İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2016/132 K.2017/154

üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK ve Özgür ÖZEL ile birlikte 122 milletvekili

Esas2016/132Karar2017/154Tarih15 Kasım 2017Okuma26 dk · 5.197 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
15 Kasım 2017
Esas Sayısı
2016/132
Karar Sayısı
2017/154
R.G. Tarih – Sayı
26.12.2017 – 30282
İptal davasını açan
Türkiye Büyük Millet Meclisi
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.197 kelime·26 dk okuma·15 bölüm

üyeleri Engin ALTAY, Levent GÖK ve Özgür ÖZEL ile birlikte 122 milletvekili

İPTAL DAVASININ KONUSU

6.4.2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun,

A. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin,

B. 10. maddesinin

1. (2) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,

2. (8) numaralı fıkrasının sonunda yer alan “…Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla…” ibaresinin,

C. 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…başvuranın

iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması halinde…” bölümünün,

Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 90. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

İptali istenen kuralların yer aldığı 6701 sayılı Kanun’un;

1. 7. maddesi şöyledir:

“(1)Bu Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller ve istisnalar şunlardır:

a) İstihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele.

b) Sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar.

c) İşe kabul ve istihdam sürecinde, hizmetin zorunlulukları nedeniyle yaş sınırlarının belirlenmesi ve uygulanması, gereklilik ve amaçla orantılı olması şartıyla yaşa dayalı farklı muamele.

ç) Çocuk veya özel bir yerde tutulması gereken kişilere yönelik özel tedbirler ve koruma önlemleri.

d) Bir dine ait kurumda, din hizmeti veya o dine ilişkin eğitim ve öğretim vermek üzere sadece o dine mensup kişilerin istihdamı.

e) Dernek, vakıf, sendika, siyasi parti ve meslek örgütlerinin, ilgili mevzuatlarında veya tüzüklerinde yer alan amaç, ilke ve değerler temelinde üye olacak kişilerde belli şart ve nitelik aramaları.

f) Eşitsizlikleri ortadan kaldırmaya yönelik, gerekli, amaca uygun ve orantılı farklı muamele.

g) Vatandaş olmayanların ülkeye giriş ve ikametlerine ilişkin şartlarından ve hukuki statülerinden kaynaklanan farklı muamele.”

2. 10. maddesinin (2) ve (8) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(2) Kurul, biri Başkan, biri İkinci Başkan olmak üzere on bir üyeden oluşur. Kurulun sekiz üyesi Bakanlar Kurulu, üç üyesi Cumhurbaşkanı tarafından seçilir. Bakanlar Kurulunca seçilecek bir üye Yükseköğretim Kurulu tarafından insan hakları alanında çalışmalar yapan öğretim üyelerinden önerilecek iki aday arasından; yedi üye ise dördüncü fıkrada aranan şartları taşımak kaydıyla, insan hakları alanında çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, akademisyenler, avukatlar, görsel ve yazılı basın mensupları ve alan uzmanlarının göstereceği adaylar veya üyelik başvurusu yapanlar arasından belirlenir. …

(8) Başkan, İkinci Başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine son verilemez. Ancak üyenin;

a) Seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi,

b) Kurul kararlarını süresi içinde imzalamaması,c) Kurul tarafından kabul edilebilir mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına katılmaması,ç) Ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi,

d) Görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi,

e) Geçici iş göremezlik hâlinin üç aydan fazla sürmesi,

f) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5) numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezasının infazına fiilen başlanması,

hâllerinin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıylaüyeliğine son verilir.

…”

3. 21. maddesi şöyledir:

“(1) Münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kuruma yapılan başvurularda, başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde, karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerekir.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Alparslan ALTAN, Nuri NECİPOĞLU, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 14.7.2016 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Cengiz ERTEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 7. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (a) ve (b) Bentlerinin İncelenmesi

1. İptal Talebinin Gerekçesi

3. Dava dilekçesinde özetle, ayrımcılık yasağının, insan hakları

arasında eşitlik ile “ayrımcılık yasağı hukuku” kavramının gelişmesini

sağlayan ana ilke olduğu ve uluslararası hukukta çeşitli sözleşmelerde yer

aldığı, kuralda yer alan “zorunlu mesleki gerekliliklerin” ibaresinin

belirsiz ve muğlak olduğu, sınırları ve kapsamının bireyler tarafından

bilinmesinin mümkün olmadığı, işveren tarafından herhangi bir nedenin zorunlu

mesleki gereklilik olarak değerlendirilebileceği ve ayrımcı muamele

sayılabileceği, her ne kadar muamelenin orantılı ve amaca uygun olması şartları

kanunda düzenlense de bu hususların değerlendirilmesinin objektif yapılmaması

ihtimalinin bulunduğu, düzenlenen istisnanın hukuk güvenliği ve dolayısıyla

hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmadığı, kamu yararını ve ölçülülük ilkesini

gözetmediği, kanun koyucunun takdir yetkisini anayasal sınırlar çerçevesinde

kullanmadığı, “sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan

durumlar” tarifinin mevcut pozitif normlardaki düzenlemeler ile dahi

uyumsuz olduğu, kanunun kendisi ile güvence altına alınan ayrımcılığa uğramama

ve eşitliğin gerçekleşmesi işlevini bu istisnaların bozduğu, ayrıca

düzenlemenin uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan eşitlik ilkesini,

ayrımcılık yasağını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını ihlal

ettiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 10. ve 90. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

2.Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

4. 30.3.2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 50. maddesi yönünden de incelenmiştir.

