İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Norm Denetimi Kararları
  3. /Anayasa Mahkemesi

ANAYASA MAHKEMESİ

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI

AYM Norm Denetimi E.2017/167 K.2017/172

Mahkemesi

Esas2017/167Karar2017/172Tarih13 Aralık 2017Okuma26 dk · 5.238 kelime

KÜNYE

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Karar tarihi
13 Aralık 2017
Esas Sayısı
2017/167
Karar Sayısı
2017/172
R.G. Tarih – Sayı
2.2.2018 – 30320
İtiraz yoluna başvuran
Söke 2. Asliye Hukuk
Karar metni, AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.238 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

Mahkemesi

(Aile Mahkemesi sıfatıyla)

İTİRAZIN KONUSU

22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun,

A. 318. maddesinin birinci fıkrasının,

B. 319. maddesinin,

Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.

OLAY

Evlatlık ilişkisinin geçen zaman içinde taraflarca sürdürülmesinin olanaksız hale gelmesi sebebiyle açılan evlatlık ilişkisinin kaldırılması davasında itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.

I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKÜMLERİ

Kanun’un itiraz konusu kuralların yer aldığı 318. ve 319. maddeleri şöyledir:

“2. Diğer noksanlıklar

Madde 318- Evlât edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlâtlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir.

Noksanlıklar bu arada ortadan kalkmış veya sadece usule ilişkin olup ilişkinin kaldırılması evlâtlığın menfaatini ağır biçimde zedeleyecek olursa, bu yola gidilemez.”

“II. Hak düşürücü süre

Madde 319- Dava hakkı, evlâtlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden başlayarak bir yıl geçmekle düşer.”

II. İLK İNCELEME

1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 1.11.2017 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.

2. Anayasa’nın 152. ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurular itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulayacağı kural ile sınırlıdır.

3. Başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrası ile 319. maddesinin iptalini talep etmiştir.

4. İtiraz konusu 318. maddenin birinci fıkrasında, evlat edinmenin

esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakat olması halinde Cumhuriyet

savcısı veya her ilgilinin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebileceği

öngörülmektedir. Kural, hem Cumhuriyet savcısının hem de her ilgilinin dava

hakkını düzenlemektedir. Bakılmakta olan dava, evlat edinenin açtığı evlatlık

ilişkisinin kaldırılması davasıdır. İtiraz konusu kural, her ilgili ile

birlikte Cumhuriyet savcısının diğer noksanlıklara ilişkin dava hakkı yönünden

ortak ve geçerli kuraldır. Bu nedenle itiraz konusu 318. maddenin birinci

fıkrasına ilişkin esas incelemenin “…her ilgili…”ibaresi yönünden

sınırlı olarak yapılması gerekmektedir.

5. Açıklanan nedenlerle 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun;

A. 318. maddesinin birinci fıkrasının esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin”…her ilgili…” ibaresi yönünden sınırlı olarak yapılmasına,

B. 319. maddesinin esasının incelenmesine

OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.

III. ESASIN İNCELENMESİ

6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatma KARAMAN ODABAŞI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

A. Kanun’un 318. Maddesinin Birinci Fıkrasının “… her

ilgili…” İbaresi Yönünden İncelenmesi

1. İtirazın Gerekçesi

7. Başvuru kararında özetle, 743 sayılı mülga Kanun’da

evlatlık ilişkisinin usulüne uygun olarak kurulmasından sonra gerçekleşebilecek

birtakım olgulara dayalı olarak bu ilişkinin kaldırılmasına ilişkin hükümlere

yer verilmesine rağmen 4721 sayılı Kanun’da bu hususta bir düzenlemeye yer

verilmediği, evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebeplerinin yalnızca ilişkinin

kurulması aşamasındaki yasal koşullardaki eksikliklerle sınırlandırıldığı, bu

şekilde hukuki yolla kurulmuş gerçek olmayan soybağının bir defa usulüne uygun

olarak kurulmasından sonra sonsuza kadar sürmesi sonucunu doğuran bir düzenleme

yapıldığı, evlat edinme ile kurulan soybağının biyolojik soybağı ile eş

tutulduğu, başta her iki tarafın yararına olduğu düşünülen evlatlık ilişkisinin

sonradan tarafların zararına olabileceği göz önüne alınarak bu ilişkinin

sonlandırılmasını sağlayacak hukuki olanağın tanınmadığı, bu durumun kişilerin

dava açma hakkını ölçüsüz bir şekilde sınırlandırdığı belirtilerek kuralın

Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri

sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

8. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 41. maddesi yönünden de incelenmiştir.

9. İtiraz konusu kuralda evlat edinmenin esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakat olması hâlinde Cumhuriyet savcısı ve her ilgilinin evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebileceği öngörülmüş olup kural “…her ilgili…” ibaresiyle sınırlı olarak incelenmiştir.

10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

11. Kanunların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel, objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesi hukuk devleti olmanın gereğidir. Bu nedenle kanun koyucunun hukuki düzenlemelerde kendisine tanınan takdir yetkisini anayasal sınırlar içinde adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini göz önünde tutarak kullanması gerekir.

12. Anayasa’nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasının ölçütü gösterilmiştir. Buna göre temel hak ve hürriyetler yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak, özüne dokunulmaksızın, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmamak üzere kanunla sınırlanabilir.

13. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile sınırlama araçları arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple kuralın hedeflenen amaca ulaşabilmek için elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir.

14. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence altına

alınmıştır. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim

hakkıdır. Bu hak, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip

bir mahkeme önüne taşınması hakkını da kapsar. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak

arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla

birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından

kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, Anayasa’nın

başka maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bir hakkın sınırlandırılması da

mümkündür. Ancak bu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

güvencelere aykırı olamaz.

