KÜNYE
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 2021/2951 E., 2024/396 K.·T.C. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu
- Daire
- İdare Dava Daireleri Kurulu
- Karar tarihi
- 28 Şubat 2024
- Esas No
- 2021/2951
- Karar No
- 2024/396
- Temyiz eden (davacılar)
- 1- …
Karar Metni
9.454 kelime·47 dk okuma·7 bölüm
2- … … 7- … 8- ... VEKİLİ: Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI): … Bakanlığı
VEKİLİ
Huk. Müş. …
İSTEMİN KONUSU
Danıştay Altıncı Dairesinin 28/04/2021 tarih ve E:2016/13803, K:2021/6215 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.
YARGILAMA SÜRECİ
Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 17/08/2016 tarihinde onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı Revizyonunun iptali istenilmiştir.
Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 28/04/2021 tarih ve E:2016/13803, K:2021/6215 sayılı kararıyla;
1.Yeşil Yol projesi yönünden;
Dairelerinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararında, "Yeşil Yol" projesinin; "...plan kararlarının yeterince ayrıntılı ve somut nitelikte olması gerektiği açık olup, uyuşmazlık konusu plan uygulama hükümlerinin bölgesel hedefler kapsamında ve Plan Açıklama Raporu'nun 4.1.1.4.1. maddesinde öngörülen entegrasyon ifadesinin belirsizlik taşıyan bir kavram olduğu ve dava konusu plan hükümlerinde de söz konusu entegrasyonun niteliğini, amacını, temel ilke ve hedeflerini ortaya koyan düzenlemelere de yer verilmediği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle iptaline karar verildiği,
Anılan karar sonrasında; dava konusu planın Plan Açıklama Raporunun Turizm Alanlarıyla ilgili 4.1.1.3 sayılı maddesinde, “Türkiye Turizm Stratejisi (2023) ve Türkiye Turizm Stratejisi Eylem Planı’nın planlama bölgesi için aldığı veya bölgeyi ilgilendiren çerçeve kararlar kapsamında Orta Karadeniz'de Samsun ilinden Hopa'ya kadar uzanan koridor Yayla Koridoru (...tik turizm gelişim koridoru) olarak belirlenmiştir.
Bu koridor yayla ve doğa turizminde öne çıkan merkezleri barındırmaktadır. Doğa ve kültür turizmi, Karadeniz Bölgesi'nin en önemli turizm faaliyeti ve potansiyelidir. Bu nedenle, Karadeniz Bölgesi'nde yayla, kıyı, kültür ve sağlık turizmi ana ...ları çerçevesinde yeni bir turizm gelişim senaryosuna yönelik uygulamalar yapılacaktır.
Ayrıca bölgede yer alan yaylaların diğer turizm türleri ile bütünleştirilmesiyle bölge ulusal ve uluslararası ölçekte doğa turizmi temelinde yayla koridoru varış noktası olarak öne çıkarılacaktır.
Doğu Karadeniz Turizm Master Planının (DOKAP) kapsadığı alan Artvin, Bayburt, Giresun, Gümüşhane, Ordu, Rize, Samsun, Trabzon illerinin tamamıdır. Ancak aşağıda detayları verilen yeşil yol projesi güzergâhında bölgedeki tüm yaylalar yer almamakla birlikte, bu iller içerisinde yer alan tüm tarihi, kültürel, turistik ve doğal değerler planlama alanının konusudur. Buradan hareketle bölgede bulunan tüm yaylalar planlama alanı kapsamına girmektedir.” şeklinde açıklama getirildiği, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150 sayılı dosyasında verilen iptal kararı doğrultusunda belirsizlik taşıyan bir kavram olan entegrasyonun (koridor) niteliğinin, amacının ve hedeflerinin ortaya konulduğu,
Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.1 Karayolu" başlığı altında da, "DOKAP kapsamında mevcut yol üzerinde yapılan iyileştirme çalışmaları dışında yeni açılacak güzergahlarda ekolojik zenginliğe zarar verecek faaliyetlerden azami oranda kaçınılması gerekmektedir." şeklinde düzenlenme getirildiği,
Ayrıca Plan Açıklama Raporuna, yaylaların güzergâhlarının, yayla isimlerinin ve yol kademelenmesini gösteren Doğu Karadeniz Turizm Master Planı 1. Öncelikli Yol Güzergâhı Etaplama Haritası'nın eklendiği,
Yerinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda hazırlanan bilirkişi raporunda, anılan projeye ilişkin olarak eleştiriler getirildiği, ancak açık bir hukuka aykırılık nedeni saptanmadığı,
