İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2017/154 K.2019/18

Mahkemesi

Esas2017/154Karar2019/18Tarih10 Nisan 2019Okuma25 dk · 5.010 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
10 Nisan 2019
Esas Sayısı
2017/154
Karar Sayısı
2019/18
R.G,Tarih-Sayısı
16/5/2019-30776
İtiraz yoluna başvuran
Söke 2. Asliye Hukuk
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.010 kelime·25 dk okuma·20 bölüm

Mahkemesi

İTİRAZIN KONUSU

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 77. maddesiyle değiştirilen 164. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’nın 10., 36. ve 48. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.

OLAY

Davacılar tarafından vekâlet ücretinin tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve takibin devamı talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN VE İLGİLİ GÖRÜLEN KANUN HÜKÜMLERİ

A. İptali İstenen Kanun Hükmü

Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 164. maddesi şöyledir:

“Avukatlık ücreti

Madde 164- (Değişik : 2/5/2001 - 4667/77 md.)

Avukatlık ücreti, avukatın hukukî yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.

Yüzde yirmibeşi aşmamak üzere, dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi avukatlık ücreti olarak kararlaştırılabilir.

İkinci fıkraya göre yapılacak sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.

Avukatlık asgarî ücret tarifesi altında vekâlet ücreti

kararlaştırılamaz. Ücretsiz dava alınması halinde, durum baro yönetim kuruluna

bildirilir.(Değişik üçüncü ve dördüncü cümle:13/1/2004 – 5043/5 md.)

Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı

ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı

veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün

geçersiz sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari

ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye

yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre

ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi

arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile

ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.

Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir. Bu ücret, iş sahibinin borcu nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez.”

B. İlgili Görülen Kanun Hükmü

Kanun’un ilgili görülen 163. maddesi şöyledir:

“Avukatlık sözleşmesinin kapsamı

Madde 163 – (Değişik : 2/5/2001 - 4667/76 md.)

Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir.

Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 7/9/2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Berrak YILMAZ tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Metin FEYZİOĞLU ile Genel Sekreter Av. Sabiha TEKİN’in 10/4/2019 tarihinde yaptıkları sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Genel Açıklama

3. Avukatlar yaptıkları hizmetin karşılığı olarak ücret alırlar.

Avukatın alacağı ücret, avukatlık ücret sözleşmesine bağlanan avukatlık

ücreti ve mahkemece Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne dayanılarak

hükmedilen vekâlet ücreti olmak üzere iki türdür. Avukatlık

ücreti avukat ile müvekkil arasındaki özel ilişkiye dayanan,

tarafların kendi aralarında düzenleyecekleri bir sözleşme ile saptanan ücret

olup mahkeme tarafından hükmedilen vekâlet ücretinden farklı bir

ücrettir. İtiraz konusu kuraldaki vekâlet ücreti ise mahkeme

kararıyla Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hükmedilen yargılama gideri

niteliğindedir. Bu ücretlerle ilgili hükümler 1136 sayılı Kanun’un 163. ve 164.

maddelerinde düzenlenmiştir.

4. 1136 sayılı Kanun’un 163. maddesine göre belirlenen avukatlık

ücreti vekil ile müvekkil arasında sözleşmeyle serbestçe düzenlenir ve

belli bir hukuki yardımı ve meblağı yahut değeri kapsar. Yazılı olmayan anlaşmalar,

genel hükümlere göre ispatlanır. Kanuna aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler

geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, Kanun’da belirtilen

tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri

sürülemez. Yokluk hâlleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün

geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz. Kanun’un 164. maddesinin

birinci fıkrasına göre avukatlık ücreti, avukatın hukuki yardımının

karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder ve yüzde yirmi beşi aşmamak üzere

dava veya hükmolunacak şeyin değeri yahut paranın belli bir yüzdesi olarak

kararlaştırılabilir. Bu sözleşmeler, dava konusu para dışındaki mal ve

haklardan bir kısmının aynen avukata ait olacağı hükmünü taşıyamaz.

5. Kanun’un 164. maddesinin dördüncü fıkrasına göre vekâlet

ücreti avukatlık asgari ücret tarifesinin altında kararlaştırılamaz.

Ücretsiz dava alınması hâlinde, durum baro yönetim kuruluna bildirilir. Avukatlık

ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret

sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya

tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz

sayıldığı hâllerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret

tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili

merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilâmın

kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi

arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir.

Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi

uygulanır.