15. Anayasa’nın 41. maddesinde

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır./

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve

aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri

alır, teşkilâtı kurar./ Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek

yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki

kurma ve sürdürme hakkına sahiptir./ Devlet her türlü istismara ve şiddete

karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.” denilmiştir. Aileyi Türk

toplumunun temeli olarak tanımlayan Anayasa’nın 41. maddesinde, ailenin birey

ve toplum hayatındaki önemine işaret edilmiş; Devlete, ailenin korunması için

gerekli düzenlemeleri yapma ve teşkilatı kurma ödevi yüklenmiştir. Böylece

aile kurumuna anayasal koruma sağlanmıştır. Bu düzenlemeyle ailenin birlik ve

bütünlüğünün korunması amaçlanmaktadır.

16. Anayasanın tüm maddeleri aynı etki ve değerde olup aralarında bir üstünlük sıralaması bulunmadığından uygulamada bunlardan birine öncelik tanımak mümkün değildir. Bu nedenle kimi zaman zorunlu olarak birlikte uygulanan iki Anayasa kuralından biri diğerinin sınırını oluşturabilir. Bu bağlamda hak arama özgürlüğünün sınırlarının belirlenmesinde aile kurumunu özel olarak düzenleyen ve anayasal güvenceye bağlayarak koruma altına alan Anayasa’nın 41. maddesinin gözetilmesi gerektiği açıktır.

17. Evlât edinme, aile hukuku alanında soybağının kurulması

yoluyla hısımlık yaratan bir kurumdur. Toplumun geleceğinin şekillenmesinde

çocuğun oynayacağı rol göz önüne alındığında, günümüzde genel olarak çocuğun

önde gelen menfaati evlat edinme konusunda temel ilke olarak kabul edilmekte ve

evlat edinmeye ilişkin hukuki düzenlemeler bu yönde geliştirilmektedir. Buradan

hareketle, evlat edinme öncelikle evlât edinen ile küçükler arasında kurulan,

küçüklerin maddi ve manevi gelişimleri, bakım, eğitim ve korunma ihtiyaçları,

gelecekleri, sosyal ilişkileri, inanç ve ahlaki yargılarının biçimlenmesi

konularında yaşamsal yetkiler sunan ve bu ilişkiyi mümkün olduğunca aralarında

doğal soybağı bulunan anne, baba ve çocuk ilişkisinde olduğu gibi

gerçekleştirmeyi amaçlayan bir kurumdur. Ergin kişiler yönünden ise evlâtlık

ilişkisi bakım, yardım ve korunma gibi ihtiyaçların ortaya çıktığı istisnai

durumlar için tesis edilebilmekte ve küçüklerin evlât edinilmesine oranla daha

sıkı koşullarda gerçekleşebilmektedir.

18. Evlat edinmeye ilişkin hukuki düzenlemeler Anayasa’nın 41. maddesine uygun olarak Devletin ailenin korunmasına ilişkin yükümlülüğünün bir gereğidir. Bu düzenlemeler çocuğun korunması, özellikle bir aile düzeninden yoksun çocukların uygun ortamlarda himayesi amacına yönelik olduklarından ve soybağına ilişkin bulunduklarından kamu düzeniyle yakından ilgilidir.

19. 743 sayılı mülga Kanun’da, hâkimin izni ve belirlenen

şekil şartlarına uygun olarak irade beyanlarının sözleşme ilişkisi çerçevesinde

ortaya konulması yoluyla kurulan evlatlık ilişkisi, 4721 sayılı Kanun’da köklü

değişikliklere uğramış; kuruluş aşamasından itibaren kamusal niteliği ağır

basan, mahkeme kararıyla kurulabilen ve yine belli şartların varlığı halinde

ancak mahkeme kararıyla kaldırılabilen bir müesseseye dönüştürülmüştür. 4721

sayılı Kanun ile evlatlık ilişkisinin meydana getirdiği soybağı ve hısımlık

ilişkisi, mümkün olduğu kadar doğal soybağına benzetilmek ve yaklaştırılmak

istenmiştir. Bu bakımdan anne, baba ve çocuk arasındaki doğal soybağı ilişkisinin

kaldırılması mümkün olmadığı gibi evlatlık yoluyla kurulan soybağı ilişkisinin

de ilke olarak sonlandırılmaması öngörülmüştür.

20. 4721 sayılı Kanun’da evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına

ilişkin hükümlere yer verilmiş ve bu kapsamda rızanın bulunmaması sebebiyle

evlatlık ilişkisinin kaldırılması Kanun’un 317. maddesinde, diğer noksanlıklar

sebebiyle evlatlık ilişkisinin kaldırılması Kanun’un 318. maddesinde

düzenlenmiştir. Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen itiraz

konusu kuralda, evlat edinmenin esasa ilişkin diğer noksanlıklarla sakat olması

halinde ilişkinin kaldırılmasının istenebileceği belirtilmektedir. Rızanın

bulunmaması dışında evlat edinmeyi sakatlayacak esasa ilişkin noksanlıkların

neler olduğu kuralda tek tek belirtilmemiştir. Ancak 4721 sayılı Kanun’un evlat

edinmeye ilişkin 305. ve devamı maddelerinde evlat edinmenin şartları emredici

nitelikteki hükümlerle düzenlenmiştir. Bu kapsamda, 4721 sayılı Kanun’da

evlatlık ilişkisinin kaldırılması ancak ilişkinin kuruluşu aşamasına ilişkin

olarak Kanun’da sayılan sebeplerle sınırlı biçimde kabul edilmiştir. Çocuğun ve

ailenin korunması ilkesinden hareketle, evlat edinme ile kurulan soybağının

mümkün olduğu ölçüde doğal soybağına benzetilmesi ve yakınlaştırılması

amaçlandığından, kanun koyucu usulüne uygun olarak kurulmuş bir evlatlık

ilişkisinde sonradan ortaya çıkabilecek olumsuzluklar nedeniyle ilişkinin sonlandırılmasına

olanak veren bir düzenlemeye yer vermemiştir.