5. Dava konusu kurallarla “istihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele” ile “sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar” bu Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller ve istisnalar arasında sayılmıştır.

6. Kanun’un “İstihdam ve serbest meslek” kenar başlıklı 6. maddesinde, işveren veya işveren tarafından yetkilendirilmiş kişinin işle ilgili süreçlerin hiçbirinde çalışanlara veya bu amaçla başvuranlara karşı ayrımcılık yapamayacağı, serbest mesleğe kabul, ruhsat, kayıt, disiplin ve benzeri hususlar bakımından da ayrımcılık yapılamayacağı, kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamın da bu madde hükümlerine tabi olacağı hüküm altına alınmıştır.

7. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.

8. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biri, kanunların kamu

yararı amacını gerçekleştirmek üzere çıkarılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin

kararlarında kamu yararı kavramından ne anlaşılması gerektiği ortaya

konulmuştur. Buna göre kamu yararı, genel bir ifadeyle bireysel, özel

çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir.

Kanunun amaç ögesi bakımından Anayasa’ya uygun sayılabilmesi için kanunun

çıkarılmasında kamu yararı dışında bir amacın gözetilmemiş olması gerekir.

İlgili yasama belgelerinin incelenmesinden kanunun kamu yararı dışında bir

amaçla çıkarıldığı açıkça anlaşılabiliyorsa amaç unsuru bakımından Anayasa’ya

aykırı olduğu söylenebilir. Kanun koyucunun kamu yararı amacıyla hareket edip

etmediği ancak ilgili yasama belgeleri incelenerek ve kuralın objektif anlamına

bakılarak tespit edilebilir.

9. Öte yandan kanun koyucu, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine aykırı olmamak kaydıyla kural koyma yetkisine sahip olup yapılan bir düzenlemede kamu yararının bulunup bulunmadığını takdir eder. Anayasa’ya uygunluk denetiminde kanun koyucunun kamu yararı anlayışının isabetli olup olmadığı değil incelenen kuralla kamu yararı dışında belli bireylerin ya da grupların çıkarlarının gözetilip gözetilmediği incelenir.

10. Hukuk devleti ilkesinin gereklerinden bir diğeri ise

belirliliktir. Belirlilik ilkesi bireylerin hukuk kurallarını önceden

bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri

anlamını taşımaktadır. Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil daha

geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Bir başka deyişle hukuk

kurallarının belirliliğinin sağlanması yalnızca kanunla düzenleme yapılması

anlamına gelmemektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir

ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla mahkeme

içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir.

Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya

çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.

11. Kanun koyucu düzenlemeler yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle de bağlıdır. Bu ilke ise “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, “gereklilik” getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, “orantılılık” ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da “ölçülülük ilkesi” gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.

12. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.Kadınlar ve erkekler eşit haklara

sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu

maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz…”

denilmiştir. Maddede yer verilen eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar

için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür.

Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında

aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık

tanınmasını önlemektir. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı

kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi

kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları

gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı

kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. Başka

bir anlatımla kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında kanunlara

konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamaz. Kanunlar, eşitlik ilkesine

uygun bir şekilde, aynı durumda bulunanlar için haklarda ve ödevlerde,

yararlarda ve yükümlülüklerde, yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda ve

hizmetlerde eşit davranılmasını sağlayacak kurallar içermelidir.

13. Anayasa’nın 50. maddesinde ise “Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedenî ve ruhî yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar…” denilerek çalışma şartlarının çalışanın yaşına, cinsiyetine ve gücüne uygun olması, çalışanın korunması ve çalışmanın verimi açısından gerekli olan şartların sağlanması gerektiği belirtilmektedir.

14. Kanun cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep, felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu, engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılığı yasaklamakla birlikte dava konusu kurallarla öngörülen hâllerde ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceğini kabul etmiştir. Madde gerekçesinde; söz konusu kuralların ilgili Avrupa Birliği müktesebatı ışığında hazırlandığı, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı hâlinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele ile sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumların ayrımcılık yasağının ihlali sayılmayacak istisnalar arasında kabul edildiği açıklanmıştır.

15. Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde

yer alan zorunlu mesleki gereklilikler, bir mesleki faaliyet için özel yetenek,

fiziksel nitelikler, belirli okullardan mezun olmak, bazı belge ve bilgilere

sahip bulunmak gibi farklı muameleyi haklı kılan gereklilikler olmalıdır. Bir

mesleki faaliyetin icrası için istenen amacı aşar nitelikte, keyfilik içeren,

elverişli ve gerekli olmayan şartlar farklı muamele yapılmasının haklılığını

ortadan kaldıracaktır. Diğer yandan Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(b) bendinde yer alan hüküm gereği, bir mesleki faaliyet ancak belli bir

cinsiyetin istihdamı ile gerçekleşebiliyorsa ve o mesleğin icrası için olmazsa

olmaz niteliğindeyse cinsiyete dayalı ayrımcılık haklı bir nedene dayandığından

ayrımcılık iddiası ileri sürülemeyecektir. Böylece istihdam ve serbest meslek

alanları ile belli bir cinsiyetin zorunlu kıldığı durumlar için ayrımcılık

yasağından sapma, söz konusu şart farklı muamele yapılması için elverişli,

gerekli ve orantılı olduğu ölçüde amaca uygun ve meşrudur. Ayrımcılık

iddiasının ileri sürülememesi için ölçülülük ilkesini oluşturan “elverişlilik”, “gereklilik” ve “orantılılık” ilkelerinin

gerçekleşmesi zorunluluğu, Kanun’da genel ve soyut olarak belirtilmekle

birlikte uygulamada her somut durumda ve olayda yeniden değerlendirilecektir.

16. 6701 sayılı Kanun’da ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller sayılırken her meslek faaliyeti için zorunlu gerekliliklerin ve belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumların tek tek belirtilmesi ve somut olarak gösterilmesi mümkün değildir. Kanun koyucu ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği hâller için gerekli koşulları göstererektemel ilkeleri belirlemiştir. Uygulamada istihdam ve serbest meslek alanlarında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği istisnai hâller, Kanun’da açıklanan çerçeve kapsamında somutlaştırılmak zorundadır. Bu nedenle söz konusu kuralların hukuki belirlilik ilkesini ihlal eden bir yönünün bulunduğu söylenemez.

17. İşin niteliği ve biyolojik nedenler göz önünde bulundurularak zorunlu durumlarda farklı muamele yapılması, işin doğasından veya icrasından kaynaklanıyorsa, o mesleki faaliyetle ilgili çalışma şartları bu durumu gerekli kılıyorsa ve aynı zamanda çalışması engellenen kişileri de koruyorsa söz konusu istisnaların kamu yararı amacı taşımadığı söylenemez. Keza bu nitelikte farklı muameleler; Anayasa’nın 50. maddesi kapsamında çalışma koşulları bakımından kişilerin yaşının, cinsiyetinin ve gücünün gözetilmesi ve küçükler, kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanların özel olarak korunması konusunda Devlete verilen yükümlülüğün de bir gereğidir.

18. Diğer yandan istisna kapsamındaki kişiler ile istisna kapsamı dışındakiler aynı konumda bulunmamaktadır. Bu sebeple durumlarındaki özelliklere bağlı olarak ayrı hukuksal durumları nedeniyle, ayrımcılık iddiasının ileri sürülememesi şeklinde farklı kuralların uygulanması Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesini zedelemez.

19. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 10. ve 50. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

20. Engin YILDIRIM ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamışlardır.

21. Kuralların Anayasa’nın 90. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 10. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Cümleleri ile (8) Numaralı Fıkrasının “…Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla…” İbaresinin İncelenmesi

1. İptal Taleplerinin Gerekçesi

22. Dava dilekçesinde özetle, 6701 sayılı Kanun’un Paris

prensiplerinde yer alan bağımsızlık, mali özerklik ve çoğulculuk gibi çok

önemli ilkelere tatmin edici düzeyde yer vermeyerek amaçlanan hukuki menfaati

sağlamaktan oldukça uzak, göstermelik bir kanun olarak düzenlendiği, yürütme

tarafından Kurul üyelerinin belirlenmesinin ve birden fazla seçilmelerine imkân

verilmesinin Kurul üyelerini, hiyerarşik olmasa da organik olarak yürütmeye

karşı bağımlı kılacağı, Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayı ile bir

üyenin görevine son verilmesinin üyelerin yürütmeye bağlanması anlamına

geleceği, bu nedenlerle bağımsız ve tarafsız olmayan, yürütme tarafından

şekillendirilen Kurulun kişilerin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk

devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette bizzat kendisinin

sınırlayacağı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5. ve 90. maddelerine

aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu<

23. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 7. ve 123. maddeleri yönünden de incelenmiştir.

24. Kurumun karar organı olan Kurulun üyelerinin seçimine ilişkin

usul ve esasları düzenleyen Kanun’un 10. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

iptali istenen ikinci cümlesinde, Kurulun sekiz üyesinin Bakanlar Kurulu, üç

üyesinin Cumhurbaşkanı tarafından seçileceği belirtilmiş; üçüncü cümlesinde ise

Bakanlar Kurulunun bir üyeyi, Yükseköğretim Kurulu tarafından insan hakları

alanında çalışmalar yapan öğretim üyelerinden önerilecek iki aday arasından;

yedi üyeyi ise insan hakları alanında çalışmalar yapan sivil toplum

kuruluşları, sendikalar, sosyal ve mesleki kuruluşlar, akademisyenler, avukatlar,

görsel ve yazılı basın mensupları ve alan uzmanlarının göstereceği adaylar veya

üyelik başvurusu yapanlar arasından seçeceği hükme bağlanmıştır.