Anılan projenin, Karadeniz bölgesinin turizm ve yayla turizmi potansiyelinin artırılmasına yönelik makro ölçekte olduğu, Karadeniz bölgesinde bulunan yaylalara ulaşım sorunlarının varlığı dikkate alındığında, çevre sorunlarına yol açmadan bir yayladan diğer yaylaya ulaşım imkanının getirilmesinin olumlu bir yaklaşım olduğu, kaldı ki yaylar arasında zaten hali hazırda bazı yolların var olduğu, bu yolların iyileştirilerek birbirleriyle bağlantı kurulmasının amaçlandığı,
Ayrıca, ulaşım projesinden ibaret olan bu planlamanın yaylarda yapılaşmalara neden olacağını söylemenin bu plan ölçeğinde mümkün olmadığı, plan açıklama raporu ve plan hükümlerinde çevresel etkiler açısından gerekli özenin gösterileceğinin belirtildiği,
Bu itibarla, bu kısım yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı,
2.Rize ili Ardeşen ilçesinde öngörülen 'Organize Sanayi Bölgesi (OSB)' kullanımı yönünden;
Dairelerinin E:2011/9150 sayılı dosyasında verilen karar sonrasında, OSB yer seçim kararınının plan kapsamından çıkarıldığı, ilgili plan belgelerinde de gerekli düzeltmelerin yapıldığı, bu itibarla bu hususa ilişkin olarak hukuka aykırılık bulunmadığı,
3.Plan Hükümlerinin "6.2. Tarım Alanları" bölümünün 6.4.4 sayılı maddesi ile "6.9. Yayla ve Meralar" başlıklı bölümün 6.9.2 sayılı maddesi yönünden;
6.4.4. sayılı maddede; "Planda tarım arazisi olarak gösterilmiş alanlarda mera tescilli alanlar bulunması durumunda 6.11 maddesi hükümleri doğrultusunda uygulama yapılır. Mera olarak gösterilmiş alanlarda tarım arazisi bulunması durumunda da tarım alanlarına ilişkin hükümler uygulanır.",
6.9.2. sayılı maddede; "Planda mera olarak gösterilmiş alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu olan alanlar olması durumunda 6.7 no.lu tarım alanlarına ilişkin hükümler uyarınca uygulama yapılabilir. Planda tarım alanları içerisinde kaldığı halde mera olduğu tespit edilen alanlar bulunması durumunda ise 6.7.1 no’lu hüküm doğrultusunda uygulama yapılacaktır." hükümlerine yer verildiği,
Sözü edilen maddeler ile, planda mera olarak gösterilmiş olmakla birlikte, bu alanlarda Mera Kanunu dışında ve özel mülkiyete konu alanlar olması durumunda tarım alanlarına ilişkin hükmün uygulanacak olması, planda tarım alanları içerisinde kaldığı halde mera olduğu tespit edilen alanlar bulunması durumunda meraların Mera Kanunu'nda belirlenen kurallara aykırı kullanılmayacağı, yetkili idarelerler tarafından bu Kanun uyarınca yapılacak işlemlerin plan hükmü olarak ayrıca yazılmasına gerek olmadığı, plan uygulama hükümlerinin yeterli korumayı sağladığı,
4.Plan Hükümlerinin "6.7 Orman Alanları" bölümünün 6.7.2 sayılı maddesi yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak ilgili mevzuat gereği kadastro çalışmaları tamamlanmadan uygulama yapılamayacağından, davacıların plana hüküm eklenmesi iddiasının yerinde görülmediği,
5.Fırtına Deresi/Vadisinin 'Kentsel Yerleşim Alanı' olarak gösterilmesi yönünden;
Bilirkişi raporunda da vurgulandığı üzere, 2017 tarihli plan revizyonunda kentsel yerleşme alanının hemen hemen mevcut yerleşik alanlara karşılık gelecek şekilde küçültüldüğü ve davacıların itirazlarının karşılandığı anlaşıldığından, bu hususa ilişkin olarak mevzuata aykırılık bulunmadığı,
6."Kış Sporu ve Kayak Merkezi' kullanımı yönünden;
Rize ili, Çamlıhemşin ilçesi, Hazindak Bölgesinde kış turizmine yönelik sportif faaliyetlerin yapılmasına olanak verecek şekilde 2013 yılında 1/100.000 Ölçekli Ordu, Trabzon, Rize, Giresun, Gümüşhane, Artvin Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı tadilatı yapılarak, çevre düzeni planı hükümlerinin 6.12 sayılı "Turizm Alanları" başlığı altına "Kış Sporları Alanları (Kış Sporu ve Kayak Merkezi)"ne ilişkin 6.12.7 sayılı plan hükmü eklendiği, ayrıca 5.8 sayılı plan hükmüne "teleferik telesiyej- vb. mekanik düzenlemeler, açık spor alanları" ifadesi ilave edilerek ve lejant paftası bu şekilde düzenlenerek, G-46 sayılı plan paftasına kayak merkezi gösterimi işlenildiği,
Anılan çevre düzeni planı tadilatının iptali istemiyle açılan davada, Dairelerinin 09/03/2015 tarih ve E:2013/7744 sayılı kararıyla, "Kaçkar Dağları gibi özellikli ve korunması gereken bir alanda yeterli inceleme ve araştırma yapılıp, gerekli plan hükümleri düzenlenerek ve alanın tanımlanması gerekirken alt ölçekli planları yönlendirecek herhangi bir karar içermeden kış sporları alanı gösterimi getirilip, plan notları ile ulaşıma yönelik tesisler ve günübirlik ve/veya konaklama tesisleri planlanmasında şehircilik ilkelerine,
