KÜNYE
- Mercii
- Anayasa Mahkemesi
- Karar tarihi
- 7 Mart 2024
- Esas Sayısı
- 2023/147
- Karar Sayısı
- 2024/69
- R.G.Tarih-Sayı
- 19/4/2024-32522
- İtiraz yoluna başvuran
- Çorum İnfaz Hâkimliği
- İtirazın konusu
- 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik
Karar Metni
3.423 kelime·17 dk okuma·11 bölüm
Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a 14/7/2023 tarihli ve 7456 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle eklenen geçici 10. maddenin (4) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.
OLAY
Hakkında denetimli serbestlik kararı verilen hükümlünün yükümlülüğe tabi tutulmamasına ilişkin karara karşı şikâyet yoluyla yapılan başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
I. İPTALİ
İSTENEN KANUN HÜKMÜ
Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 10. maddesi şöyledir:
“Geçici Madde 10- (Ek: 14/7/2023-7456/15 md.)
(1) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlüler, izin bitimini takip eden onbeş gün içinde infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara dönmek zorundadır.
(2) 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan ve ilgili mevzuat uyarınca cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına beş yıl ve daha az süre kalan hükümlülerin talebi aranmaksızın, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına infaz hakimi tarafından karar verilebilir.
(3) Yukarıdaki fıkralar uyarınca, izinden dönecek hükümlüler ile hakkında denetimli serbestlik kararı verilecek hükümlülere ilişkin hususlar, Adalet Bakanlığının resmî internet sitesinde duyurulur.
(4) 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilip geçici 9 uncu maddenin beşinci fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunan hükümlüler, koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri 105/A maddesinin beşinci fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirirler.
(5) Geçici 9 uncu maddenin altıncı fıkrası uyarınca açık ceza infaz kurumuna gönderilen hükümlüler, 31/7/2023 tarihi itibarıyla açık ceza infaz kurumuna ayrılmış sayılır.
(6) Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım
Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle
Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen
suçlar hariç olmak üzere, 31/7/2023 tarihi itibarıyla kapalı ceza infaz
kurumlarında bulunan hükümlülerden, toplam hapis cezası on yıldan az ise bir
ayını, on yıl ve daha fazla ise üç ayını bu kurumlarda geçirip ilgili mevzuat
uyarınca açık ceza infaz kurumlarına ayrılmasına üç yıl veya daha az süre
kalanlar, bu şartların oluştuğu tarih itibarıyla açık ceza infaz kurumlarına
ayrılabilir. Bu hükümlüler ile 31/7/2023 tarihinde geçici 9 uncu maddenin
altıncı fıkrası kapsamında açık ceza infaz kurumunda bulunan hükümlüler,
talepleri hâlinde en az üç ay açık ceza infaz kurumunda kalmış olmak şartıyla
ilgili mevzuat uyarınca cezaların denetimli serbestlik tedbiri altında infazı
uygulamasından üç yıl erken yararlandırılır.
(7) Altıncı fıkra hükümleri 31/7/2023 tarihi itibarıyla;
a) Hapis cezasının infazı 16, 16/A ve 17 nci maddeleri kapsamında ertelenmiş olan,
b) Hapis cezasının infazı durdurulmuş olan,
hükümlüler hakkında da uygulanır.
(8) Koşullu salıverilmenin geri alınması nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla cezası aynen infaz edilen veya ikinci defa mükerrir olup 31/7/2023 tarihi itibarıyla bu cezanın infazı için ceza infaz kurumunda bulunan hükümlülerin bu cezalarının infazı bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanmaz. Bu hükümlülerin 31/7/2023 tarihi itibarıyla kesinleşmiş ancak infaz edilmemiş diğer hapis cezaları bakımından altıncı fıkra hükümleri uygulanır.”
II. İLK İNCELEME
1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 13/9/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine Selahaddin MENTEŞ ile İrfan FİDAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA karar verilmiştir.
III. ESASIN İNCELENMESİ
2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Abdullah ATAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A. Anlam ve Kapsam
3. 5275 sayılı Kanun’a 5/4/2012 tarihli ve 6291 sayılı Kanun’la eklenen “Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı” başlıklı 105/A maddesinde hapis cezalarının infazında denetimli serbestlik kurumu düzenlenmiştir. Denetimli serbestlik, içeriğinde kısmi değişiklikler yapılsa da özü itibarıyla aynı anlayış temelinde infaz sistemi içinde önemli bir kurum olarak işlev görmeye devam etmektedir (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 61).