B. İtirazın Gerekçesi

6. Başvuru kararında özetle; mahkemeler tarafından dava sonunda

hükmedilen vekâlet ücretinin yargılama gideri kapsamında olduğu ve

haksız çıkan taraftan alınarak haklı çıkan tarafa verildiği, bu suretle diğer

yargılama giderlerinde olduğu gibi dava sonucu haklı çıkan tarafın

ödediği avukatlık ücretinin karşılanmasının amaçlandığı, avukatın

vereceği emek ve zamanın karşılığı olan ücretin ise avukatlık sözleşmesiyle

belirlendiği ve bu ücretin sözleşmenin tarafı olan müvekkilden tahsil edildiği,

davanın tarafı olarak müvekkilin avukatlık ücreti ödemesine

rağmen mahkemece müvekkil lehine belirlenen ücretin doğrudan avukata ait

olacağını düzenleyen kuralın taraflara bu konuda farklı bir anlaşma yapma

imkânı tanımadığı, bu nedenle avukat ile müvekkili arasındaki eşitliğin

bozulduğu, avukatlık mesleğine herhangi bir haklı gerekçe olmaksızın ayrıcalık

tanındığı, davasını avukat aracılığıyla takip etmek isteyen kişilerin dava

sonunda haklı çıksalar bile avukata hizmeti karşılığı ödedikleri ücretleri

hiçbir şekilde karşı taraftan alamayacakları ve ödedikleri ücretlerin

üzerlerinde kalacağı, bu durumun kişinin avukat tutmaktan kaçınmasına ve

davasını kendi başına takip etmek istemesine neden olabileceği, bu suretle

kişilerin avukat aracılığıyla davalarını takip etmelerinin dolaylı olarak

engellendiği, hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma ilkelerinin ihlal

edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10., 36. ve 48. maddelerine aykırı

olduğu ileri sürülmüştür.

C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

7. Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk,

cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle

ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./Kadınlar ve erkekler eşit haklara

sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla

alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar,

yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve

gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./

Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları

ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine

uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmek

suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.

8. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde

eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu

ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı;

aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını

sağlamak, ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle

aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun

karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her

yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki

özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve

uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal

durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi

zedelenmez.

9. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” hükmüne yer verilmiştir. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.

10. Anayasa’nın “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” kenar başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir” denilmek suretiyle sözleşme özgürlüğü güvenceye bağlanmıştır.

11. Sözleşme özgürlüğü devletin, kişilerin istedikleri hukuki sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukuki sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin yöneldiği hukuki sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması anlamına gelmektedir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler, hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerle düzenlemekte serbesttir. Anayasa’nın 48. maddesinde koruma altına alınan sözleşme özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.

12. Kanun’un 164. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan itiraz konusu kuralla ise dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olduğu belirtilmektedir. Bu suretle vekâlet ücretinin kural olarak davayı takip eden avukata ait olacağı hüküm altına alınmaktadır.

13. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

324. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “Harçlar ve tarifesine

göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri ile soruşturma ve kovuşturma

evrelerinde yargılamanın yürütülmesi amacıyla Devlet Hazinesinden yapılan her

türlü harcamalar ve taraflarca yapılan ödemeler yargılama giderleridir” hükmü

gereğince vekâlet ücreti yargılama giderlerinden

sayılmaktadır. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun

yargılama giderlerinin kapsamının belirtildiği 323. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (ğ) bendinde de vekille takip edilen davalarda kanun gereğince

takdir olunacak vekâlet ücretinin yargılama gideri niteliğinde

olduğu hükme bağlanmaktadır.

14. 6100 sayılı Kanun’un 330. maddesinde yer alan “Vekil

ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet

ücreti, taraf lehine hükmedilir” hükmü gereğince vekâlet

ücreti davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilmektedir. Anılan

maddenin gerekçesi “Maddede, davayı kazanan taraf kendisini vekille

temsil ettirmiş ise onun lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesaplanan

vekâlet ücretine karar verilmesi hususu düzenlenmiştir. 1136 sayılı Avukatlık

Kanununun ‘Avukatlık ücreti’ kenar başlıklı 164 üncü maddesinin son fıkrasında

‘Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet

ücreti avukata aittir.’ hükmü, kararın taraflar için oluşturulacağı, onların

leh ve aleyhlerine sonuç yaratacağı prensibinin uygulanmasına engel değildir.

Avukatlık Kanunundaki bu hüküm, avukat ile müvekkili arasındaki hukukî ilişkide

geçerlilik gösterir. Bu düzenlemede geçen ücret ise avukat ile

müvekkil arasında yapılan sözleşmeden kaynaklanan avukatlık ücreti olmayıp,

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hükmedilen vekâlet ücretidir.

Dolayısıyla bu ücretin, davayı kazanan taraf lehine yargılama gideri kapsamında

hükmedilmesi gerekir” şeklindedir. Bu bağlamda maddede yer alan

düzenlemenin, maddenin gerekçesinde de ifade edildiği üzere 1136 sayılı

Kanun’un 164. maddesinde yer alan itiraz konusu kuralla çelişki arz etmediğinde

ve kuralın avukat ile müvekkili arasındaki hukuki ilişkide geçerlilik

gösterdiğinde şüphe bulunmamaktadır. Zira yargılama giderlerinden olan vekâlet

ücretinin avukatın taraf olmadığı, sadece taraflardan birini hukuki yardım

amacıyla temsil ettiği davada, avukat yararına değil, bizzat taraf yararına hükmedilebilmesi

usul hukuku kurallarından kaynaklanan bir zorunluluğa dayanmaktadır. Bununla

birlikte 1136 sayılı Kanun’un 164. maddesinde yer alan itiraz konusu kural,

avukat ile müvekkili arasındaki hukuki ilişkide geçerlilik gösterecek, mahkeme

tarafından davada taraf yararına hükmedilen kanuni vekâlet ücreti avukata

ait olacak ve avukat bu ücreti müvekkilinden talep edebilecektir.