planlama esaslarına ve kamu yararına uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle yürütmenin durdurulması isteminin kabulüne karar verildiği, söz konusu karara yapılan itirazın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 15/10/2015 tarih ve YD İtiraz No:2015/1025 sayılı kararıyla reddedildiği, sonrasında Dairelerinin 29/05/2017 tarih ve E:2013/7744 K:2017/4141 sayılı kararı ile iptaline karar verildiği, anılan kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/12/2019 tarih ve E:2018/1421, K:2019/6617 sayılı kararı ile onandığı,
Davalı idarece anılan yargı kararının gereğinin yerine getirilmesi amacıyla, kış spor alanları ve kayak merkezi gösteriminden vazgeçilerek, plan üzerindeki buna ilişkin sembol ile ilgili plan lejantının kaldırıldığı ancak "Kış Sporu ve Kayak Merkezi"ne ilişkin plan hükmünün korunduğu,
Davacılar tarafından, dava konusu çevre düzeni planında "Kış Sporu ve Kayak Merkezi" plan hükmü yer almasına karşın, kayak merkezi lejantı ile ilgili paftada buna yönelik gösterime yer verilmemesine itiraz edilmiş ise de, yukarıda yer verilen yargı kararının gerekçesi doğrultusunda tesis edildiği anlaşılan dava konusu çevre düzeni planının bu kısmında hukuka aykırılık bulunmadığı,
7.Plan paftalarında, "turizm tesis alanı, günü birlik turizm alanı, mesire alanları gibi turizm ve rekreatif amaçlı kullanımların" gösterilmemiş olması yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin Dairelerince de benimsendiği ve davacılar tarafından ileri sürülen itirazların planı kusurlandırır nitelikte görülmediği, öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
8.Korunması gereken alanlara ilişkin eksiklikler yönünden;
Davalı idarenin savunmasında vurgulandığı üzere, dava konusu planın 6.12.1 sayılı plan hükmünde “Sulak alan niteliği ilgili kurumca tespit edilmiş olan bu alanların doğal karakterlerinin korunması esastır. Bu Alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği Hükümlerine göre uygulama yapılır.”, 6.12.2 sayılı plan hükmünde “Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü 'nün uygun görüşünün alınması zorunludur. Bu alanlarda kirlenme ve bozulmaya yol açacak müdahalelerde bulunulamaz” şeklinde ifadelerin yer aldığı, anılan maddelerin gerekli korumayı sağlayacağı, bu hususa ilişkin olarak mevzuata aykırılık görülmediği,
9.Tarım, mera ve yayla alanlarının gösterimlerinde eksiklik olduğu yönünden;
Bu hususa ilişkin olarak bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin Dairelerince de benimsendiği, davacı tarafından ileri sürülen itirazların planı kusurlandırır nitelikte görülmediği, öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
10.Plan Hükümlerinin "Çay Üretimi" ile ilgili kısmı yönünden;
Davalı idarenin savunmasında da vurgulandığı üzere, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150 sayılı dosyasında, anılan hususa ilişkin olarak davanın reddine karar verildiği, anılan karar sonrasında planda, çay tarımının orman alanları aleyhine genişlemesi ve belirli bölgelerde heyelan riskini arttırması ile ilgili itirazlarına sebep olacak herhangi bir değişiklik yapılmadığı, itiraz konu hedef maddesinin dava konusu işlemin onay tarihinde eklenen veya değiştirilen ifadeler olmadığı, bu doğrultuda yeni bir idari işlem yapılmadığı,
tarım alanlarının orman alanlarına doğru genişlemesinin söz konusu olmadığı gibi erezyona ilişkin önlemlerin planda belirlendiği, ilgili mevzuat uyarınca da orman alanların korunduğu sonucuna ulaşıldığından, bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin hukuka aykırılık nedeni olarak görülmediği,
Öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği, 11.Plan Hükümlerini 6.3.2.17 sayılı bölümünde düzenlenen "beton santralleri" yönünden;
6.3.2.17 sayılı maddede. "Planlama alanında yer alacak beton santrallerinin öncelikle planda belirlenmiş olan sanayi alanlarına yönlendirilmesi esastır.