25. Kanun’un 10. maddesinin (8) numaralı fıkrasında ise başkan,

ikinci başkan ve üyelerin süreleri dolmadan herhangi bir nedenle görevlerine

son verilmemesi esas olmakla birlikte aynı fıkrada yedi bentte sayılan, üyenin

seçilmesi için gerekli şartları taşımaması ya da sonradan kaybetmesi, Kurul

kararlarını süresi içinde imzalamaması, Kurul tarafından kabul edilebilir

mazereti olmaksızın bir takvim yılı içinde toplam beş Kurul toplantısına

katılmaması, ağır hastalık veya engellilik nedeniyle iş göremeyeceğinin sağlık

kurulu raporuyla belgelenmesi, görevi ile ilgili olarak işlediği suçlardan

dolayı hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşmesi, geçici iş göremezlik

hâlinin üç aydan fazla sürmesi, 14.7.1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet

Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (5)

numaralı alt bendinde belirtilen suçlardan mahkûm edilip de cezanın infazına

fiilen başlanması hâllerinin Kurul tarafından tespiti üzerine dava konusu kural

gereği “Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla” üyelik

görevine son verileceği hüküm altına alınmıştır.

26. Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği belirtilmiştir. Yasama yetkisinin genelliği ilkesi uyarınca kanun koyucunun Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla her konuyu kanunla düzenleyebileceği kuşkusuzdur. Yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi gereğince de bir konuya ilişkin temel ilkelerin kanun koyucu tarafından belirlenmesi, çerçevenin çizilmesi, sınırsız ve belirsiz bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılmaması gerekir.

27. Anayasa’nın 123. maddesinde de “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir. /İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır. /Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” denilmiştir.

28. Kanun’un 8. maddesinde; Kurumun bu Kanun’la ve diğer mevzuatla

verilen görevleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak üzere kurulduğu, idari

ve mali özerkliğe sahip, özel bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz,

Başbakanlıkla ilişkili bir kurum olduğu belirtilmiştir. Türk idari teşkilatı

içinde yer alan ilişkili kuruluşlar kamudaki bazı alanları düzenlemek ve

korumak amacıyla kurulan, kamu tüzel kişiliğine sahip, kararları hiyerarşik

açıdan denetime tabi olmayan, üyeleri bağımsız, yönetimleri idari ve mali

açıdan özerk olan kuruluşlardır. 29. Kanun’un 10. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında da Kurulun görev ve yetkilerini bağımsız olarak yerine getireceği ve

kullanacağı, görev alanına giren konularla hiçbir organ, makam, merci veya

kişinin Kurula emir ve talimat veremeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı

belirtilmiştir.

30. İnsan haklarını koruma ve geliştirme amacı doğrultusunda yasal düzenlemeler yaparak ilgili kuruluşları kurmak, özerkliğin kapsamını, görev ve yetkileri ile işlevlerini belirlemek konularında anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu durumda anayasal bir kural da bulunmadığından Kurumun karar organı olan Kurulun oluşumu ile üyelerinin seçimine ilişkin usul ve esasların, üyelerin süreleri dolmadan görevlerine hangi hâllerde ve nasıl son verileceğinin belirlenmesi de anayasal sınırlar içinde kanun koyucunun sahip olduğu takdir yetkisi kapsamındadır.

31. Kanun’un 10. maddesinin (4) numaralı fıkrasında; Kurumun görev

alanındaki konularda bilgi ve deneyim sahibi olmak, 657 sayılı Kanun’da

belirtilen nitelikleri taşımak, herhangi bir siyasi partinin yönetim ve denetim

organlarında görevli veya yetkili bulunmamak, en az dört yıllık lisans

düzeyinde yükseköğrenim görmüş olmak, kamu kurum ve kuruluşlarında, uluslararası

kuruluşlarda, sivil toplum kuruluşlarında veya kamu kurumu niteliğindeki meslek

kuruluşlarında ya da özel sektörde toplamda en az on yıl çalışmış olmak

kaydıyla Kurul üyeliğine aday gösterilebileceği ya da doğrudan üyelik başvurusu

yapılabileceği belirtilmektedir. Böylece Kurul üyeliğine seçilebilmek için

belirli nitelikler aranmak suretiyle seçilme şartları objektif olarak tespit

edilmiştir. Ayrıca Bakanlar Kurulunun seçeceği üyelerin toplumun farklı

kesimlerinden gelmelerine imkân sağlanarak Kurul üyelerinin oluşumunda çoğulcu

bir yaklaşım gözetilmiştir. Bunun yanında Kurul üyeliğine son verilme hâlleri

de Kanun’un 10. maddesinin (8) numaralı fıkrasında tek tek belirtilmiş ve bu

hâllerin Kurul tarafından tespit edilmesi üzerine Başbakan veya görevlendireceği

bakanın onayıyla üyeliğe son verileceği belirtilmiştir.

32. Bu bağlamda Kurul üyeliğine seçilmek ve istisna olarak tespit edilen hâllerde üyeliğin son bulması için gerekli şartlar objektif, somut, anlaşılır ve açıktır. Kurul üyeliğine seçilmede tanınan takdir yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından bu şartlar çerçevesinde kullanılabileceğinden ve üyeliğin son bulmasında Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayı bir takdir hakkı da içermediğinden Kurul üyelerinin yürütmeye bağlanarak tarafsızlıklarını ve bağımsızlıklarını yitireceği söylenemez.