21. Anayasa’nın 41. maddesi ile bağlantılı olarak, evlatlık

ilişkisinin kaldırılması sebeplerinin ilişkinin kuruluşundaki birtakım

noksanlıklarla sınırlandırılması ve evlatlık ilişkisinin usulüne uygun olarak

kurulmasından sonraki süreçte ortaya çıkabilecek olumsuzluklar nedeniyle

ilişkinin sonlandırılmasının istenememesi tarafların hak arama

hürriyetine bir sınırlandırma getirmektedir. Nitekim evlatlık

ilişkisinin kaldırılması sebeplerini kuruluşundaki noksanlıklarla sınırlandıran

itiraz konusu kural; usulüne uygun kurulmuş bir evlatlık ilişkisi ile

oluşturulan soybağının, aralarında doğal soybağı bulunan anne, baba ve çocuk

ilişkisinde olduğu gibi kalıcı olmasını, bunun bilincinde olan taraflarca

ilişkinin ve oluşturulan aile ortamının istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini,

evlat edinilenin himaye edileceği kalıcı bir aile ortamının sağlanmasını ve

bunun sonucunda toplumsal huzurun korunmasını amaçlayan koruyucu bir düzenleme

olup kamu yararına yöneliktir. İtiraz konusu kuralın çocuğu ve aileyi korumayı

hedeflediği dikkate alındığında, müdahalenin demokratik toplum düzeninin

gereklerine aykırı olmadığı açıktır. Bu nedenle evlatlık ilişkisinin

kaldırılmasına ilişkin dava açma hakkının kapsamına ilişkin itiraz konusu

kural, Anayasa’nın 41. maddesindeki ailenin ve çocuğun korunmasına ilişkin

hükümlere uygundur. Bununla birlikte düzenlemenin ölçülü bir sınırlama

niteliğinde olup olmadığının da incelenmesi gerekir.

22. İtiraz konusu kural kapsamında hak arama hürriyetine getirilen

sınırlandırma yalnızca evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını talep hakkıyla

sınırlı olup ilişkinin devamı sürecinde yaşanan bazı olumsuzluklar sebebiyle

tarafların başvurabilecekleri başka hukuki imkânlar bulunmaktadır. Bu bakımdan

evlatlık ilişkisi devam etmekle birlikte evlat edinenin miras hukukuna ilişkin

düzenlemeler kapsamında şartların gerçekleşmesi halinde evlatlığı mirasçılıktan

çıkarmasına bir engel bulunmadığı gibi evlatlığın menfaatlerinin korunması

bakımından velayet hakkının kullanımı yönünden hakimden gerekli önlemlerin

alınmasının istenmesine, şartların gerçekleşmesi halinde velayetin

kaldırılmasına da bir engel bulunmamaktadır. Velayet kaldırılsa dahi evlatlık

ilişkisi devam edeceğinden evlat edinenin bakım ve eğitim giderlerini karşılama

yükümlülüğü de kural olarak devam edecektir. Bu bakımdan itiraz konusu

düzenleme hak arama hürriyetinin özüne dokunacak bir sınırlama

getirmemekte, hakkın kullanımını ortadan kaldırmamakta veya

güçleştirmemektedir. Bu nedenle itiraz konusu kural ile getirilen sınırlamanın

ölçüsüz olduğu söylenemez.

23. Diğer taraftan Anayasa’nın 41. maddesi kapsamında getirilen düzenlemenin birey hakları ile kamu yararı arasında açık bir dengesizlik yarattığı da söylenemez. İtiraz konusu kural, evlat edinme ile kurulan soybağının aralarında doğal soybağı bulunan anne, baba ve çocuk ilişkisinde olduğu gibi kalıcı olmasını, ilişkinin ve oluşturulan aile ortamının istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini amaçladığından itiraz konusu kuralın gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı ve amacı gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır.

24. Açıklanan nedenlerle kural “…her ilgili…” ibaresi yönünden Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

25. Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamışlardır.

26. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 12. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

B. Kanun’un 319. Maddesinin İncelenmesi

1. İtirazın Gerekçesi

27. Başvuru kararında özetle, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin dava açma hakkının ilişkinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre ile sınırlandırıldığı, evlatlık ilişkisinin usulüne uygun olarak kurulmasından sonra gerçekleşebilecek bazı sebeplerle ilişkinin kaldırılmasının mümkün olması halinde dava açmak için süre sınırlaması getirilmesinin, Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrası için ifade edilen aynı gerekçelerle Anayasa’ya aykırılık oluşturacağı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

28. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 41. maddesi yönünden de incelenmiştir.

29. İtiraz konusu kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin dava hakkının, ilişkinin kaldırılmasını gerektiren sebebin öğrenilmesinden itibaren bir yıl geçmekle düşeceği öngörülmektedir.

30. Hak arama özgürlüğü demokratik hukuk devletinin vazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en geniş şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki işlem ve kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul bir denge gözetilmelidir.

31. Anayasa’nın 41. maddesi, ailenin Türk toplumunun temeli olduğunu, eşler arasındaki eşitliğe dayandığını belirttikten sonra “Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.” diyerek aile kurumunu özel olarak düzenlemiş ve anayasal güvenceye bağlayarak koruma altına almıştır.

32. İtiraz konusu kuralda evlatlık ilişkisinin kaldırılması için öngörülen süre, hak düşürücü nitelikte olup yargılamanın her aşamasında hakim tarafından resen dikkate alınacaktır. Bu nedenle Kanun’da öngörülen süre geçmiş ise dava, hak düşürücü sürenin geçirilmesi nedeniyle reddedilecektir.