Ancak ihtiyaç olması halinde beton santrallerine ilişkin yer seçimi; söz konusu alanların kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının içinde ya da bu alanlara bitişik olmaması, su kaynakları koruma kuşakları içerisinde ve herhangi bir koruma statüsü bulunan bir alanda yer almaması, tarımsal arazi vasfının düşük olması ile bölgede yer alacak tesislerin birbirine bitişik konumda olması esasları dikkate alınarak, ilgili valilik ve/veya il belediyesi koordinatörlüğünde kurulacak olan, bilim, sanayi ve teknoloji bakanlığı il müdürlüğü ve diğer ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı komisyonca belirlenebilir.
Belirlenen alanlara ilişkin imar planları işyeri açma ve çalışma ruhsatlarına ilişkin yönetmelik kapsamında ve ilgili diğer mevzuat uyarınca onaylanacaktır. Yer seçimi yapılan bu alanların imar planları, bu planda değişiklik yapılmaksızın ilgili idaresince onaylanır." hükmüne yer verildiği,
Anılan maddede, yer seçiminin ilgili valilik ve/veya il belediyesi koordinatörlüğünde kurulacak olan, bilim, sanayi ve teknoloji bakanlığı il müdürlüğü ve diğer ilgili kurum ve kuruluş temsilcilerinin yer aldığı komisyonca belirlenebileceği, öte yandan yer seçiminde söz konusu alanların kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının içinde ya da bu alanlara bitişik olmaması, su kaynakları koruma kuşakları içerisinde ve herhangi bir koruma statüsü bulunan bir alanda yer almaması, tarımsal arazi vasfının düşük olması ile bölgede yer alacak tesislerin birbirine bitişik konumda olması kiriterlerinin dikkate alınacağı anlaşıldığından anılan düzenlemede mevzuata aykırılık bulunmadığı,
Öte yandan davacılar tarafından dava konusu planın tümüne ve plan notlarına yönelik olarak da itirazlar ileri sürülmüş ise de, dava konusu işlemin bir çok ili ve bir çok hususu kapsaması nedeniyle, incelemenin davacıların yerleşim yeri ile sınırlı olarak yapıldığı, bu başlıktaki iddianın ise planın 1/100.000 ölçekte çevre düzeni planı olması ve davacıların bu planla ilişkisinin semt sakinin sıfatıyla sınırlı bulunması nedeniyle bu konudaki itirazların bu sebeple de yerinde görülmediği,
12.Plan kapsamındaki "havaalanı" kullanımları yönünden;
Davacılar tarafından, dava konusu çevre düzeni planının F-45 sayılı pafta gösteriminde, Rize, ili Pazar ilçesinde havaalanı kararı bulunmasına karşın, Plan Açıklama Raporunun "4.1.1.4.3 Havayolu" bölümünde, bu alana çok yakın bir konumda olan Rize, Ardeşen, Hamidiye-Sahilköy arasında da havaalanı gösterimine yer verilmesine itiraz edildiği,
Her ne kadar, dava konusu planın F-45 sayılı paftasında, Pazar'da havaalanı gösterimi yer almasına karşın, plan açıklama raporunun 115. sayfasında yer alan gösterimde Rize, Ardeşen'de de havaalanı öngörüsü bulunmakta ise de, davalı idare tarafından, ilgili kurumun havaalanı yatırımı konusunda yer değişikliği yaptığı bilgisinin edinilmesi üzerine, dava konusu plan ile havaalanı yer seçiminin Pazar ilçesi kıyı kesimine kaydırıldığının belirtilmesi karşısında, bu bölgedeki havaalanı kararının sadece Rize, Pazar'da öngörüldüğünün kabulü gerektiği,
Nitekim davalı idarece, dava dilekçesinde bahsi geçen plan açıklama raporunun 115. sayfasında yer alan gösterimin ve 4.1.1.4.3 sayılı "Havayolu" başlığı altında yer alan açıklamaların maddi bir hata olduğu ve ilk plan revizyonunda düzeltileceği belirtildiğinden, havaalanı yer seçimi konusundaki yukarıda belirtilen hususun, tek başına planı kusurlandırır nitelikte görülmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI
Davacılar tarafından, temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği (temyiz dilekçesi içeriğinde, çay üretimi ile ilgili husus ile Ardeşen'de belirlenen OSB alanı kullanıma ilişkin hususun temyiz edilmediği görülmektedir.) ileri sürülmektedir.