4. Denetimli
serbestlik belirli şartları taşıyan hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını
sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek
ve bu suretle yeniden suç işlenme olasılığını azaltmak amacıyla koşullu
salıverilme tarihinden belirli bir süre önce ceza infaz kurumundan
salıverilmelerini ve koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlülere, kişiye
göre belirlenmiş denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasını öngören bir hukuki
kurumdur (benzer yönde bkz. AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013; E.2014/14,
K.2014/77, 9/4/2014; E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 13; E.2020/44,
K.2020/41, 17/7/2020, § 27; denetimli serbestlik kurumuna ilişkin genel
açıklama için bkz. AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, §§ 61-68).
5. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin (5) numaralı fıkrasına göre denetimli serbestlik tedbiri uygulanan hükümlünün; koşullu salıverilme tarihine kadar kamuya yararlı bir işte ücretsiz olarak çalıştırılması, bir konut veya bölgede denetim ve gözetim altında bulundurulması, belirlenen yer veya bölgelere gitmemesi, belirlenen programlara katılması yükümlülüklerinden bir veya birden fazlasına tabi tutulmasına denetimli serbestlik müdürlüğünce karar verilmekte ve hükümlünün risk ve ihtiyaçları dikkate alınarak yükümlülükleri değiştirilebilmektedir.
6. Anılan Kanun’un geçici 9. maddesinin (5) numaralı
fıkrasında Covid-19 salgın hastalığı sebebiyle, açık ceza infaz kurumunda
bulunanlar ile kapalı ceza infaz kurumunda bulunup da açık ceza infaz kurumuna
ayrılmaya hak kazanan hükümlülerin yanı sıra Kanun’un 105/A maddesi kapsamında
denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına karar verilen
hükümlüler ile 106. madde veya diğer kanunlar uyarınca denetimli serbestlik
tedbirinden yararlanan hükümlülerin 31/5/2020 tarihine kadar izinli sayılacağı
ve salgının devam etmesi hâlinde bu sürenin Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine
Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere on dokuz kez
uzatılabileceği belirtilmiştir. Böylece cezası 105/A
maddesi kapsamında denetimli serbestlik
tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilen hükümlülerin söz konusu süreci izinli
olarak geçirmeleri öngörülmüştür.
7. Adalet Bakanlığınca çeşitli tarihlerde verilen kararlarla açık ceza infaz kurumlarında bulunan veya açık ceza infaz kurumlarına ayrılmaya hak kazanan hükümlüler ile denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezalarının infazına karar verilen yükümlüler hakkındaki izin sürelerinin uzatılmasına karar verilmiş ve bu bağlamda izin süreleri son olarak 31/5/2023 tarihinden itibaren iki ay süreyle uzatılmıştır.
8. Geçici 10. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise 31/7/2023 tarihi itibarıyla geçici 9. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle izinde bulunan hükümlülerin, izin bitimini takip eden on beş gün içinde infaz işlemlerinin devam ettiği kurumlara dönmek zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.
9. İtiraz konusu kural, 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilmekte olan ve geçici 9. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunan hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar kalan sürelerini 105/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirmelerini öngörmektedir.
B. İtirazın Gerekçesi
10. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla denetimli serbestlik yükümlüleri arasında ikili bir uygulamaya neden olunduğu, bu kapsamda hükümlülerin denetimli serbestliğe ayrılma tarihine göre bir ayrıma tabi tutulduğu, bu ayrımın kanun yoluna başvurma hakkını kullanmaları sebebiyle cezası daha sonra kesinleşen hükümlüler yönünden infaz rejiminde aleyhe sonuç doğduğu, Covid-19 salgınının sona ermesi nedeniyle 31/7/2023 tarihinden sonra izinleri sona eren hükümlülerin yükümlülüğe ve denetime tabi olmamalarını gerektiren bir nedenin bulunmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 10. ve 36. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
11. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.
12. Hukuk devletinin temel unsurlarından
biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal
düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve
kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel
olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem
içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup
kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi
hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale
yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir.
Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici
yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, §
25; E.2022/9,
K.2022/80, 21/6/2022, § 11).