33. Açıklanan nedenlerle kurallar Anayasa’nın 2., 7. ve 123. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

34. Kuralların Anayasa’nın 5. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

C. Kanun’un 21. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “…başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde…”İbaresinin İncelenmesi

1.İptal Talebinin Gerekçesi

35. Dava dilekçesinde özetle, ayrımcılığı kanıtlamanın güçlüğü

karşısında ayrımcılık iddialarında ispat külfetinin iddiada bulunan tarafta

olmadığı, ispat yükünün tersine döneceği ve karşı tarafa yükleneceği,

başvurucunun farklı muameleye tabi tutulduğunu (ayrımcılık karinesini) ortaya

koyması durumunda bu farklı muamelenin haklılığını ispatlama görevinin hükûmete

ait olduğunun AİHM kararlarında belirtildiği, iptali talep edilen düzenlemede,

başvuranın sadece ayrımcılığa uğradığını ileri sürmesinin kendisini ispat külfetinden

kurtarmasını sağlamadığı, başvurucudan iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli

emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koymasının

beklendiği, bu kısıtlamanın bireylerin eşitliğinin sağlanmasının en önemli

unsuru olan ayrımcılığa uğramama güvencesini doğrudan ihlal eder nitelik

taşıdığı, yapılan düzenlemenin eşitlik ilkesinin yaşama geçmesinde, ayrımcılık

ile mücadelede ve ayrımcılığın önlenmesinde yeni bir kriter, sınırlama

getirdiği, sınırlamanın ayrımcılığa uğrayan birey bakımından hakkını aramasını

güçleştiren, eşitliğin gerçekleşmesine yönelik doğrudan engelleyici bir

müdahale olduğu ve hakkın özüne dokunduğu, başvurucunun iddiasının gerçekliğine

ilişkin kuvvetli emareler ile karine oluşturan olguları sunmasının neredeyse

imkânsız olduğu, münhasıran ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kurum’a

yapılan başvurularda ayrımcı muamelede bulunanların ayrımcılık yasağını ve eşit

muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerektiği, iptali talep edilen

düzenlemenin demokratik toplumda gerekli olmadığı, hakkın özüne müdahale

niteliği taşıdığı ve ölçülülük ilkesi ile bağdaşmadığı, AİHM kararları ile de

uyumlu bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10., 13. ve 90.

maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

36. Kanun’un 21. maddesi “Başvurular ve İnceleme Usulleri” başlıklı Beşinci Bölüm’de “İspat yükü” alt başlığı ile düzenlenmiştir. Dava konusu kural, ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kurum’a yapılan başvurularda “başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması hâlinde” ihlal iddiasına muhatap olan karşı tarafın ayrımcılık yasağını ve eşit muamele ilkesini ihlal etmediğini ispat etmesi gerektiğini hüküm altına almaktadır.

37. Hukuk devletinde kanun koyucu, haksız fiil ve sonuçları hakkında yasama yetkisini kullanırken Anayasa’ya ve hukukun temel ilkelerine bağlı kalmak kaydıyla usul kurallarının ve ispat usullerinin belirlenmesi konusunda takdir yetkisine sahiptir.

38. Madde gerekçesinde de kural ile ispat yükünün paylaştırılması ilkesinin benimsendiği, başvurucunun iddiasına dair kuvvetli emare ve karine oluşturacak olguları ortaya koyduktan sonra ispat yükünün karşı tarafa geçtiği açıklanmaktadır.

39. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde “emare”, karışık bir iş veya sorunun anlaşılmasına, çözümlenmesine yarayan durum, ipucu olarak tanımlanmıştır. “Karine” ise bilinen bir olaydan belli olmayan bir diğer olay için hâkim ya da kanun tarafından çıkarılan sonuçtur. Başka bir ifadeyle karine; bir olayın hukuki durumunun varlığı veya yokluğu sonucunun çıkarılmasını sağlayan, adalet düşüncesinin etkin bir şekilde işlemesine yarayan bir ispat usulüdür.

40. Hukuk yargılamasında genel ilke olan iddia edenin iddiasını ispat etme yükümlülüğü, ayrımcılık yasağının ihlali iddiasıyla Kurum’a yapılan başvurularda yumuşatılmış, kuvvetli emare ve karine oluşturacak olguların varlığının ortaya konulması yeterli görülmüş; ispat külfeti yer değiştirerek karşı taraftan,farklı muamelenin var olmadığını veya bu farklı muamelenin haklı sebeplere dayandığını ispat etmesi istenmiştir.

41. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kararlarında da

ayrımcılık iddiasının ciddi görülebilmesi için başvurucunun, kendisiyle benzer

durumdaki başka kişilere yapılan muamele arasındaki farklılığın meşru bir

temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline

dayandığını makul delillerle ortaya koyması, başvurucunun iddiasını

temellendirmesi hâlinde farklı muamelenin var olmadığını veya haklı sebeplere dayandığını

ispat yükümlülüğünün farklı muameleyi gerçekleştiren kamu makamlarına geçeceği

açıklanmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, § 48; Ayla

(Şenses) Kara, B. No: 2013/7063, 5/11/2015, §§ 45, 46). AİHM de benzer

yönde kararlar vermiştir (Chassagnou ve diğerleri/Fransa, B. No:

25088/94, 29/4/1999, §§ 91, 92; Nachova ve diğerleri/Bulgaristan,

B. No: 43577/98..., 6/7/2005, § 147; DH/Çek Cumhuriyeti, B. No:

57325/00, 13/11/2007, § 177).