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI
Davalı idare tarafından, Danıştay Altıncı Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadır.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ: Davacılar tarafından, Plan Açıklama Raporunda Rize ili Çamlıhemşin'de öngörülen kentsel yerleşim alanı kullanımının, planın G-46 sayılı paftasında yer almadığından plan paftaları ile plan notları arasında uyumsuzluk olduğu belirtilmesine karşın, anılan kullanımın planın F-45 ve F-46 paftalarına tekabül ettiği ve belirtilen paftalarda gösterildiği anlaşıldığından, bu açıdan anılan kısım yönünden planlama tekniğine aykırılık görülmemiştir.
Diğer yandan, planda korunan ve sulak alanlara yer verilmemesi, kış sporu ve kayak merkezine ilişkin plan hükmü, turizm tesis alanı, günübirlik turizm alanı, mesire alanları gibi kullanımlara plan paftalarında yer verilmemesi ve havaalanına ilişkin hususlar yönünden dava konusu planda şehircilik ilkeleri ve planlama esaslarına uyarlık bulunmadığı, dava konusu edilen Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesi yönünden ise kararda herhangi bir değerlendirme yapılmadığı anlaşıldığından, bu kısımlar yönünden temyize konu kararın bozulmasının, diğer kısımlar yönünden ise temyiz istemlerinin reddi ile Daire kararının onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü:
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesi yönünden; Dava dilekçesinde, orman kadastro sınırlarına ilişkin plan hükmü ile beraber Plan Hükümlerinin 6.7.4 sayılı maddesinin de iptali istenilmesine karşın, Daire kararında dava konusu edilen madde yönünden herhangi bir gerekçeye yer verilmediği görülmektedir.
Dosyanın ve davaya konu edilen planın Plan Hükümlerinin son halinin incelenmesinden, 6.7.4 sayılı plan hükmünün artık plan hükümleri arasında yer almadığı, ancak davacılar tarafından iptali istenilen "Orman Kanunu’nun 2.maddesinin (b) fıkrasına konu alanlarda yer alan yerleşim alanı niteliğinde olan alanlar hukuki durumda olabilecek değişikliklerin sonucuna göre, Orman Genel Müdürlüğü ve Milli Emlak Genel Müdürlüğü görüşleri alınarak, bu planın nüfus kabulleri, ilke ve kararları doğrultusunda incelenerek, bu alanlarda mahkeme kararları sonucu doğacak haklar saklı kalmak kaydıyla alt ölçekli planlarda değerlendirilebilir.
Tarımsal nitelik kazanmış olan kısımlarda ise bu planın ilgili hükümleri uyarınca işlem yapılır." şeklinde plan hükmünün 6.6.4 sayılı maddede varlığını koruduğu görülmektedir.
Plan hükümlerinin 4.2.29 sayılı maddesinde 2B Alanları, 1981 yılı öncesinde orman vasfını kaybetmiş 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 2. maddesinin (b) fıkrasına göre Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılmış alanlar olarak tanımlanmıştır.
Davacılar tarafından, 6.7.4 (yeni 6.6.4) sayılı plan hükmünün, orman alanlarının işgaline yol açacağı, ayrıca bir orman alanının tarımsal nitelik kazanmasının, o alanın tarım alanı olduğu anlamına gelmeyeceğini iddia edilmektedir.
Dava konusu Çevre Düzeni Planında, Orman Kanunu'nun 2/b maddesi ile ilgili özel bir düzenleme getirilmediği, bu alanlar açısından Orman Genel Müdürlüğünün ve Milli Emlak Genel Müdürlüğünün görüşleri doğrultusunda, alt ölçekli planlarda değerlendirme yapılacağı, diğer taraftan, planın 6.6.5. sayılı plan hükmünde bu planda orman alanı içinde gösterilmiş olsun ya da olmasın 2-B alanlarında 1981 yılından önce yapılaşarak yerleşim alanı niteliği kazanmış alanlarda, mevzuatta herhangi bir değişiklik gerçekleşmeden, alt ölçekli planlarla yapılaşma kararı getirilmeyeceği hükmü ile açıklama yapıldığı görüldüğünden, uyuşmazlığa konu edilen madde yönünden davacıların iddialarına itibar edilmemiştir.