15. 6100 sayılı Kanun’un 71. maddesine göre dava ehliyeti bulunan

herkes, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabilir ve takip

edebilir. 1136 sayılı Kanun’un 35. maddesinin üçüncü fıkrasına göre

de dava ehliyeti olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir,

davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir.Bu kapsamda dava ehliyeti olan

davalı da avukat aracılığı olmadan kendisini savunabilir. Davacı veya davalının

davayı vekil aracılığıyla takip etmeleri kendi iradelerine bağlıdır. Bu

bağlamda kişilerin kendi iradeleriyle avukatın hukuki yardımından yararlanmak

ve davalarını vekil aracılığıyla takip etmek istemeleri hâlinde bu yardımın

karşılığı olan meblağı veya değeri karşılamaları gerekir. Nitekim avukatların

hukuksal bilgi ve tecrübelerinden yararlanma, hak arama ve savunmada

başvurulacak meşru yol ve vasıtaların başında gelir. Vekâlet ücreti savunma

hakkının en önemli parçası olan hukuki danışmanlık görevinin, konunun uzmanı

hukukçular tarafından yapılmasının doğal bir sonucudur. Dolayısıyla kişilerin

bizzat dava açma veya davalarını avukatla takip etme imkânını ortadan

kaldırmayan itiraz konusu kuralın hak arama özgürlüğüne aykırı olduğundan söz

edilemez.

16. Öte yandan itiraz konusu kuralın avukatlık ücretinin

vekil ile müvekkil arasındaki bir hukuki ilişkiden doğma niteliğini ve kişisel

hak olma özelliğini değiştirdiği söylenemez. Nitekim dava sonunda, kararla

tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin

avukata ait olacağını öngören itiraz konusu kuralın emredici hukuk kuralı

olmayıp tamamlayıcı bir hukuk kuralı olduğunda kuşku yoktur. Bu bağlamda itiraz

konusu kuralın tarafların özgür iradeleri ile düzenleyecekleri avukatlık

sözleşmelerinde ücret kararlaştırılırken dava sonunda karşı tarafa

yüklenecek vekalet ücretinin avukatlık ücretine dâhil

edilip edilmeyeceği hususunu gözeterek düzenleme yapmalarını engellemediği

açıktır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin, 3/3/2004 tarihinde bu yönde verdiği

E.2002/126, K.2004/27 sayılı ve E.2004/8, K.2004/28 sayılı kararlardan sonra

uygulama da bu şekilde gelişmiş, çıkan uyuşmazlıklar hakkında Yargıtay

tarafından verilen kararlarda bu husus açıkça benimsenerek içtihat niteliğini

kazanmıştır. Bu bağlamda tarafların eşit koşullarda özgür iradeleri ile

düzenleyecekleri avukatlık sözleşmelerinin hukuki geçerliliği ve kapsamına

müdahale teşkil etmeyen kuralın Anayasa’da koruma altına alınan sözleşme

özgürlüğüne ve eşitlik ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.

17. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 10., 36. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe ek gerekçeyle katılmışlardır.

Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un 77. maddesiyle değiştirilen 164. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Zühtü ARSLAN’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA 10/4/2019 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar ÖZGÜLDÜR

Üye

Recep KÖMÜRCÜ

Üye

Hicabi

DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Muammer TOPAL

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin beşinci fıkrasının “Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenilecek vekâlet ücreti, avukata aittir.” şeklindeki birinci cümlesinin iptali talebi Mahkememiz çoğunluğunca reddedilmiştir.

2. Öncelikle iptali istenen kuralın yasalaşma sürecine kısaca

değinmek gerekir. 27/6/1938 tarihli ve 3499 sayılı Avukatlık Kanunu’nda vekâlet

ücretinin avukata ait olduğuna dair herhangi bir hüküm bulunmamaktaydı.

Düzenleme ilk kez 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile hukuk

sistemine girmiştir. 1967 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM)’ne sevk

edilen 1/313 sayılı tasarıda bu düzenleme “Avukatla müvekkil arasında aksine

yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye müsteniden hasma tahmil olunacak

avukatlık ücreti müvekkile aittir” şeklindeydi. Düzenlemenin

gerekçesinde de “Son fıkra, kaideten müvekkile aidolması gereken bir meblağ

için bu kaidenin teyidinden başka, aksine yazılı sözleşmenin de caiz

bulunduğuna işaret etmektedir” denmekteydi. Geçici Komisyon’da Avukatlık

Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrası “Avukatla iş sahibi arasında aksine

yazılı sözleşme bulunmadıkça tarifeye dayanarak karşı tarafa yüklenecek

avukatlık ücreti avukata aittir” şeklinde değiştirilmiştir.

Komisyon Raporunda bu değişiklik “Tasarının… dili Türkçeleştirilmiş ve yeniden

radaksiyona tabi tutulmuştur” şeklinde gerekçelendirilmiştir. Düzenlemede geçen

“müvekkil” kelimelerinden ilkinin “iş sahibi”, ikincisinin ise “avukat” olarak

Türkçeleştirilmesi dünya yasama tarihine geçmeye namzet, ilginç olaylardan

biridir! Bu durumu daha da ilginç kılan, kanun tasarısındakinin tam zıttına

dönüştürülen bu düzenlemenin TBMM’nin her iki kanadında da tartışılmadan kabul

edilmiş olmasıdır. Ancak belirtmek gerekir ki, Millet Meclisindeki görüşme

sırasında 164. maddenin son fıkrasına eklenmek üzere, hükümden sonra avukatın

kusur ve ihmali olmaksızın azli veya tarafların haricen sulh olması halinde

karşı tarafa yüklenen vekâlet ücretinin avukatın müvekkili tarafından

ödenmesini öngören önerge reddedilmiştir (Millet Meclisi Tutanak Dergisi,

Dönem: 2, Cilt: 32, Toplantı: 4, Birleşim: 46, Oturum: 3, 7/2/1969, ss.

