İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2015/105 K.2016/133

Esas Sayısı : 2015/105

Esas2015/105Karar2016/133Tarih14 Temmuz 2016Okuma31 dk · 6.212 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2015/105
Karar No
2016/133
Karar tarihi
14 Temmuz 2016
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.212 kelime·31 dk okuma·18 bölüm

Esas Sayısı : 2015/105

Karar Sayısı : 2016/133

Karar Tarihi : 14.7.2016

R.G.Tarih-Sayı : 11.10.2016-29854

İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN

Yargıtay Yirmibirinci Hukuk Dairesi

İTİRAZIN KONUSU: 1- 17.7.1964

tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, 16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58. maddesinin birinci fıkrasının,

2- 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 17.4.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 27. maddesinin üçüncü fıkrasının “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” bölümünün,

Anayasa’nın 5., 10., 13., 48., 49. ve 61. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

OLAY: Davacının, davalı kuruma borçlu olmadığının tespiti amacıyla açtığı davada, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKÜMLERİ

1- 506 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 58. maddesi şöyledir:

“Aylığın kesilmesi ve yeniden başlaması

Madde 58- Mâlûllük aylığı almakta iken sigortalı olarak çalışmaya başlıyanların mâlûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihten başlıyarak kesilir.

Yukarıki fıkraya göre malullük aylıkları kesilenlerden işten ayrılarak malullük aylığı verilmesi için yazılı istekte bulunan sigortalıya, kontrol muayenesine tabi tutulmak ve malullüğünün devam ettiği anlaşılmak şartiyle, eski malullük aylığı, yazılı istekte bulunduğu tarihten sonraki ay başından başlanarak ödenmeye başlanır. Şu kadar ki, bu gibi sigortalılar için yazılı istek tarihlerine göre yeniden malûllük aylığı hesaplanır ve bu aylık önce bağlanan malullük aylığından fazla ise hesaplanan yeni aylık üzerinden ödeme yapılır.”

2- 5510 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı da içeren 27. maddesi şöyledir:

“Malûllük aylığının hesaplanması, başlangıcı, kesilmesi ve yeniden bağlanması

MADDE 27- (Değişik: 17/4/2008-5754/15 md.)

Malûllük aylığı; prim gün sayısı 9000 günden az olan sigortalılar için 9000 gün üzerinden, 9000 gün ve daha fazla olanlar için ise toplam prim ödeme gün sayısı üzerinden, 29 uncu madde hükümlerine göre hesaplanır. Sigortalı başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise tespit edilen aylık bağlama oranı 10 puan artırılır. Ancak, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için 9000 prim gün sayısı 7200 gün olarak uygulanır.

Malûllük aylığı, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalılar ile (c) bendi kapsamında sigortalı iken görevinden ayrılmış ve daha sonra başka bir sigortalılık haline tabi olarak çalışmamış olanların;

a) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden önce ise yazılı istek tarihini,

b) Malûl sayılmasına esas tutulan rapor tarihi yazılı istek tarihinden sonra ise rapor tarihini,

c) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışmakta olanların ise, malûliyetleri sebebiyle görevlerinden ayrıldıkları tarihi,

takip eden ay başından itibaren başlar.

Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke

mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya

başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir ve

bu Kanuna tabi olarak çalıştıkları süre zarfında 80 inci maddeye göre

belirlenen prime esas kazançları üzerinden 81 inci madde gereğince kısa ve uzun

vadeli sigorta kolları ile genel sağlık sigortasına ait prim alınır. Bunlardan

işten ayrılarak yeniden malûllük aylığı bağlanması için yazılı istekte bulunan

ya da emekliye ayrılan veya sevkedilenlere; kontrol muayenesine tabi tutulmak

ve ilk aylığına esas malûllüğünün devam ettiği anlaşılmak kaydıyla, 4 üncü

maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında çalışıyorsa görevinden

ayrıldığı tarihi, diğerlerine ise istek tarihlerini takip eden ödeme döneminden

itibaren yeniden malûllük aylığı hesaplanarak bağlanır.

Bu durumdakilerden ilk bağlanan malûllük aylığına esas prim ödeme gün sayısı;

a) 9000 günün üzerinde olanların aylıkları 30 uncu maddenin üçüncü fıkrasının (a) bendi hükümleri uygulanarak hesaplanır.

b) 9000 günden az olanların aylıkları ise, eski aylığın kesildiği tarihten

sonra aylıklara yapılan artışlar uygulanmak suretiyle aylığın başlangıç tarihi

itibariyle hesaplanan tutarının emeklilik öncesi ve sonrası prim ödeme gün

sayısı toplamının emeklilik öncesi prim ödeme gün sayısına orantılı bölümü ile

emeklilik sonrası çalışmaya ait kısmi aylığın toplamından oluşur. Emeklilik

sonrası çalışmaya ait kısmi aylık, emeklilik öncesi ve sonrası prim ödeme gün

sayısı toplamı ve emeklilik sonrası çalışmaya

ait prime esas kazançları üzerinden bu maddenin birinci

fıkrasına göre hesaplanan aylığın emeklilik sonrası prim ödeme gün sayısına

orantılı bölümü kadardır. Yeni aylık, eski aylığın kesildiği tarihten sonra

aylıklara yapılan artışlar uygulanmak suretiyle bulunan tutarın altında olamaz.

Yukarıdaki (a) ve (b) bentlerinde belirtilen 9000 prim gün sayısı, 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılanlar için 7200 gün olarak uygulanır.”

II- İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Hicabi DURSUN, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 23.12.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, öncelikle davada uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa'nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 40. maddelerine göre, bir

davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya

kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görmesi hâlinde veya

taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına

varması durumunda, bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya

yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine

başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir

davanın bulunması, iptali istenen kuralın da o davada uygulanacak olması

gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde

ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da

olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.

3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 506 sayılı Kanun’un 5698 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58. maddesinin birinci fıkrasının ve 5510 sayılı Kanun’un 5754 sayılı Kanun’la değişik 27. maddesinin üçüncü fıkrasının “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” bölümünün iptallerini talep etmiştir.

4. İtiraza konu olayda davacıya 1996 yılında, 506 sayılı Kanun uyarınca maluliyet aylığı bağlanmış, 4.7.2006 tarihinde davacı tekrar çalışmaya başlamıştır. Davacının tekrar çalışmaya başladığını 2.7.2013 tarihinde tespit eden Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), davacının maluliyet aylığını kesmiş ve çalışmaya başladığı Temmuz 2006 ile maluliyet aylığının kesildiği Temmuz 2013 dönemi arasında ödenen maluliyet aylığının iadesini davacıdan talep etmiştir. Bunun üzerine davacı, borçlu olmadığının tespiti amacıyla dava açmıştır.

