KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 19 Eylül 2019
- Esas Sayısı
- 2019/53
- Karar Sayısı
- 2019/75
Karar Metni
2.728 kelime·14 dk okuma·11 bölüm
R.G.Tarih - Sayısı:12/11/2019-30946
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
Ankara Bölge İdare Mahkemesi 4. Vergi Dava Dairesi
İTİRAZIN KONUSU
6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nun 13. maddesine 28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen (5) numaralı fıkranın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY
Re’sen tarh edilen vergi ziyaı cezalı özel tüketim vergisinin terkini talebiyle açılan davada kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 13. maddesi şöyledir:
“Müteselsil sorumluluk ve ceza uygulaması
Madde 13- 1. Gerçek veya tüzel kişiler tarafından ithal edilen ham petrolün Türkiye’deki rafinerilere fason olarak rafine ettirilmesi sonucu elde edilen (I) sayılı listedeki malların tesliminde doğacak özel tüketim vergisinin ödenmesinden, ham petrol ithalini gerçekleştirenlerle birlikte, ilgili rafineri şirketi müteselsilen sorumludur.
2. (I) sayılı listedeki malları teslim alanların, bu malları daha yüksek tutarda vergiye tâbi bir mal olarak kullanmak veya üçüncü kişilere satmak suretiyle vergi ziyaına sebebiyet vermeleri halinde, ziyaa uğratılan vergi bunlar adına tarh olunur ve tarhiyata 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344 üncü Maddesine göre vergi ziyaı cezası uygulanır.
3. (II) sayılı listedeki malların ilk iktisabı, teslimi veya ithaline ilişkin işlemleri gerçekleştirenler, bu işlemlerden önce özel tüketim vergisinin ödendiğini gösteren belgeleri aramak zorundadırlar. Bu mecburiyete uymamak suretiyle gerekli verginin ödenmesinden önce işlem yapan gümrük memurları, kayıt ve tescile yetkili memurlar, motorlu araç ticareti yapanlar, bu malların müzayede yoluyla satışını gerçekleştirenler ile icra memurları, ziyaa uğratılan vergi, vergi cezası ve gecikme faizinden mükellefle birlikte müteselsilen sorumludurlar. Ancak bunlar, ödemek zorunda kaldıkları vergi, ceza ve faizler için mükellefe rücu hakkına sahiptirler.
4. (Ek: 4/6/2008-5766/19 md.; Değişik: 28/3/2013-6455/33 md.) 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanununun 18 inci maddesinin verdiği yetki uyarınca kullanılma zorunluluğu getirilen ulusal markeri bulunmayan ya da standartlara uygun olmayan özel tüketim vergisine tabi malları bulundurduğu tespit edilenler adına, malların tespit tarihindeki miktarı üzerinden 11 inci maddedeki esaslara göre özel tüketim vergisi resen tarh edilir. Bu tarhiyata ayrıca vergi ziyaı cezası uygulanır.
5. (Ek:
28/3/2013-6455/33 md.) 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci
maddesinin verdiği yetki uyarınca kullanılma zorunluluğu getirilen özel etiketi
veya işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi malların bulundurulduğunun
tespit edilmesi halinde, bu malları bulunduranlar adına; her bir tespit için bu
Kanuna ekli (III) sayılı listenin (A) cetvelinde yer alan malların 50 litreyi,
(B) cetvelinde yer alan 2402.20 ve 2402.90.00.00.00 (yalnız tütün yerine geçen
maddelerden yapılmış sigaralar) G.T.İ.P. numaralı malların 5.000 adedi aşması
hâlinde ise müteselsilen sorumlu olmak üzere, bu malları bulunduranlar ile ithal
veya imal edenlerden herhangi biri adına; malların tespit tarihindeki emsal
bedeli veya miktarı üzerinden 11 inci maddedeki esaslara göre özel tüketim
vergisi resen tarh edilir. Bu tarhiyata ayrıca vergi ziyaı cezası uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Hasan Tahsin GÖKCAN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Yıldız SEFERİNOĞLU’nun katılımlarıyla 30/5/2019 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural ve sınırlama sorunları görüşülmüştür.