33. Kuralda öngörülen dava açma süresi, yargılama usulüne ilişkin olup kamu düzeniyle yakından ilgili bulunan soybağını ilgilendiren davalarda dava açma süresini belirleme yetkisi Anayasa’daki kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla kanun koyucunun takdirindedir.

34. Kanun koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Ölçülülük ilkesi nedeniyle kanun koyucu, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür.

35. İtiraz konusu kural ile getirilen süre sınırlaması, evlatlık ilişkisinde çocuğun, ailenin ve kurulan soybağının devamlı olarak dava tehdidi altında kalmasının engellenmesini, evlat edinme ilişkisine istikrar kazandırılmasını, aile ve çocuğun korunmasını, ailenin ve toplumun huzurunun bozulmasının önlenmesini amaçlamaktadır. Bu bakımdan itiraz konusu kural, ailenin ve çocukların korunması için gerekli tedbirleri alma yönünde Devlete yüklenen görevin gereği olup Anayasa’nın 41. maddesine uygun bir düzenlemedir.

36. İtiraz konusu kuralda, evlatlık ilişkisinin kaldırılması için

bir yıllık süre sınırlaması getirilmekle birlikte, ilişkinin kaldırılması

sebebinin öğrenilmesi bu sürenin başlangıcı olarak belirlenmiştir. Sürenin,

sebebin öğrenilmesinden itibaren başlaması, özellikle küçük yaşta evlat edinilenlerin

gerek kendilerinin ve gerek vesayet makamınca istek üzerine veya resen atanacak

kayyım aracılığıyla dava açabilecekleri zamana kadar dava haklarının ve hak

arama hürriyetlerinin korunmasını sağlayacak nitelikte bir düzenlemedir.

Ayrıca evlatlık ilişkisinin kaldırılması sebebinin öğrenilmesinden itibaren

başlayan bir yıllık süre gerekli hazırlıkların yapılabilmesi ve dava hakkının

kullanılabilmesi bakımından yeterli, ölçülü ve makul bir süre olup hak arama

hürriyeti kapsamında mahkemeye erişim hakkını ölçüsüz bir şekilde

sınırlandırmamaktadır.

37. Öte yandan evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına ilişkin dava hakkının bir yıl süre ile sınırlandırılması, evlat edinme ile ilgili olarak ortaya çıkacak ihtilafların bir an önce ortadan kaldırılmasını, kamu düzeniyle yakından ilgili bulunan evlatlık ilişkisinde çocuğun, ailenin ve kurulan soybağının korunmasını, ilişkiye kalıcılık ve istikrar kazandırılmasını amaçladığından ve ilişkinin sürekli dava tehdidi altında kalmasını önlediğinden, itiraz konusu kuralın gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı ve amacı gerçekleştirmeye elverişli olduğu anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 13., 36. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.

39. Kuralın Anayasa’nın 5. ve 12. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

IV. HÜKÜM

22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun;

A. 318. maddesinin birinci fıkrasının “…her ilgili…” ibaresi

yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Celal Mümtaz AKINCI ile Hasan Tahsin GÖKCAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. 319. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın

REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,

13.12.2017 tarihinde karar verildi.

Başkan

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

Engin YILDIRIM

Üye

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Recep

KÖMÜRCÜ

Üye

Nuri NECİPOĞLU

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

M. Emin KUZ

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üye

Kadir ÖZKAYA

KARŞIOY GEREKÇESİ

1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun evlat edinmeye ilişkin hükümleri, Kanun’un 305-320. maddelerinde yer almaktadır. Evlatlık ilişkisinin kaldırılması nedenleri, Kanun’un 317 ve 318. maddelerinde tahdidi olarak belirlenmiş ve bunlar “rızanın bulunmaması” ve “diğer noksanlıklar” şeklinde iki hal ile sınırlandırılmıştır. Buna göre, Türk hukukunda, evlatlık ilişkisi bir kez kurulduğunda, sonradan ortaya çıkabilecek olumsuzluklara, haklı nedenlere, hatta çocuğun üstün çıkarlarının gerektirmesi haline bağlı olarak dahi sona erdirilememektedir.

2. İtiraz yoluyla Kanun’un 318. maddesinin birinci fıkrasının iptalini isteyen Mahkeme, yapay bir ilişki olan evlatlık ilişkisinin, hiçbir şekilde değiştirilemez bir olgu olan doğal (biyolojik) ana-baba ve çocuk ilişkisiyle aynı imiş gibi düzenlenmesinin, Anayasa’nın 2., 5., 12., 13. ve 36. maddelerine aykırı olduğunu öne sürmüştür.

3. Öncelikle, evlatlık ilişkisinin hiçbir nedenle sona

erdirilememesine yol açan kuralın eksik düzenleme değil, yasa koyucunun

bilinçli bir takdiri olduğuna işaret etmek gerekir. Kuralın iptali halinde yasa

koyucunun evlatlık ilişkisini, doğal soybağı ile eş tutan bir sistem dahilinde

yaptığı düzenlemenin bozulacağı, bu şekilde Anayasa Mahkemesinin yasa koyucu

gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis etmiş

olacağı ve yasa koyucuyu, benimsediği sistemi terk etmeye mecbur bırakacağı

ileri sürülebilecek ise de bu kaygıların geçerli olmadığı

belirtilmelidir. Zira yasa koyucunun, kuralın iptali halinde dahi önünde

çeşitli seçenekler bulunacak ve çocuğun üstün yararı gözetilerek, evlat edinen

ve evlat edinilen yönünden farklı hükümler getirebilecektir. Öte yandan, Medeni

Kanunda benimsenen sistem Anayasa’ya aykırılık içeriyorsa, değiştirilmesi

tabidir. Bu nedenle, Anayasa’ya aykırı sonuçlara yol açan veya kişilerin

anayasal güvence altında olan temel haklarını kullanılmaz hale getiren bir

düzenlemenin iptal edilmesinin, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkisi içinde

bulunduğu tartışmasızdır.