5. Açılan davada Mahkemece öncelikle, davacıya ödenen maluliyet aylığının kesilmesinin gerekip gerekmediği, kesilmesinin gerekmesi hâlinde hangi andan itibaren kesileceğinin tespit edilmesi gerekmektedir. Zira bu tespite göre davacıya yapılan ödemelerin usulsüz olup olmadığı, usulsüz olması hâlinde ise hangi andan itibaren usulsüz olduğu belirlenecek, davacının iade etmesi gereken meblağ o ana göre tespit edilecektir.

6. 5510 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ikinci

fıkrasında “17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479

sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli

ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan veya hak kazanan; aylık, gelir ve diğer

ödenekler ile 8/2/2006 tarihli ve 5454 sayılı Kanunun 1 inci maddesine göre

ödenmekte olan ek ödemenin verilmesine devam edilir. Bu gelir ve aylıkların

durum değişikliği nedeniyle artırılması, azaltılması, kesilmesi veya yeniden

bağlanmasında, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümleri

uygulanır.” denilmektedir. Bu hükme göre, davacıya

506 sayılı Kanun uyarınca bağlanmış olan maluliyet aylığının kesilme sebepleri

yine 506 sayılı Kanun hükümlerine göre belirlenecektir. Bu itibarla, 506

sayılı Kanun’un 5698 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik öncesi yürürlükte

bulunan 58. maddesinin birinci fıkrası olayda uygulanacak kuraldır.

7. 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili bölümü ise yürürlük tarihi itibariyle davada uygulanacak kural niteliğinde değildir. Bu nedenle, söz konusu kurala yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.

8. Serruh KALELİ ile Alparslan ALTAN bu görüşe katılmamışlardır.

9. Açıklanan nedenlerle;

A- 31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 17.4.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 27. maddesinin üçüncü fıkrasının “Malûllük aylığı almakta iken bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden ödeme dönemi başında kesilir…” bölümünün, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu bölüme ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, Serruh KALELİ ile Alparslan ALTAN’ın karşoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B- 17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, 16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58. maddesinin birinci fıkrasının esasının incelenmesine, yürürlüğün durdurulması talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına, OYBİRLİĞİYLE,

karar verilmiştir.

III- ESASIN İNCELENMESİ

10. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Volkan HAS tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A- Anlam ve Kapsam

11. 506 sayılı Kanun’un 54. ve 56. maddelerine göre, sigortalının malullük aylığından yararlanabilmesi için Kanun’un 53. maddesi uyarınca malul sayılması, toplam olarak 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemesi ve çalıştığı işten ayrılarak kendisine aylık bağlanması yönünde Kurumdan yazılı talepte bulunması gerekmektedir.

12. Kanun’un 53. maddesinde, hangi sebepten olursa olsun çalışma gücünün en az üçte ikisini veya hastalık sigortasını düzenleyen aynı Kanun’un 34. maddesi gereğince yapılan tedavi sonucunda çalışma gücünün en az üçte ikisini ya da iş kazası ve meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az % 60'ını yitirdiği tespit edilen sigortalının malullük sigortası bakımından malul sayılacağı öngörülmüştür.

13. İtiraz konusu kural olan Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasında ise, malullük aylığı almakta iken Kanun’a tabi sigortalı olarak çalışmaya başlayanların malullük aylıklarının, çalışmaya başladıkları tarihten başlayarak kesileceği hükme bağlanmıştır.

B- İtirazın Gerekçesi

14. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralla malullük aylığı almakta iken çalışmaya başlaması nedeniyle aylığı kesilen malul sigortalının çalışma imkânının tamamen ortadan kaldırıldığı, bu durumun çalışma hakkına ölçüsüz bir müdahale niteliğinde bulunduğu, çalışma hakkı yönünden eşitlik ilkesine aykırılık oluşturduğu, maluller için alınacak tedbirlerin ise eşitlik ilkesine aykırı olmayacağı, Devletin bireylerin maddi ve manevi varlıklarının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ve engellilerin korunmalarını sağlayıcı tedbirleri alma yükümlülükleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 5., 10., 13., 48., 49. ve 61. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

15. Anayasa’nın 5. maddesine göre, “…insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak…” Devletin temel amaç ve görevlerindendir. Anayasa’nın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması gerekenler” başlıklı 61. maddesinin ikinci fıkrasında da “Devlet, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır.” denilmek suretiyle malullerin korunması için gerekli tedbirlerin alınmasının Devletin yükümlülükleri arasında olduğu belirtilmiştir.

16. Anayasa’nın 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir.”; 49. maddesinde de “Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir.” denilmek suretiyle herkesin çalışma hakkına ve sözleşme özgürlüğüne sahip olduğu hüküm altına alınmıştır.

17. Anayasa'nın 49. maddesinde, çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu belirtilmekle beraber Devlete, çalışanların yaşam düzeyini yükseltmek, çalışma yaşamını geliştirmek için çalışanları korumak, çalışmayı denetlemek ve işsizliği gidermeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak için gerekli önlemleri alma ödevi de verilmiştir.

18. Sosyal devlet, insan haklarına dayanan, kişilerin huzur, refah

ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi hak ve

özgürlükleriyle kamu yararı arasında adil bir denge kurabilen, çalışma hayatını

geliştirmek ve ekonomik önlemler almak suretiyle çalışanlarını koruyan, onların

insan onuruna uygun hayat sürdürmelerini sağlayan, milli gelirin adalete uygun

biçimde dağıtılması için gereken önlemleri alan, sosyal güvenlik hakkını yaşama

geçirebilen, sosyal adaleti ve toplumsal dengeleri gözeten devlettir. Çağdaş

devlet anlayışı sosyal devletin tüm kurum ve kurallarıyla Anayasa'nın özüne ve

ruhuna uygun biçimde kurularak işletilmesini, bu yolla bireylerin refah, huzur

ve mutluluğunun sağlanmasını gerekli kılar.

19. Sosyal devlet ilkesinin somut görünümlerinden biri olan sosyal güvenlik, her şeyden önce, herhangi bir nedenle kısmen ya da tamamen çalışamayanlara ve bu nedenle gelir kaybına uğrayarak muhtaç duruma düşenlere, insan onuruna yaraşır asgari bir hayat sürmeleri için gerekli olan gelirin sağlanmasını öngörür. Sosyal güvenlik, ekonomik ve fizyolojik yönden güçsüzleri, insanca yaşamak için yeterli geliri olmayanları koruyup kollar.