2. Anayasa’nın 152. ve
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan
mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması
durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir.
Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine
başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir
davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde
ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da
olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.
3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4760 sayılı Kanun’un
13. maddesinin (5) numaralı fıkrasının tamamının iptalini talep etmiştir. Kural, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun mükerrer 257. maddesinin verdiği yetki uyarınca kullanılma
zorunluluğu getirilen özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine
tabi malların bulundurulduğunun tespit edilmesi hâlinde bu malları bulunduranlar adına;
ayrıca her bir tespit için 4760 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı listenin (A)
cetvelinde yer alan malların 50 litreyi, (B) cetvelinde yer alan 2402.20 ve
2402.90.00.00.00 (yalnız tütün yerine geçen maddelerden yapılmış sigaralar)
G.T.İ.P. numaralı malların 5.000 adedi aşması hâlinde ise müteselsilen
sorumluluk esası gereğince bu malları
bulunduranlar ile ithal veya imal edenlerden herhangi biri adına re’sen özel
tüketim vergisi tarh edileceğini ve bu tarhiyata ayrıca vergi ziyaı cezası
uygulanacağını öngörmektedir. Bakılmakta olan dava ise özel etiketi veya
işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi (B) cetvelinde yer alan tütün mamullerini bulundurduğu tespit edilen davacı
adına müteselsil sorumluluk gereğince tarh edilen vergi ziyaı cezalı özel
tüketim vergisine ilişkindir. Dolayısıyla anılan fıkranın birinci cümlesinde
yer alan “…bu malları bulunduranlar adına;…”, “…(A) cetvelinde
yer alan malların 50 litreyi,…” ve “…ile ithal veya imal edenlerden
herhangi biri…” ibarelerinin bakılmakta olan davada uygulanma imkânı
bulunmamaktadır. Bu nedenle söz konusu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.
4. Diğer yandan Kanun’un 13. maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin kalan bölümü ile ikinci cümlesi, uygulanma imkânı olmayan ibareler yönünden de geçerli ortak kural niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla kuralın kalan bölümüne ilişkin esas incelemenin bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek fıkranın birinci cümlesinde yer alan “…müteselsilen sorumlu olmak üzere, bu malları…” ibaresinden sonra gelen “…bulunduranlar…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.
5. Açıklanan nedenlerle 4760 sayılı Kanun’un 13. maddesine 28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle eklenen (5) numaralı fıkranın;
A. Birinci
cümlesinde yer alan “…bu malları bulunduranlar adına;…”, “…(A) cetvelinde yer alan malların 50 litreyi,…” ve “…ile ithal veya imal edenlerden herhangi biri…” ibarelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu ibarelere ilişkin başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
B. Birinci
cümlesinin kalan bölümü ile ikinci cümlesinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin fıkranın birinci cümlesinde yer alan “…müteselsilen sorumlu olmak üzere, bu malları…” ibaresinden sonra gelen “…bulunduranlar…” ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına,
30/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Fatih TORUN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. İtirazın Gerekçesi
7. Başvuru dilekçesinde özetle; itiraz konusu kural
kapsamındaki eşyanın kaçak olarak yurda sokulmak istenirken yakalanması
durumunda özel tüketim vergisiyle ilgili işlemler 27/10/1999 tarihli ve 4458
sayılı Gümrük Kanunu hükümlerine göre ve Gümrük İdaresince tesis edilirken aynı
eşyanın yurt içinde ele geçirilmesi durumunda anılan işlemlerin Gelir
İdaresince ve 213 sayılı Kanun’a göre tesis edildiği, bu durumun
vergilendirmenin tarafları açısından ciddi belirsizliklere yol açtığı, yurt
dışı menşeli malların 4458 sayılı Kanun’a tabi olması ve bunlara ilişkin
işlemlerin Gümrük İdaresince tesis edilmesi gerekirken kuralla bu malların yurt
içinde yakalanması durumunda bulunduranlar ile ithal veya imal edenler arasında
herhangi bir ayrıma gidilmeden ve malın menşei araştırılmadan her hâlükarda
Gelir İdaresince işlem yapılmasına ve yaptırım uygulanmasına imkân tanındığı,
bu itibarla hukuk devleti, hukuki belirlilik ve eşitlik ilkelerine aykırı bir
durumun oluştuğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
8. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, Anayasa’nın 73. maddesi yönünden de incelenmiştir.