4. İkinci olarak, itiraz yoluyla gelen Mahkeme her ne kadar kuralın, Anayasa’nın 17. maddesine aykırılığını öne sürmemiş ise de esas incelemenin, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca Anayasa’nın 17. maddesi yönünden de yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesi, aşağıda belirtilen kararlarında, soybağı ve babalık gibi müesseseleri Anayasa’nın 17. maddesiyle doğrudan ilgili görmüş olup, yapay bir soybağı olan evlatlık ilişkisinin de Anayasa’nın 17. maddesiyle ilişkili olduğu kabul edilmelidir.

5. Anayasa Mahkemesinin Esas: 2011/116, Karar: 2012/39 sayılı iptal kararının gerekçesinde aşağıdaki hususlar belirtilmiştir:

“Anayasa'nın 'Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı' başlıklı 17. maddesinde, 'Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir' denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir.”

“Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir.”

“İtiraz konusu kuralda, çocuğa dava açmak için tanınan bir yıllık sürenin haklı bir sebeple kullanılamaması durumunda bunun yerine bir aylık, çok sınırlı bir ek süre öngörülmüştür. Hak düşürücü niteliğinden dolayı da çok sınırlı olan bu sürenin geçmesinden sonra çocuk, babası ile arasında soybağını kurma ve buna bağlı haklara sahip olma olanağını yitirecektir. Bu nedenle, çocuğun maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkını ve hak arama özgürlüğünü sınırlayan itiraz konusu kuralda öngörülen süre adil, ölçülü ve makul değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

6. Keza Anayasa Mahkemesinin Esas: 2010/71, Karar: 2011/143 sayılı kararda şu iptal gerekçelerine yer verilmiştir:

“Anayasa'nın 'Kişinin dokunulmazlığı, maddî ve manevî

varlığı' başlıklı 17. maddesinde, 'Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir' denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama,

maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelin

ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir. Güçlüler karşısında

güçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi

koruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır. Bu itibarla kişilerin

yaşayışlarına ilişkin yasal düzenlemeler 'yaşama hakkı ile maddî ve manevî

varlığını koruma hakları'nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak

kuralları içermemelidir.”

“Anayasa'nın 'Hak arama hürriyeti' başlıklı 36. maddesinde, herkesin gerekli araç ve yollardan yararlanarak yargı organları önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma hakkı bulunduğu belirtilmektedir. Maddeyle güvence altına alınan dava yoluyla hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden birisidir.

İtiraz konusu kuralda, çocuk hakkındaki bir yıllık babalık davası açma süresinin çocuğa doğumdan sonra hiç kayyım atanmamışsa, çocuğun ergin olduğu tarihte işlemeye başlayacağı öngörülmektedir. Kuralda öngörülen dava açma süresi, yargılama usulüne ilişkin olup, soybağı davalarında dava açma süresini belirleyip belirlememe yetkisi, Anayasa'da belirlenen kurallara bağlı kalmak ve adalet, hakkaniyet ve kamu yararı ölçütlerini gözetmek koşuluyla yasa koyucunun takdirindedir.

Yasa koyucu, soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke ise 'elverişlilik', 'gereklilik' ve 'orantılılık' olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. 'Elverişlilik', getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, 'gereklilik', getirilen kuralın, ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını ve 'orantılılık' ise getirilen kural ve ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir.

Ölçülülük ilkesi nedeniyle Devlet, sınırlamadan beklenen kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasında adil bir dengeyi sağlamakla yükümlüdür. Anayasa'da düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile Devlet'in herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi için gerekli şartları hazırlama görevi göz önüne alındığında; kişi evlilik dışı dünyaya gelse bile, ana babasını bilmek, babasının nüfusuna yazılmak, bunun getireceği haklardan yararlanmak, ana ve babasından kendisine karşı olan görevlerini yerine getirmelerini istemek gibi kişiliğine bağlı temel haklara sahiptir.

İtiraz konusu kural ile çocuğun babalık davasını açma hakkının

hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren bir yıllık süre ile

sınırlandırılmasının gerekçesinin, davalı babanın sürekli olarak dava tehdidi

altında kalmamasını sağlamaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Davalı

babanın veya ailesinin uzun süre dava tehdidi altında bulunmaması, diğer yandan

da çocuğun ana babasını bilme, babasının nüfusuna yazılma ve hak arama

özgürlüklerinin zarar görmemesi amacıyla, her iki taraf açısından yasa

koyucunun süre koyma konusundaki takdir yetkisini makul bir süre olarak

belirlemesi gerekmektedir. Hak düşürücü niteliğinden dolayı itiraz konusu

kuralda öngörülen sürenin geçmesinden sonra çocuğun babası ile arasındaki

soybağını kurma olanağını yitirmesi hususu göz önüne alındığında, çocuk

hakkında hiç kayyım atanmamışsa ergin olduğu tarihten itibaren işleyecek olan

bir yıllık dava açma süresi yeterli ve makul olmadığı gibi, ölçülü de değildir.

Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 17. ve 36. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.”

7. Konuya ilişkin uluslararası düzenlemelere bakıldığında, evlatlık ilişkisinin kurulduktan sonra bir daha ortadan kaldırılmamasını öngören her hangi bir sözleşme veya AİHM kararı bulunmadığı görülmektedir. Pek çok ülkede, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki gibi, evlatlık ilişkisine daha çok iradeye dayalı bir nitelik kazandırılmış ve bu ilişkinin haklı sebeplerin varlığı halinde kaldırılabilmesi öngörülmüştür.

8. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun kabulünden sonra 2008 yılında akdedilen “Çocukların Evlat Edinilmesine Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” nin 8. maddesinde, her ne kadar sonraki evlat edinme (ikinci bir evlatlık ilişkisi kurulması) ilke olarak yasaklanmış ise de, bunun da istisnası öngörülmüş ve “sonraki evlat edinmenin ciddi nedenlerle adil bulunması ve eski evlat edinmenin hukuka göre sona erdirilemediği durumlarda” yetkili merciin kararıyla yeni bir evlatlık ilişkisi kurulması yolu açılmıştır. Görüleceği gibi burada, ilk evlatlık ilişkisinin sona erdirilmesi konusunda yetkili mercilere oldukça geniş bir takdir alanı bırakılmış, yani istisna hükmü geniş tutulmuştur.

Aynı sözleşmenin evlat edinmenin geri alınması ve iptali kenar başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasında “evlat edinme, yalnızca yetkili makamın kararı ile geri alınabilir ya da iptal edilebilir. En üstün tutulacak unsur her zaman çocuğun çıkarıdır” denilmiş, aynı maddenin ikinci fıkrasında da evlat edinmenin, “çocuğun ergenlik yaşına varmasından önce, hukukun izin verdiği ciddi nedenlerle” geri alınabileceği belirtilmiştir.

Buna göre, sözleşmede de evlatlık ilişkisi bir kez kurulduktan sonra, çocuğun veya ailenin çıkarına hizmet etmese bile, taraflar hayatta olduğu sürece muhafazasına her hangi bir mutlak değer atfedilmediği açıktır. Aksine, ciddi sebeplerin varlığı ve çocuğun üstün yararının gerektirmesi halinde bunun mümkün olması gerektiği, ancak ilgili düzenlemelerin kanunla yapılmasının öngörüldüğü anlaşılmaktadır.

9. Mahkememizin, iptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk

gerekçesinde Anayasa’nın 17. maddesindeki dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez

nitelikteki temel hakka kanunla yapılmış olan müdahale yönünden inceleme

yapılmadığı gibi, Anayasa’nın 36. maddesindeki hak arama hürriyeti yönünden

sınırlamanın ölçüsüz olmadığı değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, evlatlık

ilişkisinin devamı süresince tarafların başvurabilecekleri başka hukuki

imkanlar bulunduğu, evlat edinenin, şartları mevcutsa, mirasçılıktan çıkartma,

evlatlığın da velayet haklarının kullanımı bakımından hakimin müdahalesini

isteme gibi haklarını kullanabilecekleri, bu nedenle hak arama özgürlüğünün

özüne dokunulduğunun ve getirilen sınırlamanın ölçüsüz olduğunun

söylenemeyeceği ifade edilmiştir.

10. Ancak, bu değerlendirme, Anayasa Mahkemesinin yukarıda 6. ve

7. paragraflarda belirtilen kararlarına uymadığı gibi, burada söz konusu olan

hakların kapsamının da farklı olduğu hususu gözardı edilmektedir. İptali

istenen kuralla müdahale edilen, mirastan mahrum bırakma veya velayetin

alınmasını isteme hakkı değil, doğrudan doğruya evlatlık ilişkisinden doğan

soybağını mahkeme önüne getirebilme hakkıdır. Diğer hakların kullanılması,

tarafların maddi ve manevi varlığını koruma hakkına ilişkin yeterli bir güvence

oluşturmayabilir. Özellikle evlatlık ilişkisinin, çocuğun cinsel istismarı,

suça itilmesi, angarya ve kötü muamele hatta işkence gibi çok ağır durumların

ortaya çıktığı ve telafi edilemez biçimde zarar gördüğünün açık olduğu hallerde,

sadece mirastan mahrumiyet veya velayetin alınması yollarıyla dengelenmesi

mümkün değildir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 17. maddesine aykırıdır.

11. Mevcut düzenlemelere göre velayet ilişkisinin kaldırılması için mahkemeye başvurma imkanı bulunmayışı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkına yapılmış, ölçüsüz ve zorunlu olmayan bir müdahaledir. Bu nedenle kural, Anayasa’nın 36. maddesine de aykırıdır.

12. Konunun, Anayasa’nın 41. maddesiyle ilgisi bulunmamaktadır. Ailenin ve çocuğun korunmasına yönelik maddenin, evlatlık ilişkisinin geri alınamamasına veya yapay bir soybağı ilişkisi olan evlatlık ilişkisine biyolojik soybağı niteliği kazandırılmasına dayanak teşkil edecek her hangi bir yönü yoktur.

13. Açıklanan nedenlerle iptal istemine konu kanun hükmünün, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşünülmektedir.

Üye

Rıdvan GÜLEÇ

Üye

Recai AKYEL

Üye

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

KARŞIOY GEREKÇESİ

İtiraz yoluyla iptali istenen kural, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 318. maddesinde düzenlenen; “Evlat edinme esasa ilişkin diğer noksanlıklardan biriyle sakatsa, Cumhuriyet savcısı veya her ilgili evlatlık ilişkisinin kaldırılmasını isteyebilir” hükmü olup, Mahkememizce kural, maddedeki ‘her ilgili’ ibaresi yönünden incelenmiş ve çoğunluk tarafından iptal istemi reddedilmiştir. Kuralın reddi görüşüne aşağıda yazılı gerekçelerle iştirak etmemekteyiz.