13. İtiraz konusu kuralda, hükümlülerin hangi hâlde koşullu salıverilme tarihine kadar olan sürelerini 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirecekleri düzenlenmektedir. Buna göre koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri anılan fıkrada belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirecek olan hükümlüler, cezası 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilen ve geçici 9. maddenin (5) numaralı fıkrası uyarınca 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunanlardır.
14. Dolayısıyla kuralda; koşullu salıverilme tarihine kadar olan denetimli serbestlik sürelerini söz konusu Kanun’un 105/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan geçirecek hükümlüler bakımından aranan şartların herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net ve anlaşılır bir şekilde düzenlendiği anlaşıldığından belirlilik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.
15. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin
hükümleri başta olmak üzere ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve
ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak saptanacak ceza siyasetine göre
belirlenir. Buna göre hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile
infazına ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza politikasına bağlı bir konudur. Suç ve ceza yönünden sınırları
belirtilen bu takdir alanı, ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan
infaz hukuku için de geçerlidir (AYM, 2020/53, 2021/55, 14/7/2021, §§ 186-187; E.2022/9, K.2022/80,
21/6/2022, § 17). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin
yerindeliğinin incelenmesi, anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır
(AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 12).
16. Kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken de hukuk devleti ilkesi gereğince kamu yararını
gerçekleştirmek amacıyla hareket etmesi gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu
yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp
yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde
yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak
Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel,
özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı
düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya sadece belli kişilerin
yararına kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin
olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine
aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere
uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği
kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi
yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 23; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 15).
17. Kanun’un 105/A maddesinde
öngörülen denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması ile hükümlü hakkında verilen cezanın
infazının devam ettiği aşamada cezaların infazında mümkün olduğunca yarı özgürlük,
açık rejimler ya da geçici yerleşmeler gibi yöntemler kullanılarak alternatif
bir infaz rejimi oluşturmak suretiyle hükümlülerin yeniden suç işleme risklerinin
azaltılması, sosyal hayata hazırlanmalarına imkân sağlanması, tahliye
şartlarına uyumun gerçekleştirilmesi, toplumsal kurallara uyma becerilerinin
geliştirilmesi, toplumun hükümlüye olumsuz bakışının azaltılması ve ailesiyle
görüşmesinin sağlanması amaçlanmaktadır (AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 17; E.2020/53,
K.2021/55, 14/7/2021, § 145).
18. Kuralla,
Covid-19 salgın hastalığı sebebiyle izinli
sayılan ve 31/7/2023 tarihi itibarıyla hâlihazırda izinli bulunan anılan 105/A
maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasının infazına
karar verilen hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan kalan
sürelerini de 105/A maddesinin (5) numaralı fıkrasında belirtilen yükümlülüklere tabi olmadan
geçirmeleri suretiyle 31/7/2023 tarihi
itibarıyla hem denetimli serbestlik müdürlüklerinde oluşacak yoğunlukların
önlenmesinin hem de hükümlülerin mevcut hukuki durumlarının devam ettirilerek
denetimli serbestlik kurumunun genel amacına uygun olarak dış dünyaya ve
toplumsal hayata uyum sağlamalarının kolaylaştırılmasının hedeflendiği
anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın kamu yararı dışında bir amacı
gerçekleştirmeye yönelik olduğu söylenemez.
19. Öte yandan almış olduğu cezanın tamamı ceza infaz
kurumlarında yerine getirilmeden hakkında denetimli serbestlik tedbiri
uygulanarak denetim ve gözetim altına alınan hükümlünün bu süreçte belirli
yükümlülüklere tabi tutulması mümkündür. Bununla birlikte kanun koyucuyu
denetimli serbestlik kurumunun düzenlenmesi bağlamında denetim süresinde
hükümlü hakkında yükümlülük uygulanmasını öngörmeye zorlayacak anayasal bir
neden bulunmamaktadır. Dolayısıyla denetimli serbestlik kurumunu düzenlerken
infaz koşullarını belirlemek, hakkında denetimli serbestlik kararı verilen
hükümlünün belirli yükümlülüklere tabi tutulup tutulmayacağına karar vermek ile
bu yükümlülüklerin ve yükümlülüklere tabi tutulacak hükümlülerin kapsamını
belirlemek de kanun koyucunun takdirindedir. Bu durumda cezası Kanun’un 105/A
maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz
edilen hükümlülerden 31/7/2023 tarihi itibarıyla
izinde bulunanlar bakımından farklı bir infaz rejimi belirlenmesi kanun
koyucunun takdir yetkisi kapsamında olup kuralda hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan
bir yön bulunmamaktadır.
20. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.
Engin YILDIRIM, Selahaddin MENTEŞ ve Basri BAĞCI bu görüşe katılmamışlardır.
Kuralın Anayasa’nın 10. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 2. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
Kuralın Anayasa’nın 36. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
M. Emin KUZ
Üye
Rıdvan GÜLEÇ
Üye
Recai AKYEL
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Üye
Yıldız SEFERİNOĞLU
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
Üye
İrfan FİDAN
Üye
Kenan YAŞAR
Üye
Muhterem İNCE
Üye
Yılmaz AKÇİL
KARŞI OY GEREKÇESİ
Çorum İnfaz Hakimliği tarafından bakmakta olduğu davada 14/07/2023 tarih 7456 sayılı Kanun’un 15.maddesiyle eklenen geçici 10 maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptali ileri sürülmüştür. Davanın yapılan ilk incelemesinde sayın çoğunluk esasın görüşülmesine karar vermiştir. Yapılan başvuru açıkça dayanaktan yoksun olması gerekçesiyle reddini düşündüğümden sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.
İtiraz Konusu kural 5275 sayılı kanunun 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilen ve aynı kanunun geçici 9. Maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca Covid-19 salgını nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibari ile izinde bulunan hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri yükümlülüğe tabi olmadan geçirmelerini öngörmektedir.
Çorum İnfaz Hakimliğinin Anayasa Mahkemesine getirdiği
dava konusu hükümden mahkemenin kuralı inceleyip iptal etmesi halinde dahi
yararlanamayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki Çorum İnfaz Hakimliğinin esasen
iptal gerekçesi hükümlünün aleyhine olan bir durumu düzeltilmesi ya da
hükümlüye sirayet edecek bir gerekçeye dayanmamaktadır. İnfaz Hakimliği temel
gerekçe olarak bir dönem tedbir uygulanmadan denetimden yararlanılan
hükümlülerin denetimsiz yükümlülüksüz olarak toplum içerisine bırakılmalarını
toplumun suça karşı korunması amacına aykırı olması hukuk devleti ilkesine de
aykırılık oluşturacağı gerekçesiyle iptalini istemiştir. Hükmün iptali halinde
bakmakta olduğu somut olayda uygulamak istememektedir.
Somut olay incelendiğinde hükümlüğünün 31/07/2023 tarihinden sonra denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulduğu göz önüne alındığında dava konusu kuralda yer alan imkândan yararlanması mümkün değildir. Mahkemenin başvuru kararındaki Anayasaya aykırılık gerekçeleri davacının bu imkândan faydalandırılmamasının Anayasaya aykırılığı üzerine kurulmamıştır. Yasa kapsamındaki bütün hükümlülerin denetimli serbestlik süresince ek yükümlülüklerinin kaldırılmasının Anayasaya aykırılığı üzerine temellendirilmiştir.
Yukarıda izah edildiği üzere itiraz başvurusunda ileri sürülen gerekçenin itiraz konusu kuralla uyuşmadığı ilk bakışta anlaşılmaktadır. Ceza Hukukunun temel ilkelerinden biri de lehe yasa uygulamasıdır. Mahkemenin iptal gerekçesi bakılmakta olan davada uygulanacak kural olsa dahi iptali halinde hükümlünün lehine sonuç doğurmayacaktır. Hakim madde hükmü iptal edilse dahi lehe olan yasayı uygulamak zorundadır. Her iki hal nedeniyle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmalıdır.
14/07/2023 tarih 7456 sayılı Kanun’un 15.maddesiyle eklenen geçici 10 maddesinin (4) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Anayasa mahkemesinin kuruluş ve yargılama usulleri hakkındaki kanunun 40. Maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince açık bir şekilde dayanaktan yoksun olması nedeniyle ilk inceleme aşamasında reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Üye
Engin YILDIRIM
Üye
Selahaddin MENTEŞ
Üye
Basri BAĞCI
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvuran Mahkeme, hakkında denetimli serbestlik kararı verilen hükümlünün yükümlülüğe tabi tutulmamasına ilişkin karara karşı şikâyet yoluyla yapılan başvuruda 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un geçici 10. maddenin (4) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürerek iptalini talep etmiştir.