9. Kural, 213 sayılı Kanun’un mükerrer
257. maddesinin verdiği yetki uyarınca kullanılma
zorunluluğu getirilen özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine
tabi malların bulundurulduğunun tespit edilmesi hâlinde, her bir tespit için
4760 sayılı Kanun’a ekli (III) sayılı listenin (B) cetvelinde yer alan 2402.20
ve 2402.90.00.00.00 G.T.İ.P. numaralı malların 5.000 adedi aşması durumunda
ithal veya imal eden olmasa bile müteselsilen sorumluluk esası gereğince bu
malları bulunduranlar adına malların tespit tarihindeki emsal
bedeli veya miktarı üzerinden 11 inci maddedeki esaslara göre re’sen özel
tüketim vergisi tarh edileceğini ve bu tarhiyata ayrıca vergi ziyaı cezası
uygulanacağını öngörmekte olup kural “…bulunduranlar…” ibaresi ile
sınırlı olarak incelenmiştir.
10. Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır” hükmüyle verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir. Verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır.
11. Mükellefler konusunda keyfî uygulamalara karşı düşünülen ilk önlem her ne kadar kanunilik ilkesi olsa da malî yükümlülüklerin kanunla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması yalnız başına vergilendirme yetkisinin keyfî kullanılarak adaletsiz sonuçlar doğurmasını engelleyemeyeceğinden kanunilik ilkesi yanında düzenlemelerin idare ve kişiler yönünden duraksamaya yol açmayacak şekilde belirlilik içermesi, öngörülebilir olması ve hukuki güvenlik ilkesine de uygunluğunun sağlanması gerekir.
12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
13. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirliliktir. Hukuki güvenlikle bağlantılı olan hukuki belirlilik ilkesi, bireylerin hukuk kurallarını önceden bilmeleri, tutum ve davranışlarını bu kurallara göre güvenle belirleyebilmeleri anlamını taşımaktadır. Bu nedenle anılan ilke uyarınca yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.
14. Vergilemede belirlilik ilkesi, vergi yükümlülüğünün hem kişiler hem de idare yönünden belli ve kesin olmasını, kanun metinlerinin, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesini gerektirir. Buna göre belirlilik ilkesi, vergi ve diğer kamu alacakları açısından matrah, tarh ve tahsil zamanı ve yöntemi ile verginin tarh ve tahsiline yetkili idare gibi vergi ve benzeri diğer alacakların esaslı unsurlarının önceden belli ve kesin olmasını gerektirmektedir.
15. Anayasa’nın 10. maddesinde de “Herkes, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler
eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla
yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak
yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul
ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine
aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” denilmek suretiyle
kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.
16. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen
kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür.
Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişiler arasında ayrım yapılmasını ve
kişilere ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle aynı durumda bulunan kimi
kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin
ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
17. Türk vergi sistemi, verginin tarh ve tahsiline yetkili idareler ile tabi olduğu usul hükümleri açısından iki ayrı sınıfa ayrılmaktadır. Bunlardan ilki, dâhilde alınan vergiler başlığı altında gelir, harcama ve servet unsurları üzerinden -tarh ve tahsili konusunda mahalli idarelerin yetkilendirildiği vergiler dışında- Gelir İdaresince kovuşturulan ve tarh, tahakkuk ve tahsili 213 sayılı Kanun’da öngörülen hükümlere tabi olan vergi, resim ve harçlardır. İkincisi ise dış ticarete konu eşyanın ithalinde veya ihracında Gümrük İdaresince kovuşturulan ve tarh, tahakkuk ve tahsili 4458 sayılı Kanun’da öngörülen usul hükümlerine tabi olan vergi ve diğer malî yükümlülüklerden oluşmaktadır.
18. İtiraz konusu
kuralda, özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi belirli
miktardaki malın yurt içinde ele geçirilmesi durumunda müteselsil sorumluluk
esasının getirildiği ve ithal veya imal eden olmasa bile bu malları
bulunduranlar adına vergi ziyaı cezalı özel tüketim vergisi tarh edileceği
öngörülmektedir. Müteselsil sorumluluğa ilişkin düzenlemeler getirilirken
eşyanın yurt içinde imal edilmiş olup olmadığı hususunda herhangi bir belirleme
yapılmamış olması karşısında müteselsil sorumluluk açısından bu malların yurt
dışı menşeli olup olmadığının, yani ithalata konu edilip edilmediğinin bir
önemi bulunmamaktadır. Zira kuralda, özel etiketi ve işareti olmayan özel tüketim
vergisine tabi malların, yurt içinde imal edilip edilmediği veya yurt dışından
kaçak olarak yurda getirilip getirilmediği hususunun tespit edilmesi
gerektiğine dair ayrıca bir koşul öngörülmemiştir.
19. Kuralın gerekçesinde de belirtildiği üzere, ithal edilen veya yurt içinde üretilen ürünlerle ilgili olarak kaçakçılıkla mücadelede etkinliği artırmak amacıyla yapılan bandrolsüz ürün tespitlerinde, söz konusu malları bulunduran, üreten veya ithal edenlerin cezalı tarhiyattan müteselsilen sorumlu tutulması öngörülmüştür. Müteselsil sorumluluğun getiriliş amacı, özel etiketi veya işareti olmayan tütün mamullerinin vergilendirilmesinin sağlanması ve böylece vergi kayıp ve kaçağının önlenmesi, vergi kayıp ve kaçağının tespit edilmesi durumunda da verginin tahsilinin sağlanması, bir başka deyişle vergi alacağının güvence altına alınmasıdır.
20. Kural uyarınca yapılacak olan re’sen tarhiyat, eşyanın ithal edilmesi veya imal edenler tarafından teslimi nedeniyle değil 213 sayılı Kanun’un mükerrer 257. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak kullanılma zorunluluğu getirilen özel etiketi veya işareti olmayan ürünlerin bulundurulması nedeniyle gerçekleştirilmektedir. Bir başka deyişle özel tüketim vergisi tarhiyatı yapılabilmesi için bulundurma fiilinin yanı sıra bulundurulan mallarda kullanılma zorunluluğu getirilen özel etiket ve işaretin olmaması gerekmektedir.
21. Esasen müteselsil sorumluluk esası öngören kural, özel tüketim vergisine ilişkin vergilendirme işleminin temel unsurları bakımından Kanun metninin sistematiğinden ayrılan bir düzenleme içermemektedir. Kanun koyucunun kuralı öngörmesinin amacı özel tüketim vergisi açısından yeni bir mükellefiyet türü ya da vergiyi doğuran olay belirlemek değildir.
22. Kural, özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi malları bulunduranlar adına re’sen özel tüketim vergisi tarh edileceğini ve bu tarhiyata ayrıca vergi ziyaı cezası uygulanacağını öngörmekte olup kural ile bu malların ele geçirilmesi durumunda 213 sayılı Kanun uyarınca işlem yapılması usulü benimsenmiştir.