Diğer yandan, anılan 6.7.4 sayılı plan notunun, 6.9.4 sayılı plan notu olarak 2011 yılında onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında da yer aldığı ve bu plan notunun iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın bu kısmının Kurulumuzun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile onandığı görülmektedir.
Bu itibarla, dava konusu plan hükmü yönünden davacıların temyiz istemlerinin, yukarıda belirtilen gerekçe ile reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
"Kentsel yerleşim alanı" kullanımı yönünden;
Davacılar tarafından, Fırtına Deresi/Vadisinde belirlenen kentsel yerleşim alanı kullanımının iptali istenilmekle birlikte, plan kapsamında "kentsel gelişme" ve "kentsel yerleşik" alan kavramlarının ayrıştırılmadığı, plan paftaları ve lejantta anılan gösterimlere yer verilmemesinin planlama tekniklerine uygun olmadığı da ileri sürülmektedir.
Plan Hükümlerinin incelenmesinden. "6. Özel Hükümler" başlıklı kısmının "6.1 Kentsel yerleşme alanları" başlıklı maddesinin 6.1.1 sayılı alt bendinde. "Planlama alanının topoğrafyasına bağlı olarak yerleşik dokunun dağınık bir yapıya sahip olması nedeniyle kentsel alanlar, kentsel yerleşik alan ve kentsel gelişme alanlarını kapsayacak şekilde kentsel yerleşme alanları olarak gösterilmiştir.
Bu doğrultuda kentsel yerleşme alanları sınırları şematik olup alt ölçekli planlarda bu alanların tamamının yerleşime açılacağı anlamı çıkarılamaz. Bu alanlara ilişkin kesin sınırlar, bu planda belirtilen nüfus kabulleri doğal, yapay ve yasal eşikler dikkate alınarak alt ölçekli planlarda belirlenecektir.
Yerleşme alanı sınırları içerisinde bulunması muhtemel korunacak alanlar (verimli tarım alanları, orman alanları, içme ve kullanma suyu kaynakları, jeolojik sakıncalı alanlar, taşkın alanları, koruma alanları vb.) ilgili kurum ve kuruluş görüşleri de dikkate alınarak alt ölçekli planlarda dikkate alınacaktır." hükmüne yer verildiği anlaşılmaktadır.
Anılan plan notunda da belirtildiği üzere, Doğu Karadeniz Bölgesi'nin topoğrafik yapısından kaynaklanan yerleşmeye uygun alanların kısıtlı oluşu ve kentlerin çeperlerinde tarımsal araziler üzerinde konut inşa edildiği için yerleşmelerin oldukça yaygın görünüme sahip olması nedeniyle, yerleşmede yerleşik alan sınırının tam olarak belirlenmesinin olanaklı olmadığı, dava konusu planda bölgenin bu yerleşme özelliği dikkate alınarak yerleşmelerin mevcut alanları ile gelişme alanlarının sınırlarının farklılaştırılmadığının anlaşıldığı,
gelişme alanlarının ise alt ölçekli planlarda nüfus gelişmesi ve toprağın tarımsal özellikleri dikkate alınarak belirlenebileceği görüldüğünden, belirtilen nedenlerle, bu yaklaşımın bölgenin özel koşulları nedeniyle planlama esaslarına, şehircilik ilkelerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Diğer yandan, "yerleşim alanlarının gösterimi" hususunun 2011 yılında onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun-Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planında aynı şekilde olduğu ve bu hususun iptali istemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile davanın reddine karar verildiği, kararın bu kısmının Kurulumuzun E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararı ile onandığı görülmektedir.
Bu itibarla, planda kapsamındaki kentsel yerleşik ve kentsel gelişme alanlarının, "kentsel yerleşme alanı" olarak gösterilmesi hususuna ilişkin olarak davacıların temyiz istemlerinin, yukarıda belirtilen açıklama ile reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Korunması gereken alanlara-sulak alanlara ilişkin eksiklikler yönünden;
Davacılar tarafından, çevre düzeni planında, korunması gereken alanlarla ilgili eksikler olduğu, su havzası koruma kuşaklarına yer verilmediği, gösterim eksikliği olan alanların başında sulak alanların geldiği, sulak alanlar ile su havzası koruma kuşaklarının plan paftalarına işlenmemiş olduğu, bu tip alanların etkin bir şekilde korunabilmesi için gerekli veri ve bilgilerin plan paftalarına, gösterim paftasına ve ilgili plan belgelerine eklenmeleri gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı idarece ise, ... Vakfınca açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından verilen karar uyarınca, sulak alanlar ve turbalara ilişkin çevre düzeni planı hükümleri arasına "Sulak alan niteliği ilgili kurumca tespit edilmiş olan bu alanların doğal karakterlerinin korunması esastır.