20. Malullük, çalışma veya meslekte kazanma gücünün kısmen veya

tamamen kaybıyla sürekli bir gelir kaybına yol açan fizyolojik bir risktir. Bu

niteliği itibariyle sürekli iş göremezlik sonucunu doğurur. Bu aşamada devreye

giren malullük sigortası, malullük sebebiyle çalışamayan ve sürekli bir gelir

kaybına uğrayan sigortalının uğramış olduğu gelir kaybını telafi etme amacını

taşır. Böylece kişilere, malullük nedeniyle çalışamaz duruma geldiklerinde

yaşamlarını sürdürebilecekleri asgari bir geliri sağlama güvencesi

verilmektedir. Bu sosyal güvencenin tanınması, Anayasa’nın Devlete yüklediği,

malullerin korunması ile bireylerin maddi ve manevi varlığının gelişmesi için

gerekli şartları sağlama biçimindeki görev ve yükümlülüğün yerine getirilmesine

hizmet etmektedir.

21. İtiraz konusu kural, malullük aylığı almakta olan kişinin kendini çalışma gücüne sahip görerek kendi isteği ile 506 sayılı Kanun’a tabi bir işte yeniden çalışmaya başlaması durumunda malullük aylığının kesilmesine ilişkindir.

22. İtiraz konusu kuralla, bireyin sosyal güvenlik hakkı ortadan

kaldırılmamakta ve malullükten emekli olma statüsü zarar görmemektedir.

Nitekim, Kanun’un 58. maddesinin ikinci fıkrasında, malullük aylıkları

kesilenlerden işten ayrılarak malullük aylığı verilmesi için yazılı istekte

bulunan sigortalıya, kontrol muayenesine tabi tutulmak ve malullüğünün devam

ettiği anlaşılmak şartıyla eski malullük aylığının, yazılı istekte bulunduğu

tarihten sonraki ay başından başlanarak ödenmeye başlanacağı hüküm altına

alınmıştır. Kural, sadece 506 sayılı Kanun’a tabi yerlerde çalışıldığı ve

karşılığında gelir elde edildiği sürece malullük aylığının kesilmesini

öngörmektedir. Bu durumda da sosyal güvenliğin sosyal riskler karşısında asgari

yaşam düzeyinin sağlanması amacı ortadan kalkmamaktadır. Kişi, malullüğü

dolayısıyla çalışamama riski karşılığında sosyal güvenlik sisteminin kendisine

sağladığı malullük aylığından, belirtilen Kanun’a tâbi işlerde çalışarak daha

iyi bir yaşam elde etme düşüncesiyle kendi isteği ile vazgeçmektedir.

23. 506 sayılı Kanun’a göre, malullük aylığının bağlanabilmesi için gerekli şartlardan birinin de malulün çalışmakta olduğu işten ayrılması olduğu gözetildiğinde yeniden çalışılma hâli, malullük aylığının kesilmesinin doğal bir nedeni olmaktadır. Çalışılamayacak olması nedeniyle bağlanan bir aylığın, çalışılmaya başlanılması nedeniyle kesilmesinin, malullük aylığının getirilme nedeni ile uyumlu olduğu açıktır.

24. Öte yandan, malullük aylığına hak kazanma şartlarının belirli bir ölçü ve denge gözetilerek belirlenmesi ve bu bağlamda 506 sayılı Kanun’a tâbi bir işte çalışılmama hâlinin de bir koşul olarak öngörülmesi, çalışma hakkını sınırlayan veya Devletin, engellilerin korunması ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alma yükümlülüğüne aykırı bir düzenleme olarak nitelendirilemez.

25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5., 48., 49. ve 61. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

26. Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

27. Kuralın Anayasa’nın 10. ve 13. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

28. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralın uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğabileceği belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, 16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58. maddesinin birinci fıkrasına yönelik iptal talebi 14.7.2016 tarihli ve E.2015/105, K.2016/133 sayılı kararla reddedildiğinden, bu kurala ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, 14.7.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V- HÜKÜM

17.7.1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, 16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Engin YILDIRIM, Serruh KALELİ, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 14.7.2016 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Alparslan ALTAN

Üye

Nuri

NECİPOĞLU

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Erdal TERCAN

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz yoluyla iptali istenilen kural, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun (16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı Kanunun 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan) 58. maddesinin birinci fıkrasıdır. Kural; “Malulluk aylığı almakta iken sigortalı olarak çalışmaya başlayanların malullük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihten başlayarak kesilir.” hükmünü içermektedir. Çoğunluk gerekçesinde kuralın Anayasaya aykırı bulunmadığı kabul edilerek iptal istemi reddedilmiştir. Bu görüşe, aşağıda açıklanan nedenlerle iştirak etmemekteyiz.

Devletin temel amaç ve görevlerinin sayıldığı Anayasanın 5.

maddesinde sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan sınırlamaların

kaldırılması hedefi konulmuş ve Devlete, “kişilerin maddi ve manevi

varlığının gelişmesi için gereken şartları hazırlamaya çalışma” yükümlülüğü

getirilmiştir. Yine Anayasanın 61. maddesinin ilk fıkrasında Devletin harp ve

vazife malullerini ve gazileri koruyacağı ve toplumda kendilerine yaraşır bir

hayat seviyesi sağlayacağı” ifade edildikten sonra ikinci fıkrada; “Devlet,

sakatların korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri

alır” denilmektedir. Birinci fıkrada Devlete, malul ve gaziler için

‘kendilerine yaraşır bir hayat seviyesi sağlama” görevi verilmiştir. İncelenen

kuralla doğrudan ilgili olan ikinci fıkrada ise Devlete, sakatları koruma ve

toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirler alma’ yükümlülüğü

getirilmiştir. Sakat kişilerin rehabilite edilmeleri ve toplum hayatının

çeşitli alanlarında kendilerini ifade edebilmeleri için gereken tedbirlerin

alınması ve engellerin kaldırılması bu kapsamdadır. Bundan ayrıca, özürleri

nedeniyle çalışma gücünü büyük ölçüde yitiren kişilerin toplum hayatına intibak

etmelerinin en başta gelen yolu, onların durumuna uygun şartlarda çalışmaları

için tedbirlerin alınmasıdır.

Çalışma hakkının sosyalleşme (toplum hayatına intibak) fonksiyonu

yanısıra, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının da

bir parçası olduğu açıktır. Çalışma gücünün yaklaşık yüzde 67’sini veya daha

fazlasını kaybeden malul kişilerden bazıları hernekadar durumuna uygun bir işte

çalışabilecek ise de, çalışma gücünü haiz diğer bireyler kadar gelir elde etme

şansına sahip olamamaktadır. Böyle bir imkana kavuştuklarında dahi, gerek

günlük hayatlarını idame ettirmek ve gerekse çalışma performansı için diğer

bireylerden çok daha fazla bir efor sarf etmek zorunda kalmaktadırlar. İşte bu

nedenle Anayasa sakatların korunması ve topluma intibaklarını sağlama konusunda

Devlete yükümlülükler ihdas etmiştir.

Sakatların korunması yükümlülüğünün kapsamı

Anayasanın özel maddesinde oldukça geniş tutulmuştur. Anayasanın 61. maddesinin

ikinci fıkrasının gerekçesinde sakatların korunmaları yükümlülüğü kapsamında

örnek olarak ‘bazı vergi muafiyetleri getirmek’ten söz edilmektedir.