Çoğunluk, 13/9/2023 tarihli ilk inceleme kararında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar vermiştir. Aşağıda açıklayacağım gerekçelerle çoğunluğun bu görüşüne katılmıyorum.
30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Anayasaya
aykırılığın mahkemelerce ileri sürülmesi” başlıklı 40. maddesinde Anayasa
Mahkemesine itiraz yoluyla yapılacak başvurularda izlenecek yöntem
belirtilmiştir. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında, bir davaya
bakmakta olan mahkemenin bu davada uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı
kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi hâlinde veya taraflardan
birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması
durumunda bu fıkrada sayılan belgeleri dizi listesine bağlayarak Anayasa
Mahkemesine göndereceği kurala bağlanmıştır. Maddenin (4) numaralı fıkrasında
ise açıkça dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının
Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle
reddedileceği hükme bağlanmıştır.
İtiraz konusu kuralda, 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi kapsamında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle cezası infaz edilen ve aynı Kanun’un geçici 9. maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca Covid-19 salgın hastalığı nedeniyle 31/7/2023 tarihi itibarıyla izinde bulunan hükümlülerin koşullu salıverilme tarihine kadar olan süreleri yükümlülüğe tâbi olmadan geçirmeleri düzenlenmektedir.
Bakılmakta olan davada hükümlü hakkındaki denetimli serbestlik kararı 31/7/2023 tarihinden sonra (1/8/2023) tarihinde verilmiştir. Anılan kararda hükümlünün koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının 1/8/2023 tarihinden itibaren denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazı yönünde hüküm kurulmuştur.
Olayda hükümlünün 31/7/2023 tarihinden sonra denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulduğu düşünüldüğünde dava konusu kuralda yer alan imkândan yararlanması mümkün değildir. Bununla birlikte, bir olayın iptali istenen kuralın kapsamına girmemesinden hareketle söz konusu kuralın olayda uygulanacak kural olmadığı sonucuna varılması her zaman doğru olmayabilir. Kuralın eksik düzenlendiği iddialarının bulunduğu durumlarda söz konusu kuralın uygulanacak kural olarak kabul edilmesi -somut olayın koşulları çerçevesinde- mümkün görülebilir. Ancak bunun için mahkemece eksik düzenlemenin varlığının temellendirilmesi ve bunun anayasal dayanakları konusunda Anayasa Mahkemesinin ikna edilmesi zorunludur.
Başvuran Mahkemenin başvuru kararındaki Anayasa’ya
aykırılık gerekçeleri incelendiğinde kuraldaki düzenlemenin eksik olduğu ve
davacıyı da kapsaması gerektiği yönünde bir iddiasının bulunmadığı, aksine bu
imkânın hiç kimseye tanınmaması gerektiği görüşünü savunduğu görülmektedir.
Diğer bir ifadeyle başvuran Mahkeme, Anayasa’ya aykırılık gerekçelerini
davacının bu imkândan yararlandırılmamasının Anayasa’ya aykırılığı üzerine
değil, denetimli serbestlik sürecinde ek yükümlülüklerin kaldırılmasının
Anayasa’ya aykırılığı üzerine temellendirilmiştir. Mahkeme 31/7/2023 tarihinden
önce denetimli serbestlik tedbirine tâbi tutulanların ek yükümlülüklerden
kurtarılmasının eşitlik ilkesine ve hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu
ileri sürmektedir. Bu gerekçenin eksik düzenleme iddiasını içermediği açıktır.
Öte yandan başvuruya dayanak dosya bakımından hükümlünün bu imkândan zaten yararlanamadığı gözetildiğinde Mahkemenin başvuru kararında belirttiği Anayasa’ya aykırılık gerekçelerinin (bu imkânın hiç kimseye tanınmaması gerektiği yönündeki gerekçenin) bu başvuruda tartışılması imkânsızdır. Dolayısıyla itiraz başvurusunda ileri sürülen gerekçenin itiraz konusu kuralla uyuşmadığı ilk bakışta anlaşıldığından başvurunun açık bir şekilde dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan gerekçelerle itiraz başvurusunun açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle esas incelemesine geçilmeksizin reddi gerektiğini düşündüğümden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmamaktayım.
Üye Selahaddin MENTEŞ Üye İrfan FİDAN
Anayasa Mahkemesi, E. 2023/147, K. 2024/69, 7 Mart 2024 tarihli karar · Kaynak: AYM Norm Denetimi Kararlar Bilgi Bankası