42. Kanun koyucunun ayrımcılık yasağının ihlali iddiasında başvurucudan öncelikle kuvvetli emare ve karine oluşturacak olguların varlığının ortaya konulmasını öngörerek daha sonra bu yasağın ve eşitlik ilkesinin ihlal edilmediğine ilişkin ispat külfetini karşı tarafa yüklemesi kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup bu durum Anayasa’nın 2. maddesine aykırılık oluşturmamaktadır.

43. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir.

44. Kuralın Anayasa’nın 10., 13. ve 90. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.

IV. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ

45. Dava dilekçesinde özetle, bireyler arasında eşitliğin tesis edilemediği, bireylerin ayrımcı muameleye maruz kalmaları hâlinde bir çözüm mercii olabilecek Kurulun bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanamadığı, ayrımcılık alanlarına ilişkin alanların belirsiz kaldığı ve ispat külfeti ile ilgili düzenlemenin anayasa hukuku ile çeliştiği hâllerde hukukun üstünlüğü ilkesinin zedeleneceği, hukuk üstünlüğünün sağlanamadığı düzende kişi hak ve özgürlüklerinin güvence altında bulunamayacağı, hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağı belirtilerek kuralların yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.

6.4.2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun;

A. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerine,

B. 10. maddesinin, (2) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile (8) numaralı fıkrasının sonunda yer alan “…Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla…” ibaresine,

C. 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması halinde…” bölümüne,

yönelik iptal talepleri 15.11.2017 tarihli ve E.2016/132, K.2017/154 sayılı kararla reddedildiğinden bu bent, cümle, ibare ve bölümüne ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE 15.11.2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

6.4.2016 tarihli ve 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun;

A. 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin, Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE Engin YILDIRIM ile Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. 10. maddesinin

1. (2) numaralı fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinin,

2. (8) numaralı fıkrasının sonunda yer alan “…Başbakan veya görevlendireceği bakanın onayıyla…”ibaresinin,

Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “…başvuranın iddiasının gerçekliğine ilişkin kuvvetli emarelerin ve karine oluşturan olguların varlığını ortaya koyması halinde…” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

15.11.2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Serruh KALELİ

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GÖRÜŞÜ

1. İptali istenen kurallarla “istihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı halinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele” ile “sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar” 6701 sayılı Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Kanunu’nun 7. maddesinin birinci fıkrası uyarınca Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar arasında sayılmıştır.

2. Dava konusu ilk kural istihdam ve serbest meslek alanlarında

çalışanlara yönelik farklı muamelenin yasal temelini oluştururken, ikinci kural

sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumları

düzenlemektedir. İlgili kanun cinsiyet, ırk, renk, dil, din, inanç, mezhep,

felsefi ve siyasi görüş, etnik köken, servet, doğum, medeni hâl, sağlık durumu,

engellilik ve yaş temellerine dayalı ayrımcılığı yasaklamakla birlikte, dava

konusu kurallarla öngörülen istisnai durumlarda ayrımcılık iddiasının ileri

sürülemeyeceğini hükme bağlamıştır. Ayrımcılık yasağı ihlâllerinde Kurum’a

başvuru esas olmakla birlikte dava konusu kurallar ayrımcılık iddiasının ileri

sürülemeyeceği istisnalardan ikisini oluşturmaktadır.

3. İlk kuralda işaret edilen zorunlu mesleki gerekliliğin ne olduğu belirsiz ve muğlak olup, keyfiliğe kapı aralamaktadır çünkü işveren tarafından herhangi bir neden zorunlu mesleki gereklilik olarak değerlendirilebilecek ve ayrımcı muamele olarak nitelendirilmeyecektir. Zorunlu mesleki gerekliliklerin farklı muameleyi haklı kılan bir takım nesnel ölçütlere bağlanması ile bunların sınırları ve kapsamının kişiler tarafından bilinmesi her zaman mümkün değildir. Aynı şekilde kuralda yer alan “amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele” ibaresi de nesnellikten uzaktır.

4. Kolay kolay nesnel ve somut hale getirilemeyen zorunlu mesleki gereklilikler kavramının öznel soyut boyutlar içermesi neredeyse kaçınılmazdır. Bunların uygulanmasıyla ortaya çıkabilecek ayrımcılık iddialarının, temel varlık nedenlerinden biri bu tür şikâyetlerle ilgilenmek olan Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu önüne taşınamaması kabul edilemez. Dava konusu kurallarda açıklanan durumlar için Kuruma ayrımcılık iddiası ile başvurulamamasının aynı nedenlerle yargısal mercilere başvuruyu engellememesi söz konusu kuralları Anayasa’ya uygun hale getirmemektedir.