Dolayısıyla harp ve vazife malulleri için öngörülen (yaraşır bir hayat seviyesi

sağlama) boyutunda olmasa dahi, çalışma yeteneğini büyük ölçüde yitirdikleri

için korunmaya muhtaç olan sakatlar bakımından da onların insan onuruna yaraşır

ve başkasına muhtaç olmadan hayatlarını sürdürmeleri için Devletin bazı maddi

külfetleri üstlenmesi istenilmiştir. Gerçekten, sakat olduğu için çalışamayan

veya bu haliyle uygun iş bulamayan kişinin korunması en başta

Devletin imkanları ölçüsünde de olsa sağlık, beslenme ve barınma ihtiyaçlarının

karşılanmasını gerektirmektedir. Bu anlamda, sakat halde çalışan veya çalıştığı

dönemde malul kalan bir kişinin sosyal güvenlik hakları bakımından da korunması

gerekmektedir. Dolayısıyla çalışan malul kişiye (Anayasa gerekçesinde sözü

edildiği üzere) vergi muafiyeti tanınması gibi, sosyal güvenlik hakları

kapsamında erken emeklilik ve benzeri hakların tanınması da Anayasanın 61/2.

maddesi hükmünün gereğidir. Nitekim Anayasanın anılan hükmüne uygun olarak 506

sayılı Kanunda belirli bir süre çalışan ve prim ödeme sayısı bulunan malul

kişilere yaşlılık aylığı bağlanması imkanı getirilmiştir. Esasında bu imkan

hiçbir prim ödemeyen bir malule değil, örneğin on yıllık sigortalılık süresinde

1800 gün prim ödeyen kişilere tanınmaktadır. Başka deyişle karşılıksız bir

yarar sağlanmamakta, fakat ödediği prime nazaran önemli bir kolaylık

sağlanmaktadır. Diğer taraftan bu durum malul kişiler yararına bir kolaylık ise

de, prim ödeme süresini tamamlamış olanlara nazaran kendilerine daha düşük bir

miktar ödendiği hususu gözden uzak tutulmamalıdır. Örneğin, asgari ücret

karşılığı çalışmakta iken yaşlılık aylığı alan bir malulün alacağı aylık,

asgari ücretin üçte ikisi kadar olmaktadır. Asgari ücretin asgari geçim

düzeyine işaret etmesi ve sosyal güvenlik sisteminden alınan yaşlılık

(emeklilik) aylığı miktarlarının da asgari ücret miktarının üzerinde olduğu

gözetildiğinde, esasında malullere ödenen aylığın Anayasanın Devlete yüklediği

‘koruma yükümlülüğünü’ aşan boyutta olmadığı, başka bir deyişle topluma bu

boyutu aşan bir yük getirmediği söylenebilir. Buna karşın kuralda olduğu gibi,

yaşlılık aylığının çalışmaya devam eden malul kişiye ödenmemesi, diğer bir

ifadeyle çalışanın aylığının kesilmesi Devletin her iki yöndeki pozitif

yükümlülüğüne aykırılık oluşturmaktadır.

Anayasanın 5. maddesi gereği sosyal hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan sınırlamaları kaldırmakla yükümlü olan Devletin, yaşam kalitesini artırmak amacıyla 506 sayılı Kanun’a tabi bir işte yeniden çalışmaya başlayan malul kişinin aylığını kesmesi, sosyal devlet ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.

Açıklanan hukuki gerekler doğrultusunda, çalışmak ve topluma intibak etmek isteyen malul kişilerin yaşlılık aylığının kesilmesini öngören kuralın Anayasanın 61/2. maddesine aykırılığı nedeniyle iptali gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun görüşüne iştirak etmemekteyiz.

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY

506 sayılı Yasa’nın itiraz konusu kuralı da içeren 58. maddesinin birinci fıkrası;

“Aylığın kesilmesi ve yeniden başlanması

Madde 58- Malullük aylığı almakta iken sigortalı olarak çalışmaya başlayanların malullük aylıkları çalışmaya başladıkları tarihten başlayarak kesilir.” şeklindedir.

Mahkememiz yaptığı değerlendirme ile kuralın Anayasa’nın 5., 48., 49. ve 61. maddelerine aykırı olmadığına oyçokluğu ile karar vermiştir. Dört ayrı maddeye aykırı olmadığına ilişkin gerekçenin aşağıdaki gibi dar ve tatmin edici sayılmayacak bir kalıp içinde olduğu kabul edildiğinden çoğunluk görüşüne katılınmamıştır. Gerekçe kabul edilen bölüme bakıldığında;

Kuralın, bireyin sosyal güvenlik hakkını ortadan kaldırmadığı,

kişinin malullük aylığının kesilmesine neden olan 506 sayılı Kanun’a tabii

yerdeki çalışmasından ayrıldığında, yazılı isteği halinde malullük aylığının

tekrar bağlanacağı, (Yani maluliyet aylığı alma hakkının sonsuza kadar mutlak

suretle elinden alınmadığı) Başkaca bir işle gelir elde ettiğinde ise aylığının

kesilmesinin sosyal güvenliğin asgari yaşam düzeyini sağlama amacını ortadan

kaldırmayacağı, iş bulduğuna göre sosyal güvenliğe ihtiyacı kalmadığı,

zaten kişi kendi tercihi ile belirtilen Sosyal Sigortalar Kanunu’na tabi bir iş

bulup çalıştığında, daha iyi yaşamı elde etmeyi amaçladığı ve bu nedenle

malullük aylığı alma hakkından vazgeçmiş sayılacağı tespit ve yorumları ile

çalışamayacağı için bağlanan malullük aylığının çalışması halinde kesilmesinin

malullük aylığının getirilme nedeni ile uyumlu olduğunun ve bunun bir Anayasal

aykırılık teşkil etmeyeceğinin mahkemenin gerekçesinde değerlendirmeye esas

alındığı görülmektedir.

Kısaca malul kişinin, 506 sayılı Yasa kapsamında yeni bir iş bulması halinde, malullük aylığının kesilmesinde sosyal bir asgari yaşam düzeyine getirilmiş risk ya da çalışma hakkına yapılmış bir müdahale vardır denilemez şeklinde bir karar verdiği görülmektedir.