23. 213 sayılı Kanun’un Birinci Kitabının Birinci Kısmının “Vergi Uygulanmasında Yetki” başlıklı Birinci Bölümünde yer alan 4. maddesinde mükellefi tespit etme, vergiyi tarh ve tahakkuk ettirerek tahsil etme konularında yetkili birim vergi dairesi olarak belirlenmiştir. Mükelleflerin vergi uygulaması bakımından hangi vergi dairesine bağlı olduklarının ise vergi kanunları ile belirleneceği düzenlenmiştir. Anılan Kanun’un “Ceza kesme yetkisi:” başlıklı 365. maddesinde de vergi cezalarının olayların ilgili bulunduğu vergi bakımından mükellefin bağlı olduğu vergi dairesi tarafından verileceği belirtilmiştir.
24. Ayrıca kuralda, bandrolsüz ve kaçak olduğu tespit edilen mallar üzerinde yapılan inceleme sonucunda bu malların yurt dışı menşeli olduğunun tespiti durumunda tesis edilecek işlemler konusunda gümrük idaresinin yetkili olduğuna ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır.
25. Bu bağlamda itiraz konusu kuralda, özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi malların ele geçirilmesi durumunda 213 sayılı Kanun uyarınca işlem tesis edileceği, ayrıca verginin re’sen tarh edilmesi ve vergi ziyaı cezası verilmesi hususlarında anılan yetki kuralları çerçevesinde yetkili idarenin Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı vergi daireleri olduğu açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu durumda itiraz konusu kuralda, vergilendirme usulü ve yetkili idare açısından belirsizlik bulunmamaktadır.
26. Öte yandan kural kapsamına giren eşyanın kaçak olarak
yurda sokulmak istenirken yakalanması durumunda 4458 sayılı Kanun hükümlerine
göre ve Gümrük İdaresince işlem tesis edilirken aynı eşyanın yurt içinde ele
geçirilmesi durumunda özel tüketim vergisine ilişkin işlemlerin Gelir
İdaresince ve 213 sayılı Kanun’a göre gerçekleştirilmesinin eşitlik ilkesine
aykırı olduğu ileri sürülmekte ise de kural, kaçakçılıkla mücadelede etkinliği
artırmak amacıyla özel etiketi veya işareti olmayan özel tüketim vergisine tabi
malların yurt içinde ele geçirilmesi durumuna ilişkin olarak müteselsil
sorumluluk esasını öngörmekte olup kural uyarınca yapılacak olan cezalı
tarhiyat, eşyanın ithal edilmesi veya imal edenler tarafından tesliminden değil
kullanılma zorunluluğu getirilen özel etiketi veya işareti olmayan ürünlerin
bulundurulmasından kaynaklanmaktadır. Eşyanın kaçak olarak yurda sokulmak
istenirken yakalanması durumunda ise vergilendirmeyle ilgili olarak gümrük
mevzuatına göre işlem tesis edilmektedir. Nitekim ithali gümrük vergisine tabi
malların ithalinde alınan özel tüketim vergisi, ilgili Gümrük İdaresince hesaplanacak
ve ortaya çıkacak uyuşmazlıklar için ithalat vergilerinin tâbi olduğu usul ve
esaslar uygulanacaktır.
27. Bu itibarla kural kapsamına giren eşyanın kaçak olarak yurda sokulmak istenirken yakalanması ile aynı eşyanın yurt içinde ele geçirilmesi arasında, vergilendirme işleminin temel unsurları açısından bir benzerlik bulunmaması ve her iki durumun farklı mevzuat hükümlerine tabi olması karşısında söz konusu durumlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılması mümkün değildir.
28. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
M. Emin KUZ
Üye Kadir ÖZKAYA Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Recai AKYEL Üye Yusuf Şevki HAKYEMEZ Üye Yıldız SEFERİNOĞLU Üye Selahaddin MENTEŞ
Anayasa Mahkemesi, E. 2019/53, K. 2019/75, 19 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası