, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 35. ve 36. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

1- Birinci Cümle

Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen itiraz konusu fıkranın birinci cümlesinde, icra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesinin isteneceği ve haciz işleminin sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanacağı belirtilmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 74. maddesinde, “Mal

beyanı, borçlunun gerek kendisinde ve gerek üçüncü şahıslar yedinde bulunan mal

ve alacak ve haklarında borcuna yetecek miktarın nevi ve mahiyet ve vasıflarını

ve her türlü kazanç ve gelirlerini ve yaşayış tarzına göre geçim membalarını ve

buna nazaran borcunu ne suretle ödeyebileceğini yazı ile veya şifahen icra

dairesine bildirmesidir.” denilmektedir. İtiraz konusu kuralda yer alan “İcra

dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda

haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir” şeklindeki hüküm,

2004 sayılı Kanun’un 74. maddesi ile aynı mahiyette olup, alacağın bir an önce

tahsilini sağlamaya yöneliktir. Böyle bir düzenleme ise anayasal sınırlar

içerisinde kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Ayrıca kuralın bu bölümü,

alacaklının alacağını cebri icra ile almasına engel teşkil etmemektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu cümlenin bu bölümü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

İtiraz konusu cümlenin kalan bölümünde haciz işleminin sadece belediye tarafından gösterilen mal üzerine uygulanacağı öngörülmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin temel

ilkelerinden biri hukuk güvenliğidir. Kişilerin, Devlete güven duymaları, maddi

ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve

özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğünün

sağlandığı bir hukuk düzeninde gerçekleşebilir. Hukuk devletinin sağlamakla

yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kişilerin, hukuk düzeninin koruması altındaki

haklarını elde etmeleri için gereken her türlü önlemin alınmasını zorunlu

kılar. Kanunlara göre bir alacağın, cebri icra yoluyla elde edilmesinin

engellenmesi ve ödeme şekli ve zamanı belirtilerek başka bir güvenceye de

kavuşturulmaması hukuk güvenliğini zedeler.

Anayasa’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri de mahkemeye erişim hakkıdır.

Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamanın sonuç doğurmasını

sağlayan bir unsur olup, kararın uygulanmaması hâlinde yargılamanın bir anlamı

kalmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının uygulanması “mahkemeye erişim

hakkı” kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre, yargılama sonucunda

mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli olmayıp, ayrıca bu kararın etkili

bir şekilde uygulanması gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını,

davanın haklı olan tarafının aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle

getiren düzenlemelerin bulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi

bir şekilde engellenmesi hallerinde, “mahkemeye erişim hakkı” da

anlamını yitirir. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığını ve gecikmeksizin

uygulanmasını sağlayacak etkili tedbirlerin alınması, hukuk devletinin

gereklerindendir.

Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin, mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır.

Anayasa’nın 13. maddesine göre temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.

Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hâle getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvenceler demokratik toplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnaî olarak ve özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler.

Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla öngörülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Bunun yanında, demokratik hukuk devletinde amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir.

Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde “belediye”, belde sakinlerinin mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idari ve mali özerkliğe sahip kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmış, aynı Kanun’un 14. maddesinde de belediyenin görevleri ve sorumlulukları düzenlenmiştir.

Belediyeler, belde sakinlerinin mahalli müşterek nitelikteki

ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kamu tüzel kişileri olmaları nedeniyle,

bunlara kanunlarla verilen görevler, yerel toplumsal yaşamın gereksinimlerinden

oluşmaktadır. Bu gereksinimleri karşılamak amacıyla belediyeler ayni ve nakdi

varlığa ihtiyaç duyarlar. Mahalli müşterek ihtiyaçların sürekli, düzenli ve

sistemli bir şekilde karşılanabilmesi için belediyelerce yürütülen

etkinliklerin kesintiye uğramasını önlemek amacıyla belediyelerin bazı nakdi ve

ayni mal varlıklarına haciz yasağı getirilmiştir. Söz konusu yasağın amacı da,

belediyelerce yerine getirilen kamu hizmetlerinin bazılarının, toplumsal

yaşamın gerektirdiği zorunluluklara bağlı olarak sürekli ve düzenli bir şekilde

yürütülmesi gereğidir. Başka bir deyişle, toplum yararının kişisel yarara üstün

tutulmasıdır.

İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku hükümlerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkün olup bir malın haczedilememesi için bu yönde bir yasal düzenlemenin bulunması zorunludur.

Bu kapsamda, Kanun’un 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında; “Belediyenin

proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve

kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil

edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.” denilmekte, 5779

sayılı İl Özel İdarelerine ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay

Verilmesi Hakkında Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında da, belediyelere

verilen genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğer

kanunlarda belediyeye verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu hüküm

altına alınarak, belediyelerin bir kısım gelirleri ve malları alacaklılara

karşı koruma altına alınmaktadır. Aynı zamanda, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun

82. maddesinde haczi caiz olmayan mallar ve haklar gösterilmekte ve bu hüküm de

belediyeler için uygulanmaktadır.

İtiraz konusu kuralın, belediyeler aleyhine yapılan icra takiplerinde alacak miktarına bakılmaksızın belediyelerin mallarına doğrudan haciz konulmasını engelleyerek ve borçlu belediyenin gösterdiği mallar üzerine haciz konulmasını sağlayarak, belediyelerin hizmet görme kapasitelerinin kısıtlanmasının neden olacağı sakıncaları gidermek için kamu yararı amacıyla yapıldığı anlaşılmaktadır.

Kanun koyucu, itiraz konusu kural ile belediyelerin borçlarının tahsilini zorlaştıran bir hüküm getirmiştir. İtiraz konusu kuralla, belediyenin mallarına veya alacaklarına haciz işlemi uygulanmadan önce borçlu belediyeden borca yetecek miktarda haczedilebilecek mal göstermesi istenecek ve sadece belediyenin on günlük süre içerisinde bildireceği mallar üzerine haciz konulabilecektir. Düzenleme ile belediyenin başka mal ve alacakları bulunsa ve alacağın bu mal ve alacaklardan tahsil edilmesi daha kolay ve kısa sürede olsa dahi borçlu belediyenin bu mal ve alacaklarını bildirmediği takdirde bunlara haciz konulamayacaktır.

Kişilerin alacak haklarının Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen

mülkiyet hakkı kapsamında olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu bağlamda,

kişilerin alacağının elde edilmesini zorlaştıran düzenlemeler, mülkiyetten

yararlanma ve mülkiyet üzerinde tasarruf etme yetkilerini sınırlandıracağından

mülkiyet hakkına müdahale niteliğini taşır. İtiraz konusu kuralla,

haczedilebilecek malların belirlenmesi borçlunun iradesine bırakılarak,

belediyelerin yalnızca kendi gösterdikleri mallar üzerine haciz konulabilecek

olması, belediyeden alacaklarını icra yoluyla tahsil etmek zorunda kalanların

mülkiyet haklarına bir sınırlama getirmektedir. Alacaklının alacağını

belediyenin göstermiş olduğu mallardan tahsil edememesi halinde itiraz konusu

kural uyarınca belediyenin borcu karşılamaya elverişli başka bir malı bulunsa

dahi bu mallar üzerine haciz konulamayacak ve kuralda, belediyelerden alacaklı

olanların alacaklarına kavuşmalarını sağlayacak başka bir yöntem de

öngörülmediğinden alacaklının alacağını elde etmesi zorlaşabilecek hatta

imkansız hale gelebilecektir. Bu bağlamda itiraz konusu kural, mülkiyet

hakkının kullanılmasını ölçüsüzce sınırlandırdığı gibi kanunlara göre tespit

edilmiş bir alacak hakkının cebri icra yoluyla elde edilmesini

zorlaştırdığından hukuk güvenliği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, yukarıda belirtilen hükümlerle belediyenin bir kısım mallarına haciz yasağı konularak koruma altına alınmasına karşın, itiraz konusu kural ile haciz konulabilecek mallardan da sadece borçlu belediye tarafından gösterilen mala haciz uygulanmasının öngörülmesi suretiyle haciz uygulanabilecek malların daha da kısıtlanması, mülkiyet hakkını ölçüsüzce sınırlandırdığı gibi demokratik toplum düzeninin ve hukuk devletinin gereklerine de uygun değildir.

Diğer taraftan alacaklı taraf, haklı olduğunu mahkemede ispat

ederek alacağını hüküm altına aldırmış ve alacağı ödenmediği için icra yoluna

başvurmuş olsa dahi, itiraz konusu kural nedeniyle alacağına kavuşması

gecikmekte ya da imkânsız bir hâl almaktadır. Mahkemelerin tarafların hakkını

teslim eden kararından sonra asıl ve önemli olan, alacaklının alacağına

kavuşmasıdır. Bu da borçlunun borcunu rızası ile ödemesiyle, ödenmediği

takdirde borçlunun borcunu karşılayacak mallarının haczedilip satılmasıyla

olanaklıdır. Yargı kararlarının etkinliği bu kararların yerine getirilmesi yani

uygulanmasıyla sağlanabilir. Mahkeme kararı ile tespit edilen alacağın elde edilmesini

zorlaştıran kural, hak arama özgürlüğünü etkisiz hale getirmesi nedeniyle bu

özgürlüğe yapılan ölçüsüz bir müdahaledir.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın birinci cümlesinde yer alan “... ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresi, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.

Kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 125. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

2- İkinci Cümle

Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın itiraz konusu ikinci cümlesinde, belediye tarafından on gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamayacağı öngörülmektedir.

Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar.

2004 sayılı Kanun'un 85. maddesinde, borçlunun mallarına alacaklının bütün alacaklarına yetecek miktarda haciz konulacağı belirtilmektedir. İtiraz konusu kuralda yer alan on gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin alacak miktarını aşacak şekilde yapılamaması da belirtilen hüküm ile aynı mahiyettedir. Ayrıca haciz işleminin alacak miktarını aşacak şekilde yapılamaması ise tüm haciz işlemlerinde uygulanan ana kuraldır. Bu konularda düzenleme yapma yetkisi ise anayasal sınırlar içerisinde kanun koyucuya aittir. Bunun yanında, itiraz konusu kural alacaklının alacağını cebri icra ile almasına olanak tanıdığından hukuk devleti ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın “On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak ... şekilde yapılamaz.” bölümü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.

Kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

İtiraz konusu kuralın kalan bölümünde ise

belediye aleyhine haciz işleminin kamu hizmetlerini aksatacak şekilde

yapılamayacağı belirtilerek, belediyelerin mallarının önemli bir kısmı

alacaklılara karşı koruma altına alınmaktadır. İtiraz konusu kuralda belirtilen

kamu hizmetlerinin hangi hizmetleri içerdiği açık ve belirgin değildir. Her ne

kadar Kanun’un 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında, belediyenin kamu

hizmetlerinde fiilen kullanılan malları konusunda haciz yasağı konulmuş ve söz

konusu hüküm Anayasa Mahkemesi’nin 16.12.2010 tarihli ve E.2007/37, K.2010/114

sayılı kararıyla Anayasa’ya aykırı bulunmamış ise de itiraz konusu kuralda

benzer nitelikte bir belirleme yapılmamış ve bu durum “belirlilik”

ilkesine aykırılığa neden olmuştur.

Diğer taraftan belediyelerin tüm mal varlıklarını kamu hizmetine özgülemeleri halinde, itiraz konusu kural ile belediyeler aleyhine yapılan icra takiplerinde, alacaklıların haciz yoluyla haklarına ulaşmaları engellenmiş olacaktır. Bu kapsamda, Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın birinci cümlesinde yer alan “... ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresine ilişkin gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.

Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralda yer alan “... veya kamu hizmetlerini aksatacak ...” ibaresi, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.

Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

Kural, Anayasa’nın 2., 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 125. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

B- Kanun’un 6552 Sayılı Kanun’un 123. Maddesiyle Eklenen Geçici 8. Maddesinin İncelenmesi

Başvuru kararında, belediyenin hangi mallarının haczedilmesine müsaade ettiğinin borçludan sorulmasını ve sadece bildirdiği mallara haciz uygulanmasını belirten 15. maddenin son fıkrası hükmünün eski hacizlere de uygulanmasını öngören kuralın bir önceki başlıkta belirtilen gerekçelerle Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 125. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

İtiraz konusu kuralda, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükümlerinin, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanacağı, bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin, söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılacağı hüküm altına alınmıştır.

Anayasa’nın 2. maddesinde hukuk devleti ilkesi düzenlenmiştir.

Hukuk devletinin korumakla yükümlü olduğu evrensel ilkelerden biri hukuk

güvenliği ilkesidir. Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini,

devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği

kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. Daha önce tesis edilmiş

bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde yasama

tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık oluşturur. “Kanunların

geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca kanunlar, kamu yararı ve kamu

düzeninin gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların

iyileştirilmesi gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük

tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır. Yürürlüğe

giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili

olmaması, hukukun genel ilkelerindendir. Ancak, kanun koyucunun kişilerin

lehine haklar sağlayan kanuni düzenlemeleri geçmişe etkili olarak yapma

konusunda takdir yetkisine sahip olduğunda kuşku yoktur.

İtiraz konusu kural, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasının, devam eden her türlü icra takipleri hakkında da uygulanmasını öngörmekte ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce yapılmış icra takipleri gereğince konulan tüm hacizlerin de söz konusu fıkra hükümleri dikkate alınarak kaldırılmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla, itiraz konusu düzenleme Kanun’un 15. maddesinin son fıkra hükmünün devam eden her türlü icra takibi hakkında da uygulanmasını ve maddenin yürürlük tarihi olan 11.9.2014 tarihinden önce belediyeler aleyhine yapılmış icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılmasına yol açmakta ve kesinleşmiş haciz kararına karşın alacaklıların haklarına kavuşmalarını engellemektedir.

Kamu hizmetlerinin kesintisiz olarak sürdürülebilmesi için çeşitli önlemlerin alınması doğal kabul edilmekle birlikte, bu konuda kişilerin hakları ve hukukun genel ilkelerinin de göz önünde bulundurulması hukuk devletinin bir gereğidir.

İtiraz konusu kuralın, belediyelerin hizmet görme kapasitelerinin kısıtlanmasına yol açmasını engellemek için çıkarıldığı anlaşılmakta ise de, Kanun’un 15. maddesinin son fıkrası hükmünün devam eden her türlü icra takiplerinde uygulanması ve bu maddenin yürürlük tarihinden önce belediye aleyhine yapılmış olan icra takipleri gereğince konulan hacizlerin kaldırılması, kişilerin alacaklarının tahsilini geciktireceği ya da alamamalarına neden olabileceğinden hukuka olan güven duygusunu zedelemekte ve hukuk güvenliği ile bağdaşmamaktadır.

Öte yandan, hak arama yollarına başvuran bireylerin bu yolla elde etmek istedikleri alacaklarını almalarının yasama tasarruflarıyla etkisizleştirilmesi, subjektif hakların ihlal edilmesine yol açmakta ve Devlete olan güven duygusunu zedelemektedir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.

Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden, Anayasa’nın 5., 10., 13., 125. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI- SONUÇ

3.7.2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun;

A- 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın;

1- Birinci cümlesinin;

a- “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2- İkinci cümlesinin;

a- “…veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN ile Kadir ÖZKAYA’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 6552 sayılı Kanun’un 123. maddesiyle eklenen geçici 8. maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,

17.6.2015 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Başkanvekili

Alparslan

ALTAN

Başkanvekili

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh

KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Engin

YILDIRIM

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesine, 10.9.2014 tarihli ve 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın birinci cümlesinde, icra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesinin isteneceği ve haciz işleminin sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanacağı belirtilmekteydi. Mahkememiz, bu cümlede yer alan “…ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır” hükmünü oybirliğiyle iptal etmiştir.

Aynı fıkranın ikinci cümlesinde ise belediye tarafından on gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işleminin, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamayacağı öngörülmektedir. Buna göre, on gün içinde yeterli mal beyanında bulunulmadığı takdirde, belediyenin haczedilebilecek tüm malları üzerine haciz konabilecek, ancak bu haciz alacak miktarını aşacak ve kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamayacaktır. Mahkeme çoğunluğu, ikinci cümlede yer alan “veya kamu hizmetlerini aksatacak” ibaresinin de Anayasa’ya aykırı olduğuna karar vermiştir.

İptal kararı, söz konusu ibarenin (a) belirsiz olduğu ve (b) belediyelerin tüm mallarını kamu hizmetine özgülemelerine yol açabileceği, bunun da alacaklıların alacaklarına ulaşmalarını engelleyeceği şeklinde iki gerekçeye dayanmaktadır. Bu gerekçelerin yerinde olmadığını düşünüyoruz.

1. İtiraz konusu fıkra bir bütün olarak değerlendirildiğinde, fıkranın belediyelere haczedilebilecek malların belirlenmesi konusunda inisiyatif vermeyi ve gösterilen bu mallar dışında belediyelerin mallarının haciz dışında tutulmasını amaçladığı anlaşılmaktadır. Birinci cümlede yer alan, haciz işleminin sadece gösterilen mallar üzerine uygulanabileceğine dair hüküm iptal edildikten sonra, fıkranın Anayasa’ya uygun hale geldiği açıktır. Zira fıkranın her iki cümlesindeki kalan kısımları, hacze ilişkin gerek Belediye Kanununda gerekse diğer kanunlarda yer alan kuralların büyük ölçüde tekrarı niteliğindedir.

Bu çerçevede, “kamu hizmetlerini aksatacak” ibaresinin açık ve belirgin olmadığı söylenemez. Sistematik yorum gereğince, bu ibarenin belediye mallarının haczine ilişkin diğer kurallarla birlikte ele alınması zorunluluğu bulunmaktadır. Bu nedenle itiraz konusu düzenlemeyi, kendisinden hemen önce gelen 15. maddenin dokuzuncu fıkrasındaki haciz yasaklarıyla birlikte değerlendirmek gerekir.

15. maddenin dokuzuncu fıkrasına göre “Belediyenin... kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları... haczedilemez.” Kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malların haciz yasağı kapsamına alınmasının amacı, belediye tarafından yerine getirilen kamu hizmetlerinin aksatılmadan yürütülmesini sağlamaktır.

İtiraz konusu ibarenin amacı da, 15. maddenin dokuzuncu fıkrasına

paralel şekilde, belediyeler tarafından yürütülen kamu hizmetlerinin

aksatılmadan devamını sağlamaktır. Bu anlamda, dokuzuncu fıkrada ifade edilen “kamu

hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar” ibaresi ile onuncu fıkradaki

itiraz konusu “kamu hizmetlerini aksatmayacak” ibaresi aynı

amaca yöneliktir. İkincisiyle kastedilenin, kamu hizmetlerinde fiilen

kullanılan belediye malları olduğu açıktır. Dolayısıyla, burada belediye

mallarına yönelik haciz yasağının genişletilmesinden ziyade mevcudun

hatırlatılmasından ibaret bir durum söz konusudur. Başka bir ifadeyle, “kamu

hizmetlerini aksatmayacak” ibaresi, belediye mallarının haczi

konusunda yeni bir yasak getirmemekte, kamu hizmetine tahsisli belediye

mallarının haczine ilişkin var olan ve Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırı

bulunmayan haciz yasağını ifade etmektedir.

Açıklanan nedenlerle, kuralda belirsizlik bulunmadığından Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık söz konusu değildir.

2. Bu açıklamalar ışığında, belediyelerin haczi kabil olmayan malları dışında tüm mallarına haciz konmak suretiyle alacaklıların alacaklarına ulaşabilecekleri, iptal edilen ibarenin de buna engel olmadığı anlaşılmaktadır. Mahkeme çoğunluğunun, iptal edilen ibare uyarınca belediyelerin tüm mal varlıklarını kamu hizmetine tahsis ederek borçlarını ödemekten kaçınabilecekleri yönündeki görüşüne de katılmak mümkün değildir. Kuralda bu görüşü destekleyecek herhangi bir ibare yoktur. Tersine, haciz işleminin kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamaması, kamu hizmetlerini aksatmayacak şekilde yapılabileceği, yapılması gerektiği anlamına gelmektedir.

Bir an için, itiraz konusu ibarenin istismarı sonucu, belediyelerin uygulamada tüm mallarını, kamu hizmetlerine tahsis etmek suretiyle hacizden kaçırabileceği düşünülse bile, bu durumun anayasallık denetiminin dışında diğer yargı organları önünde çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlık konusu olacağı açıktır. Kaldı ki, benzer argümanın 15. maddenin dokuzuncu fıkrası uyarınca “kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar” ibaresi yönünden de ileri sürülmesi mümkündür. Belediyelerin alacakları kararlarla tüm mallarını kamu hizmetlerine tahsis etmeleri durumunda da, kanunun tanıdığı istisnaların kötüye kullanılması söz konusu olacaktır.

Yukarıda belirtildiği üzere, haciz işleminin kamu hizmetini

aksatmayacak şekilde yapılmasındaki amaç, belediye hizmetlerinin sürekli ve

düzenli yürütülmesini sağlamaktır. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Belediye

Kanunu’nun 15. maddesinin dokuzuncu fıkrasında yer alan “kamu

hizmetlerinde fiilen kullanılan mallar”ın haczedilemeyeceğine dair

düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olmadığını belirlerken belediyelerce yerine

getirilmesi gereken kamu hizmetlerinin sürekli ve düzenli bir şekilde

yürütülmesinin toplum yararına yönelik olduğunu vurgulamıştır. Mahkeme, red

kararını şöyle gerekçelendirmiştir: “Belediyelere ait bazı ayni ve nakdi

varlıklara haciz yasağı getirilmesindeki amaç da, belediyelerce yerine

getirilen kamu hizmetlerinin bazılarının, toplumsal yaşamın gerektirdiği

zorunluluklara bağlı olarak sürekli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi

gereğidir. Yani toplum yararının üstün tutulmasıdır. Yine belirtmek gerekir ki,

belediyelerin devamlılık gösteren kamu hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan

tüm kaynaklarının hacze konu olabilmesinin, bu hizmetlerin ifa araçlarını

tamamen ortadan kaldırmak gibi bir sonuç doğurabileceği de kuşkusuzdur.”

(AYM, E.2007/37, K.2010/114, K.T: 16.12.2010, RG: 16.12.2010- 27986).