Bu Alanlarda Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği Hükümlerine göre uygulama yapılır.", “Bu alanlarda yapılacak tüm uygulamalarda, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü'nün uygun görüşünün alınması zorunludur.
Bu alanlarda kirlenme ve bozulmaya yol açacak müdahalelerde bulunulamaz.” maddelerinin eklendiği, Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından plan kapsamındaki illerde ulusal önemi haiz sulak alan ve Ramsar alanı bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle plan paftaları üzerinde bir değişiklik yapılmadığı savunulmaktadır.
Bilirkişi raporunda, "Bilirkişi Kurulumuz, Davacının iddiaları çerçevesinde, dava konusu planın ilgili paftaları ile açıklama raporu ve uygulama hükümleri belgelerini incelemiştir. Planın gösterim paftasında ve incelenen plan paftalarında sulak alanlara ilişkin özel gösterimlere ve su havzaları koruma kuşaklarına ilişkin sınır gösterimlerine rastlanmamıştır.
Ayrıca, Plan Uygulama Hükümleri arasında, genel bazı açıklama ve değerlendirmeler dışında sulak alanlar ve su koruma havzalarına ilişkin olarak herhangi bir madde yer almamaktadır. Plan Açıklama Raporunda da benzer bir durum söz konusudur.
Raporda, sulak alanlar ve su koruma havzalarına sadece birkaç yerde değinilmekte olup, planlama bölgesinde yer alan sulak alanlar, göller, akarsu vadileri ve bunların havzaları gibi somut doğal alanlar özelinde inceleme, açıklama ve değerlendirmelere yer verilmemektedir. Kurulumuz, sulak alanlar ile su havzası koruma kuşaklarının plan paftalarına işlenmemiş olmasının önemli bir eksiklik olduğunu düşünmektedir.
Davalı İdare savunmasında, planlama bölgesi içinde sulak alan olmadığını belirtmekteyse de ... Vakfı tarafından açılan dava kapsamında planlama bölgesi içinde, Yılantaş ve Ağaçbaşı mevkilerinde, yüksek rakım turba sulak alanlarının yer aldığı belirtilmektedir. Ancak dava konusu plan paftaları ile açıklama raporu ve plan hükümleri arasında önemli ekolojik yapılar olan turba sulak alanlarına ilişkin gösterim ve değerlendirmelere yer verilmemektedir.
Kurulumuz konuyu bu yönüyle de değerlendirmenin gerekli olduğunu düşünmektedir.
1/100.000 ölçekli bölge planlama çalışmasının temel amaçlarından birisi; planlama alanı içerisindeki önemli doğal değerler ile ekosistem alanlarının titiz bir biçimde tanımlanması ve bu alanların korunması için gerekli kararların geliştirilmesidir. Dahası, planın kullanıma yönelik öngörülerinin planlama alanındaki doğal değerleri olumsuz etkilemesini önleyecek tedbirlerin alınması da bölge planlamanın temel konular arasındadır.
Dava konusu 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının sınırları içerisinde kalan Yılantaş ve Ağaçbaşı turba sulak alanlarına özgün niteliğini veren turba terimine, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde yer verilmektedir. Yönetmelikte turba terimi. “Oksijen siz ve suya doygun ortamlarda çökelerek birikmiş ve kısmen ayrışmış organik ve inorganik materyallerden oluşan karışım” olarak tanımlanmaktadır.
Aynı Yönetmeliğin Koruma İlkeleri kısmında, turba alanlarını da içeren sulak alanların korunmasında uyulması zorunlu ilkeler şu şekilde listelenmektedir:
a) Sulak alanların kirletilmemesi, doğal yapılarının ve ekolojik karakterlerinin korunması zorunludur. Her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında, sulak alanların işlev ve değerlerinin korunması esastır.
b) Sulak alanlarda biyolojik çeşitliliğin korunması ve geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınır.
c) Sulak alanların akılcı kullanımı ile uyumlu, korunmalarına ve geliştirilmelerine katkı sağlayacak faaliyetler desteklenir ve teşvik edilir.
d) Ekolojik karakteri bozulmuş sulak alanların rehabilitasyonu sağlanır.
e) Kurutulmuş sulak alanların teknik ve ekonomik olarak uygun olanlarının geri kazanımı için gerekli tedbirler alınır.
f) Ramsar Listesinde yer alsın veya almasın uygun sulak alanlarda su kuşları popülasyonlarının arttırılması sağlanır.