5. Aynı şekilde Kanun’un 7. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)

bendinde yer alan hüküm gereği,belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan

durumlarda cinsiyete dayalı ayrımcılığın haklı bir nedene dayandığı

gerekçesiyle ayrımcılık iddiasının ileri sürülememesi ve Kuruma götürülememesini

uygun bulmak da mümkün değildir. Anayasa gereği kadın ve erkekler eşit haklara

sahiptir. Bazı mesleklerin ancak belli cinsiyetler tarafından yapılabileceği ön

kabulü çalışma hayatında önemli bir ayrımcılık nedenidir. Bilim ve

teknolojideki gelişmelere ve toplumsal anlayışların değişmesine bağlı olarak

çalışma hayatında cinsiyet ayrımcılığını gerektiren ve zorunlu kılan durumlar

azalmaktadır. Ülkemizde ilgili mevzuatta (örneğin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 72.

maddesinde sayılan işler) işin niteliği, doğası ve icrası göz önünde

bulundurularak zorunlu durumlarda farklı muamele yapılabileceği haller

belirtilmiştir. Bunlar dışındaki durumlarda biyolojik ve biyolojik olmayan

nedenlerden (toplumsal cinsiyet) kaynaklanan farklı muameleler ayrımcılığa neden

olabilecektir. Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarında vurguladığı gibi

“yaradılış ve işlevsel özelliklerin zorunlu kıldığı kimi ayırımların haklı bir

nedene” dayandığı için eşitliği bozmadığını ve ayrımcılığa neden olmadığını

ileri sürmek kanımca cinsiyet ayrımcılığının özellikle çalışma hayatında

meşrulaştırılmasının önüne açabilecektir. Bu durum sadece kadın ve erkekler

için değil, özellikle trans bireyler açısından çalışma hayatında ayrımcılık

uygulamalarıyla ilgili şikâyetlerin en önemli görevlerinden biri ayrımcılıkla

mücadele etmek olması gereken ve beklenen Kurum tarafından incelenmemesi

sonucunu doğurabilecektir.

6. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu belirtilmiş, 10. maddesinde de, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz…” denilmiştir.

7. Ayrımcılık yasağı ihlâlinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek ve tüzel kişinin Kuruma başvurabileceği ve başvuru hakkının etkin bir şekilde kullanılmasına hiçbir surette engel olunamayacağı ana ilke olmakla birlikte dava konusu kurallarda öngörülen unsurların gerçekleştiği “istisnai” durumlarda Kuruma başvuru yolu kapatılmaktadır. Akılda tutulması gereken önemli bir husus dava konusu kuralların getirdiği düzenlemelerin çalışma hayatında hiç de istisnai, nadiren olan durumlar olmadığı gerçeğidir.

8. Belirsiz ve muğlak ibareler içeren dava konusu kuralların Anayasa’nın 2. maddesinde vücut bulan hukuk devleti ilkesiyle, 10. maddedeki ayrımcılık yasağı ve eşitlik ilkesine aykırılık taşıdığı düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

KARŞIOY YAZISI

1. 6701 sayılı Kanun’un iptali istenen 7. maddesinin (a) bendinde “istihdam ve serbest meslek alanlarında, zorunlu mesleki gerekliliklerin varlığı halinde amaca uygun ve orantılı olan farklı muamele”nin, Kanun kapsamında ayrımcılık iddiasının ileri sürülemeyeceği haller ve istisnalar meyanında sayıldığı anlaşılmaktadır.

2. İstihdam ve serbest meslek alanlarında zorunlu mesleki gereklilikler, kısmen çalışma hayatını düzenleyen kanunlarda, kısmen de mesleklerin icrasına ilişkin özel kanunlarında ve Anayasa’nın 135. maddesinde düzenlenen kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının kanunla verilen yetkiye dayanarak çıkardıkları ikincil mevzuatta yer almaktadır. Tüm bu mevzuatın yargı denetimine açık olduğunda da kuşku bulunmamaktadır.

3. Öte yandan, idari bir kurum olan Türkiye İnsan Hakları ve

Eşitlik Kurumu’nun ve Kurum bünyesindeki Kurul’un gerek bu mevzuatın

yorumlanmasında gerek mevzuatta yer almayan konularda nelerin “zorunlu

mesleki gereklilik” veya “amaca uygun” ya da “orantılı” olduğu

konusunda uzmanlığı bulunmadığı açıktır. Kurulun, Kanun’un 11. maddesinde

sayılan oldukça geniş görev ve yetkilerine, 17-23 maddelerindeki inceleme

usullerine ve 25. maddesinde Kurul’ca verilebilecek idari yaptırımlara

bakıldığında, bazı ayrımcılık iddialarını kabul ederek inceleyebileceği ve

yaptırım uygulayabileceği işler meyanında görürken, diğer bazılarını ise

maddenin (a) bendine göre incelemeksizin reddedebileceği anlaşılmaktadır. Buna

göre, Kurula ucu açık ve keyfi yorumlanabilecek bir takdir yetkisi verilmiştir.

Bu durumun, yasanın amacına ve hukuk devletinin “belirlilik” ve “öngörülebilirlik” ilkelerine

uyduğu söylenemez. Kuralın bu nedenle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu

görüşündeyim.