4721 sayılı Kanun 2001 yılında kabul edilirken evlatlık kurumu mülga 743 sayılı Kanundan farklı bir biçimde, anne-çocuk arasındaki doğal soybağına benzetilmiş ve bir kez kurulduktan sonra bu bağın artık çözülemeyeceği esası kabul edilmiştir. Yine, önceki düzenlemeden farklı olarak evlatlık kurumu sözleşme ilişkisi olarak ele alınmayıp, küçüğün yararını esas alan ve mahkeme kararıyla kurulabilen bir aile hukuku kurumu olarak değerlendirilmiştir. Bu nedenle, mülga kanunda yer alan, tarafların rızaları ile ilişkiye son vermeleri veya haklı nedenlerin bulunması durumunda mahkeme kararıyla evlatlık ilişkisinin kaldırılması (743/m.258) gibi dava yollarına yer verilmemiştir.

TMK’nın 317. maddesinde evlatlık ilişkisini sona erdiren ‘rıza

yokluğu’ nedeni düzenlenmiş ve 318. maddede ise 305. maddeyle bağlantılı olarak

yalnızca evlatlık ilişkisinin kurulması anına kadar olan şartlara ilişkin

‘diğer nedenler’ ortadan kaldırma nedeni olarak sayılmıştır. Dolayısıyla,

305/2. maddedeki ‘küçüğün yararı’ esası dahi evlatlık bağının kurulma anıyla

sınırlı olarak dava nedeni teşkil edebilir. Bu anlamda örneğin, küçüğün

emeğinin sömürülmesi amacıyla evlatlık ilişkisinin kurulmak istenildiği

sonradan anlaşılmışsa bu durumun 318. maddeye göre dava nedeni oluşturması

mümkündür. Buna karşın başlangıçta küçüğün menfaatine aykırı bir amaç

bulunmamakla birlikte sonraki yıllarda evlat edinenin küçüğe uzun süre eziyet

ettiği tespit edildiği bir durumda evlatlık bağının çözülmesi için bir dava

yolu öngörülmemiştir. Esasen kimi durumda haklı nedenler evlat edinen yönünden

de oluşabilir. Önceki kanunda yer alan, evlatlık bağının haklı nedenlere dayalı

olarak ortadan kaldırılması yolunun yeni kanuna alınmaması karşısında bu

tercihin bilinçli olarak yapıldığı da anlaşılmaktadır. İsviçre hukukuyla

benzeşen bu düzenlemeye karşın Alman hukukunda çocuğun yararının gerektirdiği

haklı nedenlere dayalı olarak evlatlık bağının kaldırılması yolu bulunmaktadır.

Doktrinde, olması gereken hukuk açısından hukukumuzda da haklı nedenlere dayalı

dava yolunun bulunması gerektiği ifade edilmektedir (bkz. Murat Aydoğdu, Çağdaş

Hukuki Gelişmeler Işığında Evlat Edinme, İzmir 2006, s. 736; A. Cemal Ruhi,

Türk Hukukunda Evlat Edinme ve Evlat Edinme ile İlgili Yabancı Mahkeme

Kararlarının Türkiye’de Tanınması, 2.B. Ankara 2003, s. 69). Hukukumuzda

evlatlığın asıl ailesiyle olan soybağının devam ediyor olması karşısında,

evlatlık bağının çözülmesinin hukuk düzeni yönünden yol açacağı bir sakınca da

bulunmamaktadır.

Toplumsal ihtiyaçlara göre belirli bir hukuki kurumun düzenlenmesi

yasama organının takdiri içerisindedir. Buna karşın yasama organı bu

düzenlemeler sırasında tamamen sınırsız olmayıp, Anayasal ilkelere uygun

davranılması gerekmektedir. Bu anlamda evlatlık kurumuna ilişkin sistem tercihi

de elbette yasama organının takdirine girmektedir. Fakat incelenen kuralın

anayasal ilkeler yönünden değerlendirilmesi de Mahkemenin yargı yetkisi

içerisindedir. Başka bir ifadeyle söz konusu yasal düzenlemeler diğer anayasal

ilkelere aykırı düşmemeli ve bu arada Anayasanın 13. maddesi uyarınca kişilik

haklarına ölçüsüz bir müdahale oluşturulmamalıdır. Örneğin benzer bir kuralı

incelerken AYM “Yasa koyucu soybağı davalarında dava açma süresine ilişkin

hükümleri düzenlerken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük

ilkesiyle bağlıdır” demek suretiyle bu hususa işaret etmiştir; AYM 27.10.2011,

2010/71 E.-2011/143 K.

Evlatlık bağının çözülmezliği ilkesinin esas alınması noktasında

anayasal ilkelere bir aykırılığın bulunduğunu düşünmemekteyiz. Bu anlamda

evlatlık kurumunun sözleşme hukuku alanından çıkartılıp aile hukuku alanına

dahil edilmesi ve rızaya bağlı olarak ilişkinin ortadan kaldırılmasına imkan

tanınmamasının da anayasal bir sorun teşkil etmeyeceği söylenmelidir. Esasında

özellikle küçüklerin evlat edinilmesi durumunda, reşit olduktan sonra bu

konudaki rızasına hukuki bir değer tanınmaması, küçüğün kişilik hakkını

sınırlayan bir müdahaledir. Fakat, aile kurumunun ve bakılıp gözetilmesi,

eğitimi gibi nedenlerle küçüğün menfaatlerinin korunmasına olan ihtiyaç

dolayısıyla böyle bir sınırlamanın demokratik toplumda gerekli ve ölçülü

olduğunu kabul etmek gerekir.