Kamu yararı amacıyla getirildiği anlaşılan itiraz konusu ibarenin,

yine dokuzuncu fıkrada olduğu gibi, mülkiyet hakkını ölçüsüz bir şekilde

sınırlandırdığı, alacaklıların alacaklarına ulaşmalarını engellediği

söylenemez. Kanun koyucu, belediye mallarına kamu hizmetini aksatmayacak

şekilde haciz konabileceğini belirtmek suretiyle, kamu hizmetlerinde kullanılan

malların ve kanunlarda belirtilen belli başlı gelirlerin dışında kalan ayni ve

nakdi varlıklar üzerine haciz konabileceğini kurala bağlamıştır. Böylece,

mülkiyet hakkı kapsamında olan alacaklının alacağına kavuşma hakkı ile kamu

hizmetlerinin aksatılmamasının amaçladığı toplumsal yarar arasında adil bir

denge kurulmaya çalışıldığı anlaşılmaktadır. Kural, belli sınırlamalar

çerçevesinde alacaklının alacağını cebri icra yoluyla almasına imkan tanıyan

ölçülü bir müdahale olduğundan Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı

değildir.

Açıklanan nedenlerle, çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz.

Üye

Kadir

ÖZKAYA

Üye

Rıdvan

GÜLEÇ

Başkan

Zühtü

ARSLAN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

KARŞI GÖRÜŞ

5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın iptali istenmiştir. Fıkranın ikinci cümlesinin “… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibareleri dışındaki kısmının iptal talebinin reddine, söz konusu ibarelerin ise iptaline oyçokluğu ile karar verilmiştir.

İptal edilen ibarelerle birlikte fıkra şu şekildedir: “İcra dairesince haciz kararı alınmadan önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal gösterilmesi istenir ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır. On gün içinde yeterli mal beyan edilmemesi durumunda yapılacak haciz işlemi, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapılamaz.”

“… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibarelerinin iptaline aşağıda belirtilen gerekçelerle katılmamız mümkün olmamıştır:

İcra ve İflas Kanunu’nun 82. maddesinde haczi caiz olmayan mallar sayılmış, birinci fıkrasının 1. bendinde de, “Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar”ın da haczi kabul edilmemiştir. Bu bağlamda, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinde de bu yönde bir kural getirilmiştir.

Belediyelerin kamu hizmetinde kullandığı araç ve gereçlerin kamu

yararı amacıyla haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim, 5393 sayılı

Kanun’un 15. maddesine 6552 sayılı Kanunla iptali istenen fıkra eklenmeden önce

de, sekizinci fıkrasında fiilen kamu hizmetine tahsis edilen malların

haczedilemeyeceğine ilişkin bir hüküm kabul edilmiştir. Getirilen bu

hükümdeki “... ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan

malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri…” ibarelerinin

de iptali istenmiş, ancak Anayasa Mahkemesi bu iptal talebini reddetmiştir.

Mahkeme, kararında kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malların

haczedilememesi ile ilgili şu gerekçelere yer vermiştir:

“Anayasa’nın 13. maddesinde ‘Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz’ denilmiş; 35. maddesinde de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu, bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır.

İtiraz konusu kuralla, belediyelerin bazı varlıkları haciz yasağı kapsamına alınarak belediyeden olan alacaklarını icra yoluyla tahsil etmek zorunda kalanlar bakımından mülkiyet hakkına bir sınırlama getirilmiş ise de, belediyelerin, 5393 sayılı Kanun’un 15. maddesinin son fıkrasında belirtilenlerin dışındaki gelir ve varlıkları üzerine haciz işlemi yapılabilmesi imkânının bulunması, kişilerin bu hakkının tamamen ortadan kaldırılmadığını ve hukuk düzeninin koruması altındaki haklarını elde edebilme imkânlarının bulunduğunu göstermektedir.

Ayrıca belediyelerin, belde sakinlerinin mahallî müşterek

nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan kamu tüzel kişileri olmaları

nedeniyle, bunlara yasalarla yüklenilen görevler, yerel toplumsal yaşamın

zorunlu gereksinimleridir. Belediyeler bu gereksinimleri karşılamak amacıyla

bazı etkinliklerde bulunurlar. Bunun için de ayni ve nakdi varlığa ihtiyaç

duyarlar. Toplumsal yaşamın sürekli, düzenli ve sistemli bir şekilde sürdürülebilmesi

için, bu etkinliklerden bazılarının kesintisiz bir biçimde yürütülmesi; bunun

sağlanabilmesi bakımından da belediyelerin ayni ve nakdi varlığa sahip olmaları

gerekir. Belediyelere ait bazı ayni ve nakdi varlıklara haciz yasağı

getirilmesindeki amaç da, belediyelerce yerine getirilen kamu hizmetlerinin

bazılarının, toplumsal yaşamın gerektirdiği zorunluluklara bağlı olarak sürekli

ve düzenli bir şekilde yürütülmesi gereğidir. Yani toplum yararının üstün

tutulmasıdır. Yine belirtmek gerekir ki, belediyelerin devamlılık gösteren kamu

hizmetlerinin görülmesine ayrılmış olan tüm kaynaklarının hacze konu

olabilmesinin, bu hizmetlerin ifa araçlarını tamamen ortadan kaldırmak gibi bir

sonuç doğurabileceği de kuşkusuzdur. İtiraz konusu kuralla getirilen

sınırlamadaki amaç da belirtilen nitelikteki istenilmeyen sonucun ortaya

çıkmasını engellemektir” (AYM 16.10.2010, E.2007/37,

K.2010/114).