Mahkememize itiraz başvurusunda bulunan Yargıtay 21. Hukuk Dairesince özetle,

“Sosyal güvenlik hakkının çağdaş anayasalarda temel hak

niteliğinde görüldüğünü, hakkın sigortalıya bireysel ekonomik güvencede

sağlaması gerektiği ve bu hakka imkan sunan çalışma hakkı ile birlikte

değerlendirilmesi zorunluluğunu, malullüğün bireyin ekonomik güvencesini sarsan

bir risk oluşturduğunu, sosyal güvenliğin İnsan Hakları Evrensel

Beyannamesi’nin 22. maddesinde insan onuru ve kişiliğinin geliştirilmesi için

kaçınılmaz hak esasına dayandığını, uluslararası çalışma örgütünün 102 nolu sözleşmesinin

aynı ilkeleri benimsediğini somut olayda sosyal güvenlik destek primi de ödeyen

iş gücünün 2/3’ünü yitirmiş davacının halen çalışabilir hali nedeniyle

kendisine iş ve işçi bulma kurumunca sigortalı engelli kadrosunda bulunan iş de

çalışmasına imkan vermeyen kuralın eşitlik ve ölçülülük ilkesine aykırı,

çalışma özgürlüğünü de kısıtladığının değerlendirildiği anlaşılmaktadır.

Sosyal güvenlik, 19. Y.Y ikinci yarısında gelişen yeni bir kavram olup çalışma düzeninde ortaya çıkacak sosyal risklerin etkilerini, tehlikenin zararlarını ortadan kaldırmayı hedefleyen, sosyal güvenlik politikaları, ekonomi ve sosyal gelişmeye bağlı içerikte bir tedbir türü diye nitelenebilecektir.

Anılan sosyal riskler mesleki, fizyolojik, sosyo ekonomik olarak gruplandırılmışlar ve Türkiye tarafından imzalanan 102 sayılı İLO sözleşmesi ile de risklerden en az üçüne karşı koruma getirme Devlete getirilmiş bir yükümlülük olarak kabul edilmiştir.

Kuralın itirazen iptaline gelen Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin ilgili dosyasına konu uyuşmazlık, 1983 yılında 506 sayılı yasa kapsamında sigortalı başladığı iş sonucu 1996 yılında % 90 oranında görme yeteneğini kaybetmiş ve kendisine şartları sağladığından maluliyet aylığı bağlanmış iken, İş ve İşçi Bulma Kurumundan engelli kadrosunda kendisine bulunan işte sosyal güvenlik destek primi de ödeyerek 7 yıl çalıştıktan sonra 2013 yılında bildirimsiz malullük aylığı kesilen işçinin kendisine bu sürede ödenmiş tüm aylıkların 2006 yılından itibaren işleyen faizi ile davacıdan istendiği bir olgu üzerinedir.

Ülkemizde 506 sayılı Kanun kapsamında, bir hizmet akdine dayalı işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılırlar.

Malullük, çalışma veya meslekte kazanma gücünün kısmen veya

tamamen kaybıyla sürekli bir gelir kaybına yol açan fizyolojik bir risktir. Bu

niteliği itibariyle sürekli iş göremezlik sonucunu doğurur. Bu aşamada

devreye giren malullük sigortası, malullük sebebiyle çalışamayan ve sürekli bir

gelir kaybına uğrayan sigortalının uğramış olduğu gelir kaybını telafi etme

amacını taşır. Bu itibarla malullük sigortası, gerekli sigortalılık koşulunu

yerine getirmiş olan sigortalıya ilk defa sigortalı olarak çalıştığı tarihten

sonra meydana gelen (veya bu tarihten sonra belirli bir seviyeye gelen) ve

sürekli olarak çalışmasını engelleyen fiziksel ve/veya zihinsel arızasının

yarattığı gelir kaybını azaltmak amacıyla, maluliyeti devam ettiği sürece bir

aylığın ödendiği uzun vadeli bir sosyal sigorta koludur.

506 sayılı Kanun hükümlerine göre, malullük sigortasından sağlanan yardım esas olarak malullük aylığının bağlanmasıdır. 506 sayılı Kanun’da, 6900 sayılı Kanun’un aksine, malullük aylığı bağlanabilmesi için gerekli şartları sağlayamayanlara, ödenen sigorta primlerinin iadesinin öngörüldüğü toptan ödeme imkânını tanınmamıştır.

Malullük aylıkları kapsamına aldığı kişileri emeklilik rejimleri dışına çıkarıp, onlara emeklilik öncesi aylık alabilme imkanı sunarlar, hiç kimsenin kendi isteği ile sakat kalmayacağının kabulü karşısında malullük emeklilik rejiminden ayrılır. Bu hal sosyal sigortaların prim sisteminden ayrıksı bir durum yaratır ve bu nedenle yapılan parasal yardımlar alınan primler karşılığı olarak görülmez.

Malullük karşılığı getirilen sosyal korumanın ülke ekonomisi,

sosyal hukuk devleti anlayışı ve politikası ile doğrudan ilgisi olmadığı da

söylenemeyecek ise de, dikkat çekilmesi gereken en önemli noktalardan biriside

yasaya göre malullük sigortasından yararlanmaya başlayan sigortalının aylığı

almaya devam edebilmesi için 506 sayılı Kanun’a tabi bir işte çalışmaması

gerektiğidir. Bu aylığın kesilmesi için sebep, SİGORTALININ Bağ-Kur veya Emekli

Sandığına tabi bir işte değil de sadece 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı

bir işte çalışırsa aylığın kesilecek olmasıdır. Bu farklılık ise 506

sayılı yasaya tabii çalışmanın hangi nedenle diğer yasa çalışanlarından farklı

bir sonuç yarattığı, sosyal güvenlik hakkının bu yasa nedeniyle neden farklı

yorumlandığı ve uygulandığı sorularını beraberinde getirmektedir.

İtiraz konusu kuralın, uğradığı değişikliklerde dikkate alınıp, aylıkların kesileceğini söyleyen ve 1964 yılından beri varlığını koruyan bu 58. maddenin anlam, kapsam ve güttüğü amacı öğrenmek için yapılan mevzuat incelemesinde, kanun koyucunun söz konusu ilkeyi benimsemesine neden olan saikin ne olduğuna dair net bir açıklamaya rastlanılmamıştır. (TBMM

TD,D.23, YY.2, SS.43)

5510 sayılı Yasa’nın ilgili hüküm gerekçesine bakarak, malullük

aylığının kişinin çalışamayacağının kabul edilmesi şeklindeki sınırlı bir esasa

dayandırıldığının kabulü halinde ise, malul bile olsa çalışabilene aylık

bağlanması nedeninin kaldırılması halinin, çalışan malul kişinin adeta fiziki

ve sosyal tüm mağduriyetlerinin tümünün ortadan kalktığı, sanki eski haline

döndüğü gibi bir kabul üzerine kurulduğu izlenimi verdiği ancak dosyamızdaki

%90 görme kabiliyetini yitirmiş malul kişi ile %100 görme kabiliyetli sağlıklı

bir kişiyi aynı statüde gören anlayışın kabul edilebilecek sosyal ve adil yanı

bulunmamaktadır. Yine bu kabul malul ile malul olmayanın eşit şart ve maddi

koşulda çalışır ve aynı geliri elde edebilirler anlayışı yaratıyorsa bu da

Anayasa’nın 61/2 fıkrasındaki olgu ve yükümlülüğe aykırı düşmektedir.