Buna karşın evlat edinenin bir süre sonra evlatlığa sürekli eziyet

etmesi gibi bir örnekte, belki velayetin kaldırılması ve cezai yaptırım

uygulanması gibi hukuki yollara başvurulabilir ise de evlatlığa bu ilişkiyi

çözdürme imkanı tanınmamasının, gereklilik ve ölçülülük testi bakımından soruna

neden olacağı söylenmelidir. Gerçekten böyle bir örnekte, velayet yetkisi bu

kişiden alınmış olsa dahi yıllarca eziyet veya cinsel istismara uğramış bir

evlatlığın, bu ağır suçun faili ile aile bağını sürdürmek zorunda

bırakılmasının demokratik toplumun zorlayıcı bir ihtiyacını karşıladığını ve

ölçülü olduğunu kabul etmek mümkün görünmemektedir. Bu düşünceye karşı, “kanun

koyucunun evlatlık ilişkisini doğal soybağı ilişkisiyle bir tutmak istediği ve

bu tercihin de takdir alanı içinde olduğu” itirazında bulunulabilir. Yukarıda

açıklandığı üzere kanun koyucunun bir hukuki rejim yönündeki tercihiyle ilgili

bir sorun görmemekteyiz. Fakat tercih edilen hukuki rejimin, tarafların kişilik

haklarını ölçüsüz biçimde sınırlandırmaması da gerekir.

Nitekim Anayasa Mahkemesi Anayasanın 17. maddesinde yer alan

“maddi ve manevi varlığını koruma” hakkının devredilmez, vazgeçilmez temel

haklardan olduğunu ve bu haklara karşı her türlü engelin ortadan

kaldırılmasının da devlete görev olarak verildiğini” ifade ettikten sonra,

TMK’nın 303. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin mazeret

nedeniyle aşılması durumunda, mazeretin ortadan kalkmasından sonra verilen ek

bir aylık süreyi değerlendirmiş ve çocuğun maddi-manevi varlığını geliştirme ve

hak arama haklarıyla bağlantılı olarak, kuralda belirlenen kısıtlı sürenin

ölçülü olmaması nedeniyle 4. fıkranın çocuk yönünden iptaline karar vermiştir;

AYM 15.3.2012, 2011/116 E. – 2012/39 K.; RG. 21.07.2012-28360.

Mahkememiz TMK’nın 319. maddesinde evlatlık ilişkisinin kaldırılmasına yönelik dava hakkı için öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süreyi iptal ederken de haklı nedenlerin 5 yıldan sonra öğrenilmiş olmasına ilişkin mazeret nedenlerini dahi incelemeye gerek görmeden davanın reddini gerektiren kuralı, Anayasanın 2, 13 ve 36. maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir; AYM 27.12.2012, 2012/35 E.- 2012/203 K.

Doğal soybağı ilişkisi anne ve çocuk arasında doğumla, baba ile

ise evlilik ve tanıma ile kazanılmaktadır (TMK m.282). Anne ve baba ile doğumla

oluşan doğal soybağı ilişkisinin çözülememesi yerinde olduğu gibi, doğuştan

kazanılan bu bağın hukuken ortadan kaldırılması da mümkün olmamalıdır.

Evlatlık hukukuna bağlı soybağı ilişkisinin bu kuruma benzetilmek istenilmesi

de yasal bir tercih konusudur. Ancak, küçüğün menfaatleri gereği hukuk

düzenince türetilen bir kurum yoluyla kabul

edilen evlatlık bağının, haklı nedenlerin varlığı halinde dahi çözülmesinin

yasaklanması kişilik haklarını zedeleyecektir. Özellikle belirttiğimiz örneklerdeki

gibi bir durumda evlatlığın, üzerinde kalıcı psikolojik travma oluşturabilen

eylemlerin failiyle arasındaki mevcut soybağını sürdürmeye mahkum edilmesi,

Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturmaktadır. Yine aynı örnekler

bakımından haklı nedenlerin varlığına karşın, evlatlığa bu ilişkiyi sona

erdirebilecek idari veya yargısal bir yolun tanınmaması hak arama hürriyetini

de ölçüsüz biçimde sınırlandırmaktadır.

Açıkladığımız hukuki gerekçeler karşısında, haklı nedenlerin varlığı halinde dahi evlatlık bağının ortadan kaldırılması yolunun tanınmaması nedeniyle kuralın Anayasanın 17, 36 ve 13. maddelerine aykırı düştüğü ve evlatlık ile evlat edinilenin kişilik haklarını ölçüsüz biçimde sınırlandırdığı kanaatinde olduğumuzdan, çoğunluğun oy ve gerekçelerine katılamamaktayız.

Üye

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Üye

Celal Mümtaz

AKINCI

Üye

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Anayasa Mahkemesi, E. 2017/167, K. 2017/172, 13 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İtirazın Konusu
  4. Olay
  5. I. İptali İstenen Kanun Hükümleri
  6. II. İlk İnceleme
  7. B. 319. maddesinin esasının incelenmesine
  8. III. Esasın İncelenmesi
  9. A. Kanun’un 318. Maddesinin Birinci Fıkrasının “… her
  10. B. Kanun’un 319. Maddesinin İncelenmesi
  11. A. 318. maddesinin birinci fıkrasının “…her ilgili…” ibaresi
  12. B. 319. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
  13. Özgüldür
  14. Kömürcü
  15. Akıncı
  16. M. Emin KUZ
  17. Gökcan
  18. Karşıoy Gerekçesi
  19. Hakyemez
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Akıncı
  22. Gökcan
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Esas No
2017/167
Karar No
2017/172
Tarih
13 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • AYM Norm Denetimi E.2017/89 K.2018/5
  • AYM Norm Denetimi E.2018/5 K.2018/2
  • AYM Norm Denetimi E.2016/180 K.2018/4
  • AYM Norm Denetimi E.2017/129 K.2018/6
  • AYM Norm Denetimi E.2017/166 K.2018/8
  • AYM Norm Denetimi E.2017/136 K.2018/7

Tüm Arşiv

AYM Norm Denetimi KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.