385-386; Cumhuriyet Senatosu Tutanak Dergisi, Cilt: 52, Toplantı:

8, Birleşim: 41, Oturum: 2, 19/3/1969, s. 135).

3. 1136 sayılı Kanun’da 2/5/2001 tarihli ve 4667 sayılı Kanun’un

77. maddesiyle 164. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesi “Dava sonunda,

kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenilecek vekâlet ücreti, avukata

aittir.” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece “aksine sözleşme bulunmadıkça”

ibaresi metinden çıkarılmış, “avukatlık ücreti” ibaresi de “vekâlet ücreti”

olarak ifade edilmiştir. Ayrıca son fıkraya bir cümle daha eklenerek söz konusu

vekâlet ücretinin iş sahibinin borcu nedeniyle takas, mahsup ve haczedilemeyeceği

belirtilmiştir. Değişiklik gerekçesinde “uygulamada ortaya çıkan sorunların

giderilmesi amacıyla avukatlık ücretine ilişkin hükümler(in) yeniden

düzenlenmiş” olduğu belirtilmiştir.

4. Uygulamada ortaya çıkan sorunların önemli ölçüde iptali istenen kuraldan kaynaklandığı belirtilmelidir. Gerçekten de Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrası, dava sonunda karşı tarafa yüklenecek olan yargılama giderleri arasında bulunan vekâlet ücretinin kime ait olduğu konusunda yargı kararlarında, özellikle de Yargıtay’ın hukuk ve ceza daireleri arasında tartışmalara ve belirsizliklere sebep olmuştur.

5. Uygulamadaki bu belirsizliğin, özellikle 1/5/2011 tarihli ve

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 330. maddesiyle belli ölçüde

giderildiği söylenebilir. Bu maddeye göre “Vekil ile takip edilen davalarda

mahkemece, kanuna göre takdir edilecek vekâlet ücreti, taraf lehine

hükmedilir”. Kanun koyucu bu maddenin gerekçesinde söz konusu düzenlemenin

Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin son fıkrası hükmünü ortadan

kaldırmadığını, zira bu hükmün “avukat ile müvekkili arasındaki hukukî

ilişki”yi düzenlediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da

itiraz konusu kuralı aynı yönde yorumlayarak, “bu hükmün vekil müvekkil

arasında çıkacak ve iç ilişkiden kaynaklanan uyuşmazlıkları düzenlemek amacıyla

öngörüldüğü”nü, kuralın vekalet ücretini doğrudan avukata ödemeyi

gerektirmediğini, fıkranın ikinci cümlesinde yer alan bu ücrete yönelik takas,

mahsup ve haciz yasağının da müvekkile ödenecek fakat avukata ait olan vekalet

ücretini güvenceye aldığını ifade etmiştir (Yargıtay HGK, E.2013/12-2065,

K.2015/1291, K.T.29/4/2015). Kısacası, dava sonunda karşı tarafa yüklenecek

olan vekâlet ücreti, avukata verilmek üzere müvekkil lehine hükmedilecektir.

6. Bir an için HMK’nın 330. maddesiyle iptali istenen kural arasındaki çelişkinin bu şekilde giderildiği kabul edilse bile, bu durum kuralın birçok açıdan Anayasa’ya aykırı olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devletinde kanunların amacı adaletin tecellisine hizmet etmektir. Bu anlamda hukuk devleti ilkesi kanunların adalet ve hakkaniyetle bağdaşmayan hükümlere yer vermemesini gerektirmektedir.

7. İptali istenen kural hukuk devletinin gerektirdiği adalet ve

hakkaniyet anlayışını zedeleyici bir özelliğe sahiptir. Öncelikle belirtmek

gerekir ki, vekâlet ücretinin yargılama gideri olarak sayılmasının nedeni,

haksız çıkan tarafın diğer tarafın zararına sebep olmasıdır. 6100 sayılı

Kanun’dan önce yürürlükte olan 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu da yargılama giderleri arasında sayılan vekâlet ücretinin

davayı kaybeden tarafa yükleneceğini öngörmüştü. Burada amaç, haksız olarak

verilen zararın bu zarara yol açan tarafından giderilmesini sağlamaktır.

Nitekim Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’na göre, “Masarifi muhakeme

ve bu meyanda vekâlet ücretinin haksız tarafa tahmilini emreden Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanununun 417 nci maddesi, haksız olarak diğer tarafın

zararına sebebiyet verilmesine ve esas itibariyle Borçlar Kanununun

gerek kasten gerek ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlikle haksız bir surette

diğer kimseye bir zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur, diye

yazılı hükümlerine istinat eder” (Yargıtay İBGK, E.1941/1, K.1949/6,

13/4/1949).