Mahkememiz çoğunlunca iptaline karar verilen ibarelerle de, aynı

şekilde belediyelerin sunduğu kamu hizmetini yerine getirmeye

yönelik mallarının haczini yasaklayan yeni bir hüküm getirilmiştir. Aslında

5393 sayılı Kanun’un 8. fıkrasında, belediyelerin, kamu hizmetine tahsis

edilen mallarının haczini engelleyen bir hüküm varken, bu şekilde yeni bir

hüküm getirmek, mevcudun tekrarı mahiyetinde olmuştur. Ancak, yeni getirilen

hükümde ifade olarak “ fiilen kamu hizmetine tahsis edilen” ifadeleri

değil, kamu hizmetini aksatacak şekilde belediyelerin mallarının

haczedilemeyeceği öngörmüştür. Bu açıdan, aralarında kamu hizmetine tahsis

edilmiş olma ve kamu hizmetini yerine getiren bir malvarlığı ise onun haczinin

caiz olmayacağı konusunda tereddüt yoktur. Bu nedenle, iptali istenen

ibareler, yukarıda Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen gerekçelerle

Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir.

Mahkememiz çoğunluğu, iptaline karar verilen ibareleri ayrıca

belirsiz bulmuş Anayasa’nın 2. maddesi gereğince de iptali gerektiğini

belirtmiştir. Ancak, iptaline karar verilen ibareler, belirsiz olmayıp, hangi

konuda nasıl bir düzenleme getirildiği son derece açıktır. O nedenle

Anayasa’nın 2. maddesine de aykırılık yoktur. Belediyelerin kamu

hizmetine tahsis ettiği, o nedenle haczedildiğinde, kamu hizmetinin aksamasına

neden olacak malları haczedilemeyecektir. İptaline karar verilen

ibarelerden, kamu hizmetine fiilen tahsis edilen mallar dışında,

belediyenin her türlü malvarlığının dolaylı olarak kamu hizmetini

gerçekleştirme amacına katkıda bulunduğu, o nedenle, belediyenin hiçbir malının

haczinin mümkün olmayacağı sonucunu çıkarmak mümkün değildir, uygun da

değildir.

İptali istenen kural gereğince belediyelerin malları, onların sunduğu kamu hizmetlerini aksatacak şekilde haczedilemez. Buradan hareketle, belediyenin kamu hizmetine doğrudan tahsis ettiği, haczedilip muhafaza altına alınması halinde, ilgili kamu hizmetinin aksaması söz konusu ise, o mal haczedilemeyecektir.

Bazı belediyelerde, borçlarını ödememe, alacaklılarından mal kaçırma gibi kötü niyetli davranışlarda bulunulabilir. Ancak, anayasallık denetimi Anayasadaki kurallara göre yapılır; uygulamadaki bazı kötü niyetli davranışlar anayasal denetiminde esas alınamaz.

Kaldı ki, belediyenin bir malının kamu hizmetine tahsis edilip edilmediği, dolayısıyla haczinin caiz olup olmadığı konusunda, alacaklının yahut borçlunun şikayeti üzerine icra mahkemesi karar verecektir. Bu şekilde bazı kötü niyetli girişimlerin engellenmesi de mümkündür.

Yukarıda belirtilen nedenlerle, 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesine 6552 sayılı Kanun’un 121. maddesiyle eklenen fıkranın ikinci cümlesindeki “… veya kamu hizmetlerini aksatacak…” ibareleri Anayasa’ya uygun olduğundan, Mahkememiz çoğunluğunun iptal yönündeki kararına katılmadık.

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Kadir

ÖZKAYA

KARŞIOY GEREKÇESİ ve DEĞİŞİK GEREKÇE

“İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması ile Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılmasına Dair Kanun Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce (TBMM) 10.9.2014 tarih ve 6552 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 11.9.2014 tarih ve 29116 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Bu Kanun’un 121 nci maddesiyle 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanun’un 15 nci maddesine eklenen fıkranın ve yine aynı Kanun’un 123 ncü maddesiyle 5393 sayılı Kanun’a eklenen Geçici Madde 8’in iptali istemiyle Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvurusunun incelenmesinde; iptali istenen her iki kuralın da “Kanun Tasarısı”nda yer almadığı ve bunların TBMM Plân Bütçe Komisyonu’nca Tasarı metnine eklendiği anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.

Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” denilmektedir. Anayasa’nın

88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırma söz konusuysa,

bu konudaki ihlâl Anayasa’nın 148. maddesi anlamında bir “şekil sakatlığı”na

değil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer ve yapılacak anayasal denetimin,

“şekil bakımından” değil, “esas bakımından” söz konusu olması gerekir. 88.

maddenin ikinci fıkrasındaki “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük

Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir” hükmünün de,

bu açıklama çerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birinci

fıkrasındaki anayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesi

gerekir. Yani, birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortada

doğrudan bir Anayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa’nın bu hükmünün bir

tekrarından ibaret olan TBMM İçzüğü’nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle,

Anayasa’nın 148. maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığından

kanunun iptalini gerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetiminden

değil; 88. maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren bir

sakatlıktan ve esas denetimden söz edilebilecektir.

Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMM İçtüzüğü’nün “Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı” başlıklı 35. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen kanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşebilirler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerine ayrılan salonlarda toplanırlar.

Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar. Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerinde görüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrı ayrı metinler halinde Genel Kurula sunamazlar…”

İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkça

anlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen kanun tasarı ve

tekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, komisyonların İçtüzüğün

92 nci maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanun

tasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur. Yukarıda belirtilen

yasa değişiklikleri Bakanlar Kurulunca önerilen Tasarı metninde olmadığı halde

Plân ve Bütçe Komisyonu tarafından Tasarı metnine ilave edilerek

kanunlaştırıldığından; bu durum Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasına

(dolayısiyle de bu hükmün açıklaması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü’nün 35

inci maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.

Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmü karşısında, TBMM İçtüzüğü’nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekte olan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan “başka” kanunlarda ek ve değişiklik getiren “yeni bir kanun teklifi mahiyetindeki” değişikliklerin “Genel Kurul” tarafından da yapılamayacağı açıktır.

Anayasa’nın 148. maddesindeki “Kanunların şekil bakımından

denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı…

hususları ile sınırlıdır…” hükmünün de bu belirlemeye etkisinin olamayacağı

kuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkça aykırı bir

yasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülen çoğunlukla

yapılacak bir “son oylama”nın belirtilen Anayasa’ya aykırılığı düzelteceği

kabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasına uygun bir yasama

faaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki “şekil denetimi” kuralı işletilebilir.

Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığı üzere, aksi yönde bir yasama

faaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 inci maddenin bu davanın somutunda

uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudaki bir inceleme için bkz.: Torba

Yasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzük Hükümlerinin Şekil Denetimi Sorunu, Hıfzı

DEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s. 55-90)

Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71, K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davası başvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü’nün 35. maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyona kabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iade edilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmak üzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığı anlaşılmaktadır.

Açıklanan nedenlerle; çoğunluk tarafından iptaline karar verilen kuralların Anayasa’nın 88. maddesine aykırı düşmeleri nedeniyle iptali gerektiği kanaatindeyiz. Öte yandan iptal isteminin Reddine karar verilen kuralların da aynı gerekçeyle iptali gerektiğini değerlendirdiğimizden, çoğunluğun bu yoldaki kararına da katılmıyoruz.

Başkanvekili

Burhan

ÜSTÜN

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Erdal

TERCAN

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh

KALELİ

Anayasa Mahkemesi, E. 2014/194, K. 2015/55, 17 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. Iıı- Yasa Metinleri
  5. Iv- İlk İnceleme
  6. V- Esasın İncelenmesi
  7. Arslan
  8. Altan
  9. Üstün
  10. Özgüldür
  11. Kaleli
  12. Kömürcü
  13. Yıldırım
  14. Necipoğlu
  15. Dursun
  16. Tercan
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Özkaya
  19. Güleç
  20. Arslan
  21. Necipoğlu
  22. Karşı Görüş
  23. Dursun
  24. Özkaya
  25. Üstün
  26. Kömürcü
  27. Tercan
  28. Özgüldür
  29. Kaleli
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2014/194
Karar No
2015/55
Tarih
17 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2015/23 K.2015/56
  • AYM Norm Denetimi E.2015/51 K.2015/57
  • AYM Norm Denetimi E.2015/57 K.2015/58
  • AYM Norm Denetimi E.2015/20 K.2015/64
  • AYM Norm Denetimi E.2015/4 K.2015/61
  • AYM Norm Denetimi E.2015/64 K.2015/65

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.