Nitekim yeniden çalışılması halinde malullük aylığının kesilmesi

hususu, doktrindeki birtakım yazarlarca eleştirilmiştir. Bu hususu

eleştirenlerden AKIN’a göre; her şeyden önce malul kişinin çalışamayacağını

kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Zira malul sayılabilmek için çalışma ya

da kazanma gücünü %100 oranında kaybetmek gerekmez. % 60 ya da % 66'lık

kayıplar malul sayılmak için yetmektedir ki bu kişilerin hâla çalışma ve

kazanma güçleri vardır. Dolayısıyla malullük aylığı alan bir sigortalının

çalışmaya başlaması, büyük bir şanstır. O nedenle engellenmemelidir. Bu

çalışmanın o kimseye yönelik ekonomik katkıları dışında rehabilitasyon

sağlayacağı da düşünülmelidir. Bir ayağını kaybetmiş ve çok düşük bir malullük

aylığına hak kazanmış bir sigortalının çalışabileceği bir iş bulabilme imkânı

zaten çok düşüktür. Bu güçlüğü aşmış olması ise o kimsenin yaşama bağlanması ve

ekonomik açıdan kendini daha güçlü hissetmesini sağlayacaktır. Bu önemli sonuç,

salt istihdam yaratma kaygısıyla bertaraf edilmemelidir. İstihdam yaratmak,

güçlükle iş bulabilmiş bir avuç malulün aylığını keserek onları çalışmaktan

caydırmakla değil, yeni yatırımlarla yeni iş sahaları açarak sağlanabilir.

Sosyal devletten beklenen, vatandaşlarının sosyal refaha ulaşma çabalarını

engellemek değil aksine, bunu kolaylaştırıcı adımlar atmaktır.

CANBOLAT’a göre; kanun koyucuyu böyle bir düzenlemeye iten neden,

yeniden çalışmaya başlayan kişinin malullük durumunun zamanla kalkmış

olabileceği ve sigortalının yeniden çalışmaya başlamasıyla uğramış olduğu gelir

kaybı ve gider artışının kalkmış olduğu düşüncesidir. Ülkemiz koşullarında

insanların malullük aylığının yetmemesinden ötürü sağlığı pahasına sakat sakat

çalışma zorunluluğunun duyulmuş olması mümkündür. Kaldı ki malul sigortalı

yeniden çalışmaya başlasa da onun aynı işi yapabilmesi için malul olmayan diğer

sigortalılardan daha fazla güç sarf edeceği ortadadır. “Yeniden çalışmaya

başlamış olması” olgusu nedeniyle değil ancak, malullük halinin ortadan kalkmış

olması durumunda aylığın kesilmesi gerekir. Kurum, bu durumda sigortalıyı 57. maddeye

göre muayeneye çağırmalı ve yapılan kontrol muayenesinin neticesine göre karar

vermelidir.

Yeniden çalışılmaya başlandığı takdirde malullük aylığının

kesilmesini eleştiren yazarlardan biri de KERİMOĞLU’dur. Yazara göre; malullük

aylığının sigortalının gelir kayıplarını karşıladığı görüşü, ülkemizdeki geçim

şartlarının güçlüğü ve malullük aylığının yetersizliği karşısında dayanaktan

yoksun kalmaktadır. Sigortalının çalışması ve malullük durumunun bağdaşmadığı

görüşü ise kabul edilemez. Zira kişinin malullük durumu ortadan kalkmamasına

rağmen malul kişinin bu durumuna uygun sigortalı işlerde çalışması mümkün

olabilir. Böylece malul kişi, kendisine ve ailesine ek gelir sağlamanın

yanında, malullüğünün kendisinde yarattığı olumsuz psikolojik etkileri de

azaltma fırsatı bulabilecektir. Öte yandan, Kurum sigortalıyı her zaman kontrol

muayenesine tabi tutarak malullük koşulunun değişip değişmediğini tespit etmek

hakkına sahiptir. Düzenlemenin amaçlarından bir diğeri olduğu ifade edilen,

Kurumdan malullük aylığı almakta olanları iş gücü piyasası dışında tutarak

diğer kişilere iş olanağı sağlamak olgusu ise yine kabul edilemez. Zira malul

kişinin iş piyasasında kendine bir yer bulma şansı sağlıklı kişilere oranla

zaten çok daha azdır. Diğer yandan, malul olan kişinin malul olmayanlara oranla

çok daha az bir ücret alabileceği de bir gerçektir. Bu sebeple, burada ortaya

çıkan menfaatler dengesinde tercih malul sigortalı lehine kullanılmalıdır.

ÇENBERCİ de benzer görüşleri ileri sürmüştür. ÇENBERCİ’ye göre,

malullük aylığının kesilmesinde şu iki varsayım etkili olmuştur. Bunlardan

ilkine göre, malul sigortalının yeniden çalışması, malullük durumunun zamanla

kalkmış olduğunu gösterir. Maddenin ikinci fıkrasında tekrar malullük aylığı

bağlanması isteyen sigortalının kontrol muayenesine bağlı tutulması, böyle bir

varsayımdan hareket edildiğini göstermektedir. İkinci varsayım ise,

sigortalının yeniden çalışmaya başlamakla malullük olgusunun sonucu olan gelir

kaybını ve gider artışını bizzat karşılamak olanağını elde etmiş bulunduğu

düşüncesine dayanmaktadır. Bununla beraber, malul sigortalının aylığının

yetmemesinden ötürü sağlığı pahasına sakat sakat çalışmak zorunluluğunu duymuş

olması her zaman için olasıdır. Bundan başka, sigortalının sigortalı olmayarak

çalıştığı ve kazanç elde ettiği durumlarda da aynı varsayımların söz konusu

edilmesi gerekir. Bu yönden, anılan varsayımların geçerlikleri geniş ölçüde

kuşkulu kalmaktadır. “Sigortalı olarak çalışanın malullük aylığı kesilir”

şeklindeki esasın sosyal sigorta yardımı gören işçilerin çalışmalarını önlemek

ve böylece onların sağlıklarını korumak amacına yönelik bulunduğu

düşünülebilir. Bu takdirde aynı yaptırımın, malulün diğer işlerde çalışması

durumunda dahi uygulanması gerekirdi. Kanun koyucunun istihdam politikasına

ilişkin düşünce ve kaygılarla bu esası gördüğü savına karşı da gene aynı

itirazları ileri sürmek mümkündür. Bu nedenlerle, yeniden sigortalı olarak

çalışmaya başlayanların malullük aylıklarının kesilmesindeki isabet

tartışılabilir.

Anılan görüşlerin Anayasa’nın 5., 10/3., 49. ve 61/2. maddelerine uygun olmadığı söylenemez.

Bugün Demokratik sosyal bir hukuk devleti nitelemesine sahip

Anayasası ile, dünyanın en büyük ilk 20 ekonomisi içinde olan Türkiye

Cumhuriyeti Devletinin, olağanüstü bir halde bile ülkesinde barındırdığı 3

milyon mülteciye milyarlarca dolar kaynak aktarabilme yeteneği de göz önüne

alındığında, varlıkları aktüeryal dengeleri bozduğu söylenemeyecek bir avuç

yeniden 506 sayılı yasa kapsamında iş bulmuş, sağlığının en az 2/3’ünü

yitirdiği tespitli bireyinin, malullük aylığının yeni bir iş buldu diye

kesilmesi Anayasamız yanında insan hakları evrensel bildirgesinin 22.

maddesinde yerini bulan “sosyal güvenlik, bireyin onuru, kişiliğinin

geliştirilmesi kaçınılmaz, sosyal ve kültürel hakların tatmin edilmesi esasına

dayanır” diyen insan kişiliğini, gelişmesini ve mutluluğunu esas alan temel

ilke ve politikalara da ayrıca aykırı düşecektir.

Sosyal devlet ilkesi ile bağdaşmayan, engellinin toplum hayatına intibakını önleyici, malul olmanın herkesin çalışma hakkına sahip olduğu hakkına getirilmiş bir sınırlama gibi algılanmasına sebep olan itiraz konusu kural Anayasa’nın 5., 49. ve 61/2 maddelerine aykırılık taşıdığından çoğunluk görüşüne katılınmamıştır.

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından bakılmakta olan davada,

31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanunu’nun, 17.4.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle

değiştirilen 27. maddesinin üçüncü fıkrasının bir bölümü ile 17.7.1964 tarihli

ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun, 16.10.2007 tarihli ve 5698 sayılı

Kanun’un 1. maddesiyle yapılan değişiklik öncesi yürürlükte bulunan 58.

maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Mahkememize başvurulmuş, yapılan

ilk incelemede 506 sayılı Kanun’un 58. maddesinin birinci fıkrasının esasının

incelenmesine oybirliğiyle karar verilirken, çoğunluk tarafından 5510 sayılı

Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasının “Malûllük aylığı almakta iken

bu Kanuna göre veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya

başlayanların malûllük aylıkları, çalışmaya başladıkları tarihi takip eden

ödeme dönemi başında kesilir…” bölümünün, itiraz başvurusunda bulunan

Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından, bu bölüme

ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmiştir.

2. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin önündeki uyuşmazlık davacı tarafından davalı Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan davanın yapılan yargılaması sonucunda Bakırköy 2. İş Mahkemesinin 23.12.2014 tarihli, E:2013/763 ve K:2014/551 sayı ile verilen red kararının temyiz incelemesine ilişkin bulunmaktadır.

3. Davacı tarafından, Kurum tarafından kendisine maluliyet aylığı bağlandığı, İş ve İşçi Bulma Kurumu aracılığıyla iş bulunması üzerine maluliyet aylığı alırken çalışmaya başladığı, yaklaşık yedi yıl geçtikten sonra çalışmaya başlaması nedeniyle maluliyet aylığının kesilmesinin ve Kurum tarafından kendisine ödenen aylıkların faiziyle birlikte geri istenmesinin hukuka aykırı olduğu iddia edilmiştir.

4. Davalı Kurum ise yapılan işlemin 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasına uygun olduğu ve davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde savunma bildirmiştir.

5. Yargıtay Dairesi başvuru kararında elindeki işte uyuşmazlığın Kurum uygulamasının 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasına ve sigortalının çalışmaya başladığı tarihte yürürlükte olan ve halen uygulanan 506 sayılı Kanun’un 58. maddesine uygun olup olmadığı noktasında olduğunu açıkça belirtmiştir.

6. Çoğunluk gerekçesinde, uyuşmazlığa 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasının değil, 506 sayılı Kanun’un 58. maddesinin uygulanacağı kabul edilerek 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasının davada uygulanacak kural olmadığı sonucuna varılmıştır.

7. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri

Hakkındaki Kanun’un 40. maddesi hükmü uyarınca yapılacak ilk incelemede itiraz

konusu kuralın, itiraz yoluna başvuran Mahkemenin bakmakta olduğu davada

uygulanacak yasa kuralı olup olmadığı hususunun belirlenmesi

gerekmektedir. “Uygulanacak yasa kuralı” kavramı, bir davanın

değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı

sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan ya da

tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için göz önünde

tutulması gereken kuralları ifade etmekte olup, uygulanacak yasa kuralı,

bakılmakta olan davayı yürütmeye, uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye

veya kararın dayanağını oluşturmaya yarayacak kural olarak tanımlanmaktadır. Bu

tanımdan da anlaşılabileceği gibi uygulanacak kural yalnızca dava açan belgede,

dava dilekçesinde veya iddianamede belirtilen kanun maddelerinden ibaret olarak

anlaşılamaz.

8. Ayrıca, uygulanacak kuralın tespiti bakımından yerel mahkemeler

ile temyiz mahkemelerinin farklı değerlendirilmesi de gerekebilir. Yerel

mahkemelerin, bakmakta oldukları davada uygulayacakları kural davanın

niteliğine göre uyuşmazlığı çözmesi beklenen kural olarak değerlendirilebilecek

iken, temyiz mercii açısından uyuşmazlığı çözerken göz önünde bulunduracağı farklı

mevzuat hükümleri uygulanacak kural olarak nitelendirilebilir. Temyiz merciinin

incelemesi bakımından uygulanacak kural olarak değerlendirilmesi gereken bir

kural, temyiz merciinin yaptığı belirlemeden sonra yerel mahkeme açısından

uygulanacak kural olmaktan çıkabilir. Ancak, yerel mahkemenin temyiz merciinin

bu kararına uymayıp direnmesi halinde dahi uygulanmasını öngördüğü kural

uygulanacak kural olarak nitelendirilebilir. Yine yerel mahkemelerde dahi, dava

açan belgeye göre uygulanacak kural olarak görülmesi gereken kuralların

ilerleyen aşamalarda ortaya çıkan gelişmelerle uygulanabilir olmaktan çıkması

veya farklı kuralların davada uygulanma olasılığının gündeme gelmesi de

mümkündür. Bu nedenle uyuşmazlığa uygulanacak mevzuat hükümlerinin ilgili yargı

kolu süreci içerisinde teknik ve dinamik bir inceleme sonrasında

belirlenebilir. Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, yersiz başvuruları tespit

edip reddetmekle birlikte, yargılama sürecine müdahale etmeksizin itiraz yoluna

başvurma açısından iptali istenilen kuralın uyuşmazlığın çözümünde etkili bir

kural olup olmadığını geniş bir anlayışla belirleyerek iptal istemini

incelemekten ibarettir.