8. Yargı organları önünde kendisini avukatla temsil ettiren kişi,

avukat ile yaptığı vekâlet akdi gereği söz konusu avukata Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesinin altında olmamak kaydıyla avukatlık ücreti ödeyecektir. Bu

kişinin yargılama gideri olarak ödediği avukatlık ücretinin en azından bir

kısmının davayı kazanması durumunda karşı tarafça kendisine ödenmesi, yapılan

haksızlığın giderilmesi ve adaletin tecellisi anlamına gelecektir. Hâlbuki

Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin iptali istenen hükmü bunu engelleyici bir

düzenlemedir. Kişinin haklı olduğu ve haklılığının tescil edildiği bir davada

avukata ödediği ücreti kısmen de olsa alamaması hakkaniyetle bağdaşmamaktadır.

Unutmamak gerekir ki, yargılama gideri o gideri yapana aittir. Bu anlamda 6100

sayılı Kanun’un 323. maddesi uyarınca yargılama gideri kapsamında olan vekâlet

ücretinin de, bu ücreti avukata ödeyen ve dava sonunda haklı çıkan müvekkile

ait olması doğaldır.

9. Nitekim doktrinde de tarafa ait olması gereken vekâlet

ücretinin avukata ait olduğunu belirten kural bu yönüyle eleştirilmiştir. Bazı

akademisyenler bu düzenlemenin “âdil olmadığı ve genel yargılama

giderleri sistemimize aykırı düştüğü kanısında”dır (Baki Kuru, Ramazan Arslan

ve Ejder Yılmaz, Medenî Usul Hukuku, 23. Baskı, Ankara, 2012, s.

724). Benzer şekilde “tarafa ait olması gereken yargılama gideri olan bu

ücretin avukata ait olacağına ilişkin hüküm, genel prensiplere ve Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’ndaki yargılama gideri ve bunun kime ait olacağı ilkesine

aykırı” görülmüştür (Hakan Pekcanıtez, Oğuz Atalay, Muhammed Özekes, Medenî

Usul Hukuku- Temel Bilgiler, 12. Bası, İstanbul, 2018, s. 400). Diğer

yandan “Türk hukukuna özel” böyle bir düzenlemenin “çağdaş hukuk sistemlerinde

uygulanan genel kural”a uymadığı ve başka hiçbir hukuk sisteminde bulunmadığı

belirtilmiştir (Acun Papakçı, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

Uyarınca Yargılama Gideri Olan Vekalet Ücreti, Ankara, 2016, s. 90).

10. İptali istenen kural müvekkilin sözleşme hürriyetini sınırlayıcı niteliktedir. Anayasa’nın 48. maddesine göre herkes sözleşme hürriyetine sahiptir. Bu hürriyet her şeyden önce kişilerin sözleşme yapma ve sözleşmenin şartlarını belirleme konusunda özgür iradeye sahip olmalarını gerektirmektedir. Kararda da vurgulandığı üzere sözleşme özgürlüğü sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir (§ 11).

11. Bu noktada kuralın “emredici” niteliğe sahip olup olmadığı önem kazanmaktadır. Anayasa Mahkemesi gerek 3/3/2004 tarihli iki kararında (E.2002/126 ve E.2004/8) gerekse mevcut itiraz başvurusu üzerine verdiği kararda (§ 16) iptali istenen kuralın “emredici” değil, “tamamlayıcı” nitelikte olduğu gerekçesiyle Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bir anlamda “yorumlu red” niteliğinde olan bu kararlara katılmak mümkün değildir.

12. Her şeyden önce kuralın “tamamlayıcı” olduğu, başka bir

ifadeyle müvekkil ve avukatın kurala rağmen vekâlet ücretinin davayı kazanan

tarafa bırakılması konusunda sözleşme yapmalarına engel olmadığı görüşü, kanun

koyucunun amacıyla ve kuralın lafzıyla bağdaşmamaktadır (Aynı yönde bkz. Deniz

Küzeci ve Kemal Vuraldoğan, “Avukata ait olan vekalet ücreti kimin lehine

hükmedilmelidir?”, Ankara Barosu Dergisi, 2006/1: 145-164, s. 147).

Bu görüşün benimsenmesi, kanun koyucunun kuralda yer alan “aksine yazılı sözleşme

bulunmadıkça” ibaresini çıkarmasının “abesle iştigal” anlamına geldiğini kabule

zorlamaktadır. Hâlbuki kanun koyucunun bu ibareyi metinden çıkarmak suretiyle

daha önce müvekkil ve avukatı arasında aksine bir anlaşma olmadığı takdirde

vekâlet ücretinin avukata ait olacağı yönündeki “tamamlayıcı” kuralı, her

durumda vekâlet ücretinin avukata ait olacağı şekilde “emredici” niteliğe

kavuşturduğu görülmektedir. Öte yandan iptali istenen cümlenin de içinde

bulunduğu 164. maddenin beşinci fıkrasına eklenen ikinci cümle de kuralın

“düzenleyici” olmadığını teyit etmektedir. Buna göre davanın sonunda karşı

tarafa yükletilecek ve avukata ait olan vekâlet ücretinin “iş sahibinin borcu

nedeniyle takas ve mahsup edilemez, haczedilemez” olması, vekâlet ücreti üzerinde

müvekkilin herhangi bir tasarrufta bulunmasını engellemeye yöneliktir. Başka

bir ifadeyle, kanun koyucu “aksine yazılı sözleşme bulunmadıkça” ibaresini

kaldırarak vekâlet ücretinin mutlak surette avukata ait olduğunu belirtmekle

yetinmemiş, bir adım daha atarak avukatın bu ücrete ulaşmasını sağlamak

amacıyla takas, mahsup ve haciz yasağı getirmiştir. Başka bir ifadeyle, kanun

koyucu avukata ait olduğunu söylediği vekâlet ücretini müvekkilden ve

başkalarından korumak için adeta etrafında bir zırh oluşturmuştur.