4. 7. maddenin iptali istenen (b) bendinde “sadece

belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar”kanun

kapsamında ayrımcılık iddiası ileri sürülemeyecek diğer bir hal ve istisna

olarak düzenlenmiştir. Belirli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan haller

sosyolojik, coğrafi, kültürel özelliklere ve en önemlisi çağa ve gelişen

teknolojiye göre sürekli değişmekte, eski devirlerde geçerli “kadın işi” ve

“erkek işi” arasındaki makas, giderek kapanmaktadır. Bundan yüz yıl önce kadınların

gemi kaptanlığı veya askerlik yapması düşünülemezken, bugün ülkemizde ve

dünyada pek çok kadın bu işleri başarı ile yapabilmektedir. Anayasa’nın

Başlangıç bölümünde de yer alan “Atatürk ilke ve inkılapları” kapsamında

atılan adımlar, cinsiyet ayrımcılığının ortadan kaldırılmasına dair dünya

uygulamalarının en güzel örneklerinden ve öncülerindendir.

5. Kaldı ki belli cinsiyetlere yakıştırılan işler arasındaki ayrım, sadece kadınların “erkek işlerini” yapmasıyla değil, erkeklerin de eskiden “kadın işi” olarak, asla yapmayacağı düşünülen hemşirelik, çocuk bakıcılığı, uçuş hostesliği gibi işleri yapabilmeleri karşısında, erkekler yönünden de giderek ortadan kalkmaktadır.

6. İş Kanunu’nun 72. maddesiyle kadınların çalıştırılması yasaklanan “maden ocakları ile kablo döşemesi, kanalizasyon ve tünel inşaatı gibi yer altında veya su altında çalışılacak işler” konusuna gelince:

Öncelikle, bir yasa kuralının anayasaya uygunluğunun başka bir yasa kuralı ölçüt alınarak denetlenmesinin anayasa yargısı bakımından doğru bir yöntem olmadığına işaret etmek gerekir.

İkinci olarak; günümüzdeki teknolojik gelişmelerin sağladığı imkanlarla üretilen, çok güçlü fakat tamamen dijital olarak kumanda edilebilen tünel kazma makinelerinin neden dolayı kadınlar tarafından kullanılamayacağının; yine ülkemizde ve dünyada pek çok dalış rekortmeni kadınlar varken, kadınların neden dolayı su altında bir arama-kurtarma veya arkeolojik kazı işinde çalışamayacaklarının, sorgulanabilir bir durum olduğu açıktır.

7. Bilindiği gibi kadınları ve çocukları çalışma hayatında bazı

işlerden alıkoyan bu gibi kurallar, 19. yüzyılın “vahşi kapitalizm” döneminde

acımasızca sömürülen ve en ağır işlerde çalıştırılan kadın ve çocukların

korunması amacıyla, uzun bir mücadele sonucu gelişen ve zamanla demokratik,

sosyal hukuk devletinin vazgeçilmezleri arasına girmiş olan ilkelerdir. Başka

bir ifadeyle bazı ağır işlerde çocuklar gibi, kadınların çalışmasının

yasaklanmasının amacı, mecburiyetten dolayı kadınların fiziki güçlerinin

üzerindeki işlerde çalışarak ezilmelerinin önlenmesidir. Yoksa, serbest

iradesiyle ve işi yapmaya ehil ve yeterli olduğu halde kadınların sırf

cinsiyetleri nedeniyle bu işlerden yasaklanması değildir.

8. Nitekim Anayasa’nın 10. maddesinin 5170 sayılı Kanunla 2004 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle eklenen ikinci fıkrasında “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” denilmiş; 2010 yılında 5982 sayılı kanunla yapılan Anayasa değişikliği ile de “Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz” hükmü eklenmiştir. Dolayısıyla, kadınların çalıştırılması ile ilgili yasaklar ancak kadın emeğinin istismarının önlenmesi amacı çerçevesinde anlaşılabilir ve yorumlanabilir; ancak kadınların bazı işlerden cinsiyet temelinde yasaklanması için dayanak yapılamaz.

Yukarıda açıklanan nedenlerle, “sadece belli bir cinsiyetin istihdamını zorunlu kılan durumlar”şeklindeki (b) bendinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu düşüncesindeyim.

Başkanvekili Engin YILDIRIM Üye Osman · Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi, E. 2016/132, K. 2017/154, 15 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İptal Davasının Konusu
  4. B. 10. maddesinin
  5. C. 21. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “…başvuranın
  6. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  7. II. İlk İnceleme
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. IV. Yürürlüğün Durdurulması Talebi
  10. B. 10. maddesinin
  11. Özgüldür
  12. Akıncı
  13. M. Emin KUZ
  14. Gökcan
  15. Karşıoy Görüşü
  16. Hakyemez
  17. Karşıoy Yazısı
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2016/132
Karar No
2017/154
Tarih
15 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2015/76 K.2017/153
  • AYM Norm Denetimi E.2016/195 K.2017/158
  • AYM Norm Denetimi E.2017/36 K.2017/147
  • AYM Norm Denetimi E.2017/51 K.2017/163
  • AYM Norm Denetimi E.2017/132 K.2017/149
  • AYM Norm Denetimi E.2017/97 K.2017/148

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.