9. Anayasa Mahkemesinin, itiraz yolu ile kendisine gelen başvurularda, kendisini davaya bakan mahkemenin yerine koyarak onun uzmanlık alanına giren hususlarda davanın hangi kurallara göre sonuçlandırılması gerektiği konusunda belirleyici değerlendirmeler yapması da işleviyle bağdaşmayan bir yaklaşımdır. Eldeki işte, itiraz yoluyla başvuran Yargıtay 21. Hukuk Dairesi başvuru dilekçesinde, somut olaya uygulandığını ifade ettiği kuralla ilgili olarak Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Bu açıdan itiraz konusu kuralın uygulanacak kural olarak kabul edilmesi gerekir.

10. Yukarıda da belirtildiği gibi, uygulanacak kural, davanın

değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı

sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan ya da

tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde bir karar vermek için göz önünde

tutulması gereken kuralları ifade eder. Eldeki işte, Başvuran Yargıtay

Dairesinin önünde devam eden yargılama sırasında davalı Sosyal Güvenlik

Kurumunun yapılan işlemin 5510 sayılı Kanun’un 27. maddesinin üçüncü fıkrasına

uygun olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik

savunması dahi kuralı Yargıtay Dairesinin gözetmesini, yani uygulamasını

gerektiren bir olgudur. Başka bir anlatımla, başlı başına bu iddianın

karşılanması zorunluluğu bile itiraz konusu kuralı uygulanacak kural haline

getirmeye yeterlidir. Zira itiraz yoluna başvuran Yargıtay 12. Hukuk Dairesi

bakmakta olduğu davada, davalı Sosyal Güvenlik Kurumunun, itiraz konusu kural

nedeniyle temyiz talebinin reddi gerektiğine yönelik iddiasını değerlendirirken

kararın dayanaklarını belirlemek ve maddi uyuşmazlığa hangi tarihteki mevzuat

hükümlerinin uygulanacağını belirlemek zorundadır. Kaldı ki, eldeki işte davalı

Kurumun davalı aleyhine sonuç doğuran uyuşmazlığa konu 2.7.2013 tarihli işlemi

31.5.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası

Kanunu’nun, 17.4.2008 tarihli ve 5754 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle

değiştirilen 27. maddesinin üçüncü fıkrası ile birlikte Sosyal Sigortalar Genel

Müdürlüğünün 22.7.2011 tarihli, 2011/58 sayılı Genelgesi’nin “Malüllük

sigortası” başlıklı 2. bölümünün “Malüllük aylığının kesilmesi

ve yeniden başlaması” 6. maddesine dayanılarak tesis edilmiştir.

11. Eldeki işe konu süreçte davalı Kurumun davacı aleyhine olan

işlemi ve temyiz isteminin reddine yönelik talebi itiraz konusu kurala da

dayandırıldığından, Yargıtay Dairesi talebin kabulüne veya reddine de karar

verse, her iki halde de bu kuralı gözeterek temyiz talebine yönelik uyuşmazlığı

olumlu veya olumsuz biçimde çözümleyecektir. Somut olayda hangi Kanun

hükümlerinin uygulanması gerekeceği teknik bir konu olup, temyiz merciinin

takdirindedir. Anayasa Mahkemesinin teknik konularda temyiz merciinin yerine

geçerek uyuşmazlığın esasına uygulanması gereken kuralın hangisi olduğu

konusunda değerlendirme yapması görev sınırları kapsamında görülemez. Bu

durumda, Mahkemenin davada bu kuralı uygulayarak uyuşmazlığı çözeceği açık

olup, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından aykırılığı iddiasıyla re’sen

başvurulan bu kuralın anayasal denetiminin yapılmasındaki hukuki yarar açıktır.

12. İtiraz yolunda mahkemelerin bakılmakta olan davada

uygulayacakları kural aleyhine Anayasaya aykırılık itirazında

bulunabileceklerine ilişkin düzenleme, mahkemelerin yargılama konusu ile ilgili

olmayan ve bakılmakta olan davada ortaya çıkan uyuşmazlıkların konusunu

oluşturmayan yerli yersiz konularda bu yolu kullanmalarına engel olmak amacıyla

getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi verdiği birçok kararda uygulanacak kural

kavramını olabildiğince geniş yorumlamış ve itiraz yolunun etkin biçimde

işleyebilmesine imkân sağlamıştır. Nitekim Mahkemenin birçok kararında

uygulanacak kural kavramı, bir davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan

sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde

etki yapacak nitelikte bulunan ya da tarafların istek ve savunmaları çerçevesinde

bir karar vermek için göz önünde tutulması gereken kurallar olarak

tanımlanmıştır. Bu yaklaşım hukuk devletinin korunması anlayışına daha

uygundur. Anayasa yargısının en önemli işlevlerinden biri, iptal ve itiraz

davaları sırasında Anayasa’ya aykırılığı saptanan kuralları ayıklayarak hukuk

devletinin tüm çağdaş nitelikleriyle gerçekleşmesine katkıda

bulunmaktır.

13. Çoğunluk tarafından benimsenen görüş esas alınmak ve itiraz yoluyla gelen başvurularda bu kavram çok dar yorumlanmak suretiyle başvuruların “bakılmakta olan davada uygulanacak kural olmaması” gerekçesiyle esası incelenmeksizin reddine karar verilmesi halinde, bu nitelikte olan, Anayasaya aykırılığı açık birçok düzenleme yönünden itiraz yoluyla başvuru imkânı ortadan kaldırılmış olacaktır. Böyle bir uygulamanın ise, Anayasa Mahkemesinin varlık nedeni, uzmanlık alanı, itiraz yoluna başvuru yolunun tanınmasındaki temel espri ve Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin evleviyetle ayıklanması düşüncesi ile bağdaşmayacağı açıktır.

14. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın ilgili bölümünün iptaline yönelik başvurunun da esasının incelenmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan, kuralın itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından, başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık.

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Alparslan

ALTAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2015/105, K. 2016/133, 14 Temmuz 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtiraz Yoluna Başvuran
  4. İtirazın Konusu: 1- 17.7.1964
  5. I- İptali İstenilen Kanun Hükümleri
  6. Iı- İlk İnceleme
  7. Iıı- Esasın İncelenmesi
  8. Iv- Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  9. Özgüldür
  10. Necipoğlu
  11. Akıncı
  12. M. Emin KUZ
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Gökcan
  15. Karşıoy
  16. Td,d.23, Yy.2, Ss.43)
  17. Akıncı
  18. Gökcan
  19. Karşıoy Gerekçesi
  20. Altan
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2015/105
Karar No
2016/133
Tarih
14 Temmuz 2016

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2016/11 K.2016/132
  • AYM Norm Denetimi E.2016/135 K.2016/129
  • AYM Norm Denetimi E.2016/37 K.2016/135
  • AYM Norm Denetimi E.2016/29 K.2016/134
  • AYM Norm Denetimi E.2016/160 K.2016/144
  • AYM Norm Denetimi E.2015/88 K.2016/156

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.