13. Bu durumda kuralın emredici hükmüne aykırı bir şekilde yapılacak olan aksi yöndeki sözleşmelerin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uyarınca hükümsüz olacağı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Mahkememiz çoğunluğunun kuralın müvekkil ile avukatın vekâlet ücreti konusunda aralarında anlaşma yapmalarına engel olmadığı yönündeki yorumunun isabetli olduğunu söylemek zordur. Bu nedenle müvekkil ile avukatı arasında serbest iradelerine dayalı olarak sözleşme yapmalarını engelleyen, başka bir ifadeyle yapılan sözleşmeye dışarıdan müdahaleye izin veren kuralın Anayasa’nın 48. maddesinde korunan sözleşme hürriyetine yönelik bir sınırlama teşkil ettiği açıktır.

14. Diğer yandan kural, bu haliyle, müvekkilin Anayasa’nın 35.

maddesinde korunan mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlamadır. Anayasa Mahkemesi

kararlarında belirtildiği üzere mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü malvarlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda dava sonunda tarifeye

dayanılarak karşı tarafa yükletilecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağını

öngören kuralla müvekkilin mülkiyetine müdahalede bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Müvekkil davasını bir avukatla takip etmek istediğinde avukata bir ücret

ödemesi gerekecektir. Yargılama giderleri arasında olan bu ücretin ödenmesi

müvekkilin malvarlığında bir eksilmeye tekabül etmektedir. Dolayısıyla,

yargılama sonucunda haklı olan tarafın diğer yargılama giderleri gibi avukatına

ödediği vekâlet ücretinin de söz konusu giderin yapılmasına sebep olan karşı

tarafça karşılanması gerekir. Oysa itiraz konusu kural, vekâlet ücretinin

avukata ait olduğunu belirtmek suretiyle, kendisini avukatla temsil ettiren

kişiyi malvarlığında meydana gelen azalışa katlanmak zorunda bırakmaktadır.

15. Aynı şekilde kural Anayasa’nın 36. maddesinde korunan hak arama hürriyetine de bir müdahale niteliğindedir. Davayı kazanması halinde karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağını bilen kişi, haklı olduğundan emin olsa bile dava açma yoluna gitmeyebilecek ya da avukat yardımından yararlanmadan dava açabilecektir. Bu da kuralın kişinin hak arama hürriyetine yönelik bir sınırlama niteliğine sahip olduğunu göstermektedir.

16. Hiç kuşkusuz kişinin mülkiyet hakkı, hak arama hürriyeti ve sözleşme hürriyeti mutlak değildir. Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla ve “Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak” sınırlanabileceğini, bu sınırlamaların temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunamayacağını, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağını öngörmektedir.

17. Bu kapsamda iptali talep edilen kuralın 13. maddeye uygunluğu denetlenirken evvela sınırlamayı haklı kılan sebeplerin ortaya konması gerekmektedir. Dolayısıyla kuralla ilgili cevabı aranması gereken ilk soru şudur: Müvekkilin mülkiyet hakkını, hak arama hürriyetini ve sözleşme hürriyetini sınırlayan söz konusu düzenlemenin meşru amacı nedir? Kuralın Anayasa’nın anılan hükümlerine aykırı olmadığının söylenebilmesi için öncelikle ne tür bir meşru amacı olduğunun, sözgelimi müvekkilin mülkü kapsamında kaldığı hususunda bir tereddüt bulunmayan yargılama gideri olarak vekâlet ücretinin müvekkil yerine avukata ait olmasında ne tür bir kamu yararının bulunduğunun ortaya konulması gerekmektedir.

18. Mahkememiz çoğunluğu itiraz konusu kuralın eşitlik ilkesi, hak arama özgürlüğü ve sözleşme özgürlüğüne aykırı olmadığını belirtirken kuralla izlenen amaca yönelik herhangi bir açıklamaya yer vermemiştir. Anayasa Mahkemesinin 2004 yılında verdiği kararlarda kuralın amacı “taraflar arasında ücret kararlaştırılmadığı durumlarda, avukatın sunduğu hizmetin karşılıksız kalmamasını sağlama ve vekil ile müvekkil arasında çıkacak ücret uyuşmazlıklarına engel olma” şeklinde belirtilmiştir.

19. Mahkememizin bu görüşü zımnen benimsediği düşünülebilir ise de

anılan görüşün isabetli olduğunu söylemek zordur. Zira 1136 sayılı Avukatlık

Kanunu, avukatlık ücretinin asgari ve azami sınırlarını belirlemiş, konuya

ilişkin hemen her türlü olasılığı dikkate alarak ayrıntılı düzenlemelere yer

vermiştir. Bu kapsamda iptali istenen hükmün de içinde bulunduğu Avukatlık

Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü fıkrasında “Avukatlık ücretinin

kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı hizmet sözleşmesinin

bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu

veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde”

avukatlık ücretinin değeri para ile ölçülebilen ve ölçülemeyen dava ve işlerde

nasıl belirleneceği hususu düzenlenmiştir. Dolayısıyla “avukatın sunduğu

hizmetin karşılıksız kalmamasını sağlama ve vekil ile müvekkil arasında çıkacak

ücret uyuşmazlıklarına engel olma” bakımından itiraz konusu kurala ihtiyaç olduğu

söylenemez.

20. İtiraz konusu kuralın, diğer meslek gruplarından farklı

olarak, avukatlara bazı avantajlar ve güvenceler sağlamak suretiyle avukatlık

mesleğini teşvik etme amacına yönelik olduğu söylenebilir. Kural, Avukatlık

Kanunu’nun belirlediği çerçeve içinde davasını avukat yardımıyla takip etmek

isteyen kişilerle avukatlar arasında serbest iradeleriyle belirleyecekleri

“akdi avukatlık ücreti” dışında, avukatlara tarifeye dayanılarak doğrudan kanun

tarafından belirlenen “yasal vekâlet ücreti” ödenmesini sağlamaktadır. Ancak

Kanun’un avukatlara yönelik sağladığı bu avantajın hangi yönde bir meşru amacı,

örneğin nasıl bir kamu yararını gerçekleştirmeye yönelik olduğu izaha

muhtaçtır. 1136 sayılı Kanun’un 1. maddesinde “kamu hizmeti ve serbest bir

meslek” olarak nitelenen avukatlık, diğer serbest mesleklerden farklı olarak,

sözleşme yaptıkları kişiler karşısında özel olarak korunmayı gerektiren bir

meslek değildir. Bu anlamda hukuki yardım ve danışmanlık görevini meslek olarak

icra eden avukatların müvekkiller karşısında güçsüz olduğu, dolayısıyla

bunların sözleşme hukuku güvenceleriyle korunmasının mümkün olmadığını ileri

sürmek zordur. Bu nedenle itiraz konusu kuralla avukatlara yönelik bir

avantajın sağlanmasının Anayasa’nın 13. maddesi kapsamında temel hak ve

hürriyetleri sınırlamak için bir meşru amaç olduğu söylenemez. Anayasa’nın

ilgili maddelerinden veya korunan hak ve hürriyetlerin doğasından böyle bir

sınırlama sebebi çıkarmak mümkün değildir. Dolayısıyla müvekkilin mülkiyet

hakkını, hak arama hürriyetini ve sözleşme hürriyetini sınırlayan kural,

Anayasa’nın 13. maddesine de aykırıdır.

21. Öte yandan, belirtmek gerekir ki, avukat yardımından

yararlanmak suretiyle kişilerin yargılama makamları önünde kendilerini avukatla

temsil ettirmeleri hak arama hürriyetinden etkili şekilde yararlanılmasının

gereklerinden biridir. Mahkememiz çoğunluğu red kararında davada avukatla

temsilin yasal zorunluluk olmadığı, bu nedenle kuralın hak arama hürriyetini

engellemediği görüşüne de dayanmaktadır (§ 15). Bu görüşün günümüz şartlarında

çok gerçekçi olmadığı açıktır. Gerçekten de modern toplumun karmaşık hukuki

meseleleri karşısında kişilerin avukat yardımından yararlanmaları ve

kendilerini avukatla temsil ettirmeleri davalarını kazanmaları açısından adeta

zorunluluk haline gelmiştir. Kişilerin haklı olduklarından emin oldukları

davaları avukat yardımından yararlanmadan bizzat açmaları durumunda teknik

hukuki bilgilere sahip olmadıklarından dolayı davaları kaybetmeleri

muhtemeldir. Bu bağlamda kural, özellikle dava konusu miktarın avukata

ödeyeceği ücretten daha az olduğu ya da çok fazla olmadığı durumlarda,

kişilerin haklı olduklarından emin olsalar bile dava açmalarını veya her

durumda kendilerini avukatla temsil ettirmelerini engelleyici bir etkiye sahiptir.

Bu nedenle itiraz konusu kural, kişilerin kendilerini avukatla temsil ettirme

iradesini sınırlayan, son tahlilde hak arama hürriyetine yönelik meşru amacı

olmayan bir müdahale niteliğindedir.

22. Açıklanan gerekçelerle itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 2., 13., 35., 36. ve 48. maddelerine aykırı olduğunu düşündüğümden çoğunluğun red yönündeki görüşüne katılmıyorum.

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Üye

Yıldız

SEFERİNOĞLU

EK GEREKÇE

Mahkememiz çoğunluk gerekçesinde kuralın Anayasanın 10, 36 ve 48. maddelerine aykırı bulunmadığı kabul edilerek iptal isteminin reddine karar verilmiştir. Çoğunluğun anılan gerekçelerine katılmakla birlikte, aşağıda belirtilen gerekçenin de karara eklenmesi gerektiği düşüncesindeyiz.