Görüldüğü üzere, ilgili Yönetmelik sulak alanlar ile ilgili olarak koruma, geliştirme, iyileştirme, geri kazanım, Biyoçeşitliliğin arttırılması gibi pek çok hedef tanımlamaktadır. Belirli bir bölgede yer alan sulak alanlar özelinde, bu hedeflerden hangilerinin esas alınacağı ve o hedeflere ulaşmak için neler yapılacağı ise ilgili planlama çalışmaları kapsamında ele alınıp belirlenmesi gereken hususlardır.
Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğinde genel çerçevesi çizilen koruma yaklaşımını, belirli bir planlama bölgesi için ayrıntılandıracak ve somutlaştıracak planlama çalışmalarının başında ise 1/100.000 ölçekli bölge planlama çalışması gelmektedir. Oysa dava konusu ÇDP’nda, Plan Uygulama Hükümleri arasına ilgili Yönetmeliğe genel atıf yapan bir madde eklemek dışında bir şey yapılmamıştır.
Plan Açıklama Raporunda ve Plan Uygulama Hükümlerinde turba sulak alanlarının ilgili Yönetmelikte belirtilen yaklaşım içerisinde korunmasına yönelik özel vesomut kararlar yer almamaktadır. Her iki plan belgesinde turba terimine yer verilmediği gibi bu alanlar, ilgili plan paftalarında da gösterilmemektedir. Kurulumuz, bunun önemli bir eksiklik olduğu görüşündedir." şeklinde görüş ve tespitlere yer verilmiştir.
Her ne kadar temyize konu kararda, bu kısım yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 24/06/2011 tarihinde onaylanan Ordu-Trabzon-Rize-Giresun -Gümüşhane-Artvin Planlama Bölgesi 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planının iptali sitemiyle açılan davada, Danıştay Altıncı Dairesinin 29/05/2017 tarih ve E:2011/9150, K:2017/4139 sayılı kararı ile "...plan açıklama raporu ve plan hükümlerinin turba ve diğer sulak alanların Yönetmelikte belirtildiği şekilde korunmasına yönelik kararlardan yoksun olmasının yanı sıra, bu alanların ilgili plan paftalarında da gösterilmediği,
plan açıklama raporu ve plan hükümlerine turba ve diğer sulak alanların Yönetmelikte belirtildiği şekilde korunmaya alınmalarına ilişkin hükümlerin eklenmesi ve Yılantaş- Ağaçbaşı Turba alanının ve diğer sulak alanların ilgili plan paftaları üzerinde gösterilmesi gerektiği hususlarının planı kusurlandırıcı ve şehircilik ilkeleri, planlama esaslarına aykırı nitelikte olduğu" gerekçesiyle "Sulak alanlar - Turba konusu"na yönelik söz konusu çevre düzeni planının iptaline karar verildiği, anılan kararın bu kısmının, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 21/02/2019 tarih ve E:2018/1676, K:2019/700 sayılı kararıyla onandığı görülmektedir.
Uyuşmazlıkta, davalı idarece, yukarıda belirtilen yargı kararının gerekleri dikkate alınarak dava konusu işlemin tesis edildiği savunulmakta ise de, bilirkişi raporundaki tespitler de göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu çevre düzeni planında, sulak alanların korunmasına ilişkin plan uygulama hükümleri arasına "Sulak Alanların Korunması Yönetmeliği"ne genel atıf yapan bir madde eklenmesine karşın, plan açıklama raporunda ve uygulama hükümlerinde, turba sulak alanlarının ilgili Yönetmelik'te belirtilen yaklaşım içerisinde korunmasına yönelik özel ve somut kararlara yer verilmediği, bu alanların, ilgili plan paftalarında gösterilmediği anlaşılmakta olup, bu haliyle yargı kararının gereğinin yerine getirildiğinin kabulüne olanak bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Kaldı ki, aynı hususun iptali istemiyle, ... tarafından açılan başka bir davada, sulak alanların gösterilmemesi hususunun iptaline yönelik verilen Danıştay Altıncı Dairesinin 04/01/2022 tarih ve E:2016/13857, K:2022/75 sayılı kararının bu kısmı, Kurulumuzun E:2022/1846, K:2024/395 sayılı kararı ile onanmıştır.
Bu itibarla, temyize konu kararın korunması gereken alanlara ilişkin ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Daire kararının diğer kısımları yönünden;
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Dayandığı hukuksal nedenler ve gerekçesi yukarıda açıklanan Danıştay Altıncı Dairesi kararının diğer kısımları, aynı gerekçe ile Kurulumuzca da uygun bulunmuş olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar, kararın anılan kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2021/2951, K. 2024/396, 28 Şubat 2024 tarihli karar · Kaynak: Danıştay Karar Arama