Mahkememizin bir kararında belirtildiği üzere “avukatın hukuki bilgisinden yararlanma, hak aramada meşru yol ve vasıtalardan” kabul edilmekte (AYM 3.3.2004, 2004/8 E. – 2004/28 K.) ve dolayısıyla vekalet ücretleri de mahkemeye erişim hakkının kapsamı içerisinde görülmektedir. Kanun koyucu, iddia ve savunmada bulunma hakkı kapsamında uyuşmazlığın taraflarının hukuki yardımdan yararlanma haklarına verdiği önem ve bu faaliyetlerin düzenlenmesi ihtiyacı kapsamında Avukatlık Kanununa dava konusu düzenlemeyi dahil etmiş bulunmaktadır.

Kuralda dava sonunda karşı taraf aleyhine hükmedilecek avukatlık ücretinin avukata ait olduğu belirtilmekle birlikte, HMK (m. 330) uyarınca bu ücretin davayı kazanan taraf yararına hükmedilmesi gerektiğinden, kuralın varlığı vekalet ücretinin taraf yönünden kişisel hak niteliğine engel teşkil etmemektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bir kararında açıklandığı üzere, “Avukatlık Kanununun 164/son maddesinde yer alan, vekalet ücretinin davayı takip eden avukata ait olduğu kuralı ücretin vekil ile müvekkil arasında bir iç sorun olma niteliğini ve avukatlık ücretinin kişisel hak olma özelliğini” değiştirmemektedir (AYM 3.3.2004, 2004/8 E. – 2004/28 K.)

Kural, hukuki yardımın karşılığını oluşturan kanuni vekalet ücretini kapsamakta ve bir yönüyle mahkeme kararıyla belirlenen bir alacak hakkını oluşturması nedeniyle avukatın mülkiyet hakkını ilgilendirmektedir. Kuralın diğer yönü ise karşı yan aleyhine ve fakat müvekkil lehine hükmedilen vekalet ücretinin aslında yargılama giderleri kapsamında müvekkilin mülkiyet hakkına bir sınırlama getiriyor olmasıdır. Bu bakımdan konunun Anayasanın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı yönünden de incelenmesi gerekmektedir.

Anayasada kişi hakları arasında yer alan mülkiyet hakkının kanunla sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Fakat Anayasanın 13. maddesi uyarınca bu sınırlamanın da Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması zorunludur.

Kuralın meşru amacının, hak arama hürriyeti bağlamında tarafların

hukuki yardım almalarını güvence altına almayı amaçlayan bir meslek grubunu

oluşturan avukatların vekalet ücretlerini disiplin altına alma ve bu yönüyle

hak arama hürriyetinin gerçekleştirilmesine katkı sağlanması olduğu

anlaşılmaktadır. Dava konusu kuralla karşı taraf aleyhine hükmedilen vekalet

ücretinin avukata ait olduğunun öngörülmesi her ne kadar yaptığı sözleşme

karşılığı avukattan yardım alan kişinin (müvekkilin) mülkiyet hakkına müdahale

ediyor ise de, burada profesyonel olarak verilen hukuki desteğin karşılığı olan

vekalet ücretinin avukata ait olduğunun kabul edilmiş olması, avukatın hukuki

desteğinden faydalanan kişinin mülkiyet hakkının sınırlandırılmasının meşru

amacı olarak görülmektedir.

Çoğunluk gerekçesinde açıklandığı üzere istikrar kazanan

uygulaması ile birlikte kural anlam ve kapsamı itibariyle sözleşme özgürlüğüne

aykırılık oluşturmamaktadır. Hukuki yardım alanla avukat arasındaki vekalet

ücretine ilişkin sözleşmede kuralın aksi kararlaştırılabilmektedir. Bu nedenle

aksine sözleşme olmadığı takdirde hak arama hürriyetinin etkinliğinin

artırılması amacıyla karşı yan avukatlık ücretinin avukata ait olduğunu ifade

eden düzenlemenin, belirttiğimiz meşru amacın gerçekleştirilmesi bakımından

gereksiz ve elverişsiz olduğu değerlendirilemez. Aynı şekilde sözleşme

özgürlüğünü ortadan kaldırmaması nedeniyle kural ile mülkiyet hakkına yönelen

bu sınırlamanın ölçüsüz olduğu da söylenemez.

Açıklanan nedenlerle, kuralın Anayasanın 35. maddesine de aykırı bulunmadığı düşüncesindeyiz.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Anayasa Mahkemesi, E. 2017/154, K. 2019/18, 10 Nisan 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. Olay
  5. I. İptali İstenen Ve İlgili Görülen Kanun Hükümleri
  6. A. İptali İstenen Kanun Hükmü
  7. B. İlgili Görülen Kanun Hükmü
  8. II. İlk İnceleme
  9. III. Esasın İncelenmesi
  10. A. Genel Açıklama
  11. B. İtirazın Gerekçesi
  12. C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
  13. Dursun
  14. Akıncı
  15. M. Emin KUZ
  16. Gökcan
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Hakyemez
  19. Seferinoğlu
  20. Ek Gerekçe
  21. Gökcan
  22. Hakyemez
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2017/154
Karar No
2019/18
Tarih
10 Nisan 2019

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2019/5 K.2019/24
  • AYM Norm Denetimi E.2018/145 K.2019/19
  • AYM Norm Denetimi E.2018/156 K.2019/22
  • AYM Norm Denetimi E.2018/160 K.2019/23
  • AYM Norm Denetimi E.2017/33 K.2019/20
  • AYM Norm Denetimi E.2019/9 K.2019/27

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.